Atatürk İle Müzik

Sponsorlu Bağlantılar
belli bize denli emil ludwig garp kendi sanat tarman tl yeni Atatürk İle Müzik Müzik Ve Atatürk atatürk ve müzik atatürk ile müzik müzik ve atatü..

Atatürk Ve Müzik – Süleyman Tarman

Kitap Özet

Atatürk ve Müzik
Süleyman Tarman
Müzik Eğitimi Yayınları
Fiyatı : 19,00 TL
Aralık 2011
222 sayfa
ISBN: 9786056155734

Atatürk Ve Müzik

“ Hayatta musiki lazım değildir.Çünkü hayatın kendisi musikidir.Musiki ile alakası olmayan,insan değildir.Musikisiz hayat zaten mevcut olamaz.Musiki hayatın neşesi,ruhu,süruru ve her şeyidir.”

Bu sözleriyle Atatürk,sanatın ve özellikle müzik sanatının insan hayatı açısından ne denli önemli olduğunu belirtmektedir.Bu bakımdan her konuda olduğu gibi Türk Müziği konusunda da yenilikler yapmak istemiştir.Ata’nın Türk Müziği üzerine yenilik yapmak istemesinin belli başlı nedenleri vardır.Bunları şöyle sıralayabiliriz ;

1-Ziya Gökalp’in Türkçülüğün Esasları eserindeki görüşlerinin etkisi:Ziya Gökalp’in müzikle ilgili görüşlerinin etkisiyle Atatürk’ün şu sözleri söylediği bilinmektedir;

“Bugün işte şu üç musikinin karşısındayız:Şark musikisi,garp musikisi,halk musikisi.Acaba bunlardan hangisi bizim için millidir?Şark musikisinin hem hasta,hem de gayr-ı milli olduğunu gördük.Halk musikisi harsımızın,garp musikisi de yeni medeniyetimizin musikileri olduğu için her ikisi de bize yabancı değildir.O halde milli musikimiz,memleketimizdeki halk musikisiyle garp musikisinin imtizacından doğacaktır.Halk musikimiz birçok melodiler vermiştir.Bunları toplar ve garp musikisi usulünce armonize edersek hem milli hem de Avrupai bir musikiye malik oluruz”

2-Montesqieu’nun görüşlerinin etkisi : Atatürk,bir röportajı sırasında Emil Ludwig’e Montesqieu’nun “Bir milletin musikicilikteki meyline ehemmiyet verilmezse o milleti ilerletmek mümkün olmak” görüşünü aynen ilettiği ve tasdik ettiği bilinmektedir.

3-Sanat seviyesindeki düşüş : Atatürk döneminde Türk Müziği konusunda yetişmiş bilginlerimiz yoktu.Mevcutlar kendi kendilerini yetiştirmişti.Darülelhan’ın eğitimi yetersizdi.Sanatçılar genellikle usta-çırak usulüyle yetişiyordu.Bilgisine güvenilir bir müzik bilginimiz olmaması sebebiyle Atatürk,Ziya Gökalp’a inanmak durumunda kalmıştı.Riyaset-i Cumhur Fasıl Heyetinde 1925-1930 yılları arasında neyzenlik yapmış ve Ata’nın huzurunda defalarca çalmış bulunan Burhanettin Ökte hatıralarında bu durumu şöyle dile getiriyor :
“Musikimizin tarihini araştırdı,doğru dürüst cevap alamadı.Nazariyatını sordu,iki cümleyi yan yana getiremedik.Eserleri tahlil ettirmek istedi,sathından daha derinlere inemedik…en büyük mürşit ilimdir,diyen büyük insan bu münevver gençlerimizi tarihte karşısında bulsaydı memlekette ne alafranga-alaturka davası,ne de sanat fukaralığı bulunurdu.”


8 Ağustos 1928 gecesi Sarayburnu konserinden sonra Atatürk’ün etkisi büyük olan meşhur nutkunun sebebini de Burhanettin Ökte hatıralarında İtalyan müziği ve Mısır’ın meşhur şarkıcılarından Müniret’ül Mehdiye Hanım’ın konserinden sonra çok zayıf bir Türk saz heyetinin sahneye çıkarak acemice “sultani yegah” faslını icrasına bağlıyor.Atatürk,sinirli bir şekilde konseri terk etmiş,ertesi gün gazetelerde şu nutku yayımlanmıştır :
“Bu gece burada güzel bir tesadüf eseri olarak şarkın en mümtaz iki musiki heyetini dinledim.Bilhassa sahneyi birinci olarak tezyin eden Müniret’ül Mehdiye Hanım sanatkarlığında muvaffak oldu.Fakat benim Türk hissiyatım üzerinde artık bu musiki,bu basit musiki Türk’ün çok münkeşif ruh ve hissini tatmine kafi gelmez.Şimdi karşıda medeni dünyanın musikisi de işitildi.Bu ana kadar Şark Musikisi denilen terennümler karşısında cansız gibi görünen halk,derhal harekete ve faaliyete geçti.Hepsi oynuyor ve şen,şatırdırlar.Tabiatın icabatını yapıyorlar.Bu pek tabiidir.Hakikaten Türk,fıtraten şen;şatırdır.Eğer onun bu güzel huyu bir zaman için fark olunmamışsa,kendinin kusuru değildir.Kusurlu hareketlerin acı,felaketli neticeleri vardır.Bunun fariki olmamak kabahatti”
4-Çağdaş medeniyetler seviyesine yükselmenin top yekün gerçekleştirilmesi : Atatürk,
Kazım Özalp’a “Bizler alaturka müziğe alışmışız ama yeni nesiller alafranga müziğe çalışmalıdırlar.” ve Falih Rıfkı Atay’a “Çocuklarımızın ve gelecek nesillerin musikisi garp medeniyetinin musikisidir” demiş,Batı Müziğiyle ilgili bazı kuruluşlar kurdurmuştu.Atatürk’ün müzikle ilgili çalışmaları şunlardır :
-Muzika-yı Humayun İstanbul’dan Ankara’ya nakledilerek Riyaseti-Cumhur Orkestrası adını almıştır (1924)
-Müzik öğretmeni yetiştirmek amacıyla Musiki Muallim Mektebi açılmıştır.Bu okulda Batı Müziği öğretimi yapılmıştır.
-İstanbul Darülelhan Şark Musikisi Şubesi kapatılmış,okulun adı da İstanbul Konservatuarı olarak değiştirilmiştir (1926).Şimdiki adı İstanbul Belediye Konservatuarıdır.
-Bu kurumlarda yetişen başarılı öğrenciler,Avrupa’ya öğrenime gönderildiler.Yurt dışında ilk müzik öğrenimine giden ve adlarını duyuranlar;Cemal Reşit Rey,Ahmet Adnan Saygun,Ekrem Zeki Ün,Necil Kazım Akses,Ulvi Cemal Erkin,Hasan Ferit Alnar gibi sanatçılarımız oldu.
-Alman müzikolog Paul Hindemith’in yardımlarıyla Ankara Devlet Konservatuarı kurulmuştur (1936).Devlet Opera ve Balesinin,Devlet Tiyatrolarının Senfoni Orkestralarının sanatçı kadrolarının önemli bir bölümü bu okuldan yetişmiştir.Bütün bu yeniliklerin amacını ise Atatürk şöyle açıklıyor “Halkın da musıki ihtiyacını düşünmek gerekir. Halkın musıki zevkinin gelişmesi için bu musıkiye (batı musıkisine) alışması ve bu musıkiden hoşlanması için, köklü bir musıki eğitimine ihtiyaç vardır.”

Atatürk bir konuşmasında; “Bugün dinletmeye yeltenilen musiki,yüz ağartacak değerde olmaktan uzaktır.Bunu açıkca bilmeliyiz.Ulusal,ince duyguları,düşünceleri anlatan yüksek deyişleri,söyleyişleri toplamak,onları bir an önce,genel son musiki kurallarına göre işlemek gerekir.Ancak bu düzeyde,Türk ulusal musikisi yükselebilir,evrensel musikide yerini alabilir” demiştir.Atatürk bu sözleriyle sanatçılarımıza çağdaş,milli müziğimizin oluşturulması için takip edebilecekleri yolu göstermiştir.Atatürk’ün bu düşünceleri doğrultusunda yetişen müzik sanatçıları,onun ölümünden sonra da çağdaş eserler üretmeye devam etmektedir.

Ulu Önder Atatürk Resimleri











TBMM Başkanı Gazi Mustafa Kemal ve Ali Fethi (Okyar), Çankaya Köşkü bahçesinde, eşleriyle birlikte


TBMM Başkanı Gazi Mustafa Kemal, Lâtife Hanım ile(1923)


TBMM Başkanı Gazi Mustafa Kemal, eşi Lâtife Hanım
(sağ baştaki) ve ailesi (Uşaklıgil) ile


Mustafa Kemal’in annesi Zübeyde Hanım, İzmir’de


Mustafa Kemal, annesi Zübeyde Hanım ve kız kardeşi Makbule (Atadan) ile


Mustafa Kemal’in annesi Zübeyde Hanım


Cumhurbaşkanı Atatürk, kız kardeşi Makbule (Atadan) Hanım ile


Mustafa Kemal Paşa, Diyarbakır’da himayesine aldığı Abdurrahim (Tuncak) ile birlikte
(1916)


TBMM Başkanı Gazi Mustafa Kemal, Büyük Taarruz öncesi, yetim çocuklar yararına düzenlenen yarışlarda (1922)


TBMM Başkanı Gazi Mustafa Kemal, Çiçek Bayramı’nda Gültekin ile
(Mayıs 1922)


TBMM Başkanı Gazi Mustafa Kemal, Bilecik Osmaneli İstasyonu’nda bir öğrencinin okuduğu şiiri dinlerken (16 Ocak 1923)


TBMM Başkanı Gazi Mustafa Kemal, Bilecik Osmaneli İstasyonu’nda bir öğrencinin okuduğu şiiri dinlerken (20 Ocak 1923)


TBMM Başkanı Gazi Mustafa Kemal, Edremit yolunda, Ergama köyü çocukları ile birlikte (9 Şubat 1923)


Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal, Ankara Palas’taki çocuk balosunda, Ömer İnönü ile
(23 Nisan 1929)


Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal, Yalova’da, okumak isteyen sığırtmaç Mustafa ile (16 Eylül 1929)


Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal, öğrenci olan Mustafa ile İstanbul’da konuşurken
(19 Eylül 1930)


Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal, Dörtyol gezisinde bir çocuğu severken
(15 Şubat 1931)


Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal, Sakarya Motoru’nda küçük Ülkü ile Boğaz gezisinde (1934)


Cumhurbaşkanı Atatürk, Ege Vapuru’nda küçük Ülkü ile
(Şubat 1935)


Cumhurbaşkanı Atatürk, küçük Ülkü’ye okumayı öğretirken (3 Mayıs 1935)


Cumhurbaşkanı Atatürk, Feneryolu İstasyonu’nda küçük Ülkü ile merdivenden inerken (17 Mayıs 1936)


Cumhurbaşkanı Atatürk, Florya’da Kılıç Ali’nin evinde küçük Ülkü ile (1936)


Cumhurbaşkanı Atatürk, küçük Ülkü ile bir geziden dönerken (1936)

Cumhurbaşkanı Atatürk, Florya’da küçük Ülkü ile
(21 Haziran 1936)

Cumhurbaşkanı Atatürk, Florya’da küçük Ülkü ile
(21 Haziran 1936)

Cumhurbaşkanı Atatürk, küçük Ülkü ile Ege Vapuru’nda, Trabzon’a giderken
(1937)

Cumhurbaşkanı Atatürk, İstanbul’da küçük Ülkü ile resim ve heykel sergisinde
(20 Eylül 1937)


Cumhurbaşkanı Atatürk, Mersin’de izcilerle (20 Mayıs 1938)


TBMM Başkanı Mustafa Kemal, cephe gerisinde halkla konuşurken
(1921)


Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal, çok sevdiği Foks adlı köpeği ile, Çankaya Köşkü’nün bahçesinde (14 Temmuz 1926)


Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal, Birinci Gazi Koşusu’nu izlerken
(10 Haziran 1927)


Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal, Ertuğrul Yatı’nın güvertesinde, İstanbul halkını selâmlarken (1 Temmuz 1927)


Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal, Boğaz’da tekne gezisinde
(1927)


Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal, Çankaya civarında bir at gezintisinde (11 Kasım 1927)


Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal, Ankara Tahtakale yangınında
(18 Temmuz 1929)

Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal, İstanbul’da ilgililerce karşılanırken
(6 Ağustos 1929)


Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal, manevî kızı Nebile ile Viyana Türk Büyükelçiliği kâtibi Raşit’in düğününde gelin ile dans ederken (1929)


Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal, Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’ın kızının nişan töreninde (20 Aralık 1929)


Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal, Hariciye Köşkü’nde yılbaşı balosunda
(31 Aralık 1929)


Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal, Orman Çiftliği’nde kahve içerken
(2 Haziran 1930)


Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal, İstanbul’da halk arasında
(11 Haziran 1930)


Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal, armağan edilen baston tüfekle Dolmabahçe Sarayı bahçesinde (1930)


Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal, Ege Vapuru ile Trabzon’a giderken
(28 Kasım 1930)

Atatürk Ve Müzik

Mesaj: #1
Atatürk ve Müzik

Atatürk insan hayatında müziğin çok önemli bir yeri olduğuna inanıyordu. 14 Ekim 1925′te İzmir Kız Öğretmen Okulu’nu ziyaretlerinde öğrencilerin “Hayatta musiki lazım mıdır?” sorusuna şu cevabı vermişti :

-”Hayatta musiki lazım değildir. Çünkü hayat musikidir. Musiki ile alakası olmayan mahlukat insan değildir. Eğer mevzuu bahs olan hayat insan hayatı ise, musiki behemehal vardır. Musikisiz hayat zaten mevcut olamaz. Musiki hayatın neşesi, ruhu, süruru ve her şeyidir. Yalnız musikinin nev’i şayan-ı mütalaadır.”

Müziğin insan hayatındaki ônemine işaret eden ve dinlenecek müzi^ğin çeşidine dikkati çeken Atatürk, her konuda olduğu gibi Türk Müziği konusunda da yenilikler yapmak istemiştir. Ata’nın Türk Müziği üzerinde yenilikler yapmak istemesinin temel sebepleri şunlardır :

1. Ziya Gôkalp’in Türkçülüğün Esasları eserindeki gôrüşlerinin etkisi:
Ziya Gôkalp’in müzik konusundaki gôrüşlerini Atatürk’ün paylaştığını ve bu gôrüşler doğrultusunda çalışmalar yaptığım gôrüyoruz, Gökalp’in Sayın Oransay tarafından tamamı alınan gôrüşlerinden kısa bölümler şunlardır :

-”Memleketimizde bunlardan başka yan yana yaşayan iki musiki vardır. Bunlardan birisi halk arasında kendi kendine doğmuş olan Türk Musikisi, diğeri Farabi tarafından Bizans’tan tercüme ve iktibas olunan Osmanlı Musikisi’dir. Türk Musikisi ilham ile vücuda gelmiş, taklitle hariçten alınmamıştır. Osmanlı musikisi ise taklit vasıtasıyla hariçten alınmış ve ancak usulle devam ettirilmiştir. Bunlardan birincisi harsımızın (kültürümüzün ) ikincisi ise medeniyetimizin musikisidir.”

-”Etnografya Müzesi bunlardan başka her nahiyedeki lisani savtiyyat (fonetik) ile halk melodilerini (nağmelerini) ya fonograf aletiyle yahut nota usulü ile zapt eder. Demek ki Etnografya Müzesinin behemehal bir fotoğrafçısı, bir fonografçısı ve notacısı bulunmak lazımdır… Koşmalar, türküler ve nağmeler de hakiki saz şairlerinden alınmalıdır.”

-”İstanbul’da mevcut bulunan Darülelhan, düm-tek usulünün, yani Bizans musikisinin Darülelhanıdır. Bu müessese iptidai unsurları halkın samimi melodilerinde tecelli eden ve Avrupa musikisine tevfikan armonize edildikten sonra asri mahiyet alacak olan hakiki Türk musikisine hiç ehemmiyet vermemektedir”.

-”Avrupa musikisi girmeden evvel, memleketimizde iki musiki var^dı: Bunlardan biri Farabi tarafından Bizans’tan alınan şark musikisi, diğeri eski Türk musikisinin devamı olan halk melodilerinden ibaretti.”

-”Bugün işte şu üç musikinin karşısındayız : Şark musikisi, garp musikisi, halk musikisi. Acaba bunlardan hangisi bizim için millidir? Şark musikisinin hem hasta, hem de gayr-ı milli olduğunu gördük. Halk musikisi harsımızın, garp musikisi de yeni medeniyetimizin musikileri olduğu için her ikisi de bize yabancı değildir. O halde milli musikimiz, memleketimizdeki halk musikisiyle garp musikisinin imtizacından doğacaktır. Halk musikimiz birçok melodiler vermiştir. Bunları toplar ve garp musikisi usulünce armonize edersek hem milli hem de Avrupai bir musikiye malik oluruz.”

Atatürk’ün Türk Müziği hakkındaki görüşleri ve yaptığı yenilikler Ziya Gökalp’in görüşlerine ve programına çok yakındır. Nitekim 1930 yılında Alman gazeteci Emil Ludwig’le yaptığı görüşmede Ludwig’in doğu müziğiyle ilgili görüşlerine şu cümlelerle itiraz etmiştir :

-”Bunlar hep Bizans’tan kalma şeylerdir. Bizim hakiki musikimiz Anadolu halkında işitilebilir. “

Bilindiği gibi Ziya Gökalp müzikolog değildi. Müzikle ilgili bilgiler; köklü bir eğitime dayanmıyordu. Eski Yunan müziğindeki çeyrek seslerle Türk Müziğindeki koma sesleri birbirine karıştırarak, Farabi’yi de işin içine sokarak Türk Müziğini Yunanlılara mal edivermişti. Şayet bizim müziğimiz Yunan kökenli olsaydı bugün dünyanın 1 numaralı müziği olarak her yerde dinlenirdi. Yunanlılar propagandayla bunu sağlarlardı. Müzikolog Muammer Sun, Ziya Gökalp’in iddialarıyla ilgili olarak görüşlerini şöyle açıklamıştır :

-”Bu konu çok tartışıldı. Bu müzik bize Bizans’tan geçmemiştir. Araplar da bize hediye etmemişlerdir. Bu musiki bizim insanlarımızın, adı sanı belli insanlarımızın yarattığı musikidir ve musikimizdir. Bizim Klasik Türk Musikimizi Araplara ve Bizanslılara maletme ve bir de Batılılaşmanın etkisiyle alafranga-alaturka kavgası çıkmış, Batılılaşmacılar alafrangacı, “Aman müziğimiz değişmesin,, diyenler de alaturkacı olarak nitelendirilmişlerdir. Baştan itibaren tamamen yanlış ve boşa kürek çekilmiş bir davadır “

2. Montesqieu’nün görüşünün etkisi :

Atatürk 1930 yılında Alman gazeteci emil Ludwig’e, Montesqieu’nün “Bir milletin musikicilikteki meyline ehemmiyet verilmezse o milleti ilerletmek mümkün olmaz” sözünü okuduğunu, tasdik ettiğini, bunun için musikimize önem verdiğini söylemiştir. 1 Kasım 1934 tarihinde TBMM’ni açış nutkunda Montesqieu’nün görüşüne yakın şu cümleyi söylemiştir :

-”Bir milletin yeni değişikliğinde ölçü, musikide değişikliği alabilmesi, kavrayabilmesidir.”

3. Müzik bilginlerinin olmayışı, sanat seviyesinin düşüklüğü

Atatürk döneminde Türk Müziği konusunda yetişmiş bilginlerimizyoktu. Mevcutlar kendi kendilerini yetiştirmişti. Darülelhan’ın eğitimi ye^tersizdi. Sanatçılar genellikle usta-çırak usulüyle yetişiyordu. Bilgisine güvenilir bir müzik bilginimiz olmaması sebebiyle Atatürk Ziya Gökalp’a inanmak durumunda kalmıştı. Riyaset-i Cumhur Fasıl Heyetinde 1925-1930 yıllan arasında neyzenlik yapmış ve Ata’nın huzurunda defalarca çalmış bulunan Burhanettin Ökte hatıralannda bu durumu şöyle dile getiriyor :

-”Musikimizin tarihini araştırdı, doğru dürüst cevap alamadı. Nazariyatını sordu, iki cümleyi yan yana getiremedik. Eserleri tahlil ettirmek istedi, sathından daha derinlere inemedik.

…en büyük mürşit ilimdir, diyen büyük insan bu münevver gençlerimizi tarihte karşısında bulsaydı memlekette ne alafranga-alaturka davası, ne de sanat fukaralığı bulunurdu.”

8 Ağustos 1928 gecesi Sarayburnu konserinden sonra Atatürk’ün etkisi büyük olan meşhur nutkunun sebebini de Burhanettin Ökte hatıralarında İtalyan müziği ve Mısır’ın meşhur şarkıcılarından Müniret’ül Mehdiye Hanım’ın konserinden sonra çok zayıf bir Türk saz heyetinin sahneye çıkarak acemice ”sultani yegah” faslnı icrasına bağlıyor. Atatürk, sinirli bir şekilde konseri terk etmiş, ertesi gün gazetelerde şu nutku yayımlanmıştır :

“- Bu gece burada güzel bir tesadüf eseri olarak şarkın en mümtaz iki musiki heyetini dinledim. Bilhassa sahneyi birinci olarak tezyin eden Müniretü’l Mehdiye Hanım sanatkarlığında muvaffak oldu. Fakat benim Türk hissiyatım üzerinde artık bu musiki, bu basit musiki Türk’ün çok münkeşif ruh ve hissini tatmine kafi gelmez. Şimdi karşıda medeni dünyanın musikisi de işitildi. Bu ana kadar Şark Musikisi denilen terennümler karşısında cansız gibi görünen halk, derhal harekete ve faaliyete geçti. Hepsi oynuyor ve şen, şatırdırlar. Tabiatın icabatını yapıyorlar. Bu pek tabiidir. Hakikaten Türk, fıtraten şen şatırdır. Eğer onun bu güzel huyu bir zaman için fark olunmamışsa, kendinin kusuru değildir. Kusurlu hareketlerin acı, felaketli neticeleri Vardır. Bunun fariki olmamak kabahatti”

Atatürk’ün Müzik Kutusu,dinlenme Odası,yatağı,komidini…

Atatürk’ün müzik kutusu,dinlenme odası,yatağı,komidini…





Etiketler:atatürk ve müzik atatürk ile müzik müzik ve atatürk atatürkün döneminde yetiştirilen sanatçılar hayatta müzik lazımdır hayatta müzik lazım degildir hayatta müzik lazım değildir ata ve müzik atatürkün müzik ile farklı sözleri
Mustafa Kemal Atatürk: Mustafa Kemal Atatürk (Nüfus kağıdında Kamâl Atatürk) (d. 1881, Selânik – ö. 10 Kasım 1938, İstanbul), Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı olan Türk siyasetçi ve devlet adamı.
Atatürk Olimpiyat Stadyumu: İstanbul Atatürk Olimpiyat Stadı, olimpiyatlara hazırlık projesi kapsamında Türk atletizmine ve futboluna hizmet etmesi amacıyla yaptırılmıştır.
Atatürk Üniversitesi: Atatürk Üniversitesi, 1957 yılında Erzurum'da kurulmuş, Türkiye'nin en eski 7. üniversitesidir.Resmi gazete ile bildirilmede 6.dır.
Atatürk Havalimanı: Atatürk Havalimanı (IATA: IST, ICAO: LTBA) veya eski adıyla Yeşilköy Havaalanı, İstanbul'un Avrupa Yakası'nda bulunan uluslararası havalimanı.
Atatürkçülük: Atatürkçülük veya Kemalizm, kelime anlamı olarak Mustafa Kemal Atatürk'ün düşüncelerinin ve görüşlerinin takipçisi olma anlamını içeren, ideolojik olarak emperyalist devletlerin fakir ve geri kalmış bir millete karşı giriştiği paylaşma hareketine tepki olarak doğan; Türk milliyetçisi ve antikomünist yapılı, belirli bir sınıf desteğine dayanmayan; geri kalmış safsata ve batıl itikatlardan güç alan kurumlar yerine akla ve bilime dayanan kurumları getirmeyi amaç edinen; Mustafa Kemal Atatürk'ün ideolojisi.
Müzikal: Müzikal kendine özgü, yalın bir olay örgüsü olan, müzik, dans ve diyalogların olaylarla bütünleştiği duygusal ve eğlendirici sahne gösterisi, oyun ya da filmdir.
Müzik bilimi: Müzik bilimi ya da müzikoloji, müziği bilimsel açıdan ele alan ve inceleyen bir bilim dalı.
Müzik albümü: Müzik albümü, üzerinde 20 dakikadan ya da 4 şarkıdan daha fazla müzik parçası kaydı bulunan, müzik parçalarının toplandığı bir CD, kaset ya da uzunçalardır.
Çalgı: Çalgı (müzik aleti) müzik yapmak için kullanılan aletlere verilen genel isimdir. Çalgıların türleri, tarihi, yapım biçimleri gibi konuları inceleyen bilim dalına da Organoloji denir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir