Atatürkün Kız Kardeşi

avrupa hemen ilk isimler kemal atatürk konya murat mustafa kemal rumeli sabiha salih sultan Atatürkün Kız Kardeşi Atatürkün Kız Kardeşinin Resmi atatürkün kız kardeşinin adı atatürkün kız kardeşi..

Mustafa Kemal Atatürk’ün Kız Kardeşi, Makbule Atadan Resimleri

Makbule Atadan – M.K. Atatürk’ün Kız Kardeşi
Makbule Atadan, Ağabeyi Mustafa Kemal, Afet ve Salih Bozok ile beraber.
Mustafa Kemal Atatürk, kardeşi Makbule Atadan, manevi kızı ve Türkiye’nin ilk kadın pilotu Sabiha Gökçen ve bazı uçak pilotları
Makbule Atadan rahatsızlığı nedeniyle yatakta istirhat halinde iken manevi yiğeni Abdurrahim Tuncak’ın eşi ve diğer hanımefendiler ile beraber
Makbule Atadan Manevi yeğeni Abdurrahim Tunçak ile beraber.
Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk kardeşi Makbule Hanım ve devlet görevlileri ile yürürken.
Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk hemen solunda kardeşi Makbule Atadan.
Makbule Atadan, Ağabeyi Mustafa Kemal Atatürk’ün cenazesi arkasından yürümeye çalışırken.

Atatürk Ün Soy Ağacı

ULU ÖNDER YÜCE ATATÜRK'ÜN SOY AĞACI
(Cumhuriyetimizin Kurucusu Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Şeceresi)

Sultan Murat Hüdavengidar zamanında başlamak üzere, bütün Türk Devleti padişahlık döneminde, Rumeli'yi Balkanlar'ı ve Avrupa'yı Türkleştirmek için soyunda ve sopunda hiçbir karışım olmayan Türk ailelerinden oluşan özel güçleri buralara göndermişlerdir.

Bu göçlerin büyük çoğunluğu Oğuz Türkleri, Müslüman Oğuzların Yörük Türkmen boylarından gönderilen aileler teşkil etmektedir. Müslüman Oğuzların, Tanrıdağı ve Karagöz Yörüklerinden olup, Konya ve Aydın yöresine yerleşmiş bulunan isimler, teker teker yazılı bulunmaktadır.

Buradaki, 950 tarih ve 82 numaralı l yazıcı defteri ile 1051 tarih ve 469 numaralı il yazıcı defterinde Anadolu'dan Rumeli'ye geçen Türk boy ve ailelerinin isimleri açıkça yazılı bulunmaktadır.

Bunların Müslüman Oğuz Türk'ü Yörük Türkmen boylarından oluşan ailelerinin kimler olduğunu kayıtlarda belirtmektedir.

İşte bu kayıtlarda, Ulu Önder Atatürk'ün atalarının, Anadolu'dan Konya ve Aydın yöresinden geldiği yazılmaktadır. Atatürk'ün dedeleri; Anadolu'dan Rumeli'ye gidip, Makedonya'nın Manastır Vilayeti'nin derbei bala sancağına bağlı bulunan Kocacık Nahiyesine yerleşen ailelerden olan Hafız Ahmet Alüş Efendi derlerdi. Kocacık Nahiyesinin tamamı Türk'tür.

Atatürk kocacık Nahiyesine yerleşen ailelerden olan Hafız Ahmet Efendi'nin torunudur. Hafız Ahmet Efendi'nin saçları kırmızı olduğu için adına “Kırmızı Hafız Efendi” derlerdi. Ulu Önder Atatürk'ün dedesi kırmızı Hafız Efendi kocacık Nahiyesinde ilkokul eğitmenliği yapmakta idi.

Atatürk'ün babası Ali Rıza Efendi de bu kocacık nahiyesinde dünyaya geldi. Atatürk'ün babası Ali Rıza Efendiye Alüş Efendi derlerdi. Kocacık nahiyesi tamamen Türk'tü.

Burada yerleşenlerin çoğu Aydın ve Konya yöresinden gelen Türklerdir. Hatta bu aileler Yörük Türkmenleridir. Bu Yörük Türkmenlerinin Tanrıdağı ve Karagöz olduğu yukarıda adı geçen il yazıcı defterinde kayıtlı bulunmaktadır. Keza yine belgelerde Aktan ve naldöken Yörüklerinde buralarda bulunduğu yazılmaktadır.

Fetihnamelerde, buralardaki Konya Türklerine hudut gazileri ünvanı verildiği yazılmaktadır. Bu Türklere miri, Yörülen Türkmenlerden denilmekteydi. Ulu Önder Atatürk özbe öz Türk olup, Konya ve aydın yörelerinden gitme çok asil bir ailenin evladıdır. Annesi Zübeyde Hanımefendi'nin babası aydından Selanik'e gitme çok asil bir ailenin evladıdır. Annesi Zübeyde Hanımefendi'nin babası Aydınlıdır.

·Bu bilgiler Başbakanlık Eski Müşaviri Şecaattin Zenginoğlu'nun “Bilgi Çağındaki Türk Gençliğinin Yükselen Sesi-1999″ isimli kitabından alınmıştır.

ATATÜRK'ÜN KENDİSİNİ TANIMLAMASI:

(1)”Benim hayatta yegane fahrim (onurum), servetim, Türklükten başka bir şey değildir.” “Bana, insanlar üstünde bir doğuş atfetmeye kalkışmayınız. Doğuşumdaki tek fevkaladelik, Türk olarak dünyaya gelmemdir.”

(2) Bir İngiliz'in “siz hangi asil ailedensiniz?” sorusuna verdiği yanıt: “Anasının ve babasının asilliğiyle iftihar eden Teodoz, İtalya Yarımadasına inmek isteyen Türk Atilla'ya barış görüşmesinden önce sormuş: 'Siz hangi asil ailedensiniz?' Atilla'da ona cevap vermiş: 'Ben asil bir milletin evladıyım!' işte benim cevabımda size budur!”

(3)Sanki yeni Rıza Nurlara cevap vermiş. ” Türk, Türk olduğu için asildir… çoğumuz, büyük babamızın babasını hatırlamayız. Bütün soy gururumuzu, Türk olmanın içinde buluruz.”

(4)”… Türklük, benim en derin güven kaynağım, en engin övünç dayanağım (dır)”

(5)”Millî mevcudiyetimize düşman olanlarla dost olmayalım. Böylelerine karşı…'Türk'üm ve düşmanım sana, kalsam da bir kişi!' diyelim”

(6)” Mensup olduğum Türk milletinin şan ve şerefi varsa, benim de bir ferdi olmak sıfatıyla şanım ve şerefim vardır…”

(7)Atatürk kendisini böyle tanımlıyor. Ben bir Türk'üm diyor ve bundan gurur duyuyorum diyor. Kişi, hissettiği milletten olduğuna göre bu sözler üzerine daha denecek bir şey yoktur. M. Kemal, bir Türk'tür ve koca bir Türk'tür, Türk'ün Atası'dır. Türk milletine, unuttuğu milli kimliğini tekrar kazandıran, ümmetten Türk milletine dönmesini sağlayan bir Türk'tür. Yeni Rıza Nurlara bunlar da yetmeyecektir. Hiç gerek olmadığı halde, konuya tam açıklık getirmek için, ana ve baba soyunu da irdeleyeceğiz. Kimdir, kimlerdendir ona bakacağız MUSTAFA KEMAL'İN ANNESİ YÖRÜK TÜRKMEN’ DİR. Zübeyde Hanım'ın soyu Yörük'tür. Fatih döneminde Karamanoğlu Beyliği'nin yıkılmasından sonra (1466), Balkanlar'da fethedilen yerlerin Türkleştirilmesi için göç ettirilen ailelerdendir. Konya bölgesinden geldikleri için bunlar, “Konyarlar” ismi ile resmi kayıtlara geçmiş ve böyle anılmıştır.

(8)Aile, Vodina sancağının Sarıgöl nahiyesine yerleştirilir. Zübeyde'nin babası Sofi-zade Seyfullah Ağa, Selanik yakınlarındaki Lankaza'ya göçer ve bir çiftlik sahibi olur. Ve Zübeyde Hanım 1857'de burada doğar. Annesi, babasının üçüncü eşi Ayşe Hanım'dır.

(9)Zübeyde Hanım'ın soyunu birde anlatılanlardan görelim.
M. Kemal'in kız kardeşi Makbule Hanım (1885-1956): “Annemden sık sık şunları dinlemişimdir. Bizim esas soyumuz Yörük'tür. Buralara Konya-Karaman çevrelerinden gelmişiz” diyor ve atalarından bazılarının da sonradan tekrar Konya'ya geri döndüğünü de şöyle açıklıyor: “Dedem Feyzullah Efendi'nin büyük amcası Konya'ya gitmiş, Mevlevi dergahına girmiş, orada kalmış. Yörüklüğü tutmuş olacak.”

(10)Makbule Hanım Yörüklük için şunları söylüyor: “…Annem her zaman Yörük olmakla iftihar ederdi. Bir gün Atatürk'e “Yörük nedir?” diye sordum. Ağabeyim de bana 'Yürüyen Türkler' dedi.”

(11)Yörük ile Türkmen eş anlamlıdır. Atatürk, soyunu açıklarken bunu da vurgular: “…. Benim atalarım Anadolu'dan Rumeli'ye gelmiş Yörük Türkmenler'dendir.”

(12)Zübeyde Hanım'ın babasını, kocası Ali Rıza Efendi'yi ve Ali Rıza'nın babası Kızıl Hafız Ahmet Bey'i de tanıyan Selanik doğumlu Aydın Milletvekili Hasan Tahsin San (1865-1951)

(13) şu bilgileri verir: ” Atatürk'ün validesi, Zübeyde Hanım, Sofu-zade ailesinden Fethullah Ağa'nın kızıdır. Selanik'te doğmuştur. Bu aile bundan 130 sene evvel (1800'lü yılların başı oluyor.) Sarıgöl'den Selanik'e gelmişlerdir. Vodina sancağının batısında Sarıgöl nahiyesinde onaltı köyden ibaret olan bu nahiye ailesi, Makedonya ve Teselya'nın fethinden sonra Konya civarı ahalisinden Osmanlı hükümetinin sevk ve iskan ettirdiği Türkmenlerdendir. Son zamanlara kadar beş asır müddet içinde hayat tarzlarını, kılık-kıyafetlerini değiştirmemişlerdi.”

(14) Bir yabancı yazar da Atatürk'ün annesi hakkında edindiği bilgileri şöyle aktarıyor:”Mustafa'nın babası Ali Rıza Efendi, anası da Zübeyde Hanım'dı. Zübeyde Hanım… sarışındı; düzgün, beyaz bir teni, derin ama berrak, açık mavi gözleri vardı. Ailesi Selanik'in batısında Arnavutluk'a doğru, sert ve çıplak dağların geniş, donuk sulara gömüldüğü göller bölgesinden geliyordu. Burası, Türklerin Makedonya'yı ve Teselya'yı almalarından sonra Anadolu'nun göbeğinden gelen köylülerin yerleştikleri yerdi. Bu yüzden Zübeyde Hanım, damarlarında ilk göçebe Türk kabilelerinin torunları olan ve hala Toros Dağlarında özgür yaşamlarını sürdüren sarışın Yörükler'in kanını taşıdığını düşünmekten hoşlanırdı. Mustafa da annesine çekmişti; saçları onun gibi sarı, gözleri onun gibi maviydi.”

(15)Zübeyde Hanım'ın kendi ifadesi; oğlunun, kızının, kendisini tanıyanların ve de konu üzerinde çalışanların ortak ifadesi; Zübeyde Hanım'ın Yörük-Türkmen olduğudur. Yani Zübeyde Türk'tür. MUSTAFA KEMAL'İN BABASI YÖRÜK TÜRKMEN ‘DİR. Mustafa Kemal'in baba soyu, Aydın/ Söke'den gelerek Manastır vilayetine yerleştirilen, “Kocacık Yörükleri (Koca Hamza Yörükleri)”ndendir. Ali Rıza Efendi, Manastır'ın Debre-i Bala sancağına bağlı Kocacık'ta dünyaya gelmiştir(1839). Aile sonradan Selanik'e göçmüştür. Babası İlkokul öğretmeni Kızıl Hafız Ahmet Efendi'dir. Amcası, Kızıl Hafız Mehmet Efendi'dir. Taşıdıkları “Kızıl” lakabı ve yerleştikleri yere “Kocacık” denmesi; Ali Rıza Efendi'nin soyunun, Anadolu'nun da Türkleşmesinde katkısı olan ” Kızıl-Oğuz” yahut “Kocacık Yörükleri-Türkmenleri”nden geldiğini göstermektedir.

(16)Anne soyunda olduğu gibi baba soyunda da en sağlam bilgiler önce Atatürk'ün, annesinin, kardeşinin anlattıkları; sonra çevrelerinin aktardıklarıdır. Makbule Hanım; “Babam Ali Rıza Efendi, Selanik'lidir. Kendileri Yörük sülalesindendir.”

(17)Atatürk: “… Benim atalarım Anadolu'dan Rumeli'ye gelmiş Yörük Türkmenler'dendir.”

(18)M. Kemal'in Selanik'te mahalle ve okul arkadaşı, Kütahya Milletvekillerinden Mehmet Somer (1882-1950):

(19)”Atatürk'ün ataları hakkında benim bildiğim şunlar: Atatürk'ün ataları Anadolu'dan gelerek Manastır vilayetinin Debre-i Bala sancağına bağlı Kocacık nahiyesine yerleşmişlerdir. Bunları ben Selanik'in ihtiyarlarından duymuştum. Kocacık'lıların hepsi öz Türkçe konuşurlar. İri yapılı adamlardır. Bunların hepsi Yörük'tür… Bunların kıyafetleri Anadolu Türklerine benzer. Yaşayışları, hatta lehçeleri de aynıdır.”

(20)10 Kasım 1993'te Milliyet gazetesi “Ata'nın Soy Kütüğü” isimli bir yazı yayımlar. Gazeteci Altan Araslı, Kocacık köyüne giderek bir araştırma yapar ve köylülerle konuşur. Kocacıklı Numan Kartal'ın aktardıkları: “Ali Rıza Efendi, Manastır vilayetinin Debre-i Bala sancağına bağlı Kocacık'ta dünyaya gelir. Kocacık'ın nüfusu tamamen Türk'tür. Hepsi de Yörük Türkmenleri. Anadolu'dan geldiler. Bizler, Müslüman Oğuzların Türkmen boyundanız.”

Mustafa Kemalin Kardeşleri Kimdir?isimleri, Hayatları, Biyografisi

Kardeşleri; Fatma, Ahmet, Ömer, Makbule ve Naciye

Atatürk’ün büyük kız kardeşi; ablası, Fatma

Ali Rıza ve Zübeyde çiftinin ilk çocukları Fatma idi. Fatma’nın doğum ve vefat tarihi konusunda net bir yıl verilememektedir. Doğumu 1871 yada 1872 olarak belirtilmektedir. Vefatı konusunda ise eldeki bilgiler ışığında çiftin üçüncü çocuğu yani Ömer’in doğduğu yıl olarak bilinmektedir.

Atatürk’ün büyük erkek kardeşi; ağabeyi, Ahmet

1874 yılında doğduğu tahmin edilmekte ve Çayağzı’ndan veya Papaz Köprüsü’nden ayrılmadan önce dönemin ölümcül ve salgın hastalıklarından birisi olan ve kuşpalazı olarak bilinen Difteri hastalığı nedeniyle vefat etmiştir. Ancak net bir tarih verilememekte ve 9 yaşına kadar yaşamış olduğu söylensede eldeki kronolojik bilgiler ışığında yanlış olduğu görülmektedir.

Atatürk’ün büyük erkek kardeşi; ağabeyi, Ömer

Ömer’de 1875 yılında dünyaya geldiği tahmin edilmektedir. O’nun da yaşamı ablası ve Ağabeyi gibi kısa sürecek ve hayata daha çocuk yaşlarında veda edecekti. Abisi Ahmet gibi O’nunda ölüm nedeninin difteri olduğu sanılmaktadır. O dönemki sağlık koşullarının yanı sıra ailenin yaşamını sürdürdüğü yer olan Çayağzı bölgesi ozamanki sıradan yerleşim yerleriyle dahi kıyaslanamayacak derecede kötü şartlara sahipti. Gerek yiyecek gerek sağlık ihtiyacı gibi ihtiyaçların şehire inerek karşılanabiliyor olması, bölgenin iklimsel ve coğrafi yapısı yaşamayı yetişkin insanlar için yaşanmaz hale getirirken çocukların vefatı bir bir gerçekleşiyordu. Sonunda Ömer’de hayata veda edecek ve Hakkın Rahmetine nail olacaktı. Ömer’inde vefatı hususunda kesin bir kanı söz konusu değildir ancak yine eldeki kronolojik bilgiler neticesinde Ömer’inde Çayağzı’nda vefat ettiği sanılmaktadır.

Atatürk’ün küçük kız kardeşi, Makbule

Mustafa Kemal Atatürk’ün kız kardeşi Makbule Hanım

Makbule, Mustafa’dan sonra doğduğu bilinmekte ve doğum tarihi olarakta 1885 yılı gösterilmektedir. Mustafa’nın sonradan dünyaya gelecek ve vefat edecek kız kardeşi Naciye ile birlikte iki kız kardeşinden birisidir. Makbule’de Mustafa gibi ailenin Selanik’teki Islahane semtinin Ahmet Subaşı Mahallesinde bulunan üç katlı evinde doğduğu bilinmektedir. Makbule hanım saf bir kişiliğe sahipti. Mustafa Kemal (Atatürk), sonraki yıllarda bu saflığının neticesinde Makbule’nin olaylara verdiği tepkileri sık sık dile getirerek tebessüm içerisinde keyifli bir şekilde dile getirirdi. Babası Ali Rıza’nın vefat etmesi, annesi Zübeyde’nin Ragıp Bey ile evlenip bir müddet beraber yaşadıktan sonra 1913 yılında Birinci Balkan Savaşı patlak verir ve Balkan toprakları Osmanlı Devleti‘nin elinden düşer bunun üzerine annesi Zübeyde ile beraber İstanbul’a taşınırlar. İstanbul’da Beşiktaş Akaretler’de bir eve yerleştiler. Cumhuriyet’in ilanı edilmesinin hemen ardından yine Annesiyle birlikte Ankara’ya gittiler ve Ağbeyi Mustafa Kemal (Atatürk) ile birlikte Çankaya Köşkünde ikamet ettiler. Burada bir müddet kaldıktan sonra Zübeyde hanım rahatsızlandı ve tedavisi için İzmir’e gitti. Daha sonra kendisi için Çankaya Köşkü Arazisi üzerine Camlı Köşk inşa edildi ve bir süre orada kaldı. Bu sırada Soyadı Kanunu çıkarılmış ve Makbule Hanım “ATADAN” soyadını almıştır. Sonraki dönemde Makbule Atadan, Mustafa Kemal (Atatürk)’in isteği üzerine Fetih Okyar’ın kurduğu Serbest Cumhuriyet Fıkrası’na(Partisi) girdi. Parti bir müddet sonra kapatılınca Makbule Atadan siyasetten çekildi. Partideki görevi sırasında Milletvekili Mecdi Boysan ile tanışan Makbule 1935 yılında Mecdi Bey ile evlendi. Mustafa Kemal (Atatürk)’in hayatı hakkında bilgi için kendisine başvurulan biriside olan Makbule Atadan, 18 Ocak 1956 yılında 71 yaşında hayata gözlerini yumarak bu dünyadan ayrılacaktır.

Atatürk’ün küçük kız kardeşi, Naciye

Kesin bir tarih söz konusu olmamakla beraber kronolojik sıralama ve Makbule Atadan’ın görüşleri neticesinde, Naciye’nin doğum tarihi 1893 olarak bilinmektedir. Makbule Atadan’ın anlattıklarına göre; babası Ali Rıza Efendi’nin vefat ettiği gün dadısının Naciye’yi yere düşürmesiyle ayağı kırılıyordu. Naciye yaşına rağmen uzun boylu, iri yapılı ve güzel bir kızdı. Fakat Naciye’de daha 10 yaşında bir çocuk iken vefat edecekti.

Atatürk’ün Küçük Kız Kardeşi, Makbule

Atatürk’ün küçük kız kardeşi, Makbule

Mustafa Kemal Atatürk’ün kız kardeşi Makbule Hanım

Makbule, Mustafa’dan sonra doğduğu bilinmekte ve doğum tarihi olarakta 1885 yılı gösterilmektedir. Mustafa’nın sonradan dünyaya gelecek ve vefat edecek kız kardeşi Naciye ile birlikte iki kız kardeşinden birisidir. Makbule’de Mustafa gibi ailenin Selanik’teki Islahane semtinin Ahmet Subaşı Mahallesinde bulunan üç katlı evinde doğduğu bilinmektedir. Makbule hanım saf bir kişiliğe sahipti. Mustafa Kemal (Atatürk), sonraki yıllarda bu saflığının neticesinde Makbule’nin olaylara verdiği tepkileri sık sık dile getirerek tebessüm içerisinde keyifli bir şekilde dile getirirdi. Babası Ali Rıza’nın vefat etmesi, annesi Zübeyde’nin Ragıp Bey ile evlenip bir müddet beraber yaşadıktan sonra 1913 yılında Birinci Balkan Savaşı patlak verir ve Balkan toprakları Osmanlı Devleti‘nin elinden düşer bunun üzerine annesi Zübeyde ile beraber İstanbul’a taşınırlar. İstanbul’da Beşiktaş Akaretler’de bir eve yerleştiler. Cumhuriyet’in ilanı edilmesinin hemen ardından yine Annesiyle birlikte Ankara’ya gittiler ve Ağbeyi Mustafa Kemal (Atatürk) ile birlikte Çankaya Köşkünde ikamet ettiler. Burada bir müddet kaldıktan sonra Zübeyde hanım rahatsızlandı ve tedavisi için İzmir’e gitti. Daha sonra kendisi için Çankaya Köşkü Arazisi üzerine Camlı Köşk inşa edildi ve bir süre orada kaldı. Bu sırada Soyadı Kanunu çıkarılmış ve Makbule Hanım “ATADAN” soyadını almıştır. Sonraki dönemde Makbule Atadan, Mustafa Kemal (Atatürk)’in isteği üzerine Fetih Okyar’ın kurduğu Serbest Cumhuriyet Fıkrası’na(Partisi) girdi. Parti bir müddet sonra kapatılınca Makbule Atadan siyasetten çekildi. Partideki görevi sırasında Milletvekili Mecdi Boysan ile tanışan Makbule 1935 yılında Mecdi Bey ile evlendi. Mustafa Kemal (Atatürk)’in hayatı hakkında bilgi için kendisine başvurulan biriside olan Makbule Atadan, 18 Ocak 1956 yılında 71 yaşında hayata gözlerini yumarak bu dünyadan ayrılacaktır.

M.k. Atatürk’ün Vefatı Üzerine Kız Kardeşi Makbule Atadan’ın Söyledikleri

Mustafa Kemal Atatürk’ün kız kardeş Makbule Atadan’ın 1947 yılında Haftalık Akın Gazetesi yazarı Selime Seden’e verdiği ropörtajda Atatürk’ün vefatı üzerine bahsi geçen bir konuşma :
Atatürk’ün Ankara’ya son gidişini bugün gibi hatırlıyorum. O geceyi Rukiye ile beraber sabaha kadar yanında geçirmiştik. Durmadan terliyordu. Ben çamaşırlarını değiştirmesi için kendisine yardım ediyordum. Ağır bir hastalığa tutulduğu gözle görülüyordu. O seyahate ben iştirak etmeyecek ve sıhhatimi alakadar eden işler yüzünden bir müddet İstanbul’da kalacaktım. Kendisinden müsaade istedim, verdi. Ertesi günü, kendisini Haydarpaşa’ya götürecek olan motor sarayın önüne gelmişti. Uğurlamak için odamdan çıkarak, kendisiyle yatak odasının önünde karşılaştık. Halinden bana veda etmeğe hazırlandığı belli idi.
Makbule Atadan – Sizi motora kadar uğurlamama müsaade ediniz, diye yalvardım.

Sert ve kesik bir sesle:
M. K. Atatürk – Hayır! dedi. Buradan uğurlamanız kafidir.
Atatürk o gidişinde çok halsiz ve yorgun görünüyordu. Kendisine boynundaki eşarbı düzeltecek kadar dahi bir kuvvet görmemiş olmalı ki, iki elini yanlarına salıvererek bu işi yapmamı benden istemişti. Onu hiç bu kadar halsiz ve yorgun görmemiştim. Anlaşılıyordu ki daha aylarca evvel, öldürücü hastalık tesirlerini göstermeğe başlamıştı.
ki gün sonra, Atatürk beni Ankara’ya çağırttı. Köşke gittiğim vakit kendisini uzun bir şezlongda oturur bir vaziyette buldum. Bana :
M. K. Atatürk – Gördün mü kardeşim, doktorlar bana günde beş türlü tatlı yediriyorlar.
dedi
Makbule Atadan – Afiyet olsun.
diye cevap verdim.
El altından bir havadis almıştım. Ata’nın ayaklarına su indiğini gören Doktor Neşet Ömer, bütün gece Atatürk’ün odasının önünde dolaşarak “Ne yapayım da mesuliyetten kurtulayım!”diyormuş. Çünkü o vakte kadar hastalığı teşhis edememişti. Bir istida yazmış, “Ben mesuliyet kabul etmem, Avrupa’dan doktor getirin; çünkü Ata ağır hasta!” demişti.
Temmuz sonlarına kadar Savarona’da kalan Atatürk’ün hastalığı ağırlaşınca Dolmabahçe Sarayı’na nakledildi. Fakat hastalığı durmadan ilerliyordu. O’nun hastalığını duyan Türk halkı, sağlığıyla ilgili haberleri heyecanla takip ediyor, bütün kalbiyle iyileşmesini diliyordu. Hastalığının ciddiyetini kavrayarak 5 Eylül 1938′de vasiyetini yazıp servetinin büyük bir kısmını Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarına bağışladı.
Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, Başbakan Celal Bayar ile Sivas ziyareti sırasında (13 Kasım 1937).

Ekim ayı ortalarında durumu düzelir gibi oldu. Fakat, çok arzuladığı halde, Ankara’ya gelip cumhuriyetin on beşinci yıl dönümü törenlerine katılamadı. 29 Ekim 1938′de kahraman Türk Ordusu’na yolladığı mesaj, Başbakan Celal Bayar tarafından okundu. “Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan, her zaman zaferlerle beraber medeniyet nurlarını taşıyan kahraman Türk ordusu!” sözü ile Türk Ordusu’nun önemini belirtmiştir. Yine aynı mesajda “Türk vatanının ve Türk’lük camiasının şan ve şerefini, dahilî ve harici her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni, her an ifaya hazır ve amade olduğuna benim ve büyük ulusumuzun tam bir inan ve itimadımız vardır” diyerek Türk Ordusu’na olan güvenini belirtmiştir.
Atatürk 1 Kasım 1938′de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılış töreninde de bulunamadı. Hazırladığı açılış nutkunu Başbakan Celal Bayar okudu. Atatürk bu nutkunda ülkenin imarı, sağlık hizmetleri ve ekonomi konularındaki faaliyetleri açıkladı. Bundan başka eğitim ve kültür konularına da temas edip gençliğin millî şuurlu ve modern kültürlü olarak yetişmesi için İstanbul Üniversitesi’nin geliştirilmesi, Ankara Üniversitesi’nin tamamlanması ve Van Gölü civarında bir üniversitenin kurulması için çalışmaların yapıldığını belirtti. Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarının çalışmalarından duyduğu memnuniyeti açıkladı. Ayrıca Türk gençliğinin kültürde olduğu gibi spor sahasında da idealine ulaştırılması için Beden Terbiyesi Kanunu’nun uygulamaya konulmasından duyduğu memnuniyeti belirtti. Atatürk, ölümüne kadar memleket meselelerinden bir an olsun uzak kalmamıştı.
Atatürk’ün hastalığı tekrar şiddetlendi. 8 Kasımda sağlığıyla ilgili raporlar yayımlanmaya başlandı. Bütün memleketi tekrar derin bir üzüntü kapladı. Her Türk’ün kalbi onun kurtulması dileğiyle çarpıyordu. Ancak, kurtarılması için gösterilen çabalar sonuç vermedi ve korkulan oldu. Dolmabahçe Sarayı’nda 10 Kasım 1938 sabahı saat dokuzu beş geçe, insan için değişmez kanun, hükmünü uyguladı. Mustafa Kemal Atatürk aramızdan ayrıldı. Bu kara haberle, yalnız Türk milleti değil, bütün dünya yasa büründü. Büyük, küçük bütün devletler onun cenaze töreninde bulunmak üzere temsilciler göndererek, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusuna karşı duydukları derin saygıyı belirten mesajlar gönderdiler.

Etiketler:atatürkün kız kardeşinin adı atatürkün kız kardeşi atatürkün kız kardeşinin resmi atatürkün kız kardeşinin ismi atatürkün kızkardeşleri adı atatürk kız kardeşi atatürkün kız kardeşinin resimleri abdürrahim tuncak atatürkün kardeşinin resmi atatürkün kız kardesinin adı atatürkün kızkardeşinin adı atatürkün kızkardeşleri atatürk ün kız kardeşinin adı mustafa kemal atatürkün kardeşi atatürkün kiz kardeşinin adi Ataturkun kiz kardesinin adi Mustafa Kemal Atatürkün kız kardeşinin adı nedir atatürkün kız kardesi mustafa kemal atatürkün kız kardeşinin ismi atatürkün kızkardeşinin resmi
Mustafa Kemal Atatürk: Mustafa Kemal Atatürk (Nüfus kağıdında Kamâl Atatürk) (d. 1881, Selânik – ö. 10 Kasım 1938, İstanbul), Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı olan Türk siyasetçi ve devlet adamı.
Atatürk Devrimleri: Atatürk Devrimleri ya da Atatürk İnkılapları (Kemalist Devrim, Türk Devrimi, Atatürk Reformları, Türkiye Cumhuriyeti Devrimi, Atatürk İhtilali vb.
Mustafa Kemal Atatürk kronolojisi: * 1881 Selanik'te doğdu.
Atatürk'ün Türk Gençliğine Hitabesi: Atatürk'ün Türk Gençliğine Hitabesi (Ey Türk Gençliği) Mustafa Kemal Atatürk tarafından 20 Ekim 1927 tarihinde Nutuk'un sonunda Türk Gençliği'ne yönelik yaptığı konuşmadır.
Kardeşim Benim - Kargacı Halil: Kardeşim Benim - Kargacı Halil, başrolünü Yılmaz Güney'in oynadığı yönetmenliğini ise Yavuz Yalınkılıç'ın yaptığı 1968 yapımı Türk filmidir.
Kardeşim Uğur Mumcu: Kardeşim Uğur Mumcu, Ceyhan Mumcu'nun, kardeşi Uğur Mumcu ile ilgili röportajlarının bir kısmını toparlyarak oluşturduğu biyografik ve araştırma-inceleme türünde olan kitabıdır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir