Ahmet Kaya Onlar Gelmeyecek Sözleri

ahmet bahtiyar ilk ki saz volta yok Ahmet Kaya Onlar Gelmeyecek Sözleri Yemin Ederimki Nergislerini Ateşe Vermedim gitti gider dönermi bilmem aşk ateşi bu sönermi bi..

Bazı Ahmet Kaya

Adı Bahtiyar (Gökyüzü)

Geçiyor önümden sirenler içinde
Ah eller üstünde, çiçekler içinde
Dudağında yarım bir sevdanın hüznü
Aslan gibi göğsü, türküler içinde.
Rastlardım avluda hep volta atarken
Cigara içerken yahut coplanırken
Kimseyle konuşmaz dal gibi titrerdi
Çocukça sevdiği çiçeği sularken.
Diyarbakırlıymış adı Bahtiyar
Suçu saz çalmakmış öğrendiğim kadar
Geçiyor önümden gül güzlü Bahtiyar
Yaraldığım yerde kalan sazı kadar.
Beni tez saldılar o kaldı içerde
Çok sonra duydum ki Yozgat'ta sürgünde
Ne yapsa ne etse üstüne gitmişler
Mavi gökyüzünü ona dar etmişler.
Gazete de çıktı üç satır yazıyla
Uzamış sakalı çatlamış sazıyla
Birileri ona; ölmedin, diyordu
Ölüm yanında hüzünle gülüyordu.
Diyarbakırlıymış adı/kod adı Bahtiyar
Suçu saz çalmakmış öğrendiğim kadar
Geçiyor önümden gül güzlü Bahtiyar
Yaraldığım yerde kalan sazı kadar.

Adı Yılmaz

Dalyan gibi bir çocuktu
Benim gözümde küçüktü
Küstüde dağlara cıktı
İner mi inmez mi bilmem
Şimdi dağların tozudur
Belki isyanın sazıdır
Halen kalbimde sızıdır
Diner mi dinmez mi bilmem
Adı Yılmaz kendi Yılmaz
Makamı yok dem tutulmaz
Dağlara soru sorulmaz
Döner mi dömez mi bilmem
Mavi gözleri boncuktur
Ölüm korkusu şuncuktur
Azrail atı kancıktır
Biner mi binmez mi bilmem
Parkasına kar yağmıştır
Bir kenarda ağlamıştır
Belki elleri yanmıştır
Söner mi sönmez mi bilmem
Adı Yılmaz kendi Yılmaz
Makamı yok dem tutulmaz
Dağlara soru sorulmaz
Döner mi dömez mi bilmem

Ağladıkça

Dağlarda öfkeli başım Serhat’ta hep akşam oluyor
Nasipsiz kıştan mı, yamurdan mı yoksa aşktan mı
Ağladıkça,
Ağladıkça dağlarımız yeşerecek
Görecek, göreceksin
Ağladıkça,
Ağladıkça
Geceği tutacağız göreceksin
İlk yazda bitti telaşım
Alnımda hep kavga duruyor
Vakitsiz kırstan mı
Bahardan mı yoksa aşktan mı
Ağladıkça,
Ağladıkça bozkırlar yeşerecek
Görecek göreceksin
Ağladıkça,
Ağladıkça
Güneşi tutacağız göreceksin

Ağlama Bebek

Ağlama bebek, ağlama sende
Umut sende herşey sende.
Yağmur gibi gözlerinden akan yaş niye
Bu kırgınlık bu dargınlık sıkıntın niye.
Çok uzakta öyle bir yer var
O yerlerde mutluluklar
Bölüşülmeye hazır
Bir hayat var.
Ağlama bebeğim ağlama sende
Yarın sende herşey sende.
Dalıp dalıp derinlere düşünmen niye
Bu suskunluk bu durgunluk kızgınlık niye.

Ah

Yüzünün yarısı göz kadife yansımalı
bulutlu siyah ah bulutları eflatun
o boy aynasından çıktı fransızın malı
vişne asidi vardı tadında rujunun
ah sinema yıldızı filan olmalı
ağızlığı kristal son derece uzun
bir kibrit çakıldı mı ah yağmurluklu kız
alevinden anlamlı dumanlar üfürüyor
ah çocuk yüzünde gül goncası ağız
saçlarından incecik su tozu dökülüyor
sığınak gibi derin ağaçlar gibi yalnız
karartma başlamış ışıklar örtülüyor
ellerinde ruh gibi ah portakal kokusu
kırkmaları morsalkım göz kapakları saydam
çok vapurun battığı bir liman orospusu
bir hırsla öptüm ki ah ölürüm unutamam
ay ışığında deniz akordeon solosu
pırıl pırıl yaşadım üç dakika tastamam
görkemli çadırında italyan lunaparkın
sanki zeytin düşürür yerlere gözlerini
ah tahtına kurulmuş bol sakallı bir kadın
sutyenler tutmuyor çılğın göğüslerini
kaşları ip incesi kumral kirpikleri kalın
kim görse şaşırır sakalının süslerini
tavana asılmış sosyalist saçlarından
ah sabah sabah omuzları kan içinde
işkence sonrası genç bir kadın militan
yığınlar uğulduyor hummalı gençliğinde
adı bile çıkmamış dudaklarından
doğru yaşadığının sımsıkı bilincinde …

Ah Ulan Rıza

Neden hâlâ gelmedi?
Yoksa saati mi şaşırdı bu hıyar?
Gerçi hiç saati olmadı ama
En azından birisine sorar.
Cebimde bir lira desen yok
Madara olduk meyhaneye
Ahh eşşek kafam benim
Nasıl da güvendim bu hergeleye
Gelse balığa çıkacaktık
Ne çekersek kızartıp
Bir büyük rakıyla yutacaktık
Kafamız tam olunca şarkılar döktürüp
Enteresan hayallere dalacaktık
Bu sandalı geçen hafta denk getirip
Çalıntıdan düşürdük
Arkadaşlar ısrar etti, biz de
'İyi olur, bize uyar' diye düşündük
Saat sekizde gelecekti
Bana beş milyon borç verecekti
Yoksa o nemrut karısı kaçtı da
Onun peşinden mi gitti?
Eğer öyleyse yandık!
Gudubet yaptı yine yapacağını!
Geçen senede merdivenden itip
Kırmıştı Rıza'nın bacağını
Kadında boy şu kadar
Kalça fırıldak, göz patlak, kafa çatlak
Korkuyorum, bir gün ya kendini asacak
Ya horlarken Rıza'yı boğacak
Bak şimdi acıdım
Aşk olsun adama
Ben olsam vallahi baş edemem
Hele beş tane velet var ki boy boy
Allah'tan düşmanıma dilemem.

Aslında iyi çocuktur Rıza,
Efendi huyludur,
Herkezin suyuna gider
Erken yıprandı garibim
Yoksa tek başına on tane adam eder
Bir keresinde hiç unutamam
Üç beş zibidi haraca dadandı
Rıza sandalyeyi kaptığı gibi
Herifleri hastaneye kadar kovaladı.
Aynı mahallede büyüdük,
Aynı kızları sevdik
Aynı kafadaydık, orta ikiden bıraktık
Matematik ağır geliyordu
Bir başka havadaydık
Aynı gömleği giyer
Aynı sigaraya takılır,
Aynı takımı tutardık.
Fenerin maçına iddialaşıp
Millete az mı yemek ısmarladık!
Bir tek askerde ayrıldık
Ona Bornova düştü, bana Gelibolu
Döner dönmez evlendirdiler
En büyük salaklığı da bu oldu
Bense hiç düşünmedim
Zaten param yoktu
Hep tek tabanca gezdim
benim istediğimi annem istemedi
Onun gösterdiğini ben sevmedim.

Neyse,
Bunlar derin mevzu
Anlaşıldı, bu herif artık gelmeyecek
Ufaktan yol alayım,
Annem evde yanız
Şimdi meraktan ölecek
Gittim, vurup kafayı yattım
Rüyamda gördüm
Gülümseyerek geldiğini
Ne bilirdim yolda kamyon çarpıp da
Hastaneye kavuşamadan can verdiğini…
Vay be Rıza!
Sonunda sende düşüp gittin Azrail'in peşine
Dün boşuna günahını almışım
Ne olur kızma bu kardeşine
Öğlen kahvede söylediler
Rıza öldü dediler, ne kolay söylediler
Sanki dev bir taş ocağını
Kökünden dinamitleyip üstüme devirdiler
Ah dostum!
O kocaman gövdene o beyaz kefeni
Nasıl kıyıp giydirdiler?
O zalim tabutun tahtalarını
Senin üstüne böyle nasıl çivilediler?
Yani sen şimdi tamamen gittin de
Bir daha olmayacakmısın?
Yani bir daha borç vermeyecek misin?
Bir daha rakı ısmarlamayacak mısın?
Peki beni kim kızdıracak?
Kim zar tutacak?
Kim ağzını şapırtadacak?
Peki beni bu köhne dünyada
Senin anladığın kadar kim anlayacak?

Ulan Rıza!
Ne hayallerimiz vardı oysa
Ne acayip şeyler yapacaktık
Lotoyu vurunca dükkan açacak
Adını 'Dostlar Meyhanesi' koyacaktık
Hafta sonu iki yavru kapıp Boğaz yolunda
O biçim fiyaka atacaktık
Ah ulan Rıza!
Bu mahallenin nesini beğenmedin de
Öte yana taşındın?
Ara sıra gıcıklaşırdın ama
İnan ki benim en kral arkadaşımdın
Ah ulan Rıza!
Ben şimdi bu koca denizde
Tek başıma ne halt ederim?
Senden ayrılacağımı sanma,
Bir kaç güne kalmaz Ben de gelirim! …

Al Öfkemi

Her sürgün'ün gözlerine
Bu sebepten ah geceye
Kanatlanmış güvercine
Kırılacağım, kırılacağım
Yeter ki bil sen
Yorgun alnımda şafaklar
Bir düş kursun arkadaşlar
Bırak iz sürsün şarkılar
Yeter ki bul sen
Mapushane duvarlarına
Hüznümü yazacağım
Hergün seni düşünüp
Yok olacağım
Al öfkemi koy yanına
Günü düşür dağlarıma
Haydi dokun gözyaşıma
Ağlayacağım, ağlayacağım
Yeter ki gül sen

Alnında Dağ Ateşi

Alnını dağ ateşiyle ısıtan dostum
Yüzünü kan ile yıkayan dostum
Senin uyurken dudağında gülümseyen bordo gül
Benim yüreğimi harmanlayan isyan olsun.
Şimdi dingin gövdende büyüyen sessizlik
Ellerimde patlamaya sabırsız mavzer olsun
Başını omuzuma yasla
Göğsümde taşıyayım seni
Gövdem gövdene
Gövden gövdeme can olsun.

Amanın Minnoş

Dağda keklik avlarım
Dabancamı yağlarım
Ben bir öksüz oğluyam
Gençligime yanarım
Amanım minnos minnos
Yaktın beni minnoş
Yine oldu akşamlar
Eğleniyor gaggoşlar
Vay benim deli gönlüm
Nerelerde akşamlar
Amanın minnoş minnoş
Yaktın beni minnoş
Zalim ağlattı beni
Derde bağlattı beni
En yoksul günlerimde
Bıraktı gitti beni
Amanım minnoş minnoş
Yaktın beni minnoş

Amenna

Yaşayanlar bir gün ölür,
Bir gün ölür elbette
Ağaçlarla balıklarla,
Kuşlarla ben amenna
Ağlayanlar birgün güler,
Birgün güler elbette
Uyanmakla anlamakla,
Bilmekle ben amenna
Kısa çöp uzun çöpten
Hakkını alır elbette
Direnmekle kurtulmakla
Barışla ben amenna

An Gelir

an gelir
paldır küldür yıkılır bulutlar
gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet
o eski heyecan ölür
an gelir biter muhabbet
çalgılar susar heves kalmaz
şataraban ölür
şarabın gazabından kork
çünkü fena kırmızıdır
kan tutar / tutan ölür
sokaklar kuşatılmış
karakollar taranır
yağmurda bir militan ölür
an gelir
ömrünün hırsızıdır
her ölen pişman ölür
hep yanlış anlaşılmıştır
hayalleri yasaklanmış
an gelir şimşek yalar
masmavi dehşetiyle siyaset meydanını
direkler çatırdar yalnızlıktan
sehpada pir sultan ölür
son umut kırılmıştır
kaf dağı'nın ardındaki
ne selam artık ne sabah
kimseler bilmez nerdeler
namlı masal sevdalıları
evvel zaman içinde
kalbur saman ölür
kubbelerde uğuldar baki
çeşmelerden akar sinan
an gelir
-la ilahe illallah-
kanuni süleyman ölür
görünmez bir mezarlıktır zaman
şairler dolaşır saf saf
tenhalarında şiirler söyleyerek
kim duysa / korkudan ölür
-tahrip gücü yüksek-
saatli bir bombadır zaman
an gelir
attila ilhan ölür

Arka Mahalle

Ağladım göz yaşlarım döndü denize
Ben derdimi kimseye söyleyemedim
Kurşunlara gelirken arka mahlede
Düştüm de yerlere bir of demedim
Başıma neler geldi sana diyemedim
Beni kaçkere dövdüler
Adını söylemedim of of of of
Yıkılsın evin
Ağladım gözyaşlarım düştü ateşe
Yine de bu yangını söndüremedim
Bağıra bağıra yazdım seni içime
Bir kez olsun yüzünü güldüremedim

Ay Gidiyor

Canım ey canım ey
Canım eylen ey
Evimi başıma yıkıp giden hey
Kapkara büyürken
Geceler derinden
Canımı içimden
Alıp giden hey
Ay gidiyor
Günlerim kanıyor
Gün yüzün dönüyor
Ay gidiyor
Günlerim kanıyor
Gül yüzün dönmüyor
Canım ey canım ey
Yanan ömrüm ey
İçime ateşi
Koyup giden hey
Sessizce büyürken
Avluda cehennem
Güneşi koluna
Takıp gelsen hey

Aynı Daldaydık

Saat 21’i vuranda
Burada kan panalar çalardı
Burada… Burada hasret ve dert
Sen nerdeydin?
Bugün… Bugün görüş günümüz
Herkes geldi, sen nerdeydin?
Ayni daldaydık
Ayni daldaydık
Ayni daldan düştük ayrıldık
Aramızda yüzyıllık zaman
Yol yüzyıllık.
Tam yüzyıl…
Tam yüzyıl oldu yüzünü görmeyeli
Gözlerin içimde durmayalı.
Dokunmayalı sıcaklığına karnının
Tam yüzyıldır bekler beni bu şehirde bir kadın
Aynı daldaydık
Aynı daldaydık
Aynı daldan düştük ayrıldık
Aramızda yüzyıllık zaman Yol yüzyıllık.

Ayrılığın Hediyesi

Şimdi saat sensizliğin ertesi
Yıldız doğmuş gökyüzü ay aydın
Avutulmuş çocuklar çoktan sustu
Birben kaldım tenhasında…
Gecenin avutulmamıs ben.
Şimdi gözlerime ağlamayı öğrettim
Ki bu yaşlar utangaç boynunun kolyesi olsun
Buda benim sana ayrılırken hediyem olsun.
Soytarılık etmeden güldürebilmek seni
Ekmek çalmadan doyurabilmek
Ve haksızlık etmeden doğan güneşe
Bütün aydınlıkları içine sezebilmek gibi
Mülteci isteklerim oldu arasıra biliyorsun
Şimdi iyi niyetlerimi bir bir yargılayıp asiyorum
Bu son olsun, son olsun.
Şimdi saat yokluğunun belası
Sensiz gelen sabaha günaydın
İşi gücü olanlar çoktan gitti
Bir ben kaldım voltasında gecenin
Hic uyumamış ben Şimdi gözlerime ağlamayı öğrettim
Ki bu yaşlar utangaç boynun kolyesi olsun
Bu da benim sana
Ayrılırken hediyem olsun.
Kafamı duvara vurmadan tanıyabilmek seni
Beyninin icindekileri anlıyabilmek ve
Yitirmeden yüzündeki anlık tebessümü
Bütün saatleri öyleyce
Dondurabilmek için
Çıldırasıya paraladım kendimi
Lanet olsun Artık sigarayı üç pakete çıkarttım günde
Olsun gözüm olsun, ne olacaksa olsun…

Başım Belada

Bugün yine düsünemiyeceğin kadar başım belada
Köşe başları tutulmuş üstelik yağmur yağmada
İler-tutar yani yok
Fişlenmişim adım, eşkalim bilinmekte
Üstelik göğsümde yani tam şuramda
Kirli sakkalıyla bir eşkiya gezinmekte
Başım belada
Adamın biri vurulmuş sokakta
Cebinde adresim bulunmuş
Başım belada
Tabancamı unutmuşum helada
Nerden baksan tutarsızlık
Nerden baksan ahmakça
Sevdim inanamayacağın kadar seni esmer kız
Kirpiklerimde çırpınan şu tuzlu gözyaşımda
İhanetin adı yok
Neylersin ki çember daralmakta
Şimdilik hoşçakal yaban çiçeğim
Yasal mermisiyle bir komser yaklaşmakta…

Başkaldırıyorum

Cevap veriyorum
Eli böğründe analardan
Mahpuslardan ve acılardan
Çokça bahsediyorum
Çünkü başını kuma Saklayanlardan tiksindim
Başkaldırıyorum.
Yine söylüyorum
Kırmızı rujlu sokakların
Aşağılık pazarlıkların
Adı anılmayacak benle
Bir çiçeğim halk ormanında fışkırdım
Başkaldırıyorum.
Ben bir bıçak ucuyum
Kavga vermiş halkına
Başkaldırıyorum işte / hey
Varın benim farkıma.
Yine söylüyorum;
Gözü bağlanmış korkulardan
Yasaklardan baskılardan
Asla irkilmiyorum
Çünkü kan emici yarasadan çıldırdım
Başkaldırıyorum.
Yemin ediyorum;
Üç kağıtçının pezevengin
Teslimiyetin ve milletin
Yolu uğramayacak bana
Bir dalgayım halk denizinde köpürdüm
Başkaldırıyorum.
Ben bir namlu ağzıyım
Omuz vermiş halkına
Başkaldırıyorum işte / hey
Herkes varsın farkına.

Ben Anadoluyum

kaç bin yıldır yağmur akar gözlerimden
yinede ıslanmadı bir tek gün bile kirpiklerim
kapına geldim beni bağışla
kapına geldim
nergislerini ateşe verdiler biliyorum
hasretim acım sancım
oy gene yandım gene yandım

temmuz ekinlerine yüzüm süreyim
yemin edeyimki sana
köyünü ben ateşe vermedim
kıyamadım sana
artık sıkıldım arlandım usandım
içim dışım kayıp doluyum
ben anadoluyum
gözlerindenmi öpeyim ille
ağzım ağlıyor
beni unutma

Ben Beni

Seyyah oldum pazar pazar dolaştım
Bir tüccara satamadım ben beni
Koyun oldum, kuzum ile meleştim
Bir sürüye katamadım ben beni
Ben beni, kendi mi, canımı, özümü
Dostlar beni bir kazana koydular
Kırk yıl yandım, daha çiğdir dediler
Ölçeğimi gram, gram yediler
Bir kantara da tartamadım, ben beni
Ben beni, kendi mi, canımı, özümü
Deli gönlüm aktı gitti engine
Çok boyandım, çok çicekler rengine
Bir Mahsuni demiş oldum kendime
Olmaz olsun atamadım ben beni
Ben beni, kendi mi, canımı, özümü

Beni Bul

Beni Bul Anne
Dün gece gördüm düşümde
Seni özledim anne
Elin yine ellerimde
Gözlerin ağlamaklı
Gözyaşlarını sildim anne
Camlar düştü yerlere
Elim elim kan içinde
Yanıma gel yanıma anne
İki yanımda iki polis
Ellerim kelepçede
Beni bul beni bul anne
Dün gece gördüm düşümde
Seni özledim anne
Gözlerinden akan bendim
Düştüm göğsüne
Söyle canın yandımı anne
Camlar düştü yerlere
Elim elim kan içinde
Yanıma gel yanıma anne
.

Beni Tarihle Yargila

Titrek bir mum alevinin
havaya bıraktığı bulanık bir is,
Ve göz gözü görmez bir sis değildik biz…
Beni bilimle anla iki gözüm, felsefeyle anla,
Ve tarihle yargıla…
Bal değildir ölüm bana,
idam gül değildir bana,
Geceler çok karanlık,
Gel düşümdeki sevgilim,
Ay ışığı yedir bana…
Ahh… Ben hasrete tutsağım,
Hasretler tutsak bana
Bıyığımdan gül sarkmaz,
Bıyık bırakmak yasak bana,
Mahpus bana, sus bana.
Yağlık ilmek boynuma…
Sevgili yerine
Koynuma idamlar alır yatarım,
Ve sonra sabırla beklerim,
Bulutları çekersiniz üstümden,
Suçsuzluğumun yargılayıcılarını yargılarsınız,
Ve o güzel geleceği getirirsiniz bana…
Ölüm tanımaz işte o zaman sevgim,
Tırnaklarımı geçirip toprağın sırtına, doğrulurum,
Gözlerimde güneş koşar,
Ve çiçekler ekersiniz toprağıma…
Duygu bana, öykü bana,
Roman gibi her an bana
Hücremde yalnızım gel,
Gel düşümdeki sevgilim,
Soyunup hazırlan bana
Biraz sonra asmaya götürecekler beni,
Biraz sonra dalımdan koparıp öldürecekler beni,
Hoşçakalın sevdiklerim;
Dört mevsim, yedi kıta, mavi gök…
Bütün doğa hoşçakalın…
Hoşçakalın sevdalılar,
Çocuklar, üniversiteliler, genç kızlar,
Sonsuz uzay, gezegenler ve yıldızlar,
Hoşçakalın…
Hoşçakalın senfoniler, oyun havaları,
Sevda türküleri ve şiirler.
Bildirilerimizin ve seslerimizin yankılandığı şehirler.
Dağlarında yürüdüğümüz toprak,
Yalınayak eylem adımlarıyla geçtiğimiz nehirler hoşçakalın…
Hoşçakalın ağız tadlarım;
Sıcak çorbam, çayım, sigaram…
Havalandırma sıram, banyo sıram, kelepçe sıram…
Parkamı, kazağımı, eldivenlerimi, ayakkabılarımı,
Ve kalemimi, ve saatimi,
Ve kavgamı bıraktığım sevgili dostlar
Hoşçakalın …
Dostum bana, sevdam bana,
Soluğunu geçir bana,
Uyku tutmuyor gözüm,
Anılar sıraya girdi.
Gel anne süt içir bana.
Hoşçakalın anılarımı bıraktığım insanlar,
Mutluluğu için dövüştüğüm insanlar,
Yedi bölge, dört deniz,
Yedi iklim, altmışyedi şehir,
Okullar, mahalleler, köprüler, tren yolları…
Deniz kıyıları, balıkçı motorları, takalar,
Asfalt yolu boyu dizilmiş fabrikalar,
Ve işçiler ve köylüler…
Hoşçakal ülkem
Hoşçakal anne, hoşçakal baba, kardeşim,
Hoşçakal sevgilim, hoşçakal dünya,
Hoşçakalın dünyanın bütün halkları,
Sınırlı olmayan mekâna,
Sınırlı olmayan zamana gidiyorum ben;
En sevda halimle, en yaşayan halimle,
Gidiyorum dostlarım,
Hoşçakalın…
Beni yaşamımla sorgula iki gözüm,
Beni yüreğimle, beni özümle,
Bilimle anla beni, felsefeyle anla beni,
Tarihle anla beni,
Ve öyle yargıla

Beni Vur

Bir ince pusudayım
Yolumun üstü engerek
Bir garip akşamdayım
Sırtımı gözler tüfek
Ben senin sokağına
Ulaşamam,dardayım
O mazlum gözlerine
Bakamam,firardayım
Oysa ben bu gece,yüreğim elimde
Sana bir sırrımı söyleyecektim
Şu mermi içimi delmeseydi eğer
Seni alıp götürecektim
Beni vur…. beni onlara verme
Külümü al uzak yollara savur
Dağılsın dağlara dağılsın, bu sevdamız
Ama sen ağlama dur
Bir ince pusudayım
Bu gece zehir zemberek
Bir yolun sonundayım
Sessizce tükenerek
Ah, senin ellerine
Uzanamam,yerdeğim
O masum hayallere
Varamam ölmekteğim

Beni Vur

Bir ince pusudayım
Yolumun üstü engerek
Bir garip akşamdayım
Sırtımı gözler tüfek
Ben senin sokağına
Ulaşamam,dardayım
O mazlum gözlerine
Bakamam,firardayım
Oysa ben bu gece,yüreğim elimde
Sana bir sırrımı söyleyecektim
Şu mermi içimi delmeseydi eğer
Seni alıp götürecektim
Beni vur…. beni onlara verme
Külümü al uzak yollara savur
Dağılsın dağlara dağılsın, bu sevdamız
Ama sen ağlama dur
Bir ince pusudayım
Bu gece zehir zemberek
Bir yolun sonundayım
Sessizce tükenerek
Ah, senin ellerine
Uzanamam,yerdeğim
O masum hayallere
Varamam ölmekteğim

Etiketler:gitti gider dönermi bilmem aşk ateşi bu sönermi bilmem ahmet kaya onlar gelmeyecek sözleri yemin ederimki nergislerini ateşe vermedim gitti gider döner mi bilmem aşk ateşi bu sönermi bilmem onlar gelmeyecek sarkı sozu ahmet kaya sakal birakmak bütün aydınlıkları içine sezebilmek gibi ahmetkayabuvoltasenınıcın gitti gider dönermi bilmem ask ateşi bu söner mi bilmem ahmet kaya mapushane içinde volta atarken ahmet kaya sakal bırakmak yasak bana şiiri ahmet kaya alma başını nasır ellerinle gıttı gıder donermı bılmem bu ask atesı sonermı bılmem dınle yemin ederim ki gökyüzünü ben ateşe varmedim ahmet kaya ahmet kaya mapushane
Ahmet Necdet Sezer: Ahmet Necdet Sezer (d. 13 Eylül 1941, Afyonkarahisar), hukukçu ve devlet adamı. Türkiye Cumhuriyeti'nin onbeşinci Anayasa Mahkemesi başkanı ve onuncu Cumhurbaşkanıdır.
Ahmet Kaya: Ahmet Kaya (28 Ekim 1957, Malatya - 16 Kasım 2000, Paris), Türkiye'de 1980 ve 1990'larda çıkardığı albümler ve verdiği konserlerle tanınmış, anne tarafından Türk, baba tarafından Kürt kökenli şarkıcı ve besteci.
Ahmet Hamdi Tanpınar: Ahmet Hamdi Tanpınar (23 Haziran 1901; İstanbul – 24 Ocak 1962; İstanbul), çağdaş Türk romancı, öykücü ve şair.
Ahmet Adnan Saygun: Adnan Saygun, (Ahmed Adnan Saygun) (d. 7 Eylül 1907, İzmir – ö. 6 Ocak 1991, İstanbul). Klasik batı müziğinde yapıtlar vermiş bir Türk bağdarı, müzik eğitimcisi ve budun müzik bilimcisidir (etnomüzikolog).
Ahmet Mithat Efendi: Ahmet Mithat (d. 1844; Tophane, İstanbul - ö. 28 Aralık 1912, İstanbul), Türk yazar, gazeteci ve yayıncı.
Onlar Grubu: Onlar Grubu Osman Zeki Oral, Mustafa Esirkuş, Nedim Günsür, Leyla Gamsız, Hulusi Sarptürk, Fahrünisa Sönmez, İvy Stangali, Fikret Alpe, Saynur Kıyıcı, Hayrullah Tiner , Gönül Tiner Mehmet Pesen ve Meryem Özacul gibi Bedri Rahmi Eyüpoğlu atölyesi öğrencilerinin 1947 yılında kurduğu resim grubu.
Onlar da İnsandı: Onlar da İnsandı, Cengiz Dağcı'nın yazdığı bir romandır. Roman, Türk örf ve adetlerini, ırkı, dili, dini, insan sevgisini anlatır.
Onlar Konseyi: Onlar Konseyi (İtalyanca: Consiglio dei Dieci) 1310-1797 yılları arasında Venedik Cumhuriyetinde iktidarın önde gelen yönetim kurullarından birisi olan gizli topluluk.
Sözlerim Silahım: Sagopa Kajmer'in Silahsız Kuvvet mahlasını kullandığı sıralarda çıkardığı ilk albüm. Sanatçının Silahsız Kuvvet serüveninde 2. ve son albümü ise İhtiyar Heyetidir.
Sözlerimi Geri Alamam: Bulutsuzluk Özlemi'nin 2004 yılında verdiği bir konserin kaydı olan konser albümü Bulutsuzluk Senfoni'nin en çok ses getiren aynı zamanda grubun en bilinen parçalarındandır.Grubun bazı konserlerinde şarkıya Şebnem Ferah da eşlik etmiştir.Şarkının söz ve müziği Nejat Yavaşoğulları'na aittir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir