Atatürkün Mektupları

Sponsorlu Bağlantılar
ayak beri buna bunda bunun celp esir etti gerek hali hapis hizmet istanbul kendi ki malta seni varsa ya zat Atatürkün Mektupları Atatürk Mektup atatürk mektupları atatürkün mektupları atatürk me..

Atatürkün Mektuplari

ATATÜRKÜN MEKTUPLARINA BAKARAK ONUN NE KADAR VEFALI NE KADAR DİNİNE BAĞLI 1 GERÇEK MÜSLÜMAN OLDUĞUNU VATANSEVER VE TÜRK DUYGUSU İÇİNDE FIŞKIRAN BİRİ OLDUĞUNU DAHA İYİ ANLIYORUZ…İŞTE MEKTUPLARI VE İÇERİĞİ:

ZÜBEYDE HANIMA YAZDIĞI MEKTUP
Ağustos 1335 1919)
Muhterem Valdeciğim,
Istanbul’dan mufarakatımdan beri sizlere birkaç telgraftan başka bir şey yazmadım. Bu sebeple büyük merak içinde kaldığınızı tahmin ediyorum. Bilhassa hakkımda gerek ötekinden berikinden ve gerek gazetelerden işittiğiniz natamam haberler şüphesiz merakınızı tezyit etmiştir. Halbuki şimdi vereceğim izahatla mutmain olacağınız veçhile şayan-ı endişe hiçbir şey yoktur.
malumunuzdur ki, daha Istanbul’da iken ecnebi kuvvetlerin devleti, milleti fevkalade sıkıştırmakta ve millete hizmet edebilecek ne kadar adamımız varsa cümlesini hapis ve tevkif ve bir kısmını Malta’ya nefy ve tazip etmekte pek ileri gidiyorlardı. Bana nasılsa ilişememişlerdi. Fakat 3. Ordu müfettişi olarak Samsun’a ayak basar basmaz Ingilizler benden şüphelendiler. Hükümete benim sebebi izamımı sordular. Nihayet Istanbul’a celbimi talep ve bunda ısrar ettiler. Hükümet beni iğfal ederek Istanbul’a celp ve Ingilizlere teslim etmek istedi. Bunun derhal farkına vardım. Ve bittabi kendi ayağımla gidip esir olmak doğru değildi. Padişahımıza hakikat hali yazdım. Ve gelemeyeceğimi arz ettim. Zat-ı şahane de evvela buna muvafakat etti. Fakat daha sonra Ingilizlerin tazyiki ziyadeleşti. Nihayet o da Istanbul’a avdetimi irade etti. Bu suretle artık resmî makamımda kalmaya imkân göremediğim gibi askerliğimi muhafaza ettikçe Ingilizlerin ve hükümetin hakkımdaki ısrarına mukabele edilemeyecekti. Bir tarafında bütün Anadolu halkı tekmil millet hakkımda büyük bir muhabbet ve itimat gösterdi. ‘Seni bırakmayız’ dediler. Filhakika vatan ve milletimizi kurtarabilmek için yegâne çare askerliği bırakıp serbest olarak milletin başına geçmek ve milleti yekvücut bir hale getirmekle hâsıl olacak kudret ve hareket-i milliyeyi hüsn-i istimal eylemekten başka çare mutasavver değildi. Binaenaleyh ben de böyle yaptım. Elhamdülillah muvaffak da oluyorum.
Pek yakında netice-i maddiyeyi bütün cihan görecektir. Ben bu suretle hareket edince Ingilizler derhal yalvarmaya başladı. Ve beni kazanmaya çalıştı. Her şeyi inkâr ettiler. Ve bütün kabahati bizim hükümete attılar. Hakikaten hükümet de benimle uğraşmak istedi. Fakat kuvveti buna müsait gelmedi. Ve gelemez. Daha bir zaman bu suretle Anadolu içinde çalışmakla her şey hallolacaktır. Kariben Meclis-i Mebusan toplanacak ve meşru bir hükümet mevki-i iktidara geçecektir. Ben de ihtimal o zaman Istanbul’a geleceğim. Sıhhat ve afiyetimi, katiyen hiç merak ve endişe etmeyiniz.
Salih Bey Fuat Bey’den alacağını alabildi mi? Bunu bilgi almak bakımından soruyorum. Yoksa her ne olursa olsun elhamdülillah hiç önemi yoktur. Siz müsterih olunuz. Ve bir sıkıntınız olursa derhal bana bildiriniz.
Bu mektubumu getirecek olan (…..) size benim hakkımda istediğiniz kadar bilgi verecektir. Kendisiyle bana bazı elbiselerimi gönderiniz…
Hemşiremin sıhhati nasıldır? Eve herhangi bir
taraftan saldırıda bulunuldu mu? Hâlâ orada mısınız? Çocuklar ne yapıyor, büyüdüler mi?
Salih Bey’le Madam Salih inşallah sıhhat ve afiyettedirler. Ben daima kendilerini yâd ediyorum. Madam’ın benim hakkımda bir rüyası vardı. Galiba o çıkacaktır. Inşallah yakında kemal-i meserretle görüşeceğiz.
Ben birkaç güne kadar bir kongre için Sivas’a gideceğim. Tekrar Erzurum’a döneceğim. Tekrar ediyorum. Her işittiğinize önem vermeyiniz. Pekâlâ bilirsiniz ki ben yaptığımı bilirim. Netice görmeseydim başlamazdım.
Saygıyla ellerinizden, hemşiremin gözlerinden öperim.

Salih’in gözlerinden öperim. Bana Istanbul havadisi vermeni beklerim.

*Ali Fuat Cebesoy’a Yazdığı Mektup

Kardeşim Fuat,
Mektubunu aldım. Cenab-ı Hak’tan izdivacının mesut ve müteyemmen olmasını kemal-i hulus ile niyaz ederim. Hayat kısadır. Bunu tesit ve tetevvüç için insanların umumiyet itibariyle makul gördükleri vasıta izdivaçtır. Bu kaide-i umumiyenin riayetkarı olmayanlar pek mahdut ve müstesnadırlar. Bu istisnaları teşkil edenler de kaide-i asliyenin fenalığından değil ve fakat bilakis bu güzel kaideye tevessülden kendilerini men eden esbabın mahkûmu olduklarından, belki evlenmiş olmaktan korktuklarından ziyade bedbaht olanlardır. Gayri kabil-i inkâr bir hakikattir ki insanlar, hayat, kadınsız olmaz! Müteehhil olanlar hayatın lazım-ı gayri müfarıkını temin etmiş ve bütün efkâr ve amalini bir maksat, bir meslek, bir hedefe hasr ve tahsis edebilecek istidatta bulunmuş olur. Ancak talih zevc ve zevcenin ruh ve kalplerini hüsn-ü imtizaç ettirsin. Verdiğin tafsilattan, gönderdiğin mektup
muhteviyatından o elzem olan imtizacın şimdiden tahassul etmiş olduğuna itikat edilebilir. Cenab-ı Hak bahtiyar etsin kardeşim.
*SALIH BOZOK’A YAZDIĞI MEKTUPLAR

11 EYLÜL 1911

Salih’çiğim,

Erkânıharbiye-i Umumiye 1. Şube’ye memur edildim. Başka hiç kimse bir kelime sormadı. Kimseden vaziyeti anlamak mümkün değil. Herkes birbirinden korkuyor. Abdül-hamid devrinde olduğu gibi! Orduyu, memleketi kurtarmak için çok fedakârane çalışmak lazım. Başka çare yok. Istanbul muhiti pek mülevves, herkes menfaat-ı zatiyesin den başka bir şey düşünmüyor. Bayramdan sonra mufassal mektup yazacağım. Nuri oradaysa âlâ, yok ise bu mektubu Üsküp’e gönder. Fuat geldi mi?
Mehmet Ali, Rauf, Ismail ve arkadaşlara selam..

Erkânıharbiye-i Umumiye 1. Şube’ye memur
M. Kemal

**************************************************

22 Eylül 1327 (1911)
Kardeşim Salih,
Mektubunu aldım. Şam vapuruyla Trablus’a gitmekte iken, ilan-ı harp üzerine avdet ettirildik. Şimdi Istanbul’dayım. Ve 1. Şube’ye devam ediyorum. Ahval sükûn peyda ederse Selanik’e görüşmek üzere geleceğim. Arkadaşlara, Fuat’a çok selam. Mümkünse valideyi görüp müteselli et. Benim geçen ayın tayinatı kalmıştı. Bari onun valideye verilmesine Necati Bey vasıtasıyla delalet et. Sana olan borcumu, kariben tesviye edeceğimi memul ederim. Bana oranın ahvalinden bahis mektup gönder.
Gözlerinden öperim.
M. Kemal

************************************************** *

2 Kasım 1911

Hazret-i Salih,
Seni de deraguş etmek çaresini bulamadığımız için meyusum. Lakin zarar yok, kalplerimiz, fikirlerimiz bir olsun. Ben seyahatin bir noktasında hayvandan vurularak beray-ı tedavi Iskenderiye’ye geldim. Iade-i afiyet etmek üzereyim. Gözlerinden öperim. Valideyi hastalığımdan haberdar etme. Birkaç gün sonra tekrar yola çıkacağım. Senin ve benim validelerimizin ellerinden, hemşiremin de gözlerinden öperim. Bilcümle arkadaşlara selam.
M. KEMAL

************************************************** ****

15 KASIM 1911

Ey Hazret-i Salih,
Seferin ilk devresindeki mecruhiyeti savdık. Şimdi ikinci sefere çıkıyoruz. Bakalım Allah ne gösterecektir. Inşallah avdet nasip olursa size günlerce anlatacak hikâyelerimiz var. Suret-i mahsusada gözlerinden, validenizin de ellerinden öperim. Bizim valide acaba ne haldedir? Maaş alabildiler mi?

Kuzum Salih’çiğim, Necati’ye söyle maaşlarımdan borçlarımı katetsin. Avdette borç falan dinlemem. Kimbilir ne kadar züğürt döneceğim? Ruşen Bey’e ve diğer arkadaşlara ihtiramlar. Kendilerine mektup yazamayışımın sebebi adreslerinin nazarı dikkati calip olmasındandır.

Şerif

************************************************** ******

Güzel Salih’im,
Letaif ile memlu mektuplarını açık olarak alıyorum. Her defasında sizi bütün har ve samimi muhabbetlerimle gözümün önüne getirir, mahzuzül vicdan olurum. Artık Fuat’ın evlenmiş olması ve senin zaten evli bulunmuş olman itibariyle biraz ciddileşeceğiz değil mi? Bir müddet de kalemini ciddi zeminlerde icale etmeyi itiyat et bakalım, nasıl olacak!

Nuri’den benim hiç haber aldığım yoktur. Fakat zarar yok. Çünkü ne halde olduğunu tahmin ediyorum. Bakalım ben ne olacağım? Burada oturmakla olmayacak tabiî. Kısa, leb demekle leblebi anlaşılemm muciz mektuplarınızı eksik etmeyin.

Gözlerinizden öperim.

M. KEMAL

************************************************** ******

Kardeşim Salih,

Mektuplarınızı aldım. Samimiyet ve fart-ı uhuvvetinize teşekkür ederim. Yüzbaşı Ahmet Efendi şifahen çok selamlarınızı da getirdi. Nuri Bey’le ara sıra görüşüyoruz.

Karşımızda düşman artık bimecal bir hale gelmiştir. Inşallah yakında kamilen def edilir. Herhalde vatanımız bu cihetten emindir. Arkadaşların size söyledikleri şeyin henüz husul bulmamış olması cay-ı istigrabdır. Elbette ona istihkak kesp edilmiştir. Fakat “Kim olur zor ile maksuduna ruhayab-ı zafer/Gelir elbette zuhura ne ise hükm-i kader”. Bilirsin ki bizim maksudumuz vatana büyük bir mikyasta arz-ı hizmet eylemektir. Arkadaşların temenniyatı maksut olan hizmeti ifa edebilecek maddî mertebedir. Tabiî zamanı gelince. Kaderde varsa o da olur. Bir aralık canım sıkıldı. Tekaüt olup kûşegüzin inziva olmayı da düşündüm. Olmadı. Şimdilik Cenab-ı Hakk’ın azametine sığınarak çalışıyorum.
Gözlerinizden öperim.

M. KEMAL

*ISMET INÖNÜ’YE YAZDIĞI MEKTUP

Ankara, 01.04.1921

Inönü muharebe meydanında, Metristepe’de Garp Cephesi Kumandanı ve Erkânı Harbiye-i Umumiye Reisi Ismet Paşaya:

Bütün tarih-i âlemde, sizin Inönü Meydan Muharebelerinde deruhde ettiğiniz kadar ağır bir vazife deruhde etmiş kumandanlar enderdir. Milletimizin istiklâl ve hayatı, dâhiyane idareniz altında şerefle vazifelerini gören kumanda ve silâh arkadaşlarınızın kalp ve hamiyetine büyük emniyetle istinat ediyordu.

Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin makûs talihini de yendiniz, Istilâ altındaki bedbaht topraklarımızla beraber bütün vatan, bugün en uzak noktalarına kadar zaferinizi kutluyor. Düşmanın hırs-ı istilâsı azim ve hamiyetinizin yalçın kayalarına başını çarparak hurdahaş oldu.
Namınızı tarihin mefahir kitabesine kaydeden ve bütün milleti hakkınızda ebedî minnet ve şükrana sevk eden büyük gaza ve zaferinizi
tebrik ederken, üstünde durduğunuz Tepenin size binlerce düşman ölüleriyle dolu bir şeref meydanı seyrettirdiği kadar, milletimiz ve kendiniz için yükseliş şaşaalarıyle dolu bir istikbal ufkuna da nazır ve hâkim olduğunu söylemek isterim.

Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal

Atatürk’ün Salih Bozok’a Yazdığı Mektuplar

Atatürk’ün Salih Bozok’a yazdığı mektuplar

Trablusgarp muharebesi sırasında Sofya’dan yazdığı mektup

Urla tahaffuzhanesinden Rus vapurundan 4 Ekim 1911

“Bilirsin ki Trablusgarp meselesinin ortaya çıktığından beri oraya gitmek teşebbüsünden geri durulmadı. Bir defa Şam vapurunda üç gece kalındıktan sonra döndürüldük. Ondan sonra Mısır ve Tunus yolu ile gitmeye teşebbüs ettik.

Harbiye Nazırı, ümit kestiği için vazgeçirtildi. Bir defa Ömer Naci ve daha iki kişi ile Mısır üzerinden hedefe yürümek üzere (2 Ekim 1911) İstanbul’dan hareket olundu. Harbiye Nazırı da ister istemez muvafakat etti. Lüzum ve fayda görürsem bazı arkadaşları isteyeceğim. Şimdilik temin edilecek noktalar var. Benim nerede olduğumu duyurmayın. Daha bir müddet için validemi dahi haberdar etmeyin. Ara sıra benim tarafımdan İstanbul’dan mektup gönderin.

Eyüp Sabri sizi görecek. Ona ilmühaberlerim ve borçlarım hakkında malumat verdim. Ruşen ve Necati beylere gizlice söyleyin, ilmühaberlerimin Beşinci Kolordu idaresinde kalması ve maaş tahsisatımdan borçlarım ödenmekle beraber kalanın valideme verilmesi lazımdır. Bunu Harbiye Nazırı da yazacak, unutmazsa!

Senin vasıtanla valideme verilmek üzere Kerim Beye (Abdülkerim Paşa) kırk lira bıraktım.

Mısır’a vardıktan sonra sana malumat ve adres vereceğim. Sen de bana yazarsın. Şayet sen bir tarafa gidersen senin namına mektupları alacak ve açacak bir arkadaş tayin edersin.

Arkadaşlar ne alemdedir? Vatanı kurtarmak için şimdiye kadar olduğundan ziyade gayret ve fedakarlık elzemdir. Endülüs tarihinin son sayfalarını okuyunuz.

Faydalı sohbetlerinizde bulunamadığıma üzgünüm. Beni unutmayın. Alaydaki arkadaşlara çok selam. Beraber yaptığımız talim programını takipten çok güzel neticeler alınır. Yorulmasınlar, eski tembellikle hiçbir şey olmaz. Başka kağıdım yok, Nuri’ye ayrıca mektup yazamayacağım. İstersen bu mektubu aynen gönder veyahut bahisle bir mektup yaz ve o kıymetli kardeşimize de ki “Benim için hatırası kalp ve vicdanımdan bir an çıkamayan bir öz kardeş varsa Nuri’dir.” Bu müzlim seferi onunla beraber yapmak isterdim. Allah nasip ederse mücadele sahasında birleşiriz. Eğer mukadderse ahirette kavuşuruz.

Salih, senin de gözlerinden öperim. Kalbinin vefasına vicdanının saffet ve nezaketine şükran borçluyum. İstanbul’da kalan Kerim Bey’e mektup yazın. O zavallı oradaki mücadelede yalnız kaldı. Mektuplarınız ona kalp kuvveti verir. Allahaısmarladık.

M. Kemal

***
Aynımansur Karargahından 25-26 Nisan 1912 gece saat 6

“Mektuplarınız da, gazetelerde bize ait hislerinizi tasvir eden satırları okuduğum zamanlar kalbimin pek derin hislerle çarptığını duyuyorum. Birkaç kardeşinizin Akdeniz’i aşarak, çöllerde uzun mesafeler alarak donanmasına dayanan düşmanın karşısına çıkması ve buradaki vatandaşları kucaklayarak, düşmanı sahile hapsetmesi şüphesiz sizi memnun eder. Fakat biz vatana borçlu olduğumuz fedakarlık derecesini düşündükçe bugüne kadar yapılan, hizmeti pek küçük buluyoruz.

Bilirsin ben, askerliğin her şeyden ziyade sanatkarlığını severim. Burada sanatın tüm icraatını tatbik edecek kadar zamana ve bu zamanın doğuracağı vesait ve vesilelere malik olunursa, işte o zaman milletin arzusuna uygun bir hizmet yapmış olacağız.

Ah Salih, Allah bilir, hayatımın bugüne kadar orduya faydalı bir uzuv olabilmekten başka vicdani bir emel edinmedim. Çünkü vatanın muhafazası, milletin saadeti için her şeyden evvel ordumuzun, eski Türk ordusu olduğunu dünyaya bir daha ispat lüzumuna çoktan kani idim. Bu kanaate ait emellerimin şiddeti ihtimal beni pek ziyade ifratperver göstermişti. Fakat zaman, saf ve nezih dimağlardan doğan fikri hakikatleri-kabulünden çekinilse dahi-tatbik ettirir.

Bu gece Derne kuvvetlerimizin bütün kumandanları ve zabitleriyle bir müsamere yapmıştık. Bu satırları çadırıma dönüşümde yazıyorum. Bu güzel kalbi, kahraman bakışlı arkadaşlarımın, bu küçük rütbeli fakat düşmanı titreten büyük kumandanların samimi nazarlarında vatan için ölmek iştiyakını okuyordum.

Bu okuyuş, dimağımda sizin, bütün Makedonya muhitinde tanıdığım arkadaşların, bütün ordumuzun kahraman evlatlarının hatırasını canlandırdı. Kalbimde büyük bir sevinç ve gurur hasıl oldu. Arkadaşlarıma dedim ki: “Vatan mutlaka selamet bulacak, millet mutlaka mesut olacaktır.” Çünkü kendi selametini, kendi saadetini, memleketin ve milletin saadet ve selameti için feda edebilen vatan evlatları çoktur.

Cümlenize selam ederim kardeşim.

M. Kemal
Derne Osmanlı Kuvvetleri Kumandanı

Einstein’in Atatürk’e Mektubu

Cumhuriyet rejiminin henuz on yasinda oldugu

gunlerdeki Turkiye ile 83 yasindaki

Cumhuriyet Turkiyesi’nin farki :

Alman fizikci Albert Einstein’in

Mektubunda belirlenmistir

Dunyanin gelmis gecmis en buyuk dáhilerinden

olan Alman fizikci Albert Einstein,

17 Eylul 1933′te Ankara’ya,

basbakanliga gonderdigi ve

“Sadik hizmetkáriniz olmaktan seref duyuyorum”

sozlerinin yeraldigi mektubunda,

Hitler’in iktidara gelmesinden sonra

Almanya’da calismalarina imkán kalmayan

degisik meslek gruplarindan 40 bilim adami icin,

Turkiye’den is talebinde bulunuyor.

Einstein’in ricasi Ataturk tarafindan kabul edilmis

ve bu bilim adamlarinin tamami Turkiye’ye gelerek

Universite Reformu’nda gorev almislardi.

Almanya’da 1932 sonbaharinda yapilan

genel secimleri, Adolf Hitler’in Nasyonal

Sosyalist Partisi, yani Naziler kazandi ve Hitler,

1933′un 30 Ocak gunu basbakanliga getirildi.

Naziler’in hedeflerinden biri, Yahudiler’in,

oncelikle de Almanya’daki Yahudiler’in

koklerinin kazinmasiydi.

O tarihten birkac sene once baslamis olan

Yahudi karsiti hareketler Naziler’in iktidari

elde etmelerinden sonra daha da artti ve

cok sayida Yahudi, Almanya’yi terketti.

Ayrilma hazirligi yapan Yahudiler arasinda

dunyanin onde gelen bilim adamlari da vardi

ve Albert Einstein da onlardan biriydi.

Berlin Universitesi’nde hocalik yapan ama

kisa bir muddet sonra artik ders veremeyecegini

farkeden Einstein, 1933 ilkbaharinda Almanya’dan

ayrildi, Fransa’ya gecti ve Paris’teki

“College de France”da hocalik etmeye basladi.

Bu sirada, Nazi tehdidi altinda bulunan

Museviler’in himayesi maksadiyla

“Yahudi Nufusu Koruma Gruplari Birligi”

ismini tasiyan ve kisa adi “OSE” olan bir kurum

olusturulmustu.

Birligin merkezi Paris’te idi ve

seref baskanligina da Albert Einstein getirilmisti.

Albert Einstein, 1933′un 17 Eylul’unde

Ankara’ya iste bu sifatla,

yani “OSE’nin seref baskani”

olarak bir mektup gonderdi.

Einstein, “Turkiye Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu

Baskanligi”na, yani Basbakanliga hitaben son derece

nazik bir dille yazdigi mektubunda Almanya’daki

bazi kanunlar dolayisiyla cok sayida Alman bilim

adaminin mesleklerini icra edemez hále geldiklerini

soyluyordu.

Bilim adamlarinin calisabilecekleri

bir ulke aradiklarini da anlatan Einstein,

40 kisilik bir uzman listesi hazirladiklarini yaziyor,

bu kisilerin hicbir karsilik beklemediklerini anlatiyor

ve Turk Hukumeti’nin sozkonusu bilim adamlarini

kabul etmesi halinde sadece insani bir faaliyette

bulunmus olmakla kalmayacagini,

Turkiye’nin bu kabulden buyuk kazanc saglayacagini da

ifade ediyordu.

Einstein, simdi Basbakanliga bagli olan

“Cumhuriyet Arsivi”nde muhafaza edilen

17 Eylul 1933 tarihli mektubunu yazdigi sirada,

basbakanlik makaminda İsmet Bey (İnonu) vardi.

Belgenin uzerinde yeralan ve İsmet İnonu’nun

elyazisiyla olan nottan anlasildigina gore,

İnonu, 9 Ekim gunu mektubu “Maarif Vekáleti’ne”,

yani Milli Egitim Bakanligi’na havale etti.

Milli Egitim Bakani, o tarihte Resid Galip Bey idi.

Albert Einstein’in mektubunun alt kisminda ve

yan tarafinda elyazisiyla uc madde halinde

yazilmis bazi notlar bulunuyor.

Resit Galip Bey’e ait bu notlarda gecen

“Teklif, mevzuat-i kanuniyemizle …degildir”,

“Bunlari bugunku seráite (sartlara) gore

kabule imkán yoktur” seklindeki ifadelerden,

teklifin bakanlik tarafindan ilk asamada

kabul edilmedigi anlasiliyor.

Ancak, Turkiye’nin bu tarihten hemen sonra

40′tan fazla Alman bilim adamini davet edip

universitelerde gorevlendirmesi ve

Universite Reformu’nun da bu sirada yapilmasi,

Milli Egitim’in karsi ciktigi teklifin kabulunde

cok daha yuksek bir makamin,

yani bizzat Reisicumhur Mustafa Kemal’in

devreye girmesinin etkili oldugunu dusunduruyor.

Bu konudaki bir diger kanit da,

Princeton Universitesi’nde 1949 yilinda Einstein ile

gorusen İstanbul Teknik Universitesi’nin emekli

hocalarindan Prof. Dr. Munir Ulgur’un gectigimiz hafta

Cumhuriyet Gazetesi’nin Bilim Teknoloji Dergisi’ne

yaptigi aciklama.

Prof.Munir Ulgur, aciklamasinda Einstein’in

gorusme sirasinda Ataturk’u kastederek :

“Dunyanin en buyuk liderine sahipsiniz.

1933′teki universite reformunuz sirasinda beni de

ulkenize davet etmisti” dedigini naklediyor.

Bu ifadeler, Alman bilim adamlarinin Turkiye’ye

dogrudan dogruya Ataturk’un talimatiyla gelmis

olduklarini gostermektedir.

Albert Einstein’in 73 seneden buyana arsivimizde

durmasina ragmen kimselerin farketmedigi

bu mektubunu bulma serefi, dostum Mesut İlgim’a ait.

Uzun seneler devam eden profesyonel yoneticilik

faaliyetinden sonra emeklilik gunlerini arastirmacilikla

geciren Mesut Bey,

simdi Hitler’den kacarak İstanbul’a

gelen profesorlerden olan maliyeci Fritz Neumark’in

Turkiye gunlerini anlattigi “Bogazici’ne Siginanlar”

isimli eserini Almanca’dan Turkce’ye cevirmekle mesgul.

Mesut İlgim, Einstein’in mektubunu daha once de yayinlanan

ama az sayida basilan bu hatiralardan hareketle,

genis bir arastirma yapmaya basladigi sirada bulmus.

iste, Cumhuriyet rejiminin henuz on yasinda

oldugu gunlerdeki Turkiye ile 83 yasindaki Cumhuriyet

Turkiyesi’nin arasindaki fark…

ilki, Einstein’in dostlari icin is talebinde bulundugu,

buyuk gelecek vaadeden genc bir devlet;

Digeri ise gundemini sadece kadinlara mahsus parklarin,

cuppeli namazlarin yahut kadin eli sikmanin gunah olup

olmadiginin tartisilir hále getirildigi bir ulke…

Einstein, Ataturk’un davetini bir Turk bilim adamina aciklamisti

ALBERT Einstein ile gorusen az sayidaki Turk bilim

adamlarindan biri, İstanbul Teknik Universitesi’nin

elektrik-elektronik bolumunun emekli hocalarindan

olan Prof. Dr. Munir Ulgur idi.

Profesor Ulgur, Einstein ile 1949 yilinda,

Birlesik Amerika’daki Princeton Universitesi’nde biraraya

gelmisti.

Prof. Munir Ulgur, Cumhuriyet Gazetesi’nin

Bilim Teknoloji Dergisi’ne gectigimiz gunlerde

verdigi mulákatta, Einstein’in 1933 yilindaki Universite

Reformu sirasinda Ataturk tarafindan Turkiye’ye

davet edildigini soyledigini anlatmisti.

Einstein, bundan 57 sene onceki gorusme sirasinda

Ulgur’e “Biliyor musunuz, dunyanin en buyuk liderine

sahipsiniz” demis ve daveti kabul etmemesinin sebebini de

“İmkánlar cok fazla oldugu icin burayi tercih ettim”

sozleriyle aciklamisti.

Mektup söyle :

‘Ben, sadik hizmetkáriniz

Prof. Albert Einstein’

“Ekselánslari,

‘OSE’ Dunya Birligi’nin seref baskani olarak,

Almanya’dan 40 profesorle doktorun bilimsel ve

tibbi calismalarina Turkiye’de devam etmelerine

musaade vermeniz icin basvuruda bulunmayi

ekselanslarindan rica ediyorum. Sozu edilen kisiler,

Almanya’da halen yururlukte olan yasalar

nedeniyle mesleklerini icra edememektedirler.

Cogu genis tecrube, bilgi ve ilmi liyakat sahibi

bulunan bu kisiler, yeni bir ulkede yasadiklari

takdirde son derece faydali olacaklarini ispat edebilirler.

Ekselanslarindan ulkenizde yerlesmeleri ve calismalarina

devam etmeleri icin izin vermeniz konusunda basvuruda

bulundugumuz tecrube sahibi uzman ve seckin

akademisyen olan bu 40 kisi, birligimize yapilan

cok sayida basvuru arasindan secilmislerdir.

Bu ilim adamlari, bir yil muddetle,

hukumetinizin talimatlari dogrultusunda

kurumlarinizin herhangi birinde bir yil boyunca

hicbir karsilik beklemeden calismayi arzu etmektedirler.

Bu basvuruya destek vermek maksadiyla,

hukumetinizin talebi kabul etmesi

halinde sadece yuksek seviyede bir insani faaliyette

bulunmus olmakla kalmayacagi, bunun ulkenize de

ayrica kazanc getirecegi umidimi ifade etme

curetini buluyorum.

Ekselanslarinin sadik hizmetkari olmaktan seref duyan,

Prof. Albert Einstein”

Vahdettine Mektup (vahdettini Övenlere)

NOT:Gerçekte Vahdettine böyle bir mektup gönderilmemiştir. Bu mektup Kurtuluş savaşı dönemimize bakılarak günümüzde yazılmıştır.
Kıymetli padişahım Vahdettine,
Sevgili padişahım bu zor bulunuduğumuz şartlar altında sizi karşımızda düşman saflarında görmek benim içimde büyük bir üzüntü yaratmaktadır. Padişahım Anadolunun dağlarında düşmanı tepelerken, güneyde Fransıza kök sötüren yaptıklarıyla İtalyanları kaçıran bir milletiniz var iken nedir bu ecnebi sevdası. Mustafa Kemal’in askeri olarak burada ayakkabısız az cephaneyle aç ve susuz bitmek tükenmek bilmeyen öldürdükçe çoğalan bir düşmanla çarpışıyoruz. Bazı köylerde aç fakir halkımız bize son ekmeğini son yemeğini veriyor. Sizin bu hakkımızda yayınladıklarınız bize olan bu kininiz, nefretiniz nedendir efendim? Beni en çok üzen sizin onların her dediğini yapmanız yoksa bize inanmıyormusunuz? Şunu biliniz ki bu düşmanı Allahın izniyle atmamız yakındır bir ara Sakaryaya kadar çekildik ama korkumuzdan değil zaman kazanmak için vatan içindir. Burada gavurun neler yaptığını bir görseniz köylerde kadınlara tecavüz edip çocuklarını öldürüyorlar padişahım. Hele bir tanesi vardı ki hamileymiş karnından çocuğunu çıkarıp öyle öldürmüşler. Gözlerinizi mi bağlıyorlar orada yoksa kör mü etti bu İngilizler sizi burada onlarda var bize ateş ediyorlar hem de hiç acımadan. Çanakkalede, Filistinin çöllerinde yaptıkları gibi. Neden yardım edersin be padişahım bu kafirlere. Onlar ki bir ara bize yalvaran bize sığınan cahil bağnaz kişiler. Unuttunuz mu büyük babalarınızın neler yaptıklarını Fatihin emanetini nasıl verirsiniz düşmana. Nasıl unutursunuz babalarınızın babalarımızın yaptıklarını. Küçücük bir beylikten 3 kıtaya yayılan bir imparatorluğun çocukları değil miyiz. Ne olmuş etrafımız sarılmışsa ne olmuş Anadoluya kıstırılmışsak yeniden alamazmıyız bir kez yapmadık mı niye inanmadın padişahım kendi milletine. Duydum ki kovaladığımız İtalyanların yanına kaçacakmışsın sen bana ihanet etmedin padişahım sen bu millete kendine ihanet ettin. Sattın bizi padişahım ve satıldın. Kabus oldu Ermenin, Yunanın, Fransızın, İtalyanın hatta beraber çay içtiğin İngilizlerin rüyaları. Keşke bizden yana olsaydın padişahım yazık değil mi Sakaryaya, Eskişehire,İzmire, Çanakkaleye, Erzuruma, Fatihin emanetine yazık değil mi? Keşke Mustafa paşamla sizde gelseydiniz en azından şu dinsiz fetvalarını görmeseydik. Keşke gelseydiniz padişahım Kazım paşam ile doğuda, İsmet paşamlada batıda düşmanı tepelerken sizde bizi görseydiniz. Antep’in gaziliğini Urfanın nasıl şanlı ve Maraşın nasıl kahraman olduğunu görseydin padişahım. Sizi İngilizlerle giderken boğazda gördüm keşke o eziklerin gemisinde olacağınıza bizimle olsaydınız ne güzel olurdu Mustafa paşamla onlara el sallardık alay edercesine. Ama sattın bizi padişahım hemde bir koltuğa yazık sana padişahım babalarınız sizi görse kellenizi alırdı. Keşke bizden yana olsaydın padişahım keşke.

Etiketler:atatürk mektupları atatürkün mektupları atatürk mektup atatürkün hayatında geçen mektuplar atatürk mektupları mustafa kemalin mektupları ingilizce atatürkün hayatından bir mektup atatürk mektuplari kim olur zor ile maksuduna
Mustafa Kemal Atatürk: Mustafa Kemal Atatürk (Nüfus kâğıdında Kamâl Atatürk) (d. 1881, Selânik – ö. 10 Kasım 1938, İstanbul), Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı olan Türk siyasetçi ve devlet adamı.
Atatürk Devrimleri: Atatürk Devrimleri ya da Atatürk İnkılapları (Kemalist Devrim, Türk Devrimi, Atatürk Reformları, Türkiye Cumhuriyeti Devrimi, Atatürk İhtilali vb.
Mustafa Kemal Atatürk kronolojisi: * 1881 Selanik'te doğdu.
Atatürk'ün Türk Gençliğine Hitabesi: Atatürk'ün Türk Gençliğine Hitabesi (Ey Türk Gençliği) Mustafa Kemal Atatürk tarafından 20 Ekim 1927 tarihinde Nutuk'un sonunda Türk Gençliği'ne yönelik yaptığı konuşmadır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir