Atatürk Gençliği

ali fethi okyar annesi belli bir hasan istek kemal atatürk matematik mustafa kemal sabri bey selanik Atatürk Gençliği Atatürk Gençlik Resimleri atatürkün gençliği atatürk gençliği atatürk GENÇLİ..

Mustafa Kemal Atatürk’ün Gençliği

Gençliği, Eğitim ve Öğretim Hayatı

Askeri Rüştiye(Ortaokul) Yılları

Kendi istek ve arzusu üzerine girdiği Askeri Rüştiye sınavlarında aldığı başarılı sonucun ardından net tarihi belli olmamakla birlikte 1894 yılında Askeri Rüştiye’ye (Ortaokul) başlamıştır. Mustafa Kemal (Atatürk), Başarılı rüştiye eğitim ve öğretimi ardından tahmini olarak 15 yaşlarında iken 1895 yada 1896 yıllarında Askeri Rüştiye’den mezun olmuştur. İkinci ismi olan “Kemal” isminide Askeri Rüştiye’de matematik öğretmeni olan Yüzbaşı üsküplü Mustafa Sabri Bey koymuştur.

Manastır Askeri İdadisi(Lise-Okul) Yılları

Mustafa Kemal (Atatürk), Manastır Askeri İdadisi’nde(Lise) eğitim ve öğretim gördüğü yıllarda (1898)

Selanik’teki Askeri Rüştiye’yi bitirdikten sonra geri kalan eğitim ve öğretim hayatı hususunda kararsız kalan Mustafa Kemal (Atatürk), o sıralarda büyük ölçüde Kuleli Askeri İdadisi’nde devam etme düşüncesinde olduysada Selanik’ten bir yakın dostu ve aynı zamanda bir subay olan Hasan Bey’in tavsiyesi üzerine Manastır Askeri İdadisi’nde(Lise) devam etme kararı alır ve 1896 yılında kaydını yaptırarak “7348″ apolet numarası ile burada öğrencilik hayatına başlar. Mustafa Kemal (Atatürk), sonraki zamanlarda ünlü bir hatip olacak olan Ömer Naci ile tanışır ve ahbap olur. Bu kişi Mustafa Kemal (Atatürk)’in hitabet ve edebiyat sanatına olan ilgisinin ve sevgisinin yoğunlaşmasına neden olacaktı. Ayrıca burada ileride yol arkadaşlarında birisi olacak ve Başbakanlık görevinidede bulunacak olan Ali Fethi (Okyar) ile tanışacaktır. Okul döneminde büyük bir rahatsızlık geçirecek olan Mustafa Kemal (Atatürk)’in imdadına annesi Zübeyde Hanım yetişecek ve özel izinle O’nu Selanik’e getirerek özel olarak ilgilenecektir. Manastır Askeri İdadisi’de okuduğu süre içerisinde ailesinide unutmayan Mustafa Kemal (Atatürk), okulların Ramazan Aylarında tatil olması vesilesiyle ellerinde çeşitli hediye ve Manastır Dolma Şekerleriyle ailesini ziyarete gelirdi. Hatta o döneme ilişkin kız kardeşi Makbule Hanım’ın anlattıklarına göre Mustafa Kemal (Atatürk) sık sık :

  • Manastır’ın ortasında var bir havuz
  • Dimetoka kızları hepsi yavuz
  • Manastır ortasında var bir çiçek
  • Dimetoka kızları hepsi köçek
  • Biz yanar oynarız

dizeleri içinde barındıran şarkıyı söylermiş. Genç Mustafa Kemal (Atatürk) 3 yıllık orta eğitiminin ardından 1899 yılında Manastır Askeri İdadisi’ni not toplamı kendisi ile aynı olan Ahmet Tevfik’in ardından başarılı bir şekilde, ikincilikle bitirecektir.

Harp Okulu (Mekteb-i Harbiye-i Şahane) Yılları

1902 yılında Harp Okulu’nda ikinci sınıfta öğretim gördüğü sıralarda çekilmiş fotoğrafı. Mustafa Kemal (Atatürk)’in sağ yanında oturan kişi Ali Fuat Cebesoy, sol yanında oturan kişi ise Kazım Özalp.

13 Mart 1899′a kadar Selanik’te ailesinin yanında tatilini geçirdikten sonra vapura binerek İstanbul Pangaltı’da bulunan Mekteb-i Harbiye-i Şahane bu günkü bilinen adıyla Harp Okulu’na “1283″ apolet numarası ile kaydı yapılır ve başlar.

Rumi 1315(1899) kayıt nüshalarındaki künye defterinde kaydı ile ilgili olarak şunlar belirtilmiştir :
“Selanik’te Koca Kasım Paşa Mahalleli Gümrük Memurlarından müteveffa Ali Rıza Efendi’nin mahdumu uzun boylu, beyaz benizli Mustafa Kemal (Atatürk) Efendi Selanik 96″

Genç Mustafa Kemal (Atatürk) artık Harbiyeli Mustafa Kemal (Atatürk) olmuş ve burada da eğitim ve öğrenim hayatını dolu dolu yaşayarak dereceler elde etmeye devam etmiştir. Harp Okulu’ndan oda arkadaşı olan ve sonradan gerek Cumhuriyet öncesi verilen mücadelede gerek Cumhuriyetin ilanından sonra yakınen birlikte çalışacağı ve aynı zamanda Başbakanlık görevinde de bulunacak olan Ali Fuat Cebesoy’un okul yıllarında Mustafa Kemal (Atatürk)’i tarifine göre; 17-18 yaşlarında sarı saçlı ve sarı bıyıklı, açıktenli, pembe yanaklı, parlak mavi gözlere sahip zayıfça birisiydi. Mustafa Kemal (Atatürk) Harp okulunda yabancı dile vakıf olan nadir öğrencilerden birisiydi ve Fransızca sınavında elde ettiği başarı nedeniyle kıyafetinde bulunan önceki kırmızı kıdem şeritlerine ek olarak sarı şeritte eklenmiştir. Burada Kayıtlar neticesinde sınıf sınıf ders notları ve başarı sıralaması şu şekildedir :
Birinci Sınıf

Mustafa Kemal (Atatürk) 1899-1900 eğitim-öğretim yılında yani birinci sene Piyade sınıfından eğitim ve öğretime devam eden toplam 610 arkadaşı arasından, toplam 484 not alarak ve 9. olarak ikinci sınıfa geçmiştir. Bu seneki not çizelgelerine göre derslerin toplam not üst sınırı 530, derslerin toplam not alt sınırı 234 idi.
Birinci sınıfta verilen dersler ve bu derslerden aldığı notlar şu şekildedir : “Akaid-i Diniye (42), Topoğrafya Nazariyatı (33), Hendese-yi Resmiye (29), Hikmet-i Tabiye (44), Kimya (42), Kitabet (45), Talim Nazariyatı (37), Malumat-ı ve Terbiye-yi Askeriye (45), Lisan-ı Fransevi (44), Harita Tersimi (19), Hendese-yi Resmiye Eşkali (20), Topoğrafya Ameliyatı (20), Talim Ameliyatı (20), Alman veya Rus Lisanı (44)”

İkinci Sınıf

Mustafa Kemal (Atatürk), 1900-1901 eğitim-öğretim yılında yani ikinci sene Piyade sınıfından eğitim ve öğretime devam eden toplam 445 arkadaşı arasından, toplam 522 not alarak ve 11. olarak üçüncü sınıfa geçmiştir. Bu seneki not çizelgelerine göre derslerin toplam not üst sınırı 575, derslerin toplam not alt sınırı 256.5 idi.
İkinci sınıfta verilen dersler ve bu derslerden aldığı notlar şu şekildedir : “Akaid-i Diniye (45), Hizmet-i Seferiye (38), Dahiliye Kanunname-i Hümayunu (45),Fenn-i Mimari (41), Fenn-i Furusiyyet Nazariyatı (45), Lisan-ı Fransevi (42), Talim Nazariyatı (43), Malumat-ı ve Terbiye-yi Askeriye (31), İlm-i Ahlak (43), Kılıç Talimi (12), İstikşafat-ı Askeriye (14), Harita Tersimi (18), Talim Ameliyatı (20), Ceza Kanunname-yi Hümayunu (44), Alman veya Rus Lisanı (41).”

Üçüncü Sınıf

Mustafa Kemal (Atatürk) 1901-1902 eğitim-öğretim yılında yani ikinci sene Piyade sınıfından eğitim ve öğretime devam eden toplam 445 arkadaşı arasından, toplam 492 not almıştır. Bu seneki not çizelgelerine göre derslerin toplam not üst sınırı 530, derslerin toplam not alt sınırı 234 idi.
Üçüncü sınıfta verilen dersler ve bu derslerden aldığı notlar şu şekildedir : “Sınıf-ı Salise Tabiyesi (41), İstihkamat-ı Hafife (40), Fenn-i Esliha (45), Hıfzı’s- Sıhha-yı Askeri (45), Coğrafya-yı Askeri (42), Devlet-i Aliyye Ordu Teşkilatı (43), Talim Nazariyatı (44), Malumat ve Terbiye-yi Askeri (41), Lisan-ı Fransevi (43), İstikşafat-ı Askeriyye (17), İstihkam Eşkali (18), Talim Ameliyatı (19), Tabiye Tatbikatı (18), Alman veya Rus Lisanı (36)”

Öğrencilerin üç senede aldıkları yıl sonu notlarının toplamı neticesinde Mustafa Kemal (Atatürk), 10 Şubat 1902 yılında; 1498 not toplamı ile Harp Okulunu, Piyade Sınıfı’nı 8. sırada bitirecek, 5998 numaralı diplomasını alarak Teğmen rütbesiyle okulundan mezun olacaktır.

Ocak 1905 tarihinde Harp Akademisinden Mezun olduğu sıralarda

Harp Akademisi (Erkan-ı Harbiye Mektebi) Yılları

Mustafa Kemal (Atatürk), 1902 yılının Pazartesi gününe rastlayan 10 Şubat’ında Harp Akademisi’ne girmiştir. Akademi yıllarında da gerek zekası gerek kişilik ve karakteri özellikle cesur duruşu ve düşüncelerini ifade etmekten çekinmeyen tavırları onu parmakla gösterilecek birisi haline getirmiştir. Mustafa Kemal (Atatürk) burada arkadaşlarıyla sık sık memleketin idaresi ve yönetimi konusunda konuşur ve birbirlerine fikirler sunarlardı. Mustafa Kemal (Atatürk)’in ülke yönetimiyle ilgili kaygıları bu dönem su yüzüne çıkıyor ve birşeyler yapılması gerektiğini sık sık, cesur bir şekilde uzanıyordu. Aslında onun bu fikirleri çocukluk yıllarına kadar dayanıyordu. Kız kardeşi Makbule Hanım’ın anlattıklarına göre bir kış gecesi Anne Zübeyde ile oğul Mustafa arasında bir olay cerayan ediyor :

1952–1953 yılları arasında Yeni İstanbul Gazetesi’nde Mustafa Kemal (Atatürk) Atatürk’ün kız kardeşi Makbule Hanım ile yapılan söyleşinden derlenerek yayınlanan “Büyük Kardeşim Atatürk” başlıklı yazı dizisinin bir bölümünde Makbule Hanım gelişen olayı anlatır :
“Hiç unutmam bir kış gecesi, büyük kardeşim sobaya birkaç odun attıktan sonra mindere oturmuş ve kitaplarını karıştırmaya başlamıştı. Annem sordu: “Ne okuyorsun oğlum?” Büyük kardeşim hemen cevap verdi : “Tarih.. Plevne muharebeleri, Osman Paşa..”

Annem bir şey söylemedi ve derin düşüncelere daldı. Ve sonra yerinden kalkarak büyük kardeşimin saçlarını okşadı, okşadı: “İnşallah sen de onun gibi olursun Mustafam!” dedi.

Gözleri yaşlar içindeydi annemin.. Belki, bu büyük Türk kahramanının Ruslarla güreştiği günleri hatırlamıştı. O yılın şiddetli kışını kim unutabilir? Askerine örnek olmak için karakışta çadırda oturan Osman Paşa’yı kim unutabilir? Osman Paşa, o zaman, en son ümittir. Büyük kardeşim, kitabını mindere bıraktı: “Büyük bir paşa o, anne! Fakat bahtsız bir paşa.. Dilediği gibi iş göremeyen bir paşa.. Bir paşanın eli, ayağı bağlı olursa iş göremez, anne.. Bu kitapta yazıyor.. Tuna boyundaki ordumuzu İstanbul Sarayı idare etmiş ve ordumuz da onun için yenilmiş.. Ben kendi ordumu kendim idare edeceksem paşa olurum, anne.. Kuru paşalıktan ne çıkar? Maksat vatana hizmet!”

Teğmen Mustafa Kemal (Atatürk) 1903 yılında üsteğmen olacak, 11 Ocak 1905 yılında ise Harp Akademisi’nden Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle mezun olacaktır.

Mustafa Kemal (Atatürk) 29 Kanunuevvel 1320, yani 11 Ocak 1905 Çarşamba günü :
“Erkan-ı Harbiye Yüzbaşılığı ile mektepten neşet ederek sunuf-u selasede bölük idare ve kumanda etmek üzere atik 5nci Ordu’ya memur buyrulmuştur.”

Kurmay Mustafa Kemal (Atatürk)’in Harp Akademisi’ndeki birinci ve ikinci sınıflarda okuduğu dersler, notları ve başarı sıralaması şu şekildedir :

Birinci Sınıf

Mustafa Kemal (Atatürk), Harp Akademisi’ndeki 1902-1903 eğitim-öğretim yılında yani ilk senesinde eğitim ve öğretime devam eden 42 arkadaşı arasından, toplam 479 not almış ve 8. olmuştur.
Harp Akademisi’ndeki ilk eğitim ve öğretim yılında verilen dersler ve bu derslerden aldığı notlar şu şekildedir : “Coğrafya-yı Sevkü’l-Ceyş (32), Talimgah-ı Hafife Tatbikatı (41), Fenn-i Esliha Nazariyatı (38), Tarih-i Fenn-i Harp (35), Fransızca (36), Mübahis-i Riyaziye (43), Talim Nazariyatı (45), Kitabet-i Askeriye (39), Tabiye Nazariyatı (33), Muharebat-ı Meşhure Münakaşası (32), Almanca veya Rusça (33), Mufassal Topografya (34), İstikşafat-ı Askeriye (18), Talim Ameliyatı (20).”

İkinci Sınıf

Mustafa Kemal (Atatürk), Harp Akademisi’ndeki 1903-1904 eğitim-öğretim yılında yani ilk senesinde eğitim ve öğretime devam eden 40 arkadaşı arasından, toplam 480 not almış ve 6. olmuştur.
Harp Akademisi’ndeki ikinci eğitim ve öğretim yılında verilen dersler ve bu derslerden aldığı notlar şu şekildedir : “Topçuluk ve Topçu Tabyası (45), Muharebat-ı Meşhure Münakaşası (38), Coğrafya-yı Sevkü’l-Ceyş (45), İstihkamat-ı Cesime (35), Tabiye Tatbikatı (36), Ecnebi Ordu Teşkilatı (43), Tabakatü’l-Arz(39), Fransızca (38), Talim Nazariyatı (43), Mübahis-i Riyaziye (45), Almanca veya Rusça (42), İstikşafat-ı Askeriye (16), Talim Ameliyatı (20).”

Atatürk ‘ün Gençlik Resimleri

Atatürk ‘ün gençlik resimleri


Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi (çok Güzel Bir Resimle)

resim çok süper benim hoşuma gitti umarım beğenirsiniz

19 Mayıs Gençlik Ve Spor Bayramı Kutlu Olsun

Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi

19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı Kutlu Olsun

Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927

Atatürk’ün Gençliğe Hitabesinin Açıklaması

ATATÜRK’ÜN GENÇLİĞE HİTABESİNİN AÇIKLAMASI
EY TÜRK GENÇLİĞİ! :Atatürk Türk Gençliğine yüksek, içten bir edayla sesleniyor. Atatürk Türk gençlerine ‘Türk’ ifadesiyle seslenerek, gençlere kimliklerini, mensup oldukları ulusun kökenini, tarihini, kültürünü hatırlatıyor.
BİRİNCİ GÖREVİN; TÜRK BAĞIMSIZLIĞINI, TÜRK CUMHURİYETİNİ, EBEDİYEN
KORUMAK VE SAVUNMAKTIR. : Atatürk Türk gençliğine seslenmeye devam ediyor. Atatürk Türk gençliğinin öncelikli görevinin Türk Milletinin bağımsızlığının Türk devletinin yönetim biçiminin korunulması ve savunulması olduğunu vurguluyor, hatırlatıyor. Türkiye Cumhuriyetinin bağımsızlığı kaybedilirse ve yönetim biçimi değişirse geriye korunulması gereken bir mevzi doğal olarak kalmaz. Öyleyse Türk gençliğinin hayatlarındaki önem sırasına göre öncelikli ilk görevleri Atatürk’ün vurguladığı gibi bağımsızlığımızın iç ve dış düşmanlara karşı, Cumhuriyet rejiminin iç ve dış düşmanlara karşı korunulması ve savunulmasıdır.
VARLIĞININ VE GELECEĞİNİN BİRİCİK TEMELİ BUDUR. : Bu cümlede bundan önceki cümlede vurgulanan konu başka bir ifade ile tekrar hatırlatılıyor. Özgür ve bağımsız yaşayabilmemizin Türk kimliği ile bu topraklardan varlığımızı sürdürebilmemizin tek yolu Türkiye Cumhuriyetinin bağımsızlığının savunulması ve yönetim biçiminin korunulması şartıdır.
BU TEMEL, SENİN, EN KIYMETLİ HAZİNENDİR. : Türk Milletinin var olabilmesinin temeli Türkiye Cumhuriyetinin bağımsızlığının savunulması ve Devletimizin yönetim biçiminin korunulmasıdır. Türk kimliğiyle bu topraklarda özgür ve bağımsız olarak yaşayabilmemizin temeli Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bağımsızlığının savunulması ve yönetim biçiminin korunulmasıdır. Öyleyse en değerli hazinemiz bağımsızlığımız ve Cumhuriyet tarzı yönetim biçimimizdir. Bu hazineyi kaybedersek her şeyimizi onurumuzu, şerefimizi, hayatımızı da kaybederiz. Yakın coğrafyamıza baktığımız zaman Bosna’da, Çeçenistan’da, Irak’ta, Filistin’de, Afganistan’da yaşanılan emperyalist düşman işgalleri,
işgallerin işgal edilen ülkelerin halkları üzerinde ne gibi etkiler doğurduğunu yakinen görebiliriz. O ülkelerin halkları işgaller yüzünden onurlarını, şereflerini, hayatlarını kaybetmişlerdir.
GELECEKTE BİLE, SENİ, BU HAZİNEDEN, MAHRUM ETMEK İSTEYECEK, İÇ VE DIŞ DÜŞMANLARIN OLACAKTIR. : Bu cümlede yukarıdaki paragraflarda vurgulanan hazineden tekrar söz ediliyor. Gelecekte bile bu hazineden bizi mahrum etmek isteyecek iç ve dış düşmanların var olacağını hatırlatırken anlatılmak istenen şey Atatürk’ün Gençliğe Hitabesinin 20 Ekim 1927’de Atatürk tarafından yazılmış olduğunu hatırlarsak o tarihte kurtuluş savaşı kazanılmış 29 Ekim 1923’de Cumhuriyet ilan edilmiş 24 Temmuz 1923’de Lozan Barış anlaşması imzalanmış Türkiye cumhuriyetinin varlığı bağımsızlığı barış anlaşmasıyla düşman ülkeler tarafından tescil edilmiş yönetim biçimiz TBMM tarafından kabul edilip ilan edilmiş olmasına rağmen ileride bile yurt içinde ve yurt dışında Türkiye Cumhuriyetinin Bağımsızlığını ortadan kaldırmak yönetim biçimini değiştirmek isteyecek odakların, şahısların, devletlerin var olacağı hatırlatılıyor, vurgulanıyor.
BİR GÜN, BAĞIMSIZLIK VE CUMHURİYETİ SAVUNMAK ZORUNDA KALIRSAN, GÖREVE ATILMAK İÇİN, İÇİNDE BULUNACAĞIN DURUMUN OLANAKLARINI VE KOŞULLARINI DÜŞÜNMEYECEKSİN! : Atatürk bu cümlede Türk Gençliğine seslenmeye devam ediyor. Her koşulda her halde Türk Gençliğinin görevi Türkiye Cumhuriyetinin bağımsızlığını savunmak, Türkiye Cumhuriyetinin Yönetim biçimini korumaktır. İleride bir gün Türk Gençliği bağımsızlığımızı ve yönetim biçimimizi korumak ve savunmak zorunda kalırsa göreve başlamak için Türk Gençliği, içinde bulunduğu ülke şartları ve kendi öznel koşullara bakmaksızın, düşünmeksizin, korkmadan göreve atılmalıdır. Açılamaya çalıştığımız cümlenin anlamı budur.
BU OLANAKLAR VE KOŞULLAR, HİÇ MÜSAİT OLMAYAN BİR DURUMDA KENDİNİ GÖSTEREBİLİR. : Bu cümle üstte açıklamaya çalıştığımız cümlenin devamı niteliğindedir. Yakın anlam bağları vardır. Türk Gençliği Türkiye Cumhuriyetinin bağımsızlığı ve yönetim biçimine yönelebilecek tehditlerde yapması gereken şey mazeretlere sığınmadan içinde bulunulan koşullara ve imkânlara bakmaksızın bu koşul ve imkânlar çok sınırlı dahi olsa vatanı korumak ve rejimi savunmak için derhal harekete geçmesi gerekir. Atatürk Türk gençliğine bu konuyu bu cümlede önemle hatırlatıyor ve anlatıyor.
BAĞIMSIZLIK VE CUMHURİYETİNİ YIKMAK İSTEYECEK DÜŞMANLAR, DÜNYA TARİHİNDE BENZERİ GÖRÜLMEMİŞ BİR GALİBİYET ELDE EDEBİLİRLER. : Bu cümlede Atatürk Türkiye Cumhuriyeti Devletini yıkmak isteyecek, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin rejimini kendi çıkarları doğrultusunda değiştirmek isteyecek iç ve dış düşmanlardan söz ediyor. İç ve dış düşmanların dünya tarihinde benzeri görülmemiş bir şekilde iş birliği yaparak hedeflerine ulaşabilecekleri, bu tehlikenin her zaman var olduğu hatırlatılıyor, anlatılıyor. Tekrar vurgulayalım, bu cümlede Kurtuluş Savaşı kazanılmasına rağmen Lozan anlaşması imzalanmasına rağmen cumhuriyet ilan edilmesine rağmen bir yeniden işgal tehlikesinin gelecekte de var olacağı önemle vurgulanıyor.
ZORLA VE HİLE YAPILARAK KUTSAL VATANIN, BÜTÜN TEMEL DEVLET KURUMLARI TESLİM ALINMIŞ (SİYASİ HEDEF), BÜTÜN TEMEL EKONOMİK İŞLETMELERİ ELE GEÇİRİLMİŞ (EKONOMİK HEDEF), BÜTÜN ORDULARI TERHİS EDİLİP DAĞITILMIŞ (ASKERİ HEDEF) VE YURDUN HER KÖŞESİ TAMAMEN İŞGAL EDİLMİŞ OLABİLİR. :Bu cümleyi açıklamaya başlamadan önce orjinal Gençliğe Hitabede yer alan ‘kale’ kelimesinin ‘Devletin temel kurumları’ manasında kullanıldığını belirtmem gerekir.Bu cümleye daha ayrıntılı bir açıklama getimeye çalışacağım çünkü bu cümle Atatürk’ün Gençliğe Hitabesinin kalbidir.Bu cümlede Atatürk Türkiye Cumhuriyetini işgal etmek isteyecek düşmanların hangi yöntemleri kullanacaklarını ayrıntısıyla anlatıyor.Düşman ülkelerin zor kullanarak, baskı kurarak, hileli yöntemler izleyerek hedeflerine ulaşabilecekleri hatırlatılıyor, anlatılıyor.Düşman ülkelerin hedeflerine ulaşabilmek için ilk önce ülkemizin siyasi,askeri ve ekonomik hedeflerine saldıracaklarını büyük önder Atatürk çok çarpıcı şekilde vurguluyor. Düşman ülkeler hedeflerine ulaşabilmek için önce temel devlet kurumlarımızı ( yasama, yürütme, yargı, vs. ) teslim alacaklar, daha sonra stratejik ekonomik işletmelerimizi ( kamu iktisati teşebbüsleri, vs.) ele geçirecekler yani düşman yabancı sermaye kamu iktisadi teşebbüslerimizi, önemli şirketlerimizi, önemli ekonomik varlıklarımızı ele geçirecek -ki ekonomik bağımsızlığını kaybeden bir ülkenin varlığı, birliği ve güvenliği tehlikeye girer.- ve en sonunda bağımsızlığımızın güvencesi Türkiye Cumhuriyeti Devletinin koruyucusu, kollayıcısı olan ordumuzu ( Türk Silahlı Kuvvetleri ) terhis edip dağıtacaklar ve bu şekilde düşman ülkeler ve içerdeki hainler hedeflerine ulaşacaklardır, düşman ülkeler böyle bir yol izleyeceklerdir. Bilinmelidir ki Türk Silahlı Kuvvetleri Türkiye Cumhuriyetinin temel devlet kurumlarından birisidir. TSK. ve TC. Birbirinden ayrı düşünülemez. Bütün ileri ülkelerde yasama, yürütme, yargı, medya, sivil toplum örgütleri vb. gibi yönetim erkleri arasında ‘Ordu’ da bulunur. ‘Demokrasinin gereğidir’ denilerek Türk Silahlı Kuvvetlerinin susmasını isteyenlere bu gerçek duyurulmalıdır.Atatürk düşman ülkelerin izleyebilecekleri işgal stratejisinin nasıl olabileceğini açıklamaya çalıştığımız yukarıdaki cümlede ayrıntısıyla anlatıyor. Bu cümle için belirtmek istediğim bir diğer şey de orijinal gençliğe hitabe metnin de yer alan ‘Tersane’ kelimesinin ekonomik işletmeler manasına geldiğidir. Makalenin sonunda ‘Tersane’ kelimesinin anlamı ‘Atatürk’ün Gençliğe hitabesindeki kelimelerin anlamları’ bölümünde ayrıntısıyla verilmiştir. Orijinal Gençliğe Hitabedeki ‘Tersane’ asla gemi yapılan tersane anlamına gelemez çünkü düşman yabancı sermayenin gemi yapılan tersaneleri ele geçirmesi ile ulusal güvenliğin tehlikeye girmesi arasında mantıklı bir bağ kurulamaz.1950’den sonra başlayıp özellikle 1980 yılından sonra ve 3 Kasım 2002’den sonraki hükümet döneminde yaygınlaşan özelleştirmeler, yabancı sermaye girişleri ve stratejik ekonomik işletmelerimizin çok ucuza ve tehlikeli bir şekilde yabancı sermayeye verilmesi Atatürk’ün Gençliğe Hitabesindeki uyarının hiç dikkate alınmadığını ve anlaşılamadığını kanıtlar niteliktedir. Korkarım ki belki 3 Kasım 2002’den sonraki hükümet 2002’den sonraki hükümet ve geçmişteki kimi hükümetler de Gençliğe Hitabede vurgulanan gaflet ve dalalet ve hatta ihanet içindeki iktidar sahipleridir. Belki 3 Kasım 2002’den sonraki hükümet döneminde ve geçmişteki kimi hükümetlerdeki kimi isimler şahsi çıkarları için batılı ülkelerle gizli gizli iş birliği bile yapmaktaktadırlar, yapmışlardır. Bütün bu durumlar Atatürk’ün ne kadar ileri görüşlü bir insan olduğunun kanıtıdır. Hatırlatmakta yarar vardır ki ekonomik bağımsızlığını kaybeden ülkeler siyasi ve askeri bağımsızlıklarını da kaybederler. Birçok gelişmiş batılı ülkede ekonomi % 51 ya da bu orana yakın devlet ağırlıklıdır, yani gelişmiş batılı ülkeler devletçidirler. Hal böyleyken Atatürk’ün ‘Devletçilik’ ilkesinden neden vazgeçildiği ve uygulanmadığı anlaşılır şey değildir.Ayrıca gelişmiş batılı ülkeler özel yerli, milli sermayeyi koruma altına almışlardır ve yabancı sermayeye sınırlama getirmişlerdir.Bütün bunlar biliniyorken ülkemizde olup bitenler hayret ve şaşkınlık vericidir.Ülkemizin bulunduğu coğrafi konum çok hassastır.Bu yüzden çok uyanık davranmalı ve son dönem ulusal ekonomi siyasetimizi gözden geçirmeli, milli, ulusal bir ekonomi politikası yürütmeliyiz.Ekonomi eğer ille de liberal olacaksa ‘Kamucu, ulusal liberal’ ekonomi olmalıdır.Yani milli, yerli sermaye ve ulusal kamu sermayesi korunmalıdır.
BÜTÜN BU KOŞULLARDAN DAHA ACIKLI VE KORKUNÇ OLMAK ÜZERE, ÜLKEDE, İKTİDARA SAHİP OLAN HÜKÜMET VE DEVLET ADAMLARI GAFLET VE SAPKINLIK VE HATTA İHANET İÇİNDE OLABİLİRLER. :Atatürk bu cümlede ülkemizin kendisinden sonra ya da kendisi zamanında içine düşebileceği durumu özetlemeye devam ediyor. Atatürk ‘iktidara sahip olan hükümet ve devlet adamları gaflet ve sapkınlık içinde olabilirler’ derken yönetici sınıfın yeteneksiz, yönetme görevi için ehil olmayan şahıslar olabileceklerini kastediyor. Düşman ülkelerin hedeflerine ulaşırken diğer yandan içerdeki hainlerin düşmanlarla yukarıdaki paragraflarda anlattığımız sahnelerden daha dramatik bir şekilde iş birliği yapabileceği anlatılıyor, vurgulanıyor.
HATTA BU İKTİDAR SAHİPLERİ KİŞİSEL ÇIKARLARINI, İŞGALCİLERİN SİYASİ AMAÇLARIYLA BİRLEŞTİREREK DÜŞMANLA İŞBİRLİĞİ YAPABİLİRLER. : Bu cümlede bir önceki cümlede anlatılan korkunç durumdan daha korkunç bir durumun daha gerçekleşebileceği anlatılıyor, vurgulanıyor. İçerideki ihanet içinde olan iktidara sahip devlet ve hükümet adamlarının kişisel çıkarları için işgalci düşman ülkelerle işbirlikçilik yapabilecekleri önemle vurgulanıyor, Türk Gençliği bir kez daha bu cümlede uyarılıyor, Türk Gençliğinin uyanık olması salık veriliyor.
MİLLET, YOKSULLUK VE SIKINTI İÇİNDE EZİK VE BİTKİN DÜŞMÜŞ OLABİLİR. : Bu cümlede Atatürk Ülkemizin işgal edilmesi halinde halkımızın içine düşebileceği ekonomik, sosyal durum özetleniyor. Ancak yoksulluk ve sıkıntı içinde bir ülke işgale uğrayabilir. Atatürk olası bir işgal durumunda ya da öncesinde halkın içine düşebileceği ekonomik ve sosyal durumu ince bir ifade tarzıyla anlatıyor. Halkın içine düşebileceği ekonomik ve sosyal durumu yoksul, sıkıntı içinde, ezik, bitkin kelimeleri çok iyi bir şekilde anlatıyor.
EY TÜRK GELECEĞİNİN EVLADI! :Atatürk Gençliğe Hitabenin başında Türk Gençliğine ‘Ey Türk Gençliği’ diye sesleniyordu. Bu cümlede de yine çok yerinde bir ifade tarzı ile sesleniyor. Gençlerin, Türk gençliğinin Türk Milletinin geleceğinin umudu olduğu Atatürk tarafından ifade ediliyor.
İŞTE, BU DURUM VE KOŞULLAR İÇİNDE BİLE GÖREVİN, TÜRK BAĞIMSIZLIĞINI VE CUMHURİYETİNİ KURTARMAKTIR! : Atatürk Türk Gençliğine vasiyetine son verirken Türk gençliğine görevini bir kez daha hatırlatıyor. ‘İşte’ ifadesiyle yazısına son vermeye başlıyor. Bütün Gençliğe Hitabe boyunca anlatılan korkunç şartlara rağmen Türk
Gençliğinin görevinin Türkiye Cumhuriyeti bağımsızlığının ve rejiminin korunması, kurtarılması olduğunu bir kez daha anlatılıyor vurgulanıyor.
MUHTAÇ OLDUĞUN GÜÇ, DAMARLARINDAKİ ASİL KANDA BULUNMAKTADIR! : Atatürk bu cümlede yine Türk gençliğine seslenmeye devam ediyor. Bütün Gençliğe Hitabe boyunca anlatılan tüm olumsuz koşul ve durumlarda dahi Türk Gençliğinin görevi vatanı kurtarmaktır. Türk Gençliğinin bir işgal durumunda ihtiyaç duyacağı güç ‘Damarlarındaki Asil kanda mevcuttur.’ ‘Asil kan’ ifadesiyle anlatılmak istenen şey Türk Milletinin şeref ve başarı dolu tarihidir. Yoksa, değilse Atatürk ırkçılık yapıyor olamaz. Atatürkün ırkçılığı reddettiğini Atatürk’ün Eylemlerinden ve açıklamalarından açık bir şekilde anlayabiliriz.
Aşağıdaki ‘Atatürk’ün Gençliğe hitabesindeki kelimelerin anlamı’ bölümünde
Atatürk’ün Gençliğe hitabesindeki ‘tersane’ kelimesinin anlamı ayrıntılı olarak verilmiştir.

Etiketler:atatürkün gençliği atatürk gençliği atatürk GENÇLİK RESİMLERİ atatürkün çocukluğu atatürkün gençlik fotoğrafı ataturk gençlık resımlerı mustafa kemal atatürkün çocukluk resimleri atatürküngençlikresimleri ATATÜRKÜN GENÇLİK FOTOĞRAFLARI ATATÜRK VE GENÇLİK ataturkun genclık resımlerı mustafa kemal atatürkün gençlik fotoğrafları atatürkün çocukluk yılları atatürkün gençlik yılları atatürk ve gençlik resim yaerışması atatürkün gençlik fotoğraflari atatürk gençliği ile ilgili resimler atatürkün gençlik görselleri atatürk ve gençlik m kemal atatürk gençlik fotoğrafları
Mustafa Kemal Atatürk: Mustafa Kemal Atatürk (Nüfus kâğıdında Kamâl Atatürk) (d. 1881, Selânik – ö. 10 Kasım 1938, İstanbul), Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı olan Türk siyasetçi ve devlet adamı.
Atatürk Olimpiyat Stadyumu: İstanbul Atatürk Olimpiyat Stadı, olimpiyatlara hazırlık projesi kapsamında Türk atletizmine ve futboluna hizmet etmesi amacıyla yaptırılmıştır.
Atatürk Üniversitesi: Atatürk Üniversitesi, 1957 yılında Erzurum'da kurulmuş, Türkiye'nin en eski 7. üniversitesidir.Resmi gazete ile bildirilmede 6.dır.
Atatürk Havalimanı: Atatürk Havalimanı (IATA: IST, ICAO: LTBA) veya eski adıyla Yeşilköy Havaalanı, İstanbul'un Avrupa Yakası'nda bulunan uluslararası havalimanı.
Atatürkçülük: Atatürkçülük veya Kemalizm, kelime anlamı olarak Mustafa Kemal Atatürk'ün düşüncelerinin ve görüşlerinin takipçisi olma anlamını içeren, ideolojik olarak emperyalist devletlerin fakir ve geri kalmış bir millete karşı giriştiği paylaşma hareketine tepki olarak doğan; Türk milliyetçisi ve antikomünist yapılı, belirli bir sınıf desteğine dayanmayan; geri kalmış safsata ve batıl itikatlardan güç alan kurumlar yerine akla ve bilime dayanan kurumları getirmeyi amaç edinen; Mustafa Kemal Atatürk'ün ideolojisi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir