Beddua Duaları

Sponsorlu Bağlantılar
bir dualar eden hangi ibret rabb sas tutum zalim Beddua Duaları Hangi Beddualar Kabul Olur beddua duası beddua duaları hangi beddualar kabul ..

Hangi Dualar Reddedilmez?

Hangi dualar reddedilmez?

Efendimiz (sas) Hazretleri redde uğramayacak dualardan üçünü şöyle sıralar:
-Ana babanın çocukları hakkındaki duası.
-Misafirin ev sahibi hakkındaki duası.
-Zulme uğrayan adamın zalim hakkındaki duası.
İşte bu üç duaya dikkat etmeli, bu duaların bedduaya dönüşmesine sebep olacak tutum ve tavırlardan önemle kaçınmalıdır. Çünkü redde uğramayan bu üç dua, kitapların tarifine göre namludan çıkan kurşun gibi hedefine varır, muhatabını bulur.
Özellikle zulme maruz kalan adamın yaptığı duadan ciddi şekilde korkulmalıdır.
Çünkü mazlumun yıkık gönülle yaptığı duasının Rabb’imizin manevi huzuruna engelle karşılaşmadan çıkacağı hadislerle haber verilmiştir.
Bu sebeple irşat kitapları mazlumun redde uğramayan dualarından örnekler verirler, ibret almamız için ikazlarda bulunurlar. İsterseniz ibret alınacak böyle bir beddua olayını birlikte okuyalım zalim ve mazlumların çoğaldığı devrimizde.
Horasan’ın meşhur valisi Abdullah bin Tahir, muhterem bir insandır. Ancak yönetime geçince ister istemez hatalar da yapar, öfkesine mağlup olarak zulüm de işler. Nitekim bir gece şehirde asayişi bozan başıboş kimseleri toparlayıp valinin huzuruna çıkarmak üzere önlerine katarak götüren bekçiler, bir ara sokakta işinden evine giden Heratlı masum bir demirciyi de suçlulardan biri diyerek yakalayıp valinin huzuruna çıkarırlar. Geceleri halkı rahatsız eden suçlulara olan kızgınlığı sebebiyle getirilenleri sorgulama gereği duymayan vali derhal emrini verir:
- Bunların hepsini de atın zindana. Akılları başlarına gelinceye kadar kalsınlar hapishane mahzenlerinde!..
Böylece bütün gün çoluk çocuk rızkı için çalışmaktan yorularak geç vakit evine dönmekte olan Heratlı demirci de suçlular arasında zindanı boylamaktan kurtulamaz.
Mazlum adam büyük bir teessür içinde hapishanede abdestini alıp namaza durur, gözyaşları içinde kıldığı namazının arkasından el açıp duasını yaparken:
-Rabb’im der, beni evimde uyutmayanları sen de evlerinde uyutma. Sabahlara kadar evlerini başlarına salla!.
O sıralarda yatağına yeni uzanmış olan vali ise daha gözlerini kapar kapamaz müthiş bir sarsıntı ile evin sallandığını hissederek fırlar. Bakar ki deprem filan yok. Şükürler olsun, rüyaymış, diyerek tekrar uzanır. Ne var ki yine gözünü kapar kapamaz aynı sarsıntı başlar. Yine fırlayıp kalkarak sağa sola bakar.. derken sabahlara kadar mazlum demirci zindanda nasıl uyuyamazsa onu zindana atma emrini veren zalim vali de evinde öyle uyuyamaz, ev başına yıkılacak gibi sallanıp durur.
Ancak insaflı vali, sabah olunca bunda bir hikmet olabilir, birine bir zulüm mü yaptım acaba, diyerek hapishane müdürünü çağırtıp sorar.
-Bu gece sabaha kadar evimde uyuyamadım, ev başıma yıkılacak gibi sallanıp durdu. Bir mazlumun bedduasını mı aldım acaba? der.
Müdür bey kendisinin de hapishanede işittiği bir mahpusun duasını anlatır.
-Rabb’im beni evimde uyutmayanları sen de evlerinde uyutma, sabaha kadar evlerini başlarına salla, diye dua eden bir demirci var hapishanede, der.
-Hemen o demirciyi çıkarıp getirin buraya, diyen Abdullah bin Tahir, huzuruna getirttiği demircinin işinden evine giderken yoldan çevrilip suçlular arasına karıştırıldığını öğrenince, özür dileyerek demirciyi serbest bırakırken tembihini de şöyle yapar:
-Bundan sonra başına böyle bir haksız iş gelirse hemen beni ara!
Demircinin bu teklife cevabı valiye gözyaşları döktürecek derinlikte olur. Der ki: -Seni neden arayacağım? İşlemediğim suçtan dolayı beni zindana atan zalim sen değil misin? Ben seni değil, beni senin zulmünden kurtaranı arar, müracaatımı yine O’na yaparım. Zira O, mazlumun duasını hemen kabul ederek evini sabahlara kadar başına sallamasaydı sen yine beni huzuruna çağırmayacaktın, ben de hapishane mahzeninde inlemeye devam edecektim! Horasan valisinin bu söze cevabı, pırıl pırıl gözyaşı dökmekten ibaret kalır.

Ahmed Şahin’ den alıntı

Lanet Ve Beddua Etmek

Lanet ve beddua etmek

Sual: Bazı hadis-i şeriflerde lanet olsun deniyor.Lanet etmek ne demektir? Kötü anne babanın iyi olan çocuğuna yaptığı beddua kabul olur mu?
CEVAP
Lanet olsun demek, Allah’ın rahmetinden uzak olsun demektir.Lanet etmek, beddua etmek iyi değildir.Çünkü hadis-i şerifte, (Bir kimse lanet edince, lanet edilen buna müstahak değilse, kendine döner) buyurulmuştur. (Beyheki)

İbni Mübarekhazretleri, çocuğunu şikayet edene, (Çocuğa beddua ettin mi?) dedi. O da, evet deyince, (Çocuğun ahlakını sen bozdun) buyurdu.

Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Bir babanın duası, ilahi hicaba erişir ve bu hicabı da aşar.)

(Ana-babanın çocuğuna ve mazlumun zalime olan bedduaları, red olmaz.)

(Kendinize, malınıza ve çoluk çocuğunuza beddua etmeyin! Duaların kabul olduğu bir saate rastlar da bedduanız kabul olur.)
Kötü ana-babanın, suçsuz ve iyi olan çocuğuna yaptığı beddua kabul olmaz. Haksız olarak yapılan beddualar kabul olmaz.

Haksız olarak yapılan beddua
Sual: (Ana-baba, mazlum ve misafirin duası kabul olur) buyuruluyor. Bu insanlar haksız olarak beddua ederlerse yine mi kabul olur?
CEVAP
(Ana-baba, mazlum ve misafirin duası kabul olur) demek, (Ana-babanın çocuğuna yaptığı hayır dua, mazlumun kendine zulmeden zalime yaptığı beddua, misafirin ev sahibine yaptığı hayır dua kabul olur) demektir. Yoksa misafirin, suçsuz olan ev sahibine yaptığı beddua kabul olmaz.

Mazlumun, kendine zulmetmeyen birine yaptığı beddua kabul olmaz. Ana-babanın, evladına yaptığı hayır dua kabul olur. Kötü ana-babanın, suçsuz ve iyi olan çocuğuna yaptığı beddua kabul olmaz.

Kısacası haksız olarak yapılan beddua kabul olmaz. Beddua etmeye alışmamalıdır! Çünkü hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Kendinize, çocuklarınıza ve mallarınıza beddua etmeyiniz! Duaların kabul olduğu bir vakte rastlar da, bedduanız kabul olur.)

Sual: Annem, babamdan boşandı. Babam annemi, annem de babamı kastedip (Eğer onunla görüşürsen hakkımı helal etmem, beddua ederim) dediler. Haksız olarak ettikleri beddua geçer mi?
CEVAP
Geçmez. Gizli görüşmek lazımdır.

Sual: Babam beddua etti. Sonra öldü. İşim rast gitmiyor, bunun çaresi nedir?
CEVAP
Tevbe istiğfara devam etmeli, ölü için hayırlı işler yapmalıdır!

Sual: Bir gencin evlenme teklifini kabul etmedim. Bunun üzerine bana, “Allah belanı versin” dedi. Şimdi sağlığım bozuktur. Acaba, sağlığımın bozulması, gencin bedduasından mıdır? Onunla helalleşmem mi gerekiyor?
CEVAP
Evlenme teklifini kabul etmemekle hak geçmez. Haksız olarak yapılan beddualar da geçmez. Helalleşmek gerekmez.

Lanetli olmak
Sual: Hadisi-i şerifte, (Fitne çıkarana Allah lanet etsin) buyuruluyor. Lanetli olmak ne demektir? Lanetli olacak iş yapınca, insan İblis gibi lanetli mi olur? Yani bir daha müslüman olmayacak şekilde kâfir mi olur?
CEVAP
Hayır. Lanetin birkaç manası vardır. En kötüsü Allah’ın rahmetinden uzak olmak anlamına kullanılır. Lanetli bir iş yapar da, sonra tevbe ederse, Allah’ın rahmetinden uzak kalmaz.

Dua, Beddua, Gerçek Dua, Fiili Dua, Dua Almak (gönül Almak)

Dua, Allah’a (c.c.) sunulan bir dilekçedir. Yöntemine ve kurallarına uygun olarak yapılırsa kabul edilir.

Kul Allah’a (c.c.) dua yolu ile müracaat ettiğinde Allah (c.c.) onun duasını işitir ve ona karşılık verir. Sıkıntısını ve ihtiyaçlarını giderir.

İnsanın Allah’a (c.c.) dua etmeden önce aczini, zayıflığını göstermesi gerekir ki bu da en güzel biçimde namazda bulunmaktadır. Namazda rükû ve secde gibi rükünler, insanın Allah (c.c.) karşısında aczini ve zayıflığını gösteren en ideal hareketlerdir. Kulluk makamı en güzel biçimde namazda yaşanır.

Eskiden padişahların huzuruna girmeden önce bazı merasimler yapılırdı. Bu merasimler padişahtan padişaha değişirdi. Kimisi azgınlıklarından insanlardan secde isterdi, kimisi de tahtlarının altındaki örtünün öpülmesini yeterli görürdü… Tabii en azından eller önde bağlanmak suretiyle makama saygı gösterilmesini beklerlerdi. Kuşkusuz şimdi de kimsenin elini kolunu sallayarak, rahat bir biçimde devletin en yüksek makamında bulunan birinin odasına girebileceğini düşünemeyiz.

Evrenleri yoktan yaratan Allah’ın (c.c.) huzuruna çıkıp dua etmeden önce de böyle bir kulluk merasimi gereklidir. İşte namaz bize bu yolu hazırlamaktadır.

Kuşkusuz dua başlı başına bir ibadettir. Namazdan bağımsızdır. Tek başına da yapılabilir. Ama dua özel bir andır. Yaratıcıya isteğin sunulduğu bir zaman dilimidir. Bir insanın diğer bir insanla bile görüşmeden önce kendisine çeki düzen vermeye çalıştığını düşünecek olursak dua öncesinin de namaz, oruç, sadaka… gibi bir ibadetle tamamlanmasının edebe, usule ve duanın kabul kurallarına daha uygun düşeceği anlaşılır. Ayrıca duaya başlamadan önce Allah’a (c.c.) hamd u senâda bulunmak ve peygamberimize salât ve selâm getirmek de gerekir.

Sözlü duanın yanında bir de fiili dua vardır. Örneğin sigara içen birisi kanser vb. hastalıklara yakalanmak için fiili dua etmektedir. Derslerine günü gününe çalışan, sınavlarına hazırlık yapan birisi de sınıfını geçmek için fiili duada bulunmaktadır. Bu açıdan fiilli dua ile sözlü dua arasında bir uyum bulunursa bu duanın kabul şartlarından olan samimiyeti ve ihlâsı gösterir. Buna göre dualarında Allah’tan (c.c.) kabir ve cehennem azabından korunup cenneti isteyenlerin de fiili duaları Allah’ın emir ve yasaklarına gösterdiği itinadır.

Dualarımızda Allah’tan (c.c.) her şeyi isteyebiliriz. Bu dünyalık bir şey de olabilir. Ama istediğimiz dünyalık ile ahiret hayatımız ve Allah’ın (c.c.) rızası da gözetilmelidir: “Kim ahiret mahsulü isterse onun ürünlerini fazla fazla artırırız. Kim de sırf dünya menfaati isterse ona da ondan veririz, ama ahirette onun hiç nasibi olmaz (Şûrâ suresi, ayet 20).”

Pek çok kişi dualarının kabul olunmadıklarından söz ederler. Duanın kabulünde aranan birtakım şartlar vardır. Bunlar dua eden kişi ile ilgili olabildiği gibi duanın konusu ile de ilgili olabilir. Ayrıca duanın kabul edilip edilmediği ilk anda anlaşılmaz. Belki duada istenilen şeyler daha makbul bir biçimde başka dünya ve ahiret nimetlerine dönüşecektir. Bunun yer ve zamanını kısıtlamak doğru olmadığı gibi kabul edilmediğini de varsaymak doğru değildir. Yüce yaratıcı aşağıdaki ayet-i kerimelerde duanın kabul edileceğine dair adeta teminat vermekte ve bizleri dua etmeye teşvik etmektedir: “Kullarım Beni sana soracak olurlarsa bilsinler ki Ben onlara pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse onlar da Benim çağrıma cevap versinler, Bana iman etsinler (Bakara suresi, ayet 186).”

Allah’ın El-Mucîbu (Duaları kabul eden) güzel ismi ile kula düşen görev, duanın kabul şartlarından olan Allah’a (c.c.) karşı samimiyeti ve ihlâsı elde etmeye çalışmaktır. Bu da ibadetlerle gerçekleşir. Ayrıca şu ayet-i kerimedeki tehdidi de ciddiye almalıdır: “Rabb’iniz buyurdu ki: ‘Bana dua edin ki size karşılık vereyim. Bana ibadet etmeyi kibirlerine yediremeyenler rezil ve zelil bir biçimde cehenneme gireceklerdir (Mü’min suresi, ayet 60).’”

Hadislerden anlaşılmaktadır ki Allah duanın çokça tekrar edilmesinden, hatta bir ömür boyu tekrar edilen dualardan çok hoşlanmaktadır.

Dua insana kulluğunu hatırlatan güzel ve yararlı bir ibadettir.

Allah’a (c.c.) dua etmek yanında başkalarından dua almaya da önem vermek gerekir. Peygamberimiz (s.a.s) hadislerinde müminin mümin kardeşinin arkasından yaptığı duanın kabul olduğunu belirtmiştir. Başkasından dua illa sözle alınmaz. Gönülle de alınır. Gönül almak o kişinin duasını almak demektir. Bu ancak o kişiyi gerçekten memnun etmekle mümkündür. İş hayatımız, sosyal hayatımız bunun için pek çok fırsatları ve imkânları taşır.

Akıllı insan işini ve sosyal hayatını dua almak, gönül almak yolunda kullanır. Bu dua o kadar güçlüdür ki kişiyi hem dünyada hem de ahrette mutlu kılar. Sadece kendisini değil yedi sülalesini de ihya eder. Bu adeta bir devlettir. Onun için çok az kişiye nasip olmaktadır. İnsanlardaki nefis canavarı buna mani olmaktadır. Ben de dahil insanların çoğu maalesef nefsin esiri olarak bu devlete sahip olamamaktadırlar. Ahmak insanlar bu gerçekten habersiz olarak iş hayatlarında sadece kazanacağı parayı düşünürler. Paraya hırs gösterdikleri, hırs da mahrumiyet sebebi olduğu için arzu ettikleri zenginlikten de mahrum kalırlar. Hâlbuki iş hayatını Allah’ın rızasının tecelli ettiği insanların duasını almak, gönüllerini almak gayesi ile kuranlar ve onda bunu misyon edinenler de beklemedikleri oranda maddi ve manevi zenginliğe erişirler. Kime niyet kime kısmet, buna derler.

Allah her bir sıkıntımızın, problemimizin halli için bizi sosyal hayatta birbirimize bağlamıştır. Onun için hayatta değişik iş kolları meydana gelmiştir. Yani iş hayatında herkes birbirinin işini görmektedir. Aslında bu durum sadece aysbergin görünen tarafıdır. Bunun altında sırlar dünyasında da durum böyledir. Çocuğun mu olmuyor? Birisinin, belki bir yetimin, dulun duasına, daha doğrusu gönlünün alınmasına muhtaçsın. Kalbin zayıf mı, ömrün kısa mı olacak görünüyor? Tamam doktor, ilaç, tedavi elbette fiili dua hükmündedir. Gerçek dua yanında bunlar da ihmal edilmemelidir. Ama asıl deva başkalarının gönlünün alınmasında görülmelidir.

Allah için hiçbir konuda sıkıntı yoktur. ‘Ol!’ der, her şeyi yaratır. Olmaz olan şeyi de halk eder. Çünkü tabiat kanunlarını da O yaratmıştır. Müslüman Allah’a (c.c.) böyle inanmalıdır. Yoksa yarattığı kanunlarla Allah’ın gücünü sınırlandırmak Allah’ı inkâr etmenin bir başka yoludur. Kul yeter ki çalacağı kapıyı bilsin. Hiçbir zaman umudunu yitirmesin. Kuran-ı Kerim ayetiyle sabittir ki (Yusuf suresi, 87), Allah’tan umudunu kesenler ancak kâfirler topluluğudur. İnsanlar bir sıkıntıya düştükleri zaman genellikle sadece yaptıkları duaya sığınırlar. Gece gündüz dua ederler. Elbette bu yapılmalıdır. Asla boş verilmemelidir. Bazıları da avukat avukat, doktor doktor dolaşırlar. Tabii bu da yapılmalıdır. Çünkü fiili dua hükmündedir. Ama bunun yanında başkalarının dualarını almak da asla ihmal edilmemelidir. Başkalarının duaları derken gönüllerini almayı kastettiğimizi bir daha belirtelim. Sıkıntıya deva genellikle bu kapıdan gelir. Çünkü her insan bir esmaya, Allah’ın güzel bir ismine aynadır. Yani her insanı Hızır bilmek gerekir. Hiç tahmin etmediğimiz, basit gördüğümüz bir insan bizim sıkıntımıza çare olabilir. Allah (c.c.) nasıl hiçbir bitkiyi boşa yaratmamış her birinin tıpta bir hastalığın ilacı gibi görevi varsa insanlar da böyledir. Her bir insan ayrı bir derde devadır. Gönülleri alındığında hediyelerini manevi olarak o insana sunarlar. Kalpleri kırıldığında da zehirlerini manevi dünyamıza şırınga ederler. Yani her insan nasıl bir derde deva ise ayrıca bir derde de hastalık yapıcıdır.

İnsanların evlerinin yanması, iflaslar, işten atılmaları, hastalıklar, her türlü işinin ters gitmesi… genellikle kalp kırmaların sonucudur.

Mutasavvıflar kalbin içinde gizli olan bir şeyden daha söz ederlerdi. Buna gönül (süveyda) derlerdi. Bunu yıkmak ise Kabe’yi yıkmakla eş tutulurdu. Kalp kırmak genellikle yanlışlıkla, gafletle, bilmeyerek olur. Tabii gönül yıkmak bilerek insanlara zulmetmekle olur ki onun bu dünyadaki cezası insandaki ibadet ve iman cevherinin alınması ile sonuçlanır. Ahiretteki cezası ise ebedi cehennemliktir. Öldürme, tecavüz etme, gasp, hırsızlık, iftira atma v.b büyük günahlar gönül yıkarlar. Bu korkunç sonucu hazırlayabilirler. Tabii tövbe nasip olursa Allah bu kimselere de merhamet kapısını açabilir. Allah her günahı bağışlayabilir. Yeter ki kulları ümitsizliğe kapılmayıp tövbe-i nasuh ile ona yönelsinler. Yalnız bu büyük günahlar insanlara Allah’a dönüş nimetini pek nasip etmezler. Tabii bu büyük nasibe kavuşanlar da olabilir. Allah bizleri bu afatlardan korusun. Âmin.

Kalp kırmaya en büyük neden, insanları küçük görmektir. Gıybet de bu yüzden kaynaklanır. İnsan nefsi dışında kimseyi küçük görmemelidir.

Gıybetle ilgili şu soruya çok maruz kalıyorum: ‘Tamam, gıybet günahtır. Allah onu ölü kardeşinin etini yemeye benzetmiştir. Ama gıybet edeceğim hususları o arkadaşın yüzüne söylersem ne olur?’ O zaman da kalp kırma riskine girersin. Niyetin o kişiyi incitmekse kalbini mutlaka kırarsın. Kaçışın yok. Merak etme. Şayet niyetin o kişiye samimi olarak Allah rızası için yardımsa yine kalp kırabilirsin. İhtimal var. Yani bu iş çok tehlikelidir. Doktorlar her hastayı ameliyata almıyorlar. Riskleri önce bir ölçüyorlar. Bu iş de böyle ihtimam ister. Kaş yapayım derken göz çıkarmak ağır bir mesuliyeti getirir. Kalp kırmadan yanlışı düzeltmek büyük bir ustalık ve beceri ister. Herkesin harcı değildir. En iyisi böyle durumlarda genel konuşmak daha doğrudur. Tabii imalı olmamak da gerekir. Yoksa yine kalp kırılabilir. Gıybette ölü kardeşin eti bir zehirdir. Maddi ve manevi dünyada neleri götürdüğünü Allah bilir. Kalp kırma ise zehri bizzat şırınga ile o kişiden vücudumuza zerk etme gibi daha tehlikelidir. Sakınmak gerekir. Bizlere büyük zararlar verir.

İnsanın en başta anne ve babasının dualarını, gönüllerini alması üzerine farzdır. Anne ve babasından böyle bir nasip alamamış kişiler hem dünyada hem ahrette bahtsızdırlar. Böylelerine karşı dikkatli olmak gerekir. Anne ve babasına hayrı olmayanın başkasına ancak zararı olur. Onlardan kimseye fayda gelmez. Anne ve baba duası hem yaşarken hem de onlar öldükten sonra da alınabilir. Allah rahmet kapısını kolay kolay kapatmaz. İmtihan dünyasında her zaman kapı açık tutular. Anne babaları yaşarken dualarını alamayanlar onların arkasından yapacakları ve onlara hediye edecekleri hayırlarla, salih amellerle bu nimete kavuşabilirler. Kişi iyi bir insan olursa anne ve babası bundan büyük istifade eder. Tabii bu da bir nasip meselesidir. Anne ve babaları hayatta iken bu duayı alamayanlara peygamberimizin (s.a.s) cuma namazında bir hutbede iken Cebrail’le birlikte yaptığı ‘Burnu sürtünsün!’ bedduası meşhurdur. Kendisine Cebrail ve peygamber bedduası yapılan kişilerden uzak durmak ise çok akıllıca bir iştir. Tabii burada uzak durmak ile kastettiğimiz şey ortak ilişkilere girmemektir. Yoksa insan ve Müslüman olarak yardım etmek, iyiliği emir ve kötülükten sakındırmak üzerimize her tür insan için farzdır.

İş hayatında gönlü alınması gerekenler en başta orada çalışan kişiler olmalıdır. Bunların gönülleri alınmadan o işten hayır gelmez. Sonra o işin hizmetinden ya da ürününden yararlanan insanlar gelir. Onların da gönüllerinin alınması hedeflenmelidir.

İnsanların gönüllerini almak kolay değildir. Bunun için bazen ciddi fedakârlıklar yapmak gerekir.

İşlerini gerçekten büyüten ve geliştiren insanlar bu altın kuralın gölgesinde, bu sünnetullahın ışığında hareket etmişlerdir. Yoksa aldatma, çalma çırpma, hak yeme ile kimse onmaz. Atalar onun için ah alan onmaz, demişlerdir. Bu yolla kazanan paralar hiçbir zaman kalıcı mal ve mülke, büyük sektörlere dönüşemez. Parlayanları saman alevi gibi hemen sönerler.

İnsanlar genellikle ya birbirlerinin gönüllerini alırlar ya da kalp kırarlar. Orta yolda gidenler de vardır elbette.

Kalp kıranların bu dünyada kalpleri kırılabilir, yaptıkları yanlarına kalmayabilir. Çünkü bu dünyada imtihan olma yanında bazen hikmet de ders olarak verilmektedir. Bu nedenle ‘etme bulma dünyası’ diye bir söz şöhret bulmuştur. Başa gelen bela ve musibetler kimsenin yaptığının yanına kalmadığı, herkesin ektiğini biçtiği bir özellik de taşıyabilir. Gerçi dünya bir ceza yurdu değildir ama Allah yüce merhameti ile insanları günahlardan vazgeçirmek, tövbe etmelerini sağlamak için dünyanın, hayatın kanunları arasına işlenen günahların kısmi de olsa cezalarını bu dünyada da aksettirebilmektedir. Tabii Allah’ın hikmetini kimse mutlak olarak bu tür kanunlarla sınırlandıramaz da, anlamlandıramaz da. O’nun hikmetini akıllar kavrayamaz. Hadis-i şeriflerde bazı insanlara tövbenin nasip olamaması için Allah’ın bu dünyada onlara her istediğini verdiği ve başlarına en küçük bir bela ve musibeti dahi vermediği de belirtilmektedir. Bundan her zaman Allah’a (c.c.) sığınmak gerekir.

Her türlü bela ve musibet sabırla karşılanıp tövbeye ve Allah’a (c.c.) dönmeye vesile olursa geçmiş günahları sevaba çevireceği gibi bela ve musibetlerle yaşanan acı ve kayıpları da büyük birer ibadete dönüştürür. Allah gübreden güzel kokan çiçekler bitirendir. Yeter ki insan bela ve musibetten ders almasını bilsin. “Ancak şu var ki tövbe edip iman edenler ve güzel işler yapanlar, bundan müstesnadır. Allah onların kötülüklerini iyiliklere, günahlarını sevaplara dönüştürecektir. Çünkü Allah Gafûr (günahları affeden), Rahîm’dir (müminleri esirgeyendir). Kim tövbe edip güzel işler yaparsa gereğince tövbe eden odur işte (Furkan suresi, 70-71).”

Gönül almak sosyal hayatımızda da temel amaç olmalıdır. İnsanlarla ilişkilerdeki amacımız bu olursa Allah (c.c.) uygun fırsatları yaratır.

Hediye vermek, insanların gönüllerinin çok kolay alınmasını sağlar. Her Müslüman diğer bir Müslüman’a zahmetsizce de hediye verebilir. Bunu o kişinin bilmesine de gerek yoktur. Okunan ayetleri, sureleri hediye etmek bu cinstendir. Kendisine hediye sunulan kişi de farkına varmadan gönlünün alınması ile mukabelede bulunur. Özellikle Allah’ın peygamberlerine ve veli kullarına bu türden hediyeleri çokça sunmak onlardan gelecek manevi hediyelere de zemin hazırlayacaktır.

İnsanlar genellikle ölülere dua ederler ve onlara sure ve ayet okuyarak hediyelerde bulunurlar. Hâlbuki bunlara asıl muhtaç olanlar hayattakilerdir. Bu tür umumi hediye vermelerde ahrete intikal eden mümin ve Müslümanlar yanında şimdi dünyada yaşayan mümin ve Müslümanları da zikretmek hatta kıyamete kadar gelecek tüm mümin ve Müslümanları da kapsamak gerekir. Sevap parçalanarak değil herkese aynı şekilde ilk haliyle verildiği için Allah’ın rahmetini geniş tutmakta her zaman bizler için de büyük yararlar vardır. Bunun yanında duada ve bu tür hediyelerde cinler sınıfındaki mümin ve Müslüman kardeşlerimizi de ilave etmede bir sakınca yoktur. Hatta okunan şeylerin yüzü suyu hürmetine davet ümmetinin de (Müslüman olmayanların, kâfirlerin) hidayeti için dua etmek çok yerinde bir tutumdur. Bilindiği gibi onlara ibadetin sevabı hediye edilmez ama onların hidayete kavuşmaları için sure ve ayetlerle tevessül (dua) edilebilir. Çünkü onlar da peygamberimizin ümmetidirler. Peygamberimizin (s.a.s) ümmet-i icabetini Müslümanlar oluştururken ümmet-i davetini gayri Müslimler meydana getirmektedir.

Bedduadan, beddua gerektirecek işlerden kaçınmak, beddua yapabilecek kişilerden de uzak durmak gerekir. Bunların hepsi büyük bela ve musibetleri davet eder. Hadisle sabittir ki mutlaka da birilerine isabet eder. Beddua eden haksızsa yaptığı beddua mutlaka kendisini bulur. Tövbe etme ve helalleşme dışında da bunu engelleyecek bir güç yoktur.

Peygamberimiz (s.a.s) evinden dışarıya çıktığı zaman şu duayı yaptığı hadislerde geçmektedir: ‘Ya-Rabbim zulmetmekten ve zulme uğramaktan sana sığınırım.’ Öyle ya, her ne kadar insanların duasını almak, beddualarından uzak durmak gibi bir amacımız olsa da kader Allah’ın (c.c.) elindedir. Bizleri ağır şeylerle imtihan edebilir. Bu duaya da sığınmak akıl karıdır.

Allah fazl u ikramıyla bizlere sunduğu salih amellerle her birimize rızasını nasip eylesin. Âmin.

Muhsin İyi

Beddua Etmek

Sual: Kötü anne babanın iyi olan çocuğuna yaptığı beddua kabul olur mu?
CEVAP
Kötü ana-babanın, suçsuz ve iyi olan çocuğuna yaptığı beddua kabul olmaz. Haksız olarak yapılan beddualar kabul olmaz.

İbni Mübarek hazretleri, çocuğunu şikayet edene, (Çocuğa beddua ettin mi?) dedi. O da, evet deyince, (Çocuğun ahlakını sen bozdun) buyurdu.

Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Bir babanın duası, ilahi hicaba erişir ve bu hicabı da aşar.)

(Ana-babanın çocuğuna ve mazlumun zalime olan bedduaları, red olmaz.)

Sual: (Ana-baba, mazlum ve misafirin duası kabul olur) buyuruluyor. Bu insanlar haksız olarak beddua ederlerse yine mi kabul olur?
CEVAP
(Ana-baba, mazlum ve misafirin duası kabul olur) demek, (Ana-babanın çocuğuna yaptığı hayır dua, mazlumun kendine zulmeden zalime yaptığı beddua, misafirin ev sahibine yaptığı hayır dua kabul olur) demektir. Yoksa misafirin, suçsuz olan ev sahibine yaptığı beddua kabul olmaz.

Mazlumun, kendine zulmetmeyen birine yaptığı beddua kabul olmaz. Ana-babanın, evladına yaptığı hayır dua kabul olur. Kötü ana-babanın, suçsuz ve iyi olan çocuğuna yaptığı beddua kabul olmaz.

Kısacası haksız olarak yapılan beddua kabul olmaz. Beddua etmeye alışmamalıdır! Çünkü hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Kendinize, çocuklarınıza ve mallarınıza beddua etmeyiniz! Duaların kabul olduğu bir vakte rastlar da, bedduanız kabul olur.)

Sual: Annem, babamdan boşandı. Babam annemi, annem de babamı kastedip (Eğer onunla görüşürsen hakkımı helal etmem, beddua ederim) dediler. Haksız olarak ettikleri beddua geçer mi?
CEVAP
Geçmez. Gizli görüşmek lazımdır.

Sual: Babam beddua etti. Sonra öldü. İşim rast gitmiyor, bunun çaresi nedir?
CEVAP
Tevbe istiğfara devam etmeli, ölü için hayırlı işler yapmalıdır!

Sual: Bir gencin evlenme teklifini kabul etmedim. Bunun üzerine bana, “Allah belanı versin” dedi. Şimdi sağlığım bozuktur. Acaba, sağlığımın bozulması, gencin bedduasından mıdır? Onunla helalleşmem mi gerekiyor?
CEVAP
Evlenme teklifini kabul etmemekle hak geçmez. Haksız olarak yapılan beddualar da geçmez. Helalleşmek gerekmez.

Peygamber efendimiz beddua etti mi?
Peygamber efendimiz, diğer bazı Peygamberler gibi kavimlerine genel bir beddua etmemiş ama muayyen günahları işleyenleri lanetlemiştir. Mesela birkaçı şöyledir:

(Lutilere Allah lanet etsin!)

(Paraya tapana lanet olsun!)

(Bid’at çıkarana lanet olsun.)

(Eshabıma sövene lanet olsun.)

(Doğruyu bildiği halde susana lanet olsun)

Ayrıca isim söyleyerek beddua ettikleri de vardır. Bir tanesi şöyledir: Ebu Leheb’in oğlu Uteybe, Tebbet suresi gelince, Resulullah efendimize hakaret etti. Resulullah çok üzülüp, (Ya Rabbi, buna bir canavar musallat et) dedi. Ebu Leheb’in oğlu Uteybe Şam’a giderken, bir gece, bir aslan gelip uyuyan arkadaşlarını koklayıp bıraktı. Sıra Uteybe’ye gelince onu parçaladı. (Mirat-i kâinat)

Taberani’de rivayet ediliyor ki:
İki kişi, Hazret-i Hamza hakkında aşağılayıcı bir şiir okuduklarından Cehenneme gitmeleri için Resulullah beddua ediyor.

Peygamber efendimiz beddua etmezdi sanarak hadis kitaplarındaki beddua bildiren böyle bir hadis-i şerife şüphe ile bakmak din düşmanlarını sevindirmek olur. O zaman imam-ı Taberani’ye de itimat kalmaz. Zaten din düşmanlarının bütün derdi de bu. (Âlimleri ve hadisleri yıkarsak Kur’anı yıkmak daha kolay olur) diyorlar.

O iki kişi hicri 8. yılda Müslüman olmuştu. Hazret-i Hamza ise bundan 4 yıl önce şehit oldu. Yani o zaman o iki kişi Müslüman değildi. O dua, Müslümanlara yaptıkları zararlardan ve sevgili amcası Hazret-i Hamza’ya dil uzattıklarından dolayı yapılmıştı.

Mekke’nin fethinde, Resulullah efendimiz herkesi affetti. Yalnız on kişinin isimlerini söyleyip, (Bunları görünce hemen öldürün) buyurdu. Bu on kişiden biri olan Vahşi bin Harb, Mekke’den uzaklara kaçtı. Daha sonra pişman olup, Medine’de mescide gelip, (Ya Resulallah, bir kimse Allah’a ve Resulüne düşmanlık yapsa, en kötü, en çirkin günah işlese, sonra pişman olup iman etse, bunun cezası nedir?) dedi. Resulullah efendimiz, (Pişman olup iman eden affolur, bizim kardeşimiz olur) buyurdu. (Ya Resulallah, iman ettim, pişman oldum. Ben Vahşi’yim) dedi. Peygamber efendimiz, Vahşi adını işitince, sevgili amcası Hazret-i Hamza’nın parçalanmış hâli gözü önüne geldi.
Ağlamaya başlayıp, (Git, seni gözüm görmesin) buyurdu. Vahşi, öldürüleceğini anlayıp dışarı çıkarken Cebrail aleyhisselam gelip, (Ey Habibim, bütün ömrünü puta tapmakla, kullarımı bana düşman etmeye uğraşmakla geçiren bir kâfir, bir kelime-i tevhid okuyunca, ben onu affediyorum. Sen, amcanı öldürdü diye Vahşi’yi niçin affetmiyorsun? O pişman oldu. Şimdi sana inandı. Ben affettim. Sen de affet) mealindeki ilahi emri bildirdi.

Herkes, öldürün emrini bekliyordu. Resulullah efendimiz, (Kardeşinizi çağırınız) buyurdu. Kardeş sözünü işitince, saygı ile çağırdılar. Resulullah efendimiz, affolduğu müjdesini verip, (Fakat, seni görünce dayanamıyor, üzülüyorum. Bana görünme) buyurdu. Hazret-i Vahşi, Resulullahı üzmemek için, bir daha yanına gelmedi. Mahcup, başı önünde yaşadı. (Kurtubi, Süyuti, Taberi)

Sorgusuz sualsiz öldürülmesi gereken bir kâfir, Müslüman olunca, onun hakkındaki nefret, merhamete dönüşüyor, sahabilik şerefine kavuşuyor. Günahları sevaba çevriliyor. Bir âyet meali:
(Tevbe edip iman eden ve salih amel işleyenlerin günahlarını sevaplara çeviririm. Allah çok affedici ve çok esirgeyicidir.)

Beddua Yerine Dua

BEDDUA YERİNE DUA

Ma’rûf-ı Kerhi Hazretleri bir gün talebelerini toplar Dicle kenarındaki hurmalıklara çekilir sohbet ederler. Bu esnada nehirden bir kayık geçer. İçinde birkaç bıçkın genç. Hem içki içerler, hem şarkı söylerler. Bir ara hepten şirazeden çıkar, naralar atarlar. Talebeler bu edepsizliğe çok bozulur. Hatta içlerinden bazıları:

-Ah şu kayık bir devrilse de günlerini görseler, derler
Ardarda patlayan kahkahalardan ders yapılamaz olunca mübarek o yana döner. Ellerini açar ve;
- Ya Rabbi, Sen bu kullarını dünyada neşelendirdiğin gibi ahirette de neşelendir. Onlara hidayet ve istikamet nasip eyle, der.
İşte tam o sıra gençlerden biri sahildeki sohbetin farkına varır, arkadaşlarını uyarır. Mübareği görünce derlenir toparlanırlar. Hatta sazlarını kırar, destileri suya atarlar. Mahçup mahçup gelir, Şeyh Mar’uf’un ellerine kapanırlar. O günden sonra sohbetin müdavimlerinden olurlar.

Etiketler:beddua duası beddua duaları hangi beddualar kabul olur beddua için okunacak dua beddua duasi bedduayı bozan dua ara bozan dua ev sahibi olma duası bed duaya ugrayan icin dua ev sahibi olmak icin dua beddua dualar ev sahibi duası hayırlı ev sahibi olmak için dua en etkileyici beddua duası nedir dua beddua Ev sahibi olmaq ucun dua anne baba evlatlarına hangi duayı etmeli hangi dualar kabul olur beddua dua hangi dua ile beddua yok olur

Yorumlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir