Annem Mektup

Sponsorlu Bağlantılar
allah almak ama bazen bende benim biter daha diye etme gece karar kendi sanki seni senin ya zaman Annem Mektup Canım Anneme Mektup anneme mektup annem mektup canım anneme mektup ann..

Canım Anneme Mektup (çok Kısa Bence Okuyun)

Canım Anneme Mektup

Sevgili anneciğim;
Sana bu mektubu sevgimi söylemek için yazıyorum. Ama bu sevgimi ne söyleyebilirim nede yazabilirim. Zaten sevgi ne söylenir nede yazılır, sevgi sadece gösterilir. Sen de bana kimsenin göstermediği ve gösteremeyeceği öyle bir sevgi gösterdin ki bu sevgi ne biter nede tükenir.
Sen bana hem arkadaş hem de sırdaş oldun. Üzgün olduğumda dertlerimi, mutlu olduğumda ise sevincimi benimle paylaştın. Sen üzülünce; sanki duyguların aksediyor kalbime ve bende üzülüyorum. Zaten sen mutsuz olduğunda ben nasıl mutlu olurum?
Eğer seni üzdüğüm bir gün senden özür dilemeden yatarsam, o gece çok zor geçiyor. Ya annem olmasaydı ne olurdu diye geçiveriyor aklımdan… İşte o zaman çok ağlıyorum anne. Kendi kendime söz veriyorum seni bir daha üzmeyeceğim diye ama aklımdan çıkıveriyor bazen verdiğim sözler.
Allah’a çok dua ediyorum, annemi başımdan eksik etme diye. Çünkü sen olmadan ben ne olurum bilmiyorum…
Artık büyüyorum beni kucağına alıp sevmesen de beni içinden çok sevdiğini biliyorum. Seni anlatılamayacak şekilde çok seviyorum.
Her evlat aynı duyguyu hisseder mi bilmiyorum ama sen bana çok sıcak geliyorsun sanki senin sevgin ile ısınıyorum.
Seni üzdüğüm zaman sanki gözlerin yaşarıyor işte o anda zamanı geri almak istiyorum, çok üzülüyorum anne çok! Benim için çok değerlisin anne. Bu mektubu yazdıktan sonra karar verdim ve bu kararımı unutmamaya da karar verdim.
Sevgim o kadar büyük ki anne, cümleler yetmiyor sevgimi taşımaya, ağır geliyor kelimelere, taşıyamıyorlar sevgimi. Büyük sevgimi taşımaları için büyük harfler kullanıyorum; ANNE SENİ ÇOK SEVİYORUM…

Canımın Ötesi Annem / Mektup I

Canımın Ötesi Annem / Mektup I
Canımın Ötesi Annem / Mektup I

Sorgular oldum iyiden iyiye yaşam denilen karmaşayı. Zaten iç hesaplaşmaları yoğun, farkındalıkları sarsıcı bir insandım. Daha da yoğunlaştım ölüm ve yaşam kavramlarının sonsuz kardeşliğine. An geliyor –ki özleminin damarlarımı yırtıp, kalbimi durduracağını düşündüğüm dakikalar- bir harabenin asla eski haline gelmeyecek kırık bir taşı oluyorum. Buz gibi ölüm kokuyor hava. Kanım donuyor bitişlerin sancısından. Sensizliğe, ölüme, kendi içimde bir kimsesizliğe teslim oluyorum. İçimde volkanlar patlayıp,lavlar sımsıcak acılara dönüşüp yakarken, bana yakıştırılmayan sessizliğimi kuşanıyorum. Paylaşmak, özümün parçalanmasını anlatmak, Don Kişot’un yeldeğirmenleriyle savaşı kadar çaresiz görünüyor gözüme. Kabuğuma çekilip kendime dönüyorum sessizce…

İnanılmaz geliyor ama, sensizliğe rağmen sürüyor yaşam. Mevsimler kısır bir döngünün içinde ardarda gelip, katması gerekenleri evrene katıp çekiliyorlar yaşamımdan. İlkbahar ilk defa bu kadar acımasızdı bu yıl. Seni, ruhumun yarısını, gözümün yaşına bakmadan söktü aldı kollarımdan. Yaz, sanki sen varmışsın gibi alevden elbisesini kuşanıp geldi sonra. Ve sonbaharda sıra. Zaten hiç şaşmazlar ki sıralarını. Funda’nın yüreğindeki yangın onların umurlarında mı?

Bilirsin günlük yaşarım ben. Anı yaşarım. Yaşadığım günün tekrarı yok biliyorum. Daha da fazla dört elle sarılmam gerektiğini öğrettin annem bana. Yapmak istediğim her şey için yarının çok geç olabileceğini çok iyi biliyorum. Buz gibi ölüm kokan hastane odası hep gözümün önünde. Anne sıcaklığına yakışmayan, soğuyan bedenin…Açılmayan gözlerin kabusum oluyor, kimi *******. Ah annem, bak yazarken bile nasıl dağılıyorum. Ruhum gibi kelimelerim de darmadağın.

Halbuki sana güzel şeyler de söylemek istiyordum. Hani o yumuk ellerinle “güzel” işareti yaptığın (ne yazık ki söyleyemediğin) günlerdeki gibiyim dış penceremde. Sevdiğin gibi giyiniyorum, yüzümde ve bedenimde renkler dansediyor. Alacalı ve ışıltılı bir aynada bakıyorum hala gözlerime. Oysa bir hüzün gizli pırıltıların tam göbeğinde. Bir ben görüyorum onu, bir de sen. Ama o hüzün pırıltısının önderliğinde, kendi içinde akıp gidiyor yaşam denilen bilmece…

Ö – Z – L – E – M – E – K …Bak bu kelimenin her harfine yalnız sana dair anlamlar yükledim annem. Çaresizce özlemenin anlamısın. Bir tarafta yaşama delice tutkun yanım, bir tarafta sana kavuşmanın özlemiyle yanıp tutuşan bir kadın…Gülüşlerine kilitli düşlere uyanıyorum her hayalde. Biliyorum anne kokun yeniden dolacak ciğerlerime, göğsüne yaslanıp doya doya içime çekeceğim gönlümce. Biliyorum pamuk ellerine yeniden değecek dudaklarım. Ben senin yavrunum. Canından kopan canım. Belirsiz bir zamanda, ama kavuşmalara yazgılı bir mekanda geleceğim sana…Rahat uyu canım annem dualarımla yoldaş olduğum yeni dünyanda…

Anneme Mektup

Anneme Mektup

Ben bu gurbet ile düştüm düşeli,
Her gün biraz daha süzülmekteyim.
Her gece, içinde mermer döşeli,
Bir soğuk yatakta büzülmekteyim.

Böylece bir lâhza kaldığım zaman,
Geceyi koynuma aldığım zaman,
Gözlerim kapanıp daldığım zaman,
Yeniden yollara düzülmekteyim.

Son günüm yaklaştı görünesiye,
Kalmadı bir adım yol ileriye;
Yüzünü görmeden ölürsem diye,
Üzülmekteyim ben, üzülmekteyim.

1924 Necip Fazıl Kısakürek

Canımın Ötesi Annem / Mektup (ıı)

Canımın Ötesi Annem / Mektup (II)
Güne kattığım ilk nefeste, yokluğun var annem…Zamanla küllenir demişti herkes sensizliğin acısı için. Yalanmış annem. Gecenin koyu yalnızlığı gibi düşlerimde, günün ilk tokadı gibi sabahımda yokluğunun keskin sızısını yaşıyorum. Hatta belki günden güne acısı artan, sırtıma saplanmış bir bıçağın kanattığı ve günbegün ince ince kanayan bir yara sensizlik…

Hayatımın fotoğrafını çekiyorum her gün. Şöyle bir bakıyorum. En iyi teknikler kullanılmış, malzemede masraftan kaçınılmamış, dekorun cıvıl cıvıl olduğu bir kare elimdeki. Ama biliyor musun, asla netleşmiyor, hep flu bir fotoğraf bu. Çünkü bir eksik var. Hem de yeri hiçbir şeyle doldurulamayacak bir eksik…Anne sıcaklığının yerini hangi fotoğrafçı doldurabilir ki…

Bazen de bir film haline geliyor hayatım. Ayaklarımı uzatıp, beyazperdenin büyülü dünyasına adım atıyorum. Hem tek seyircisi, hem başrol oyuncusu olduğum bir film bu. Ve seyirci olarak izlerken, baş aktrisin benden başka hiçbir seyircinin okuyamayacağı tanımsız acısının izini okuyorum gözlerinde. Çünkü en neşeli sahnede bile, gülerken gözlerinin ışığı eksik annem. Sen eksik olunca, ışık da eksik. Filmin süresi uzun mu olacak, kısa mı olacak onu kestirmem mümkün değil. Ama eminim, o ışık son sahnede bile geri gelmiş olmayacak o gözlere. Çünkü onlar ait olduğu yerde. Senin özleminde yitirdim annem…

Bazen de en keyifle okuduğum kitap oluyorsun. Bilirsin bir kitabı okurken o dünyanın içine girer, kaybolurum ben. Nasıl büyük bir zevkle okuyorum senin romanını bir bilsen. Sonunu hep merak ederim kitapların. Bu kitabın etmiyorum. Hatta hiç son sayfaları okumayayım diye dua ederken, bir de bakıyorum son sayfaya gelmişim. İsyan duyguları kabarıyor içimde. Ne yazık ki haykıramıyorum dilimin ucunda yapışıp kalan sızımı. Çünkü kitabın yazarı eşsiz bir yazar. Ve hepimizin hayatını o yazıyor. Ne söylesek, ne yapsak da biliyorum ki tüm kitapların sonu aynı. Kitabın ince mi kalın mı olacağına karar vermek yetisi kahramanlarının değil. Yazara saygı duymanın gerekliliği içinde, boynumu eğip, kitabın bittiği gerçeğini kabullenmeye çalışıyorum. Baş kahraman öldü ama, tutunduğu yürekteki yeri sapasağlam.

Sürekli olarak geri dönüşlerle dolu anlar yaşıyorum. Çalışırken, konuşurken, kitap okurken, müzik dinlerken, her an ama her an bir yanım tamamen seninle. Hastanede yaşamdan koptuğun anları yeniden yaşıyorum bazen, bazen de çocukluğumun en sıcak günlerine geri dönüp, eşsiz sıcaklığına sığınıyorum. Seni kızdırdığım ve üzdüğüm günler de dün gibi aklımda, en yakın dostun olup dertleştiğimiz anlarda. Ama biliyor musun annem, sen aslında hiç kimseye kendini tam olarak açmadın gibi geliyor bana. Hayatın içindeki karmaşık bütün sorunları kendi kendine çözmeye çalışan, çok kırılgan, bir zamanlar çok acılar çekmiş kadın olmana rağmen hep kendine sakladın hüzünlerini…O buram buram acı kokan yanını, canın kadar çok sevdiğin babamı bile ortak edip etmediğin konusunda tereddütlerim var. Zorluklarla kendi kendine savaşmaya çalışan yorgun bir savaşçıydın sen. Ne yazık ki artık savaş bitti, savaşçı gitti…Ölüm 1 – 0 galip.

Tatlı annem, mektubumun üstüne pul diye sevgimin şeklini yapıştırdım, zarfın rengi kara belki ama yüreğin değdiği anda şeker pembe olacak şekilde özel olarak ayarlandı. İçine konan mektubu ise o güzelim yeşil gözlerinle değil, anne önsezinle okuyacaksın.Özel ulağımız ise beyaz kanatlı bir melek…Yokluğunun acısı ile boz bulanık olan evlat sevgimle, yaşama doymayan gül yüzünü öpüyorum canım annem…

Anneme Mektup..

ANNEME MEKTUP
Sevgili anneciğim,
Ne garip; yeni yeni farkediyorum ki, çocuklari anne olunca çocuklaşiyor anneler… Ve insan, zamanin nasil insafsiz bir öğütücü olduğunu bu rol değişiminde anliyor.
Eminim karnindaki ilk tekmemden, hatta doktorlarin “Bundan sonra ağir kaldirmak yok” müjdesinden beridir iki kişilik yaşiyorsun yaşami… Doğum odasinda bir küçük el saçlarina tutununca değişti herşey ve o el, o saçtan hiç eksik olmasin istedin.
Kimbilir kaç geceyi karyola başuçlarinda derin iç çekişler dinleyip hüzünlenerek uykusuz geçirdin, kaç emzirme seansinda bitkin uyuyakaldin. O gün bugündür hayati, bir toprakla çiçeği kadar ortak üretiyor, tüketiyoruz. Yol boyu, kusurlarini hiç görmedik birbirimizin, yeteneklerimizi abarttik, karşilikli toz kondurmadik üzerimize, kol kanat gerdik… Ben dünyanin en iyi evladiydim, sense tarihin en iyi annesi… Her çiğlikta başucumda biteceğini bilmenin güveniyle büyüdüm. Her derdimde benden çok dertleneceğini bilmenin o bencil alişkanliğiyla ayakta kaldim. Sevginle donandim… Ama sonra birden o korkunç çark devreye girdi ve yaşamin acimasiz kurali işledi:
Büyüdüm… Senin kollarinda “sen” den habersiz, bambaşka bir “ben” çikti ortaya. Bazen o eski “ben”e hiç benzemeyen bir “ben”… Çünkü farkettim ki anlattiğin masallarin yaşamda karşiliği yokmuş. Kizlar bir prens umuduyla kurbağalari öpedursun, ben her yalanda burnumu yokladim. Şaşirdim. Bostandaki danalarin, isirilmiş lahanalarin ve benzeri pastoral ninnilerin modasinin geçtiğini gördüm sokakta… Söyleyemedim sana… “Yaşamin değiştiğini, eski tecrübelerin artik eskisi kadar geçerli olmadiğini” anlatan kitaplari salonun ortasinda açik biraktim, açip okuyasin diye… Her kuşağin o vazgeçilmez ikilemi depreşti yeniden: “Devir de amma değişti” diye yakinirken ben, sen in beni ilginle boğulduğumdan dertlendim. Bir yeri yaralandiğinda “Anam görürse ne kadar üzülür” diye gizlemeye çalişmak küçük bir çocuk için nasil ağir bir yüktür bilir misin? Acindan çok, O’nda yaratacaği aci, acitir canini… Oysa ne çok acilar paylaştik seninle.. Ve ne çok sevinçler yaşadik beraber… Nasil dar günlerde yardima koşup, kaç şenliğine ortak olduk birbirimizin..? Lakin artik kafesten uçma vaktiydi. “Danalarin girdiği bostan”da ayakta kalabilmenin yolu, tek başina kanat çirpmayi öğrenmekten geçiyordu. Yargiladik birbirimizi bir dönem… Sorguladik…

BÜTÜN ANNELERİN ANNELER GÜNÜ KUTLU OLSUN..

Etiketler:anneme mektup annem mektup canım anneme mektup anneye mektup anneme mektup yazmak istiyorum annem için mektup site:webhatti.com anneme mektup anne mektubu anneye mektup kisa sevgili anneme mektup kısa gelinden anneme mektup canim anneme mektup canım annem mektup canım annem mektubu mektu annem canımın yarısı gidiyor kısa anneme mektup annem muktup anneme mektup kısa
Annem Uyurken: Annem Uyurken, 27 Haziran 2012 tarihinde Kanal D'de yayınlanmaya başlayan bir komedi dizisidir. Dizi İstanbul'da Balat'ta çekilmektedir. Tims Production yapım şirketi tarafından desteklenmektedir. Dizide anneleri 10 yıldır komada olan bir ailenin durumu ve annenin felçten çıkmasıyla ortaya çıkan olaylar anlatılır.
Annemarie Schimmel: Annemarie Schimmel (d. 7 Nisan 1922 - ö. 26 Ocak 2003) ünlü Alman İranolojist ve İslam ve Tasavvuf araştırmacısı.
Annemi Trenden Nasıl Atarım: Annemi Trenden Nasıl Atarım 1987 ABD yapımı kara komedi filmidir. Özgün adı Throw Momma from the Train olan film Türkiye'de VCD formatında dağıtılmış, ayrıca Digitürk şifreli kanalından da yayınlanmıştı.
Annemin Cesareti: Yahudi asıllı, Macar tiyatro yönetmeni, yazar ve senarist George Tabori'nin, yazdığı tiyatro oyunu. Oyunnun, Türkiye prömiyeri, 20092010 tiyatro sezonunda 17 Ocak'ta İstanbul Devlet Tiyatrosu tarafından yapılmıştır.
Mektup arkadaşı: Mektup arkadaşları, posta servisi aracılığıyla birbirlerine düzenli olarak mektup yazıp yollayan insanlardır.
Yazılı çaylak: Yazılı çaylak (Elanus scriptus), atmacagiller (Accipitridae) familyasından bir boz çaylak türü.
Mektup roman: Mektup roman, bir roman tarzıdır.
Mektupçu Köşkü: Mektupçu Köşkü, İzmir'in Halil Rıfat Paşa Caddesindeki tarihi köşk. Mektupçu isminin yıllarca posta idaresinin konuk evi olarak kullanılmasından ve Mektupçu semtinde bulunmasından kaynaklandığı sanılmaktadır.

Yorumlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir