Ali İmran Suresinin Fazileti

ali imran allah firavun hepsi ism olur onla Ali İmran Suresinin Fazileti Ali İmran Suresinin Faziletleri ali imran suresi fazileti ali imran suresinin fazi..

Al-i Imrân Sûresinin Fazileti Değer Ve Kıymeti

Fazileti.
Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

“İki beyaz gül bahçesini okuyunuz. Bu bahçeler Bekara ve Âl-i İmrân sûreleridir. Bu iki sûre, kıyâmet gününde birer beyaz bulut, birer beyaz mermer kitlesi gibi okuyucularının üzerinde durur, mahşerin şiddetli hararetine karşı gölge yaparak serinliğe vesîle olurlar.”

“Kim Âl-i İmrân sûresini cuma günü okursa, güneş batıncaya kadar ona Allahü teâlâ rahmet, melekler de istigfâr ederler.”

“Allahü teâlânın ism-i a’zamı şu iki âyettir: Birincisi Bekara sûresinin 163′üncü âyeti, ikincisi Âl-i İmrân sûresinin başı.”

“Âl-i İmrân’ı okuyan kimseye kıyâmet günü sırat üstünde, okuduğu her bir âyetin karşılığında emniyet verilir.”

Abdullah bin Mes’ûd buyurdu ki:

“Âl-i İmrân sûresi; gecenin sonunda kalkıp okuyan yoksul için ne güzel bir hazinedir.”

Abdullah bin Abbâs buyurdu ki:

“Kim Âl-i İmrân sûresini okursa zengin olur.”

Ali Imran Suresi 7-12

7. O, sana Kitab’ı indirendir. Onun (Kur’an’ın) bazı âyetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihdir. Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih âyetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.

8. (Onlar şöyle yakarırlar): “Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize katından bir rahmet bahşet. Şüphesiz sen çok bahşedensin.”

9. “Rabbimiz! Şüphesiz sen, hakkında şüphe olmayan bir günde insanları toplayacaksın. Şüphesiz Allah va’dinden dönmez.

10. Şüphesiz, inkar edenlere, ne malları, ne de evlatları Allah’a karşı hiçbir fayda sağlar. Onlar ateşin yakıtıdırlar.

11. (Bunların durumu) Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin durumu gibidir: Âyetlerimizi yalanladılar. Allah da onları günahlarıyla yakaladı. Allah azabı çok şiddetli olandır.

12. İnkar edenlere de ki: “Siz mutlaka yenilgiye uğrayacak ve toplanıp cehenneme doldurulacaksınız. Orası ne fena yataktır!”

İnşirah Suresinin Fazileti.

İnşirah Suresi..

Bismillahirrahmanirrahim,

Elemneşrahleke sadrek. Ve adağna anke vizrek, ellezi engada zahrek. Ve refağna leke zikrek. Feinne maal usri yüsran. Inne maal üsri yüsra feiza ferağte fensab ve ila rabbike ferğab.
Meali
1.Biz, senin göğsünü yarıp-genişletmedik mi?
2.Ve yükünü indirip-atmadık mı?
3.Ki o, senin belini bükmüştü;
4.Senin zikrini (şanını) yüceltmedik mi?
5.Demek ki, gerçekten zorlukla beraber kolaylık vardır.
6.Gerçekten güçlükle beraber kolaylık vardır.
7.Şu halde boş kaldığın zaman, durmaksızın (dua ve ibadetle) yorulmaya-devam et.
8.Ve yalnızca Rabbine rağbet et.

Mekke’de nazil olmuştur. 8 âyettir. “İnşirah” açılmak, genişlemek, sevinmek manalarına gelir.

Okuyanı kalp sıkıntısından kurtarır, rızkını çoğaltır.

İnşirah Suresini cam kaba yazıp, gül suyu ile yazıyı silip, içen kişi korku ve endişeden kurtulur.

Farz namazlarının ardından 3-5 veya 7 defa okuyan kişinin rızkı artar. Tembellikten ve kederden kurtulur.

Sıkıntıdan kurtulmak veya müşkil bir işi olan 2 rekat ALLAH rızası için namaz kılıp, 152 İnşirah Suresini okur ve dua ederse müşkilattan ve sıkıntıdan kurtulur.

Unutkanlığı gidermek için bir kaba yazılıp, zemzem veya yağmur suyu ile yazı silinip, içen kişinin hafızası kuvvetlenir.

Kur’an-ı Kerim Surelerinin Faziletleri

Kur’anı azimüşşan İnanlar için bir hidayet ve şifadır.

41:44 – Eğer biz onu yabancı dilden bir Kur’ân yapsaydık onlar mutlaka: “Bu kitabın âyetleri genişçe açıklanmalı değil miydi? Arap bir peygambere yabancı dil, öyle mi?” derlerdi.

Sen de ki: “O, iman edenler için bir hidayet ve şifadır.” İman etmeyenlerin kulaklarında ise bir ağırlık vardır. Kur’ân onlara göre bir körlüktür. Sanki onlar uzak bir yerden çağrılıyorlar (da duymuyorlar).

HADİSİ-İ ŞERİFLER

* Levh-i Mahfuz’a ilk yazılan, BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM’dir.

* FATİHA süresi, Kur’an’ın üçte birine bedel ve Kur’an’ın anasıdır.

* FATİHA her derde deva, zehire şifadır. (Ramüz 321/11)

* Bir millete Allahü Teala azab göndermeyi hükmetti. Onların çocuklarından biri Fatiha-i Şerife’yi öğrenip okuyunca Allahü Teala onların üzerinden kırk yıl azabı kaldırdı. (Beyzavi1/14)

* Allah’a yemin ederim ki, ne Zebur’da, ne incil’de ne Tevrat’ta ve ne de Kur’an’da Fatiha süresinin bir misli nazil olmamıştır. (Tergib 3/183)

* BAKARA süresi, Kur’an’ın evi veya perdesidir. Onu öğretiniz. Çünkü onu öğrenmek bereket, terk etmekse hasrettir. Bu süreye sihirbazlar güç yetiremezler. (Beyzavi 2/274)

* Kur’an okumayı terkedip de evlerinizi kabirlere benzetmeyiniz. Sure-i Bakara’nın okunduğu evden şeytan mutlaka kaçar. (Tergib 195)

* Her şeyin bir senamı (alası-zirvesi) vardır.Kur’an’ın senamı da Bakara süresidir. Kim gece evinde o süreyi okursa şeytan üç gece o eve gelmez. Kim de Gündüz okursa, şeytan o eve üç gün yaklaşamaz. (Ramüz 128/8)

* Kur’an-ı Kerim’de en azim ayet AYETÜL KÜRSİ’dir.
Bakara süresinde bir ayet vardır ki, Kur’anın ayetlerinin seyyididir. O ayet bir evde okundu mu şeytan oradan mutlaka çıkar (kaçar) Bu, Ayetül Kürsi’dir. Ayetül Kürsı’yi okuyan kimseye, Kürsi büyüklüğünde ecir verilir. Melekler ona istiğfar ederler Yatarken Ayetül Kürsi okuyan kişiyi, onun komşusunu ve etrafında bulunan bütün komşularını Allahü Teala emniyet altına alır. (Beyzavi 2/259)

* Süre-i Bakara’nın sonundaki iki ayeti
AMENERRASULÜ’yü… geceleyin kim okursa, o, ona yeter. (Beyzavi 2/274)
Hz. Ömer R.A. “Akşam Amenerrasülü..’ yü okumadan yatan kişiyi biz akıllı saymazdık. (Hak dini Kur’an dili)

* ALİ İMRAN süresini Cuma günü okuyana Allahü Teala rahmet, melekler de güneş batıncaya kadar Salatü Selam ederler. (Beyzavi 2/63)

* NİSA Süresini okuyan kişi sanki bütün mü’min kadın ve erkeklere sadaka dağıtmış ve bir köle azad etmiş gibi ecir alır ve Allahü Teala’nın günahlarından vaz geçtiği kullarından olur. (Beyzavi 132)

* Kur’an’ın yedi uzun süresini ki, -NİSA süresi de onlardandır- kim öğrenip okursa o kişi alim sayılır.(Ahmet ibni Hanbel)

* MAİDE Süresini okuyan kişiye Cenab-ı Hak dünyada yaşayan yahüdi ve hristiyanların adedince hasene yazar. (Beyzavi 2/178)

* EN ‘AM Suresini okuyan kişi için yetmiş bin melek bu sürenin harflerinin adedince istiğfar ederler. (Beyzavi 2/217)

* Kim sabah namazını cemaatle kılar ve namaz kıldığı yerde oturarak EN’ AM Süresinin başından üç ayet okursa Allah bu sayede ona yetmiş melek görevlendirir. Bunlar kıyamete kadar Allah’ı tesbih ve okuyan kişiye istiğfar ederler. (Deylemi)

* A’RAF süresini okuyan kimse için Cenab-ı Hak kıyamet gününde şeytanlara karşı bir perde halk eder. (Onu şeytanlardan korur) ve Adem A.S.’ı ona şefaatçı kılar. (Beyzavi 3/40)

* ENFAL ve BERAE sürelerini okuyan kişiye ben kıyamette şefatçı olacağım. (Beyzavi 3/40)

* YUNUS ve HUD sürelerini kim okursa (kendisine sayısız dereceler ihsan olunur. (Beyzavi)

Not: Hud süresi 41. ayeti (Bismillahi mecreeha. Vemürseha inne rabbi lagafururrahiim.)ni Nuh A.S. gemiye binerken okumuş ve kendisine tabi olanlara okumalarını emretmişti.Okudular, selamet buldular. Bizler de vasıtaya binerken 3 veya 7 defa okursak manevi kemerlerimizi bağlamış oluruz.

* YUSUF süresini herhangi bir mü ‘min okur ve aile efradına öğretirse, Cenab-ı Hak onlara ölüm hastalığını kolay kılar ve müslümanlara haset etmek
duygusundan onları kurtarır. (Beyzavi 3/144)

* RAAD süresini okuyan kişiye Allahü Teala bütün şimşekler adedince ecir ihsan eder ve onu ahdini ifa etmiş kişi olarak diriltir. (Beyzavi 3/154)

* NAHL Süresi’ni okuyan kişi, o gün ölürse. Allahü Teala onu dünyada ihsan ettiği nimetlerden dolayı hesaba çekmez. (Beyzavi 3/195)

* KEHF süresinin evvelinden on ayet ezberleyen Deccal’in fitnesinden emin olur. (Tergib 3/192)

* ENBİYASüresini okuyan kişinin hesabını Cenab-ı Hak kolay kılar ve peygamberler onunla müsafaha ederler. (Beyzavi 4/48)

* HAC Süresini okuyan, hac ve umre yapanların sevabları gibi sevab alır. (Beyzavi 4/62)

* BAKARA. ALİ İMRAN . TAHA Süreleri kendileriyle yalvarılıp dua edildiğinde, Cenab-ı Hakk’ın kabul buyuracağı “ism-i Azam”dırlar.(Darimi)

* TAHA ve YASİN Sürelerini Allahü Teala Hz.Adem A.S.’ı yaratmadan bin yıl evvel okumuştur. Melekler işitince BUNLARIN İNDİRİLECEĞİ ÜMMETE, BUNLARI OKUYACAK DİLLERE, BUNLARI EZBERLEYECEK GÖNÜLLERE NE MUTLU demişlerdir. (Darimi)

* MÜ’MİNÜN Süresinin evvel i ve ahiri Cennet hazinelerindendir. Evvelindeki üç ayetle amel eden, ahirindeki dört ayetin nasihatını dinleyen kişi kurtulur, felah bulur (Beyzavi 4/73)

* FÜRKAN süresini okuyan, mü’min olarak Allahü Teala’ya kavuşur. (Beyzavi 4/100)

* NEML Süresini okuyan haşrolunduğunda kabrinden (La ilahe illallah) diyerek kalkar. (Beyzavi 4/122)

* AHZAB Suresini okuyup, ehline öğreten, kabir azabından emin olur. (Beyzavi 4/169)

* MÜLK ve SECDE Surelerini yatsıdan sonra okuyan, Kadir gecesini ihya etmiş gibi olur. (Fethü’l Kadir)

* SECDE ve MÜLK Surelerini okuyunuz. Zira bu iki surenin her ayeti diğer surelerin yetmişayetine bedeldir, (Tirmizi)

* YASİN Suresini ölülerinize okuyunuz. (Tirmizi)

* Her şeyin bir kalbi vardır. Kur’an’ın kalbi de YASİN’dir. Kim Yasin’i okursa, Cenabı Hak ona on defa Kur’an okumus kadar sevap ihsan eder. (Tirmizi)

* Kim geceleyin YASİN okursa affedilmiş olarak sabaha çıkar. (Tirmizi)

* YASİN’i Her gece okuyan, şehid olarak ölür(Elmanevi)

* YASİN’i okuyunuz. Onda on bereket vardır:
1- Aç, okursa doyar,
2- Çıplak, okursa giyinir,
3- Bekar, okursa evlenir,
4- Korkusu olan, okursa emin olur, :
5- Mahzun, okursa ferahlar,
6- Misafir okursa seferde yardım görür,
7- Kayıp (için okunursa) bulunur,
8- Hasta okursa (veya hastaya okunursa) şifa bulur,
9- Ölü üzerine okunursa azabı hafifler,
10- Susayan okursa suya kavuşur. (Ramuz 79/4)

* Her kim anne ve babasının veya bunlardan biri nin kabrini her Cuma ziyaret eder ve yanlarında YASİN okursa, her harfinin sayısınca ona mağrifet olunur. (Hak dini Kur’an dili)

* YASİN-i ŞERİF’i gece okuyan, Yedi hatim sevabına nail olur.

* YASİN-i ŞERİF’i gece okuyana, 20 hac sevabı verilir. (Künüzü’d Dekaik)

* VAKIA süresini gece okuyan, hiC fakirlik görmez, (Beyzavi 5/116)

* ZÜHRUF süresini okuyan kimse için kıyamet günü “Ey kulum bu gün sana korku ve üzüntü yok” denilir. (Beyzavi C-5 S.65)

* DUHAN süresini okuyup yatan kişi mağfiret olunmuş olarak kalkar. (Beyzavi 5/68)

* DUHAN süresini gecenin evvelinde okuyan kişi için yetmişbin melek sabaha kadar istiğfarda bulunur. (Tirmizi)

* DUHAN süresini Cuma günü veya gecesi okuyan kimse için, Allahü Teala Cennette bir köşk ihsan eder. (F. Kadir)

* CASİYE süresini okuyanın Allahü Teala ayıplarını örter ve hesap korkusunu giderir. (Beyzavi)

* Bu gece bana bir süre nazil oldu ki, o, bana üzerine güneş doğan her şeyden sevgilidir. Bu, İNNA FETEHNA LEKE… süresidir.

* HAŞR süresini okuyan kişinin geçmiş ve gelecek günahları(ndan bazıları) aftolunur.

Bir kimse sabahleyin ÜÇ KERE “EÜZÜ BİLLAHİSSEMİİL ALIMİ MİNEŞŞEYTANİRRACIM” der de HAŞR süresinin sonundan üç ayet okursa, Allahü Teala ona yetmişbin melek vekil eder ki, onlar akşama kadar kendisine dua ederler. Eğer o gün ölürse şehid olarak ölür. Akşamleyin okursa yine bu menzilede olur. (Ramüz 434/12)

* Allah’ın ayetleri içerisinde “ism-i Azam”, Süre-i Haşrin ahirindedir. (Hüvallahüllezi.. ilah)

* Kim gündüz veya gece HAŞR süresinin sonunu okur, sonra da o gün veya o gece ölürse Allah ona Cenneti vacib kılar. (Beyhaki)

* MÜNAFİKÜN süresini okuyan nitaktan beri olur.

* TEĞABÜN süresini okuyan kişiden Allahü : Teala ani ölümü defeder. (Beyzavi 5/136)

* TALAK süresini okuyan kişi, sünnet-i Resülüllah üzere ölür. (Beyzavi 5/136)

* TAHRiM süresini okuyana, Allahü Teala tevbe-i nasuh nasib eder. (Beyzavi 5/140)

* MÜLK süresini okuyan kimse Kadir gecesi ihya etmiş .9ibidir. (Beyzavi 5/142)

* TEBAREKE (Süre-i Mülk), kabir azabına manidir. (Tirmizi)

* Bir kimse her gece Sure-i KIYAME (ki La uksimü biyevmil Kıyame…) okursa, kıyamet günü yüzü ayın ondördü gibi parlayarak Allah’a kavuşur.(Ramüz 438/6)

* İNŞİKAK süresini okuyan kişiye, Allahü Teala kitabını solundan ve arkasından vermez. (Beyzavi 5/179)

* İZAZÜLZİLE suresini dört defa okuyan kişi, sanki Kur’an’ın tamamını okumuş gibidir. (Beyzavi5/192)

* TEKASÜR suresini okuyan, ani ölüme uğramaz.

* Sizden biriniz her gün bin ayet okuyamazsa ELHAKÜMÜTTEKASÜR’ü okuyamaz mı?. (Ramuz 82/8)

* Size bir sure okuyacağım ki, (o sırada) kim ağlarsa Cennetliktir. Ağlayamazsa hüzünlü bulunsun. Bu, Elhakümüttekasür suresidir. (Ramuz 147/6)

* KAFİRÜN suresini okuyan kişi,sanki Kur’an’ın dörtte birini okumuş gibidir.(Beyzavi5/192)

* Ey Cübeyr! Sefere çıktığında arkadaşlarıniçinde en iyi hal ve en fazla azık sahibi olmaktan hoşlanırsan şu beş sureyi oku: Kul ya eyyühel kafirun-iza cae nasrullah-Kul hüvallahü Ehad- Kul euzü birabbil Felak- Kul euzü birabbinnas.. Her sureye besmele ile başla ve besmeleyle bitir. (Ramuz 1118)

* Yatağına geldiğinde “Kul ya eyyühelkafirun” suresini oku, sonra uyu. Bu, şirkten beri
olmaktır. (Ramuz 37/5)

* İHLAS suresini okuyan kişiye Cennet vacib olmuştur. (Beyzavi5/200)

* İHLAS ve MUAVVEZETEYN surelerini akşam sabah üçer kere okumak sana her şey için kafidir. (335/9)

* KULHÜV ALL.AHÜ EHAD, Kur’an’ın üçte birine bedeldir. (Ramüz 335/7)

* Bir kimse İHLAS süresini elli defa okursa, elli senelik, ikiyüz defa okursa, ikiyüz senelik günahı Affolunur.Bin defa okursa, kendisini Allahü ila’dan satın almış olur.(Ramüz 438/8-9-11)

* Bir kimse farz namazlardan sonra on defa İHLAS okursa, Allahü Teala, rızasını ve mağfiretini kendisine lazım kılar. (Ramüz 438/12)

Hz. Ali (a.s)’ın Yüce Şahsiyeti

“Sana ilim geldikten sonra, bu hususta seninle kim tartışacak olursa, de ki: “Gelin oğullarımızı, oğullarınızı; kadınlarımızı, kadınlarınızı; nefsimizi ve nefsinizi çağıralım, sonra lânetleşelim de, Allah’ın lânetinin yalancılara olmasını dileyelim.”

Hz. Ali’nin Şahsiyetini Tanımanın Zorluğu
Ali (Allah’ın selamı ona olsun) hakkında konuşmak onun sonsuz şahsiyeti hususunda söz söylemek oldukça zor ve hatta imkansız bir şeydir. Çünkü Hz. Ali’nin şahsiyeti hususunda konuşmanın gerekli ön koşulu şahsiyetini tanımadır. Bu ön koşul olmadığı taktirde ise onun şahsiyeti hakkında konuşmak da mümkün olmayacaktır.

Kainatın efendisi; yaratılışın özü ve özeti, bütün fazilet ve kemallerin sahibi Hz. Peygamber (Allah’ın selamı ona ve pak Ehli Beyt’ine olsun) Hz. Ali’ye hitaben şöyle buyurmuştur: “Ey Ali, seni Allah’tan ve benden başka hiç kimse hakkıyla tanıyamamıştır.”

Peygamber’in bu sözü bir haber niteliğindedir ve var olan bir gerçeği bildirmektedir. Yani Ali (Allah’ın selamı ona olsun) hakkında yüzeysel bilgiler ve tanımlar var olmuştur ve de olacaktır. Ama Ali’nin (Allah’ın selamı ona olsun) varlık gerçeği hakkındaki bilgi Peygamber (s.a.v) dışındaki hiç kimse için mümkün olmamıştır.

Ali (a.s) hakkında gerçek bir bilginin mümkün olamayışının sebebi fazilet ve kemalleri kavramanın o kemalleri elde etmeye bağlı oluşudur. Örneğin İlim insan için bir kemaldir. Dolayısıyla insan ilim sahibi olmadıkça ilmin gerçeğini anlayamaz. Diğer insani kemaller de ilime benzer bir konuma sahiptir. Ali (a.s)’ın şahsiyetinin üstünlüğü ilahi bir üstünlüktür ve bu üstünlüklerden mahrum insan asla o faziletleri algılayamaz. Nitekim Gazali şöyle demiştir: “…Faziletin gerçeği yüce Allah katında fazilet olan şeydir. Bundan ise Resulullah (s.a.v) dışında hiç kimse haberdar olamaz.”

Ebu Hamit Gazali’den nakledilen bu sözün iki önemli ve üzerinde düşünülmesi gereken nüktesi vardır.

1-Gazali, sadece Yüce Allah katında fazilet olan şeyi fazilet kabul ediyor. Faziletin hakikatinden yoksun ama sadece adı fazilet olan şeyler fazilet değildir. Fazilet sadece Allah’ın fazilet bildiği şeylerdir.

2-Allah katında fazilet olan şeyler de, Peygamber (s.a.v) dışında hiç kimse tarafından bilinemez. Peygamber dışında hiç kimsenin bilememesinin sebebi de sıradan insanların o tür faziletleri kavrama aracına sahip olmamasıdır. Lakin Peygamber vahiy aracılığı ile bu faziletlerden haberdardır.

Faziletleri tanıma ve bilmek beşer için mümkün olmadığından dolayı o faziletlere sahip olan kimseleri de hakkınca tanımak ve bilmek mümkün değildir. Yani onların gerçek şahsiyetlerini tanıyabilmek imkansızdır ve beşeri gücün üstünde bir olaydır. Nitekim İmam Humeyni Birinci Nehc’ül-Belağa Konferansı’na gönderdiği mesajda şöyle demektedir: “Biz Ali b. Ebi Talib’in şahsiyeti hususunda onun tanınmayan gerçeği hakkında konuşuyoruz veya kendi kısır bilgimizi dile getiriyoruz. Ali b. Ebi Talib dünyevi ve mülki bir insan mıdır ki dünyadakiler onun hakkında konuşabilsin? Hakeza sadece melekuti bir varlık mıdır ki melekut ehli onu değerlendirebilsin. İrfan Ehli onun hakkında sadece kendi irfan düzeyleri; filozof kimseler de sadece kendi ilimleri sınırı dışında ne ile onu tanıyarak bize tanıtabilirler? Bilginler, fazilet ehli, arifler ve filozoflar bütün değerli bilgileri ve faziletlerine rağmen, hakkın tam cilvesi olan Ali (a.s)’dan kavradıkları bilgi sadece kendi perde arkasında kalan varlıklarına yerleştirebildikleri ve sınırlı benliklerinin aynasına yansıttıkları şeydir. Hz. Ali ise bunlardan apayrı bir şeydir. O halde en iyisi bu vadiden geçip gidelim.”
İmam Humeyni’nin filozof ve ariflerin bilgisinin çok sınırlı Hz. Ali (a.s)’ın erişilemez bir şahsiyetini tanımada kusurlu olduğunu beyan eden bu sözleri de Hz. Ali (a.s)’ın gerçek şahsiyetini tanımanın sıradan insanların gücünün üstünde olduğuna göstermektedir. Peygamber (s.a.v)’in, “Ey Ali, ben ve Allah dışında seni hiç kimse hakkıyla tanıyamamıştır.” hadisi de bu manayı ifade etmektedir. Yani Ali’yi tanımak beşeri gücün ötesinde bir olaydır; yoksa insanların Ali’yi tanımak istemeyişi söz konusu değildir. Belki de Ali’nin bu sonsuz şahsiyetini tanımak mümkün olmadığı için bazıları kendi sığ düşüncelerini ortaya koyarak Ali’yi Resulullah’ın diğer ashabıyla mukayese etmiş ve bazıları da onlarla eşit demişlerdir. Hatta bazıları Peygamber’in bazı ashabını Ali (a.s)’dan üstün kabul etmişlerdir.

Halbuki Ali (a.s) nur ve feyiz almaya kabiliyeti olan temiz insanların aldatılmasını önlemek için kendisinin Peygamber’in diğer ashabıyla eşit tutulmasına itiraz etmiştir. Nitekim şöyle buyurmuştur: “İkinci halife ölüm döşeğinde hilafeti bir grupta karar kıldı ve beni de şura ashabıyla aynı derecede düşündü. Allahım bu şura hakkında senden yardım dilerim. Ne kadar ilginç! Nasıl olur da benim birincisine olan üstünlüğüm hakkında şek ederler ve böylece beni şura ashabıyla denk kabul ederler?!”

Hz. Ali bu sözünde sadece şura ashabıyla denk tutulmasına itiraz etmekle kalmamış, kendi üstünlüğü hususunda da şek edilmesini şaşkınlıkla karşılamıştır. Ardından sonsuz varlığını nitelendirirken şöyle buyurmuştur: “(İlim ve fazilet) selleri benden akar; düşünce kuşları doruklarıma ulaşamaz.” Ali’nin sonsuz makamı hususunda en güzel söz, sözlerin en seçkini ve yetkini olan Allah’ın Ali hakkındaki sözüdür, gerçi Ali canlı Kur’an’dır; ve bu yüzden Ali’yi tanımak Kur’an’ı anlamak ve Kur’anı anlamak da Ali’yi tanımaktır. Ali hakkında bir çok ayet nazil olmuştur. Bu makalede de Mübahale ayeti olarak da bilinen Al-i İmran suresi 61. Ayetinin sadece Ali (a.s)’ın yüce makamıyla ilgili bölümünü ele almaya çalışacağız.

Mübahale ayeti
Mübahale ayeti bu makalenin başında da zikrettiğimiz Al-i İmran suresinin 61. Ayetidir.

Mübahale ayeti İslam alimlerinin naklettiği üzere Ehli Beyt (a.s) hakkında nazil olmuştur. Nitekim bir rivayette şöyle yer almıştır: “Bu ayet nazil olup, “Deki, gelin çocuklarımızı ve çocuklarınızı çağıralım…” diye buyurunca Resulullah, Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin’i çağırıp şöyle buyurdu: “Allahım bunlar benim ehlimdir.”

Tirmizi, Beyhaki, Suyuti, İbn-i Hacer Askalani, İbn-i Munzir, Hakim, İbn-i Bitrik ve diğer bir çok büyük Ehli Sünnet muhaddisleri de mübahale ayetinin Ehli Beyt hakkında nazil olduğunu belirtmişlerdir.

Hakeza Şii ve Sünni muhaddislerinin naklettiği ve Hz. Ali’nin Ömer’in seçtiği altı kişilik şuradaki konuşması olan “Münaşede” hadisinde de Ali (a.s) uzun bir açıklamadan sonra kendisini Resulullah’ın nefsi olarak nitelemiştir. İbn-i Hacer Askalani Sevaik’ul-Muhrika kitabında münaşede hadisini büyük Ehli Sünnet muhaddisi Dar-u Kutni’den şu şekilde rivayet etmiştir: Ali (a.s) şura günü şura üyelerine delil getirerek şöyle buyurdu: “Allah için söyleyin aranızda yakınlık açısından Resulullah’a benden daha yakın olanınız var mıdır? Aranızdan benden başka Resulullah’ın kendi nefsi saydığı, çocuklarını kendi çocuğu, kadınlarını da kendi kadını kabul ettiği başka bir kimse var mıdır?” orada olanlar hep bir ağızdan, “Hayır vallahi” dediler.

Şeyh Mufid’in Fusul’ul-Muhtare kitabında rivayet ettiğine göre Me’mun İmam Rıza (a.s)’a bir gün şöyle dedi: “Kur’an’ın da işaret ettiği Emir’el Müminin Ali’nin en büyük faziletlerinden birini bana söyle.

İmam Rıza (a.s) şöyle buyurdu: “Hz. Ali’nin en büyük fazileti Mübahale ayetinde zikredilen fazilettir. Bu ayette peygamber (s.a.v) Ali (a.s)’ı Hıristiyanlarla mübahale etmeye (lanetleşmeye) çağırmış ve Yüce Allah’ın hükmüyle Ali (a.s) Resulullah (s.a.v)’in nefsi olarak adlandırılmıştır. Allah’ın yaratıklarından hiç kimse Resulullah (s.a.v)’den daha üstün olmadığına göre Allah’ın hükmü gereği Resulullah (s.a.v)’in nefsi olarak adlandırılan Hz. Ali (a.s) da herkesten daha faziletli ve üstündür.”

Memun tartışmak için şöyle dedi: “Resulullah’ın nefsi olan kimse mübahaleye çağrılmış olamaz. Çünkü bu taktirde Peygamber kendisini davet etmiştir; başkasını değil. “Nefislerimiz”den maksat bizzat Peygamberdir; başkası değil.”
İmam Rıza (a.s) Memun’a cevap olarak şöyle buyurdu: “Ey Memun bu söylediğin şey doğru değildir. Çünkü davet etmek başkasını çağırma söz konusu olunca geçerlidir. Nitekim emreden insan da başkasına emrettiği taktirde emredicidir. Dolayısıyla davetçi insan kendisini davet etmiş olamaz. Nitekim insan kendisine de emredemez. O halde mübahalede Resulullah (s.a.v) Emir’el Müminin Ali (a.s)’dan başkasını davet etmediği için Hz. Ali (a.s) Resululah’ın nefsi olarak nitelendirilmiştir.”

Memun İmam Rıza (a.s)’ın cevabını dinledikten sonra şöyle dedi: “Bu cevabınıza karşı bir şey söylemek mümkün değildir.”

Şii ve Sünni müfessirler mübahale ayetinde geçen “Nefisleriniz” kelimesini kesin bir şekilde Ali (a.s)’a intibak ettiğini açıklamaktadırlar.
Şeyh Tebersi Mecme’ul-Beyan’da, Şeyh Eb’ul-Futuh Razi, Revzat’ul-Cinan’da ve Allame Hilli Elfeyn kitabında müfessirlerin mübahale ayetinde geçen “Nefislerimiz” kelimesinden maksadın Ali (a.s)’ın olduğu hususunda icma ettiğini söylemişlerdir. Müfessirlerin bu konuda gösterdikleri delil de “Nefislerimiz” kelimesinde sadece iki ihtimalin oluşudur:

1-Ya “Nefislerimiz” kelimesinden maksat bizzat Resulullah (s.a.v)’dır.
2-Ya da maksat Resulullah’ın nefsi kabul edilen başka bir kimsedir.

Birinci ihtimal doğru değildir. Çünkü Resulullah (s.a.v) burada davetçidir ve insan kendi kendini davet etmez. Bu normal bir şey değildir. Çünkü davet iki tarafın söz konusu olduğu durumlarda geçerlidir. Tek taraflı davet olmaz. Birinin varlığı diğerinin de varlığını gösterir. Davetin iki tarafı ise davet eden ve davet edilen kimsedir. Dolayısıyla bir insan hem davet edici hem de davet edilen olamaz. O halde ikinci ihtimal doğrudur. “Nefislerimiz” kelimesinden maksat Peygamber (s.a.v)’den başkasıdır. Aksi taktirde davet olayı gerçekleşemez. Öte yandan bilindiği gibi mübahale olayında Ali (a.s) dışında başka bir kimse yoktu. Hiç kimse de Ali (a.s) eşi ve çocuklarından başka birilerinin mübahale olayına katıldığını iddia etmemiştir. Bu yüzden müfessirler “Nefislerimiz” kelimesinden maksadın Ali (a.s)’ın olduğu hususunda ittifak etmişlerdir.

Dolayısıyla “Nefisleriniz” kelimesinden maksadın Ali(a.s) olmadığını iddia eden Reşit Rıza ve benzerlerinin iddiaları da doğru değildir. Çünkü onların bu iddiasını hiç bir rivayet ve delil doğrulamamaktadır. Onların bu sözü delilsizdir ve nefsanî heveslerden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla itina etmemek gerekir.

Mübahale Ayetinin Ali’nin Şahsiyetinin Sonsuzluğuna Delaleti:

Nakli ve edebi deliller esasınca mübahale ayetinde geçen “nefislerimiz” kelimesinden maksadın Ali (a.s) olduğunu kabul ettikten sonra bu ayetin Ali (a.s)’ın şahsiyetini tanıttığını da söylemek gerekir. Çünkü mübahale ayetinde sadece kendine özgü bir nitelik ile nitelendirilmiştir. Hiç kimse bu nitelik hususunda kendisi ile ortak değildir. Bütün yaratılış aleminde Resulullah (s.a.v)’in nefsi olarak adlandırılan tek kimse Ali (a.s)’dır. Yüce Allah Resulüne Ali (a.s)’ı nefsi olarak çağırmasını emretmiştir. Dolayısıyla bu ayet de Ali (a.s)’ın sonsuz şahsiyetine ve hiç kimsenin tasavvur dahi edemeyeceği yüce makamına delalet etmektedir.

Şeyh Tusi mübahale ayetinin Hz. Ali (a.s)’ın yüce şahsiyetine delaleti hususunda şöyle diyor: “Allah-u Teala onu Peygamber’in nefsinin benzeri olarak adlandırdığı için hiç kimse fazilet ve üstünlük noktasında ona ulaşamaz.”
Gerçi Şeyh Tusî bu ayet hususunda Hz. Ali (a.s)’ın bütün insanlardan mutlak olarak üstünlüğünü açıklamasına rağmen kendi cümlesinde “benzer” kelimesini kullanmış ve Allah’ın Hz. Ali (a.s)’ı Peygamber (s.a.v)’in nefsi değil; nefsinin benzeri karar kıldığını ifade etmiştir.

Dolayısıyla Şeyh Tebersi onun bu cümlesini düzelterek şöyle diyor: “Mübahale ayeti Hz. Ali (a.s)’ın faziletinin sonsuzluğuna ve makamının yüceliğine delalet etmektedir. Hiç kimsenin ulaşamayacağı bir makama ulaştığının delilidir. Çünkü Allah onu Resulullah’ın nefsi karar kılmıştır. Bu da hiç kimsenin erişemeyeceği yüce bir makamı ifade etmektedir.”

Ayrıca söylemek gerekir ki Hz. Ali (a.s)’ın Resulullah (s.a.v)’e yakınlığı tartışılmaz bir husustur. Biz burada Hz. Ali (a.s)’ı Resulullah (s.a.v)’e yakınlığının ölçüsünü tartışıyoruz. Bu ayet ise Hz. Ali (a.s) ile Resulullah (s.a.v)’in insani kemaller ve şahsi üstünlükleri hususunda aralarında bir uzaklığın olmadığına delalet etmektedir. Aralarında hiç bir sınır ve ayrılık söz konusu değildir. Bu iki nurun eşitliği söz konusu edilmiştir. Burada ariflerin şeyhi sayılan Şeyh-i Ekber Muhyiddin bin Arabi’nin şu sözüne dikkat etmek gerekir:

“Allah-u Teala’nın iradesi alemleri yaratmak isteyince iradesinden bir hakikat vücuda geldi. Arifler bu hakikate “toz, filozoflar ise “heyula” (madde) demişlerdir. Bu hakikat salt kuvve ve kabiliyet idi. Alemde olan her şey o hakikatte kendi kuvvet ve kabiliyeti esasınca vücut bulmuştur. Tıpkı içinde bir ışık bulunan ev gibidir. Evin her köşesi o ışığa yakınlığı ölçüsünde aydınlanmıştır. O hakikatte vücut bulmada “Akıl” olarak adlandırılan Muhammed’in (Allah’ın selamı ona ve pak Ehli Beyt’ine olsun) hakikati dışında hiç bir şey Allah’a daha yakın değildir. O halde Muhammed bütün alemin efendisi ve vücut aleminde ilk zuhur eden hakikattir. Onun vücudu ilahi nurdan, “toz”dan ve tümel hakikatten kaynaklanmıştır. Bu tozla Muhammed’in zatı vücuda gelmiş ve alemin dış gerçeği ondan tecelli etmiştir. Peygamber (s.a.v)’e en yakın olan kimse ise Ali bin Ebi Talib (a.s)’dır. Ali (a.s) alem ve cihanın imamıdır ve bütün peygamberlerin esrarıdır.”

Muhyiddin Arabi’nin bu sözü de tefsir ve açıklamaya muhtaçtır. İçinde düşünülmesi gereken bir çok husus vardır. Burada bizim faydalandığımız husus Ali (a.s)’ın vücudunun Peygamber (s.a.v)’in vücudundan hemen sonra yer alışıdır. Herkesin varlıksal derecesi onun makamını gösterir. Peygamber (s.a.v) alemde zuhur eden ilk hakikattir. Dolayısıyla bütün alemin efendisidir. Ali (a.s)’da peygamber (s.a.v)’den sonra yer almıştır o halde Peygamber dışında bütün insanların efendisidir. Belki de bu yüzden Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Ben ve Ali bu ümmetin babalarıyız.” Buradaki ümmetten maksat insanlık kafilesi ve beşeriyet kervanıdır. Peygamber (s.a.v) ve Ali (a.s)’da bu kervanın babalarıdır. Nitekim İmam Humeyni de şöyle demiştir. Bütün nübüvvetler ve velayetler Resulullah’in mutlak velayeti ve zati nübüvvetinin gölgesi mesabesindedir. Bu yüzden O’ndan başkasına davet O’ndan başkası için dua ve O’ndan başkasına ihsan söz konusu değildir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Rabbin, yalnız Kendisine tapmanızı ve ana babaya iyilik etmeyi buyurmuştur.” İsra/23

Peygamber (s.a.v) de manevi babalardan biridir. Onunla ruhaniyette ittihat içinde bulunan Peygamber’in halifesi de ümmetin babalarından biridir. Nitekim Peygamber de “Ben ve Ali bu ümmetin babalarıyız.” diye buyurmuştur. Allah’ın ihsan edilmesi hükmünün bir manası da Peygamber (s.a.v)’e ihsan; anne babanın manalarından biri de Peygamber (s.a.v) ve Ali (a.s)’ın baba oluşudur.”
Bir rivayette de İmam Hasan Askeri (a.s) şöyle buyurmuştur: “Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: “En üstün ve teşekkür etmenize en layık anne babanız Muhammed (s.a.v) ve Ali (a.s)’dır.” Ali bin Ebi Talib (a.s) da Peygamber (s.a.v)’in şöyle buyurduğunu işittiğini söylemiştir: “Ben ve Ali bu ümmetin babalarıyız.”.

——————————————————————————–
-Al-i İmran/61
-Meclisi, Bihar-ül Envar, /84
-Gazali, İhya 137
-Gazali, İhya 137; İbn-i Eb’il-Hadid, Şerh c.1, s.7.
-Sahih-i Müslim, c.15,s.176
-Meclisi, Bihar’ul-Envar c.35, s.267
-Fusul/38
-Tusi, Tibyan, c.2, s.485; Şeyh Tebersi, Mecme’ul-Beyan, c.1, s.764; Razi, Revzat’ul-Cinan, c.2, s.382
-İbn-i Arabi, Futuhat, c.2, s.226-227
-İmam Humeyni, Ta’likat 48

Etiketler:ali imran suresi fazileti ali imran suresinin fazileti ali imran suresinin faziletleri ali imran süresinin fazileti ali imran suresi faziletleri ali imran süresi fazileti al-i imran suresi fazileti al imran suresi fazileti surelerin dualarin esrari kiymeti fazileti ali imran suresi ve faziletleri ali imran suresi ve fazileti al i imran suresi fazileti ali imran suresinin sırları al-i ümran suresinin faziletleri ali imran suresinin ikinci ayetin sırrı fazileti ali imran suresi esrarı ali imran suresinin fazileti ve sirri bekarasüresinin163.ayeti ali imran suresi sirlari ali imran suresinin başı
İmranlı: Sivas ilinin en doğusunda bulunan ilçesidir.İl merkezine 104 km uzaklıktadır.İlcenin yüzölcümü 1.229 km2 ve denizden yüksekligi 1650 metredir. Imranli, dogusunda Erzincan iline bagli Refahiye ilcesiyle, güneyinde Divrigi, batisinda Zara ve kuzeyinde ise Susehri ve Akincilar ilceleriyle komsudur.102 köyü ve 38 mezrasi vardir.
İmran Öktem: İmran Öktem, (d. 1904, İstanbul - ö. 1 Mayıs 1969), Türk hukukçu.
İmranlar, Ereğli: İmranlar, Zonguldak ilinin Ereğli ilçesine bağlı bir köydür.
Imran Khan (şarkıcı): Imran Khan (d. 28 Mayıs 1984 Amsterdam), ilk teklisi "Ni Nachleh"ten sonra popüler olan Pakistan asıllı Hollandalı bir müzisyendir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir