1. Dünya Savaşı

1914 1918 afrika alman almanya balkanlar eden genel gerek hindistan ingiltere rusya ya vs..

1.dünya Savaşı

1. DÜNYA SAVAŞI

1.Dünya Savaşı’ nın Sebepleri:

1 Ağustos 1914’ te başlayıp 11 Kasım 1918’ de sona eren 26 devletin katıldığı 4 yıl 3 ay 10 gün devam eden Birinci Dünya Savaşı 5 kıtada etkisini göstermişti.
Almanya’ nın sömürgelerni elde etmek için Asya ve Afrika’ da sınırlı ölçüde yapılmış ve bu yüzden Dünya Savaşı adını almıştı.

Savaştan Önce Avrupa’ nın Siyasi durumuna bakış:

Savaş öncesi yıllarında Avrupa’ da ırk, millet, din ayrılıklarına rağmen uluslar arasında fikir alanında genel bir anlaşma isteği sezilmekle beraber ulusal çıkarlarını sağlamak amacıyla Avrupa iki büyük gruba ayrılmak amacındayıdı.
Bunlardan birinci gruba, Almanya, Avusturya ve Macaristan İmaratorluukları, diğer tarafra ise İngiltere, Fransa Rusya bulunuyordu. Bu her iki gruptan birisinde bağlılık yapacak durumda bulunan küçük devletler varlıklarını koruyabilmek için siyasi olaylari endişeyle takip ediyor, koruycuları olabilecek büyük devletler etrafında toplanmayı düşünüyorlardı.

ALMANYA:
1866’da Avusturya, 1870-1871 Fransa ile yapılan savaşlar sonunda Alman birliği sağlandıktan sonra imparatorluk kurulmuş ve Franfort Anlaşması ile Alsas ve Loren Almanya’ya bağlanmıştı. Bu birleşmeden sonra Almanya endüstri ve ekonomi alanlarında gösterdiği başarılar sayesinde,gerek kalite ve gerekse çokluk ve uczluk bakımından dünya piyasalarına sürdüğü mallarla üstünlük sağlamaya başlamıştı bu üstünlüğü devam ettirmek yolundaki çalışmaları Hindistan’a giden karayolunu emniyette tutmak isteyen ve kendi ekonuomik üstünlüğüne hasım olmak durumunda Almanya’yı gören İngiltere’yi endişe içinde idi. Sömürgeler İngiltere İmparatorluğu’nun hayat damarları durumunda idi.
Kezâ Rusya’da Pansilevizm perdesi altında kendisini Balkanlar’ın koruyucusu saydığıjndan Almanya’non Orta Şark’a ve Güney Avrupa’ya bu ekonomik yayılmasını hoş karşılamıyordu.
Bu görüşlere rağmen,Almanya’nın dünya üstünlüğü yolunda moral,teknik,siyasi ve askeri alanlarında büyük başarılar sağlamaya yön tuttuğu da bir gerçektir.Alman milleti, milli marşlarında da aynı ana fikrin etkisi görülüyordu.

Almanya’ nın siyasi alanlardaki çalışmaları, şöyle özetlenebilir:

1- Muhtemel bir savaşta Alman ordularının Belçika üzerinden geçerek, Fransa’ ya tarruz edebileceğinden bahsedildiği zaman Belçika Kralı birçok müsbet vaatlere rağmen hükümranlık vsıflaı ile bağdaşmayacak bu konuyı derhal reddetmişti.
2- Romanya Kralı 1914 yılında Rus Çarı ile yaptığı görüşmelerde, Avusturya ve Macaristan İmparatorluğu şayet Sırbistan’ a tarruz ederse Çar’ ın Sırbistan’ a yardım edeceği vaadinde bulunmuştu.
3- Rusya’ ya karşı Avusturya’yı korurken 1905 Rus – Japon hartbinden mağlup çıkan Rusya’nın Fransa ile işbirliği yapabileceğini hesaba katıyor, Rusların Balkanlar üzerindeki hakimiyetini kuvvetlendirerel İstanbul ve Ortadoğu emellerinin tekrarlanması isteğine set çekmeyi düşünüyordu. Buna rağmen 1914’ te Rus Çarına gönderdiği özel bir memurla İngiltere’ ye karşı ittifak teklifinde bulunmuş, fakat Çar tarafından reddetilmişti.

Avusturya ve Macaristan İmparatorluğu:
Bu devlet, milletler devleti halinde, yabancı bir egemenlik yöetiminde azınlıklar nüfusunun büyük bir kısmını teşkil ediyordu. Millî birlik yoktu. Her biri ayrı ayrı bir varlık güdüyordu. Yalnız ordu, donanma, dış politika alanlarında ortaklaşa bit yönetim vardı. Parlamentoda usul ve sosyal konularda gruplar teşekkül ediyor, şiddetli çalışmalar ve tartışmalar oluyordu. Bu yüzden de istikrarlı bir çoğunluk sağlanamıyordu. Bütçe çalışmalaı, yasama işleri muhalefet partiler tarafından köstekleniyordu:

Avusturya Nüfusu: Macalar:
10 Milyon Alman 10 Milyon Macar
4,9 Milyon Polonyalı 3 Milyon Sılovak
3,2 Milyon Rotenyalı 3 Milyon Rumen
3 Milyon Çek 1 Milyon Sırp
1,2 Milyon Sılöven 2 Milyon Hırvat
0,7 Milyon Hırvat
Özel olarak 8 millet, 17 memleket, 20 parlamento, 7 parti vardı.
Valkan Harbinde Osmanlı İmparatorluğu’ nun arazisi, Balkan üzerindeki etkileri tarafından paylaşıldıktan sonra, Rusların Sırbistan İmparatorluğu’ nun büyümsei daha ziyade artmıştı. Daha çok Küçük Sırbistan İmparatorluğu’ nun büyümesi bir anlaşmazlık konusu olarak ortaya çıkmışi Balkanlarda Panislavizmin yayılması Avusturta ve Macaristan için tehlike olarak değerlendiriyordu.
Bu bakımdan ilk fırsatta Sırbistan Krallığının ya büsbütün ortadan kaldırılması, ya da Avusturta’ya bağlanması azu ediliyordu. Selanik’ e indirilerekAkdeniz’ e Avusturya için bir çıkış yeri sağlanması da amaç halinde idi.
İtalyanların Tirollar konusunda istekleri de Avusturya’yı endişelendiren nedenlerden birisi idi.
Bu isteklerin sağlanması ancak kuvvetli bir Alman İmparatorluğu’ nun yardımına bağlı olduğundan Alman İmparatorluğu’ nun kader bağlılığı, Avusturya ve Macar İmparatorluğu’ nun sisyasetinde ana fikir oluyordu.

Karşı Taraf:
FRANSA:
Avrupa’daki siyasi durum 1870 – 1871 savaşından sonra Alman – Fransız anlaşmazlığının etkisi altında idi. Fransa kaybettiği Alsas ve Lörenin acısını bir türlü unutamıyor, bu bölgeyi tekrar ele geçirebilmek için her türlü teşebbüse baş vuraktan geri kalmıyordu.
Bir taraftan hudut komşusu Almanya’nın kendisi ile rekabet edecek duruma gelen endüstri alanındaki başarılarını, diğer taraftan dünyanın en kuvvetşi kara ordusu ile boy ölçüşme yolunu tutan deniz kuvvetlerinin gün geçtikçe yeni kuvvete sahip oluşunu, gelecekte Fransa için büyük bir tehlike olarak değerlendiriyordu.
Fransa’nın bütün çabaları, çıkacak bir dünya savaşında parçalanacak olan Alman İmparatorluğu’ nun durumundan faydalanarak, Alsas ve Lören’ i geri almak ve büyük sömürge İmparatorluğunu devam ettirerek ekonomik durumunu geliştirmeyi amaçlıyordu.

İNGİLTERE:
İmparatorluğun hayat damarları sömürgeleri olduğundan, sömürgelerle bağlantıyı sağlamak ve onları emniyet altında tutabilmek için çok kuvvetli bir donanmanın lüzumuna ihtiyaç vardı. Halbuki gün geçtikçe Alman donanması kendisine rakip duruma gelmeye başlaması İngiltere’ yi haklı olarak kuşkulandırıyordu.
Petrol bölgesi olan Musul ve Filistin gibi Akdeniz’ le Hindistan arasında bulunan Müslüman Osmanlı devletlerinin arazisini ele geçirerek, Türk kuvettleri ile Arabistan’ ın ilgisini kesmeye çalışıyordu.

RUSYA:
Rusya 1905 Rus – Japon harbinden mağlup çıktıktan sonra, şark siyasetinden uzaklaştırarak Balkanlar ve Boğazlar üzerindeki isteklerinden bahsetmeğe başlamıştır.
Hakikkatte Balkan Harbi, Birini Dünya Savaşı’ nın bir öncüsünden başka bir şey değildi. Rus Çarlığı’ nın asırlık hayalî emellerinde bir değişiklik olmuştu.
Boğazlara hakim olarak Akdeniz’ e açılmak istiyorlardı.
Rusya’da henüz modern bir kapitalizm kurulmamaış olduğundan Almanya, İngiltere, Fransa gibi medenî Avrupa devletlerinin ekonomik alanlarda elde ettikleri menfaatleri, Rusaya askerî tazyik ve tehditlerle sağlamayı düşünüyordu.
Almanya’ nın mağlubiyeti sayesinde, Avusturya, Macar İmparatorluğu parçalanarak bu imparatorlukta bulunan İslavlar çarlık taçi altında toplanacak ve aynı zamanda İslavlarla meskün olan Galiçya’ yı da ele geçirmek istiyordu.

SIRBİSTAN:
Osmanlı İmparatorluğu zamanında Bosna ve Herseğin Avusturyalılar tarafından alındığı 1908 yılından beri Sırbistan’ın Avusturya’ya karşı millî bir kin ve garazı vardı.
Bu bölgeyi geri almak içindevletin desteklediği birçok gizli cemiyetler kurulmuş ve çalışmalara devam ediyordu.
Sırplarla Hırvatlar arasında din ayrılığı da ayrıca bir anlaşmazlık konusu olmaktan geri kalmıyordu. Bu yüzden balkanlarda ve Orta Avrupa’da ihtilâl amaçları ile devamlı karışıklıklar sürüp gidiyordu.
Sırplar, Habsburg Hanedanının ortadan kalmkası ila Avusturya Macar İmparatorluğu’nun dağılacağı ve ancak bu sayede tahayyül ettikleri büyük Sırbistan’ ın kurulabileceğini umuyordardı. Bu da ancak, kaderlerini Rusya gibi büyük bir davetle bağlanmak suretiyle mümkün olabileceğine inanmış bulunuyorlardı.

İTALYA:
Tunus’ un Fransızlar tarafından himayealtına alınması üzerine Fransa’ ya karşı gizli bir kin beslemeye başlamış ve bu nedenle Almanya ve Avusturya İmparatorlukları ile bir ittifak yapmıştı. Bu suretle Avrupa’ da durumunu kuvvetlendirmiş olmasına rağmen gende oynak bir siyaset gütmeğe devam ediyordu.
1896’ da Habeşisyan’ a yaptığı harekâtın başarısızlıkla neticelenmesine karşılık, Balkan Harbine tekaddüm eden günlerde, Osmanlı İmparatorluğu’ nun zaafından faydalanarak ucuz bir zaferle Trablus ve Bingazi’ yi ele geçirmişti.
Almanya ile Avusturya, Macaristan, Birinci Dünya Savaşı başlayacağı sıralarda ittifak hükümetlerine görei, savunma mahiyetinde olduğunu ileri sürerek tarafsız kalmışlardı.

ROMANYA:
Evellce sıkı bir ittifakla değilse de, savunma ve dostluk bağı ile bağlı bulunduğu Avusturya, Macaristan’ a karşı tarafsız kalmayı arzu ediyorsa da Büyük Romen nüfusunun yaşadığı Transilvanya’ da gözü vardı. Rusya’ dan da Beserabya’ yı almayı tercih ediyordu.

BULGARİSTAN:
Balkan Harbinde başlantgıçta müttefik olduğu devletlerin harbin ikinci devresinde saldıılarına uğrayarak elinden geri alınan Dobruca ile Makidonya bölgelerini almak ve Adalar Denizinde bir çıkış yerine sahip olabilmek amacıyla, diğer Balkan devletlerinin ajsine kaderini Rusya’ ya değil Almanya’ ya bağlanmıştı. Hattâ Almanlarla yaptığı gşzki bir anlaşma yolu ile harp sonunda Türk topraklarından dahi bir kısmı kendisine vaad edilmişti.
Bu yüzden 27 Temmuz 1915’ te Almanya safhında harba girmiş bulunacaktı.

YUNANİSTAN:
Balkan Harbinden sonra müttefikler arasında ganimet paylaşmasından çıkan savaşta Sırplarla işbirliği yaparak Şarki Trakya ve Makidonya’ nın en zengin kısmları ile Epir’ i almıştı. Bununla da yetinmeyerek İde Magalo halâlinin tesiri altında İstanbul ve Batı Anadolu’ ya sahip olmayı tasarlıyordu. Akdeniz’ deki tekmil adaları ele geçirmek ve Bal kan Harbinde elde ettiği toprakları muhafaza etmek için gerekirse Türk¬lerle bir harbi göze almayı düşünüyordu. Sırplarla aralarında karşılıklı yardım antlaşması olmasina mukabil, Yunan Kralının akrabalığı dolayı¬sıyla Almanya İmparatorluğu’na kaşı sempatisi vardı. Bu yüzden itilâf devletlerini tutan Venizelos ile aralannda anlaşmazlık mevcut idi.

Diğer Avrupa Devletleri:

Kendi jeopolitik durumları icabi büyük devletler arasında çikacak bir savaşta toprak bütünlüklerini koruyabilmek için savaşa lakayt kala¬mayacaklarından kaderini bağlayacakları grubu seçmek durumunda idiler.

İSPANYA:
Fransa ile dost geçinen İspanya, Fransa’ dan bir tehlike beklemiyor, çıkıcak bir savaşta muhafaza edeceğini umuyordu.
PORTEKİZ:
İngiltere ile dostluk bağları mevcut olduğundan harp ilânından önce İngiltere ile tam işbirliiğinde bulunduğunu açıkladı.
JAPONYA:
1902’ de İngilizlerle aypılmış bir anlaşma mevcut idi. 1904 – 1905, Rus – Japon savaşında muzaffer çıkmış olan Japonta, çıkacak yeni bir savaşta Almanya’ nun Uzak Doğu’ da edindiği sömürgeleri ve Pasifik’ teki adaları elde etmek için Almanya aleyhinde savaşa katılması bekleniyordu.
Birinci Dünya Savaşı’ nın yılları sırasında Avrupa’ nın siyasî durumu aşağıdaki şekilde özetlenebilir:

A – Dünya büyük devletlerin endüstrileşme gayretleri ve bunun sonucu olarak ham madde sağlamak amaciyle ticaet yollarını emniyet altında tutmak ve üretilmiş mallarına yeni pazarlar kurmak gayreti,
B – Sömürgecilik anlayışına ve çsabalara devam,
C – Panislamizim, pencermanizmi emperyalizm, kapitalizm, militarizm kelimeleriyle açıklanan gizli amaçların sağlanabilmesi için her devletin çeşitli amaçlara geyret gösterdiği göze çarpmakta idi.

OSMANLI İMPARATORLUĞU

Perde arkasında Rusya’ nın maddî ve manevî yardımıyla Bulgar, Sırp, Yunan, Karadağ Ordularının birlikte yaptıkları hareket karşısında, İtalyan harbinden sarsılmış olarak çımış ve Avrupa prestijini kaybetmişti.
Komşu ve Avrupa devlletlerinin Türkiye hakkındaki düşünceleri ve amaçlaı şöyle özeltenebilir:

RUSYA:
Kendisini yıllardan beri İstanbul’ un varisi saydığından, ordunun kuvvetlendirilmesini ve islâhı için yapılan çalışmaları iyi karşılamıyordu. Diğer taraftan İngilizlerle beraber Ermeni meselesini körğkleyerek şark vilâyetleride yapılan ıslâhat bahanesiyle tazyikye bulunuyordu.
FRANSA: Muhtemel bir savaşta düşman saflarında yer alacak Osmanlı İmparatorluğu’ nun arap yarım adasindaki topraklarından Suriye üzerinde gizli emelleri vardı.

Osmanlı İmparatorluğu’ nun Durumu:

1 – Ordunun eğitimi için Almanya’ dan Genereal Leman Von Sanders kumandasında 42 subaylık bir heyet getirerek ordunun teşkilât eğitim konuları üzerinde çalımaya başlamıştı.
2 – İngiletere’ den Limpos adına bir İngiliz amirali emrinde bir değniz heyeti getirilerek donanmanın ıslâhına başlamıştı.
3 – Donanmanın kuvvetlendirilmesi için İngiliz tersanelerinde sipariş edilmiş bulunun 2 harp gemisinin inşaatının bir an evvel tamamlanası İngiltere’ den istanmişti.
Avrupa’ da siyas’i gruplar kurulmaya başlandığı ve bir harp tehlikesi belirtileri hissedildiği sırada Osmanlı Ordusunun ve ülkenin kalkınması hiçbir gruba dahil olmakmaktan ileri geldiği düşüncesininin de tesiri altında, evvelâ Balkan devletleriyle bilhassa Bulgaristan,
Yunanistan ve romanya ile anlaşma yolları aranmış ve müsbet bir sonuç alınamamıştı.
Fransa Hükümeti protokole dahi kıymet vermeyerek Fransız harbiyesinden bir şube müdür muavini vasıtasiyle Cemal Paşa’ ya “Biz Rusya ile görüşerek İstanbul’ daki Fransız elçisi kanal ile size cevap veririz” şeklinde baştan savma bir mütalaa bildirmiş ve bu cevap da hiçbir zaman gelmemiştir.
İngiltere’ ye sipariş ediken 2 harp gemisinin inşaatı da bir türlü sona emiyordu. Cemal Paşa, Rauf Beyle tekrar İngiltere’ ye gönderildi. Bu gemilerin kasten verilmediği Rauf Bey tarafından hissedilmiş ve hükümete bildirilmişti.
ALMANYA: Bosna’ nın Avusturyalılar tarafından işgalini sessizlikle karşıladığı gibi kapitülasyonların kaldırılması hususunda da manevî yardım isteğimize kulak asmamıştı. üBundan başka ilk zamanlarda memleketin kalkınması için kendilerinden istenen kredi yardımı yapılmamış ve Fransızlarla hoş geçinin, onlardan yardım alın şeklinde cevap verilmişti. Kuvvetli bir donanma ve orduya sahip olan Avrupa ve dünya hâkimiyeti peşinde koşan mağrur Alman devlet büyüklerinin Birinci Dünya Savaşı’ na tekaddüm eden günlerde Türkiye’ nin ittifaka girmesi konusundaki soruya verdiği cevapta yakın bir gelecekte Almanya ve üçlü ittifaka hiçbir faydası yoktur, demişti.

Almanya, Türkiye ile yapacağı bu ittifakla şu menfaaatleri plânlıyordu:
1 – Türkiye’ nin, Almanta aleyhine mukabil tarafına katılmasına engel olmak,
2 – Kendi saflarında savaşa girmesi hâlinde büyük Rus kuvvetlerini üzerine çekerek Almanya’ nun yükünü zaltmak,
3 – Gerekirse Türk kuvvetlerinden, Avrupa harp cephelerinden faydalanmaktı.

Osmanlı İmparatorluğu:
Birinci Dünya Savaşı yıllarında Osmanlı İmparatorluğu, birbirini kovalayan İtalyan ve Balkan savaşları dolayısıyla çok yıpranış ve sarsılmış durumdaydı. Aranan bu mağlübiyet sepebleri kısaca şöyle özetlenebilir:
1 – İç politik çekişmeleri dolayısıyla devlet idaresindeki kargaşalık ve zafiyet,
2 – Türkten başka imparatorluk içinde bulunan insanların vatana bağlılıklaının zayıflığı dır.
İtalyan ve Yunanlıların Anadolu kıyılarına yakın adalara yerleşerek, Anadolu’ yu tehdide başlamışlardı.
Halbuki bu sırada Avrupa devletleri, bütün hızı ile Birinci Dünya Savaşına doğru gidiyordu. Jeopolitik surumu dolayısı ile Türkiye’ nin savaşın devamı süresince tarafsız kalması imkansızdı.
Bu tarihlerde Osmanlı İmparatorluğu devlet adamlarından çoğu, şimdili savaşın dışında kalarak, silâhlı tarafsızılık siyasetinin güdülmesi taraftarı idiler.
Dünya Savaşının patlak vermesi üzerine Alman Başbakanı İstanbul’ da bulunan Alman Büyükelçisine gönderdiği bir telgrafla, Türkiye bizimle Rusya’ya karşı aktif tarruz hareketine girebileceği hakkında General Leman’ ın kanaati varsa ittifak imzalaması yetkisi verildiği bildirilmişti.
Harbin kaçınılmaz bir durum alması üzerine Alman – Türk yakınlaşmasının doğuracağı tehlikeyi seen itilâf devletleri, tarafsız kalındığı takdirde Türkiye’ nin bağımsızlığının garanti edileceği, hudutların emniyet altında tutulacağı, paraa ve erzak yardımı yapılacağı, kapitülasyonların kaldırılmasının sağlanacağı ve buna benzer daha bir çok vaadlerde bulunmuşlardır.
Sonunda meclisten gizli olarak aralarında Harbiye Nâzırı Enver Paşa’ nın da bulunduğu 4 kişi 2 Ağustos 1914’ te Osmanlı İmparatorluğu açısından bir çok tehlikeli madde bulunan anlaşmayı imzaladı.

Birinci Dünya Savaşı’ nın Fiilen Başlaması

Avusturta Veliahtı Arşidük, Ferdinand’ ın eşiyle birlikte 28 Haziran 1914’ te ziyaret için geldiği Bosna Hersek’ te Sırp Genelkurmaı Haber Alma Başkanının, başkanı bulunduğu Karael adlı gizli bir cemmiyet tarafından tertip edilen bir suikastte bir Sırplı tarafından öldürülmesi Birinci Dünya Savaşı’ nın hakiki sebepleri ile beraber bütün milletleri böyle bir harp için hazırlanmaya yöneltti.
Avusturya 28 Temmuz’ da Sırbistan’ a harp ilân etti ve ertesi gün Tuna Filosu Belgrat’ ı bombaladı.

RUSYA:
Avusturya ve Macaristan, Sırbistan’ a yürürken genel seferberliğe karar verecğini bildirmişti.Evvela batı sınırındaki birlikleri,bilâhare bütün silâhlı kuvvetlerini seferber etti.

ALMANYA:
Alman İmparatoru doğruca Çar’ la temasa geçerek Almaya’ nın barış isteklerini, Avusturya, Macaistanla Sıbistan arasında halledilecek dâvada başka devletlerin müdahalesinin tehlikeli neticeler verebileceğini ve Rusya’nın 12 saat zarfında Almanya ve Avusturya’ ya karşı seferberliği durdurmazsa genel seferbelik yapılacağını bildirdi. Fakat Ruslar bunu reddetti.
Aynı zamanda Belçika’ dan Fransa’ ya tarruz için serbest geçit yolu isteyen Almanya karşılık olarak tazminat verileceğini bildirdi. Buna rağmen Belçika bunu reddetti.

CEPHELER:
1. Dünya Savaşında Osmanlı İmparatorluğu düşmanları ile başlıca dört cephede çarpışma durumuna gelmişti. Bunlardan üçü dar cephelerde mevzi savaşı halinde, biri ise gerçek operatif harekâtının ceeyan edeceği geniş bir harekât alanı idi.

ÇANAKKALE CEPHESİ: Gelibolu yarımadasının burnuna tıkanmış kalmıştı.
SURİYE CEPHESİ: Şeria nehri ile Akdeniz arasındaki dar bölgede cereyan etmişti.
IRAK CEPHESİ: Dicle nehrinin iki tarafındaki sahada cereyan etmişti.

1916 OLAYLARI:

Kafkas cephesi, Avrupa cephesindeki başarısızlıklar üzerine, Çar Kafkas Ordusu Başkumandanlığına Grandük Nikola’ yı tayin ederek kuvvet miktarını da 700 bin mevcutlu 7 kolorduya çıkartmıştı. Karşısındaki Türk ordusunun mevcudu ancak 64 bin kişi idi. Çanakkale’ den Doğuya Getirilecek Türk kuvvetlerinden evvel iki yanı sarp dağlarla dayalı olarak savunmaya geçen 3. Ordu cephesinde bir yarma yaparak orduya kati bir darbe vurmak amacıyla 11 Ocak 1916’ da 6 misli üstün kuvvetle Rus ordusu saldırıya geçmiş, 5 gün süren çok kanlı ve çetin savaşlarda Rusla bazı bölgelerde geri atılmış ise de 300 km. Cepheyi savunmak zorunda kalmıştır.
17 Şubat’ ta Muş, 2 Martta Bitlis ve Çoruh vadisine ilerleyen Rus kuvvetleri 23 Şubatta İspir’ i almışlardı. Rus deniz kuvvetleri Martta Rize’ ye çıkarak şehri işgal ettiler. Türkler 13.40, düşmanlar ise 20.440 kişi idi.

1917 OLAYLARI:
Ulaştırma güçleşmiş, Endüstri elemanları cepheye sevkedilmiş hammadde ve yiyecek maddeleri güçleşmişti. Rus ordusu silâh ve mühimmat noksanlığından idare ettiği br aydınlar ihtilâli patlak verdi. Çar istifaya mecbur edildi.
Suriye cephesi,
Sözü geçen İngilizler Birssebbi hattına tarruz etmek için hazrılanıyorlardı. Birinci, ikinci Gazze savaşlaı Türk ordusunun başarısı işe sonuçlanmıştı.

SURİYE CEPHESİ:
1., 2. Gazze savaşlarında Türk Ordusu kahramanca savaşmıştı. Hicazda arapların ayaklanması sonunda mekke düştü ve Medinedeki Türk kuvvetleri kuşatıldı.
Irak ve İran cephelerinde İrandan ilerleyen Rus kuvvetlerine karşı 13. Kolordu Hemedan’ da bulunuyordu.
Alman Asya kolu gelmeden İngilizler denizden ve karadan tarruz ederek Bilüssebi meydan muharrebesinde Türk mevzilerini yardılar ve Türk kuvvetleri Kudüs Batısına çekildilerse de İngilizler aldırılarına devamla 8 Aralıkta Kudüsü aldılar.

ÇANAKKALE CEPHESİ:
Türkler 1. Dünya Savaşına müttefikler safında katıldıktan sonra Yumam Başvekili Venizolos’ un devamlı telkinleri ile İngiltere Bahriye Nazırı Çorçil Çanakkale Boğazına Karşı bir harekât yapılması kanaatına varmış ve bunu hükümete ısrarlı teklif etmişti.

Bu harekatın gayesi şöyle özeltenebilir.
1- Hindenbutg’ un ağır darbeleri karşısında Rusya’ nın yardım talebine (Silâh , malzeme, mühimmat)
2- Müttefikler tarafından boğazlar açılarak İstanbul’ un ele geçirilmesi ve Türklere baroşın zorla kabul ettirilmesi,
3- Mütereddit durumda bulunan Balkanlarla tarafsızlar üzerinde başarı halinde sağlanacak müsbet tesir ile itilâf Devletleri safhında savaşa katılmalarını sağlamak.
4- Süveyş kanalı ve Hint Yolu üzerindeki Türk Kuvvetlerinin baskısını azaltmak,
5- Bu suretle stratejik diplomatik ve ekonomik sonuçlar sağlanarak harbin uzamasına engel olmak,

Çanakkale’ nin ve savunma durumu:

Çanakkale boğazı beton tahkimat sistemiyle hazırlanmış olup toprak tahkimat vardı. Boğaz giriş merkez ve çıkış olmak üzere derinlikle savunma bölgelerine ayrılmıştı. Merkez tahkimatı daha kuvvetli yapılmış ve topçunun ağırlık noktası burada toplanmıştı.
Başlangıçta denizden yalnız deniz kuvvetleri ile yapılacak bir zorlama şle boğazı açacaklarını sanan itilâf kuvvetleri ağır zayiatla buna muavffak olmadılar. Bunun üzerine kara ordusu ike müşterek bir harekât zorundakalarak General Homilton kumandasına bir Akdeniz Kuvvetleri Başkumandanlığı teşkil edildi. 13 Şubat 1914’ de boğazın dış tabyaları tahrip edildi.
Ruslar 40000 kişilik bir kuvvetle yardım tekliflerinde bulunukları gibi Yunanlılar da İstanbul’ a gelmeyi arzu ediyorlardı. Boğazları zorlamak için bombardımana devam edildi. 7-8 Mart gecesi gerek mayınlarla ve gerekse boğaz tarabyaları topçu ile çok zarar gören deniz kuvvetleri kara kuvvetsiz boğazı geçemeyeceklerini anlamışlardır. Anzakladan (Avusturalya, Yenizellanda) 70000 kişilik bir kuvvetle 25 Nisan 1915’ de Settülbahır Arıburnu bölgesine karaya çıktılar. 109 Harp, 308 taşıt gemisi özel çıkarma araçları ile denizden desteklenen düşman
kuvvetlerine karşı 5. Ordu savunma yapıyordu. İlk çıkan düşman kuvvetlerine Atatürk’ ün kumanda ettiği 19. Tümen’in 17. Piyape alayı Conk bayırında yaptığı karşı tarruzla düşmanı durdurdu. Savaşa katılan deniz kuvvetleri:

18 Muharebe gemisi,
12 Kravizör,
27 Muhrip,
12 Deniz altı gemisi,
1 Uçak gimisi,
36 Mayın gemisi,
2 Hastahane gemisis,
86 Nakliye gemsisi,
222 Çıkarma gemisi
42 Uçak tahsis edilmişti.

KAFKAS CEPHESİ:
1917 sonunda Musu’ da Ruslarla mütareke görüşmeleri yapılmıştı. Başakale, Gevaz, Bane hattı mütareke sınırı olarak tesbit edildi. Rus Kafkas Ordusu da çok ağır kayıplar vermişti.
Ruslar 8 Nisan 1914’ te Türk-Rus hududuna kadar ilerleyerek Van’ı aldı.
Kafkas-Türk cephesinde harp halinde olan Rus ve Türk hareket orduları arasında askerî hareketlerin kesilmesi şerefli bir sulhun en kısa zamanda elde edilebilmesi için bir barış anlaşması yapmışlardı.

IRAK CEPHESİ:
Bu cephede son olaylar üzerine durum İngilizler lehine inkişaf etmişti.Atatürk evvela arap çetelerini bozguna uğrattıktan sonra Halep kuzeyindeki meviziinde durdurmağa çalıştı. Ahmet İzzet Paşa Harbiye Nazırı ve Baş kumandanlık görevlilerini de üzerine alarak yeni kabineyi kurmuştu.Yıkılmış bir ordui yıpranmış bir halk kitlesinin başına geçerek üstün başarılar sağlamış olan Mustafa Kemal Paşa’ nın önderliğinde bir yeni mücadele başlamıştı.

Mondros Mütarekesi:
Osmanlı İmparatorluğu ile İtilâf devletleri arasında 3 Ekim 1919’ da imzalanan mütarekenin özeti aşağıdadır.
1.Türkiye ordularını derhal eterhis edecek.
2.Bütün savaş gemileri limanlara dönecek.
3. Suriye, Irak ve Trablusgarp’ taki Türk garnizonları teslim olacak.
4. Mütareke şartları gereğince, İtilâf devletleri, Çanakkale ve İstanbul boğazları, Batum, Bakü gibi stratejik yerleri işgal edecek.
5.Demir yolları kontrol altına alınacak.
6.Türkiye, Almanya ve müttefikler ile bütün ilişkilerini kesecek.
7.Barış andlaşmasında ele alınacak konularından söz edilmemiştir.

Birinci Dünya Savaşı Sonunda Mondros Mütarekesi dışında;
Neuilly Barış Antlaşması, Trianon Barış Antlaşması, St. Cermen Barış Anlaşması, Sevr Barış Anlaşması, Versay Barış Anlaşması gibi bir çok antlaşma imzalanmıştır.

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI SONUNDA KURULAN ULUSLAR KURUMU:
Savaş sonunda yapılan barış antlaşmaları ile, mağlup devletlerin, asker miktarı sınırlandırılmış, bozulan ekonomik durum yüzünden işsizlik artmıştı. Yeni bir savaş tehlikesini önlemek ve barışı korumak amacı ile Uluslar Cemiyeti denilen bir teşkilât kurulmuş, bu sayede milletler arasındaki anlaşmazlıkların hal edilmesi düşünülüyordu. Halbuki daha eski tarihlerde kurulmuş bulunan Kahey Devletlerarası Sulh Mahkemesinden büyük bir fayda sağlanmıştı.
28 Nisan 1919’ da Uluslar Kurumu anayasası kabul edilmiş ve kurulun genel sekreterliği 10 Haziran 1919’ da Londra’ da çalışmaya başlamıştı.
Bu Kurum özet olarak şöyle idi:
1. Kurucu üyeler (Barış anlaşmasına imza koyan galip devletler),
2.Davetli üyeler (Bunlar tarafsız kalan devletlerdi),
3.Sonradan giren üyeler.

1.Dünya Savaşı Sonunda bütün devletler bir çok kayıp vermiş ve büyük yaralar almıştı. 30 Ekim 1918 tarihinde biten savaş yaklaşık 4 yıl sürmüştür.

I. DÜNYA SAVAŞINA KATILAN DEVLETLERİN
İNSAN KAYIPLARI

Devletler Nüfusu Silâh altına alınan Ölü Yaralı Esir Toplam
Rusya 181.000.000 12.000.000 1.700.000 5.000.000 2.500.000 9.150.000
Almanya 79.000.000 11.000.000 1.808.000 4.000.000 615.000 7.142.000
Fransa 84.000.000 8.410.000 1.355.000 3.000.000 550.000 6.160.000
İngiltere 461.000.000 8.904.000 910.000 740.000 200.000 3.190.000
İtalya 38.000.000 5.615.000 615.000 947.000 500.000 2.197.000
U.S.A 111.000.000 4.355.000 115.000 191.000 10.000 365.800
Japonya 78.000.000 800.000 300 1.000 — 10.300
Av. Macart. 55.000.000 7.800.000 1.000.000 2.200.000 1.800.000 480.000
Romanya 8.000.000 250.000 185.000 150.000 200.000 535.706
Sırbistan 5.000.000 707.343 120.000 16.000 200.000 480.000
Türkiye 29.000.000 2.850.000 400.000 600.000 300.000 1.300.000
Yunanistan 5.000.000 230.000 14.000 10.000 13.000 27.000
Portekiz 15.000.000 100.000 10.000 10.000 7.000 33.000
Karadağ 435.000 50.000 3.000 10.000 3.000 2.000
Belçika 16.000.000 487.000 7.000 160.000 70.000 300.000
Bulgaristan 5.000.000 600.000 90.000 300.000 150.000 440.000

Tüm Ayrıntılarıyla -ı. Dünya Savaşı

Tüm ayrıntılarıyla -I. Dünya Savaşı
I. Dünya Savaşı 1914 yılında Avrupa’da başlamış ancak dünyanın dört bir yanındaki ülkelerin katılması ve diğer kıtalardaki sömürgelere de yayılması nedeniyle “dünya savaşı” olarak adlandırılmıştır. 1914′te başlayan savaş 1918 yılında sona ermiştir.

Savaşın nedenleri ve başlangıcı
Almanya ekonomisi için kendisine “hayat alanı” olarak Osmanlı İmparatorluğu’nu seçmişti. Bu nedenle Osmanlı Devleti ile yakın ilişkiler kurup İngiltere’nin Hindistan yolu için büyük tehlike olan “Bağdat Demiryolu” projesini kabul ettirmişti. Böylece Üçlü İttifakla Üçlü İtilafın çatıştığı önemli bir alan da Osmanlı İmparatorluğu oluyordu. 1905 yılından itibaren Almanya’nın her olayda karşı tarafla arası açıldı. Fas Buhranları’nda bir şey elde edemeyen Almanya Balkan Savaşları’nın çıkmasına da engel olamadı. Oysa Balkan Savaşı Almanya’ya ekonomik açıdan büyük zarar vermişti. Ayrıca Bağdat-Berlin Demiryolu’nun gerçekleşmesi de Almanya ile Bulgaristan’ın dost olup olmamalarına bağlı idi. 1914 yılına gelindiğinde blokların çatışmasının temel sorunları olan ekonomik çıkar Alses-Loren sorunu üstünlük kurma deniz silahlanması Fas Buhranları Bağdat Demiryolu sorunu Balkanlar’da Avusturya-Rusya çatışması Balkan Savaşı gibi nedenlerden dolayı savaşın çıkması yalnızca bir bahaneye bakıyordu.

Savaşın yakın nedeni de hazırdı. Avusturya’nın Sırbistan üzerindeki üstünlüğünü sürdürmek ve kendi sınırları içindeki Sırpların yaşadığı şehirleri kaybetmemek için her fırsatta Sırbistan üzerine baskı yapıyordu. Bu sürtüşmeler 28 Haziran 1914′de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Veliahdı Franz Ferdinant ve eşinin bir Sırplı tarafından öldürülmesi nedeniyle dünyayı 4 yıl kana bulayacak bir savaşa dönüştü.

Sırp sorununu kökünden çözmek isteyen Avusturya Almanya’nın da ayni görüşte olduğunu öğrenince Sırbistan’a 23 Temmuz’da sert bir nota verdi. İçişlerine karışma hükümleri taşıyan bu nota Rusya’nın Sırbistan’ı yalnız bırakırsa Balkanlar ve Boğazlar üzerinde Almanya-Avusturya egemenliği kurulacağı endişesiyle Sırbistan’ı desteklemesi üzerine reddedildi. Rus desteğini sağlayan Sırbistan seferberlik ilan edince de Avusturya Sırbistan’a 28 Temmuz’da savaş ilan etti. Almanya’nın uyarılarına rağmen Rusya’nın 30 Temmuz’da seferberlik ilan etmesi üzerine Almanya 1 Ağustos’ta Rusya’ya savan ilan etti. Ayni tarihlerde Fransa da seferberlik ilan etmişti. Fransa’ya Belçika üzerinden saldırmayı planlayan Almanya Belçika’ya bir nota vererek bütün zararlarının ödeneceğini ve toprak bütünlüğüne dokunulmayacağı konusunda güvence vererek topraklarından geçiş izni istedi. Belçika bunu reddedince de 3 Ağustos’ta Belçika’ya saldırdı. Bunun üzerine İngiltere 4 Ağustos’ta Almanya’ya bir nota vererek Belçika’yı boşaltmasını istedi. Almanya bu isteği reddedince İngiltere ayni gece Almanya’ya savaş ilan etti. Böylece Avrupa Savaşı çıkmış oldu.

Başlangıçta hemen herkes bu savaşın 19. yy.daki gibi cephe savaşları olacağını en çok 1-15 yıl süreceğini sanıyorlardı. 1871′den beri Avrupa uzun bir barış dönemi geçirmişti. Bu arada ekonomik ilişkiler teknik buluşlar savaş sanayiinin gelişmesi ile yeni savaş silahlarının tahrip gücü artmış savaş yöntemleri değişmişti. Bu savaş yalnız Avrupa topraklarında kalsaydı belki bu tahminler doğru çıkabilirdi. Fakat savaşın gerek yer gerekse zaman bakımından sınırlarını büyüten bir olay oldu. Osmanlı İmparatorluğu kısa bir süre sonra savaşa katildi. Bu yüzden savaş bir Dünya Savaşı niteliği kazandı

Osmanlı’nın savaşa girişi
Osmanlı hükümeti Almanya ile ittifak anlaşmasının imzalandığı gün genel seferberlik ilan edilmişti.(2 Ağustos 1914) Bu karardan iki gün sonrada Osmanlı Devleti tarafsızlığını ilan etmişti. Almanya Osmanlıyı bu tarafsızlıktan ayırmak ve Almanya safında savaşa katılmaya zorlamıştır. Çünkü Osmanlı savaşa girerse yeni cepheler açılacaktı ve Almanya kendi yükünü hafifletmiş olacaktı. Ayrıca Osmanlı Devleti Süveyş Kanalı’nın denetimini ele geçirirse İngiltere sömürgelerine giden yol kapatılmış olacaktı. Diğer taraftan Almanya Osmanlı padişahı’nın halifelik nüfusundan yararlanarak İngiliz sömürgelerindeki Müslümanlar’ı da etkilemeyi düşünüyordu. Boğazların denetiminin Osmanlının denetimi altında olmasıyla da Rusya’ya gidebilecek yardım engellenecek ve Rusya saf dışı bırakılacaktı.

Bu sırada Akdeniz de İngilizlerden kaçan iki Alman savaş gemisi (Goeben-Breslav) Çanakkale’yi geçerek Osmanlılara sığındı. (10 Ağustos 1914) İngiltere bu gemilerin teslim edilmesini istedi. Aslında Osmanlı Devleti tarafsızlığını koruması için bu iki gemiyi elinde tutarak mürettebatını göz altına alması gerekirdi. Daha önceki yıllarda İngilizlere ısmarlanan “Sultan Osman ve Reşadiye” harp gemilerinin taksitinin ödendiği halde Osmanlıya verilmemesi üzerine donanmamızın yükünü hafifletmek için bu iki Alman gemisinin “Yavuz ve Midilli” adi verilerek satın alındığı söylendi.

Bunu tanımayan İngilizlerin Çanakkale Boğazı’na Abluka koyması karakol görevi yapmak için dışarı çıkan savaş gemimize ateş açması yüzünden boğaz kapatıldı.(27 Eylül 1914) Kabine üyelerinin büyük bir bölümünün harp taraftarı olmadığı halde Alman Amirali Souchon Harbiye Bakanı ve Başkomutan Enver Paşanın uygun görmesiyle Türk Donanması Karadeniz’e çıkarıldı. Donanma Rus gemilerini batırma ve Rus limanlarını (Odesa Sivastopol) topa tutmaya başlayınca Rusya Osmanlıya karşı 2 Kasım 1914 de savaş ilan etti. 5 Kasım 1914‘te İngiltere ve Fransa Osmanlı Devleti’ne harp ilan ettiler. Osmanlı devletinin buna 14 Kasım 1914 de “cihad” (din uğruna savaş) ilan etmekle cevap verdi.

Boğazların Rusya’ya Verilmesi
Savaş çıktıktan sonra Çar’ın yaptığı açıklama ile Rusya’nın bu savaşta en büyük kazancının Boğazlar olacağı anlaşılmıştı. Yaklaşık 120 yıldan beri Boğazları koruyan İngiltere ve Napolyon’un “Boğazlar tek başına bir ülke eder” sözü ve Akdeniz sınırlarının ve güvenliğinin Boğazlarda başladığını belirten Fransa Rusya’nın Boğazları ele geçirmesini engellemek için 120 yıldır Osmanlı Devleti’ni Rusya’ya karşı korumuşlardı. Hatta Kırım Savaşı’na fiilen katılmışlardı. Fakat simdi Alman tehlikesi karşısında her ikisi de Rusya’yı kendi yanlarına almak için her şeye razı oluyorlardı. Çar İngiltere ve Fransa’nın bu durumundan yararlanarak Boğazların mutlaka Rusya’ya ait olacağını kabul ettirdi.

Çanakkale Savaşı’nın başlamasından sonra Rusya endişeye düştü. Eğer İngiltere ve Fransa Boğazları ve İstanbul’u ele geçirirse onları oradan bir daha çıkarmak mümkün olamazdı. Hele İngiltere’nin ve Fransa’nın Yunanistan’ı da Çanakkale Savaşı’na katmak için baskı yapmaları İngiltere Ege ve Boğazları Yunanistan’a vereceği endişesini doğurdu ve Rusya’nın tepkisine yol açtı. 4 Mart 1915′de İngiltere ve Fransa’ya verdiği notalarla İstanbul ve Marmara Denizi Rusya’ya katılacak İmroz ve Bozcaada için ise Rusya’nın oyuolmadan karar alınmayacaktı. İngiltere ve Fransa bu Rus notasından hoşlanmamakla beraber Alman tehlikesi karşısında 12 Mart 1915′de İngiltere ve 10 Nisan’da da Fransa Rus isteklerini kabul ettiklerini bildirdiler. Buna karşılık da Rusya İngiltere ve Fransa’nın Orta Doğudaki çıkarlarını kabul ediyordu.

İtalya’nın savaşa katılması
Avusturya 28 Temmuz 1914′te Sırbistan’a nota verirken İtalya’ya haber vermemişti. Almanya İtalya ile iyi geçinmesi için Avusturya’yı uyarmasına ve İtalya’ya ödün vererek desteğini sağlamasını istemesine rağmen Avusturya bu uyarıyı dikkate almamış ve İtalya’ya danışmadan Sırbistan’a savaş ilan etmişti. Almanya ve Avusturya İtilaf Devletleri’ne savaş ilan edince İtalya 3 Ağustos’ta tarafsızlığını ilan etti. Avusturya’nın İtalya’ya hiç ödün vermemesi İtalya’nın tarafsız kalması için yeterli değildi. İtalya’nın içte huzuru yoktu. Ülkü yanlısı olanlar savaşın nimetlerinden yararlanmak için mutlaka savaşa girilmesini savunuyorlardı. İtalya 3 Ağustos tarihli tarafsızlık kararını açıklarken İtilaf Devletleri’ne iyi bir öneri yapılırsa İtalya’nın onların yanında savaşa katılabileceğini de hissettirmişti. 4 Ağustos’tan itibaren de Petersburg ile ilişki kurdu. İtalya’nın amacı kim daha çok çıkar sağlarsa onun yanında savaşa katılmaktı. Kaldı ki Alman-Avusturya tarafının savaşı kazanması durumunda İtalya’nın çıkarı bulunmuyordu. Çünkü İtalyan çıkarları ile Avusturya çıkarları çakışıyordu. İngiltere Fransa ve Rusya İtalya’ya 12 Ağustos’ta Trentino Trieste ve Vallona’yi önerdiler fakat bunu yazılı sekle dönüştürmek istemiyorlardı. Ayrıca Fransa’nınve İtalya’nın askeri yardim istemesi üzerine görüşmeler kesildi. Bu sefer Avusturya ile görüşmelere başlayan İtalya İtilaf Devletleri’nin endişeye düşürüp daha fazla pay almak istiyordu. Rusya’nın Adriyatik’teki İtalyan çıkarlarına karşı çıkması da İtilaf Devletleri ile İtalya’nın anlaşmasını geciktiriyordu. İtilaf Devletleri’nin Çanakkale’ye saldırması ve Boğazların Rusya’ya verildiğinin anlaşılmasından sonra İtalya İngiltere Fransa ve Rusya ile yeniden görüşmelere başladı ve 26 Nisan 1915′te Londra’da yapılan antlaşma ile Adriyatik’te istediği çıkarları İtalya elde etti. Ege’deki 12 ada veriliyor ve Anadolu’nun paylaşılmasında ise Antalya bölgesi İtalya’ya kalıyordu. Yine bu antlaşmaya göre İtalya sömürgesi olan Trablusgarp ve Eritre’de topraklarını genişletebilecekti. İtalya buna karşılık bir ay içinde savaşa katılacaktı. İtalya bu antlaşmadan bir ay sonra 20 Mayıs’ta Avusturya’ya savaş ilan etti. Ağustos ayında bile Almanya ve Osmanlı Devleti ile savaş durumuna girdi. Görülüyor ki; İtalya’nın savaşa katılması için Anadolu topraklarından çok önemli bir bölüm savaş nimeti olarak kendisine verilecekti. İtalya’nın Anadolu üzerindeki isteklerini ise Almanya kabul edemezdi. Nasıl ki Rusya’yı kendi yanına çekmek isteyen İngiltere ve Fransa Rusya’ya Boğazları ve Doğu Anadolu’yu veriyorsalar İtalya’yı da kendi yanlarına çekmek için yine Türk topraklarını vaat ediyorlardı.


Birinci Dünya Savaşı Kronolojisi

1914 yılında, Sırp veliahtının Avusturya’da öldürülmesi, iki hafta içerisinde Balkanların genel bir çatışmaya girmesine sebep olacaktı. Kültürel açıdan sanatı ve edebiyatı, ekonomik ve askerin açıdan en güçlü orduları ve ekonomileri elinde bulunduran Avrupa, bu ufak kıvılcım ile bir ateş topuna dönüyordu…

Birliğini yeni tamamlamasına karşın dev bir deniz gücü oluşturan Almanya, Alsace-Lorraine ile Fransa’nın ve deniz gücü ile İngiltere’nin rakibi olmaya başlamıştı. Rusya ile Avusturya arasında giderek artan toprak krizi, kıtadaki diplomatik ilişkileri iyice germişti… Bu gerilim, sadece savaş ile son bulabilirdi!

Balkanlardaki savaşın patlak vermesinin ardından çekimser bir tutum içerisine giren büyük devletler, Belçika’nın da Balkanlardaki savaşa katılması ile saflarını belli ediyorlar ve Avrupa’nın ilk büyük ölçekli savaşını başlatıyorlardı!

Tüm büyük güçler, bu savaşın birkaç ay içerisinde son bulacağını düşünüyorlardı. Alman genelkurmayının planı; Fransa’yı altı hafta içerisinde ezip geçmek ve ardından Rusya’ya karşı harekata geçmekti. Fransızlar ise, öncelikle Alsace-Lorraine’ni alıp ardından Berlin’e doğru yürümek istiyorlardı. Ancak, bu planlar sadece masada kalacaktı…

1914: Savaş Uzuyor

FransızlarAlsace-Lorraine’ye büyük bir taarruz gerçekleştirdiler, ancak Almanlar tarafından geri püskürtüleceklerdi. Fransız ordusu Nancy’e kadar çekilmek zorunda kalmıştı. Reich komutasındaki Alman orduları Belçika’yı geçip Fransa’nın kuzeyinden Paris’e doğru yürümeye başladılar. Ancak Fransızların oluşturduğu cephe hattını geçemeyen Almanlar, Fransız sınırına kadar çekilmek zorunda kalıyorlardı.

Yılın sonuna doğru savaş tüm Orta Avrupa’yı kapsamıştı, ancak henüz kimin önde olduğu kestirilemiyordu. Savaşın uzun süreceği belliydi…

1915: Savaş Yayılıyor
1914 yılında sessiz alan siviller, 1915 yılında işin önemini kavramaya başlamışlardı. Gönüllü asker alımı artmaya başlamış, çarpışmalar daha kanlı olmaya başlamıştı. Ayrıca İngiltere’nin savaşta daha aktif olması, Almanya’nın işlerini bozuyordu.

Osmanlı askeri gemilerinin Odessa’yı bombalaması, Almanya’nın kara gücü eksikliğini kapatması beklenen Osmanlının savaşa girdiğini tescilliyordu. Aynı sıralarda Rusya’da çıkan Komünist isyan, İngiltere’nin başını fena ağrıtacaktı. Rusya’ya yardım götürülmesi gerekiyordu!

Rusya’ya yardım, ya Kuzey Buz Denizi’nden yada Osmanlı üzerinden gerçekleştirilebilirdi. Buz Denizindeki güçlü Alman filosu, bu yardımın Çanakkale üzerinden gideceğini işaret ediyordu…

Yüzyıllardır denizde yenilgi yüzü görmeyen dev İngiliz Armadası, Çanakkale Boğazında mucizevi bir şekilde yenilecekti. Savaş açısından dönüm noktası olmasa da, Çanakkale Savaşı ilerleyen yıllardaki Türk Kurtuluş Savaşı’nın ilham noktası olacaktı…

Çanakkale’deki yenilgi, savaşın üç yıl daha uzamasına sebebiyet verdi. Bulgaristan’ın Almanya saflarında savaşa girmesine ve itilaf güçlerine olan güvenin azalması Çanakkale ile gerçekleşiyordu…

1916: Yıpratma Savaşı
1916 yılında savaşa hükmeden taraf genel itibariyle Almanya idi. Rus steplerinde kısmen de olsa başarıya ulaşılmış ve İtilaf devletlerinin Balkanlardaki ilerleyişi durdurulmuştu. Tek büyük güç olarak İngiltere kalıyordu.

Irak’taki İngiliz kuvvetlerinin teslim olması Almanyada büyük bir sevinç ile karşılandı. Aralık ayına doğru Almanların Budapeşte’ye girmesi savaşın Almanya lehine döndüğünü tescilliyordu. Tâ ki ABD’nin savaşa girmesine kadar…

1917: ABD Savaşa Giriyor
1917 yılına girilirken İtilaf devletlerinin Fransa’da yenilgiye uğraması büyük bir bunalıma yol açacaktı. Almanların denizaltı savaşına ağırlık vermesi, ABD’nin de kendisini savaşın içerisinde bulmasına sebeb olacaktı…


ABD’in savaşa girmesi, Almanya’nın üstünlük hayallerinin de sonu oluyordu. Milyonlarda ABD askeri birkaç ay sonra Avrupa’ya çıkarma yapacaktı. Aynı zamanda İngilizler Orta Doğu ve Afrikanın büyük çoğunluğunu elde etmişlerdi. Lenin yönetiminin Rusyayı savaştan çekmesi ittifak devletlerini biraz rahatlatsa da, yenilgi kaçınılmazdı…

1918: Savaş Bitiyor
Alman orduları Avrupa’da, Osmanlı orduları da Filistin’de yenilgiye uğruyorlardı. Amerikan top sesleri Berlin’de yankılanıyordu. Almanya için başka alternatif kalmamıştı; Alman panzerlerinden beyaz bayraklar sallanıyordu.

Almanya’nın savaştan çekilmesi tüm İttifak güçlerinin de sonuydu. Birkaç ay sonra savaş son buluyor, Almanya’nın büyük Reich İmpratorluğu hayali Hitler’e kadar erteleniyordu… Osmanlı ise Mondros ile savaştan çekilecekti. Orta Doğu’daki güç dengeleri yeniden çiziliyordu…

> 1. Dünya Savaşı Hakkında Herşey

Yıl 1914:

_SEBEPLER_

-Alıntıdır-
Avrupa’daki dön merkezî devlete karsı, Avrupa ve diğer kıtalarda bulunan yirmi beş kadar devletin giriştiği, o tarihe kadar görülmemiş ölçüde yaygınlaşan ilk büyük savaş. Birinci Dünya savaşı, Avrupa’da ittifak devletleri diye adlandırılan Almanya, AvusturyaMâcaristan, Osmanlı imparatorluğu ve Bulgaristan ile itilâf devletleri diye anılan Fransa, ingiltere, Rusya, Sırbistan, Belçika, Lüksemburg, Karadağ, Japonya, İtalya, Portekiz, Romanya, A.B.D., Yunanistan ve Brezilya arasında oldu.

Savaş öncesi siyası ortam:

1870′ten sonra Avrupa’da siyasî bakımdan önem kazanarak kara devletlerinin en güçlüsü haline gelen Almanya, sanayi alanında büyük bir hızla gelişti, sömürge siyaseti takip etmeğe başladı ve deniz kuvvetlerini artırdı. Doğu ve Batı Avrupa arasında bulunan Almanya, istilâ yolları üzerinde bulunduğundan ve gelecekte iki cepheli bir savaşa girmek istemediği için Bismarck zamanında Rusya ile anlaşmağa önem verdi.

1881 Yılında Almanya, Rusya ve Avusturya imparatorları , arasında bir tarafsızlık antlaşması yapıldı. Fransa’nın Rusya’ya yaklaşmasını hoş görmeyen Almanya, 1881 yılında Rusya ile gizli bir protokol imzalayarak Boğazlar meselesinde Rusya’yı destekleyeceğini vaat etti. Böylece Bismarck Fransa’yı siyasî alanda yalnız bırakarak, Almanya’yı gelecekte iki cepheli bir savaştan sakınmağa çalışıyordu. Bismarck başbakanlıktan çekilince, Rusya ile yapılan anlaşma yenilenmedi. Osmanlı imparatorluğuna yaklaşan Almanya ile ingiltere’nin bozulan ilişkileri Güney Afrika savaşında Almanya’nın Boerleri tutmasıyle büsbütün gerginleşti. Sömürge siyaseti güden Almanya’dan uzaklaşan ingiltere, Japonya’ya yaklaşmağa başladı. Bu sırada Fransa, silâhlı kuvvetlerini güçlendirmeğe başlamış ve Rusya ile ikili bir ittifak yapmıştı, ingiltere I902′de Japonya, 1904′te de Fransa ile dostluk antlaşmaları yaptı. 19041905 Rus-Japon savaşında yenik düşen Rusya, ingiltere ile de anlaşmak ihtiyacını duydu ve 1907′de iran’ın nüfuz bölgelerine ayrılması ve Afganistan’ın ingiliz nüfuzuna bırakılması sonunda, Fransa, ingiltere ve Rusyu arasında bir üçlü antlaşma doğmuş oldu.

Gittikçe artan siyasî gerginlik, Birinci Dünya savaşına kadar Avrupa’da sürekli bir silâhlanma yarışı yarattı. Kara kuvvetleri bakımından Almanya, denizlerdeki üstünlük bakımından İngiltere güçlü durumdaydı. Ayrıca Almanya germencilik siyaseti güdüyor, Rusya islav birliğini kurmağa çalışıyor, ingilizler Anglosaksonların üstünlüğünü iddia ederken, Fransa’da Almanya’dan öç alma düşüncesi yaygınlaşıyordu. Almanya gibi italya da, kendi birliğini kurduktan sonra sömürge siyasetine girişmiş, eski düşmanı Avusturya ile birleşerek sömürgeci devletlerle rekabete başlamıştı. Bu sürede Almanya var gücüyle deniz kuvvetlerini artırmağa çalıştı; 1913 yılında ingiltere’nin deniz inşaatını durdurmak konusundaki teklifini de geri çevirdi.

Savasın sebepleri :

Avrupa’daki siyasî ve iktisadı gelişmeler yüzünden bloklaşan iki grup, uzlaşmaz bir duruma girdi, sürekli bir şekilde silâhlandı. Bu arada Rusya, Balkanlara ve istanbul’a sarkmak istiyor, Avusturya Balkanlar. Almanya da Bağdat yönünde nüfuz siyasetlerini geliştirmeğe çalışıyorlardı, ingiltere ise Almanya’nın deniz gücünü yıkmak, rekabetle başa çıkamadığı sanayi üstünlüğünü ve iktisadî durumunu savaşla geriletmek istiyordu, bu sebeple italya’yı elden kaçırmak istemeyen itilâf devletleri italyanların Trablusgarb’a taarruzuna göz yumdu. Rusya’nın kışkırtmasıyle 1912′de patlayan Balkan harbi itilâf grubunu sevindirdi. Çünkü böylece, Almanya ile Avusturya’nın Balkanlara doğru yayılışı önlenmiş olacaktı.

İngiltere, Hindistan yolu üzerindeki Osmanlı imparatorluğu topraklarını kontrolü altına almak, denizler ve ticaret yolları üzerindeki hâkimiyetini sürdürmek; Fransa AlsaceLorraine’i Almanlardan geri almak ve Osmanlı devletinin güney eyaletlerinden Suriye ve Kilikya’yı ele geçirmek; italya, güney Tirol’u ve Trieste’yi nüfuzu altına almak, işgal ettiği Trablusgarp ve Bingazi ile Oniki adada köklü olarak yerleştikten sonra Ege bölgesinde ve Antalya üzerinde siyasî ve iktisadî isteklerini gerçekleştirmek emelindeydiler. Merkezî devlet lerden Almanya ise, Berlin-İstanhul-Bağdat hattı ile, jeopolitik yönde kuşatılmasına engel olmak için Türkiye’den faydalanmak, hattâ bir himaye kurmak ve yeni sömürgeler ele geçirerek iktisadî alanda güçlenmek dileğindeydi.

Bundan başka Avusturya Balkanlara yayılmak, Sırbistan ise kendi bölgesinde genişlemek istiyordu. Yunanistan, Balkan harbinde işgal ettiği Makedonya’nın en zengin kesimleriyle Epir bölgesini ve Ege’deki Osmanlı adalarını ele geçirmiş olmakla yetinmeyerek, yunan megalo idea’sının sınırlarını istanbul ve Batı Anadolu’ya kadar uzatabilmek için itilâf devletlerine dayanmaktaydı.

Büyük Bulgaristan projesini gerçekleştirmek isteyen Bulgaristan ise Rusya’ya ve itilâf devletlerine yaklaşan diğer balkan devletlerinin aksine, Üçlü ittifaka girmeyi kendi menfaatlerine uygun bulmuştu. Böylece savaşa elverişli ortam yaratıldığı bir sırada, ilk bakışta önemsiz gibi görünen bir kıvılcım, önce Avusturya ile Sırbistan arasında çıktı.

-SİYASİ DURUM-

Savan ilânları:

Avusturya-Macaristan veliahtı arşidük Franz Ferdinand’ın Saraybosna’da öldürülmesi, savaşın patlak vermesine vesile oldu (28 haziran). Avusturya, bu suikasttan Sırbistan’ı sorumlu tuttu ve 23 temmuzda bir ültimatom vererek kabul edilmesi çok güç bazı şartların hemen yerine getirilmesini istedi. Sırbistan hemen hemen bUtün isteklere boyun eğdiğini bildirdiği halde Viyana hükümeti isi daha ileri götürerek Sırbistan ile ilişkilerini kesti (25 temmuz). Çok geçmeden de Sırbistan’a savaş ilân etti (28 temmuz).

Bu tarihten sonra, devletleri birbirinden ayıran antlaşmalar yüzünden savaş kısa zamanda yaygınlaştı, önceleri Almanlar, savaşın Avusturya ile Sırbistan arasında sınırlandırılması tezini .ortaya attılarsa da, öteki devletler açıkça AvusturyaMacaristan lehine olan bu görüşü kabul etmediler; çeşitli arabulma teşebbüsleri de sonuç vermedi.

Rusya ile Avusturya’nın seferberlik ilânından sonra Almanya, l ağustosta Rusya’ya, 3 ağustosta da Fransa’ya savaş açtı. Alman kıtalarının Belçika’yı işgali üzerine de ingiltere Almanya’ya savaş ilân etti (4 ağustos).

Savaşçılar:

1914 Yılında savaş halindeki devletler şunlardı: bir yanda Almanya ile AvusturyaMacaristan; öte yanda Sırbistan, Karadağ, Rusya, Fransa, Belçika ve ingiltere. Bu sonunculara daha sonra ingiltere’nin müttefiki olup Almanya’nın Uzakdoğu’daki yerlerini ele geçirmek isteyen Japonya da katıldı (23 ağustos). Bazı savaş ilânları (meselâ Avusturya ile Batılı devletler arasındakiler) biraz gecikti, iki yanı tutan devletlerin kesin olarak ortaya çıkmasını da başka olaylar etkiledi. Ağustosun ilk günlerinde İtalya ve Romanya mn tarafsızlıklarını açıklamaları Merkezî imparatorlukları hayal kırıklığına düşürdü, ama Almanya hu arada Türkiye’nin ittifakını sağlamayı basardı.
Milletlerarası durum. 1914′iin son aylarında savaşan taraflar iktisadî çabalarını arttırmak gereğini duydular, iktisadî hareketlerin önemi, diplomatik faaliyetlerden ve yeni müttefikler aramaktan çok daha önde geliyordu. Zaten bazı savaşçı devletler çözümlenmesi ‘zor iç meselelerle karşı karşıya bulunuyorlardı; savaş durumu bu meseleleri daha da karışık bir hale soktu. İngiltere hükümeti İrlanda’deki muhtariyet istekleriyle, Osmanlı imparatorluğu da Arap ülkelerindeki ayaklanmalarla karşı karşıyaydı. Patlak veren savaş yüzünden dünya kamuoyu birçok olayın (ağustos’ta Panama kanalının açılması ve eylülde Pıus X yerine Benedictus XV’in seçilmesi) önemini ölçmek imkânını bulamadı.

-ASKERİ DURUM-

Savaş planları:

Stratejik teşebbüs, avusturya başkumandanlığını da kontrolunde tutan alman başkumandanlığının elindeydi. Oysa Almanya’nın karşısındaki devletlerde, ortak bir savaş yönetimi, tek elden emir ve kumanda yoktu. Moltke’nin selefi Schlieffen’den devraldığı planda, Priuvittz’in zayıf birliklerine ve avusturyamacaristan kuvvetlerine Rusları mevzilerinde tutmak görevi verilmekte, bu sırada Fransa’ya karşı taarruz öngörülmekteydi.

Fransız planında ise (1871′den bu yana yapılan taarruz planlarının on yedincisiydj) Metz istihkâmlarının iki yanında Lorraine’e bir saldırı düşünülüyordu. Bu planın 2 ağustostan itibaren uygulanan başka bir şekli Belçika’ya bir Alman saldırısı yapıldığı zaman tertibatın sadece Givert ile Namur arasında Mense nehrine kadar uzatılmasını Öngörmekteydi.

Ruslara gelince, onların mümkün olduğu anda kuvvetlerinin büyük bölümüyle Doğu Prusya’ya saldırıya geçecekleri açıkça bilinmekteydi. Harekât. batı kesimi. Sınır muharebelerinde alman sağ kanadı Lİege’i almayı (16 ağustos) ve Belçikalıları Anvers’e doğru itmeyi (20 ağustos) başardı, ama bu toprakları elinde tutmak için ekim ayına kadar iki kolorduyu burada bırakmak zorunda kaldı. Başlıca harekâta Lorraine’de girişildi. Fransızlar bu bölgede Morhange’ı ele geçirmeyi başaramadılar, ama Nancy ve Charmes’da direndiler; bu sırada Ardennes’Ierde sonuçları alınamayan birtakım çarpışmalar yapılmaktaydı.

23 Ağustostan sonra Sambre nehrinin güneyinde general Bülovv’ un saldırısına uğrayarak yenilen fransız generali Lanrezac, von kluck ordusunun Mons’ta İngilizlerin karşısında bulunduğunu Öğrenince muharebeyi yanda bırakmak zorunda kaldı, bu yüzden fransız ordularının toplu olarak geri çekilmesine yol açtı (24 ağustos6 eylül). Bu sırada Moltke duruma hâkim olduğunu sanıyordu, fakat fransız mareşal Joffre teşebbüsü yavaş yavaş ele aldı, alman ilerleyişini Marne nehri üzerinde durdurdu. Almanları yeniden Aisne ve Vesle nehirleri ardına püskürttü.

Doğu Kesimi:

Galiçya’da Ruslar Avusturyalıların saldırısı karşısında /ör duruma düşmüşlerdi; buna karşılık Doğu Prusya’daSamsanov ve Kennenkampf kumandasındaki rus ordularının ileri harekâtı, Prittwittz’i geri çekilmek zorunda bıraktı; Belçika’dan iki alman kolordusu getirilerek bu kesimin güçlendirilmesi gerekti (25 ağustos). Fakat 22 ağustostan sonra Prittvvittz’in yerini alan general Hindenburg, Samsanov kumandasındaki rus ordusunu Tannenberg’te imha etti (26 ağustos) ve Rennenkampf’ı da Doğu Prusya’dan attı. Bu başarıya rağmen Galiçya’daki rus ordusu ilerlemeler kaydetti, Avusturyalılar Lwow’ıı terkettiler (3 eylül), Karpat dağlarına doğru çekildiler. Alman generali Mackensen’in Torun’dan Lodz’a doğru giriştiği karşı saldırıya rağmen (12 kasım) Memel, Varşovanın batısı ve Goıliç hattında yerleşik bir cephe kurulmuş oldu.

Batı Kesimi:

Marne’daki başarısızlıktan sonra 15 eylülde Moltke’nin yerine Falkenhayn geçti. Alman kuvvetlerinin bütün ağırlığını ilkin batıda kullanmağa karar verdi. Jki taraf da birbirinin kuzey kanadında harekâta geçtiler. Ne Picardie, ne de Artois’da bir basarı elde edildi. Bu andan sonra denize doğru bir yarış başladı. Flandres bölgesinde kanlı çarpışmalar oldu. General Foch t’ransız, ingiliz ve Anvers’ten çekilen belçika kuvvetlerinin harekâtını yönetmekle görevlendirildi. Uzunluğu 75ü km’ye ulaşan, denizden isviçre’ye kadar yerleşik bir cephe kuruldu (kasım ve aralıktaki, Yser ve Ypres muharebeleri.)

Sonuçlar:

1914 Yılı sonunda Moltke’nin planı gerçekleştirilemedi, ama alman topraklarına da düşman giremedi. Sırbistan’ı alt edemeyen Avusturya’nın durumu ise böyle olmadı. Sırp ordusu Avusturyalıları Bosna, Tser ve Rudnik’te yendikten sonra düşman elindeki topraklarını, 13 aralıkta du Belgrad’ı kurtardı. Alman donanması ingiliz donanmasıyle karşılaşmak cesaretini gösteremedi. Almanya Pasifik’teki sömürgelerini Japonlara karşı savunamadı (Kiaoçeu düşmesi, 17 kasım). Fransa, alman istilâsını durdurmayı başardı, fakat topraklarının bir kısmının işgal edilmesi, sonu belirsiz bir savaşın eşiğinde memleketin her alanda sonsuz çabalar harcamasını gerektiren şartlar, bu ülkenin iktisat ve insan potansiyelini azalttı.

Nutuk – 1. Dünya Savaşında Anadolu`nun Durumu Ve Kurtuluş Çareleri-1.bölüm

Nutuk – 1. Dünya Savaşında Anadolu`nun Durumu ve Kurtuluş Çareleri-1.Bölüm


Samsun`a Çıktığım Gün Genel Durum ve Görünüş

1919 yılı Mayısının 19`uncu günü Samsun`a çıktım. Ülkenin genel durumu ve görünüşü şöyledir:

Osmanlı Devleti`nin içinde bulunduğu grup, I. Dünya Savaşı`nda yenilmiş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şartları ağır bir ateşkes anlaşması imzalanmış. Büyük Savaş`ın uzun yılları boyunca millet yorgun ve fakir bir durumda. Milleti ve memleketi I. Dünya Savaşı`na sürükleyenler, kendi hayatlarını kurtarma kaygısına düşerek memleketten kaçmışlar. Saltanat ve hilâfet makamında oturan Vahdettin soysuzlaşmış, şahsını ve bir de tahtını koruyabileceğini hayal ettiği alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa `nın başkanlığındaki hükûmet âciz, haysiyetsiz ve korkak. Yalnız padişahın iradesine boyun eğmekte ve onunla birlikte kendilerini koruyabilecekleri herhangi bir duruma razı.

Ordunun elinden silâhları ve cephanesi alınmış ve alınmakta…

İtilâf Devletleri, ateşkes anlaşmasının hükümlerine uymayı gerekli bulmuyorlar. Birer bahane ile İtilâf donanmaları ve askerleri İstanbul` da. Adana iIi Fransızlar; Urfa, Maraş, Ayıntap (Gaziantep) İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konya`da İtalyan askerî birlikleri, Merzifon ve Samsun`da İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta yabancı subay ve memurlar ile özel ajanlar faaliyette. Nihayet, konuşmamıza başlangıç olarak aldığımız tarihten dört gün önce, 15 Mayıs 1919`da, İtilâl Devletleri`nin uygun bulması ile Yunan ordusu da İzmir`e çıkartılıyor.

Bundan başka, memleketin her tarafında Hristiyan azınlıklar gizli veya açıktan açığa kendi özel emel ve maksatlarını gerçekleştirmeye devleti bir an önce çökertmeye çalışıyorlar.

Sonradan elde edilen güvenilir bilgi ve belgelerle iyice anlaşılmıştır ki, İstanbul Rum Patrikhanesi`nde kurulan Mavri Mira Hey`eti illerde çeteler kurmak ve idare etmek, gösteri toplantıları ve propagandalar yaptırmakla meşgul. Yunan Kızılhaç`ı ve Resmî Göçmenler Komisyonu, Mavri Mira Hey`eti`nin çalışmalarını kolaylaştırmakla görevli. Mavri Mira Hey`eti tarafını, olan yönetilen Rum okullarının izni teşkilâtları, yirmi yaşından yukarı gençleri de içine almak üzere her yerde kuruluşunu tamamlıyor.

Ermeni Patriği Zazen Efendi de, Mavri Mira Hey`eti ile birlikte çalışıyor. Ermeni hazırlığı da tıpkı Rum hazırlığı gibi ilerliyor. Trabzon, Samsun ve bütün Karadeniz sahillerinde örgütlenmiş olan ve 4 İstanbul`daki merkeze bağlı bulunan Pontus Cemiyeti hiç bir engelle karşılaşmadan kolaylıkla ve başarıyla çalışıyor.

Bunlara Karşı Düşünülen Kurtuluş Çareleri

Durumun dehşet ve korkunçluğu karşısında, her yerde, her bölgede birtakım kimseler tarafından kurtuluş çareleri düşünülmeye başlanmıştı. Bu düşünce ile yapılan teşebbüsler birtakım kuruluşları doğurdu. Örnek olarak, Edirne ve çevresinde Trakya – Paşaeli adıyla bir dernek vardı. Doğuda Erzurum`da ve Elâzığ`da Rele genel merkezi İstanbul`da olmak üzere Vilâyât-ı Şarkiye Müdafaa-i hukuk-ı Milliye Cemiyeti kurulmuştu. Trabzon`da Muhafaza-i Hukuk adında bir dernek bulunduğu gibi, İstanbul`da da Trabzon ve Havalisi Adem-i Merkeziyet Cemiyeti vardı. Bu dernek merkezinin gönderdiği temsilcilerle, Of ilçesinde ve Rize sancağında da şubeler açılmıştı.

İzmir`in işgal edileceği konusunda Mayısın on üçünden beri açıktan belirtiler görmüş olan İzmir`deki bazı genç vatanseverler, ayın 14/15`inci gecesi, kendi aralarında bu acıklı durumla ilgili görüşmeler yapmışlar; bir oldubittiye geldiğine şüphe kalmayan Yunan işgalinin ilhakla sonuçlanmasına engel olma kararında birleşerek, Redd-i İlhak ilkesini ortaya atmışlardır. Aynı gece, bu ilkenin yaygınlaştırılmasını sağlamak üzere İzmir`de Yahudi Maşatlığı`na toplanabilen halk tarafından bir gösteri toplantısı yapılmışsa da, ertesi gün sabahleyin Yunan askerlerinin rıhtımda görülmesiyle, bu teşebbüsten beklendiği ölçüde sonuç alınamamıştır.

Milli Kuruluşlar Siyasi Amaç ve Hedefleri

Bu derneklerin kuruluş amaçları ve siyasî hedefleri hakkında kısaca bilgi vermek uygun olur görüşündeyim.

Trakya Paşaeli Cemiyeti`nin ileri gelenlerinden bazıları ile daha İstanbul`da iken görüşmüştüm. Bunlar, Osmanlı Devleti`nin çökeceğini çok kuvvetli bir ihtimal olarak görüyorlardı. Osmanlı vatanının parçalanma tehlikesi karşısında, Trakya`yı, mümkün olursa, buna Batı Trakya`yı da ekleyerek ve bir bütün olarak İslâm ve Türk topluluğu halinde kurtarmayı düşünüyorlardı. Fakat bu amacı gerçekleştirmek üzere o gün için akıllarına gelen tek çare, İngiltere`nin, bu mümkün olmazsa, Fransa`nın yardımını sağlamaktı. Bu maksatla bazı yabancı devlet adamları ile temas kurma ve görüşme imkânları da aramışlardı. Amaçlarının bir Trakya Cumhuriyeti kurmak olduğu anlaşılıyordu.

Vilâyât-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti`nin kuruluş amacı da (tüzüklerinin 2. maddesi), Doğu illerinde oturan bütün halkın dinî ve siyasî haklarının serbestçe kullanılmasını sağlayacak meşru yollara başvurmak, bu illerdeki Müslüman halkın tarihî ve millî haklarını gerektiğinde medeniyet dünyası karşısında savunmak, Doğu illerinde yapılan zulüm ve cinayetlerin sebepleri ile bunları işleyenler ve sebep olanlar hakkında tarafsız soruşturma yapılarak suçluların süratle cezalandırılmalarını istemek. Yerli halk ile azınlıklar arasındaki anlaşmazlığın giderilmesine ve eskiden olduğu gibi iyi ilişkilerin sağlamlaştırılmasına gayret etmek, savaş durumunun Doğu illerinde yarattığı yıkım ve yoksulluğa, hükûmet nezdinde teşebbüslerde bulunarak elden geldiğince çare aramaktan ibaretti.

İstanbul`daki yönetim merkezinden verilmiş olan bu direktife uygun olarak, Erzurum şubesi, Doğu illerinde Türk`ün haklarını korumakla birlikte, Ermeni göçü sırasında görülen kötü davranışlarla halkın hiçbir ilgisi bulunmadığını, Ermeni mallarının Rus istilâsına kadar korunduğunu, buna karşılık Müslümanlara pek gaddarca davranıldığını; hattâ verilen emre aykırı olarak, göçten alıkonan bazı Ermenilerin koruyucularına karşı yaptıkları kötülükleri, güvenilir belgelerle medeniyet dünyasına duyurmaya ve Doğu illerine dikilmiş olan hırs yüklü bakışları hükümsüz bırakacak çalışmalar yapmaya karar veriyor (Erzurum şubesinin basılı bildirisi )

Vilâyât-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti`nin Erzurum şubesini ilk olarak kuran kimseler, Doğu illerinde yapılan propagandalar ile bunların hedeflerini, Türklük, Kürtlük – Ermenilik meselelerini bilim, teknik ve tarih açılarından inceleyip araştırdıktan sonra, ilerideki çalışmalarını şu üç noktada topluyorlar (Erzurum şubesinin basılı raporu) :

1. Kesinlikle göç etmemek,

2. Derhal ilmî, iktisadî ve dinî bakımlardan teşkilâtlanmak,

3. Saldırıya uğrayacak Doğu illerinin her köşesini savunmada birleşmek,

Vilâyât-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti`nin İstanbul`daki yönetim merkezinin, medenî ve ilmî yollara başvurarak maksada ulaşabileceği konusunda fazla iyimser olduğu anlaşılıyor. Gerçekten de bu yolda çalışmalar yapmaktan geri durmuyor. Doğu illerindeki Müslüman unsurların haklarını savunmak üzere I.e Pays adında Fransızca bir gazete yayınlıyor. Hâdisât gazetesinin çıkarma hakkını alıyor. Bir yandan da İstanbul`daki İtilâf Devletleri temsilcilerine ve İtilâf Devletleri Başbakanlarına muhtıra veriyor: Avrupa`ya bir hey`et gönderme teşebbüsünde bulunuyor.

Bu açıklamalardan kolaylıkla anlaşılacağını sanırım ki, Vilâyât-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti`nin kuruluşuna yol açan asıl sebep ve düşünce, Doğu illerinin Ermenistan`a verilmesi ihtimali oluyor. Bu ihtimalin gerçekleşmesinin de Doğu illeri nüfusunda Ermenilerin çoğunlukta gösterilmesine ve tarihî haklar bakımından onlara öncelik tanınmasına çalışanların, ilmî ve tarihî belgelerle dünya kamuoyunu aldatmayı başarmalarına ve bir de müslüman halkın Ermenileri topluca öldüren barbarlar olduğu iftirasının bir gerçekmiş gibi kabulüne bağlı olduğu düşüncesi ağır basıyor. İşte bundan dolayıdır ki, dernek, aynı gerekçeye dayanarak ve aynı yollardan yürüyerek tarihî ve millî hakları savunmaya çalışıyor.

Karadeniz sahilindeki bölgelerde de bir Rum Pontus hükûmeti kurulacağı korkusu vardı. Müslüman halkı Rumların boyunduruğu altında bırakmayıp onların yaşama ve var olma haklarını koruma gayesiyle, bazı kimseler Trabzon`da da ayrıca bir dernek kurmuşlardı.

Merkezi İstanbul`da olan Trabzon ve Havalisi Adem-i Merkeziyet Cemiyeti`nin amacı ve siyasî hedefi adından anlaşılmaktadır. Her halde merkezden ayrılmak gayesini güdüyor.

Memleket İçinde ve İstanbul’da Milli Varlığa Düşman Kuruluşlar

Kurulma yolundaki bu dernekler dışında, memleket içinde daha başka birtakım dernek ve kuruluşlar da ortaya çıkmıştır. Bunlar arasında Diyarbakır, Bitlis, Elâzığ illerinde, İstanbul`dan idare edilen Kürt Teali Cemiyeti vardı. Bu derneğin amacı yabancı devletlerin himâyesi altında bir Kürt devleti kurmaktı.

Konya ve dolaylarında İstanbul`dan yönetilen Tealî-i İslâm Cemiyeti`nin kurulmasına çalışılıyordu. Memleketin hemen her tarafında itilâf ve Hürriyet, Sulh ve Selâmet Cemiyetleri de vardı.

İngiliz Muhripleri Cemiyeti

İstanbul`da çeşitli maksatlarla gizli ve açık olmak üzere kurulmuş, parti veya dernek adı altında birtakım kuruluşlar da vardı.

İstanbul`da önemli sayılabilecek kuruluşlardan biri İngiliz Muhipleri Cemiyeti idi. Bu addan, İngilizlere dost olanların kurduğu bir dernek anlaşılmasın. Bence, bu derneği kuranlar kendi şahıslarını ve kendi çıkarlarını gözetenler ile, kendi çıkarlarının korunma çaresini Lloyd George (Loyt Corc) hükûmeti aracılığı ile İngiliz himâyesini sağlamakta arayanlardır. Bu zavallıların, İngiliz Devleti`nin Osmanlı Devleti`ni bir bütün olarak korumak ve himaye etmek isteğinde olup olamayacağını bir defa olsun dikkate alıp almadıkları, üzerinde düşünülmeye değer.

Bu derneğe girenlerin başında Osmanlı Padişahı ve Halîfe-i Rûy-i Zemîn unvanını taşıyan Vahdettin, Damat Ferit Paşa, Dahiliye Nâzırı olan Ali Kemal, Âdil ve Mehmet Ali Beyler ile Sait Molla bulunuyordu. Dernekte Rahip Frew (Fru) gibi İngiliz milletinden bazı macera heveslileri de vardı. Yapılan işlemlerden ve gösterilen faaliyetlerden anlaşıldığına göre, derneğin başkanı Rahip Frew idi:

Bu derneğin iki yönü ve iki ayrı niteliği vardı. Biri açık yönü ve usulüne uygun teşebbüslerle İngiliz himâyesini sağlama amacına yönelmiş olan niteliği idi. Öteki de gizli yönüydü. Asıl faaliyet bu gizli yöndeydi. Memleket içinde örgütlenerek isyan ve ihtilâl çıkarmak, millî şuuru felce uğratmak, yabancı müdahalesini kolaylaştırmak gibi haince teşebbüsler, derneğin bu gizli kolu tarafından idare edilmekte idi. Sait Molla`nın derneğin açıktan yaptığı çalışmalarında olduğu gibi gizli çalışmalarında da ondan daha çok rol oynadığı görülecektir. Bu dernek hakkında söylediklerim, sırası geldikçe yapacağım açıklamalar ve gereğinde göstereceğim belgelerle daha kolay anlaşılacaktır.

Amerikan Mandası İsteyenler

İstanbul`da erkekli kadınlı ileri gelen bir kısım kimseler de gerçek kurtuluşun Amerikan mandasını sağlamakta olduğu görüşünde idiler.

Bu görüşte olanlar, düşüncelerinde çok direndiler. En doğru yolun kendi görüşlerinin benimsenmesinde olduğunu ispata çok çalıştılar. Sırası gelince bu konuda da bazı açıklamalar yapacağım.

Ordumuzun Durumu

Genel durumu ortaya koyabilmek için ordu birliklerinin nerelerde ve ne durumda olduklarını da açıklamak isterim. Anadolu`da başlıca iki ordu müfettişliği kurulmuştu.

Ateşkes anlaşması ilân edilir edilmez, birliklerin savaşçı erleri terhis edilmiş, silâh ve cephanesi elinden alınmış, savaş gücünden yoksun bir takım kadrolar haline getirilmiştir.

Merkezi Konya`da bulunan İkinci Ordu Müfettişliği`ne bağlı birliklerin durumu şöyle idi :

Bir tümeni (41`inci Tümen) Konya`da, bir tümeni de (23`üncü Tümen) Afyonkarahisarı`nda bulunan 12`nci Kolordu, karargâhıyla Konya`da bulunuyordu. İzmir`de esir olan 17`nci Kolordu`nun, Denizli`de bulunan 57`nci Tümeni de bu kolorduya bağlanmıştı.

Bir tümeni (24`üncü Tümen) Ankara`da, bir tümeni de ( 11`inci Tümen) Niğde`de bulunan 20`nci Kolordu, karargâhıyla Ankara`da idi. İzmit`te bulunan 1`inci Tümen, İstanbul`daki 25`inci Kolordu`ya bağlanmıştı. İstanbul`da da 10`uncu Kafkas Tümeni vardı.

Balıkesir ve Bursa bölgesinde bulunan 61`inci ve 56`ncı Tümenler karargâhı Bandırma`da bulunan İstanbul`a bağlı 14`üncü Kolordu`yu oluşturuyordu. Bu kolordunun komutanı, Meclis`in açılışına kadar, merhum Yusuf İzzet Paşa idi.

3`üncü Ordu Müfettişliği ki, müfettişi ben idim; karargâhımla Samsun`a çıkmış bulunuyordum. Doğrudan doğruya emrim altında olmak üzere iki kolordu vardı. Bunlardan biri, merkezi Sivas`ta bulunan 3`üncü Kolordu`dur. Komutanı yanımda getirdiğim Albay Refet Bey`dir. Bu kolorduya bağlı bir tümenin ( 5`inci Kafkas Tümeni ) merkezi Amasya`da, ötekinin merkezi de Samsun`daydı. Diğeri, merkezi Erzurum`da bulunan 15`inci Kolordu idi. Komutanı Kâzım Karabekir Paşa`ydı. Bu kolordunun tümenlerinden birinin` (9`uncu Tümen) merkezi Erzurum`da, komutanı Rüştü Bey; ötekinin (3`üncü Tümen) merkezi Trabzon`da idi. Komutanı Yarbay Hâlit Bey` di. Hâlit Bey İstanbul`a çağrılmış olduğundan komutadan çekilerek Bayburt`ta gizlenmiş, tümen vekâletle idare ediliyor. Kolordunun öteki iki tümeninden 12`nci Tümen, Hasankale`nin doğusunda sınırda,11`inci Tümen Bayezıt`ta bulunuyordu.

Diyarbakır bölgesinde bulunan 2 tümenli 13`üncü Kolordu müstakildi. İstanbul`a bağlı bulunuyordu. Bir tümeni (2`nci Tümen) Siirt`te öteki tümeni (5`inci Tümen) Mardin`de idi.

Müfettişlik Görevimin Geniş Yetkileri

Benim, bu iki kolorduya doğrudan doğruya emir ve komuta vermekten daha ileri bir yetkim vardı ki, müfettişlik bölgesine yakın olan askerî birliklere de tebligat yapabilecektim. Aynı şekilde bölgemde bulunan ve bölgeme komşu olan illere de tebligatta bulunabilecektim.

Bu yetkiye göre, Ankara`da bulunan 20`nci Kolordu ve bunun bağlı bulunduğu müfettişlik ile, Diyarbakır`daki kolordu ile ve hemen hemen Anadolu`nun bütün sivil yönetim amirleriyle ilişkiler kurabilecek ve yazışmalar yapabilecektim.

Bu geniş yetkinin, beni İstanbul`dan sürmek ve uzaklaştırmak maksadıyla Anadolu`ya gönderenler tarafından, bana nasıl verilmiş olduğu garibinize gidebilir. Hemen ifade etmeliyim ki, onlar bu yetkiyi bana bilerek ve anlayarak vermediler. Ne pahasına olursa olsun, benim İstanbul`dan uzaklaşmamı isteyenlerin buldukları gerekçe Samsun ve dolaylarındaki güvensizlik olaylarını yerinde görüp tedbir almak üzere Samsun`a kadar gitmekti. Ben, bu görevin yerine getirilmesinin bir makam ve yetki sahibi olmaya bağlı bulunduğunu ileri sürdüm. Bunda hiçbir sakınca görmediler. O tarihte Genelkurmay`da bulunan ve benim maksadımı bir dereceye kadar sezmiş olan kimselerle görüştüm. Müfettişlik görevini buldular; yetki konusu ile ilgili talimatı da ben kendim yazdırdım. Hattâ Harbiye Nazırı olan Şakir Paşa, bu talimatı okuduktan sonra, imzalamaya çekinmiş; anlaşılır anlaşılmaz bir biçimde mührünü basmıştır.

Genel Durumun Dar Bir Çerçeve İçinden Görünüşü

Bu açıklamalardan sonra, genel durumu daha dar bir çerçeve içine alarak, çabucak ve kolayca hep birlikte gözden geçirelim:

Düşman devletler, Osmanlı devlet ve memleketine karşı maddî ve manevî saldırıya geçmişler. Onu yok etmeye ve paylaşmaya karar vermişler. Padişah ve halife olan zat, hayat ve rahatını kurtarabilecek çareden başka bir şey düşünmüyor. Hükûmeti de aynı durumda. Farkında olmadığı halde, başsız kalmış olan millet, karanlıklar ve belirsizlikler içinde olup bitecekleri beklemekte. Felâketin dehşet ve ağırlığını kavramaya başlayanlar, bulundukları çevreye ve alabildikleri etkilere göre kendilerince kurtuluş çaresi saydıkları tedbirlere başvurmakta… Ordu, ismi var cismi yok bir durumda. Komutanlar ve subaylar, I. Dünya Savaşı`nın bunca çile ve güçlükleriyle yorgun, vatanın parçalanmış olduğunu görmekle yürekleri kan ağlıyor; gözleri önünde derinleşen karanlık felâket uçurumu kenarında beyinleri bir çare, kurtuluş çaresi aramakla meşgul…

Burada pek önemli olan bir noktayı da belirtmeli ve açıklamalıyım. Millet ve ordu, Padişah ve Halife`nin hâinliğinden haberdar olmadığı gibi, o makama ve o makamda bulunana karşı asırların kökleştirdiği din ve gelenek, bağları dolayısıyla da içten gelerek boyun eğmekte ve sadık. Millet ve ordu bir yandan kurtuluş çaresi düşünürken bir yandan da yüzyıllardır süregelen bu alışkanlık dolayısıyla, kendinden önce, yüce hilâfet ve saltanat makamının kurtarılmasını ve dokunulmazlığını düşünüyor. Halifesiz ve padişahsız kurtuluşun anlamını kavrama yeteneğinde değil… Bu inanca aykırı bir düşünce ve görüş ileri süreceklerin vay haline! Derhal dinsiz, vatansız, hain ve istenmeyen kişi olur…

Diğer önemli bir noktayı da belirtmek gerekir. Kurtuluş çaresi ararken İngiltere, Fransa, İtalya gibi büyük devletleri gücendirmemek temel ilke olarak kabul edilmekte idi. Bu devletlerden yalnız biri ile bile başa çıkılamayacağı kuruntusu hemen bütün kafalarda yer etmişti. Osmanlı Devleti`nin yanında, koskoca Almanya, Avusturya – Macaristan varken hepsini birden yenip yerlere seren İtilâf kuvvetleri karşısında, yeniden onlarla çatışmaya varabilecek durumlara girmekten daha büyük mantıksızlık ve akılsızlık olamazdı.

Bu zihniyette olan yalnız halk değildi; özellikle seçkin ve aydın denen insanlar böyle düşünüyordu.

O halde, kurtuluş çaresi ararken iki şey söz konusu olmayacaktı. Önce, İtilâf Devletleri`ne karşı düşmanca tavır alınmayacak; sonra, Padişah ve Halife`ye canla başla bağlı ve sadık kalmak temel şart olacaktı.

Düşünülen Kurtuluş Çareleri

Şimdi Efendiler, müsaade buyurursanız size bir soru sorayım: Bu durum ve şartlar karşısında kurtuluş için nasıl bir karar akla gelebilirdi?

Açıkladığım hususlara ve yaptığım gözlemlere göre üç türlü karar ortaya atılmıştır.

Birincisi, İngiliz himâyesini istemek

İkincisi, Amerikan mandasını istemek,

Bu iki türlü karar sahipleri, Osmanlı Devleti`nin bir bütün halinde korunmasını düşünenlerdir. Osmanlı topraklarının çeşitli devletler arasında taksimi yerine, imparatorluğu tek bir devletin koruyuculuğu altında bulundurmayı tercih edenlerdir.

Üçüncü karar, bölgesel kurtuluş çarelerine başvurmuştur. Söz gelişi, bazı bölgeler kendilerinin Osmanlı Devleti`nden koparılacağı görüşüne karşı ondan ayrılmama tedbirlerine başvuruyordu. Bazı bölgeler de Osmanlı Devleti`nin ortadan kaldırılacağını ve Osmanlı ülkesinin taksìm edileceğini oldubitti kabul ederek kendi başlarını kurtarmaya çalışıyordu.

Bu üç türlü kararın gerekçesi yaptığım açıklamalarda yer almıştır.

Benim Kararım

Efendiler, ben bu kararların hiçbirinde isabet görmedim. Çünkü bu kararların dayandığı bütün deliller ve mantıklar çürüktü, temelsizdi. Gerçekte içinde bulunduğumuz o tarihte, Osmanlı Devleti`nin temelleri çökmüş, ömrü tamamlanmıştı. Osmanlı memleketleri tamamen parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türk`ün barındığı bir ata yurdu kalmıştı. Son mesele bunun da taksimini sağlamaya çalışmaktan ibaretti. Osmanlı Devleti onun istiklâli padişah, halife, hükûmet, bunların hepsi anlamı kalmamış birtakım boş sözlerden ibaretti.

Neyin ve kimin dokunulmazlığı için kimden ne gibi yardım sağlanmak isteniyordu?

O halde ciddî ve gerçek karar ne olabilirdi?

Efendiler, bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da millî hâki`miyete dayanan, kayıtsız şartsız, bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak!

İşte, daha İstanbul`dan çıkmadan önce düşündüğümüz ve Samsun`da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulanmasına başladığımız karar, bu karar olmuştur.

Ya İstiklal Ya Ölüm

Bu kararın dayandığı en güçlü muhakeme ve mantık şuydu:

Temel ilke, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu ilke, ancak tam istiklâle sahip olmakla gerçekleştirilebilir. Ne kadar zengin ve bolluk içinde olursa olsun istiklâlden yoksun millet, medeni insanlık dünyası karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye layık görülemez.

Yabancı bir devletin koruyup kollayıcılığını kabul etmek insanlık vasıflarından yoksunluğu, güçsüzlük ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir. Gerçekten de bu seviyesizliğe düşmemiş olanların, isteyerek başına bir yabancı efendi getirmelerine asla ihtimal verilemez.

Hâlbuki Türk`ün haysiyeti, gururu ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir!…

O halde, ya istiklal ya ölüm!

İşte gerçek kurtuluş isteyenlerin parolası bu olacaktır. Bir an için, bu kararın uygulanmasında başarısızlığa uğranacağını farz edelim. Ne olacaktı? Esirlik!

Peki efendim. Öteki karalara boyun eğme durumunda sonuç bunun aynı değil miydi?

Şu farkla ki, istiklali için ölümü göze alan bir millet, insanlık haysiyet ve şerefinin gereği olan bütün fedakârlığı yapmakla teselli bulur ve hiç şüphesiz, esirlik zincirini kendi elleriyle boynuna geçiren miskin, haysiyetsiz bir millete bakarak dost ve düşman gözündeki yeri bambaşka olur.

Sonra, Osmanlı hânedan ve saltanatının devam ettirilmesine çalışmak, elbette Türk milletine karşı en büyük kötülüğü işlemekti. Çünkü millet her türlü fedakârlığı göze alarak istiklalini kazanmış olsa da, saltanat sürüp gittiği takdirde, bu istiklale kazanılmış gözüyle bakılamazdı. Artık, vatan ve milletle hiçbir vicdan ve fikir bağlantısı kalmamış bir sürü delinin, devlet ve milletin istiklâl ve haysiyetinin koruyucusu mevkiinde bulundurulmasına nasıl göz yumulabilirdi?

Halifeliğin durumuna gelince, ilim ve tekniğin nurlara boğduğu gerçek medeniyet dünyasında gülünç sayılmaktan başka bir yanı kalmış mıydı?

Görülüyor ki, verdiğimiz kararın uygulanmasını sağlayabilmek için daha milletin alışkın olmadığı bazı konulara dokunmak gerekiyordu. Ortaya atılmasında, kamuoyu bakımından büyük sakıncalar doğuracağı sanılan hususların dile getirilmesinde kaçınılmaz bir zaruret vardı.

Osmanlı Hükümeti`ne, Osmanlı padişahına ve Müslümanların halifesine başkaldırmak, bütün milleti ve orduyu ayaklandırmak gerekiyordu.

Uygulamayı Safhalara Ayırmak ve Basamak Basamak İlerleyerek Hedefe Varmak

Türk ata yurduna ve Türk`ün istiklâline saldıranlar kimler olursa olsun, onlara bütün milletçe silâhla karşı koymak ve onlarla çarpışmak gerekiyordu. Bu önemli kararın bütün gerek ve zaruretlerini daha ilk gününde açığa vurup ifade etmek, elbette isabetli olamazdı. Uygulamayı birtakım safhalara ayırmak, olaylardan ve olayların akışından yararlanarak milletin duygu ve düşüncelerini hazırlamak ve basamak basamak ilerleyerek hedefe ulaşmaya çalışmak gerekiyordu. Nitekim öyle olmuştur. Eğer dokuz yıllık faaliyetimiz ve yaptıklarımız bir mantık silsilesi ile gözden geçirilirse, ilk günden bugüne kadar takip ettiğimiz genel doğrultunun, ilk kararın çizdiği yoldan ve yöneldiği hedeften asla sapmamış olduğu kendiliğinden anlaşılır.

Burada, zihinlerde yer etmiş olması ihtimali bulunan bazı kararsızlık düğümlerinin çözülmesini kolaylaştırmak için, bir gerçeği hep birlikte gözden geçirmeliyiz. Yapılan Millî Mücadele dıştan gelen saldırıya karşı vatanın kurtuluşunu tek hedef olarak kabul ettiğine göre, bu Millî Mücadele`nin, başarıya yaklaştıkça, safha safha bugünkü döneme kadar millî irade rejiminin bütün ilke ve gereklerini yerine getirmesi tabiî ve kaçınılmaz bir tarihî akış idi. Bu kaçınılmaz tarihî akışı gelenekten gelen alışkanlığı ile hemen sezmiş olan hükümdar ailesi, ilk andan başlayarak Milli Mücadele`nin amansız düşmanı kesildi. Bu kaçınılmaz tarihî akışı daha başlangıçta ben de görmüş ve sezmiştim. Ancak, sonuna kadar devam etmiş olan bu sezgimizi başlangıçta bütün yönleri ile açığa vurup ifade etmedik. Gelecekteki ihtimaller üzerinde fazla konuşmak, giriştiğimiz gerçek ve maddî mücadeleye hayalî bir macera niteliği verdirebilirdi. Dış tehlikenin yakın etkilerini derinden duyanlar arasında, geleneklerine, düşünce kabiliyetlerine ve ruh yapılarına aykırı olan muhtemel değişmelerden ürkeceklerin ilk anda direnme güçlerini harekete geçirebílirdi. Başarı için pratik ve güvenilir yol, her safhayı vakti geldikçe uygulamaktı. Milletin gelişmesini ve yükselmesini sağlayacak doğru yol buydu. Ben de bu yolda yürüdüm.

Ancak, bu pratik ve güvenilir başarı yolu, yakın çalışma arkadaşlarım olarak tanınmış kimselerden bazıları ile aramızda zaman zaman görüşler, davranışlar veya yapılan çalışmalardaki uygulamalar bakımından temel veya ikinci derecede birtakım anlaşmazlıkların, kırgınlıkların ve hattâ ayrılmaların da sebebi ve açıklayıcısı olmuştur. Millî Mücadele`ye beraber başlayan yolculardan bazıları, millî hayatın bugünkü cumhuriyete ve cumhuriyet kanunlarına kadar uzanan gelişmelerinde, kendi fikir ve ruh kabiliyetlerinin kavrayış sınırı bittikçe bana karşı direnişe ve muhalefete geçmişlerdir. Bu noktalara, aydınlanmanız ve kamuoyunun aydınlanmasına yardımcı olmak için, sırası geldikçe birer birer işaret etmeye çalışacağım.

Milli Sır

Bu son sözlerimi özetlemek gerekirse, diyebilirim ki, ben milletin vicdanında ve geleceğinde hissettiğim büyük gelişme kabiliyetini, bir millî sır gibi vicdanımda taşıyarak, yavaş yavaş bütün bir topluma uygulatmak mecburiyetinde idim.

Ordu İle Temas

Şimdi Efendiler, ilk iş olmak üzere, bütün ordu ile temasa geçmek gerekiyordu. Erzurum`daki 15` inci Kolordu Komutanı`na 21 Mayıs 1919`da yazdığım bir şifrede :

“Genel durumumuzun almakta olduğu tehlikeli şekilden pek üzüldüğümü ve elem duyduğumu, millet ve memlekete borçlu olduğumuz bu son vicdan görevini yakından, ortak bir çalışma ile yerine getirmemin mümkün olacağı inancı ile bu son memuriyeti kabul ettiğimi; bir an önce Erzurum`a gitmek isteğinde bulunduğumu, ancak, Samsun ve dolayları güvenlik yetersizliği yüzünden kötü bir sona uğrama tehlikesi ile karşı karşıya geldiğinden, buralarda birkaç gün daha kalmak zarureti doğduğunu bildirdikten sonra, beni şimdiden aydınlatmaya yarayacak hususlar varsa bildirilmesini rica ettim.

Gerçekten de Samsun ve dolaylarında Rum çetelerinin Müslüman halka saldırması ve zaten vasıtasız bırakılmış olan bölge yöneticilerinin yabancıların da işe karışmaları yüzünden hiçbir tedbir alamaması, durumu güçleştirmişti.

Tanıdığımız ve kendisinden büyük enerji beklediğimiz bir zatın Samsun`a mutasarrıf olarak tayinini sağlamak için teşebbüste bulunmakla birlikte, 3`üncü Kolordu Komutanı`nı geçici olarak Canik mutasarrıflığına atadım. Bölgede elden gelen bütün tedbirlerin alınmasına, özellikle halkın gerçek durum üzerinde aydınlatılmasına ve orada bulunan yabancı birlik ve subaylardan çekinmeye ve korkmaya gerek olmadığının anlatılmasına önem verildi ve hemen o bölgede millî teşkilât kurulmasına girişildi.

23 Mayıs 1919`da Ankara`da bulunan 20`nci Kolordu Komutanı`na: Samsun`a geldiğimi, kendisi ile daha sıkı ilişki kurmak istediğimi ve İzmir dolaylarına dair daha kolaylıkla alabileceği bilgilerden haberdar olmak istediğimi bildirdim.

Bu kolordunun durumu ile daha İstanbul`da iken ilgilenmiştim. Güneyden Ankara bölgesine trenle nakli söz konusu idi. Bu nakliyatın engellenmekte olduğunu anlamış bulunduğumdan, İstanbul`dan hareketim günlerinde Genelkurmay Başkanı olan Cevat Paşa`dan, kolordunun trenle nakli gecikirse, karadan yürüyerek Ankara`ya sevkini rica etmiştim. Bundan dolayı sözünü ettiğim şifreli telgrafımda,20`nci Kolordu birliklerinin bütün mevcudu ile Ankara`ya gelmeyi başarıp başaramayacağını sordum. Canik sancağı hakkında bilgi verdikten sonra, bir iki güne kadar Samsun`dan karargâhımla bir süre için Havza`ya gideceğimi ve mutlaka Samsun`dan hareketimden önce beni aydınlatacak bilgileri beklediğimi yazdım.

20`nci Kolordu Komutanından, üç gün sonra 26 Mayıs 1919`da aldığım cevapta İzmir`den düzenli bilgi alamadıklarını, Manisa`nın da işgal edildiğini telgraf memurlarının haber verdiğini, kolordunun Ereğli`de bulunan birliklerinin hepsini trenle nakletmeyi başaramadıklarından karadan yürüyüşe başladıklarını, ancak aradaki uzaklık dolayısıyla Ankara`ya ne zaman varacaklarının belli olmadığını bildiriyordu.

Kolordu Komutanı aynı telgrafında Afyonkarahisar`da bulunan 23`üncü Tümen`in mevcudunun azlığından ve orada ellerine geçen erleri bu tümene göndermekte olduklarından söz ettikten sonra, Kastamonu ve Kayseri dolaylarından, güvenlik bozucu bazı olaylarla ilgili haberler gelmeye başladığını bildiriyor ve zaman zaman bilgi vereceğini yazıyordu.

27 Mayıs 1919 tarihinde, Havza`dan, 20`nci Kolordu Komutanı`ndan ve aynı zamanda bu kolordunun bağlı bulunduğu Konya`daki Ordu Müfettişliği`nden, Afyonkarahisar`daki tümenin takviyesi için hangi kaynaklardan yararlanılmakta olduğunu ve kuvvetinin arttırılmasına maddi imkân bulunup bulunmadığını, bugünkü şartlara ve durumumuza göre bu tümene nasıl bir görev verilmesinin düşünüldüğünü sordum.

Kolordu Komutanı, 28 Mayıs 1919`da sorduğum hususlarla ilgili bilgi veriyor ve 23`üncü Tümen düşman bir işgal durumu karşısında yerini terk etmeyecek ve saldırıya uğrarsa bölge halkından alacağı yardımla kendi kesimini savunacaktır diyordu.

Ordu Müfettişi de 30 Mayıs 1919`da verdiği cevapta 23`üncü Tümen, Karahisar`daki güvenliği korumakla birlikte, her türlü işgal olayına her türlü vasıtayla karşı koyacaktır diyordu. Bu vasıtaların hazırlanmakta olduğunu ve Konya`da orduya yardımcı olabilecek bir kuvvetin hazırlanmasına çalışıldığını, ancak bu kuvvetin bir adının ve unvanının bulunmadığını bildiriyordu.

Ben, müfettişliğe yazdığım telgrafta, Konya`da bir vatan ordusu kurulmaktadır, diye bazı haberler yayılmıştır, bunun içyüzü ve teşkilatı nedir demiştim. Böyle bir soruyu yöneltmekten maksadım, biraz da onları özendirmek ve harekete geçirmekti. Müfettişliğin verdiği son bilgi bunun üzerinedir.

Kolordu Komutanı bu açıklama isteğime Konya`da vatan ordusunun kurulduğundan haberdar değilim demişti.

20` nci Kolordu ve Konya`daki Ordu Müfettişliği ile kurduğum temas sonunda edindiğim bilgilerden, dikkat ve uyanıklığı gerektiren noktaları 1 Haziran 1919`da Erzurum`daki 15`inci Kolordu, Samsun`daki 3` üncü Kolordu ve Diyarbakır`daki 13`ncü Kolordu Komutanlarına bildirdim.

Trakya`da bulunan kuvvet ve komuta durumunu bilmiyordum. O bölge ile de temas kurmak gerekiyordu. Bu maksatla İstanbul`da, Genel Kurmay Başkanı Cevat Paşa`dan 16 Haziran 1919`da özel şifre ile – Cevat Paşa ile İstanbul`dan ayrıldığım gün gizli ve özel bir şifre kararlaştırmıştık-, Edirne`de Kolordu Komutanının kim olduğunu ve Cafer Tayyar Bey`in nerede bulunduğunu sordum. Cevat Paşa 17 Haziranda cevap verdi. Cafer Tayyar Bey`in 1`inci Kolordu Komutanı olarak Edirne`de bulunduğunu öğrendim.

Amasya`dan 18 Haziran 1919 tarihinde, Edirne`de 1`inci Kolordu Komutanı Cafer Tayyar Bey `e şifre ile verdiğim direktifte başlıca şu hususları belirttim: Millî istiklâlimizi boğan ve vatanımızın parçalanması tehlikelerini hazırlayan İtilâf Devletleri`nin yaptıkları, İstanbul hükûmetinin esir ve güçsüz durumu sizce de bilinmektedir.

Milletin kaderini böyle bir hükûmetin eline teslim etmek, yıkılmaya mahkûm olmaktır.

Trakya ve Anadolu`daki millî teşkilâtların birleştirilmesi ve milletin sesini bütün gürlüğü ile dünyaya duyurabilmesi için, güvenli bir yer olan Sivas`ta ortak ve güçlü bir hey`et kurulması kararlaştırılmıştır.

Trakya Paşaeli Cemiyeti, yetki sahibi olmamak üzere İstanbul`da bir hey`et bulundurabilir.

Ben İstanbul`da iken Trakya Cemiyeti üyelerinden bazılarıyla görüşmüştüm. Şimdi zaman geldi. Gereken kimselerle gizlice görüşerek derhal teşkilât kurunuz ve benim yanıma da temsilci olarak değerli bir iki kişi gönderiniz. Onlar gelinceye kadar Edirne ilinin haklarının savunucusu olmak üzere, teşkilât üyelerinin beni vekil seçtiklerini belirten imzalı bir belgeyi kendi imzasıyla ve şifreli telgrafla bildiriniz.

İstiklâlimizi kazanıncaya kadar, bütün milletle birlikte fedakârca çalışacağıma mukaddesatım üzerine yemin ettim. Artık benim için Anadolu`dan hiçbir yere gitmemek kararı kesindir.

Trakya`nın manevî gücünü yükseltmek maksadıyla bu talimâta şu bilgileri de ekledim: Anadolu halkı baştan aşağı bölünmez bir bütün haline getirildi. Kararlar, istisnasız, bütün komuta hey`etleri ve arkadaşlarımızla birlikte alınıyor. Vali ve mutasarrıfların hemen hepsi bizimle beraberdir. Anadolu`daki millî teşkilât ilçe ve bucaklara kadar genişledi. İngiliz himayesi altında bağımsız bir Kürdistan kurulması ile ilgili propaganda ortadan kaldırıldı ve taraftarları yola getirildi. Kürtler Türklerle birleşti.

Yunan Ordusunun Manisa ve Aydın Çevresini İşgali

Bu tarihe kadar Yunan ordusunun Manisa ve Aydın çevrelerini de işgal etmiş olduklarını öğrendim. Fakat İzmir`de ve Aydın`da bulunduklarını bildiğim kuvvetlerin ne durumda olduklarına dair daha hiçbir yerden açık bir bilgi elde edemiyordum. Doğrudan doğruya bu kuvvet komutanlarına da bazı emirler yazmıştım. Nihayet 29 Haziran`da, 56` ncı Tümen Komutanı Bekir Sami Bey`in iki gün önceki tarihli bir şifreli telgrafını aldım.

56`ncı Tümen`e İzmir`de Hurrem Bey adında biri komuta ediyormuş. Bu zat ve İzmir`deki iki alayın kılıç artığı subaylarıyla birlikte hemen hepsi esir olmuşlar. Yunanlılar bunları gemilerle Mudanya`ya götürmüşler. Bekir Sami Bey, bu kılıç artıklarının komutasını ele almak üzere gönderilmiş.

Bekir Sami Bey, 27 Haziran 1919 tarihli telgrafında, 22 Haziran 1919 tarihli iki emrimi, ancak 27 Haziran`da Bursa`ya vardığında alabildiğini söylüyor. Verdiği bilgi ve yaptığı açıklamada: Millî gayeleri gerçekleştirecek yeterli vasıtaları bulamadığımdan ve tümenimi yeniden düzenleyip yoluna koyabilirsem daha iyi hizmetlerin yapılmasını mümkün gördüğümden 21 Haziran sabahı Kula`dan Bursa`ya doğru harekete mecbur oldum. Bununla birlikte ve birçok engele rağmen, millî bir mücadelenin memleketin kurtarılması için kaçınılmaz olduğu düşüncesini her tarafa yaymayı başardım diyor. Düşündüklerime ve yaptıklarıma sarsılmaz inancı olduğunu bildiriyor. Bu konuda hemen temaslara başladığını, Çine`de bulunan 57`nci Tümen`e de emir vermemi, kendisine de emir vermekte devam etmemi istiyordu.

Sponsorlu Bağlantılar
Aramalar: 1 dnya sava 1 dünya savaşından cumhuriyetin ilanına kadar yaşanan önemli olayların kronolojik sıralaması 1 dünya savaşı 1 dnya sava resimleri 1 dünya savaşından cumhuriyetin ilanına kadar yaşanan olayların kronolojik sıralaması
Etiketler:1.dünya savaşı 1. dünya savaşı 1 dünya savaşı birinci dünya savaşı 1 .dünya savaşı 1.dünya savaşı boyunca tarafsız kalan devletler 1. dünya savaşında tarafsız devletler 1. dünya savaşı boyunca tarafsız kalan devletler 1. DÜNYA SAVAŞI i. dünya savaşı i.dünya savaşı 1 dünya savaşı boyunca tarafsız kalan devletler 1.dünya savaşı almanya 1.dünya savaşında tarafsız devletler 1 . dünya savaşı .dünya savaşı 1 dünya savaşi 1.dünya savaşında oluşan gruplar 1.dünya savaşı özeti 1 dünya savaşında tarafsız kalan devletler
Dünya Mirasları: Dünya Mirasları, UNESCO ("United Nations Education, Science and Culture" Türkçesi:Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür) tarafından belirlenen kültürel ve doğal varlıkların listesidir.
Dünya Artistik Patinaj Şampiyonaları: Dünya Artistik Patinaj Şampiyonaları 1989 yılından beri düzenlenen şampiyona. Yarışmalara Uluslararasi Buz Pateni Birligi'ne (International Skating Union, kısaca ISU) üye ülkelerden patenciler katılmakta; erkekler, kadınlar, çiftler ve buz dansı dallarında yarışmalar düzenlenmektedir.
FIFA Dünya Kupası: FIFA Dünya Kupası (İngilizce: FIFA World Cup), FIFA tarafından dört yılda bir düzenlenen futbol organizasyonudur.
Dünya Gençler Artistik Patinaj Şampiyonaları: Dünya Gençler Artistik Patinaj Şampiyonaları 13-19 yaş arası patencilerin katıldığı şampiyona. İlk Dünya Gençler Şampiyonası "ISU Junior Figure Skating Championships".
Savaşır, Posof: Savaşır, Ardahan ilinin Posof ilçesine bağlı bir köydür.
Savaşın Felaketleri: Savaşın Felaketleri (İspanyolca Los desastres de la guerra), İspanyol ressam Francisco de Goya'nın 1810 ile 1815 yılları arasında çizdiği 82 gravürden oluşan bir dizi resimdir.
Savaşım: Savaşım online bir stratejik savaş oyunudur. Oyun 3 farklı kutuptan oluşuyor. Bunlar;
Savaşır Kalesi: Ardahan'ın Posof ilçesi Savaşır (Cancak) Köyü’nün güneydoğusunda üç yanı vadi ile çevrili oldukça yüksek bir tepe üzerinde kurulmuştur.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir