2 Milyarlık Arabalar

Sponsorlu Bağlantılar
ama annesi araba bayan bey diye fark gelecek gelen gibi istanbul kalp mahmut muahaha muha oraya rahat saat siren yol 2 Milyarlık Arabalar 8 Milyarlık Arabalar 1 milyarlık arabalar 2 milyarlık arabalar 8 milyar..

750 Milyarlık Araba (of Of Oofff:) )

insanın böyle bir arabası olunca gece rahat uyuyamaz ki!:muahaha:


FAZLASI HARAM:muha:

Beş Milyar Yaşındaki Çocuk.!


“.. Kalp masajı yaparak acile girdiğimizde uzun uğraşlarımıza rağmen hastayı kurtaramamıştık… Saçında, pazardan alınmış ucuz tokasıyla minik kız, insanlığın büyük sedyesinin üstünde beş milyar yıl yaşındaydı artık….Başımı onun anne acısı önünde eğip, ambulansla şehrin karmaşası içine daldım yeniden.…”
Yer: Mahmut Bey Gişeleri Yanı, İSTANBUL

-Saat 19:11 vaka çıkışı yaptık

Anonsundan sonra hızla bize adres diye söylenen özel hastanenin önüne doğru ilerlemeye başladık. Her zamanki gibi şehir bütün karmaşasıyla önümüzde tüm engellerini oluşturmaya başlamıştı.

Yanan kırmızı ışıklar, kavşak inşaatları nedeniyle tek şeride düşen yollar, önümüzü açmakta hiç acelesi olmayan makyajlı bayan sürücüler, elinde sigarası veya telefonuyla çok acele gitmesi gereken işlerine giderken siren seslerini duymazdan gelen erkek sürücüler.

Biz tepemizde yanıp sönen mavi ışıklarımız ve bu şehrin tüm acılarının metalik sesi olan sirenimizle yol bulmaya çalışarak, o adresteki özel hastanenin önüne vardığımızda kimsecikleri görememiştik.

Komuta merkezini arayıp adresin ayrıntısını öğrenmeye çalıştığımızda, otoyolun diğer tarafında hastanın olduğunu ama oraya ulaşmanın zor olacağını öğreniyorduk. Şehirde adressiz olan karşı mahalleden gelecek hastayı beklemeye başlamıştık. Bir süre sonra üst geçitten kucağında bir çocukla koşarak gelen kadını fark ettim.

Yağmur yağıyordu şehrin tüm kirliliğini yıkamak için. Kucağında kirli beyaz bir battaniyeye sarılmış çocuğuyla koşup gelen kadına doğru koşup, çocuğu kucağından aldım. Annesi nefes nefese kalmıştı. Karanlıkta özel hastanenin parlak ışıkları, karşımda tüm göz alıcılığıyla yanıp duruyordu. O hastanenin sadece sokağa düşen ışıklarından yararlanabileceğimizi düşünerek çocuk kucağımda ambulansa doğru koşmaya başladım.

“5 MİLYON LİRA BULAMADIM, SİZİ ÇAĞIRDIM”

Arkamdan annesinin zorlu nefesini duyabiliyordum. Ambulansta bekleyen hemşire Esra hanım hemen kapıyı açıp, beni içeri aldığında battaniyeye sarılmış çocuğun yaşam fonksiyonlarını incelemeye başlamıştım. Bir süre sonra ambulansın kapısı yeniden açıldı ve anne ağlayarak içeri girdi. Ağlamamasını söyleyerek, hastanın şikayetlerini öğrenmeye çalıştım.

-Kusura bakmayın, özür dilerim, mecbur kaldım sizi çağırmaya dedi ağlayarak.

-Komşulardan istedim beş milyon vermediler bana, yoksa dolmuşla gidecektim hastaneye. Kusura bakmayın ablamın evi de hemen yanımızda, ondan da istedim dolmuş parası ama oda kapıyı yüzüme kapadı. Çocuğun durumu birden kötüleşti. Son iki yıldır uğraşıyoruz. Bir çare bulamadık.

-Sana ne oldu böyle üstün başın hep çamur olmuş dedim.

-Şimdi arkanızdan koşarken düştüm dedi ağlayarak.

Hemşire hanım peçete, kağıt havlu verdi anneye. Çok zayıf düşmüştü. Ama gözlerinin içindeki tertemiz yaşama ışıltısı hemen fark ediliyordu. Çocuğuna olan bakışlarını hiç ayırmıyordu üzerinden.

DİYALİZ HASTASI ÇOCUK…

Benim hastalığı hakkındaki sorularımı, daha önce defalarca anlatmanın verdiği alışkanlıkla ve tıbbi terimlerle anlatıyordu bu arada; Beş yaşında kız çocuğuydu, üç yaşındayken yüksek ateş sonrası havale geçirmişti. O zamanlar Urfa’nın bir köyünde oturuyormuşlar. Hastaneye çok geç götürebilmişler ve beyninde kalıcı hasarlar oluşmuş. Sonrasında her iki böbreği de iflas edince ameliyatla çıkarılmış ve diyalize bağlanmış.

Çocuğun tedavisi daha iyi olur diye akrabalarının yanına, buraya İstanbul’a göç etmişlerdi. Otoyolun karşısındaki gecekondularda oturuyormuşlar. Yeşil kartları vardı. Kocası inşaatlarda çalışıyormuş ama geçimleri çok zor oluyormuş ancak kira ve yemeğe yetiyormuş.

Ambulansın içinde boğazında nefes alıp vermesi için takılmış bir tüp ve buna bağladığımız makinelerle hayatta kalan, adını bilmediğim kız çocuğuyla devlet hastanesine doğru ilerliyorduk.

Kocaman kırmızı sedyede minicik vücudu, zamanın bir sonraki anında da var olmak için çabalayıp duruyordu. Beş yaşında, saçları kısacık kesilmiş, annesi bilinci kapalı kızının saçlarına renkli tokalar takmıştı. Çocuk beş yaşında ama iki yaşındaymış gibi kısa ve ağırlıksız kalmıştı.

“ÖLECEK BİLİYORUM AMA…”

Onun ağırlığı kütlesiyle değil varlığıylaydı sanki. Yüzüne çökmüş hüznün ağırlığını hissediyordum, onun on kilo değil, on bin kilo olduğunu düşündüm. Beş yaşında değildi de beş bin yaşındaydı sanki. Ambulansın taşıdığı sadece bir çocuk değildi insanlığın taşıdığı binlerce çocuktu.

-Öleceğini söylemişlerdi hastaneden. Zamanı belli olmadığı için bizi gönderdiler eve. Belki bir ay belki bir yıl sürer dediler. Hastanede yoğun bakımı meşgul etmesin dediler, başka hastalara yer açılsın diye bizi eve göndermiştiler dedi annesi ölüme kendini günlerdir alıştırmış olmanın verdiği rahatlıkla.

-Ölecek yakında biliyorum, çaresi de yok ama ne bileyim işte yinede sizi çağırayım dedim dedi ağlayarak.

LÜKS ARABALAR YOL VERMİYORDU

Ambulans, yoğun trafikte yol açmaya çalışarak ilerlerken, tepemizde şehrin acılarını, bitip tükenen hayatların çığlıklarını, siren sesiyle bağırıyordu. İçeride güzel kaşlarını kapalı gözlerinin üstüne yay gibi çekmiş, gırtlağında plastik bir boruyla tüm gücünü sadece nefes alıp vermeye harcayan minik bir kız çocuğu, üstü başı şehrin kirliliği ve çamuruyla kirlenmiş, ümitsizliği kendine ağır bir yük olan annesiyle ilerliyorduk.

İlerleyemiyorduk daha doğrusu. Önümüzde bencilliğinin doruklarındaki lüks arabalar yol vermiyorlardı, tek gayreti nefes almak olan çocuğa ve tek serveti çocuğu olan anneye. Oysaki ambulans sadece bir makine olduğu halde çığlıklarla bağırıyordu ” yol verin! ” diye.

Ambulansın arkasında ise bu durumdan faydalanmak isteyen “akbaba sürücüler” sıralanmaktaydılar. Çocuğun ölmekte oluşundan çıkar sağlayan, açılan yoldan bencilliklerinin ve çıkarlarının doruklarında yaşayan insan (cık) ların arabaları ilerlemekteydi. Ambulansı öylesine yakından takip ediyordular ki, ani bir fren yapacak olsak arkadan bize çarpmamaları mümkün değildi.

YİNE Mİ 112…

Kucağımda beş bin yaşında on bin kilo ağırlığında ki minik bedenle daha önce tedavi gördüğü hastanenin acil servisine girdiğimde, meslektaşlarımın “yine mi? 112″ bakışlarıyla karşılaştım.

Hastayı kısaca anlattıktan sonra ilgisiz meslektaşlarımın “tamam biliyoruz biz bu hastayı, ama yapacak bir şey yok, bizde çocuk nefroloji de yok, başka hastaneye götürün” deyip işin içinden kolayca çıkışlarının verdiği rahatlıkla uzaklaşmalarını gördüm.

Çocuk kucağımda ambulansa geri dönüp, başka bir hastane aciline doğru yeniden şehrin karmaşasıyla boğuşarak ilerlemeye başladık.

HASTAYI KURTAMADIK

Diğer hastaneye yaklaşmışken, monitörde kalbin atımını gösteren çizgilerin artık kararlı yapısını yitirdiğini, sanki gizli bir elin oraya girerek, oluşan dalgalarla oynadığını, iki elinin arasına alarak önce kalbi sıkıştırdığını sonra da her iki ucundan tutup dümdüz çektiğini gördük. Kalp masajı yaparak acile girdiğimizde uzun uğraşlarımıza rağmen hastayı kurtaramamıştık. Sessizce geldiği bu dünyadan sessizce ayrılmıştı artık.

Saçında, pazardan alınmış ucuz tokasıyla minik kız, insanlığın büyük sedyesinin üstünde beş milyar yıl yaşındaydı artık. Ve insanlık onun bu beş milyar yıllık bedeniyle beraber ölmüştü. Acil servisten çıkarken annesiyle göz-göze geldik. Bir şey sormadı, başımı onun anne acısı önünde eğip, ambulansla şehrin karmaşası içine daldım yeniden.

Yazan: Dr. Şenol Oymak
Bağcılar – Güneşli 112 Nokta Hekimi

Etiketler:1 milyarlık arabalar 2 milyarlık arabalar 8 milyarlık arabalar 1 milyarlık araba 750 milyarlık arabalar 1000 milyarlık arabalar 7-8 milyarlık arabalar 2 milyarlık araba 3 milyarlık arabalar 1 MİLYARLIK ARABA 24 milyarlık bisiklet 1 milyarlik arabalar 12 milyarlık arabalar 1 milyarlık satılık arabalar 1 ve 5 milyarlık arabalar 10 milyarlık araba modelleri 750 milyarlık araba (of of offf:) ) 3 milyarlık araba resimleri 60 milyarlık arabalar 25 milyarlık arabalar
Araba (anlam ayrımı): Araba veya Arabalar şu anlamlara gelebilir:
Arabalar 2: Arabalar 2, Pixar'ın yapımlığında bir bilgisayar-animasyon 3-D filmidir ve 2006 yapımlı Arabalar filminin devamıdır.
Arabalar (film müziği albümü): Arabalar, aynı isimdeki Pixar yapımı animasyon filminin özgün müzik albümüdür. Albümdeki parçaların dokuzu popüler sanatçılar tarafından seslendirildi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir