Atatürkün Savaştığı Cepheler

albay asker bey bir conker daki derne ekim eline enver fuat geldi hakim ingiltere italya kuzey mustafa kemal nuri ouchy tobruk Atatürkün Savaştığı Cepheler Atatürkün Katıldığı Savaşlar Ve Tarihleri atatürkün savaştığı yerler atatürkün savaştığı cep..

Atatürkün Katıldığı Savaşlar

Atatürkün Katıldığı Savaşlar


Atatürk’ün Katıldığı Savaşlar (I. Bölüm)

Osmanlı İmparatorluğu Döneminde Katıldığı Savaşlar

I – TARBLUSGARP SAVAŞI

İtalya, 19. yüzyılın sonlarına doğru, bugün Libya adıyla anılan Kuzey Afrika’daki Trablusgarp ve Bingazi’yi ile geçirmeyi planlamıştı. O dönem İngiltere Mısır’a, Fransa da Tunus’a hakim olmuş, İtalya da gözünü Trablusgarp’a dikmişti. İtalya, İngiltere ve Fransa’yla yaptığı gizli ve açık anlaşmalarla Trablusgarp’ı işgal onayını aldıktan sonra, 29 Eylül 1911′de Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etti. 5 Ekim 1911′de Trablus’a asker çıkardı. 20 Ekime kadar peş peşe Tobruk, Derne ve Bingazi İtalyanların eline geçti. Osmanlı ordusunun genç subaylarından bir bölümü Trablusgarp’ı savunmak için gönüllü olarak Mısır, Tunus yoluyla cepheye gittiler. Binbaşı Enver Bey, Kolağası Mustafa Kemal, Fuat Bey (Bulca), Nuri Bey (Conker), Fethi Bey (Okyar), Albay Neşet Bey bu subaylar arasındaydı. Enver Bey, Trablus’ta yerli Arapları teşkilatlandırarak savunmaya katılmalarını sağladı ve Askeri birlikleri üç komutanlığı ayırdı.

Trablus Komutanlığı : Kurmay Albay Neşet Bey
Bingazi Komutanlığı : Kurmay Binbaşı Enver Bey
Derne Komutanlığı : Kurmay Binbaşı Mustafa Kemal

Seyahati sırasında binbaşılığa yükselen Mustafa Kemal, 8 Aralık 1911′de Trablusgarp’a geldi. 22 Aralıkta Tobruk Savaşı’nı kazandı. Derne’de 16/17 Ocak 1912 taarruzunda gözünden yaralandı. Bir ay hastanede tedavi gören Mustafa Kemal, 6 Mart 1912′de Derne komutanı oldu. Derne’de başarılı savunma muharebeleri yaptı. Trablusgarp Savaşı, Balkan Savaşı’nın çıkması üzerine 15-18 Ekim 1921 tarihleri arasında, Osmanlı-İtalyan delegeleri arasında imzalanan Ouchy (Uşi) Barış Antlaşması ile sona erdi. Antlaşmaya göre Trablusgarp ve Bingazi tam bir İtalyan sömürgesi oldu. İtalya bununla da yetinmeyerek, 5 Kasım 1911′de Trablusgarp ve Bingazi’yi topraklarına kattığını dünyaya duyurdu. Gönüllü subaylar Balkan Savaşında görev almak üzere İstanbul’a döndüler.

TRABLUSGARP SAVAŞI SONRASI

UŞİ ANTLAŞMASI Trablusgarp Savaşı’nda İtalyanlara karşı başarılı direnişler başlamıştı. Aralarında Mustafa Kemal’in de bulunduğu genç subaylar, yerli Arapları örgütleyerek başarılı bir savunma hattı kurmuşlardı. Balkan Savaşları’nın başlaması nedeniyle bu yetenekli ve genç subaylar İstanbul’a çağrıldı. Bundan sonra, direnme cephesi çöktü ve İtalyanlar Trablusgarp ve Bingazi’yi rahatça ele geçirdiler. Ege denizine de bir filo yollayan İtalya, 12 adayı işgal etti. Libya tümden elimizden çıktı. Bunun üzerine Ouchy (Uşi) kentinde, 15-18 Ekim 1912′de İtalya ile Osmanlı Devleti arasında barış antlaşması imzalandı. Uşi Antlaşmasına göre, Libya İtalya’ya bırakıldı. 12 ada ise, Balkan Savaşları sonunda Osmanlı devletine geri verilecekti. Ama, İtalyanlar sözlerinde durmadılar ve böylece Ege’deki Türk egemenliği de sarsılmaya başladı.

www.Atatürk.net


II – BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI

1914-1918 yılları arasında yapılan ve dünya tarihinin en kanlı savaşlarından biri olan I. Dünya Savaşı’nda V. Mehmet Reşat yönetimindeki Osmanlı İmparatorluğu İttifak Devletleri denilen Almanya (Wilhelm II) ve Avusturya-Macaristan’ın (Franz Joseph) yanında yer alarak, İtilaf Devletlerine; İngiltere, Fransa, Rusya, İtalya’ya karşı savaştı. Savaşın ilk yıllarında Karadağ, Sırbistan, Romanya, daha sonraki yıllarında da ABD, Japonya, Yunanistan, Belçika, Portekiz İtilaf Devletlerinin yanında savaşa katıldı. Sömürge durumundaki birçok devlet de dolaylı olarak savaşta görev aldı.

28 Temmuz 1914′te başlayan I. Dünya Savaşı’na, o dönemde siyasi, ekonomik, sosyal ve askeri yönden bunalım içindeki Osmanlı Devleti, Almanların ekonomik ve askeri yardım vaatleri ve İttihat ve Terakki Partisi önderleri Enver Paşa, Cemal Paşa ve Talat Paşa’nın şahsi kararları sonucunda katıldı. 2 Ağustos 1914′te önce gizli bir Osmanlı İmparatorluğu-Almanya ittifak anlaşması imzalandı. Aynı gün seferberlik ilan edildi. Akdeniz’de İngilizlerin baskısından kaçan Goben ve Breslaw (Yavuz ve Midilli) adlı Alman savaş gemilerinin, 27 Ekim 1914′te Karadeniz’e açılıp Sivastopol ve Odesa’yı bombalaması üzerine, Rus Ordusu 2 Kasım 1914′te doğudan taarruza geçti. İngiliz ve Fransız savaş gemileri 3 Kasım 1914′te Çanakkale Tabyalarını topa tutmaya başladı. Böylece, Osmanlı İmparatorluğu fiilen savaşa girdi. 5 Kasım’da, İngiltere ve Fransa Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etti. 11 Kasımda bütün Müslümanların Halifenin yanında düşmana karşı savaşa çağrılması anlamına gelen “Cihad-ı Ekber” halka duyuruldu.
1. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti 2.900.000 askeri silah altına aldı. Dört yıl süren savaş boyunca 253.000′i Çanakkale Cephesi’nde olmak üzere, toplam 400.000 şehit verildi. 1.050.000 asker de yaralandı veya esir düştü. Osmanlı İmparatorluğu, I. Dünya Savaşı’nda 9 ayrı cephede mücadele verdi.
30 Ekim 1918′de Osmanlı Devleti Mondros Mütarekesi’ni imzalayarak savaştan çekildi.

Mustafa Kemal Atatürk’ün 1. Dünya Savaşına ilişkin görüşleri

Türkiye Umumi harbe girmeye mecburdu ve mevcut dünya dengesine göre bu giriş şeklide olandan ve görülenden başka türlü olamazdı. Belki harbe giriş zamanı, belki kuvvetlerin kullanma tarzları, hulasa bir sürü teferruat tenkit olunabilir. Fakat esasa diyecek yoktur. Türkiye harbe girerdi ve böyle girerdi. 1922

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI SONRASI

MONDROS MÜTAREKESİ

30 Ekim 1918 tarihinde, Limni adasının Mondros Limanı’nda Bahriye Nazırı Hüseyin Rauf Orbay’ın Başkanlığı’nı yaptığı Osmanlı Heyeti ile İngiliz Amiral Calthorp’un Başkanı olduğu İtilaf Devletleri Heyeti arasında imzalanan Mondros Mütarekesi ile silahlı çatışma sona ermiştir. 1. Dünya Savaşını bitiren bu Antlaşma aslında çok ağır şartlar taşıyordu. Mondros Mütarekesi aslında Osmanlı Devleti’nin yıkılışını öngörmekte; İtilaf Devletlerine Osmanlı İmparatorluğunun herhangi bir bölgesine, güvenliklerini tehdit edecek bir durum nedeni ile işgal hakkını tanımakta idi.
Mustafa Kemal’in o zaman ifade ettikleri üzere; Osmanlı Hükümeti bu mütareke ile kendini kayıtsız şartsız düşmana teslim etmeğe muvafakat etmiştir. Yalnız muvafakat etmiş değil, düşmanların memleketi istilası için onlara muaveneti(yardımı) de vaad eylemiştir. Bu Mütareke olduğu gibi tatbik edildiği takdirde memleketin baştan sona kadar işgal ve istilaya maruz olacağı şüphesizdir.
Mondros Ateşkes Antlaşması ile İtilaf Devletleri, barış antlaşmasının imzalanmasını beklemeden, Türk Topraklarının taksimine giriştiler. Ateşkes Antlaşmasının 7. maddesi gereğince, bütün bir memleketin işgali için İtilaf Devletlerine imkan veriyordu.
Mondros Ateşkes Antlaşması’nın başlıca hükümleri şunlardır: 1- Çanakkale ve İstanbul Boğazlarının açılması, Karadeniz’e serbestçe geçişin temini ve Çanakkale ve Karadeniz istihkamlarının İtilaf Devletleri tarafından işgali sağlanacaktır.
2- Osmanlı sularındaki bütün torpil tarlaları ile torpido ve kovan mevzilerinin yerleri gösterilecek ve bunları taramak ve kaldırmak için yardım edilecektir.
3- Karadeniz’deki torpiller hakkında bilgi verilecektir.
4- İtilaf Devletlerinin bütün esirleri ile Ermeni esirleri kayıtsız şartsız İstanbul’da teslim olunacaktır.
5- Hudutların korunması ve iç asayişin temini dışında, Osmanlı ordusu derhal terhis edilecektir.
6- Osmanlı harp gemileri teslim olup, gösterilecek Osmanlı limanlarında gözaltında bulundurulacaktır.
7- İtilaf Devletleri, güvenliklerini tehdit edecek bir durumun ortaya çıkması halinde herhangi bir stratejik yeri işgal etme hakkına sahip olacaktır.
8- Osmanlı demiryollarından İtilaf Devletleri istifade edecekler ve Osmanlı ticaret gemileri onların hizmetinde bulundurulacaktır.
9- İtilaf Devletleri, Osmanlı tersane ve limanlarındaki vasıtalardan istifade sağlayacaktır.
10-Toros Tünelleri, İtilaf Devletleri tarafından işgal olunacaktır.
11- İran içlerinde ve Kafkasya’da bulunan Osmanlı kuvvetleri, işgal ettikleri yerlerden geri çekilecekler.
12- Hükümet haberleşmesi dışında, telsiz, telgraf ve kabloların denetimi, İtilaf Devletlerine geçecektir.
13- Askeri, ticari ve denizle ilgili madde ve malzemelerin tahribi önlenecektir.
14- İtilaf Devletleri kömür, mazot ve yağ maddelerini Türkiye’den temin edeceklerdir.(Bu maddelerden hiç biri ihraç olunmayacaktır.)
15- Bütün demiryolları, İtilaf Devletlerin zabıtası tarafından kontrol altına alınacaktır.
16- Hicaz, Asir, Yemen, Suriye ve Irak’taki kuvvetler en yakın İtilaf Devletlerinin kumandanlarına teslim olunacaktır.
17- Trablus ve Bingazi’deki Osmanlı subayları en yakın İtalyan garnizonuna teslim olacaktır.
18- Trablus ve Bingazi’de Osmanlı işgali altında bulunan limanlar İtalyanlara teslim olunacaktır.
19- Asker ve sivil Alman ve Avusturya uyruğu, bir ay zarfında Osmanlı topraklarını terk edeceklerdir.
20- Gerek askeri teçhizatın teslimine, gerek Osmanlı Ordusunun terhisine ve gerekse nakil vasıtalarının İtilaf Devletlerine teslimine dair verilecek herhangi bir emir, derhal yerine getirilecektir.
21- İtilaf Devletleri adına bir üye, iaşe nezaretinde çalışacak bu devletlerin ihtiyaçlarını temin edecek ve isteyeceği her bilgi kendisine verilecektir.
22- Osmanlı harp esirleri, İtilaf Devletlerinin nezdinde kalacaktır.
23- Osmanlı Hükümeti, merkezi devletlerle bütün ilişkilerini kesecektir.
24- Altı vilayet adı verilen yerlerde bir kargaşalık olursa, vilayetlerin herhangi bir kısmının işgali hakkını İtilaf Devletleri haiz bulunacaktır.
25- Müttefiklerle Osmanlı Devleti arasındaki savaş, 1918 yılı Ekim ayının 31 günü mahalli saat ile öğle zamanı sona erecektir.

PARİS BARIŞ KONFERANSI (18 Ocak 1919)

1. Dünya Savaşı sonunda barış antlaşmalarını hazırlamak amacıyla, İtilaf Devletleri arasında yapıldı. Konferansın kararlarına hakim olan beş devlet vardı: ABD, İngiltere, Fransa, Japonya ve İtalya. Konferansa esas itibariyle İngiltere ve Fransa hakim oldu. Konferansa katılan ABD Başkanı Wilson’un amacı, Milletler Cemiyeti’nin kurulmasını sağlamaktı. İngiltere ve Fransa ise barışı düşünmekten çok, barış düzeninde kendi çıkarlarını en iyi şekilde gerçekleştirecek yolu arama çabası içindeydiler. Fransa’nın amacı Almanya’yı bir daha savaş yapamayacak duruma getirmekti. İngiltere’ye gelince, esas amacı, Alman tehlikesini ortadan kaldırmak ve Avrupa’nın dengesini bozucu faktörleri yok etmekti. Toprak ve sömürge taleplerinden vazgeçmek istemeyen Fransa ve İngiltere, savaş öncesi benimsedikleri Wilson’un İlkelerini dikkate almadılar.

SAN REMO KONFERANSI

I. Dünya Savaşından sonra, 19 Nisan 1920′de İtalya’nın San Remo kasabasında Osmanlı topraklarının durumunu belirlemek için bir konferans toplandı. 26 Nisana kadar süren görüşmeler sonunda, Lübnan ve Suriye, Fransızların; Irak, Filistin ve Musul, İngilizlerin korumasına giriyordu. Doğu Anadolu’da, bağımsız Ermenistan ve Özerk Kürdistan devletlerinin kurulması kararlaştırıldı. Ayrıca, Trakya ve Batı Anadolu Yunanistan’a bırakılıyordu

SEVR ANTLAŞMASI

Ana hatları 24 Nisan 1920′de San Remo Konferansı’nda kararlaştırılan Sevr Antlaşması, 11 Mayıs 1920′de incelenmek üzere Osmanlı Hükümeti’ne verilmişti.
Antlaşması’nın kabulünü kolaylaştırmak ve Sevr hükümlerini uygulamak üzere, İtilaf Devletleri’nin teşvik ve desteği ile Yunan ordusu da 23 Haziran 1920′de Anadolu’da ve Trakya’da saldırıya geçti. Bursa’nın, Balıkesir’in, Uşak’ın ve Nazilli’nin ardarda işgali ile Sevr’in uygulanmasını sağlamak ve Antlaşma maddelerinde herhangi bir değişikliğe meydan vermemek bu saldırıda esas amaç olmuştu.
Sultan Vahidettin’in başkanlığında toplanan Şüra-yı Saltanat 22 Temmuz 1920′de “zayıf bir mevcudiyeti, mahva tercih edilmeğe değer” görerek Antlaşma’nın onanmasına karar vermiştir. Tevfik Paşa’nın, Türk topraklarını parçalayan, milli şeref ve haysiyetle bağdaşmayan bu antlaşmayı imzalamaması üzerine Damat Ferit Paşa tarafından görevlendirilen Reşat Halis Bey, Hadi Paşa ve Rıza Tevfik (Bölükbaşı) Bey Sevr Antlaşmasını 10 Ağustos 1920′de imzaladılar.
Sevr Antlaşması’na göre, Osmanlı İmparatorluğu parçalanıyor, Türk Milleti de yasama hakkından yoksun bırakılıyordu.
Rumeli sınırımız aşağıda yukarı İstanbul vilayetinin sınır olarak tayin olunuyordu. Batı Anadolu ( İzmir ve havalisi) Yunanlıları verilecekti. Güney sınırı ise, Mardin, Urfa, Gaziantep, Amanos dağları ve Osmaniye’nin kuzeyinden geçmekte ve bu sınırın güneyini Fransa’ya bırakmakta idi. Doğuda Bayazıt, Van, Muş, Bitlis ve Erzincan’ı içine alan bir Ermenistan, Irak ve Suriye arasında bir Kürdistan kurulacaktı. Bunun dışında, Türkiye’ye bırakılan topraklar nüfus mıntıkalarına ayrılmakta; İtalyanlar Antalya ve Konya, Fransızlar Adana, Sivas ve Malatya bölgesi üzerinde, İngilizler de Irak’ın kuzey kısmında nüfus bölgeleri tesis ediyorlardı. İstanbul’da ise hükümet ve padişah oturacak fakat, İstanbul milletlerarası bir şehir olacak, Boğazlar’da ordusu, donanması, bütçesi ve organize kuruluşları ile bir komisyon bulunacaktı, Türklere bırakılan bölge, hakimiyet hakkı en ağır şekilde sınırlanmış, Ankara ve Kastamonu vilayetleri ve dolayları idi. Sevr’e göre, memleket dahilinde bulunan azınlık, Türklerden daha fazla haklara sahip oluyor, vergi vermeyerek, askeri hizmet yapmayarak imtiyazlı (ayrıcalıklı) bir durumda bulunuyordu. Türk tabiyetinden çıkanlar birçok yükümlülüklerden kurtulduğu gibi, yeniden hiç kimse Türk tabiyetine de giremeyecekti.
Devletin askeri kuvveti, her bakımdan sınırlanarak azami miktar 50.700 kişi olacak; Tank, ağır top, uçak bulunmayacaktı. Askerlik de gönüllü olacak, donanma ise 7 gambot ve 6 torpidodan ibaret olup, donanmada denizaltı da bulunmayacaktı. Diğer taraftan mali ve iktisadi hükümler, Osmanlı Hükümeti ile Meclisin yetkilerini hiçe saydıracak şekilde sınırlayıcı ve külfet teşkil eder mahiyette olup, Osmanlı Devletini İtilaf Devletlerinin müşterek sömürgesi haline, getiriyordu. İngiliz, Fransız ve İtalyan devletlerinin temsilcilerinden kurulu Mali Komisyon, Osmanlı devletinin gelir ve giderlerini düzenlemekte ve devletin yetkilerini devletlik sıfatı ile bağdaştırılmayacak şekilde bağlamakta idi.
Sevr Antlaşması’nın Osmanlı Hükümeti’nce imzalanması, Anadolu’daki milli mücadele azmini kuvvetlendirmiş, halkın İstanbul Hükümeti’nden ümitlerini kesmesine neden olmuştur.
Büyük Millet Meclisi 19 Ağustos 1920 tarihli toplantısında, Sevr Antlaşması’nı imzalayan ve bunu onaylayan Şüra-yı Saltanat’ta bulunanların vatan hiyanetiyle itham olunarak vatansız sayılmaları kararını aldı. Aynı zamanda Büyük Millet Meclisi Hükümeti bu antlaşma ile kendini hiç bir surette bağlı görmediğini de ilan etti.
Ermenistan ve Özerk Kürdistan devletlerinin kurulması kararlaştırıldı. Ayrıca, Trakya ve Batı Anadolu Yunanistan’a bırakılıyordu.

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞINDA ÇANAKKALE CEPHESİ

I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin en başarılı olduğu cephe Çanakkale Cephesidir. Dünya tarihinin en kanlı savaşı bu cephede cereyan etmiştir.

İngiltere ve Fransa, müttefikleri Rusya’yla birleşerek savaşın seyrini lehlerine çevirmek istiyordu. Rus ekonomisi savaşın yükünü kaldıramaz hale gelmişti. İtilaf Devletleri Osmanlı Devletini saf dışı bırakmak, Rus Ordusuna gerekli askeri yardımı ve malzemeyi en hızlı bir şekilde ulaştırmak, Kafkasya Cephesinde bunalan Rusya’yı rahatlatmak ve Türk Ordusunun geri çekilmesini sağlamak için Çanakkale Boğazına harekat düzenlediler. İngiliz ve Fransız savaş gemilerinin Çanakkale Boğazı’ndan geçişlerine 18 Mart 1915′te başarıyla karşı konuldu. İtilaf Devletleri donanması ağır kayıplar verince, Gelibolu Yarımadası’na asker çıkarıp kara muhaberelerini başlattılar. 25 Nisan 1915′te Arıburnu’na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemal’in komuta ettiği birlik Conkbayırı’nda durdurdu. Bu başarı üzerine, Mustafa Kemal albaylığa yükseltildi.
General Harrington komutasındaki İngiliz birlikleri 6-7 Ağustos 1915′te tekrar taarruz etti. Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal, 9-10 Ağustos 1915′te 1. Anafartalar Zaferi’ni kazandı Bu zaferi, 17 Ağustosta Kireçtepe, 21 Ağustos’ta 2. Anafartalar zaferleri takip etti.
Çanakkale Savaşı’na katılan Türk Ordusu’ndan, çoğu öğrenim çağında 253.000 subay, er ve erbaş şehit oldu. Çanakkale’nin geçilemeyeceğini anlayan İngiliz ve Fransızlar da, arkalarında Türkler kadar kayıp bıraktılar. 19/20 Aralık 1915′te Anafartalar ve Arıburnu’ndan, 8-9 Ocak 1916′da Seddülbahir’den kesin olarak çekildiler.

MUSTAFA KEMAL Anlatıyor :

“10 Ağustos 1915. Conkbayırı’nı almak ve bütün boğaza hakim olmak için İngilizler 20.000 kişilik bir kuvvetle günlerce kazdıkları siperlere yerleşmişler, hücum anını bekliyorlardı. Gecenin karanlığı tamamen kalkmış, tan ağarmak üzere idi. 8. Tümen komutanı ve diğer subaylarını çağırdım.
Mutlaka düşmanı mağlup edeceğinize inanıyorum. Ancak siz acele etmeyin evvela ben ileri gideyim. Size ben kırbacımla işaret verdiğim zaman hep birlikte atılırsınız dedim. Bu durumdan askerlerini de haberdar etmelerini istedim. Hücum baskın tarzında olacaktı. Sakin adımlarla ve süzülerek düşmana 20-30 metre yaklaştım. Binlerce askerin bulunduğu Conkbayırı’nda çıt çıkmıyordu. Dudaklar sessizce bu sıcak gecede dua ediyordu. Kontrol ettim. Kırbacımı başımın üstünde kaldırıp çevirdim ve birden aşağı indirdim. Saat 04.30′da kıyametler kopmuştu İngilizler neye uğradıklarını şaşırmıştı. Allah Allah sesleri bütün cephelerde, karanlıkta gökleri yırtıyordu.
Her taraf duman içinde ve heyecan her yere hakim olmuştu. Düşmanın topçu ateşi gülleleri büyük çukurlar açıyor her tarafa şarapnel ve kurşun yağıyordu. Büyük bir şarapnel parçası tam kalbimin üzerine çarptı, sarsıldım elimi göğsüme götürdüm kan akmıyordu. Olayı Yb. Servet Bey’den başka kimse görmemişti. Ona parmağımla susmasını emrettim. Çünkü vurulduğumun duyulması cephelerde panik yaratabilirdi. Kalbimin üzerinde cebimde bulunan saat paramparça olmuştu. O gün akşama kadar birliklerin başında daha hırslı olarak çarpıştım. Yalnız bu şarapnel, kalbimin üzerinde aylarca gitmeyen derin bir kan lekesi bırakmıştı. Aynı gün gece yani 10 Ağustos günü beni mutlak ölümden kurtaran ve parçalanan saatimi Ordu Komutanı Liman von Sanders Paşaya hatıra olarak verdim. Çok şaşırmış ve heyecanlanmıştı. Kendileri de altın cep saatini bana hediye ettiler.
Bu hücumlarda İngilizler binlerce ölü bırakarak tamamen geri çekildi ve Çanakkale’nin geçilmeyeceğini iyice anlamış oldular.”

MEHMETÇİĞİN ÇANAKKALE SAVAŞI’NI KAZINDIRAN YÜKSEK RUH (Kendisi Anlatıyor)

“Bombasırtı Olayı ( 14 Mayıs 1915) çok önemli ve dünya harp tarihinde eşine rastlanması mümkün olmayan bir hadisedir. Karşılıklı siperler arasındaki mesafe 8 metre, yani ölüm muhakkak. Birinci siperdekilerin hiç birisi kurtulmamacasına şehit düşüyor. İkinci siperdekiler yıldırım gibi onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar imrenilecek bir soğukkanlılık ve tevekkülle biliyor musunuz. Bomba, şarapnel, kurşun yağmuru altında öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor ve en ufak bir çekinme bile göstermiyor. Sarsılma yok Okuma bilenler Kuran-ı Kerim okuyor ve Cennete gitmeye hazırlanıyor. Bilmeyenler ise, Kelime-i Şahadet getiriyor ve ezan okuyarak yürüyorlar. Sıcak cehennem gibi kaynıyor. 20 düşmana karşı her siperde bir nefer süngü ile çarpışıyor. Ölüyor, öldürüyor. İşte bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren, dünyanın hiç bir askerinde bulunmayan, tebrike değer bir örnektir. Emin olmalısınız ki Çanakkale muharebelerini kazandıran bu yüksek ruhtur.”

DOĞU CEPHESİ

2 Kasım 1914′te Rus kuvvetlerinin Kars’a doğru taarruzuyla cephede savaşlar başladı. 6/9 Kasım 1914′te Ruslarla Köprüköy savaşı yapıldı. Ruslar yenilince biraz geri çekildiler. 22 Aralık 1914′te Başkomutan Vekili Enver Paşa’nın çetin kış şartlarını rağmen Sarıkamış civarında Ruslara karşı yaptığı harekatta 3. Ordu’ya mensup askerlerden çoğu donarak şehit oldu. 60.000 şehit verildi.

1915 yılı baharında Ermenilerle birleşerek güçlenen Rus birliklerinin taarruzu başarılı oldu. Ruslar, Van ve Malazgirt’i aldılar 22 Temmuzda başlayan karşı taarruzla Van ve Malazgirt 25/26 Temmuz 1915′te kurtarıldı.
1916 yılında Grandük Nikolas, Rus kuvvetlerinin başkomutanı olunca, Ruslar Kafkasya’daki kuvvetlerini artırarak taarruza geçtiler. 16 Şubat 1916′da Erzurum düştü. Trabzon’a da bir kolorduyla ilerlediler. 3. Ordu, Kemah-Refahiye-Tirebolu hattına çekildi. Mart 1916′da Bitlis, Muş, Van, Hakkari de Ruslar tarafından işgal edildi. Hükümet, Çanakkale Bölgesinde bulunan 2. Ordu’yu Kazım Karabekir komutanlığında doğu cephesine kaydırdı. 10 Mart 1916′da atama emrini alan Mustafa Kemal, Edirne’den Diyarbakır’a kaydırılan 16. Kolordu’nun komutanı olarak, 15 Mart 1916′da Doğu Cephesinde göreve başladı. 7/8 ağustos 1916′da Muş ve Bitlis Ruslardan kurtarıldı. Yıl sonuna kadar Ruslarla savaşa devam edildi.
1917 yılında Rusya’da iç karışıklıklar başladı. Ekim 1917′de Bolşevikler devrimle yönetime el koydu. Yıl boyunca Rus birlikleri işgal ettikleri topraklardan çekildiler. 18 Aralık 1917′de Ruslarla Erzincan Mütarekesi yapıldı. Mütarekeden sonra Rus kuvvetleri Doğu Anadolu’yu tamamen terk etti. 1917 kışı, hem Türkler hem de Ruslar için güç şartlarda geçti. Soğuk ve hastalıklar sebebiyle iki tarafta ağır kayıplar verdi. Daha sonra 3 Mart 1918′de Brest Litovsk anlaşamsı yapılarak Kars, Ardahan ve Batum’un Osmanlı İmparatorluğu’na bırakılması saptandı.
Rus birliklerinin geri çekilmesi üzerine, savaş sırasında kurulmuş bulunan Ermeni taburları Türk halkına saldırdı. 3. Ordu Ermeni çeteleriyle savaşmak zorunda kaldı. Ermeni kuvvetleri bozguna uğratılarak Nisan 1918 sonuna kadar, Kars, Ardahan, Batum kurtarıldı ve Gümrü’ye girildi.

YEMEN – HİCAZ (ARABİSTAN) CEPHESİ

Halk arasında Yemen cephesi adıyla da anılır. I. Dünya Savaşı boyunca Osmanlı Devleti 4 Tümenlik bir kuvvetle Arabistandaki kutsal İslam şehirlerini korumaya çalıştı. 7. Kolordu’nun birer tümeni Hicaz, Asir, San’a ve Hudeybe’de konuşlandırılmıştı. Uzaklık sebebiyle bu tümenlere yeni asker, malzeme ve silah desteği sağlanamıyordu. 1916 yılında İngilizlerin kışkırtmasıyla, Araplar kendilerini koruyan Osmanlı Kuvvetlerine karşı ayaklandı. Mekke Şerif’i Hüseyin, bağımsızlığını ilan etti. Yemen’de İmam ***** Osmanlılara bağlı kalırken Asir’de Seyyid İdris de ayaklanmaya katıldı.
1917 Şubatı’nda Hicaz Seferi Kuvvetler Komutanlığı’na atanmak üzere, Şam’a gelen Mustafa Kemal Paşa, Hicaz’ın boşuna savunulmayıp boşaltılmasını istedi. Manevi sebeplerden dolayı bu istek uygulanmadı. Komutanlık ataması da yapılmadı. Bin bir güçlükle Medine’yi, Yemen’i, Asir’in kuzeyini I. Dünya Savaşı sonuna kadar savunan 7. Kolordu, Mondros Mütarekesi’nden bir müddet sonra, 23 Ocak 1919′da teslim oldu.

SİNA – FİLİSTİN CEPHESİ

İngilizler 1914 yılı Aralık ayında Türk dostu saydıkları Hidiv Abbas Hilmi Paşa’yı yönetimden uzaklaştırarak, Mısır ve Süveyş Kanalı’na tamamen egemen oldular.
Bahriye Nazırı ve 4. Ordu Komutanı Cemal Paşa’nın, 14 Ocak 1915′te 14.000 deveyle iki koldan Süveyş Kanalı’na yaptığı harekat (1.Kanal Savaşı) başarılı olamadı. 4 Şubat 1915′te Birüsseba-Gazze’ye geri dönüldü.
1916 yılında Süveyş Kanalı’nı almak için 2. Kanal Harekatı yapılırken, Mekke Şerifi Hüseyin İngilizlerin kışkırtmasıyla Osmanlı Devletine karşı ayaklandı. Ayaklanmanın bastırılması için 4. Ordu’dan bir kısım birlikler Hicaz’a gönderildi. Ordunun geri kalan kısmıysa, Gazze-Şeria-Birüsseba hattında savunmaya çekildi. 1917 baharında İngilizler, Gazze’ye saldırdı. 1. ve 2. Gazze Savaşları yapıldı. İngilizler Türklerin kahramanca savunması karşısında çekilmek zorunda kaldılar. Takviyelerini artırmaya başlayan İngilizlerin Filistin Cephesinde toplanmaları üzerine, Cemal Paşa’nın uyarısıyla Yıldırım Ordularının Irak cephesinde kullanılmasından vazgeçilerek Filistin ve Suriye’de kullanılması kararlaştırıldı. Aynı yıl 7. Ordu Komutanlığına atanan Mustafa Kemal Paşa, Yıldırım Ordular Komutanı General Falkenhayn ile anlaşamadı. Harbin yönetimini tenkit eden iki rapor yazarak 6 Ekim 1917′de komutanlıktan istifa etti. Savaş hazırlıklarını tamamlayan İngilizler, 24 Ekim 1917′de 138.000 askerle taarruza başladılar. Birüsseba-Gazze Savaşı’nı kazandılar. 9 Kasım 1917′de Kudüs düştü. General Allenby komutasındaki İngiliz kuvvetlerinin Mart 1918 başı ile 18 Mayıs arasındaki Telazur, 1. ve 2. Salt-Amman taarruzları başarıyla durduruldu. Yığınaklarını artıran ve mevcudu 460.000′e yükselen İngiliz ordusunun 19 Eylül 1918′de Filistin’de başlattığı taarruz hızla gelişti ve Filistin tamamen İngilizlerin eline geçti.


SURİYE CEPHESİ

Bu cephede faaliyet 1917 yılında başladı. Halep’te 1917 yılında Bağdat’ı geri almak amacıyla 7. Ordu kuruldu. Ordunun ihtiyaçları için Almanlardan yardım sağlandı. 6. ve 7. Ordu’dan oluşan Yıldırım Ordular Grubu kurularak, komutanlığına Alman General Falkenhayn getirildi.

1918 yılında Falkenhayn’ın yerine Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığı’na General Liman von Sanders atandı. 7. Ordu Komutanı Mustafa Kemal Paşa idi. 460.000 kişilik İngiliz kuvvetlerinin 19 Eylül 1918′de başlattıkları taarruz Filistin’de durdurulamadı. İngilizler Suriye’ye ilerlediler ve Şam düştü. Yıldırım Ordular Komutanı, Halep’te savunma düzeni kurma görevini Mustafa Kemal Paşa’ya bırakıp, Adana’ya gitti. Mustafa Kemal bir yandan İngilizlerle, diğer yandan Arap silahlı çeteleriyle mücadele etmek zorunda kaldı. Halep’in kuzeyinde bir savunma hattı kurup İngilizler’i durdurmayı başardı. 31 Ekim 1918′de Mondros Mütarekesi’nden bir gün sonra Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığı’na atandı.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Katıldığı Savaşlar

Mustafa Kemal’in Bizzat Katılmış ve Yönetmiş Olduğu Savaşlar

Mustafa Kemal, Trablusgarp bölgesinde yönettiği kuvvetler ile beraber

31 Mart Vakası

Mustafa Kemal Atatürk, öncelikle 3. Ordu’ya bağlı Selanik Redif Fırkası’nın Kurmay Başkanı olan Mustafa Kemal 31 Mart vakası nedeniyle İstanbul’daki istanı bastırmak amacıyla görevlendirilir ve bu isyan başarılı bir şekilde bastırılır.

Arnavutluk İsyanı

15 Ocak 1911 tarihinde cereyan eden Arnavutluk İsyanı nedeniyle İsyanı bastırmak üzere görevlendirilen Harbiye Nazırı Mahmut Şevket komutasındaki kuvvet içerisinde yer almış ve isyan 1 ay içerisinde bastırılmıştır.

Trablusgarp Savaşı

1911 ve 1912 tarihleri arasında bu günkü Libya topraklarının bir bölümünü ifade eden Trablusgarp bölgesinde cereyan eden isyanları ve İtalyan işgalini bastırmak amacıyla görevinden azlini isteyerek bölgeye gitmek istediğini bildirir. İzin alındıktan sonra bölgede yerel halkı isyancı ve işgalci kuvvetlere karşı örgütler ve bu örgütlenen yerel kuvvetler ile beraber cephelerde çatışmaları yönetir ve katılır. Ancak hem arkadaşları, hem emri altındaki gönüllü yerel savaşçılar hemde kendisinin bütün gayretlerine rağmen bölge toprakları düşman kuvvetlerinin eline geçmiştir.

Balkan Savaşları (İkinci Balkan Savaşı)

1912 ve 1913 yıllarıdan Balkan Savaşları adı verilen Birinci ve İkinci Balkan savaşları meydana gelir. Birinci Balkan Savaşları’na katılamayan Mustafa Kemal İkinci Balkan Savaşlarına Bolayır Kolordusu Kurmay Başkanlığı görevine getirilerek katılmış ve Birinci Balkan Savaşında kaybedilen bir kısım toprakların alınmasını sağlayan kuvvetlerden birisi olmuştur.

Çanakkale Savaşları

Conkbayırı Taaruzu :Liman von Sanders komutasında altındaki 19. Tümen’in başında olan Mustafa Kemal, İngiliz kuvvetlerini Conkbayırı’nda sıkıştırarak Taaruz başlatmış ve İngiliz kuvvetlerini başarılı birşekilde püskürtmüştür. Ancak boş durmayan düşman kuvvetleri bölgeye çıkarma yapmaya devam etmiş ancak Mustafa Kemal komutasındaki kuvvetler düşmana ağır zahiyatlar vererek başarılı bir şekilde görevlerini yerine getirmişlerdir. Elde edilen bu başarı üzerine Mustafa Kemal 1 Haziran 1915 tarihinde Miralaylığa yani Albay rütbesine yükseltilir.
Arıburnu ve Seddülbahir Savunması :Düşman kuvvetleri asla vaz geçmeyecektir. Emellerine ulaşmak için bu seferde 6 ve 7 Ağustos l915 günlerinde tekrar çıkarma yaptılar fakat Mustafa Kemal’in aldığı önlemler neticesinde bu çıkarmalarda kısa sürede püskürtüldü.
Birinci Anafartalar Zaferi :8 Ağustos 1915 tarihinde Anafartalar Grup Komutanlığı görevine getirilen Albay Mustafa Kemal ertesi gün iş başına koyulur ve çıkarma yapan düşman kuvvetlerinin ilerlemesini önleyerek geldikleri yere geri göndermiş fakat durmayarak Conkbayırı bölgesine komutasındaki askerler ile tekrar giderek 10 Ağustos 1915 sabahı kıyıdaki kuvvetlere taaruz başlatılmış ve Anafartalar bölgesi kati süretle kontrol altına alınmıştır.
Birinci Anafartalar Zaferi :İngiltere komutasındaki düşman askerleri son bir umutla tekrar çıkarma yapmayı deneyecekler ve ilerlemeye çalışacaklardır. Bölgede üç komutan ve bu üç komutanın emri altında bulunan askerlerin verdikleri mücadele ve azmin neticesinde düşman kuvvetleri ülke bölge topraklarında bir daha gelmemek üzere kovulmuştur. Bu üç komutan, Esat Paşa, Vehip Paşa ve Mustafa Kemal Paşa’dır.

Kafkasya Cephesi (Doğu Cephesi)

Bitlis ve Muş Topraklarının Kurtarılması :11 Mart 1916 tarihinde Kolordu Komutanı olarak Diyarbakır-Muş-Bitlis cephelerinin komutanı olarak tayin edildi. 1 Nisan 1916′da Tuğgeneralliğe yükseltildi ve hemen ardından işgal altındaki Bitlis ve Muş topraklarına taaruz başlattı şiddetli çatışmaların ardından 8 Ağustos 1916 akşamı Bitlis, 14 Mayıs 1917 tarihinde de Muş düşman işgalinden kurtulmuştur.

Sina ve Filistin Cepheleri

Yıldırım Orduları Grubu Komutanı General Liman von Sanders’in emrindeki 7. Ordu komutasına atanmıştır. Ayrıca Padişah’ın Onursal Yaveri ünvanıda kendisine yani Mustafa Kemal’e layık görülmüşütür. Ancak düşman kuvvetleri olan İtilaf kuvvetleri 3 komuta altında toplanan Yıldırım Orduları’na ağır zahiyatlar vermiş ve bölgedeki Osmanlı hakimiyeti son bulmak zorunda kalmıştır. Alınan yenilgiler üzerine Mustafa Kemal İstanbul’a telgraf çekerek antlaşma yapılması ister ve ardından Mondros Mütarekesi yani barış antlaşması imzalanır.

Kurtuluş Savaşı

Sakarya Meydan Muharebesi : 1921 4 Ağustos günü Millet Meclisi’nin kararıyla Başkomutanlığa getirilen Mustafa Kemal, kısa sürede orduyu toparlamış ve ihtiyaçlarının karşılanması için gereken tüm emirleri ülke geneline iletmiştir. Tüm bunlar yaşanırken düşman Yunan ordusu ilerlemeye devam ediyordu, Sakarya Nehri kıyılarına kadar gelmişti. Artık düşmana dur demenin vakti gelmişti. Başkomutan Mustafa Kemal komutasındaki ordu önce savunmaya sonrada karşı taaruza geçmiş ve düşman sakaryadan kovulmuştur. Mustafa Kemal bizzat cephede, ateş hattında yer almış ve emirleri buralardan vermiştir.

Büyük Taaruz (Başkomutanlık Meydan Muharebesi) : Düşman Yunan ordusu tüm planlardan habersiz Türk ordusunun artık daha fazla gücü kalmadığı düşüncesinde idi. Ancak durum böyle değildi. Yunan ordusu yeni bir taaruz hazırlığı içine girmiş, ancak Türk tarafında herşey uygulamaya kalmıştı. Ve Mustafa Kemal’in başkomutanlığındaki Fevzi Paşa ve İnönü Paşa emrindeki ordular karşı taaruza geçtiler. Sık ve çetin çatışmaların ardından düşman artık kıyı şeridinde evlerine dönmeyi bekleyen yolcular misali bekliyorlardı. Büyük destanların ardı ardına yazılığı bu çatışmalarda Sakarya Meydan Savaşı’nda olduğu gibi Mustafa Kemal emirlerini bizzat cepheden vermiştir.
Düşman kuvvetlerinin yurt topraklarından temizlenmesiyle savaş dönemide bitti. Artık iç sorunlara çare üretme ve artık büyüme zaman idi.

Kurtuluş Savaşı Ve Cepheler

Türk Kurtuluş Savaşı ve Cepheler

KURTULUŞ SAVAŞI

Mondros Ateşkes Anlaşmasını takiben Yunan Ordusu İzmir’in işgaline hazırlanmakta iken, İtalyanlar 29 Nisan 1919 günü Antalya’yı, 13 Mayıs 1919 günü Kuşadası’nı işgal ederek İzmir’e de bir harp gemisi göndermişlerdi. İzmir’in İtalyanlar tarafından işgal edileceğinden korkan düşmanlar kendi desteklerinde Yunan ordusunun İzmir’e girmesini çabuklaştırdılar. Anadolu’nun birçok kent ve istasyonlarına da subaylarını gönderdiler.
15 Mayıs 1919 günü İngiliz donanmasının desteğiyle Yunanlılar İzmir’i işgale başladılar.. Bu durum yurdun her yerinde büyük üzüntü ve tepki ile karşılandı. İlk olarak hükümetten buyruk beklemeden Ayvalık’a çıkan düşman birliğine karşı Ali Çetinkaya 172. Alayı ile karşı koydu.

SÖKE’NİN İŞGALİ
İtalyanlar ise 16 Mayıs 1919 günü Milas üzerinden yürüyerek 17-18 Mayıs 1919 gün Söke’ye girdiler. Italyan kumandanı LUKA, halka şöyle seslendi “Bir memleket kalben fethedilmelidir. Biz buraya Sultan emriyle geldik, sizlere yardım edeceğiz.” Bu sırada İtalyan bayrağı direğe çekilirken kumandan “Bu bayrak ancak kanla iner” diyerek Sökeli Türkleri sindirmeye çalışıyordu. Bu davranış halkı çok etkiledi. Bu durum karşısında Sökeli insanlar boş durmadı ve Mustafa Kemal’den aldıkları şifre ile ulusal güçlerini kurdular. Bunlara Albay Selahattin Bey, Binbaşı Saip Bey önderlik yapti. Bu müfreze Anzavur isyanında başarı göstermişti. Komutanları ise Cafer Efe’nin kardeşi Haydar Ağa idi. Bunların arkasında silahına sarılanların sayısı gün geçtikçe çoğalıyordu.

YUNAN İŞGALİ GENİŞLİYOR
Yunanlılar çok geçmeden işgal ettikleri Türk topraklarında rum azınlığı korumak için yayılmaya başladılar. Birkaç gün sonra Yunan Ordusunun Aydın’a geleceği haberleri duyuldu. Artan tehlike karşısında Aydın’daki 57. tümenin 75. Alay 1 Batarya taburu önce Yeniköy ve Ovaeymir tepelerine taşındı. Sonra da tümen kumandanı Miralay Şefik Bey, Batarya taburunu Menderes köprüsü karşısındaki sırtlara geçirdi. Tümen merkezini de Çine’ye taşıdı.Telefon hatlarını emniyete aldı.

AYDIN’IN İŞGALİ
İzmir-Aydın demiryolu boyunca Yunan birlikleri dikkatli olarak ilerlediler. 26 Mayıs 1919 günü Germencik ve İncirliova ele gecirildi. 27 Mayıs 1919 günü düşman Aydın’a kadar sokulmuş ve Tellidede’de Topyatağı, Aydın, İzmir yolu boyunca kentin merkezine doğru ilerlemişti. Aydın ilinin işgal edildiği haberi çevreye yıldırım hiziyla yayildi. Vatanseverler çaresizlik içinde kıvranırlarken Aydın’ın yiğit efeleri Yörük Ali Efe, Kıllıoğlu Hüseyin Efe, Kara Durmuş Efe, Kozalaklı Mehmet Efe, Mesutlulu Mestan Efe, Dokuzun Hasan Hüseyin Efe ve Sancaktarın Ali Efe’nin kızanlari ile düşmana saldıracakları, Bakırköylü Teğmen Kadri Bey’in 80 kişilik kuvveti ile dağa çıktığı ve direnişe geçtiği duyuldu.

İLK ULUSAL BİRLİK 30 MAYIS 1919
Çine’nin Yağcılar Köyü’nde bulunan Yörük Ali Efe ve Kıllıoğlu Hüseyin Efe, Yüzbaşı Ahmet, Teğmen Zekai, Yedek Teğmen Necmi ile işbirliği yaptılar. Birkaç gün içinde örgütlenerek köylerden gönüllü toplamaya başladılar. Çine’den Aksekili Hacı Abdurrahmanoğlu Mehmet, Giritli Memduh Bey, Kütahyali Recep Çavuş, Asaf Gökbel, Ramazan Onbaşı, Kuruköylü Ahmet, Çine Evcilerden İbrahim, Yağcılardan Kör Ahmet, Çolak Koca Ahmet, Kozalaklı Mehmet Efe ve Suriyeli bir er bunlara katıldı. Aydın’daki ilk ulusal güç bu idi. Aydın’dan Çine’ye doğru taşınan 175. Piyade Alayı Kumandanı Binbaşı Hacı Şükrü makinali tüfek bölüğü kumandanı Teğmen Şerafettin Beyler’di. Bunlar Çine Yanıkhan’a yerleştiler. Çine’nin güney sırtlarına da Teğmen Mahmut Bey kumandasındaki Dağ Topçu Batarya Taburu yerleşmişti. 30 Mayıs 1919 günü Tümen Kumandanı Miralay Şefik Bey Çine’ye geldi. Çalışmalar gizli tutuluyordu. 1 Haziran 1919 günü ulusal güç hazırlıklarını bitirmişti. 5 Haziran 1919 günü Milas üzerinden gelen bir İtalyan birliği Çine’ye karargah kurdu. Milli kuvvetlerin Çine’de kalmasi artık tehlikeli olabilir diye 6 Haziran’da Dalama üzerinden Armutlu köyü’ne geldiler. Yenipazar ve köylerinden de gönüllü toplayarak Donduran Köyü’ne geldiler. Yörük Ali’nin etrafinda 60 yiğit toplanmıştı.

MALGAÇ BASKINI
Düşman 3 Haziran 1919 günü Nazilli’ye girmişti. Düşman her girdiği bölgede yaptıkları gibi burada da zulümlere başlamıştı. Halk ise oldukça huzursuzdu. Yörük Ali Efe müfrezesinin başında 15-16 Haziran 1919 gecesi Donduran Köyü’nden hareketle Menderes ırmağı sandallarla geçip Sultanhisar’a yürüdü. Sultanhisar’in doğu kesiminde bulunan Malgaç Çayı üzerindeki demiryolu köprüsünü bekleyen Yunan birliği basılacaktı. Sabahın altısına doğru çevre kuşatıldı. Yapılan baskında Yunanlı askerlerin çoğu imha edildi, hayatta kalabilenler kaçtı. Kuvvetlerimiz hiç kayıp vermeden çekildiler.

Yörük Ali Efe müfrezesi baskından sonra Uzunlar Köyü’ne ulaştı. Burada gelen haberle Demirci Mehmet Efe’nin Nazilli’yi bastığını öğrendiler. Yunanlılar buradan da kaçmışlardı. Nazilli’den Yunanlıların kaçması efeleri sevindirdi (21 Haziran 1919).
Ancak Yunanlılar bu durum karşısında çileden çıkmışlar korku ve kızgınlıktan ne yapacaklarını bilemez olmuşlardı. Nazilliden giderlerken yanlarına 40 kişiyi aldılar. İsabeyli, Atça ve Sultanhisar’dan da beraberinde getirdikleri Türkleri Köşk’te toplayıp bir camiye kapattılar. Camiyi ateşe verip içeriye bomba ve kurşun yağdırdılar. Bu korkunç katliamdan hayatını kurtarabilen bir kaç insan ne yazık ki ruh sağlığını kurtaramamıştı…

ERBEYLİ BASKINI
Malgaç baskınından dört gün sonra 20-21 Haziran 1919 günü Erbeyli istasyonu baskını yapıldı. Muğla, Çine, Aydın çevresi halkından oluşan 70 kişilik bir Milis birliği Bakırköylü Teğmen Kadri Bey ve makinali tüfek kumandanı İzzet Bey’in çevresine toplandı. Sınırteke köyü yakınlarından başlanarak Erbeyli istasyonuna doğru sessizce ilerlediler. Erbeyli istasyonunu koruyan Yunan birliğine dört taraftan saldırdılar. İstasyonda bulunan tam mevcutlu Yunan Efsun Bölüğünün bir kısmı geceleri Erbeyli Köyü’nde oturuyordu. Milislerin köyde oturan düşman birliği hakkında bilgileri yoktu. İlk baskın bombasını Çineli 55 yaşlarında bir kahraman fırlattı. Ani olarak büyük bir baskın ve yaylım ateşi başlamıştı. Yunan Efsun birliği neye uğradığını bilemeyerek şaşkına dönmüştü. Bu mücadele sahnesi sabaha kadar surdu. Köy tarafından açılan düşman ateşi ile Milisler iki ateş arasında kalmalarına rağmen savunma savaşı vererek sabahleyin çekildiler. Milisler makinalı tüfek onbaşısı dahil, yedi şehit vermişlerdi. Çineli kahraman bombacı da ağır yaralı idi. Bu baskında Yunan bölüğü 30 ölü, 45 yaralı verdiği gibi büyük bir korkuya kapılmıştı. 22 Haziran 1919 günü düşman ölü ve yaralılarını trenle Aydın’a getirerek burada kalan Türk halka gösterdi.

23 Haziran 1919 günü Orhaniyeli Kara Durmuş Efe 70-80 kişilik gönüllü birlikle İncirliova baskınını yaptı. Aynı günü Yunanlılar Aydın’a toplanmış olduklarından önemli bir sonuç elde edemedi. Kara Durmuş Aydın’a doğru ilerleyerek Ovaeymir Köyü’ne gelip yerleşti. Yunan ordusu durmadan İzmir’den yeni kuvvet ve silah istemekte idi.

AYDIN’I GERİ ALMA SAVAŞI
28 Haziran 1919 günü düşman birlikleri Menderes Köprübaşı’na saldırıya geçti. Önce Teğmen Kadri ve Denizli’li Komiser Hamdi Beylerin birlikleri düşmanı karşıladı. Gölhisar Yöresinde bulunan Yörük Ali Müfrezesi’ne ve Umurlu’daki birliklere haber gönderildi. Bu birliklerin gelmesiyle düşman birlikleri neye uğradığını şaşırdı ve geri çekilmeye başladı.

Türk cephesi Kepez sırtları ve Ilıcabaşı’ndan başlayarak Yeniköy sırtlarına kadar ilerliyordu. Düşman üç taraftan kuşatıldı. Akşama doru da Ilıcabaşı’ndan başlayarak şehrin kenar mahallerine girildi.
29 Haziran 1919 günü savaş erken saatlerde kızıştı. Düşman Tellidede ve Ovaeymir tepelerindeki kahramanların üzerine top ateşi açtı. Köprübaşı’na mevzilenen birliklerimiz de top atışıyla karşılık vermeye başladılar.

Yörük Ali Efe müfrezesi Kozdibi Mahallesi’ne girmeyi başardı. Yunanlılar yüksek bina ve minarelere makinali tüfek yerleştirmişti. Özellikle Beycamii minaresinin mazgal deliğine yerleştirilen makinalı tüfek çok geniş bir alanı etkisi altına alıyor ve müfrezenin hareket etmesine imkan vermiyordu. Ateşin minareden geldiğini anlayan Yörük Ali Efe efsanevi bir atışla bu makinalıyı susturmayı başardı. Akşama doğru istasyon çevresi, Güzelhisar, Torlak, Kozdibi, Ortamahalle tamamen kurtarılarak Yunan güçleri Pınarbaşı ve Aytepe yamaçlarına doğru sürüldü. 30 Haziran 1919 günü 2 gün aralıksız süren kent savaşının sonunda Düşman Kepez sırtlarında iyice kuşatılmıştı ve Topyatağı’ndan İncirliova yönüne doğru kaçmaya başladı.
Düşman Dedekuyusu üzerinden İncirliova’ya doğru çekildi. 33 gündür Yunan işgali altında bulunan Aydın böylece kurtarılmış oldu.

UMURLU CEPHESİ
Yunanlıların karşı taarruzla Aydın’ı tekrar ele geçirmelerinden sonra Çine taraflarında bulunan Ulusal Güçler Umurlu tarafından toplanmaya başladılar. 57. Tümen karargahı da Çine’den Nazilli’ye taşındı. Kısa zamanda Umurlu’da 1000 kadar vatansever ile Demirci Mehmet Efe ve Sökeli Ali Efe’nin 200 kişilik kızanları toplanmıştı.

13 Temmuz 1919 günü çatışmalar başladı. Savaş birkaç gün sürdü. 16 Temmuz 1919 günü Ulusal Güçler Aydın’ı düşmandan almak amacı ile toplarımızın desteğinde ilerlediler. 17 Temmuz 1919 günü düşman erkenden saldırıya geçti. Üstün düşman güçleri karşısında Milisler savunma savaşları yaparak geri çekildiler. 18 Temmuz 1919 günü Umurlu’ya gelen düşman Musluca Çayı’na kadar ilerledi, çay boyunca cephe kurdu. Buna karşılık kuvvetlerimiz Köşk cephesinde toplandılar. Kuvayi Milliye Umum Kumandanı Binbaşı Hacı Şükrü, 57 Tümen Topçu Alay Komutanı Binbaşı İsmail Hakkı, Yörük Ali Efe, Üsteğmen Zekai, Gelibolulu Teğmen Kemal, Nazilli Jandarma Bölük Kumandanı Yüzbaşı Nuri (Arap Yüzbaşı), Üsteğmen Şerafettin ve İzzet Bey’ler aralarında iş bölümü yaparak iki alay kurdular, Bunlardan birisi merkezi Köşk Çiftlik Köyü olmak üzere Yüzbaşı Nuri Bey komutasında kurulan “Milli Menderes Alayı” diğeri Umurlu Çayyüzü Köyü’nde üslenen “Milli Aydın Alayı” Yörük Ali Efe’nin kızanları ile gönüllülerden oluşmuş 1000 kişilik bir kuvvet idi. Komutası Üsteğmen Zekai Bey’e verilmişti.

Türk Birlikleri ile saldıran düşman kuvvetleri arasında meydana getirilen bu cephenin planlarını İtilaf Devletleri Mareşalı Milen hazırladı. Paris Sulh Heyeti’nin emirleri ile 4 Ağustos 1919 günü İzmir’e gelen Milen, Karargahını orada kurdu. 10 Ağustos’ta Yunan işgal orduları Başkumandanlığına, 16 Ağustos 1919′da İstanbul Osmanlı Hükümeti’ne hazırladığı planı ve görevlerini bildirdi. Birkaç gün sonra da İtalyan İşgal Kumandanlığı ile Aydın Cephesi’ne tebligatta bulundu. Milen’in düşüncesine göre; Umurlu-Musluca Çayı boyunca Menderes Irmağı’na kadar Türk-Yunan sınırı sayılıyordu. Milen hattının İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunanlılardan oluşan birleşik bir ordu koruyacak, birleşik orduya bir general kumanda edecek, kumandan da Milen’in emrinde olacaktı.Yunan İşgal Ordusu’nun Başkumandanı, Milen planını benimseyerek bütün birliklerine duyurdu. Yeni cephe boyunca kuvvetlerinin yığılması emrini verdi.

Aynı günlerde Kuvayi Milliye’nin icra organı haline gelen, Nazilli Heyeti Milliyesi Milen’in duyurusuna itirazda bulunarak 27 Ağustos 1919 günü asagidaki protesto telgrafını çekti:
“Biz Yunanlıların Aydın iline tecavüzlerinden ve bilhassa icra eyledikleri mezalim ve hunharlıktan müteessir olarak Yunanlıları buradan tamamen çıkarmaya and ve misak ettik. Eğer İngiliz Kumandanlığı daha fazla kan dökülmesine mani olmak istiyorsa Yunanlıları Aydın ve havalisinden çıkarmalıdır. Aksi bir netice karşısında Kuvayi Milliyemiz bittabi mesuliyet yine Yunanlılara ait olmak üzere taarruza başlamak zorunda kalacaktır.”

Aydın havalisinin Yunan işgalinde gördüğü vahşet olaylarını yerinde incelemek, direnme eğilimini yatıştırmak için Paris Sulh Konferansı’nca bir inceleme komisyonu kuruldu. İngiliz, Fransız, Amerikan ve İtalyan generallerden oluşan bu komisyona bir Türk, bir Yunan bilirkişisi katıldı. 9 Eylül 1919′da Aydın’a gelen heyet Aydın, Çine, Nazilli merkezlerinde çeşitli kişileri, bu arada 57. Tümen Kumandanı Şefik Bey’i dinleyerek birkaç gün içinde İstanbul’a döndü. 24 Agustos 1919 tarihinden 2 Ekim 1919 tarihine kadar 46 oturum yapan ve 175 şahit dinleyen komisyon yayınladığı raporda, Yunan vahşetini haklı çıkarmaya çalışmıştır. General Milen, Ulusal Milis Kuvvetleri’nin dağıtılmasını istiyordu.. Bu baskılara rağmen Aydın cephesi bir avuç Türk vatansever tarafından kahramanca savunuluyordu.

Bütün hazırlığını tamamlayan düşman 22 Haziran 1920 günü Milen çizgisini geçerek genel bir saldırıya başladı. Düşman, Nazilli, Kuyucak ve Sarayköy Menderes Köprüsü’ne kadar işgal ederek, Alaşehir üzerinden Afyon’a doğru ilerleyen öbür birlikleri ile Buldan ve Güney çevrelerinde birleşti. Aydın toprakları üzerinden yapılan bu ileri hareket 9 Agustos 1920′de durdu. Bir yıl sonra Temmuz 1921′de düşmanın “Ankara Seferi” adını verdiği taarruzla da Afyon’a dek Ege Bölgesi işgal edildi.

Aydın ili topraklari Ortaklar-Gümüşyeniköy’den itibaren Menderes Nehri’nin kuzeyi boyunca Burhaniye’ye(Şimdiki Buharkent) dek bu işgalin altında idi. Buradaki Aydınlılar göç halinde Denizli, Dinar,Antalya, Konya, Çine, Mugla gibi şehirlere gittiler.
26 Agustos 1922′de baslayan Büyük Taarruz ile düşman büyük bozguna uğradı. Aydın’ı boşaltan düşman kaçarken de birçok yeri yakıp yıktı, yağmaladı.

Ulusal Kurtuluş Savaşımızın kahramanı Şanlı Türk Ordusu düşmanın harabeye çevirdiği ilimiz topraklarına 5 Eylül 1922 günü girdi. Aynı gün Kuyucak, Nazilli, 6 Eylül 1922′de Söke, 7 Eylül 1922′de Aydın şehrini kurtardı.

ATATÜRK AYDIN’DA
Efeleri bağımsızlık ve yiğitlik sembolü olarak gören Ulusal Savaşımızın Büyük Önderi Atatürk, Aydın yöresinin Kuvayı Milliye örgütleri ile ilk ilişkiyi 28 Mayıs 1919′da kurmuş, onların çalışmalarına yön vermiştir.
Atatürk Cumhuriyet kurulduktan sonra 3 Şubat 1924′ te Aydın’ı 4 Şubat 1924′ te Kuşadası ve Söke’ yi sonra da 9 Şubat 1924′ te Nazilli, Umurlu ve Germencik’i ziyaret etmiştir.

KUVAY-I MİLLİYE
Kuvay-i Milliye, Yunanlıların İzmir’i işgal etmeleri ve Anadolu’da ilerlemeleri üzerine kurulan ve düşmana karşı savaşan kuruluşlardı. Kuvay-i Milliye birlikleri, düzenli ordu kurulana dek, Kurtuluş Savaşında çete ve silahlı savunma kuruluşları olarak büyük yararlılıklar gösterdi. Kuvay-i Milliye adı, önceleri İzmir bölgesinde bulunan ve silahlı direnişçilere verildiği halde sonraları bütün milli hareketi kapsayacak şekilde kullanıldı.

Kuvay-ı Milliye işgalcilere karşı halkın tepkisi sonucu kurulmuştu. Kuvay-i Milliyenin amacı hiçbir devletin ve milletin egemenliğini kabul etmeyen, milletin kendi bayrağı altında özgür ve bağımsız yaşamasıydı. Bölgesel mahiyeti yanı sıra sivil bir yönetim altında savaşan kişilerden oluşuyordu. İzmir Bölgesinin efeleri, güneydoğu bölgesinin çeteleri Kuvay-i Milliyeciler idi. Milli mücadelenin başında milletçe bir direnme hareketi olarak ortaya çıkmış olan bu bölgesel kuruluşlar, daha sonra TBMM’nin kurulması ile birleştirilmiş ve I. İnönü Savaşı sırasında da bütünü ile birlikte düzenli orduya dönüşmüştür.

CEPHELER

DOĞU CEPHESİ
Ermeni Devleti, Rusya’da Çarlık sisteminin yıkılıp yerine Sosyalist bir devlet kurulması üzerine 1918′de ortaya çıktı. Taşnak Partisi tarafından idare ediliyordu. Ermeniler, sınırlarımıza saldırıyor, Müslüman halka aşırı zulüm, haksızlık ve katliam yapıyordu. Bunun üzerine, TBMM Ermenilere karşı askeri harekete geçilmesine karar verdi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, İcra Heyeti’ne (Bakanlar Kuruluna) mütareke hükümlerine uyularak boşaltılan, “Elviye-i Selâse” (doğuda bulunan 3 ilimiz) Kars, Artvin ve Ardahan’ın tekrar geri alınması için gereğinin yapılması yolunda ayrıca yetki vermişti. Doğu Cephesi Komutanı Kâzım Karabekir Paşa 30 Mayıs ve 4 Haziran 1920 tarihinde Doğu’daki durum hakkında hükümete rapor verdi. Bu raporda; “Ermenilerin ilk fırsatta Erzurum’u dahi ellerine geçirmek için teşebbüslerde bulunacakları, Ermeni ordusuna karşı hâkim ve müsait bir vaziyet almanın zorunluluğu, Brest Litovsk ve Batum Antlaşması ile Türkiye’ye bırakılan Elviye-i Selâse’yi işgal etmek üzere harekete geçmenin gerekliliği” açıklanmış ve hükümetçe de bu durum uygun görülmüştü.
Taarruz için 7 Haziran’da emir verildi. Ancak, Sovyet Dışişleri Bakanının Ermenistan, İran ve Türkiye sınırlarının belirlenmesinde, Rus Sovyet Hükümeti’nin arabuluculuğu ile meselenin siyasi yollardan halledilmesinin mümkün olduğunu bildirmesi üzerine, ordunun taarruzu geciktirilmişti.

Bu arada Ermenilerin, Türk topraklarına ve halkına karşı tecavüzü, Oltu’yu işgal etmeleri ve Gürcülerin de 25 Temmuz’da Artvin’i almaları üzerine, 28 Eylül 1920′de ordumuz taarruza geçti. 29 Eylül’de Sarıkamış, 30 Ekim’de Kars (15. Kolordu Kafkas Tümeni Komutanı Albay Halit Bey (Karsıalan) yönetiminde), 7 Kasım’da Gümrü geri alındı. Kesin barış antlaşması 2-3 Aralık gecesi imzalandı. Gümrü Barış Antlaşması, TBMM Hükümetinin imzaladığı ilk antlaşmaydı ve Misak-ı Milli’nin Doğu sınırlarını da kısmen belirliyordu

TRAKYA CEPHESİ.
Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan sonra; Edirne-İstanbul demiryolunu kontrol etmek üzere bir Fransız alayı Trakya’ya yerleşmiş bulunuyordu. Fransız Generali Franchet D’Esperey ile Yunanistan Başbakanı Venizelos arasında imzalanan antlaşma ile Kuleliburgaz-Hadımköy hattı Yunan Ordusunun işgaline terk edilmişti.

Bu gelişmeler karşısında, I. Kolordu Komutanı Cafer Tayyar Eğilmez Paşa, Mustafa Kemal Paşa’nın 9 Ocak 1920 tarih ve 55 sayılı emrine uyarak bütün Edirne vilayetinde sıkıyönetim ve seferberlik ilan etti. Diğer taraftan Trakya-Paşaeli Müdafaa Heyet-i Osmaniyesi, 31 Mart 1920′de Lüleburgaz’da yaptığı ilk kongresinde dış tecavüzler ve iç ayaklanmalar karşısında her türlü tedbir alma yetkisini kolordu komutanına ve merkez heyetine vermeyi kararlaştırdı.

San Remo Konferansı’nda, İtilaf Devletleri Edirne ile birlikte Doğu Trakya’yı da Yunanistan’a bırakmayı kararlaştırdılar.
9 Mayıs 1920′de Edirne’de toplanan Trakya Paşaeli Müdafaa Heyet-i Osmaniyesi, 2′nci kongresinde Edirne ve Doğu Trakya’nın Yunanistan’a bırakılmasını kesinlikle reddetti ve ülke topraklarının savunulmasını kararlaştırdı. Bu amaçla, yerli halktan asker toplamayı ve silahlı savunma tedbirleri almayı kararlaştırdı. Ayrıca, Cemiyet programını değiştirmekle birlikte ismini de Trakya-Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti haline getirerek, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin şubesi olmuştu.

Sevr Antlaşması’nın imzalanmasını kolaylaştırmak, Osmanlı İmparatorluğu’na fiilen olduğu kadar hukuken de son vermek amacı ile İtilaf Devletlerinin de teşviki ile Yunan Ordusu bir taraftan Anadolu’da bir taraftan da Trakya’da harekete geçti. 20 Temmuz 1920′de başlayan Yunan Taarruzu sonunda Edirne 24 Temmuz 1920′de düştü. Sevr Antlaşmasının imzalanmasını takip eden günlerde Yunan Hükümeti kendi meclislerinden geçirdikleri bir kanunla Doğu ve Batı Trakya’yı bir genel valilik halinde Yunanistan’a kattığını ilan etti. Yunanlılar tarafından Edirne ve Doğu Trakya’nın ilhakına rağmen, Trakya’da işgale karşı silahlı mücadele devam etmiştir.

Anadolu’da kazanılan büyük zafer ve orduların Boğazları geçerek Trakya’yı kurtarmak için harekete geçmeleri kararı karşısında, Boğazlarda bulunan İtilaf Devletleri ateşkes anlayışı içinde olmuşlardır. 15 Ekim 1922′de yürürlüğe giren Mudanya Ateşkes Antlaşması ile Doğu Trakya, Yunan kuvvetleri tarafından boşaltıldı. 25 Kasım 1922′de Edirne Valiliğine tayin edilen Şakir Bey (Kesebir), Türk yönetimini yeniden kurmuştur. Lozan Konferansı sonunda, Yunanlıların Anadolu’da yakıp yıktıklarına karşılık, savaş tazimanatı olarak Karaağaç ve Bosnaköy Köprübaşlarının da Anavatana katılması kararlaştırılmıştır

GÜNEY CEPHESİ.
Mondros Ateşkes Antlaşması’nın, İtilaf Devletleri tarafından tek taraflı, haksız ve yanlış bir şekilde uygulanışı çerçevesinde Güney Anadolu’nun işgali, bu bölgede milli mücadele cephelerinin kurulmasına ve düşman saldırısına karşı direnmeye sebep olmuştu.

Fransızların Adana’yı, İngilizlerin ve Fransızların beraberce Urfa, Maraş ve Antep’i işgal etmeleri halk arasında korku, nefret ve endişe oluşturmuştu. Fransızların, Ermenilerle işbirliği yaparak sömürge yönetimi usullerini burada uygulamaları, yer yer bölgesel savunma tertiplerinin alınmasına ve milli kuvvetlerin kurulup teşkilatlanmasına etken oldu.

URFA CEPHESİ
Diğer Güney illeri gibi, Urfa’da önce İngilizlerin sonra da 30 Ekim 1919′da Fransızların işgaline maruz kaldı. Fransızlar, Urfa’da da Ermenilerle işbirliği yaparak, Urfalıların can ve mal güvenliklerini ihlal ettiler. Fransız işgaline karşı 9-10 Şubat 1920 tarihinde yapılan, Urfa ve Havalisi Kuvayı Milliye Komutanı “Namık” takma adlı Yzb.Ali Saip Bey (Ursavaş)’in komutasındaki 3000 kişilik, baskınla Urfa kısmen kurtarıldı. Karargah binasındaki Fransız bayrağı yerine Türk bayrağı çekildi. Uzun ve çetin mücadeleler sonucu, Fransız askeri birlikleri, 11 Nisan 1920 günü Urfa’yı boşalttı. Urfa da tek başına istilacı bir devlete karşı savaşmış ve zafer kazanmıştır. Böylece, Şanlıurfa olmuştur.

ANTEP CEPHESİ
Önce İngilizler, sonra Fransızlar tarafından, Mondros Ateşkes Antlaşması hükümlerine aykırı olarak işgal edilen Antep, yabancı işgaline boyun eğmedi ve direndi. Fransızlar, Antep’te bir Ermeni fırkası kurarak, yerli Ermeni azınlığı ile birlikte Anteplileri sindirmeye çalıştı. Halkı korku ve endişeye sürüklediler. Annesini saldırıya karşı savunmaya çalışan 12 yaşındaki bir çocuğu (Şehit Kamil) öldürdüler. Bütün bunların üzerine Antepliler de teşkilatlandı. Kılıç Ali Bey komutasındaki Kuvay-ı Milliye birlikleri de başarılı direnişler ve mücadelelerde bulundu. Antep, önce 3 ve 18 Şubat 1920 tarihlerinde ilerleyen iki Fransız taburuna karşı direndi. Daha sonra, Mart 1920 sonunda takviyeli Fransız birliklerine karşı çetin bir güç ve azimle savaştı. Fransız birliklerine karşı kahramanca savaşan ve milli bir sembol olan Şahin takma adıyla Teğmen Sait Bey’in şehit düşmesi, Fransızlara karşı direnişi daha çok artırdı. 1 Nisan 1920′de de bütün şehir Fransızlara karşı ayaklandı. 10 ay 9 gün düşmana karşı en kötü imkanlarla yiğitçe ve mertçe savaşan Antep, 9 Şubat 1921 de teslim olmakla beraber, Türk tarihine kahramanlar diyarı olarak “Gazi” ünvanını alarak geçti. Gaziantep, 6000 evladını savaşarak şehit verdikten, binlerce yaralı ve sakat bıraktıktan sonra, sırf açlık yüzünden (ekmek yerine acı zerdali çekirdeğini yiyerek) kapılarını düşmana açmak zorunda kaldı.

MARAŞ CEPHESİ
Çukurova, Antep ve Urfa’yı işgal ettikleri gibi, Maraş’ı da ele geçiren Fransızlar, burada da Ermenilerle işbirliği yaptılar. Tarihi Maraş Kalesine Türk bayrağı yerine Fransız bayrağının asılması, Maraşlıları harekete geçirdi ve olay milli onuru zedeleyici bir durum olarak değerlendirilmişti. Fransız işgaline karşı, bir camide vazeden “Sütçü İmam” Şeyh Ali Sezai (Kurtaran) Efendi, halka “Kalelerinde hür bayrağı dalgalanmayan, esir bir memlekette, Cuma namazı kılınmaz” diyerek Maraşlıları coşturdu. Maraş, çocuğu, genci, ihtiyarı, erkeği ve kadını ile beraber tarihi kaleye yönelerek, Fransız bayrağını indirip, yerine Türk bayrağını çekmiştir. Fransızlara karşı yapılan kanlı mücadele, 11 Şubat 1920′de Fransızların bozguna uğramaları ve Maraş’tan çekilmeleri ile son buldu. Maraşlıların, gösterdikleri kahramanlık, şehrin adının da Kahramanmaraş olarak değişikliğini gerekli kılmıştır. Ayrıca Maraş şehri TBMM hükümetince İstiklal Madalyası ve Beratına layık görüldü

ÇUKUROVA CEPHESİ
Kilikya adı ile andıkları Çukurova’yı sömürge haline getirmek için Fransızların çabaları, daha ilk işgal anından itibaren Çukurovalıların protestosu ile karşılanmıştır. “Feryatname” adlı vesika ile kamuoyuna duyurulmuştu. Fransız idarecilerinin, Ermeni komitecilerine alet olması, hatta Fransız Valisi Bremond’dan cesaret almaları ve teşvik görmeleri Ermeni Fedailerini yağmacılık ve katliama da yönlendirmişti. Fransız ve Ermenilerin insanlık dışı hareketleri, milli kuvvetleri teşkilat kurarak, çete savaşı yolu ile karşı koymaya yöneltti. Aralarında Zamir Damir Arıkoğlu’nun da bulunduğu Çukurovalılar Toroslarda ve Çukurova’da yer yer direnişler, yiğitçe çarpışmalar yaptılar. I.Kavaklıhan, Aflak, II.Kavaklıhan, Yarbaşı, Hinnepli, Taşçı, Mercin Büyük Fadıl savaşları ve Kar Boğazı Baskını Fransızları yirmi günlük ateşkes Antlaşmasına ve daha sonra da Ankara Antlaşması’nı imzalamaya zorladı. Antlaşmanın imzalanması Çukurova’nın kurtuluşunu sağladı

Bu Kaynaktan İçenin Yüreği Tunç Olur ¤ۣۜ..¤ Türk’e Kefen Biçenin Ölümü Korkunç Olur!¤

Etiketler:atatürkün savaştığı yerler atatürkün savaştığı cepheler atatürkün katıldığı savaşlar ve tarihleri savaşlar ve tarihleri atatürkün savaştığı savaşlar katıldığı savaşlar savaşların tarihleri atatürkün girdiği savaşlar atatürkün katıldığı savaşlar atatürkün yaptığı savaşlar atatürkün kurtuluş savaşında savaştığı cepheler mustafa kemalin katıldığı savaşlar kurtuluş savaşında atatürkün savaştığı cepheler atatürkün bulunduğu savaşlar atatürkün savaştığı yerler ve cepheler atatürkün savaşları ve tarihleri savaşlarımız ve tarihleri atatürkün savaştığı şehirler atatürkün savaşları mustafa kemal atatürkün katıldığı savaşlar
Mustafa Kemal Atatürk: Mustafa Kemal Atatürk (Nüfus kağıdında Kamâl Atatürk) (d. 1881, Selânik – ö. 10 Kasım 1938, İstanbul), Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı olan Türk mareşal ve devlet adamı.
Atatürk Devrimleri: Atatürk Devrimleri ya da Atatürk İnkılapları (Kemalist Devrim, Türk Devrimi, Atatürk Reformları, Türkiye Cumhuriyeti Devrimi, Atatürk İhtilali vb.
Mustafa Kemal Atatürk kronolojisi: * 1881 Selanik'te doğdu.
Atatürk'ün Türk Gençliğine Hitabesi: Atatürk'ün Türk Gençliğine Hitabesi (Ey Türk Gençliği) Mustafa Kemal Atatürk tarafından 20 Ekim 1927 tarihinde Nutuk'un sonunda Türk Gençliği'ne yönelik yaptığı konuşmadır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir