Bayrağımızla İlgili Duygu Ve Düşüncelerimiz

bizim bu daha evi gelenekler gelir islam veya ya yurt Bayrağımızla İlgili Duygu Ve Düşüncelerimiz Vatan Ve Millet bayrağımızla ilgili duygu ve düşünceler bayrağımız..

Vatan Ve Millet

6.sınıf 3.ünite

1. VATAN VE MİLLET KAVRAMLARINI ÖĞRENİYORUZ
Kelime olarak vatan, bir kişinin doğup büyüdüğü veya yaşadığı memleket ya da yurt anlamına gelir. Vatan, bizim en kıymetli varlığımızdır. Bu bakımdan ”Ana Vatan” tabiri, biz Türkler arasında önem kazanmış! Ata sözlerimize kadar girmiştir. Millet ise, kavram olarak dil, din, tarih, kültür ve ülkü birliği meydana getirdiği, kökü tarihin derinlerine inen topluluktur. Millet hayatında ahlak, eğitim, örf ve gelenekler, ortak duygu ve hedefler, ortak davranışlar milli birliği ve amaçları belirler.
2. BİZ VATANIMIZI VE MİLLETİMİZİ ÇOK SEVERİZ
Milletimizin vatan ve millet sevgisine koca bir tarih tanıktır. Bu sevgi, İslam’dan önce de vardır. İslam’dan sonra ise daha da güçlenmiştir. Vatanımızı ve milletimizi sevmeliyiz. Çünkü bu sevgi, aynı zamanda, atalarımıza saygının bir gereğidir. Zira onlar, vatan ve millet sevgisi uğruna canlarını vermişlerdir.
Vatan sevgisini, dinimiz de övmüş ve teşvik etmiştir. Bundan dolayı ”Vatan sevgisi imandandır” anlayışı gelişmiştir. Vatan sevgisi, milli benlik gibi konulara büyük önder Atatürk de dikkat çekerek şöyle demiştir: ”… Özellikle bizim milletimiz, milli anlayışa sırt çevirmenin çok acı cezalarını görmüştür. Dünyanın bize saygı göstermesini istiyorsak, önce biz kendi benliğimize ve milletimize bu saygıyı hissen, fikren, fiilen bütün tutum ve davranışlarımızla gösterelim. Bilelim ki milli benliğini bulamayan milletler, başka milletlerin avıdır.”
3. BU VATANDA HEPİMİZ BİR MİLLETİZ
Türkiye bizim vatanımızdır. Bütün Türkler büyük bir aile, Türkiye ise, o ailenin çok büyük bir evi gibidir. Millet, varlığını ancak bir vatan üzerinde sürdürebilir. Dolayısıyla aynı vatanın ve aynı milletin çocukları olarak birbirimizi tanımalı, sevmeli ve korumalıyız. Diğer taraftan, atalarımızın binlerce yıldır bıraktığı camiler, hanlar, hamamlar, kervansaraylar, okullar, külliyeler, köprüler, çeşmeler, saraylar, kışlalar, kütüphaneler, kapalı çarşılar ve çeşitli sanat eserleri. Bu eserler milletimizin ortak değerleridir. Bu eserlere hepimiz gönül vermeli onları gözümüz gibi korumalıyız. Vatanımızın kıymetini bilmeli, onu canımız gibi korumalıyız.
4. MANEVİ DEĞERLERİMİZİ KORUYUP SAYGI GÖSTERİRİZ
Bir milleti millet yapan değerlerin başında manevi değerler gelir .Her milletin kutsal saydığı ve uğrunda savaştığı değerler vardır. Bir milletin öz dayanakları olan, manevi değerleri kısaca şöyle ifade edebiliriz: Din, dil, millet, özgürlük, bağımsızlık; ahlak, gelenek ve göreneklerdir. Ayrıca bayrak, vatan sevgisi, gazilik ve şehitlik, ezanlar, mevlitler, askerlik gibi anlayış ve duygular da manevi değerlerimizdendir.
. Diğer taraftan manevi değerlerin oluşmasında dil ve din en önemli rolü oynar. Türkçe’miz ve İslam dini bizi birbirimize benzetir, birbirimize bağlar. Birbirimize benzeme ve bağlanmamızdan ortak kültürümüz oluşur. Çünkü dilimiz ortak anlaşma ve iletişim aracıdır. Bilimi, bilgiyi, sanatı, kültürü onunla oluştururuz. Onunla düşünür, onunla konuşur, onunla yaşarız. Aynı Allah’a, aynı Peygambere, aynı Kitaba, inanmamız, aynı ibadetlere, aynı dil ve kültüre sahip olmamız vatanda birliği sağlayan en önemli unsurlardır.
4. 1. BAYRAĞIMIZA VE İSTİKLAL MARŞ’IMIZA SAYGI DUYARIZ
Bayrak, bir milletin bağımsızlığının ve egemenliğinin simgesidir. Bundan dolayı her milletin kendine özgü bir bayrağı vardır. Bundan dolayı, bayrak kutsaldır ve ona her türlü saygı gösterilir. 0, yere atılmaz, yırtılmaz, göndere çekilirken saygı duruşuna geçilir. Başka milletlerin bayrağına da saygı gösteririz. Çünkü onlar için de kendi bayrakları kutsaldır.
Bayrak, asker olsun sivil olsun bir milletin manevi varlığını temsil eder. Bu bakından kutsaldır. Bunun için bayrağımızı canımızdan daha değerli biliriz. istiklal Marş’ımız da bayrağımız gibi özgürlüğümüz ve bağımsızlığımızın sembolüdür.
istiklal Marşı vatan, millet, bağımsızlık, özgürlük ve bayrak sevgisi üzerine yazılmıştır. istiklal Marşı’nın ifade ettiği anlam çok büyüktür. Çünkü 0, büyük bir mücadelenin sonunda yazılmıştır. Kurtuluş Savaşı’nın neticesi istiklal Marşı’nda özetlenmiştir. Bunun için ona saygı tarihe, geçmişe, şehit ve gazilere, millete, vatan ve devlete saygıdır.
4.2. Gazilerimize Saygı Gösterir , Şehitlerimizi Rahmetle Anarız
Gazi; Allah, din, vatan ve millet gibi kutsal değerler uğrunda savaşan; ancak şehit olmadan dönenlere verilen isimdir. Bu uğurda savaşanlar, savaş sırasında bir yara almasalar bile gazi olarak adlandırılırlar.
Şehit ise; aynı kutsal değerler yolunda canını veren kimseye denilir.
Gazilik ve şehitlik, İslam’ın getirdiği kavramlardır ve Müslümanlar için kullanılmaktadır. Peygamberimiz zamanından beri aynı uygulama vardır. Şehitlik, Kuran’da övülmüştür. Nitekim Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır: ”. ..Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin. Bilakis onlar diridir; fakat siz bilmiyorsunuz.”
Gazilerimize saygı gösterme, şehitlerimizi rahmetle anma, vatan sevgisi ile doğrudan ilgilidir. Çünkü, vatanımızın bağımsız olarak bizlere kadar ulaşmasını onlara borçluyuz.
4.3. Askerlik Yapmak Vatan Borcumuzdur
Vatanı korumak için askere gitmek, gerçekten yüce bir görevdir. Gelenek, göreneklerimiz ve dinimiz, bizden vatanı korumayı ve askerlik yapmayı istemektedir. Peygamber Efendimiz, vatan savunmasına büyük önem vermiştir. Onun yurt savunması ve askerlikle ilgili önemli sözleri ve öğütleri vardır.
”Allah rızası için sınırda bir gece nöbet beklemek, dünya ve dünyadakilerden hayırlıdır…” Askerlik, Türklerde kutsal bir değer ve öneme sahiptir. Tarihin en eski zamanlarından beri ”asker millet” olarak bilinen Türkler, Müslüman olduktan sonra, askerliği dini bir görev olarak algılamışlardır.
5. ”YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ” TEMEL İLKEMİZDİR
insana yakışan, insanları sevmek ve saymaktır; insanlarla iyi geçinmek, geçimli olmaktır. Bu sevgi ve saygı, insanların kusurlarını, noksanlarını hoş görmeyi gerektirir. Kalıcı olan sevgi ve dostluktur. Atatürk de insan sevgisine büyük önem vermiştir. Atatürk, insanların kin ve nefretten uzak duracak şekilde yetiştirilmelerini istemiştir. 0, barışa büyük önem vermiştir. O’nun bu düşüncelerinin temelinde insan sevgisi yatar .
Atatürk’ün insan sevgisi, yalnız kendi milletine ait bir duygu değildir. 0, bütün milletleri de sevmeyi esas alan bir duygu ve düşünceye sahiptir. 0, milletlerarası sevgi, saygı, duygu ve düşüncesini ”Yurtta barış, dünyada barış!” ilkesi içerisinde toplamıştır .0, dünyadaki savaşlardan çok rahatsız olmuş, bu gibi problemler nerede olursa olsun, onları önlemek için çaba sarf etmiştir. Hatta yaptığı savaşları bile zorunlu olduğu için yaptığını ifade etmekten çekinmemiştir:”

Güzel Türkçemiz – Ses Bayrağimiz

Kalabalıkları millet konumuna getiren en önemli araç dildir. Dil, insanlar arasında sosyal akrabalık meydana getirir. Millet olma bilinci kazandırır. Duygu ve düşüncelerimizi dil ile anlatır, geçmiş ve gelecek arasındaki iletişim köprüsünü dil ile kurarız. Yüzlerce yıl önce yaşamış atalarımız, düşüncelerini bize dil ile ulaştırmıştır. Biz de düşüncelerimizi yüzyıllar sonrasına dil ile aktarıyoruz. Dil, kültürün taşıyıcısıdır. Dili bozulan bir milletin de birliği bozulur ve o millet tarihten silinir. Ünlü bilge Konfüçyüs’e;” Devleti yönetme yetkisine sahip olsaydınız ilk önce ne yapardınız?” diye sorduklarında verdiği yanıt şöyledir:
“İlk önce dili düzeltirdim. Çünkü bir toplumda dil bozulursa düzen bozulur. Halk, devleti yönetenlerin ve mahkemelerin verdiği kararları anlayamaz, anlayamadığı için de devlete güveni sarsılır, güven sarsılırsa her şey rayından çıkar.”
Dilin önemini Napolyon Bonaparte’ ın şu sözlerinden anlamak mümkündür: “ Fransa’nın sınırları, Fransızcanın konuşulduğu yerlerdir.”
Kuzey Denizinden Çin seddine kadar yolculuk yapan birinin Türkçe bilmesi yeterlidir. Bunu bilen düşmanlar Türkçeye sinsice saldırmakta, onu gençlerimizin gözünden düşürmek için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Türkçenin bilim dili olamayacağı safsatasına en iyi yanıtı Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu yaptığı çalışmalarla vermiştir.
Dilimiz, sahip çıkmamız gereken en önemli varlığımızdır. Tarih boyunca çeşitli tehditlerle karşı karşıya kalan güzel Türkçemiz bütün bunlara rağmen varlığını korumuş, tüm güzellikleriyle günümüze ulaşmıştır. Türkçe tek sözcük anlamadığı halde dinleyince, ses tonu ve melodisine hayran olan yabancılar, bunu dile getirmekten kendilerini alamamaktadırlar. Çünkü büyük ve küçük ünlü uyumu başka hiçbir dilde yoktur. Bu, sadece dilimize özgü bir özelliktir. Ünlü İngiliz dilbilimci Max Müller, Türkçe hayranlığını şu sözlerle dile getirmektedir:
“İnsan zekâsının büyüklüğünü gözle görmek istiyorsanız Türkçeyi inceleyiniz.”
“Türk Dilini incelerken insan zekâsının dilde başardığı büyük mucizeyi görürüz.”
“Türkçe bir dilbilgisi kitabını okumak, bu dili öğrenmek niyetinde olmayanlar için bile bir zevktir. Türlü dilbilgisi kurallarının belirtilmesindeki ustalık, isim ve fiil çekimi sistemindeki düzenlilik, dilin tüm yapısındaki saydamlık, kolayca anlaşılabilme yeteneği, insan zekâsının dil aracıyla beliren üstün gücünü kavrayabilenlerde hayranlık uyandırır… Alet olarak, Türk dilindeki duygu ve düşüncenin en ince ayırtlarını belirtebilme, ses ve şekil öğelerini baştan sona dek düzenli ve uygulu olan bir sisteme göre birbirleriyle bağdaştırıp dizileme gücü, insan zekâsının dilde gerçekleşen bir başarısı olarak belirir. Birçok dillerde bu gibi olaylar gözden perdelenmiştir. Onlar çözülmez kayalar gibi karşımızda durur. Ancak dilcinin mikroskobuyla, dil yapısındaki organik öğeler ortaya çıkarılır. Türk dilinde ise, her şey saydamdır, apaçıktır. Dilin iç ve dış yapısı, billur bir arı kovanı yapısını seyrediyormuşuz gibi ortadadır. Türk dili, seçkin bir bilginler kurulunun uzun bir çalışma ve oylaşmasıyla yapılmış sayılabilecek düzgünlüktedir. Ne var ki, hiçbir kurul, Tataristan bozkırlarında kendi kendilerine yaşayan bu insanların, doğuştan edinilen ve yeryüzündeki benzerlerinden hiç aşağı olmayan dil duygusu kuralları ya da içgüdü ile ortaya koydukları bu dil gibi güzel bir dil yaratamazdı.”
Türkçe üzerine pek çok çalışmaları bulunan ve Türkçenin en güzel dilbilgisi kitaplarından birini yazan ünlü Fransız dilcisi Jean Deny (1879–1963) de Türkçe hakkında Max Müller’inkine benzeyen şu sözleri söylemiştir.
“Türkistan bozkırları ortasında kendi başına kalmış insan zekâsının, sadece kendi yaradılışından gelen içgüdülerle yarattığı bu dili, hiçbir bilginler kurulunun yaratması düşünülemez.’
Otuz iki dil bilen Johan Vandewalle, Türkçeye özel sempati duymakta ve bu konuda şöyle demektedir: “Yıllar boyunca Türkçenin kurallar sisteminin işleyişini inceledikçe satranç oyununa olan yakınlığının daha çok farkına varıyorum. Satrançta kurallar mantıklı, basit ve az sayıda. Çok kısa bir zaman içerisinde öğrenilebilir. Temeldeki bu kolaylığa rağmen satranç oynayan kişi hayatı boyunca sıkılmaz. Oynama imkânları sınırsızdır. Dünya şampiyonluğunu kazanmak için olağanüstü yetenek ve beceri lazım. Bütün bu nedenlerle satranç oyununun ideal bir oyun olduğunu söyleyebiliriz. Aynı durumun Türkçe dilbilgisi sisteminde bulunması bence Türk dilinin en büyülü özelliğidir.”
Bu güzelliklere sahip dilimizi saldırılardan koruma fikri ta Ali Şir Nevai’den beri süregelmektedir. XV. yüzyılın ikinci yarısında Ali Şir Nevai Arapça ve Farsçaya, Türkçeden daha çok önem verilmesine tepki göstermiş ve Muhakemet-ül Lügateyn adlı eserini yazmıştır. Ali Şir Nevai bu eserinde Türkçe ile Farsçayı kıyaslayarak Türkçenin Farsçadan daha üstün bir dil olduğunu savunmuş ve şöyle demiştir:
‘Türkün bilgisiz zavallı gençleri güzel sanarak Farsça şiir yazmaya özeniyorlar; bir insan geniş ve iyi düşünse Türkçede böylesine genişlikler, zenginlikler durup dururken bu dilde şiir söylemenin daha yerinde, daha kolay olacağını anlar… Ana dilimin üzerinde düşünmeye koyuldum. Türkçenin derinliklerine dalınca gözlerime on sekiz bin evrenden daha yüksek bir evren göründü… Bu evrenin aydınlık alanlarında esinimin şahlanan atını koşturdum; sınırsız uzaylarında hayalimin hırçın kuşunu havalandırdım…”
Türkçe üzerinde dolaşan tehlikeyi görenlerden biri de Karaman oğlu Mehmet Bey olmuştur.X111. Yüzyılda bilim dili Arapça, edebiyat dili Farsça olmuş, Türkçe konuşup yazmak ayıp sayılmaya başlanmıştır. Bu duruma dur deme gereği duyan Mehmet Bey, 15 Mayıs 1277’de ünlü fermanını yayınlamıştır:
“Bu günden sonra, divanda, dergâhta, bargâhta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil
kullanılmayacaktır.”
Dilin önemini çok iyi bilen Büyük Atatürk, 1932’de Türk Dil Kurumu’nu kurarak, bizzat çalışmalara katılmış, Türkçenin kendi özüne dönmesi için büyük çaba harcamıştır.
“ Türk demek dil demektir. Milliyetin en açık özelliklerinden biri dildir. Türk, her şeyden önce ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır.”
“Türk demek Türkçe demektir. Ne mutlu Türküm diyene.” ve “Türkçe en kolay ve en güzel olacak dildir. Yeter ki bu dil şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmalıdır.” diyerek tüm gücüyle çalışmış, ölüm döşeğinde bile bilim adamlarına “Arkadaşlar selam, dil çalışmalarını sakın gevşetmeyin.” (6–7 Kasım 1938) diyerek son sözlerini söylemiştir.
Yabancı dil elbette öğrenilmelidir, ancak Türkçe konuşurken yabancı sözcükleri kullanmak dilin bozulmasına sebep olabilir. Buna çok dikkat edilmelidir.
Türk milletinin gururu, günümüzün Einstein’ı Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu bu konuda şöyle demektedir: “Konuşurken araya yabancı kelimeler sokuşturmak ayıptır; kimlik, kişilik yoksunluğuna delalet eder. Gönlü temiz olanın dili de temiz olur.”
“Dil, bir milletin anılarının, yani tarihinin, kültür birikiminin ve de ortak hissiyatın depolandığı unsurdur. Dil, gönlü yüzdüren gemidir. Milletin gönlüne ise kültür diyoruz. Dil olmazsa kültür olmaz, kültür olmazsa haysiyet, onur olmaz”. “Türkçe, 10 bin yıllık bir dildir. Dilbilimcileri şaşırtacak keskinlik ve yetenekteki bir dildir. Türkçe, 250 milyon insanın anadilidir.”
“ Türk dilinin yapısı matematiksel özelliklere sahip olduğu için Türklerde matematiğe karşı bir yatkınlık vardır. Türkçe, matematik gibi bir dildir.”
“ Bilime en uygun dil Türkçedir. En elverişsiz dil ise İngilizcedir. İngilizce, pespaye bir dildir. İngilizcede enformasyon ve enformatik diye 2 tane sözcük var, Türkçede ise “bilgi” kökenli 20 sözcük türetebilirsiniz. Çünkü İngilizcede matematiksel yapı yoktur.”
“Kendi dilini bırakıp da, ne dil kuralları, ne bir matematiksel açık seçikliği olan İngilizce gibi geçmişi birkaç yüz senelik, dört – beş dilin kırması (%60 Latince, %20 Fransızca, %10 Almanca) uyduruk bir yabancı dilden eğitimini yapan bir ülke daha yoktur.”. diyerek yabancı dille eğitimi eleştirmekte, üniversitelerde de yabancı dille eğitimin kaldırılması için mücadele etmektedir.
Sinanoğlu, kalkınmak için şu formülü önermektedir: Matematik + Bilim + Gönül = Dünyanın en ileri milleti
Demek ki dilimizi korumak için konuşurken yabancı sözcük katmamalı ve çok kitap okumalıyız. Konuşurken vurgu ve tonlamaya dikkat etmeli, yerel ağızları kullanmamaya çaba göstermeliyiz.Yabancı dil öğrenmeliyiz, ancak bunu yapabilmek için kendi dilimizi çok iyi bilmeliyiz.
Bu konuda da Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu şöyle demektedir: “İki Lisan iki insan eder ama kendi dilini bilmeyen eksi yüz insan eder.”

Etiketler:bayrağımızla ilgili duygu ve düşünceler bayrağımızla ilgili duygu ve düşüncelerimiz vatan ve millet bayrakla ilgili duygu ve düşünceler vatan ve millet sevgisinin önemi millet ve vatan bayrağimiz ile ilgili duygu bayrağımız ile ilgili duygu ve düşünceler bayrağimizla ilgili duygu ve düşünceler bayrağımızla ilgili duygu düşünce bayragımızla ilgili duygu ve düşünceler bayrak ile duygu ve düşünceler bayrağimizla ilgili duygu ve düşüncelerimiz bayrak ile ilgili duygu ve düşünceler Bayrağımızla ilgili duygu ve düşünceleri yazınız bayrağımızla ilgili duygu ve düşünce bayrağımızla ilgili duygu ve düşüncelerinizi türk bayrağımızla ilgili duygu ve düşünceler Bayrağımız hakkında duygu ve düşünceler bayrağımızla duygu düşüncelerimiz
İlgili Taraflar: İlgili Taraflar (İng. Both Parties Concerned), ABD'li yazar J. D. Salinger'ın ilk kez 26 Şubat 1944'te Saturday Evening Postta yayınlanan öyküsü.
İlgili minör: İlgili minör, belli bir Majör gam ile aynı donanımı paylaşan natürel minör gama verilen isimdir. Herhangi bir Majör gamın ilgili minörünü bulmak için, o Majör gamın altıncı derecesini bulmak veya gama ismini veren notanın üç yarım ses gerisindeki notayı bulmak yeterlidir.
Duygu Asena: Duygu Asena (19 Nisan 1946 - 30 Temmuz 2006) Türk gazeteci ve yazar.
Duygusal zekâ: Duygusal zeka veya yaygın İngilizce ifade edilişiyle EQ (Emotional Quotient), bir insanın kendisine veya başkalarına ait duyguları anlama, sezinleme, yönetme ve yönlendirme yetisi, kapasitesi ve becerisinin ölçümünü tanımlamaktadır.
Duygu Sağıroğlu: Duygu Sağıroğlu,   (d. 1932, Trabzon),   Senarist, film yönetmeni.
Duygudurum bozukluğu: Duygudurum bozuklukları başlığı Amerikan Psikiyatri Birliği (APA) ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından kullanılan bir başlıktır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir