Asker Sevgiliye Mektup

ama benim bunu diye hasretim mavi sanma seni senin sorma tek uzak varsa veya ya yalan zaman zeytin Asker Sevgiliye Mektup Askere Yazılan Aşk Mektupları hapishanedeki sevgiliye mektup asker sevgiliye mek..

Sevgiliye..gidene Mektup

Sensiz çareye koşulmuyor gülüm…
Nedendir, şu anlamsız gecede, gözlerinde beliren yıldızlar parlak değil… Sevgi… Sevginin nasıl bir varlık olduğunu anlayabildin mi? Bu anlamı sana anlatmayı çok isterdim… Bahtına küs! Gönlüm buna müsaade etmiyor. Neden mi? Bana boş verdiğin gibi boş ver ki o da bana kalsın. Kalsın ki hasretim çoğalmasın. Yüreğim dağlanmasın ve ben bendeki seni bitirmeyeyim… Farkında mısın? Satırlarım gibi bahtım da karışık, saçların gibi hayatım da karışık!..
Nasıl yaşadığımı asla bilemezsin!.. Öyle sabahlarım var ki tarifsiz çilelere aşık olmuş.. İşte o sabahlarda güneş doğmadan önce bakışlarımı semaya götürüyorum… Seni çizmek istiyorum mavi göklerde… Ama olmuyor, beceremiyorum gülüm… Yalnız gözlerin çizilmedik kalıyor… Yoksa benim için ağlıyor musun?.. Sakın! ağlama gül yüzlüm. Sakın zannetme ki ben seni düşünmüyorum… Sanma ki; ben seni anmıyorum veya özlemiyorum… Ben bunları yaşamazsam o uykularım içinde seni sevenin gördüğü rüyalar var ya… İşte onlar beni rahat bırakmaz, elleri kement gibi yakama yapışır, sana yeniden yüzlerce kez aşık olurum… Tebessüme bürünürsün hep rüyalarımda… Ah… 0 rüyalar. Şimdi onlar da o kadar uzak ki…
Beni yaşayabiliyor musun gül gözlüm!… Göz demişken nasıl anlatıp, tarif edeyim?.. Zeytin karası o gözlerini… Nasıl anlatayım? Şairlerin şiir yazdığı, beni mecnuna çeviren, gören ceylanların kıskanacağı, gözyaşının imrenip de gözlerine sırf dokunmak için aktığı o gözlerin… 0 gözlerin… Bunu da geçmek zorundayım. Neden diye sakın sorma!.. Sonra beni ben olarak bulamazsın… Bazen değil çoğu kere düşünürüm. Acaba her şey boş mu, veya basit bir yalan mı? Her ikisinde de karşıma sen çıkarsın… İşte o zaman gözlerimin önüne tek tel saçın çıkıverir. Ne varsa senin olmadığın mazimde, o tek tel saçına asarım. Çığlık çığlığa kaybolurlar. Ve senli mazim başlar. Düşünmek bile ayrı bir tat verir. Ne nedir? Nasıldır? Ve hatta seni de unuturum… Mecnunun ;leylasına takılırım… Gözyaşı bana bakar, ben gözyaşına… Ümitler biter ve şaşkın dilimde bir dua başlar. Bitmez; Mevla, Mevla, Mevla ve Sen…
Ürpermeye başlarım… Rüyalar, uykular çıldırır bent bent… Duygular derbeder, düşünceler serseri, ızdırab tam ızdırab. Gözyaşım şakağımdan kayar gider sana doğru. Ve zaman durur. Hayal viranemde bulurum kendimi… Dilim öyle bir of çeker ki. Kurur düşlerim, gözlerimdeki yanardağlar söner, gözbebeğindeki fırtınalara tutulurum… Mızrap amansız değer yüreğimin tellerine… Alınların aşındırdığı seccade duyar da sen duymazsın…
Senden ayrı, senden uzakta. Gönül acıyla bir oluyor. Kalbinden sürgün mü oldum ne? Duyamıyorum sesini. Sahi nerelerdesin? Ben hayal ikliminde dahi kurumuş gülün sahibi… Sana dünyanın en güzel hediyesini veriyorum.
Seni sana bırakıyorum…Bahtın açık olsun!

Hapishaneden Mektup Gelmiş

Kitabevi aracılığıyla gönderilmiş, “Sayın Doğan Cüceloğlu Beyefendi’ye…” cümlesiyle başlayan mektup şöyle devam ediyor:

“Burada dış dünyanın her türlü sevincinden yoksun bir yaşam sürdürürken, çoğu gün bir mektup yazabilmek için, kendimi nadiren ikna edebilmişimdir.”

Bu cümlede duruyorum; “dış dünyanın her türlü sevinci” deyişi dikkatimi çekiyor. Bizler ‘dış dünyanın her türlü sevincinin’ ne olduğunun farkında mıyız? Kendime soruyorum, nedir bu dış dünyanın her türlü sevinci?

Size de soruyorum; hiç düşündünüz mü ‘dış dünyanın her türlü sevinci’ üstüne?

Ben düşündükçe liste büyüdü ve dışarıda olduğum için içimi inanılmaz bir coşku kapladı. Okumaya devam ettim:

“Size, gökkuşağının bütün renklerinden yoksun, kavaklar boyunca yükselen gri duvarların arkasından, Ankara 2 No.lu L-Tipi Kapalı Ceza Evi’nden yazıyorum. Burası 1400 kişilik yeni bir ceza evi. Mahkûmların günlük faaliyetleri içerisinde TV izlemek, radyo dinlemek, spor yapmak, işlik atölyesinde çalışmak vs var. Bir kısım arkadaşımız da, zaman zaman doğanın bütün renklerine sahip minicik boncukları, gözleri körleşircesine yumak yumak iplikler üzerine işleyerek gazete, çay ve belki de sevdiklerine mektup gönderebilmek için posta pulu parası kazanma mücadelesi vermektedirler. Ayrıca, okuma yazma bilmeyenler için, Açık Öğretim Sınavları’na hazırlık ve resim yapmayı öğrenmek isteyenler için de kurslarımız var.

“Günlük gazeteleri düzenli olarak okuyabiliyoruz. Ayrıca muhtelif kitapların içerisinde yer aldığı bir de kütüphanemiz var. Ancak, kitaplarımız sizin konumunuzda bir insanın özel kitaplığındaki tek bir rafı dahi dolduracak kadar hacimli ve nitelikli değil. Kitaplarımız genellikle eski basım kitaplar. Elbette kitabın eskisi yenisi olmaz, ancak bilerek yazıyorum ki, kitaplarla hemen hemen aynı yaştayım. Cezaevimiz yeni açıldı. Başlangıçta kitaplığımız, eski ceza evinden getirtilen kitaplarla oluşturuldu. Zaman içinde cezaevi idaresi ve sorunlu hocalarımızın eğitime ve kitaplara verdiği neticesinde yeni yeni kitaplarımız gelmeye başladı. Burada bulunan mahkum arkadaşlarımızın kitaplara ilgisi sevindirici düzeyde. Fakat bu ilgi önemli bir sorunu da beraberinde getiriyor; “mevcut kitaplar kesinlikle bize yetmiyor.”

Bana yazan mahkumun ifadesi düzgün ve dili akıcı. Kitap okumaya önem veriyor; yalnız kendisi okusun istemiyor, arkadaşlarının da okumasına önem veriyor. Merak ediyorum, bu kişinin işlediği suç ne olabilir? Neden girdi içeriye? Aklıma gelen bir soru da, içeriye girmeden önce de kitap okumaya önem veriyor muydu, acaba? Okumaya devam edince aklıma gelen soruların bazılarına yanıt alıyorum:

“Sayın Cüceloğlu, Cezaevi’ne girmeden önce nadiren kitap okurdum. Şimdi ise en iyi arkadaşım oldu kitaplar. Gazap yüzünden rahmete kavuştum diyebilirim.”

Burada duruyorum. Bir daha okuyorum. Gazap yüzünden rahmete kavuşmak. Bu insan mış gibi yaşamaktan hapishanede kurtulmuş, düşüncesi geçiyor aklımdan. Geri kalanı daha dikkatle okumaya devam ediyorum:

“Hayata bakış açım kitaplar sayesinde değişti. Olaylar ve olguları farklı perspektiflerle değerlendirebiliyorum. En önemlisi de, dış duvarların arkasında yaşanan hayata daha çok hazırım, hem de geçmişte hiç olmadığı kadar. Bunu ben başardıysam, birçok insan da başarabilir. Kim bilir, eğitimsizlik ve cehaletin kefaletini ödeyen birçok arkadaşımız için okuyacakları birkaç yeni kitap, belki de cehaletin perdesini yırtmalarına yol açacaktır. Goethe’nin dediği gibi, “Harekete geçmiş cehalet kadar korkunç bir şey var mıdır?”

Aklıma tartışma konuları geliyor: bilgi sorunları çözmede, insanlara doğru yolu göstermede bu kadar yararlı olsaydı, ülkeyi hortumlayan insanların cahiller arasında çıkmaması gerekirdi. Üniversitemizdeki bilim insanlarının bilimsel hırsızlık yapmamaları gerekirdi. Üniversite mezunu politikacılarımızın ülkenin çıkarını kendi çıkarlarının üstünde tuttuklarını görürdük. Bu arkadaşımız kitap okumayı yüceltiyor, çünkü kendisi çok yararlanmış. Ama ancak hapishaneye düştükten sonra okuduğu kitaptan yararlanacak hale gelmiş; dışarıdakiler de kitap okuyor, ama gerçekten kaç kişi okuduğu kitaptan yararlanıyor?

Bütün bu düşünceler aklımın bir köşesinde okumaya devam ediyorum:

“Aşık Veysel’in deyişinde dile getirdiği gibi:

“Aldanma cahilin kuru lafına
Kültürsüz adamın külü yalandır.
Hükmetse dünyanın her tarafına
Arzusu, emeli, yolu yalandır.”

“Dünyayı güzellik kurtaracaksa ve bir insanı değiştirmekle başlayacaksa her şey bir mahkûmu değiştirmenin önemini varın siz takdir edin.

“Atatürk’ümüzün;

”Efendiler, cezaevi sorunu çok önemlidir. Kişisel özgürlüğü kalkan vatan evladının, ceza süresi sonunda topluma yararlı olarak yetiştirilmesi gerekmektedir,” deyişinde işaret ettiği gibi iyi yetişmek adına kitap okumak istiyoruz. Okuyarak değişmek, oldukça değiştirmek istiyoruz dünyayı. İyilik, güzellik ve mutluluk adına ne varsa edinmek istiyoruz hoyratça.

“Sayın Cüceloğlu, yegâne temennim, kütüphanemizi geniş kapsamlı, insanlara yeni ve olumlu bakış açıları sunan, nitelikli 3000 adet yeni kitapla yenilemek. Her hafta mektup gönderdiğim sizin gibi sayın konumlu insanlardan sınırlı sayıda dahi kitap gelse, hedefime ulaşmış olacağım. Duyarlılığı yüksek 100 sayıda saygın insandan gelen kitaplarla kütüphanemizi yenileyip zenginleştireceğiz. Bu da benim için Everest’in tepesine helikopterle bırakılma gibi coşkulu bir şey olsa gerek.”

Bu noktada içimden karar veriyorum; kendi kitaplarımdan birer adet Sincan’daki Ankara 2 No.lu L-Tipi Kapalı Ceza Evi Kitaplığı’na imzalayıp yollayacağım. Sonra, bu arkadaşla tanışmak istediğimi hissediyorum. Bu güçlü duygu ile mektubu okumaya devam ediyorum:

“Sayın Cüceloğlu, siz benim için “İçimizdeki Çocuk’un ruh babası, duygular alemimizin mühendisisiniz. Bir mimar nasıl yükseltiyorsa göğe doğru yüksek yapıları, bir bezekçi nasıl süslüyorsa kıvrımlı satenleri ve bir kuyumcu emek ve sabırla nasıl biçim veriyorsa altına, siz de, sol göğsümüzün altındaki cevahiri o kadar güzel işliyorsunuz.”

Son cümleyi bir kez daha okuyorum ve ne kadar egomun okşandığının farkında olarak gülümsüyorum; netice itibariyle insanım ve egom dipdiri ‘ben buradayım!’ diyor. Bu cümleyi okumadan kitap göndermeye karar vermiştim, diyerek egomun okşanmasından değil, gönlümün sevgisinden kitap göndermeye karar verdiğime kendimi ikna edip, okumaya devam ediyorum:

“Görmek, bir yönüyle kavramak ve ortaya çıkarmak değil midir bilinmeyen gerçeği? Ve gerçek yalın bir tarih gibi yatıyorsa yüzyıllardır toprak altında, yolu gösterecek bir rehber, bir kâşif oldunuz bizler için. Yürekli olmanın kendimizle yüzleşmekle başladığını daha önce kaç kişi söylemişti ki bize ve kendimizi sevmenin aslında başkalarını sevmekten geçtiğini? Bir de bölündükçe çoğalan tek güzide şeyin sadece sevgi olduğunu…

“Sayın ruhlar dünyamızın işlek ustası. Türü ve niteliği ne olursa olsun, çok sayıda kitaba ihtiyacımız var. Sizin, bu ihtiyacımızın giderilmesi noktasında, önemli bir boşluğu dolduracağınız inanıyorum. Ve lütfen bunu bir ihtiyaç olmanın ötesinde bir buluşma olarak kabul edin; iki sevgilinin buluşması, yağmur ve toprağın vuslatı, kara kalem ve parşömen, notalar ve arya gibi. .. Duygulu ve ürkek bir sevgi… Bizi bu sevgiyle buluşturun.

“Bir kitap okumanın, bir hayatı tümden değiştirmeye yeteceğine inanan arkadaşlarım adına, bu büyük buluşmanın davetkârı, bu önemli yapının mimarlarından biri olmanız temennisiyle sağlıkla ve sevgiyle kalın…

“Bir tek kişinin iyiliği, binlercesinin kötülüğünden güçlüdür. Panait İstrati
İsim Soyadı
(İmza)

Bu mektubu bu sitenin okurlarıyla paylaştığım için mutluyum.

Belki sizler de kitaplığa birkaç kitapla katkı da bulunmak istersiniz. Adres: Kitaplık; 2 No.lu L-Tipi Kapalı Cezaevi; Sincan – Ankara

Ben bu mektubu aldıktan sonra Sincan’da ki cezaevi ile temas kurudum ve geçen 25 Nisan 2007 Çarşamba öğleden sonra oradaki mahkûmlara “İnsan İnsana Bir Yaşam” başlıklı bir konuşma yaptım.

Bana mektup yazan kişiye orada herkesin huzurunda teşekkür ederek kitap toplama çalışmalarında başarılar diledim. Ve dedim ki, yaşamda girişimlerde bulunmak ve niyetinizi girişimlerinizle yaşıma yansıtmak önemli; bakın arkadaşınızın bir mektubu, beni buraya getirdi. Konuşmamdan sonra oradan ayrılırken elimi sıktığında bana şunları söyledi: “Sizi buraya benim mektubum getirmedi; sizin gönlünüzdeki sevgi getirdi.”

Etiketler:hapishanedeki sevgiliye mektup asker sevgiliye mektup askere yazılan aşk mektupları uzakta olan sevgiliye mektup askere giden sevgiliye mektup sevgiliye mektup nasil yazilir nefret dolu veda mektubu gidene yazılan mektup gidenlere yazılmış mektup sevgiliye mektup nefret sevgiliden hapishaneye mektup askere gidene mektup hapishaneye mektup askere mektup nasıl yazılır sevgiliye mektup nasıl başlar askerdeki sevgilime mektup yazmak istiyorum ne yazabilirim mapushanedeki sevgiliye mektup emin gidene mektup mapushaneden sevgiliye mektuplar gidene mektup
Askerî darbe: Teknik olarak darbeciler genellikle ordunun yapacakları eyleme karşı tarafsız kalmasını fırsat bilerek iktidarı ele geçirir, lideri devirir, radyoların ve televizyonların vb.
Askeriye: Askeriye, genellikle silah kullanımı da dahil olmak üzere güç kullanarak ülkenin savunmasında yetkili oluşum.
Yargıtay: Yargıtay, bazı ülkelerin yargı sistemlerine bulunan en üst düzey mahkemedir. Bu tür yargı sistemlerine son inceleme mercii Yargıtay'dır.
Askerlik hizmeti: Askerlik hizmeti, herhangi bir ülkede belirli bir yaşa gelen vatandaşların, zorunlu olarak, belirli bir süre orduda görev yapması veya anlaşmalı oldukları bir süre boyunca meslek olarak icra etmesi.
Sevgiliye (Aşkın Nur Yengi albümü): Sevgiliye, Aşkın Nur Yengi'nin 1990 yılında çıkan ilk albümüdür. 2,5 milyon satış rakamına ulaşmış ve neredeyse tüm şarkıları birer hit haline gelmiştir.
Sevgiliye (Funda Arar albümü): Sevgiliye, Funda Arar'ın Kıraç ile birlikte hazırlamış olduğu bir düet albümdür. Bu albümde yer alan, söz ve müziği Funda Arar'a ait olan "Seni Düşünürüm" şarkısı ile sözleri ve müziği Funda Arar ile Kıraç'a ait "Sevgiliye" şarkısına klip çekilmiştir.
Sevgiliye Son: Sedat Yüce tarafından seslendirilen ve 2001 Eurovision Şarkı Yarışması'nda Türkiye'yi temsil eden şarkı.
Mektup arkadaşı: Mektup arkadaşları, posta servisi aracılığıyla birbirlerine düzenli olarak mektup yazıp yollayan insanlardır.
Yazılı çaylak: Yazılı çaylak (Elanus scriptus), atmacagiller (Accipitridae) familyasından bir boz çaylak türü.
Mektup roman: Mektup roman, bir roman tarzıdır.
Mektupçu Köşkü: Mektupçu Köşkü, İzmir'in Halil Rıfat Paşa Caddesindeki tarihi köşk. Mektupçu isminin yıllarca posta idaresinin konuk evi olarak kullanılmasından ve Mektupçu semtinde bulunmasından kaynaklandığı sanılmaktadır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir