Bipolar Duygulanım Bozukluğu Nedir

ama bipolar boyu daha dolu heyecan ya yeni vs..

Bipolar Duygulanım Bozukluğu Nasıl Tedavi Edilir

Bipolar bozukluk ya da manik depresif hastalık, tüm dünyada her 50 kişiden birini etkileyen ve sık görülen bir bozukluktur…

Bipolar bozukluğu olan kişi, sıklıkla duygudurumunda aşırı yükselmelerden (duygudurum yükselmesi veya mani) çöküşlere ve yine yükselmelere dönüşen ve çoğu zaman aralarda normal duygudurum dönemleri bulunan dalgalanmalar yaşıyor.

Bu hastalık genellikle ergenlik döneminde ya da erişkinlik döneminin başında başlıyor ve yaşam boyu sürebiliyor.

Bipolar bozukluğun nedeni kesin olarak bilinmemektedir. Ancak araştırmalar, beyinde duygudurumun normal düzeyde kalmasını etkileyen bazı anormallikler olduğunu göstermiştir ve de bu hastalığın kalıtım yoluyla geçtiğine inanılmaktadır.

Mani, doktorların anormal olarak yükselmiş veya “taşkın” duygudurumu tanımlamak için kullandıkları terimdir; mani her bireyde farklı olabilir. Bir de hipomanik dönemler vardır ki bu dönemler kişiye eğlenceli ve verimli gelir ama hastaların davranışları olağan dışıdır.

Hasta “en büyük benim” duygularına kapılmakla başlayıp, çeşitli hezeyanlar ve varsanılarla boğuşmaya varana kadar çeşitli belirtilerlen baş başa kalabiliyor.

Çok enerjik olma, kolayca sinirlenme, çok az uykunun yeterli olması, her zamankinden ve herkesten daha önemli olduğunu hissetme, zihnin yeni ve heyecan verici fikirlerle dolu olması, daha konuşkan olma, aşırı harcama ve kişiliğine özgü olmayan davranışlarda bulunma deyince aklımıza mani belirtileri geliyor.

Uyuyamama veya aşırı uyuma, suçluluk duygusu, azalmış enerji, zevk alma veya ilgi kaybı, dikkatini toplamakta güçlük, huzursuzluk ya da ajitasyon, iştahta artma ya da azalma biçiminde değişiklik, ölüm veya intihar düşünceleri denilince aklımıza depresyon belirtileri geliyor.

Karma dönemleri de unutmamak lazım… Bir kişide aynı zamanda ortaya çıkan mani ve depresyon belirtileri bileşimini tanımlamak için bu tabir kullanılıyor.

Diyabet ve kalp hastalığı gibi, bipolar bozuklukta tedavi edilebilen bir olgudur.

Temel tedavi ilaçlarla yapılır. Bazen tek ilaç yeterli olmayabilir, birden fazla ilaç dahi kullanılabilir. Psikoterapi yöntemi de kullanılmaktadır.

Duygudurum dengeliyicileri bipolar bozukluk tedavisinin temel unsurlarıdır. En yaygın olarak kullanılan duygudurum dengeliyicilerinden biri lityum’dur.

Bipolar bozukluğu tedavi etmek için başka ilaçlar da var ancak bu konu hakkında gerekli bilgiyi gerektiği durumlarda doktorunuzdan almanızı tavsiye ediyoruz.

“Hastanede tedavi” normal olarak bipolar bozukluğun şiddetli belirtilerini kontrol altına almak amacıyla kullanılmaktadır. Şiddetli mani sırasında, kişinin kendine ya da başkalarına zarar vermesi ve pervasız saldırgan davranışlarıyla başa çıkabilmek için profesyonel yardım şarttır.

Depresyondaki bir hasta intihar eğilimi gösterdiğinde de hastane tedavisi gerekebilir.

Bipolar bozukluğun yönetimi için şu aşamaların yerine getirilmesi gerekiyor:

Bipolar bozukluk ve tedavisi hakkında öğrenebileceğiniz her şeyi öğrenin.

Doktorunuzla aranızda iyi bir ilişki kurun.

Duygudurumunuzu günlük olarak kaydedin; çizelge çıkarın.

Erken uyarı belirtilerinizi iyi algılayın.

Düzenli uyku uyuyun ayrıca fazla alkol,kafein ve uyuşturucu madde almayın.

Stresle nasıl başa çıkacağınızı öğrenin.

Mümkünse düzenli egzersiz yapın.

İlaçlarınızı aksatmadan kullanın.

Bipolar Bozukluğu Olan Hasta Yakınları

Bipolar bozukluk, uzun süreli, yineleyici ve kişinin yaşantısını olumsuz yönde etkileyebilecek hastalık dönemleri olan bir bozukluktur. Ancak hasta, hasta yakını ile tedavi ekibinini işbirliği sağlandığında tedavide olumlu sonuçlar elde etmek ve hastamızı günlük yaşantısına geri döndürebilmek mümkün olabilmektedir. Hastalıkla ilgili bilgi edinmek, ilaç tedavisine uymak, günlük düzeni sürdürmek, destek veren yakınlarla çevrelenmek hastalığa karşı koruyucu etkenlerden bazılarıdır. Bu hastalıkla birlikte yaşamayı öğrenerek yaşamını sürdüren birçok çalışanın, evhanımının, öğretmenin, işadamının, hekimin, şairin, ressamın olduğu unutulmamalıdır.

BİPOLAR BOZUKLUĞU OLAN HASTALARIN YAKINLARINA ÖNERİLER

Bipolar bozuklukla yaşayan hastalarımız kadar yakınlarının da hastalıkla ilgili güçlükleri olabilir. Hasta yakınlarımızın da hastalığa alışmaları zaman alabilir. Hastalıkla baş etmenin ilk adımı yakınınızın hastalığı hakkında doğru bilgi sahibi olmanızdır.

Önce yakınınızın hastalığını tanıyın. Hastalığın nedenleri, belirtileri ve tedavisi hakkında bilgi sahibi olun. Hastanızın doktoruyla konuşun, aklınıza takılan soruları, bilgi edinebileceğiniz kaynaklarını sorun. Hastalıkla ilgili her şeyi bir gün içinde öğrenmek yerine öğrendiklerinizi sindirmek için kendinize zaman verin.

Bir hastalık tanısını almak ve buna uyum sağlamak hem hasta için hem de yakını için kolay değildir. Hastalığa uyum sağlama sürecinde kişi kendisinde ya da yakınında hastalık olduğunu kabul etmeyebilir, üzüntü duyabilir, öfkelenebilir. Hastalığa alışmak ve uyum sağlamak için kendinize ve hastanıza zaman verin.

Özellikle hastalık döneminde hastaya destek olmak ve yardım etmek bedenen ve ruhen yorucu olabilir. Kendinize zaman ayırın. Gerektiğinde siz de yakınlarınızdan, gerekli gördüğünüzde bir hekimden yardım ve destek alın.

Bazı hasta yakınları, özellikle anne babalar ve eşler hastalığın ortaya çıkışı ile ilgili olarak kendilerini suçlayabiliyorlar, ya da suçlanabiliyorlar. Bipolar bozukluk biyolojik temelleri olan bir hastalıktır. Hastalığın ortaya çıkmasında çevresel etkenler de etkili olmakla birlikte, çocukluk yaşantıları ya da kötü bir evlilik tek başına bipolar bozukluğu ortaya çıkarmaz. Bipolar bozukluğun ortaya çıkmasında anne-babaların ya da eşlerin bir suçu yoktur.

Bizim toplumumuzda aile ve arkadaşlık ilişkileri oldukça yakın ve sıcak olduğu için şanslıyız. Aile üyeleri ve arkadaşlar hastalarını koruyorlar ve destekliyorlar, ancak aşırı koruyuculuktan kaçınmak gerekmektedir. Örneğin, hasta üzülecek ve hastalanacak korkusuyla bazı olayları saklamak, hastanın yerine getirebileceği sorumlulukları üzerinden almak hastanın kendine güvenini azaltabilir. Hastanızın kendi başına yapabileceği şeyleri onun yerine yapmayın.

Hasta, hasta yakını ve tedavi ekibi işbirliği herkesin işini kolaylaştırır. Hasta yakınları, hastalık ve iyilik dönemlerinde hem hastanın ve hem de tedavi ekibinin en önemli yardımcısıdır.
Hastalık döneminde nelere dikkat etmeliyiz?

Her zaman olduğu gibi manik dönemde de hastaların ilaçlarını düzgün bir şekilde kullanmaları çok önemlidir. Hastalar bu dönemde hastalıklarını ve tedaviyi reddedebildikleri için hasta yakınlarının ilaç kullanımını denetlemeleri gerekebilir. Bu dönemin belirtilerine karşı (aşırı para harcama, cinsel ilgide artış, tehlikeli davranışlar) hastayı ve aileyi korumak için bazı sınırlar belirlemek gerekebilir.
Manik dönemde hastalar yakın oldukları kişiyle uğraşabilir, onunla kırıcı konuşabilir. Bunun hastalığın bir belirtisi olduğunu bilmek, hasta yakınlarının bu davranışı kişiselleştirmemesine yarayabilir. Ayrıca, bu dönemde hastaya karşı kışkırtıcı olmamak ve etrafındaki uyaranları azaltmak gereklidir.

Depresyon dönemindeki en önemli konu intihar riskidir. Depresyon döneminde hastanın intihar düşüncelerine karşı uyanık olmak, daima ciddiye almak ve derhal doktoruna iletmek gerekir. Depresyondaki bir hastanın yakınlarının sosyal desteğine ve yüreklendirmesine ihtiyacı vardır.
Hastalık dönemlerinin, özellikle depresyon dönemi uzun sürmesi, hasta kadar hasta yakınları için de zorluklar yaratır. Zorlandıklarını hissettiklerinde hasta yakınları da yardım almalı ve kendilerine zaman ayırmalıdır.

Hastalık dönemleri önemli kararların verilmesi ve önemli konuların konuşulması için uygun değildir, bunlar iyilik dönemine ertelenmelidir.

Hasta iyileşirken nelere dikkat etmeliyiz?

Hastalık döneminin ardından her hasta yaşamına kendi temposunda geri dönecektir. Hastadan beklentiler düşük ya da yüksek olmamalıdır. Hastalar eski yaşamına hemen dönmek için zorlanmamalıdır. Diğer taraftan, aşırı koruyucu da olmamak gerekir. Hastanın yapması gereken işleri onun için değil, onunla birlikte yapmalıdır. Böylece kendilerine güvenlerini geri kazanacaklardır. Amacımız hastalarımızın iyilik dönemlerinde kendi ayaklarının üzerinde durmalarıdır, bu konuda onları yüreklendirmek gerekir.

Hasta iyileştikten sonra ona her zamanki gibi davranmak, ancak uyarı belirtilere karşı uyanık olmak gerekir. Hastalığın yinelediğini ya da alevlendiğini hastadan önce hasta yakını fark edebilir. Gerektiğinde hastalığın belirtilerine dikkat çekmek ve birlikte doktoruyla görüşmeyi önermek gerekebilir.

Hasta her sevindiğinde ya da her üzüldüğünde hastalanıyor diye düşünüp paniklemek hem sizi hem de hastanız endişelendirir. Hastanızın günlük keyifliliği ile hipomanisi, kötü bir günü ile depresyonu arasındaki farkı tanımaya çalışın. Bipolar bozukluğu olan hastaların da herkes gibi kendilerini iyi ya da kötü hissettikleri, ancak hastalık düzeyinde olmayan günleri vardır.

İyilik döneminde nelere dikkat etmeliyiz?

Hastalık dönemlerinden hemen önce hastanızın gösterdiği belirli davranışlar hastalığın uyarı sinyalleridir. Yukarıda da söz edildiği gibi, hastanız iyilik dönemindeyken bu uyarı sinyallerini gördüğünüzde neler yapacağınızı hastanızla birlikte planlayın. Gelecekte yaşanabilecek hastalık dönemlerinde bazı önlemleri almak için hastanın onayını alın. Örneğin, manik dönemde aşırı harcama yapmaması için kredi kartlarını, tehlikeli araba kullanmaması için araba anahtarlarını almak için onay alın ve bu konuyu konuşun. Hastaneye yatış gereken durumlarda yatmak istemezse yardım alabileceğiniz kişileri birlikte kararlaştırın.

Hastanızın ilaçlarını doktorun önerisi doğrultusunda kullanıp kullanmadığını gözleyin. İlaçlarını düzensiz kullandığını ya da kestiğini fark ettiğinizde birlikte doktoruyla görüşün.

Bazen hasta yakınları da toplum içinde ruhsal bozukluğu olan kişilerin etiketlendiğinden yakınabilirler. Etiketlenmekle baş etmek için yakınınızın hastalığını herkese anlatmak zorunda hissetmeyin, ancak güvendiğiniz ve yakınlığınız olan kişilerle paylaşın.

alıntı

Doç. Dr. Fisun Akdeniz ve Psk. Dr. Müge Alkan

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Affektif Hastalıklar Birimi

makalesinden alıntı

Bipolar Duygulanım Bozukluğu

Depresyon ve manik depresif hastalık, duygu durumunu etkilediği için duygulanım ya da duygudurum bozukluğu olarak bilinen, en önemli iki hastalıktır. Duygudurum bozukluklarının diğer çeşitleri de bulunmaktadır, örneğin kronik ancak hafif geçirilen bir çeşit klinik depresyon olan distimi ya da maniye göre şiddeti daha az olan hipomani ve görece hafif bir manik depresyon türü olan siklotimi gibi. Hepimiz kimi zaman hayatımızda iniş ve çıkışlar yaşasak da, duygulanım bozuklukları yoğunluklarının ve sürelerinin uçlarda seyretmesi ile kendilerini gösterirler. Manik depresif hastalık her iki cinsiyeti eşit şekilde etkilerken, kadınların depresyona girme riski erkeklerinkinin iki katıdır. Bu rahatsızlıklar her yaşta ortaya çıkabileceği gibi genellikle 25–44 yaşları arasında görülmeye başlar. Bipolar bozukluğun toplumda görülme sıklığı % 0.5 – 1.5 arasında iken depresyon % 10- 20 oranında yer almaktadır.

Genetik, biyokimyasal ve çevresel faktörler hastalığın başlangıcında ve ilerlemesinde etkili olabilir. Araştırmalar, bazı kişilerin duygu durum bozukluklarına genetik olarak yatkın olduğunun kanıtlamıştır. Ancak bu daha önce ailenizden biri hastalık geçirdiği için sizin de geçireceğiniz anlamına gelmez. Hastalığın daha önce Ailede görülmesi, sadece bunu geçirme ihtimaliniz olduğunu biyolojik temelini oluşturur. Örneğin, söz konusu olan depresyona, bu durum diğer kısa süreli depresif duygu durumdan ayrı değerlendirilir ve klinik depresyon olarak tanımlanır. Genetik olarak depresif eğiliminiz yoksa bile herhangi başka bir rahatsızlığa, değişken alışkanlıklara, Madde bağımlılığına ya da hormonal dengesizliklere bağlı olarak vücut kimyanız depresif bir bozukluğa sebep olabilir. Depresyon, sıkıntı yaratabilecek sonuçları olan hayat şartlarına bağlı olarak da ortaya çıkabilir ve bu da depresif uyum bozukluğu’na neden olur. Art arda yaşanan hayal kırıklıkları, bir yakınımızı kaybetmemiz, aşkta hayal kırıklığına uğramak hemen hemen herkesin kendini depresif hissetmesine neden olabilir. Eğer depresyon belirtileri iki hafta boyunca devam eder ya da belirtilerde bir artış gözlemlenirse söz konusu uyum bozukluğu klinik depresyon haline gelebilir. Nedenleri ne olursa olsun, depresyon veya manik depresif bozukluğun varlığı nörotransmiter adı verilen beyin kimyasallarındaki bir dengesizlik olduğunu gözterir. Doğru teşhis ve tedavi, işlevsellik düzeyinizi iyileştirip eski halinize dönmenizi sağlayacaktır. Birçok hasta belirtilerin tekrarlama olasılığını önemli derecede azaltacak sürekli bir korunma tedavisine ihtiyaç duymaktadır.

Araştırmalar, klinik depresyon geçirenlerin sadece 1/3′üne doğru tedavi uygulandığını, herhangi bir duygulanım bozukluğu olan geri kalan 2/3′lük kesimin ise yanlış teşhis sonucu yanlış tedavi gördüğünü göstermektedir. Teşhis ve tedavideki herhangi bir yanlışlık ölümcül sebepler bile doğurabilir. Ciddi boyuta ulaştığı halde tedavi edilmeyen depresyon hastasının intihar riski %15′tir. Buna karşın, duygudurum bozuklukları bütün psikiyatrik hastalıklar arasında tedaviye en fazla cevap verenlerden biridir. Doğru tedavi uygulandığında depresyon geçiren hastaların & 80′inin gözle görülür bir iyileşme gösterdikleri, verimli bir hayat yaşamaya başladıkları görülmüştür. Başarılı bir tedavi süreci manik depresif bozukluk için de geçerlidir; doğru ve etkin bir tedavi ile hastaların birçoğu daha iyi bir yaşam standardına ulaşır.

Hastalık belirtilerini erkenden fark edip harekete geçmeniz son derecede önemlidir!

Hastalık damgası birçok kişinin akut süreç öncesi yardım almasını engeller. Bu durumda yardım almak için Aile doktorunuza veya bir ruh sağlığı uzmanına danışın ya da konu hakkında bir hastane, tıp fakültesi ya da bölgesel bir psikiyatri biriminde kendiniz araştırma yapın. Danıştığınız uzman size konu hakkında Sağlıklı tedavi yöntemini önerecektir.
Sponsorlu bağlantılar

Doktorunuz dışında da, hastalık sonucu karar verme, olayları değerlendirmenizdeki bozuklukları fark etmeniz konusunda size yardımcı olacak birisine/birilerine sahip olmanız önemlidir. Tedaviniz süresince yakın bir arkadaş, herhangi bira aile üyesi hatta yakın bir iş arkadaşınızın desteği sizin için oldukça faydalıdır. Belirtileri fark etmeye başladığınız andan itibaren kendinizi rahat hissetmiyorsanız doktorunuzla konuşmaktan çekinmeyin. Yeterli hissetmezseniz, ikinci bir görüşe başvurun ya da başka bir uzmanla görüşmeyi deneyin. Sağlığınıza dikkat etmenin önemini küçümsemeyin. Duygu durum bozukluklarına olumsuz etki eden faktörlerin arasında, uyku düzensizlikleri, vitamin yetersizliği, stres, diğer hastalıklar ve tedavileri, ilaç etkileşimleri, bazı besinlere duyarlılık, düzensiz metabolizma, sosyal hayattan uzaklaşma sayılabilir. Bununla beraber gerektiğinde ilaç kullanmaktan veya koruyucu amaçla ilaç almaktan kaçınmak gerekir. ‘Problemlerimi kendim çözmek istiyorum’ çok asil bir yaklaşım olsa da çok akıllıca sayılmaz. Bir tablet hayatınızı olduğundan daha iyi hale getirmese de doğru ilaç seçimi problemlerinizle başa çıkma ve doğru kararları almanız konusunda size yardımcı olabilir. Duygu durum bozuklukları olan kişiler bazen depresif durumlarına tepki olarak Alkole başvurmak gibi sağlıksız yöntemlerle kendilerince çözüm geliştirmeye çalışabilirler. Aşırı Alkol ya da reçeteli ilaçlar, keyif verici maddelerin kullanımı ve hatta aşırı yemek yeme çoğu zaman kendi kendine tedavi yöntemlerinin başında gelirler. Bu tür davranışlar, başka sağlık sorunlarına davetiye çıkarabilir, doktorunuzun özenle seçtiği ilacınızın etkilerini değiştirir, ciddi hatta ölümcül ve yıkıcı davranışlara sebebiyet verir. Alkol ve diğer keyif verici maddeler vücut kimyasını değiştirerek depresif ve manik krizlere sebep olabilir!

Uzun yıllar boyunca doktorların ilaç tedavisi konusunda fazla alternatifleri yoktu. İlk bulunan ürünler etkili olmalarına karşın kimi zaman hoş olmayan hatta tehlikeli yan etkileri vardı. 1990′lı yıllardan beri yeni ilaçların üretimi ile hastalık belirtilerinde gözle görülür bir rahatlama sağlandı. İlaç tedavisi seçeneklerindeki çeşitlilik, sizin ve doktorunuzun dirençli ve doğru ilaç tedavisini belirlemek bir deneme-yanılma süreci gerektirebilir; başka biri için mucizeler yaratan bir ilaç sizin vücut kimyanızda aynı etkiyi göstermeyebilir. Bir ilacın etkisini doğru olarak belirleyebilmek için ilacın yaklaşık 4–6 hafta, hatta bazen daha da fazla kullanımı gerekmektedir. Bazı ilaç kullanımları dozajın etkin bir düzeyde olup olmadığını anlayabilmek için düzenli kan testleri aracılığıyla gözlenmelidirler. İlaçlarınız işe yaramıyormuş gibi görünüyor ya da yan etkileri dayanılmaz bir hal alıyorsa, farklı alternatifler için doktorunuza danışın. Psikoterapi hastalığın ötesindeki bireye odaklanır. İlaç tedavisinin duygu durum bozukluklarına neden olan beyindeki kimyasal değişimlerin tedavisi için gerekli olduğu kadar, psikoterapi ya da ‘konuşarak terapi’ de birçok hasta için tedavinin önemli bir kısmını oluşturur. Tek başına psikoterapi kimi hafif ya da reaktif (tepkisel) depresyon vakalarının tedavisinde etkili olabilir. Ancak, ağır ve ciddi sayılabilecek bir depresyon geçiriyorsanız, başka bir tedavi şekli ile tedavi edilene kadar tek başına psikoterapinin tedavinize olumlu bir etkisi olmayabilir. İlaç tedavisi ve psikoterapinin belirtilerde olumlu bir etki göstermediği ciddi depresyon vakalarında elektrokonvülsif terapi (EKT) güvenli ve etkili bir alternatiftir. Bu yöntem ayrıca manik sürecin tehlikeli dönemlerinde de sıkça uygulanır. EKT genellikle hasta işlevselliğini kaybettiğinde ve/veya intihara eğilimli davranışlar gösterdiğinde uygulanır.

Depresyon ve manik depresif bozukluğun ciddi sayılabilecek aşamalarında doktorunuz belirli nedenlerden ötürü hastaneye yatmanızı önerebilir. Bu nedenler şunlardır;
İlaç tedavisini yan etkileri, geçici bir süre de olsa hastayı kendi kendine bakamaz hale getirmektedir.
İlaçtan arınma (ilaç kullanımına son verme) bir süre için kontrollü bir gözlem altında tutulmayı gerektiren bir başka nedendir.
İntihar girişiminde bulunmuş ya da girişimde bulunduğu halde başaramamış insanlar da genellikle hastaneye kabul edilirler.
Ciddi manik vakaların hastanenin güvenli ortamında kapsamlı bir tedaviye ihtiyaçları vardır.

Şartlar bunu gerektirmedikçe kimse gönüllü olarak hastanede kalmak istemez. Ancak kendilerine bakamayacak durumda olanlar ya da kendileri ve diğerleri için tehlikeli olanlar istemeseler de hastaneye yatırılmalıdırlar. Hastanın gönüllü olmadığı durumlarda onu hastaneye yatırmak nadir rastlanılan bir durum olsa da hasta açısında çoğunlukla yararlı etkileri vardır.

Bipolar Duygulanım Bozukluğu Hakkında Sorulan Sorular

S1: Bipolar Bozukluk hangi yaşlarda görülür?
C1: En sık başlama yaşı 20’li yaşların ortaları gibi görülmekteyse de ilk belirtinin ortaya çıkması genelde 15- 19 yaşları arasına rastlamaktadır. Ergenlik öncesi görülmesi seyrek olsa da mümkündür. Bipolar bozukluğun ortalama başlama yaşı erkekte 18, kadında 20 olarak saptanmıştır. 12 yaş altında mani görülmesinin nadir olduğu düşünülür. Geç yaşlarda başlaması ise seyrek olmakla birlikte, gene mümkündür, ancak öncelikle bedensel başka bir hastalığa bağlı olduğunu düşündürür.
——————————————————————————–

S2: Bu hastalık genetik midir?
C2: Aile ve kalıtım araştırmaları Bipolar Bozukluğu olanların birinci derece akrabalarında hastalanma riskinin belirgin olarak yüksek olduğunu göstermektedir.1. derece akrabalarında Bipolar Bozukluk olanların hastalanma riski genel toplumdan 4- 6 kat yüksektir. Bipolar bozukluk 1.derece akrabalardan herhangi birinde bulunması halinde risk % 25, ana babanın her ikisinde bulunması halinde % 50- 75’e yükselir. Hastaların yarısında 1. derece akrabalarda Bipolar Bozukluk saptanmaktadır.
——————————————————————————–

S3: Tedaviler ne kadar başarılı oluyor?
C3: Bipolar Bozukluk düzelen ancak belli aralıklarla yineleyen ataklarla seyreder. Atak sayısı arttıkça, atakların daha sıklaştığı bildirilmiştir. Diğer yandan ilaçlar ve psikoterapi ile hastaların büyük bölümünde bu ataklar önlenebilmektedir.
——————————————————————————–

S4: Niye hâlâ hastalanılıyor?
C4: Bipolar Bozukluk uygun ilaç ve psikoterapi ile başarıyla tedavi edilebilir. Bu hem hastalık dönemlerinin hızlı ve güvenli şekilde düzeltilmesi, hem de atakların yinelenmesinin engellenerek hastanın normal bir yaşam sürmesi anlamına gelir. Her hastada % 100 başarı sağlanamayabilir. Ancak ilaç ve psikoterapi ile başarı % 70–90 civarındadır.
——————————————————————————–

S5: Tedavilerin yan etkileri neler?
C5: Birçok ilacın olduğu gibi Bipolar Bozukluğun tedavisinde kullanılan ilaçların da çeşitli yan etkileri görülebilmektedir. Koruma tedavisinde sıklıkla başvurulan ;
• Lityum’un (Lithuril) bulantı, ellerde titreme, aşırı su içme, ödem, dikkat dağınıklığı ve kilo alımı gibi hafif yan etkileri yanında Tiroid ve böbrek fonksiyon bozuklukları yapabildiği bildirilmiştir.
• Valproik asit (Depakin) ile bulantı, titreme, kilo alma gibi daha sık görülebilen yan etkiler yanında saç dökülmesi ve özellikle çocuklarda olmak üzere karaciğer fonksiyon bozukluğu nadir olarak görülebilmektedir.
• Karbamazepin (Tegretol) ile de bulantı, kusma, sersemlik, yürümede dengesizlik, çift görme ve dermatit gibi yan etkiler görülebilmektedir. Nadiren karaciğer fonksiyon bozukluğu ve aplastik anemiye de neden olabileceği bildirilmiştir.
Ayrıca Bipolar Bozuklukta çeşitli durumlarda kullanılan antipsikotik ve anti depresan ilaçlar çok çeşitlidir ve birbirinden farklı yan etki profilleri bulunmaktadır. Ancak bütün bu sayılan yan etkilerin görülme oranı düşük olup, ortaya çıktığında da yok edilmeleri mümkündür.
——————————————————————————–

S6: Şizofreniden farkı nedir?
C6: Bipolar bozukluk ile Şizofreni belirti ve seyir açısından çeşitli benzerlikler gösterebilmektedir. Özellikle Psikotik özellikli Bipolar Bozukluğun Şizofreniden ayırt edilmesinde bazı zorluklar görülebilmektedir. Bu noktada aile öyküsü ve gidiş özellikleri önemli ipuçları sağlamaktadır. Bipolar Bozukluk genellikle ataklar halinde gelen fakat ataklar arasındaki dönemlerde kişinin iyi ve sosyal açıdan uyumlu olabildiği bir hastalıktır. Şizofrenide ise hastalık genellikle süreğendir, zaman zaman kısmi düzelmeler olsa da Şizofrenik rahatsızlığın izleri belirtilerin düzelme dönemlerinde de tam geçmez ve hastalar hastalık öncesi iyilik durumlarına tam dönememektedir.
——————————————————————————–

S7: Öncül belirtileri nedir?
C7: Hastalığın seyrinde yeni bir atağın geldiğinin en önemli ipuçlarından biri kişinin daha önceki hastalık dönemleri ortaya çıkarken yaşadığına benzer belirtileri yaşamaya başlamasıdır. Özellikle uykuların bozulması, sinirlilik artışı dikkat edilmesi gereken atak başlangıcı işaretleri olabilir.
——————————————————————————–

S8: Tedavi edilmezse?
C8: Bipolar atakların seyrinde uygun bir Psikofarmakolojik ve Psikososyal koruma tedavisiyle hastalığın yinelemesi % 70- 80 oranında kontrol altına alınabilmektedir. Tedavi edilmediğinde ise hastalık genelde daha sıklıkla yinelemekte ve sonuçta hastanın iş ve sosyal yaşamını bozarak ciddi kayıplara yol açmaktadır. Ayrıca tedavi edilmeyen atak sayısı arttıkça daha sonra uygulanacak tedavilere yanıt oranı düşmekte ve hastalık daha ciddi bir seyir izlemektedir.
——————————————————————————–

S9: Ne zaman hastaneye yatmak gerekir?
C9: Bipolar Bozukluk, “depresif, karma ve manik” ataklarla seyredebilen bir hastalıktır. Ataklar sırasında kişi kendine ve çevresine zarar verebilir. Hastanın ataklar sırasında öfkesini arttırıcı, aşırı uyarıcı, hareketli ve gürültülü ortamlardan uzak kalması hem hastalığın tedavisi hem de hastanın korunması açısından gerekli olabilmektedir. Bu nedenle çeşitli durumlarda kişinin hastaneye yatırılarak tedavi edilmesi daha uygun olabilir. Özellikle hastalığını ve tedaviyi kabul etmeme durumu ve kişinin kendisine veya çevresine zarar verme olasılığının yüksek olduğu durumlarda hastaneye yatırılarak tedavi edilmesi yaşamsal bir önem taşır. Böylece hem hastanın korunması hem de daha yakın takip ve müdahelelerle hastalığın çok daha hızlı ve güvenli tedavisi sağlanabilir.
——————————————————————————–

S10: Psikoterapinin yararı?
C10: Bipolar hastalık, ataklarla gelen, ataklar arasındaki dönemlerde işlevselliğin normale döndüğü kabul edilen bir hastalıktır. İlaç tedavilerindeki önemli gelişmeler artık bipolar kişinin hem üretken hem de yaratıcı olmasına izin veriyor, bir yandan da duygudurumunu dengede tutabiliyor. Bu nedenle ilaç tedavisi, bipolar bozukluğun tedavisinin belkemiğini oluşturuyor. Günümüzde uygulanan hiçbir psikoterapi yönteminin tek başına bipolar hastalığı tedavi ettiği ispatlanamamıştır ancak, ilaç tedavisini destekleyecek biçimde tedavinin bir parçası olarak değerlendirilir.
Hastalığı kabul etmekte, ilaç tedavisine uyum göstermekte zorluk yaşayanların psikoterapi desteği almaları koruyucu tedavi için gereklidir. Hastalığın getirdiği kayıplarla başetmekte zorlanan, bu nedenle sosyal hayatında uyum sorunları yaşayan, yakın ilişkiler kurmakta zorlanan, ailesiyle sorunlar yaşayan birçok bipolar psikoterapiden faydalanmaktadır.
Psikoterapiye başlamak için kişinin kendi motivasyonunun olması çok önemlidir. Doktorunun ya da yakınlarının isteği üzerine piskiterapiye başlayan kişiler, bir süre sonra tedaviyi yarım bırakma ihtimaliyle karşı karşıya kalırlar. Kişinin kendisini merak ediyor olması, kendisi üzerine düşünmekten rahatsızlık duymuyor olması, değişmeyi hedefliyor olması psikoterapinin etkinliğini arttıran etkenlerdir.
——————————————————————————–

S11: Psikoeğitim nedir?
C11: Psikoeğitim programları da tıpkı psikoterapi yöntemleri gibi, bipolar hastalıkta uygulanan ilaç tedavisini desteklemek ve koruyucu tedavinin etkinliğini arttırmak amacıyla tedavinin bir parçası olarak uygulanır. Bipolar teşhisi konmuş her kişinin ve yakınlarının psikoeğitim alması gerekmektedir. Ülkemizde çogunlukla bu eğitim bipolar kişiyi takip eden doktor tarafından verilir. Daha kapsamlı ve yapılandırılmış formu ise gruplar halinde uygulanan psikoeğitim yöntemidir. Bu eğitimin içeriğinde, hastalıkla ilgili temel bilgilerin yanında, hem hastanın hem de yakınlarının bu hastalıkla baş etmelerini kolaylaştıracak stratejiler, kişiyi uygulanan tedavinin yan etkilerinden ve de gelecek ataklardan koruyacak yaşam tarzı düzenlemeleri yer almaktadır.
Bu eğitimlerle hedeflenen hastalık hakkında daha fazla bilgilenmeyi sağlamak, tedaviye karşı oluşan dirençi kırmak, hastalığın tetikleyicilerini tespit etmek, hastalığın neden olduğu psikososyal yan etkileri belirlemek ve etkilerini kontrol altına almak, kişinin yaşamını düzenlemekte yaratıcı ve üretken olmasına yardımcı olmak ve kişilerarası ilişkilerinde içgörüsünü arttırmaktır. Ancak en önemli hedef, her koşulda uygulanan ilaç tedavisinin etkinliğini sürdürmek ve de arttırmaktır.
——————————————————————————–

S12: WHO’ya göre bipolar, şizoaffektif tanımları ve farkları nelerdir?
C12: Şu anda psikiyatrik hastalıkların tanımlanmasında dünyada iki sınıflama sistemi kullanılmaktadır:
1. Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından geliştirilen DSM ( Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders), şu anda revize edilmiş 4. versiyonu kullaniliyor (DSM-IV TR)
2. ICD ( International Classification of Diseases) Uluslararası Hastalık Sınıflandırması.

WHO (World Health Organization – Dünya Sağlık Örgütü) sağlık planlamaları, politikaları ve araştırmalarında ICD sistemini kullanmasına rağmen, bilimsel araştırmalar, toplantı ve kongrelerde literatürde daha çok DSM sistemi kullanılır. İki sistem arasında ana hatlarda pek farklılık yoktur, önemli olan tüm dünyada bir hastalığı ayni standart ölçülere göre tanımlanması ve ortak dilin oluşmasıdır.
——————————————————————————–

S13: Bipolar bozukluk şizoaffektife dönüşür mü?
C13: Şizoaffektif bozukluk, duygudurum belirtilerinin dışında, 2 haftadan daha uzun süren psikotik belirtilerin (genellikle hezeyanların) olduğu durumdur. Duygudurum düzenleyicilerinin yanında antipsikotik ilaçların da tedavide kullanılması gerekir. Şizofreni ise psikotik belirtilerin (halüsinasyon, hezeyan ve diğer…) sürekli olduğu, başka bir hastalıktır. Bipolar bozukluğun bu durumlara dönüşmesinden ziyade, bazen şizofreni duygudurum semptomları ile ortaya çıkar ve diğer şizofreni belirtileri de arkadan gelir. Uzun süredir izlenen bir bipolar bozukluk hastasının şizofreni olma ihtimali oldukça düşüktür ama bazen kırıntı psikotik belirtiler mani, depresyon yada karma dönemlerden sonra sürebilir, o zaman da tanı şizoaffektif bozukluk seklinde değişebilir, şizofreni değil.

alıntıdır

Duygulanım Bozukluğu Ve Şizofreni

Şizofreninin asıl ve belirleyici özellikleri düşünce ve algı alanlarındaki bozukluklardır.

Duygulanımda uygunsuzluk veya küntleşme vardır. Zaman içinde belli bilişsel bozukluklar ortaya çıksa bile bilinç açıktır ve zihinsel yetiler bozulmamıştır. Bu rahatsızlıkta kişiye bireysellik, herkesten ayrı tek bir kişi olma ve kendini yönlendirme duygularını kazandıran temel işlevler bozulur. En içsel düşünce, duygu ve davranışların başkaları tarafından bilindiği veya paylaşıldığı düşünülür. Açıklayıcı sanrılar gelişerek doğal veya doğaüstü güçlerin devreye girdiği, hastanın düşünce ve eylemlerini acaip biçimlerde etkilediği sanılır.

Hasta kendini olan her şeyin odağı olarak görür. İşitme halusinasyonları sık görülür ve bunlar hastanın düşünce ve davranışlarını yorumlayan içerik taşıyabilirler. Renk ve sesler daha canlı algılanabilir ve nitelikleri değişebilir. Olağan şeylerin özellikleri nesne ve durumun tümünden daha önemli olarak algılanabilir. Hasta giderek günlük olayların kendisi için kötü amaçlı anlamlar taşıdığını düşünmeye başlar. Zamanla düşünce belirsiz, kesik kesik ve kapalı bir biçim alır. Düşüncenin konuşma ile anlatımı bazen anlaşılmaz hale gelir. Duygudurumda sığlık, oynaklık ve uygunsuzluk olur. Uyuşukluk, isteksizlik, hareketsizlik görülebilir.Hastalığın başlangıcı ağır davranış bozuklukları şeklinde ani olabileceği gibi tuhaf düşünceler ve iletişim bozukluğunun giderek artması biçiminde sinsi de olabilir.

Hastalığın gidişi büyük farklılıklar gösterir ve her zaman süregenleşmeye ve yıkıma yol açmaz. Olguların bir bölümünde düzelme tam veya tama yakın olabilir, hasta iyileşebilir. Her iki cinsiyette yaklaşık eşit oranda görülür, kadınlarda başlangıç daha geçtir. Başlıca belirtiler şunlardır:

1-Düşünce yankılanması, düşünce sokulması veya çekilmesi, düşünce yayınlanması.

2-Kontrol edilme, etkilenme ve edilginlik sanrıları (beden hareketlerini, düşünceleri, eylemleri veya duyuları etkileyen sanrılı algılama).

3-Hastanın davranışlarını yorumlayan veya kendi aralarında hastayı tartışan işitsel halusinasyonlar veya bedenin belli bölgelerinden gelen sesler.

4-Kendi kendine konuşma.

5-Hayaller görme, tuhaf kokular algılama.

6-Aile bireyleri de dahil olmak üzere insanlardan şüphelenme, bu nedenle evden çıkmak istememe, işe gitmeme.

7-Yiyecek ve içeceklerine zehir konulduğu şeklindeki hezeyanları nedeni ile yememe ve içmeme.

8-Gizli örgütlerce takip edildiği, öldürülmek istendiği şeklinde hezeyanlar.

9-Dinsel, siyasal kimliğe veya insanüstü güç ve yeteneklere sahip olma şeklinde hezeyanlar (örneğin, hava durumunu denetleme, başka dünyalardan yabancılarla iletişim kurabilme).

10-Saldırganlık, belli bir pozisyonda uzun süre kalma, konuşmama.

11-Duygusal tepkilerde küntleşme veya uygunsuzluk, sosyal çekilme, sosyal performans azalması.

12-İlgi yitimi, amaçsızlık,tembellik, özbakım ihmali.

Şizofreni yukarıdaki belirtilerin yoğunluk derecesine göre 5 alt tipe ayrılır.

1-Paranoid tip (kuşkuların belirgin olduğu tip).

2-Katatonik tip (hareket bozukluklarının belirgin olduğu tip).

3-Hebefrenik tip (duygudurum bozukluklarının belirgin olduğu tip).

4-Ayrışmamış tip (bulguların belirsiz olduğu tip).

5-Kalıntı tip (içe kapanma, özbakım azalması, işlevsellikte azalma, toplumdan uzaklaşma gibi belirtilerin ön planda olduğu kronikleşmiş tip).

Tedavi

Akut dönemlerde hastane tedavisi gereklidir. Şizofrenide temel tedavi, antipsikotik denen ilaçların görece uzun süreli kullanılmasıdır. Söz konusu ilaçlar bağımlılık yapmazlar. Uygun hastalarda davranışçı psikoterapiler de olumlu sonuçlar verir. Tedavi sosyoterapi, iş-meşguliyet terapileri ve ailenin hastalık hakkında bilgilendirilmesi ile desteklenmelidir.

alıntı

Etiketler:bipolar duygulanım bozukluğu bipolar duygulanım bozukluğu nedir bipolar duygulanım bozukluğu tedavisi duygulanım bozukluğu tedavisi duygulanım bozukluğu bipolar duygulanım bozukluğu ilaçları duygulanım bozukluğu nedir bipolar duygulanım bozukluğu belirtileri bipolar mizaç bozukluğu tedavisi bipolar duygudurum bozukluğu tedavisi bipolar duygulanım bozukluğu nedenleri bipolar duygulanim bozukluğu bipolar duygulanım bozukluğu vetedavi bipolar mizc bozukluğilaçi nedır bipolar duygulanım bozukluğu belirtileri ve tedavisi bipolar duygulanim bozuklugu bipolar duygulanım bozuklukları bıpolar duygulanım bozuklugu bipolar duygulanım bozukluk bipolar duygulanım bozuklukları diğer

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir