Bursa Tarihi

Sponsorlu Bağlantılar
bey bilim bu cumhuriyet eline ilk kenti murad orhan roma tarih ticaret Bursa Tarihi Bursanın 50 Yıl Önceki Hali bursanın tarihi bursa tarihi bursanın 50 yıl öncek..

Bursa Nın Tarihi

M.Ö. 3, Yüzyılda Bithynialılar ve Prusias’lılar tarafından kurulan kentin ilk adı Prusa idi.Şehir merkezine yakın ilk yerleşimin kesin bulguları M.Ö. 2700-2500 yıllarına tarihlenmektedir.M.Ö. 1200 yıllarında Trakya’dan bu bölgeye Ibkit saldırılarından kaçan Traklar, Thinler ve Bitinler yerleşmişlerdir.

Bu nedenle yazılı kaynaklarda bölgenin adı Bitinya olarak geçer. 1326 yılında Orhan Bey tarafından Türklerin eline geçen ilimiz Osmanlı İmparotorluğuna başkentlik yapmıştır.
Bursa’da Roma ve Bizans Dönemlerinden günümüze ulaşabilmiş yapı yoktur. Eski kenti çevreleyen surların ilk olarak Bithynialılarca yapıldığı, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde ise onarılarak kullanıldığı düşünülmektedir.
Bursa, Osmanlı İmparatorluğunun ilk 200 yıllık döneminde diğer kentlere göre büyük gelişmeler göstermiş, bir çok mimari yapı ile süslenmiş, devrinin tanınmış medreseleri ile bilim aleminin merkezi olmuş, canlı bir ticaret şehridir. I.Murad zamanından başlayan Hüdavendigar Külliyesi, I. Beyazıd’ın yaptırdığı Yıldırım Külliyesi, I.Mehmed (Çelebi) döneminde başlayıp II. Murad zamanında tamamlanan Yeşil Külliyesi Bursa’nın mekansal gelişimini etkileyen ve bugünde ayakta duran büyük komplekslerdir.
Cumhuriyet dönemiyle birlikte planlama çalışmalarına başlanan şehirde, 1960′lı yıllardan itibaren sanayinin önemi artmış, kentin nüfus ve kentsel gelişimi hızlı bir değişime uğramıştır. Coğrafi konumu, tarımsal, ticari ve sanayi potansiyelinin yüksek oluşu kentin çekiciliğini her dönem korumasını sağlamaktadır.
Kent çarpıcı güzellikte ve alabildiğine cömert bir doğa parçasına yerleşmiş olması nedeniyle hızlı bir kentleşme sürecine girerek 1960′lı yıllardan itibaren tarih, kültür ve doğa değerlerinin aşınması tehlikesi ile yüz yüze gelmiştir.
BURSA

ÖRF-ADET-GELENEK-GÖRENEKLERİ DOĞUM
Doğum ile ilgili adet ve inanmalardan önce , çocuğu olmayan kadınların baş vurdukları birtakım işlemler bulunmaktadır. Bunların arasında en yaygın olanı türbeleri ziyaret ederek adaklar adamak ve dualar etmektir. Çocuğu olmayan kadınları başvurduğu yöntemlerden biride Kaplıcalar gitmektir Karamustafa kaplıcasına giden kadılar su akan oluğa elini sokarak gözlerini kapatır ve bakmadan suyu içir bu şekilde kadın içindeki kiri yada uğursuzluğun yok olacağına ve döl tutacağına inanmaktadır. Yine Kaynarca kaplıcasındaki evliya kurnasında yıkanmadan dileklerin gerçekleşmesi ve dertlerine çare bulmakta yarar sağlayacağına inanılmaktadır.

Gebe kalan kadının bazı yiyeceklere ilgisi olabileceği düşünüldüğünden yanında pişirilen her yiyecekten yedirilmeye çalışılır.”aşerme”sırasında kadının aklına gelen yiyeceği yememesi çocuğun kusurlu olacağı inancı vardır.

Gebe kadının yediği yiyeceklerle doğacak çocuğun cinsiyeti tespit edilmeye çalışılır .Ekşi yiyen kadının kız , tatlı yiyen kadının erkek doğuracağına inanılmaktadır. Ayrıca sakız çiğneyen ve dondurma yiyen hamile kadının çocuğunun sümüklü,ayva yiyen kadının çocuğunun güzel olacağına inanılmaktadır.

Çocuk Doğduktan sonra göbek bağı kesilerek temiz bir beze bağlanır,çocuğun dindar olmasını isteyenler göbek bağını caminin avlusuna ,kız çocuklarının göbeği genellimle evin bir yerin sıkıştırılır , okuyup iyi bir eğitim alması isteniyorsa da okulun avlu veya duvarına bırakılmaktadır. Bebek doğduktan bir hafta sonra evde mevlit okutularak loğusa şerbeti kaynatılır. Çocuğun adını koymak için ailede veya çevrede yaşlı veya dini bilgisi olan bir kişi çağrılarak çocuğu adını koyar .Bunun için çocuğu kucağına alan kişi kıbleye dönerek kulağına önce ezan sonra ismini üç kere fısıldar. Genellikle aile büyükleri ile tarihi özelliği olan kişilerin isimleri tercih edilmektedir .

Loğusa kadın ile bebeğinin kırk gün süresince kötülüklerden , kötü güçlerden korunması ve uzak durması gerekmektedir. Loğusa kadına ve bebeğe nazar değmemesi için akşam ezanından sonra dışarı çı4kmazlar ,dışarıya çamaşırlarını bırakmazlar,etrafındakiler onu yalnız bırakmazlar,eve gelen misafirler giderken sütünün kesilmemesi için demez. Loğusa kadını başka bir loğusa kadınla bir araya getirmezler kırklarının karışacağına ve “al basması “yaşayacağına inanılmaktadır.

Doğumdan kırk gün sonra bebekle anne kırklanır. Kırklama için kırk tane küçük taş veya fasulye tanesinin her birine “ihlas “okunur ve üflenir ve üflenir. Çocuk ve anne temizce yıkandıktan sonra kullanılan su evin etrafına serpiştirilir. Kırklamadan sonra çocuk ve anne nazar ve diğer kötü güçlerden uzaklaşmış olur .Bebeğe ziyaret ettiği evden şeker yumurta yiyecekler verilerek çocuğun yumurta gibi sağlıklı verimli,gürbüz olması , şeker verilerek tatlı dilli ve cana yakın olması dilenir.

Bursada yürüme çağı gelen çocuklara tay simidi -tay turtusu (durdusu )yada adım çöreği töreni yapılmaktadır. Bu tören sırasında bir çöreğin içine yerleştirilen bozuk para kime çıkarsa o kişi çocuğa hediye alır.Yürümeyen çocuk bir dede mezarına (yatıra ) götürülerek önünde gezdirilir.
Geç konuşan çocuklara kurban bayramında 7 evden 7 kurban dili alınarak yedirilir,bülbülün su içtiği tastan çocuğa da su içirilir.

Bebeğin dişi çıkınca”diş buğdayı ” yapılır,Diş buğdayı kaynatılmış buğdaya şeker katılarak yapılır .Diş buğdayı çeşitli çerezlerle birlikte ikram adilmektedir.

ÖLÜM
Bursa da ölüm karşısında gösterilen davranışlar çeşitlilik gösterse de yapılan etkinlikler aynı motif etrafında gerçekleşmektedir.
Ölen kişi karnı şişmesin diye üzerine bıçak konur . Çenesi bağlanır ayaklarının iki baş parmağı bez ile bağlanır ,uzaktan gelecek yakının varsa bir gece bekletilir Ölü yıkayıcı çağrılarak ölüye abdest aldırılır. Kefene sarılır ,tabuta konur ve camiden sela verdirilir .Belirlenen saate cenaze namazı kıldırılır,helalliği verildikten sonra tabut alınır mezarlığa götürülür tabuttan çıkarılarak mezarlığa konulur mezar kapatıldıktan sonra bir ibrikle mezarın üzeri sulanır daha sonra bu ibrik mezarın üzerinde bırakılır .Ölü gömüldükten sonra ölü evinde un helvası kavrularak gelenlere dağıtılır,ayrıca mezarı başında da ölü gömüldükten sonra helva ekmek veya pide dağıtılır. Akşamdan itibaren evde tebareke okunmaya başlanır bir hafta boyunca evde kuran okutulur Yedi günün sonunda evde pilav et veya pide dağıtılır .Bir hafta boyunca ölü evine komşuların yemek getirmeleri ,ölü evine gelenlerin ise yemek yemeleri adetler arasındadır. Ölümün kırkıncı gününde ve de veya camide mevlit okutularak şeker ve lokum dağıtılır. Kırk mevlidinden sonra elli iki mevlidi yapılır Buna akraba ve komşular çağırılır pilav ve ayran dağıtılır. Ölen kişiden bahsederken rahmetli diye anılır,taziyeye gelenler “ölenle ölünmez “”Allah geride kalanlara ömür versin””Allah o yattıkça evlatlarına ömür versin” gibi dileklerde bulunurlar.
SÜNNET
Bursada sünnetler genellikle okulların tatil olduğu dönemde yapılmaktadır. Sünnet olacak çocuğa “Sünnet çocuğu “adı verilir .Çocuğa sünnet elbisesi adı verilen çok süslü parlak kumaşlardan yapılmış şapkalı kıyafetler alınır. Nazar değmesin diye şapkası genellikle mavi renkte ve önünde de maşallah şeridi bulunmaktadır. Sünnetten birkaç gün önce çocuğun parmaklarına kına yakılır .Sünnet çocuğu kıyafetlerini giyerek komşu ve akrabalarını dolaşır ellerini öper eli öpülen herkes çocuğa para verir. Sünnetler genellikle mevlitli ve yemekli yapılmaktadır. Çocuk sünnetten önce araba ile gezdirilir,babasından armağan almadan arabasından inmez. Genellikle öğleden sonraları yapılan sünnet töreni için son yıllarda salon tutulmaktadır. Sünnetçi salona getirilir veya hastanede yapıldıktan sonra salona veya eve getirilmektedir. Sünnetten önce çocuğa sünnet entarisi giydirilir. Sünnet sırasında çocuğu kucağında tutan ve çocuğun yanından ayrılmayan kişiye kirve adı verilir .Kirveler çocuğun sonraki yaşamında da etkin olacak insanlar konumundadır. Davetlilerin duaları ve oldu da bitti maşallah sözleri arasında sünnet yapılır. Çocuk için hazırlanmış olan çok süslü sünnet yatağına yatırılır. Bundan sonra çocuğu eğlendirmek için çeşitli oyunlar oynanır.

ASKERLİK
Askerlik çağına gelen genci askere gideceği günden itibaren bir iki ay boyunca gezip eğlenmesi için serbest bırakırlar. Asker adayı son haftasında bütün komşu ve akrabalarını gezerek vedalaşır onlara “Askere gidiyorum hakkınızı helal”edin der, ellerinden öper .

Vedalaştığı kişiler askere para , iç çamaşırı , çorap v.b hediyeler verirler. Askerin arkadaşları davul zurna ile askeri eğlendirmeye çalışırlar. Askere giderken davul zurnalar çalınarak Türk bayrağının altında arkadaşları tarafından havaya atıp tutularak yolcu edilir. Arkadaşları ona komutanlarını dinlemesi için öğütlerde bulunur , kadınlar dualar okurlar,askerin ağlamaması için eline emzik tutuşturulur. Yollarının açık olması ve sağ salim dönmesi için yapılan dualarla askere yolcu edilir. Uğursuzluk getirmemesi için Askerlik süresince askerden gelen mektup yırtılıp atılmaz, görünmeyen yere asılmaz.

Askerlik dönüşü aile tarafından un helvası yapılır akraba ve komşulara dağıtılır. Komşu ve akrabalar oğlanın evine gözün aydın kutlamasına giderler.

EVLENME
Bursa da düğün gelenekleri günümüzde de devam ettirilmeye çalışılmaktadır. Kızla oğlan birbirlerini görüp beğenmişse, oğlan tarafı kızın evine belirlenen bir tarihte giderek kızı “Allahın emri peygamberin kavliyle “isterler .Kız tarafı kızı verirse belirlenen bir tarihte erkek tarafı nişan bohçasını kız tarafına gönderir , nişanı bir erkek başının üzerinde taşıyarak kızın evine götürür. Kızın evinde lokum ve pasta ikram edilerek eğlence düzenlenir. Eğlencenin ilerleyen saatlerinde kurdeleye bağlı olan yüzükler takılarak bir aile büyüğü tarafından kesilir. Nişan gecesi düğün tarihi tespit edilerek düğün için plan yapılır.
Düğün tarihi yaklaşınca kızın çeyizlerinin son hazırlıkları yapılır .Düğünün olacağı haftanın son çarşambası gelinin çeyizleri bir arabaya yüklenerek yeni evlerine gönderilir .Oğlan evine giden çeyizler kızın arkadaşları ve akraba kızları tarafından serilir. Çeyiz sandığı eve girerken veya çeyiz sandığı açılırken kız tarafından birisi sandığın üzerine oturur bahşiş almadan da kalkmaz .Çeyizler düğün olduktan on beş gün sonra kaldırılır.
Düğünden önce yapılan e önemli etkinliklerden biri de gelin hamamıdır. Günümüzde yaygın olmayan bu gelenek kısmen de olsa sürdürülmektedir. Gelin hamamı düğünden önceki Cuma günü yapılır bunun için erkek tarafı bir hamamı kiralar iki tarafında kadınları hem yıkanıp hem de eğlenirler.
Kına gecesi kızın evinde düğünden bir gün önce yapılır .Kına gecesi için erkek evi kız evine kına ve çerez gönderir .kına ve çerezler küçük poşetlere konarak gelen konuklara ikram edilir. Geline “kınalık “adı verilen renkli bir elbise giydirilir. Saçına duvak takılır. Kadınlardan bakır veya darbuka çalmayı bilenler çalıp söyleyerek eğlenceyi başlatırlar. Herkes gelin adayıyla karşılıklı oynar,bu sırada geline para takılır. Sıra kına yakmaya gelince gelin adayı renkli satenden yapılmış pijama veya sabahlığını giyer abdest alır başına bir kırmızı yemeni örterler , hazırlanan kınanın üzerine mum dikilir gelinin eline kaynana altın sıkıştırarak kınayı yakarlar,bu sırada ağlatma havası adı verilen türküler söylenir:
Gelin mi oldun gelin mi oldun
evvel bizim idin a güzel
Şimdi emlin mi oldun a güzel
Oğlan anası oğlan anası
Elinde mumlar yanası
Oldun gelin kaynanası
Şen evimiz şen kal…
Kız anası kız anası
Kızınız bu gece misafir size
Yarınki gece eller evinde
Ağlar anam ağlar
Sorun niçen ağlan
Yavrusundan ayrılıyor
Onun için ağlar
Ak evlerim kızsız kaldı
Ak bakırlarım susuz kaldı
Ağlar anam ağlar

Düğün günü erkek tarafı düğün alayıyla kızı almaya gelir Evin önünde davullar çalarak gelen konuklar eğlenir .Süslenmiş olarak gelen gelin arabasından oğlanın annesi ile gelinin evinden “yenge “oturur. Gelin evden çıkarken kızın beline babası veya erkek kardeşi kırmızı bir kurdele takar. Gelin evinden çıkarken kızın arkadaşları veya akrabaları kapıları kapatır , aldıkları bahşiş karşılığında kapıyı açarlar. Başında bayrak bulunan gelin alayı oğlan evine varınca arabadan en son gelin iner eve girerken başına pirinç , şeker , para atarak yeni evine bolluk bereket ve şeker gibi tatlı bir yaşam geçirmeleri dilenir. Eve girmeden önce kayınpeder geline hediye olarak takı takar. Gelin eve girince konuklara kızın çeyizinden çorap , yazma v.b eşyalar hediye edilir .Damat evinde akşam yemeğinde geline tatlı yedirerek gelinin tatlı dilli olması dilenir. Kız tarafı erkek evinden”tavuk alma ” yapar. Tavuk alma içi gelinin arkadaşları ve akrabaları bir araya toplanarak türküler söyleyip oğlanın evine gelirler bu arada oğlan evinde tavuk pişirilerek bir tepsiye konur hazırlanır , yanına bir tepsi baklava konur .Dışarıdakilerden birisi oğlan evine girerek tavuğu ve baklavayı alır türkülerle oğlan evine teşekkür edilir kendi aralarında yaptıkları oyunlarla başka bir yere giden gençler tavuğu ve baklavayı yerler Gelinle damat yalnız kalmadan önce birlikte yemeleri için damat sofrası hazırlanır,içine çerez, baklava , bir bütün tavuk meyve v.b yiyecekler konarak gelinin odasına bırakılır. Gelin bu tavuğun bacağını ayırırsa evde kendi sözünün geçeceği mesajını vermiş olur. Damadı gelin odasına arkadaşları sırtını yumruklayarak sokarlar,Gelin odasında damat geline yüz görümlüğü takar , gelin duvağını açar.
Düğünden bir gün sonra Paça günü yapılır Paça günün gelinin kızlıktan kadınlığa geçiş töreni de sayılabilir. Damatla gelin evin büyüklerinin elini öper hep birlikte kahvaltı edilir. Gelin tekrar süslerler kaynanasının aldığı kıyafetlerden giyer gelinin arkadaşları ile damadın arkadaşları birlikte eğlenirler

YÖRESEL YEMEKLER:

Osmanlı kültürünün oluşturduğu zengin Bursa Mutfağı, günümüz Türk Mutfağına armağan ettiği birkaç yemek ve tatlı ile tanınmaktadır. Bunlar İskender Kebap, İnegöl Köftesi, Kemalpaşa Tatlısı, Kestane Şekeri ve Mihalıç Peyniri’dir.
İskender Kebabı
Türkiye’nin dört bir yanında tanınan kebaplardan biridir. XIX. yüzyılın sonlarına doğru Bursalı İskender Usta tarafından yapılmaya başlanmıştır. Döner Kebap, diğer ızgara etlerle, küçük küçük kesilen ince pidelerin üzerine yayılarak yoğurt, tereyağlı salça ile servis edilmesinden oluşan çok lezzetli bir yemektir. Bursa’ya, sonra tüm Türkiye’ye yayılmıştır.
İnegöl Köftesi
XIX. yüzyılda Balkanlardan gelen göçmenlerin getirdikleri küçük ızgara köfte, 1930′larda Bursa’da Mustafa Besler tarafından açılan dükkanda “İnegöl Köftesi” adıyla satılmaya başlanmıştır. Bu lezzetli köfte Bursa ve İnegöl ile özdeşleşmiştir.
Kemalpaşa Tatlısı
Önceleri peynir tatlısı olarak bilenen bu tatlı 1930′lu yıllarda Mustafakemalpaşa ilçesinde üretilmeye başlanmış ve bütün yurda yayılmıştır. Bu tatlı koyun peynirinden yapılmaktadır. Peynir, un, irmik ve yumurta yoğurularak 3-4 cm. çapında kurabiyeler haline getirilip fırında pişirilir. Daha sonra torbalar halinde satışa sunulur. Kaynayan şekerli şerbete atılarak tatlı haline dönüştürülür.
Mihaliç Peyniri
Bursa’nın Karacabey ilçesinde üretilen bu peynir, koyun ve inek sütünün karıştırılıp pişirilmesi ile imal edilir. Çok gözenekli, çok tuzlu ve kendine özgü tattadır.
Kestane Şekeri
Uludağ eteklerinin ünlü kestanesinden yapılan Kestane şekeri, Şekerli şerbette kaynatılan kestaneden yapılmaktadır. Kestane şekerlerinin çeşitleri Bursa’nın karakteristik tatlılarındandır.
Bursa ilinin başlıca tatları ve bilinen yiyecekleri dışında da şunlar vardır:
ÇORBALAR
Tarhana Çorbası, Dede Çorbası (Kesme Hamur Çorbası) ,Sipsi, Balık Çorbası,Hamur Tutma Çorbası , Oğmaç Çorbası
SEBZE YEMEKLERİ
Etli Kereviz , Zeytinyağlı Kestaneli Lahana Dolması
ETLİ YEMEKLER
Mumbar Dolması ,Ciğer Sarması ,Damat Paçası

TATLILAR
Sütlü Kabak,Cennet Künkü , Dilber Dudağı
HAMUR İŞLERİ
Cevizli Lokum ,Söble ,Yufkalı Paça

YÖRESEL GİYİM:
Türkiye’nin tüm bölgelerinde olduğu gibi çağdaş giyim egemendir. Bursa’nın merkezinden köylerine doğru gidildikçe yöresel kıyafetlere rastlanır.Bölgenin yöresel özellik gösteren giysilerine dağ bölgesi adı verilen ilçeler olan Keles , Orhaneli,Büyük Orhan , Harmancık,’ın köylerinde rastlanabilmektedir.
İl de giyim – kuşam Türkiye’nin tüm yörelerinde olduğu gibi , gelir gruplarına, toplumsal çevre özelliklerine göre değişiklik göstermektedir. Giyim ve Kuşamın çeşitlenmesinde , biçimlenmesinde moda ve çalışma koşulları etkili olmaktadır.

Eski Bursa’da özellikle kadın giysileri , kumaşları ve işlemeleriyle dikkat çekerdi. Bursa tezgahlarında dokunan ipekler, bürümcükler, kadifeler bu giysilere özellik katardı. Kadın giyimi çok zengin ve gösterişli parçalardan oluşur. Şalvar, uzun göynek, üçetek, cepken, önlük, arkalık bu süslü giyimin elemanlarıdır. Başlık ve takılar bu giyimi tamamlar. Erkekler hilâli gömlek, yelek, külot pantolon, kuşak ve başlık giyerler. Beyaz çorap ve çarık bu giyimi tamamlar
ERKEK GİYİMİ :
Renkli kumaşlardan yapılan giysiler , işlemelerle süslü . Pantolon yerine potur, şalvar, çakşır, üstüne cepken gömlek giyilirdi. Bele üst üste kuşak sarılır, kuşakların arasına cep yerini tutan silahlıklar takılırdı. Başa genellikle fes giyilirdi. Üstüne Ağabani sarık sarılan keçe külah da yaygın baş giysilerindendir. Ayağa çarık, mest, yumuşak meşinden yapılmış, yanları dikişli flar yemeni giyilmektedir.
KADIN GİYİMİ :
Bursa’nın içinde iki tür kadın giyimi vardır. Bunlar üç etekli ve şalvar içlikli giyimdir.
Üçetekli Giyim :
Bu tür giyim özelliğini üç etek ve altına giyilen şalvardan alır. Ton don denilen
şalvar bir tür pantolon biçimindedir. Ağı yukarıda uçkur bağı düşüktür. Bu tür özellikleri ile rahat etmeyi sağlar. Şu parçalardan oluşur.

Top Don : Pamuk- İpek karışımından dokunmuştur. Parçaların yanı nakışlıdır. Bunlara parçalık denir. Türlü şenliklerde işli parçalıklar üç eteğin yan yırtmaçlarından görülür.

Uçkur (Yağlık ): İnce İpek bürümcüktendir. Uçları mor ve sümbül başakları işlidir.

Gömlek (Uzun Köynek):Beyaz İpek bürümcükten yapılmıştır. Dize kadar iner. Önü Pembe gül dallarıyla işlidir. Yaka ve kol ağızları, renkli ipek ipliği ile işlenmiştir.

Cepken : Açık yeşil Bursa kadifesindendir. İçi astarlıdır. Üstü sarı bükme simle süslenmiştir.

Şal Kuşak : İnce yünden dokunmuştur. Renkli çizgilidir. Arasına iğne ile çiçek desenleri işlenmiştir. Kare biçimindedir. Üçgen sarılarak bele sıkıca bağlanır.

Gümüş Kemer : Şal kuşağın üzerine takılır. Altın- Gümüş karışımıdır. Önde çiçek biçiminde bir tokası vardır.

Çorap : ince ak yünden beş şişle örülmüştür. Pembe gül deseniyle bezelidir.

Çedik : Sarı deriden yapılmıştır. Taban astarına karanfil motifleri sırma ile işlenmiştir.

Hotoz Başlık : Bursa ‘lı kadınlar (50 yıl önce) hotoz başlık giyerlerdir. Geçmişte başa giyilen hotoz mevsim çiçeklerine göre hazırlanırdı. Gül zamanı gül oyalı, gül renkli hotozlar, leylak zamanı leylak oyalı, leylak rengi hotozlar giyilirdi.

Şalvar İçlikli Giyim :
Bursa’nın bu tür geleneksel giyimi , şalvar ve içlik olmak üzere iki parçadan oluşur. Öbür parçalar tamamlayıcıdır. İçlik üzerine cepken ya da pamuklu uzun hırka giyilebilir.

Şalvar ve içliğin kumaşları düz ya da kareli , çizgili çitari, alaca. Kadife. Atlas, yünlü, pamuklu olabilir. Şu parçalardan oluşmaktadır.

İçlik : Bele kadar iner. İç astarlıdır. İçliğin iki ön parçası üs üste gelir, göğsün sol yanında ve yaka da düğümlenir. Kollar manşetli ve düğümlüdür.

Şalvar : Dikdörtgen kesimlidir. Ağı düzgündür ve yere kadar iner. İki yanında ayak geçecek kadar açıklık vardır. Bu tip şalvarlar genellikle altı metre kadar kumaştan yapılır. Bolluk belde bir uçkurla toplanır.

Cepken : Şalvarla içliğin üstüne giyilir. Onlara eş kumaştan yapılır. Kapitonelidir. İçi yeşil astarlıdır. Yeşil, pembe, sarı, ipek kordonla yapılmış ipek desenli harç cepkenin çevresini süsler.

Ferace : Gerek üçetek gerekse şalvar içlikli giyimle sokağa çıkıldığında üste uzun bir ferace giyilir, başa ak yaşmak örtülüdür. Bursa feracelerinin özel kesimi vardır. Yeşil yaka arkadan bele kadar inerdi. Feraceler, kırmızı çuhadan dikilirdi. İçi yeşil kumaşla astarlıydı. Kadınlar, feraceli yaşmaklı olarak sokağa çıkar, bir şey taşımaları gerektiğinde bunu bir bohçaya sararlardı.

HALK OYUNLARI VE FOLKLOR:
Yöre geleneksel oyunlar yönünden canlı ve ritmik bir karakteri bünyesinde taşır. Oyunlar genellikle ekipler halinde icra edilir. Ancak Osmanlı savaş oyunlarından kaldığı bilinen Kılıç Kalkan oyunu tamamen Bursa ile özdeşleşmiştir. Bunun yanı sıra Uludağ yöresi Türkmen oyunları olan Güvende, Sekme, Çiftetelli, Düz Oyun, Büyük Oyun ilgi çekicidir. Bütün oyunlar çeşitli çalgılar eşliğinde oynanır.
KILIÇ KALKAN
Kılıç kalkan oyunu yada Kılıç kalkan savaş oyunu bilinen tek müziksiz halk oyunu olarak tanınmaktadır.Araştırmalara göre Orhangazi döneminde kurulan talimli ordunun o zamanki yöntemlere göre yaptıkları savaş antremanları daha sonra oyun halini almıştır. Orhangazi Bursa yı aldığında savaşçıları kente Kılıç kalkan gösterisi yaparak girmiştir.
Altı önemli figürü olan oyunun her figürünün bir fonksiyonu vardır
Peşrev:Askerlik görevine çağrılışları ve bu çağrıya uyanların askere uğurlanışı sergilenir.
Yemin Töreni:Acemi Eğitimi bitirmiş erlerin günümüzde olduğu gibi yemin etmesi gerekir.Burada askerlik görevini kabul ettiğine ve yerine getirmek istediğini namusu ve şerefi üzerine ant içilir ,yemin kılıçlar üzerine edilir.
Eğitim:Askerlerin savaşa hazırlanması için askerlik öğrenimine götürülerek savaş uygulamasının öğretilmesine denir.Savaşa hazırlanış ve savaş sahneleridir.Oyundaki figürler ,Kılıç bileme, Silah bilgisi ve bakımı cenge girişme , vuruşma becerisinin uygulanması , hasmı tartma ve tanıma yeteneğinin kullanılması sergilenir.
Cenk ve Sulh Sözleşmesi:İki karşı taraf cenk için dizilirler savaşa tutuşurlar .Oyunda varolan ritim bu savaş oyunu sırasında kaybolur yerini gürültü alır.Cenkten sonra savaş bırakışmasına gidilir.iki taraf savaşı durdurur.Oyunda bu üç bölüm için ayrı deyimler kullanılır.Helalleşme, cenkten önceki durumlar için Muhabere, savaş kısmı için ve gene aynı bölüm için mubareze,mütarekede savaş bırakışması için kullanılmaktadır.
Anlaşma Devresiavaşın bırakılması için taraflar arasında görüşme yapılması gerekir.Cengaverin bu arada uyanık olması yalancı sözlere, pusuya düşmemesi gerekir.Cengaverin silahını isteyen bir kişinin sözüne uyup silah değiştirmek amacıyla kılıcını savurup atması üzerine diğer tarafın kendisine saldırdığı bir uyarlama ile işlenmiştir.Bu bölüme oyun içinde silah değiştirme adı verilmiş ve sindirme sözcüğü de bu bölüm için kullanılmıştır.
Ara Savaşı:Cengaverler birbirlerinin yardımına koşarlar iki taraftakilerin kendi arkadaşlarına katılması ile ara savaş başlar .Bu savaş sırasında da ritim yoktur.Toplu savaş bırakışması açıklanır ve savaş dönüşü sevinç yaşanır.
ULUDAĞ TÜRKMEN OYUNU
Bursa yöresine özgü oyunlarda el kol bağlantıları yoktur elde genellikle zil veya kaşık gibi ritm aletleri bulunur.
Bu oyunlar güvende, Sekme (yüksek hava), düz oyun, büyük oyun(alçak hava) ve Cezayir olarak oynanmaktadır.
Güvende:Bu oyunun dans ve ezgi yönünden birden fazla çeşidi vardır.bunlar “Oğlan adın İsmail,Usul usul, ve kıyıdan” türküleridir.Ritimler canlı olduğu için oyunlarda hareketlidir.Ezgiler iki bölümdür birinci bölüm giriş ikinci bölüm oyun bölümüdür.
Sekme (Yüksek hava):Bu oyun 9/8 ölçülü aksak tartımlıdır.İki yada daha fazla oyuncu ile oynanır.Ezgileri üç bölümden oluşur.Birinci bölüm giriş , ikinci bölüm ezginin sözlü bölümü daha sonra oyunun üçüncü ve son bölümüne geçilir .Oyun ritim bakımından aynı hızla devam eder,canlı ve coşkulu bir oyundur.
Düz Oyun:Erkeklerin oynadığı 2/4 ve 4/4 ölçülü , ezgisi çifte telliyi andıran sözsüz oyunlar ile kadınlar tarafından oynanan4-5 zamanlı 9/8 aksak tartımlı oyunlardır.Bu tür oyunlara dar oyunda denir ancak kadınların oynadığı “Menevşesi Tutam Tutam” (Menekşeli gelin) Bursanın ufak tefek taşları, Dereler doldu taşınan Yolunda çiçek türküler eşliğinde oynanır.
Cezayir:Cezayir uzun yıllar Osmanlı İmparatorluğunun himayesinde kalmıştır.Cezayir’in 1892 yılında Fransızların işgali sırasında Müslümanların katledilmesi üzerine yakılmış bir ağıt olduğu düşünülmektedir.Uzun ve kırık hava olarak çalınmaktadır.
Ritmi ağır ve aksaktır,hemen her kınada geline oynatılmaktadır.Köylere gelin almaya giderken davul zurnayla çalınır.kadınlar kendi aralarında kaşık ve bakır çalarak da Cezayir oyununu oynarlar.

RUMELİ OYUNLARI
Rumeli oyunları Balkan Ülkelerinden ve Rumeli den gelen insanların oynadıkları oyunlardır.
Paydos Oyunuüğünlerde yeni evli çiftin oynadıkları ilk oyundur.Bu oyunda gençlerin bekarlığa son vermesi ifade edilmektedir.
Çiftçi Köçekçe Oyunu:Toprağın ekiminden hasadına kadar geçen süre esnasındaki işlevlerin ritmik olarak ifade edilmesidir.Ekme, çapa ,kırma ,biçme, hasat anlatılır. Oyun sırasında durgun figür ekinin olgunlaşması için geçen süreyi ifade eder.
Karadağ Oyunu:Karşılama türü bir oyundur Karadağ da olan kanlı savaşlardan sonra zaferi simgeleyen ve hasattan dönen delikanlıların genç kızlar tarafından karşılanmasını ifade eder.

HACİVAT VE KARAGÖZ
Bursa akla geldiğinde Hacivat ve Karagöze değinilmeden geçilmez.Bursada seyirlik oyunlardan Köy seyirlik oyunu ve Karagöz Hacivat gösterileri yaygın olarak düzenlenmektedir. Gölge oyunlarının ülkemizdeki temsilcisi olan Karagöz ile Hacivat tiplemelerinin Bursa da yaşadığı ve Ulucami inşaatında çalıştıkları ile ilgili çeşitli anlatılar bulunmaktadır.
Bu anlatıya göre Karagözle Hacivat demirci ve duvarcı ustası iken Ulucami inşaatında çalışıyorlarmış Çalışırken sürekli konuşmaları ve birşeyler anlatarak diğer işçileri meşgul etmeleri yüzünden cami inşaatında aksamalar olmaya başlamış Orhangazi bu durumu haber alınca Karagözü yakalatarak idam ettirmiş Hacivatınsa kaçarak canını kurtardığı anlatılmaktadır. Karagözün öldürülmesi hem halın hem de işçilerin moralini bozunca Orhangazi de bu duruma çok üzülmüş.Şeyh küşteri Padişahın üzüntüsünü gidermek için Karagözle Hacivatın resimlerini yada deriden yapılmış tasvirlerini perdenin arkasında oynatarak Karagözle Hacivatın konuşmalarını perdede canlandırmıştır .O günden sonra Karagözle Hacivatın Konuşmaları ve deriden yapılmış tasvirleri bir perdede oynatılarak insanların izlenimine sunulmuştur .Günümüzde Bursada Karagöz ve Hacivat geleneği sürdürülmektedir .Karagöz ile Hacivatın anıt mezarları karşısında faaliyet yürüten Karagöz evinde hem bu gelenek yaşatılmakta hem de bir sonraki kuşaklara aktarılması için genç hayali ustaları yetiştirilmektedir.

DEVE OYUNU
Deve Oyunu Bursa’nın dağ köylerinde Kurban bayramının üçüncü günü yapılmaktadır. Deve yapan gençler deve ile birlikte her evin önünde oynayarak omuzlarındaki çuvala yiyecek isterler. Kurban kesen herkes oyunculara özellikle et verirler. Oyun hava karadıktan sonra oynanılır .
Oyunun oynanmaya başlandığını bildirmek için davullar çalınmaya başlar, davulun sesinden köylüler oyunun başlamak üzere olduğunu anlarlar .Oyunun oynanacağı alan aydınlatılmak için büyük meşaleler yakılır .Deve oyununu sadece bekar erkekler oynayabiliyor.
Deve oyununda çeteler (efe ),Kızlar , Deve başkanı (kızların babası )Damat bulunmaktadır. Çetelerden bir kişi arap olur .Oyunda iki kişi omuzlarına merdiven alırlar Devenin sırt kısmını küfe ile yaparlar keçi kılından yapılmış çulu da üzerine örterler Devenin başı ölmüş bir hayvana ait olan kafatasından yapılır .Devenin boynuna çan takılır bir kişi deve başkanı olur deveyi çeker bu kişi aynı zamanda kızlarında babasıdır.5-6 kişi çete olur ,çete olan kişilerin başlarında sarık sırtlarında yastık bağlanır koyun veya keçi derisi sırtlarına sarılır. Çete giyimine “efe giyimi “de denir. Çete olan kişilere boyalarla veya yosunla bıyık yapılır. Çeteler deveyle beraber gezerler kimse deveye yaklaştırılmaz Kızları oyuncular dışında kaçıran olursa çeteler (kızların abileri ) onları bulup getirirler. Deve oyununu içinde birde kız satma yapılır Kızların babası oyuncular dışında birini damat olarak çağırır kızlarından da birini çağırır .Kızla oğlan kabul ederse birlikte oyun oynarlar ama kızın abileri damadı sopayla kovalarlar. Çeteler müzik eşliğinde oyunlar Köroğlu oyunu oynarlar. Seyircilerden birini seçen çete ellerindeki oyuncak bıçaklarla seçtikleri kişiyi kesiyormuş gibi yaparlar kurban kesimi sırasında yapılan işlemler canlandırılır.
Oyunda kızları oynayan erkekler şalvar ve üç etek giyerek başlarına yazma takarlar. Arap olan kişi yüzüne siyah boya sürerek komik hareketler yapar ve herkesi güldürmeye çalışır bu arada yörede oynana halk oyunlarında örnekler sunar. Deve oyunu günümüzde de oynanmaktadır.

NELERİ İLE ÜNLÜ:
Yeşil Türbe, Ulu Cami, Kozahan, İznik Çinileri, Cumalıkızık Köyü ve Evleri, Uludağ Milli Parkı, Kestane Şekeri, Şeftali, Bıçak, Havlu, Gemlik ve Mudanya’nın Zeytini, İnegöl Köftesi, Çekirge-Oylat Kaplıcaları, İskender Kebabı, İnkaya Çınarı, Mihaliç Peyniri, İznik Gölü
İL İSMİ NEREDEN GELİYOR?
Eski çağlardaki Bitinya bölgesinin başkentidir. Buraya kurucusu Bitinya kralı Prusias’ın adı verildi. (MÖ:IIyüzyıl)

Bursanın Tarihçesi

M.Ö. 3, Yüzyılda Bithynialılar ve Prusias’lılar tarafından kurulan kentin ilk adı Prusa idi.Şehir merkezine yakın ilk yerleşimin kesin bulguları M.Ö. 2700-2500 yıllarına tarihlenmektedir.M.Ö. 1200 yıllarında Trakya’dan bu bölgeye Ibkit saldırılarından kaçan Traklar, Thinler ve Bitinler yerleşmişlerdir.

Bu nedenle yazılı kaynaklarda bölgenin adı Bitinya olarak geçer. 1326 yılında Orhan Bey tarafından Türklerin eline geçen ilimiz Osmanlı İmparotorluğuna başkentlik yapmıştır.
Bursa’da Roma ve Bizans Dönemlerinden günümüze ulaşabilmiş yapı yoktur. Eski kenti çevreleyen surların ilk olarak Bithynialılarca yapıldığı, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde ise onarılarak kullanıldığı düşünülmektedir.
Bursa, Osmanlı İmparatorluğunun ilk 200 yıllık döneminde diğer kentlere göre büyük gelişmeler göstermiş, bir çok mimari yapı ile süslenmiş, devrinin tanınmış medreseleri ile bilim aleminin merkezi olmuş, canlı bir ticaret şehridir. I.Murad zamanından başlayan Hüdavendigar Külliyesi, I. Beyazıd’ın yaptırdığı Yıldırım Külliyesi, I.Mehmed (Çelebi) döneminde başlayıp II. Murad zamanında tamamlanan Yeşil Külliyesi Bursa’nın mekansal gelişimini etkileyen ve bugünde ayakta duran büyük komplekslerdir.
Cumhuriyet dönemiyle birlikte planlama çalışmalarına başlanan şehirde, 1960′lı yıllardan itibaren sanayinin önemi artmış, kentin nüfus ve kentsel gelişimi hızlı bir değişime uğramıştır. Coğrafi konumu, tarımsal, ticari ve sanayi potansiyelinin yüksek oluşu kentin çekiciliğini her dönem korumasını sağlamaktadır.
Kent çarpıcı güzellikte ve alabildiğine cömert bir doğa parçasına yerleşmiş olması nedeniyle hızlı bir kentleşme sürecine girerek 1960′lı yıllardan itibaren tarih, kültür ve doğa değerlerinin aşınması tehlikesi ile yüz yüze gelmiştir.

Bursanın Tarihçesi

M.Ö. 3, Yüzyılda Bithynialılar ve Prusias’lılar tarafından kurulan kentin ilk adı Prusa idi.Şehir merkezine yakın ilk yerleşimin kesin bulguları M.Ö. 2700-2500 yıllarına tarihlenmektedir.M.Ö. 1200 yıllarında Trakya’dan bu bölgeye Ibkit saldırılarından kaçan Traklar, Thinler ve Bitinler yerleşmişlerdir.

Bu nedenle yazılı kaynaklarda bölgenin adı Bitinya olarak geçer. 1326 yılında Orhan Bey tarafından Türklerin eline geçen ilimiz Osmanlı İmparotorluğuna başkentlik yapmıştır.
Bursa’da Roma ve Bizans Dönemlerinden günümüze ulaşabilmiş yapı yoktur. Eski kenti çevreleyen surların ilk olarak Bithynialılarca yapıldığı, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde ise onarılarak kullanıldığı düşünülmektedir.
Bursa, Osmanlı İmparatorluğunun ilk 200 yıllık döneminde diğer kentlere göre büyük gelişmeler göstermiş, bir çok mimari yapı ile süslenmiş, devrinin tanınmış medreseleri ile bilim aleminin merkezi olmuş, canlı bir ticaret şehridir. I.Murad zamanından başlayan Hüdavendigar Külliyesi, I. Beyazıd’ın yaptırdığı Yıldırım Külliyesi, I.Mehmed (Çelebi) döneminde başlayıp II. Murad zamanında tamamlanan Yeşil Külliyesi Bursa’nın mekansal gelişimini etkileyen ve bugünde ayakta duran büyük komplekslerdir.
Cumhuriyet dönemiyle birlikte planlama çalışmalarına başlanan şehirde, 1960′lı yıllardan itibaren sanayinin önemi artmış, kentin nüfus ve kentsel gelişimi hızlı bir değişime uğramıştır. Coğrafi konumu, tarımsal, ticari ve sanayi potansiyelinin yüksek oluşu kentin çekiciliğini her dönem korumasını sağlamaktadır.
Kent çarpıcı güzellikte ve alabildiğine cömert bir doğa parçasına yerleşmiş olması nedeniyle hızlı bir kentleşme sürecine girerek 1960′lı yıllardan itibaren tarih, kültür ve doğa değerlerinin aşınması tehlikesi ile yüz yüze gelmiştir.

Altı Evliya-üstü Eşkiya..!!! Burdan Çıkış Yok Burası Bursa..!!

Altı evliya-Üstü Eşkiya..!!! Burdan Çıkış Yok Burası Bursa..!!

Evet arkadaşlar burda ”Fan Club”açılmış bulunmaktadır.. buraya tüm Bursalı kardeşlerimi beklerım .. bu başlık altında Bursamızı öyle bir tanıtalım ki bu sayfayı tıklayan herkes Bursayı gezmiş kadar olsun….

Üyelerimiz elbet olacaktır başta ”deli gadın” olmak üzere her Bursalı ve Bursa sevdalılarını beklerim….

:bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo::bravo: :bravo: :bravo: :bravo::bravo: :bravo: :bravo: :bravo::bravo:

”ToPRaĞıMıZ”

“zєяяє”

Bursa-tarihi Köprüler

Irgandı Köprüsü (Yıldırım-Osmangazi)

Irgandı Köprüsü Osmangazi ile Yıldırım ilçelerini birbirinden ayıran Gökdere üzerinde bulunmaktadır. Irgandı köprüsü, Floransa, Venedik ve Bulgaristan’ın Lofça kentinde benzerleri olan çarşı köprülerindendir.

Bu köprü 1442 yılında Pir Ali oğlu Tüccar Muslihiddin tarafından Mimar Abdullah oğlu Timurtaş’a yaptırılmıştır. Eski kaynaklardan öğrenildiğine göre bu köprüde 31 dükkan, bir mescit ve iki de ahır bulunuyordu. Köprünün uzunluğu konusunda kaynaklar birbirini tutmayan bilgiler vermektedirler. Buna göre uzunluğu 45 ile 300 m. arasında değişmektedir. Ancak, çevresindeki yapılanmalar, köprünün iki yamacındaki eğimin armasından ötürü vadi daralmış ve bu yüzden de köprünün boyu kısaltılmıştır.

1854 depreminde büyük zarar görmüş ve Bursa’nın işgali sırasında Yunanlılar buradan çekilirken köprü kemerini bombalamışlardır. Bundan sonra 1949 yılında köprü yeniden yapılmış ve 60 cm. daha yükseltilmiştir. Köprünün Yıldırım ilçesi tarafı Osmangazi ilçesindeki tarafına göre 120 cm. daha yüksektir. Günümüzde köprünün ana tonozu betonarme olup, her iki yanına da taş kemerler yapılmıştır. Köprünün cephesinde dikkati çeken bir özellik de mazgal deliklerinin yerleri bozulmuştur. Köprü hücrelerine tonozlu mekanların üzengi taşlarına kadar taş olan köprü, üzengiden sonra tuğla ile yapılmıştır.

XVII.yüzyılda Bursa’ya gelen Evliya Çelebi bu köprünün mimarisi ile onunla ilgili öyküleri anlatmaktadır. “Evsaf-ı cisr-i Irgandi. Bursa’nın bir çarşısı da Gökdere’deki Irgandi Köprüsü üzerindedir ki, yemin ve yesar ikiyüz kadar hallac dükkanlarıdır. Hücrelerinin pencereleri zir-ü paylerinden cereyan eden Gökdere’ye nâzırdır. Ve bu cisr dükkânlarının üzeri cümle tonoz kemerler ile mebni olub kurşun ile mesturdur. Bu cisrin iki başında kal’a kapuları gibi temiz kapılar üzere mazgal delikleri vardır. Cizrin bir tarafı boştur. Han gibi misafirhane olup at bağlanır”.

Abdal Köprüsü (Osmangazi)

Abdal Köprüsü, Acemler ve Hürriyet Mahalleleri arasında Bursa, Mudanya yolunda, Nilüfer Çayı’nın üzerindedir. Köprüyü Abdal Çelebi isimli bir tüccar 1669 yılında yaptırmıştır. Bursa Salnamelerine göre (1906) 12 gözlü olan bu köprünün iki ucu toprak altında kalmıştır. Köprü 64 m. uzunluğunda, 4.75 m. genişliğindedir. Orta kısım yol seviyesinden biraz daha yüksekte ve sivri kemerlidir.

Köfeki taşından yapılan köprünün kuzey tarafında bir mihrap nişi, ayakları üzerinde de selyaranlar bulunmaktadır. Bu köprü 1971 yılında Karayolları tarafından onarılmıştır.

Mihraplı Köprü (Osmangazi)

Bursa-Karacabey yolu üzerinde, Nilüfer Nehri’nin kollarından biri üzerindeki bu köprüyü Çelebi Sultan Mehmet’in kızı Selçuk Hatun yaptırmıştır.

Köprünün iki kitabesi bulunmaktadır. Bunlardan birine göre 1465 yılında yaptırılmıştır. Diğer kitabede köprünün iki büyük gözü arasına tarihi ve yaptıranın isimleri yazılmıştır. Kitabeleri Şair Cemali yazmıştır. Bugün bu kitabeler Bursa Türk ve İslam Eserleri Müzesi’ndedir.

Setbaşı Köprüsü (Yıldırım)

Bursa’nın en eski köprülerinden biri olan Setbaşı Köprüsü Çelebi Sultan Mehmet zamanında, Gökdere üzerinde XIV.yüzyılda yapılmıştır. Günümüze yapılan onarımlarla iyi bir durumda gelebilmiştir.

Setbaşı Köprüsü biri küçük, diğeri büyük olmak üzere ki kemerli olup, daha önce ahşap olduğu ve Cumhuriyetin ilanından sonra taştan yenilendiği bilinmektedir.

Cilimboz Köprüsü (Osmangazi)

Bursa, Cilimboz Deresi üzerindeki bu köprünün ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Osmanlı dönemi eserlerinden olan bu köprü, iri kesme taştan, sivri kemerli ve tek gözlüdür. Köfeki taşından yapılan köprünün üzerine bir korniş taşı yerleştirilmiş bunun üzerine de iri blok taşlardan korkuluklar eklenmiştir.

Tatarlar Köprüsü (Osmangazi)

Bu köprünün ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Ancak eski kaynaklardan öğrenildiğine göre 1553 yılından beri kullanılmaktadır.

Tek gözlü olarak yaptırılan köprü moloz taştandır. Kemerinde tek sıra mermer taşlar kullanılmıştır. Bu köprünün kemeri üzerine çıkıntılı bir korniş yerleştirilmiş, yoldan ötürü eğimli olmayan bir arazide olduğundan düz olarak yapılmıştır.

Boyacıkulluğu Köprüsü (Yıldırım)

Boyacıkulluğu Köprüsü, Gökdere üzerinde, Hoca Sinan adındaki bir tüccar tarafından 1443 yılından önce yapılmıştır. Köprü kagir olup, büyük tek gözlüdür.

Nilüfer Köprüsü (Osmangazi)

Bursa-Mudanya yolunda, Nilüfer Çayı üzerindedir. Orhan Gazi’nin eşi, Sultan I.Murad’ın annesi Nilüfer Hatun tarafından yaptırılmıştır. Kitabesi günümüze gelememiştir.

Köprü, 39.35 m. uzunluğunda, 5.40 m. genişliğinde olup, yedi gözden meydana gelmiştir. Bu gözlerden en büyük kemer açıklığı 9.85 m.dir. Kesme köfeki taşı ve tuğladan yapılmıştır. Çeşitli dönemlerde onarım geçirmiş, sağ taraftaki dört göz orijinalliğini korumuştur. Tampon duvarları moloz taştan olan köprünün kemerleri tuğladandır. Selyaranlar sivri külahlı ve taş kaplamadır. Karayolları tarafından 1972 yılında onarılmıştır.

Demirtaş Köprüsü (Osmangazi)

1883 yılında ahşap olarak yapılmıştır. 1970’li yıllara kadar ahşap olarak ayakta kalan köprü yıkılmıştır.

Taş Köprü (İznik)

İznik-Orhangazi karayolunun 50 metre kuzeyinde, İznik’in 3 km. batısındadır. Roma döneminde yapılan ve tarihi ipek yolu üzerinde bulunan Taş köprü 20 metre uzunluğunda ve 2,5 metre genişliğindedir.

lifeinbursa.com

Etiketler:bursanın tarihi bursa tarihi bursanın 50 yıl önceki hali bursanin tarihi bursanın eski adı bursa nın tarihi bursanın 50 yıl önceki hali ile ilgili yazılar bursanin tari bursanın tarihi özellikleri 50 yıl önce bursa vikipedi bursanın tarihçesi vikipedi bursanın tarihi eserlerinin dönemi ve özellikleri bursanın 50 yıl önceki ile yazı bursanın tarıhı bursanı tarihi BURSANIN TARİHİ bursadakı tarı bursanın eski isimleri bursanın tarihi kişileri bursanın eski adı nedir
Bursaspor: Bursaspor 1963 yılında Bursa'da kurulan futbol kulübüdür. Renklerini Bursa Ovası'nın yeşilinden ve Uludağ'ın kar beyazından aldı.
Bursa (il): Bursa, Türkiye Cumhuriyetinin Marmara Bölgesinin Güney Marmara bölümünde, 40° batı boylam ve 29° kuzey enlem daireleri arasında yer alan bir ildir.
Bursa Atatürk Stadyumu: Bursa Atatürk Stadyumu, 1950 yılında Bursa'da açılan futbol stadyumudur.
Bursa Merinosspor: 1938 yılında Bursa'da kurulmuş olan spor kulübü. Hali hazırda Bursaspor'un pilot takımıdır.
Tarihî yarımada: Tarihî yarımada ya da Suriçi; Haliç, İstanbul Boğazı ve Marmara Denizi ile çevrili olan; İstanbul şehrinin ilk kurulduğu ve geliştiği bölgeye verilen addır.
Tarihî Sinop Cezaevi: Tarihî Sinop Kapalı Cezaevi, bir dönem "Anadolu'nun Alkatrazı" tabiri ile de tanınan ve 1999 yılında kapatılarak müzeye çevrilen cezaevidir.
Herodot: Herodot (Halikarnassoslu Herodotus) (Yunanca: Ηροδοτος Herodotos) (MÖ 484, Halikarnas - MÖ 425), MÖ 5. yüzyılda yaşamış olan Yunanlı tarihçi ve antik yazar.
Tarihî roman: Tarihi roman ve ya Tarihsel roman, tarihin değişik dönemindeki olayları ile ilgilidir. Konularını tarihi olaylardan ya da tarihte yaşamış kahramanlarla, onları kuşatan gerçek veya hayali kişilerin hayat ve maceralarından alan roman türüdür.
Tarihi Antep evleri: Tarihi Antep evleri, Gaziantep ilinde bulunan tarihi evlerdir. Gaziantep'te özellikle Bey Mahallesi'nde bulunan bu tarihi evler, kesme taştan yapılmıştır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir