Canlıların Temel Bileşenleri Konu Anlatımı

Sponsorlu Bağlantılar
anemi asitler baz bu enzimler guatr insan iyot karbonhidrat kas kemik erimesi kendi kimyasal protein temel Canlıların Temel Bileşenleri Konu Anlatımı 9.sınıf Biyoloji Canlıların Temel Bileşenleri canlıların temel bileşenleri canlıların temel bil..

Canlıların Temel Bileşenleri (geniş Anlatım)

CANLILARIN TEMEL BİLEŞENLERİ
1.İNORGANİK BİLEŞİKLER 2.ORGANİK BİLEŞİKLER
*Su———————–*Karbonhidratlar—*Nükleik asitler
*Asit———————-*Yağlar
*Baz———————-*Proteinler
*Tuz———————-* Enzimler
*Mineraller—————-*Vitaminler
1.İNORGANİK BİLEŞİKLER:Canlıların kendi vücudunda üretemeyip dışardan hazır olarak aldıkları bileşiklere denir
*Su: Ortalama bir insan vücudunda %65-70 oranında su bulunmaktadır. Su bitkilerin de bu % 95’e kadar çıkmaktadır
Özellikleri
1.Sindirime yardımcı olur
2.Vücut ısısının dengede tutulmasını sağlar
3.Vücuttaki Zaralı maddelerin dışarıya atılmasının sağlar
4.Suyun akışkan özelliğinden dolayı moleküllerin bir yerden başka bir yere taşınmasını sağlar.
* Mineraller:Hücreleri karbonhidrat, yağ ve protein gibi organik bileşikler ile vücuda alınan inorganik tuzlardır.
Özellikleri:
1.Mineraller enzimlerin yapısına katılarak katalizör görevi yapar.
Katalizör:Kimyasal tepkimelere girerek tepkimenin daha kısa sürede ve daha az kullanılmasını sağlayan proteinden oluşmuş kısımdır.
2.Eksikliklerinde bir takım rahatsızlıklar ortaya çıkar.
Ca eksikliğinde →Çocuklarda kemik erimesi yaşlılarda raşitizm.
P eksikliğinde→ kemiklerde ve dişlerde yumuşama.
Fe eksikliğinde→ anemi iyot eksikliğinde →guatr.
3.Mineraller kanın ozmotik basıncının dengede tutulmasını sağlar.
4.Kas kasılmasında sinirsel uyartıların iletilmesinde görev alır.
5.İyon konsantrasyonunu sağlar.
2.ORGANİK BİLEŞİKLER: Canlıların kendi vücutlarında sentezledikleri bileşiklere denir.
ENERJİ VERİM SIRASI VÜCUTTA KULLANIM SIRASI
1.Yağ 1.Karbonhidrat
2.Protein 2.Yağ
3.Karbonhidrat 3.Protein
YAPIYA KATILIM SIRASI DÜZENLEYİCİ OLARAK GÖREV YAPAN
1.Proteinler 1.Su
2.Yağlar 2.Mineraller
3.Karbonhidratlar 3.Vitaminler
4.Vitamin 4.Proteinler
5.Nükleik asitler
*Karbonhidratlar:Organik bileşikler içerisin de enerji verici ve yapıya katılıcı olarak görev yaparlar doğada büyük moleküller halinde bulunur.Yapı taşları glikozdur.
YAPI VE GÖREVLERİ
1.C,H,O, moleküllerinden oluşmuştur.
2. Karbonhidratlar yeşil bitkilerin yaptıkları fotosentez sonucunda meydana gelir
3.DNA,RNA,ATP’nin yapısına katılır
4.Polisakkaritlerin bir kısmı hücre zarını yapısına katılır
5.Karbonhitratlar enerji veren organik bileşik olarak kullanılır.
Karbonhidratların çeşitleri
1.Monosakkaritler* 5C’lu *deaksiriboz ,riboz

* 6C’lu *glikoz(kan şekeri)
*fruktoz(meyve şekeri)
*galaktoz(süt şekeri)
2.Disakkaritler:İki tane monossakaritin birleşmesiyle meydana gelir.
Glikoz + Glikoz→Maltoz + H2 O (arpa şekeri)
Glikoz + Furuktoz→Sakkaroz + H2 O (çay şekeri)
Glikoz + Galaktoz→Laktoz + H2O (süt şekeri)
3.Polisakkaritler:Çok sayıda monasakkaritin birleşmesiyle meydana gelir

a.Nişasta:Bitkinin depo maddesidir suda az çözünür
b.Glikojen:Hayvanların depo maddesidir karaciğer ve kasalarda depo edilir
c.Selüloz:Bitki hücrelerinde hücre çeperini oluşturur
d.Kitin:Omurgasız hayvanlarda dış iskeleti oluşturur
DEHİDRASYON SENTEZİ:Küçük moleküllerin birleşerek büyük molekül oluşturması bu esnada tepkimeye giren küçük molekül sayısından bir eksik sayıda su açığa çıkması olayına denir.
ÖRN:n Glikoz→Nişasta +(n-1) H2O
HİDROLİZ:Büyük moleküllere su katılarak yapı birimlerine ayrılmasına denir.
ÖRN:Nişasta +H2O→nGlikoz
*YAĞLAR:Canlılardaki temel organik bileşiklerden biridir.Yapı taşları 3 molekül yağ asidi ile bir molekül gliseroldür.
YAĞLARIN ÇEŞİTLERİ
1.Doymuş Yağlar:Bir yağ asidinin C zincirinde C atomları arasında çift bağ yoksa buna doymuş yağ asidi denir.Doymuş yağ asidi içeren yağlara da doymuş yağlar denir.
2.Doymamış Yağlar:Yağ asidinin C zincirinde bir yada daha fazla çift bağ varsa buna doymamış yağ asidi denir:Doymamış yağ asidi içeren yağlara da doymamış yağlar denir.
YAĞLARIN ÖZELLİKLERİ
1.Büyüme ve onarıma yardımcı olur.
2.Besin olarak kullanılır.
3.Enerji verici olarak kullanılır.
4.Vücut ısısını ayarlar.
5.Organlara destek olup darbelere karşı korur.
NOT:Yağların daha fazla enerji vermesinin sebebi;yapılarında daha fazla hidrojen bağı bulunmasıdır.
Yağların vücuda 2. sırada kullanılmasının sebebi
*Yakılmaları için daha fazla oksijene ihtiyaç duyarlar
*Vücudda depo maddesi olarak kullanılır
*Yıkımlarının daha uzun sürmesinden dolayı
*PROTEİNLER:Organik bileşiklerin büyük bir grubu protein molekülleridir.Bir kısmı hücrenin yapısına katılır diğerleri hücrede düzenleyici olarak görev yapar.Yapı taşları aminoasitlerdir.Doğada 20 çeşit aminoasit vardır. Yapılarında C,H,O ve yanında N,S,P vardır
*Bütün canlıların protein yapıları birbirinden farklıdır.Buna sebep olan canlıların DNA yapılarının birbirinden farklı olmasıdır.Çünkü;proteinler DNA’daki bilgiye göre RNA’sayesinde Ribozomda sentezlenir.Protein çeşitliliği;aminoasit sayısına, aminoasit sırasına aminoasit çeşidine bağlıdır.
*Proteinler oksijenli solunum ile parçalanması sonucu amonyak denilen çok zehirli bie ürün oluşur.Amonyak karaciğerde üreye çevrilerek dışarı atılır.Azot proteinlerin yapısında bulunduğu için canlı vücudunda azotlu artığa rastlanılması o canlının protein tükettiğini gösterir.

*ENZİMLER:Canlı hücrelerde üretilen özel proteinlerdir.DNA’daki kalıtsal bilgiye göre sentezlenir.Enzimlerin proteinden oluşmuş kısmına apoenzim denir.Buna ise basit enzim denir.Enzimlerin vitaminden oluşmuş kısmına koenzim denir.Mineralden oluşmuş kısmına kofaktör denir.Apoenzim ile koenzimin birlikte oluşturduğu gruba tam enzim anlamına gelen holo enzim denir.Enzimlerin etki ettiği maddeye sustrat denir.
AKTİVASYON ENERJİSİ:Bir kimyasal tepkimenin başlaya bilmesi için gerekli olan en düşük enerji miktarıdır.
ENZİMLERİN ÖZELLİKLERİ
1.Enzimler genellikle çift yönlü çalışır.
2.Her hücrede tepkime çeşidi kadar enzim çeşidi vardır.
3.Bir apoenzim çeşidi belli bir kofaktör ve koenzimle çalışırken ir koenzim yada kofaktör birden fazla apoenzim ile çalışır.
4.Enzimler çok hızlı çalışır.
5.Kimyasal tepkimelerden değişmeden çıkar tekrar tekrar kullanılabilir.
6.Takım halinde çalışırlar bir enzimin etki ettiği tepkimenin ürünü kendinden sonra gelecek enzimin sustratı olabilir.
7.Enzim aktif durumdaysa az eki getirilir.İnaktif durumdaysa jen eki getirilir.
ENZİMLERİN ÇALIŞMASINA ETKİ EDEN ETMENLER
1.Sıcakılık(enzimlerin en iyi çalıştığı sıcaklık 36,5dir)
2.Ph 5.Substrat yüzeyi
3.Enzim yoğunluğu 6.Su ve diğer kimyasal maddeler
4.Substrat yoğunluğu
İNHİBİTÖR MADDE:Enzimlerin çalışmasını engelleyen maddeye denir.
*VİTAMİNLER: Düzenleyici ve direnç arttırıcı olarak görev yaparlar.Sindirime uğramazlar ve kesinlikle enerji vermezler.
Çeşitleri
1.Yağda Eriyenler:Fazlası karaciğerde depo edilir.Bunlar;A,D,E,K’dır
2.Suda Eriyenler:Fazlası idrarla dışarı atılır.Bunlar;B,C’dir Eksikliği fazla
A vitamini eksikliğinde→gece körlüğü
B vitamini eksikliğinde →beriberi, pellegra
C vitamini eksikliğinde →skorbüt
D vitamini eksikliğinde→raşitizm,osteomolozi
E vitamini eksikliğinde→kısırlık
K vitamini eksikliğinde→kanın pıhtılaşma gecikliliği
*NÜKLEİK ASİTLER
DNA VE RNA ARASINDAKİ FARKLILIKLAR
DNA RNA
1.Bazları A,T,C,G, 1.Bazları A,U,G,C,
2.Şekeri deaksiribozdur 2.Şekeri ribozdur
3.İki zincirden oluşur 3.Tek zincirinden oluşur
4.Genetik bilgiyi taşır 4.Protein sentezi yapar.
5.DNA polimerazla sentezlenir 5.RNA polimerazla sentezlenir
6.A=T,G=C eşitliği vardır 6.Böyle bir eşitlik yoktur
7.Kendini eşler 7.Kendini eşleyemez
8.Tek çeşittir 8.3 çeşittir
9.Çekirdekte,Mitekondride ,Kloroplasta 9.Çekirdekte,Sitoplazmada bulunur
bulunur
DNA VE RNA ORTAK ÖZELLİKLERİ
*A,G,C bazları *Fosfat grubu
RNA’nın özel bazı;urasildir
DNA’nın özel bazı;timindir
RNA’NIN ÇEŞİTLERİ
rnRNA: DNA’daki kalıtsal bilgiyi ribozomlara taşır.
rRNA:Proteinlerle birlikte ribozomların yapısını oluşturur.
tRNA:Hücre içinde aminoasitleri tanır ve bunları ribozoma taşır.
ATP’ NİN YAPISI
Bütün canlıların en önemli enerji kaynağı ATP’nin yapısında Adenin denilen bir organik bir baz ,beş karbonlu riboz şekeri ve üç tane fosforik asit bulunur.Bu fosfat gruplarından son ikisi yüksek enerjili fosfat bağlarıyla bağlıdır.ATP’den bir fosfat koparıldığında ADP oluşur ve bu sırada bir miktar enerji açığa çıkar .Bu enerji yeni moleküllerin sentezinde , hücre solunumunda, aktif taşımada, hücre bölünmesinde, fotosentezde,sinirsel iletimde başta olmak üzere bir çok reaksiyonda harcanır.

HÜCRE
Canlının en küçük yapı taşlarına hücre denir.3 kısımdan meydana gelir.(zar,sitoplazma ve çekirdek)
Hücre Zarı: Hücreyi dış ortamdan ayıran madde giriş çıkışını düzenleyen,seçici-geçirgen özelliğe sahip canlı yapıdır.(Protein,yağ ve karbonhidratlardan oluşur.)Büyük bir kısmı yağlardan oluşur.Hücrenin özgüllüğü zarda ki glikoprotein,glikolipitlerin,miktarına ve dağılımına bağlıdır.

Hücre zarından geçen maddeler:
1.Küçük moleküller,büyük moleküllere göre,
2.Nötr maddeler iyonlara göre,
3.Yağda çözünen maddeler suda çözünen maddelere göre
4.(-) iyonlar (+) iyonlara göre daha kolay geçer.
Sitoplazma ve Organeller
Sitoplazma:Hücre zarı ile çekirdek arasını dolduran yumurta akı kıvamında ki canlı ortamda %70-90
Oranında su bulunur.Su bitkilerin de bu oran %98 ‘ e kadar yükselir.Spor,tohum ve bakterilerde % 15’ ten % 5 ‘e kadar düşer.
Organeller:
Lizozom: Sindirm ve savunma ocağı lizozom enzimler de bulunur . Alyuvarlar da bulunmaz.Akyuvarlarda bol miktar da bulunur.
Endoplazmik retikulum: Ribozom da sentezlenen proteinleri hücrenin gerekli yerlerine taşır.
Golgi Aygıtı: Salgı ocağıdır. Bitki hücrelerinde seliloz çeperin üretilmesini sağlar.
Ribozom: Zarsızdı, cansızdır. Rrna ve protenden oluşur. Virüsler hariç bütün canlı hücrelerinde bulunur , proteinin sentez yeridir.
Mitokondri:Hücrenin enerji ihtaiyacını karşılar. Kendine özgü DNA sı vardır.Böylece kendini sentezleyebilir.(Kas ve karaciğer hücrelerinde bol sayıdsa bulunur)
Sentrozom:Hayvan hücrelerin de ve ilkel yapılı bitki hücrelerin de bulunur.Hücre bölünmeye hazırladığı dönemde interfaz her bir kutba gider ve iğ ipliklerini oluşturur.Siniz hücrelerin de yoktur.
Plastitler:Sadece bitki bulunurlar.Renklerine ve görevlerine göre 3 grupta incelenirler.Birbirlerine dönüşebilirler.
1.Kloroplastlar:Bitkiye yeşil rengi verirler.Fotosentezle ışık enerjisinin kimyasal enerjiye dönüştürüldüğü ve serbest oksijenin üretildiği organeldir.KLOROPLASTLAR FOTOSENTEZLE YERYÜZÜNDE YAŞAMIN DEVAMINI SAĞLAYAN ORGANELDİR.
2.Kromoplastlar:Bitkiye sarı, turuncu ve kırmızı rengi verir.Yapraklarda, meyvelerde ve bazı yüksek yapılı bitkilerin köklerinde bulunur.
3.Lökoplastlar:Renksizdirler.Bitkinin kök, toprak altı gövdesinde ve tohum gibi depo organlarında bulunur.Nişasta, yağ ve protein depo eder.
Koful:Hücrenin madde alış verişinde, beslenmesinde, sindiriminde, boşaltımında görevlidir.Bitkilerde bol ve büyük,hayvanlarda ise küçük ve az miktarda bulunur.
*Kontraktil Koful:Tatlı suda yaşayan bir hücreli canlılardaki boşaltım kofuludur.Yoğunluk farkından dolayı vücut içerisine giren fazla suyu dışarı atar.
Zarı olmayan organeller: Ribozom DNA’sı olan organeller:Mitokondri
Sentrozom kloroplast

ÇEKİRDEK
Hücrenin canlılığını sürdürebilmesi için mutlaka gereklidir.Hücrenin bütün yaşamsal olaylarını yönetir ve kontrol eder.
HÜCRE BÖLÜNMELERİ
Mitoz Bölünme:Tek hücrelilerde üremeyi çok hücrelilerde büyüme ve gelişmeyi sağlar.Evreleri:
*İnterfaz: Kromozom kendini eşler DNA miktarı iki katına çıkar.Sentriyoller kendini eşler.Hücrede ATP sentezi, protein sentezi metobolik faaliyetler hızlanır.
*Profaz:Çekirdek zarı ve çekirdekçik kaybolmaya başlar.
*Metafaz:Kromozomlar ekvator düzlemine dizilir.
*Anafaz:Kromotitler sentromerleri ile iğ ipliklerine tutunurlar ve zıt kutuplara çekilirler.
*Telofaz:Kutplara toplanmış kromozomlar interfaz evresinde olduğu gibi çekirdek zarı ve çekirdekçiğin tekrar meydana geldiği görülür iğ iplikleri kaybolur.Hücre sitoplazma bölünmesi meydana gelir.Bitki hücrelerinde ara lamel şeklinde olur.Hayvan hücresinde stoplazma boğumlanması şeklinde olur.
Mayoz Bölünme:Kromozom sayılarının nesiller boyu sabit tutulmasını sağlar.Amaç kromozom sayısının yarıya inmesini sağlamak.Evreleri:
*İnterfaz:Bu evrede hücrede büyüme, solunum, protein sentezi gibi metabolik olayların hızı çok yüksektir.DNA’nın kendini eşlediği görülmektedir.
*Mayoz І ProfazІ:Mayoz bölünmenin en uzun safhasıdır.Kromozom çifti yan yana gelirler tetratları oluşturular oluşumunda kalıtsal madde alışverişi olur.Kromozom çiftleri yan yana gelerek birbirleriyle sarmal yaparlar bu olaya sinapsis denir.Sinapsis sırasında kromozomların kardeş olmayan kromotitlerin birbirine dokunan parçacıkları arasında gen alış verişi olur buna krossing-over denir.
*MetafazІ
*AnafazІ 3’ünde de mitoz bölünmede ki olaylar görülür.
*TelofazІ
*MayoaІІ:MayozІ sonunda meydana gelen haploit hücreler mayozІІ de tekrar bölünür ve haploit kromozomlu 4 hücre meydana gelir.MayozІІ ana hatlarıyla mitoz bölünmeye benzer.Bu safhada sadece kromotitler birbirinden ayrılır.Kromozom sayısında değişiklik olmaz.
*ProfazІІ:TelofazІ ‘den sonra görülken çok kısa süren bir safhadır.Çekirdek zarı oluşmuşsa parçalanmaya başlar
*MetafazІІ:Kromotitler hücrenin ekvator düzlemine yerleşir.
*AnafazІІ:Ekvator düzlemine dizilmiş kromotitler birbirinden ayrılır ve kutuplara doğru hareket eder.
TelofazІІ:Çekirdek zarı oluşmaya başlar.sitoplazma boğumlanmaya başalar.
MİTOZ VE MAYOZ ARASINDAKİ FARKLILIKLAR
MİTOZ MAYOZ
1.Çok hücreli canlıların vücut hücre- 1.Çok hücreli canlıların üreme hücresinde
lerinde görülür. görülür.
2.Vücudun bütün doku ve organların- 2.Üreme organlarında görülür.
da görülür. 3.Oluşan hücreler üremeyi sağlar.
3.Oluşan hücreler canlının gelişmesini sağlar. 4.Kromozom sayısı yarıya iner.
4.Kromozom sayısı sabit kalır. 5.Bölünme sonucunda 4 hücre oluşur.
5.Oluşan hücreler kalıtsal olarak birbirinin tıpatıp 6.Oluşan hücreler kalıtsal olarak atasına
aynısıdır. benzer.
6.Bölünme sonucu 2 tane hücre oluşur 7.Çekirdek ve stoplazma bölünmesi 2 kez olur.
7.Çekirdek ve stoplazma bölünmesi bir kez olur. 8.Tetrat ve krossing-over olayları görülür.
8.Tetrat ve krossing-over olayları görülmez. 9.Ergenlik döneminde başlar üreme dönemi
9.Zigotun oluşumundan ölümüne kadar sürer. boyunca devam eder.

PROKARYOT VE ÖKARYOT HÜCRELER
Prokaryot Hücre:Belirginbir zarla çevrili çekirdeği olmayan ve ribozom dışında organelleri bulunmayan hücrelere denir.Prokaryot hücrelerin en dışında hücre çeperi, hücre çeperinin içinde ise hücre zarı bulunur.Prokaryot canlılar bakteriler, mavi-yeşil alglerdir.Bunlar monera aleminde sınıflandırılır.
Ökaryot Hücre:Zarla çevrili belirli bir çekirdeği ve organelleri olan hücrelere denir.Hücreler zar,stoplazma ve çekirdekten meydana gelmiştir.Protistler,gerçek mantarlar, bitkiler ve hayvanlar ökaryot canlılardır.
BİTKİ VE HAYVAN HÜCRELERİN KARŞILAŞTIRILMASI
Bitki Hücresi Hayvan Hücresi
1.Hücre çeperi bulunur. 1.Hücre çeperi bulunmaz.
2.Sentrozom yoktur. 2.Sentrozomu vardır.
3.Plastitleri vardır. 3.Plastitleri yoktur.
4.Kofulları büyüktür. 4.Kofulları küçüktür.
5.Nişasta ve seliloz depo eder. 5.Glikojen depo eder
6.Hücreler birbirine hücre duvarı ile bağlıdır. 6.Hücreler bağımsızdır.
7.sitoplazma bölünmesi ara lamel 7.Stoplazma bölünmesi boğumlanma
şeklinde olur. şeklinde olur.
HÜCREDE MADDE ALIŞ VERİŞİ
1.Pasif Taşıma:Hücre zarından madde alınırken eğer enerji harcanmıyorsa buna denir.
ÖZELLİKLERİ
*Enerji harcanmaz
*Taşıma çok yoğun ortamdan az yoğun ortama doğrudur
*Canlı ve cansız tüm hücrelerde görülür.
DİFÜZYON:Hücre zarından geçebilen bir maddenin geçişi çok yoğun ortamdan az yoğun ortama doğruysa buna denir.enerji ve enzim kullanılmaz yarı geçirgen bir zar gerekli değildir.
OZMOS:Suyun hücre içindeki difüzyonudur.yarı geçirgen bir zar vardır.ozmosda ortamın eşitlenmesi beklenmez.
*İzotonik ortam:Hücrelerin yaşayabildiği yoğunluğa sahip ortamlara denir.
*Hipertonik ortam:Hücreden daha fazla yoğunluğa sahip ortama denir.
*Hipotonik ortam:Hücreden daha az yoğunluğa sahip ortama denir.
*Plazmoliz:Hipertonik ortama konulan hücrenin su kaybederek büzülmesi olayına
denir.
*Deplazmoliz:Plazmolize uğramış hücrenin saf su ortamına konulduğu zaman su alarak eski haline dönmesine denir.
*Turgor:Uzun süre bekletilerek su alarak devamlı şişmesi durumuna denir.Hücrenin içindeki su nedeniyle zara yapılan basınca turgor basıncı denir.
*Hemoliz:Hücre saf suda bekletilirse bir süre sonra fazla sudan dolayı patladığı görülür bu olaya denir.
2.Aktif Taşıma:Maddenin hücre zarından geçişi hücrenin enerji kullanılmasıyla gerçekleşiyorsa bu olaya denir.
ÖZELLİKLERİ
1Enerji harcanır.
2.Taşıma az yoğun ortamdan çok yoğun ortama doğrudur.
3.Canlı hücrelerde görülür.
4.Enzimler kullanılır.
*Endositoz:Alına maddenin sıvı ve katı oluşumuna göre 2 şekilde yapılır.
1.Fagasitoz:Büyük moleküllü katı maddelerin hücre içine alınmasına denir.
2.Pinositoz:Büyük moleküllü sıvı maddelerin hücre için alınması olayına denir.
*Ekzositoz:Hücre için alınan atık maddelerin dışarı atılmasıdır.
HÜCRE METOBOLİZMASI
Hücrede meydana gelen yapım ve yıkım olaylarına metabolizma denir.ikiye ayrılır.
1.anobolik reaksiyonlar:küçük moleküllerin birleşip büyük moleküller meydana getirmesi olayıdır.Örnek;
CO2 + H2O →BESİN +O2 →FOTOSENTEZ OLAYI
2.Katobolik reaksiyonlar:Büyük moleküllerin yıkım tepkimesidir.
Örnek;BESİN +O2→ CO2 + H2 O+38ATP→SOLUNUM OLAYI
CANLILARDA SINIFLANDIRMA
Doğadaki canlıların yaşayışlarına ve akrabalık derecelerine göre benzerliklerine göre yapılan gruplandırmaya sınıflandırma denir.Biyolojinin alt bilim dalı olan sistematik bunu inceler.2’ ye ayrılır
1.Yapay sınıflandırma: Doğadaki canlıların dış görünüşüne veya yaşadıkları yere bakılarak yapılan sınıflandırmaya denir.Bilimsel bir sınıflandırma değildir.Yapay sınıflandırmada anolog organa bakılır.
2.Doğal sınıflandırma:Canlıların akrabalık derecesi protein benzerlikleri, yaşayışları, beslenmelerine göre yapılan sınıflandırmaya denir.Doğal sınıflandırma yapılırken canlılar arasındaki homolog organ yapısına bakılır.2 canlı arasında ne kadar homolog organ varsa bu iki canlının birbirleriyle o kadar akraba olduklarını anlatır.Bilimsel bir sınıflandırmadır.
Homolog organ:Kökenleri aynı görevleri farklı olan organlara denir.Örnek:insanın kolu ile balinanın yüzgeci
Anolog organ:Kökenleri farklı görevleri aynı olan organlar denir.Örnek:Sineğin kanadı ile kuşun kanadı
Tür:Ortak bir atadan gelen yapı ve görevleri benzer özelliklere sahip kendi aralarında verimli nesiller meydana getiren bireyler topluluğuna denir.
İkili Adlandırma:Biyoloji biliminde canlılar adlandırılırken hem cins hem de tür ismi yazılır böyle adlandırmalara denir
Alem Şube Sınıf Takım Aile Cins Tür
Birey sayısı alemden türe giderken azalır ortak özellik artar.
Birey sayısı türden aleme giderken artar ortak özellik azalır
VİRÜSLER
Canlılar aleminde bulunan en küçük mikroorganizmadır.Virüsler sadece elektro mikroskobuyla görülebilir
-Değişik şekillerde virüsler mevcuttur.
-Virüsler taşıdıkları nükleik asitlere göre adlandırılır.İkisi de aynı anda bulunmaz.
- Hayvan virüslerinde genellikle DNA bulunur.Bitki virüslerinde ise RNA bulunur.Ama bitki virüslerin hayvan virüslerinde hastalık yapmaktadır.Örneğin;HIV virüsü bitki virüsü olmasına rağmen hayvan hücrelerinde AIDS hastalığı yapmaktadır.
-Virüslerin organelleri , ribozomu ve sitoplazması yoktur.Organelleri olmadığı için özellikle de ribozom olmadığı için enzim sistemleri yoktur.Kuyruklarında gireceği hücrenin zarına tutunarak zarın erimesini sağlayan enzimler bulunur.
-Virüslerin dışında bir protein kılıf çevrilidir.
-Virüslerin organelleri ve enzimleri olmadığında dolayı zorunlu parazit olarak görev yaparlar.
-Virüslere ilaç etki etmez bunun sebebi virüslerin hücre içinde yaşamasıdır.(Bizim aldığımız ilaçlar hücreler arası boşluklarda bulunur.)
-Virüsler hücre dışında tuz kristali gibi kristalleşirler.
-Virüsler büyümez,beslenmez,gelişmez,dolaşım,boşaltım olayları yoktur.Metabolizmaları yoktur.
CANLILAR ALEMİ
PROKARYOT CANLILAR
1.BAKTERİLER
Monera aleminde yer alırlar.Işık mikroskobuyla görülebilecek kadar küçüktürler.İki hücre örtüsüne sahiptirler.İ. kısımda hücre zarı bulunur.Bakteri stoplazmasının %90 sudur.İçinde DNA,RNA, protein,mitekondri gibi zarla çevrili yapıları yoktur.oksijenli solunum yapan bakterilerde mezozom zar katlantıları yer alır.Mezozom ökaryottaki mitekondrinin görevini yapar.
BAKTERİLERİN ÇEŞİTLERİ
1.Şekillerine Göre 2GRAM BOYAMA ÖZELLİĞİNE GÖRE
*Çubuk *Gram pozitif(+)bakteri:mikroskopta mor renkte görülür
*Yuvarlak *Gram negatif(-)bakteri:Mikrokopta pembe renkte görülür.
*Spiral
*Virgül
3.OKSİJENE DUYULAN İHTİYACA GÖRE
*Zorunlu aerob bakteri :Yalnız oksijenli ortamda yaşayıp çoğalabilen bakteriler.
*Zorunlu anaerob bakteriler.Yalnız oksijensiz ortamda yaşayıp çoğalabilen bakteriler.
*Geçici bakteriler:Geçici olarak oksijenli ve oksijensiz ortamda yaşayabilen.2’ye ayrılır.
a)Geçici aerob bakteriler.Normalde oksijensiz ortamda yaşamaya uyum sağlamış;fakat geçici olarak oksijenli ortamda yaşayabilen bakteriler.
b)Normalde oksijenli ortamda yaşamaya uyum sağlamış ;fakat geçici olarak oksijensiz ortamda yaşayabilen bakteriler.
4.BESLENME ŞEKİLLERİNE GÖRE
*Ototrof bakteriler:Yaşamaları için gerekli organik bileşikleri, basit inorganik bileşiklerden sentezleyebilen bakterilerdir.Kullandıkları enerji kaynağına göre ikiye ayrılır.
a)Fotoototrof bakteriler:Fotosentez yapan bakterilerdir.Enerji kaynağı güneştir.
b)Kemoototrof bakteriler:Bazı bakteriler kükürt,demir,hidrojen,amonyak gibi inorganik maddelerin oksidasyonundan sağladıkları enerji ile su ve karbon dioksitten besin üretirler.Bu bakteriler;nitrit,nitrat,kükürt ve demir bakterileridir.
*Heterotrof bakteriler:İhtiyaç duydukları organik besin maddelerini ortamdan hazır alan bakterilerdir.2’ye ayrılır.
a)Parazit bakteriler:Sindirim enzimleri olmadığı için gereksinim duydukları besin maddelerini üzerinde yaşadığı canlıdan hazır alan bakterilerdir.Hastalık yapan bakterilere patojen bakteriler denir.
b)Saprofit (çürükçül) bakteriler:Toprakta yaşayan , çürümeye neden olan ayrıştırıcı bakterilerdir.Hücre dışına enzim göndererek ölü bitki ve hayvan artıklarındaki organik maddelerin daha küçük organik ve inorganik maddelerin parçalanmasını sağlarlar.
2 MAVİ-YEŞİL ALGLER
Belirli, bir çekirdeği, kloroplastı ve diğer organelleri bulunmayan mavi- yeşil renkli, bir hücreli organizmalardır.Çekirdek zarı ve zarlı organelleri bulunmadığı için prokaryot hücre yapısındadırlar.Fotosentez yapmalarını saplayan klorofil pigmenti tanecikler halinde bulunur bundan dolayı renkleri yeşildir.Çoğunlukla koloniler halinde yaşarlar.Denizlerde, tatlı sularda ,göllerde ve nemli bölgelerde yaşarlar.
ÖKARYOT CANLILAR
1.PROTİSTALAR
Protista alemi, bir hücreli ve çok hücreli fotosentetik algleri , çok çekirdekli yada çok hücreli heterotrof cıvık mantarları, bir hücreli yada basit ökaryotları içeren canlı grubudur.
Tam bitki ve hayvan özelliği göstermediği için ayrı bir alemde incelenirler
*Protozoalar:Bir hücrelilerdir mikroskobik canlılar olup 4 gruba ayrılırlar.
a)Kamçılılar:Hareket organeli olarak bir yada birkaç kamçı bulundururlar.Bazıları saprofit bazıları parazittiler.Çoğalmaları ikiye bölünme ile olur.Öglena tatlı sularda yaşar.Yapısında bir yada iki boşaltım kofulu vardır. Önde bir yada iki tane kamçları vardır.Öglene klorofil pigmenti içerdiklerinden dolayı yeşil renklidirler bu nedenle kendi besinini kendileri yaparlar bu özelliğinden dolayı bitkilere hareketli olmasından dolayı hayvan hücrelerine benzer.
b)Kökayaklılar:Besinlerin ve hareketlerini yalancı ayaklarla sağlayan bir hücrelilerdendir.Amipler tatlı sularda yaşarlar.Besinlerini sitoplazmalarında meydana getirdikleri besin kofulları içerisinde sindirirler
c)Sporlular:Çoğu omurgalı omurgasız hayvanlarda parazit yaşama uyum sağlamıştır.besinlerini difüzyonla alırlar.Plazmodyum bu gruba örnektir.Bilinen 50 kadar plazmodyum türü vardır insanlarda sıtma hastalığına neden olurlar.
d)Silliler:Hareketlerini ve besin teminini silerliyle yaparlar.Tatlı su ve denizlerde yaşarlar.En iyi örnek paramesyum dur hem bölünerek hem de konjugasyonla ürer.
*Algler:Klorofil içerdikleri için fotosentez yapabilirler.Sulu ortamda yaşarlar daha uygun ortam bulabilmek amacıyla yer değiştirme hareketi yaparlar.Madde alış verişini yaşadıkları ortamdan sağlarlar.Yeşil, sarı, kırmızı, esmer algler bu grubun örneklerindendir.
*Cıvık Mantarlar:belirgin bir hücre şekli olmayan çok çekirdekli stoplazmaya sahip saprofit organizmalardır.Üremeleri eşeyli ve eşeysiz şekilde olur.Protista aleminde incelenmekle birlikte beraber canlılar aleminde yeri henüz kesinleşmemiştir.
2.MANTARLAR
Mantarlar stoplazmalarında zarla çevrili bir çekirdeğe sahip olan ökaryot hücreli canlılardır.Mantarlar genellikle çok hücrelidir.Klorofil içermeyen yaşamları için gerekli olan besini hazır olarak sağlayan heterotrof canlılardır.Bitkilerdeki kök, gövde ve yaprak gibi organlara sahip değillerdir.Fakat hücrelerinin etrafında belirli bir hücre çeperinin olması sporla çoğalmaları ve genellikle hareketsiz oluşları nedeniyle bitkilere benzer canlılardır.Mantarların en önemli özelliklerinden biride doğadaki inorganik döngüyü sağlaması ,ilaç yapımında kullanılmasıdır.
Mantarların Çeşitleri
*Maya mantarları:Tomurcuklanma ile çoğalırlar.Hamurun mayalanması gibi bir çok mayalanma olaylarında görev alır.
*Küf Mantarları:Çürümekte olan böcek,balık, kuş artıkları üzerinde saprofit olarak yaşarlar.Eşeyli ve Eşeysiz ürerler.Besinlerin küflenmesini neden olur.
*Şapkalı Mantarlar:Mantarların en büyükleridirler.Besin olarak kullanıldıkları gibi insanlar için zehirli olan türleri de vardır.
*Enfeksiyonel Mantarlar:İnsanda ağız ve boğaz hastalıkları, üreme organları ve deride enfeksiyonlara neden olan mantarlardır.bebeklerde görülen pamukçuk, saç dökülmesine neden olan saçkıran örnek verilebilir.
3. BİTKİLER
Bitkiler çok hücreli ototrof iyi gelişmiş bir organizasyona sahip yüksek yapılı canlılardır.Kendi besinlerini kendi üretirler.Sinir sistemleri yoktur.Damarlı ve damarsız olmak üzere 2 grupta toplanırlar.
1.Damarsız Bitkiler:İletim demetleri yoktur.Ilık nemli ve gölgelik yerlerde yaşarlar.Metagenez(eşeyli +eşeysiz) görülür.Sporla çoğalır.Gerçek kök ve gövdeleri yoktur.En önemlileri kara yosunlarıdır.
2.Damarlı Bitkiler
a)Damarlı Sporlu Bitkiler:Ilık nemli bölgelerde yaşar,İletim demeti vardır.Sporla çoğalır.Metagenez görülür.Gerçek kök ve gövdeleri yoktur.
b)Damarlı Tohumlu Bitkiler: İletim demeti bulundururlar.Açık tohumlu ve kapalı tohumlu olarak 2’ ye ayrılır.
*Açık Tohumlu Bitkiler:Kozalıklı bitkilerdir.İletim demetleri düzenlidir.İğne yapraklıdırlar.Her dem yeşillerdir.Bunlar köknar, ladin, çam’dır.
*Kapalı Tohumlu Bitkiler:İletim demetleri vardır.Gerçek çiçek ve tohum taslakları vardır.Çenek yaprağı sayısına göre tek çenekli çift çenekli bitkiler olarak incelenir.
-Tek Çenekli:Tek yıllık otsu bitkilerdir.Yapraklarında paralel damar bulunur.İletim demetleri dağınıktır.Kambiyum bulundurmazlar.
-Çift Çenekli:Embriyolarında iki çenek yaprağı bulunur.Çok yıllık odunsu bitkilerdir.
Kambiyum bulunur.İletim demeti düzenlidir.Yaprakları ağsı damarlıdır.
4.HAYVANLAR
a)Omurgasızlar:İç iskelet bulunmaz .Açık dolaşım görülür.Bunlar;
-Süngerler
-Sölenterler
-Solucanlar
-Yumuşakçalar
-Eklem bacaklılar
-Derisidikenliler
b)İlkel Kordalılar:Basit bir iskelet yapısına sahiptirler.Bu yapı bazılarında yaşam boyunca devam eder bazılarında ise yavru halindeyken bulunur.Kapalı dolaşım sistemine sahiptirler.
c)Omurgalılar:İç iskelet vardır.Kapalı dolaşım sistemi görülür.Beş sınıfta incelenilir.
*Balıklar:Kemik ya da kıkırdaktan oluşmuş iç iskeletleri vardır.Solungaç solunumu yaparlar.Kalpleri iki odacıklıdır.Dış döllenme dış gelişme görülür.Denizlerde ve tatlı sularda yaşarlar
*Kurbağalar:Karada ve suda yaşarlar.Derileri nemli ve kaygandır.Larvaları solungaç
deri solunumu yaparlar.Kalpleri üç odacıklıdır.Dış döllenme dış gelişme görülür.
*Sürüngenler: Akciğerleri ile solunum yaparlar.Kalpleri üç odacıklıdır karıncık yarım perdeyle ikiye ayrılır.Timsdahlarda ise dört odacıkılıdır tam perdeyle ikiye ayrılır.İç döllenme diş gelişme görülür.
*Kuşlar:Sıcak kanlı hayvanlardır.Kalpleri dört odacıklıdır.Akciğer solunumu yaparlar,yumurta ile çoğalır.İç döllenme dış gelişme görülür.
*Memeliler:Sıcakkanlı hayvanlardır.Derileri kıllarla örtülüdür.İç döllenme görülür.Kalpleri dört odacıklıdır.Kapalı dolaşım s,istemi görülür.Akciğer solunumu yaparlar alveol kesecikleri bulunur.Yavrularını sütle beslerler.Sinir sistemleri çok gelişmiştir.Denizlerde ve karalarda yaşayan türleri vardır.

Canlıların Temel Bileşenleri

Tüm diğer maddeler gibi canlılarda temelde kimyasal sistemlerdir. Bu kimyasal sistemler diğerlerin farklı olarak özel bir organizasyona sahiptir.
Canlılar kimyasal kompozisyonları farklı da olsa, tüm canlılarda ortak olarak bulunan kimyasal maddeler mevcuttur.
İnorganik Besinler
1. Su:
Su dünyada bilinen tüm yaşamın sürekliliğinde büyük rol oynayan renksiz, tatsız ve kokusuz bir maddedir. Suyun kimyasal özellikleri dünya üzerindeki canlı yaşamının sürekliliğinde büyük rol oynar.
• Su iyi bilinen bir çözücü olmasından dolayı özel bir maddedir. Aslında birçok madde su içinde, diğer sıvılar içinde çözündüğünden daha iyi çözünür. Bu suyun polar bir molekül olmasından kaynaklanır. Yüklü gruplar içeren hemen tüm maddeler bu nedenle su içinde çözünme eğilimindedir. Bu da hücre içi metabolik reaksiyonların devam edebilmesinin en önemli sebeplerinden birisidir.
• Pek çok maddenin organizmaya alınabilmesi suda çözünebilmesine bağlıdır. Örneğin, solunum için gerekli olan O2’nin vücuda alınabilmesi için suda çözünmesi gerekir. Bu nedenle tüm solunum yüzeyleri nemlidir.
• Bilinen tüm sıvılar ısıları düştükçe hacim kaybeder. Hacim azalınca yoğunluk artar ve böylece soğuk olan kısımlar daha ağır hale gelir. Bu yüzden maddelerin katı halleri, sıvı hallerine göre daha ağırdır.
Ama suyun hacmi, bilinen tüm sıvıların aksine, belirli bir sıcaklığa (+ 4°C’ye) düşene kadar azalır, daha sonra tekrar artmaya başlar. Donduğunda ise hacmi sıvı hale göre daha fazladır. (Bu durumu basit bir deneyle gözlemlemek mümkündür. Plastik yada cam bir şişeyi ağzına kadar su ile doldurup ağzı açık şekilde dondurunuz. Son durum sizi gerçekten şaşırtacak.) Bu nedenle suyun katı hali, sıvı halinden daha hafiftir. Bu yüzden buz, suyun dibine batmayıp su üstünde yüzer.
Suyun bu özelliği yaşamın kış aylarında yada her zaman soğuk olan bölgelerde sudaki yaşamın devam etmesine olanak tanır. Deniz, nehir ve göllerin üst kısmı donar, buz üst kısımda kaldığı için su içindeki canlılar yaşamlarını sürdürmeye devam edebilirler.
• Suyun ısıyı iletebilme yeteneği bilinen diğer herhangi bir sıvıdan en az dört kat daha yüksektir. Buzun ve karın ise ısı iletkenlikleri düşüktür. Buz, havadaki soğuğu, altındaki su tabakasına çok az iletir. Böylece dışarıdaki hava -50°C’yi bulsa bile, denizin üstündeki buz tabakası 1-2 metreyi geçmez. Foklar, penguenler ve diğer kutup hayvanları, bu sayede denizin üstündeki buzu delip alttaki suya ulaşabilirler.
• Suyun ısı tutma kapasitesinin diğer sıvılara göre çok yüksektir. Bu durum denizlerin karalara göre daha geç ısınıp daha geç soğumalarını sağlar. Bu nedenle gece-gündüz arasındaki sıcaklık kurak ortamlarda 40 – 50 °C’ye kadar çıkarken, denizlerde en fazla birkaç derecelik bir sıcaklık farkı olur.
• Su, hücre metabolizmasının temelinde yer alan biyolojik katalizörlerin, yani enzimlerin çalışması içinde olmazsa olmaz bileşenlerdendir. Hücre içinde su konsantrasyonunun % 15′in altına düştüğü durumlarda enzimlerin çalışmadığı kabul edilir.
•Bu özelliklerinin yanı sıra, suyun kimyasal yapısı gereği su moleküllerin diğer moleküllerle ve kendi aralarındaki etkileşimleri de suya canlı yaşamı açısından önem katar. Kimyasal olarak bir maddenin kendi molekülleri arasında ilişki kurması kohezyon, yabancı moleküllerle ilişki kurması adhezyon olarak adlandırılır. Suyun kohezyon ve adhezyon yetenekleri, suyun belirli kılcal yapılar içinde kopmadan yükselmesine ve taşınmasına yardımcı olur. Bu da bitkilerin karada yaşamlarını sürdürmeleri açısından önem arz eder.
Vücudunuzun günlük kaybettiği su ihtiyacını karşılamak için günde 6-8 bardak su içmeniz gerekir. Vücut ağırlığının yüzdesi olarak su kaybının sonuçları şöyle sıralanabilir:

%1: Susuzluk hissi, ısı düzeninin bozulması, performans azalması
%2: Isı artması, artan susuzluk hissi %3: vücut ısı düzenin iyice bozulması, aşırı susuzluk hissi, %4: fiziksel performansın %20-30 düşmesi
%5: Baş ağrısı, yorgunluk
%6: Halsizlik, titreme
%7: Fiziksel aktivite sürerse bayılma
%10: Bilinç kaybı
%11: Olası ölüm

2. Elektrolitler:
Asitler, bazlar ve tuzlar su içinde iyonlaşır. Saf su içinde iyon barındırmadığından elektriği iletmez. Ancak içinde iyonlaşabilen bir madde çözündüğünde elektrik açısından iletken özellik kazanır. Böyle maddelere elektrolit adı verilir.
Asitler:
Suda çözündüklerinde hidrojen iyonu (H+) konsantrasyonunu artıran maddelerdir. Vücutta görevli inorganik asitlerin (HCl gibi) yanı sıra organik asitler de bulunur. Asitli bileşikler turnusol kağıdını maviden kırmızıya dönüştürürler.
Bazlar:
Suda çözündüklerinde hidroksil iyonu (OH–) konsantrasyonunu artıran maddelerdir. Vücutta görevli inorganik bazların yanı sıra organik bazlar da bulunabilir. Turnusol kağıdını kırmızıdan maviye çevirirler.
Asit – Baz Dengesi:
Herhangi bir çözeltinin H iyonu derişimi o ortamının asitliğinin veya bazlığının bir ölçüsüdür. H iyonu derişiminin negatif logaritması pH olarak adlandırılır, ortamların asitlik ve bazlık değerlerini göstermekte kullanılır.
pH, 0 ile 14 arasında bir değer alır. Orta nokta olan 7 nötr, 0-7 aralığı asidik, 7-14 aralığı ise baziktir.
Biyokimyasal tepkimeleri gerçekleştiren enzimlerin çalışmasını asit ve bazlar etkilediği için, hücre içi ve hücre dışı sıvıların asit – baz dengesi son derece önemlidir.
Tuzlar:
Asit ve bazların kimyasal tepkimeye girmesiyle oluşan bileşiklerdir. Minerallerin pek çoğu vücuda tuzlar halinde alınır (yemeklerde kullandığımız sofra tuzu gibi).

3. Mineraller:
Doğada ve canlı vücudunda genellikle tuz halinde bulundukları için bu maddelere madensel tuzlar da denir. Tuz formunda bulunabilecekleri gibi organik bileşiklere bağlı olarak da bulunabilirler.
Minerallerin vücutta, kemik ve dişlerin yapısına katılma, vücut sıvılarının ozmotik basıncını ayarlama, vitamin, hormon ve enzimlerin yapısına katılma, kas kasılması ve sinir impulslarının iletimi gibi görevleri vardır.

Organik Besinler

Kimyada organik madde kavramı, içlerinde karbon – hidrojen bağları bulunduran maddeleri tanımlamaktadır. Canlıların yapısında yer alan temel organik bileşikler karbon ve hidrojene ek olarak oksijen de bulundururlar. Organik bileşenlerden karbonhidratlar, yağlar ve proteinler hem yapı maddesi hem de enerji verici olarak kullanılırlar. Vitaminler düzenleyici ve nükleik asitler ise (DNA ve RNA) yönetici moleküllerdir.
İnorganik maddeler bir araya gelerek daha kompleks maddeler oluşturma eğiliminde değildir. Ancak canlılar organik moleküllerden, istediklerinde parçalayabi-lecekleri, daha büyük ve karmaşık moleküller oluşturur. Organik moleküllerin oluşturduğu bu büyük moleküllere polimer, polimeri meydana getiren yapıtaşlarına ise monomer adı verilir.
Polimer oluşumu sırasında monomerler arasında kurulan bağ başına bir molekül su çıktığından bu sentez şekli dehidrasyon sentezi adını alır. Bu olayın tersi yani polimerin monomerlerine yıkımı ise bu bağların enzimler tarafından su katılarak yıkılmasıdır ki bu olaya “su ile parçalama” anlamında hidroliz denir. Bir canlının kendisi tarafından oluşturulan her tür polimer yine o canlı tarafından yıkılabilir.
Canlılar tarafından üretilen her tür polimerin yeniden kullanılabilmesi için sindirilmesi yani hidroliz ile monomerlerine ayrılması gereklidir.
Dehidrasyon Sentezi
n (monomer) ———–> polimer + (n-1) H2O
Hidroliz
polimer + (n-1) H2O ———–> n (monomer)

Karbonhidratlar
Monomeri: Monosakkaritler
Monomerler arası bağ: Glikozit
Karbonhidratlar içerdikleri şeker sayısına göre monosakkaritler, disakkaritler ve polisakkaritler olmak üzere üç grupta toplanır.

a. Monosakkaritler (Tek Şekerler):
Temel karbonhidratlardır. Yapılarında bulunan karbon atomlarının sayısına göre isimlendirilirler.
3C’lu Monosakkaritler – Triozlar
PGAL (fosfogliseraldehit) ve PGA (fosfogliserik asit) en iyi bilinen ileride işlevleri açıklanacak triozlardandır.
5C’lu Monosakkaritler – Pentozlar
• Riboz: ATP ve RNA moleküllerinin oluşumunda görev alan monosakkarit çeşididir.
• Deoksiriboz: Riboz molekülü ile karşılaştırıldığında bir oksijen atomu eksiktir. Adı da buradan gelir. DNA molekülünün oluşumunda görev alır.
6C’lu Monosakkaritler – Heksozlar
Glikoz, fruktoz ve galaktoz olmak üzere üç tipi bulunur. Her üç molekülün de kapalı formülü aynıdır (C6H12O6). Ancak molekülü oluşturan atomların farklı bağlanması bu molekülleri farklı kılar.
• Glikoz: Evrensel şeker molekülüdür. Yani tüm canlılar tarafından kullanılabilir. Ototrof canlılar tarafından inorganik maddelerden sentezlenir ve heterotrof canlılar beslenme sırasında bu molekülü ototroflardan alırlar. İnsan kanında bulunan şeker de glikozdur. Bu nedenle çoğu zaman kan şekeri olarak da adlandırılır. Beslenme sırasında besinlerle alınan diğer şeker molekülleri fruktoz ve galaktoz karaciğer tarafından glikoza dönüştürülerek vücudun kullanımına sunulur.
• Fruktoz: Bitkiler tarafından üretilen 6C’lu monosakkarittir. Meyve şekeri olarak da bilinir.
• Galaktoz: Memeli hayvanların süt salgısında bulunan laktozun temel şekerlerinden birisidir.

b. Disakkaritler (Çift Şekerler):
İki monosakkaritin enzimler aracılığıyla oluşturduğu daha büyük şekerlerdir. Bu birleşmede oluşan bağ glikozit olup tüm dehidrasyon sentezlerinde olduğu gibi burada da bağ başına bir su molekülü açığa çıkar.
Biyolojik olarak yalnız 6C’lu monosakkaritlerin disakkarit formu bulunur. Yine disakkaritlerin oluşumunda iki şekerden birisi mutlaka glikoz olmalıdır.
Glikoz + Glikoz ———–> Maltoz + 1 molekül H2O
Glikoz + Fruktoz ———> Sakkaroz + 1 molekül H2O
Glikoz + Galaktoz ——–> Laktoz + 1 molekül H2O

Bu şekerler monosakkaritlere nazaran daha az tatlıdır. Maltoz ve Sakaroz (Sükroz da denir.) yalnız bitkilerde sentezlenirken Laktoz (Süt Şekeri) yalnız hayvansal kaynaklıdır.
Hayvanlar tarafından besinlerle alınan maltoz ve sakkaroz hidroliz edilerek yani sindirilerek monomerlerine ayrıştırılır, oluşan monomerler de glikoza çevrilerek kullanılır.

c. Polisakkaritler (Büyük Şekerler):
Çok sayıda glikoz molekülünün dehidrasyon sentezi ile bir araya getirilmesi ile oluşan kompleks şekerlerdir. Diğer bir deyişle polisakkaritler glikoz polimerleridir. Tüm polisakkaritler glikozdan üretilir ancak glikoz moleküllerinin farklı şekillerde bağlanmasıyla farklı polisakkaritler oluşur.
Polisakkarit molekülleri sentezlenirken çok yüksek sayılarda glikoz tüketildiği için, polisakkarit sentez sırasında ortamın ozmotik basıncı dolayısıyla su tutma kapasitesi düşer. Hidroliz sırasında ise tersi olur. Çok sayıda glikoz açığa çıktığı için ortam ozmotik basıncı dolayısıyla su çekme gücü artar.
Canlılar glikoz polimerlerini yani polisakkaritleri iki farklı amaç için oluştururlar:
1. Depo İçin
• Nişasta
• Glikojen

2. Yapı İçin
• Selüloz
• Kitin

Nişasta: Bitkiler tarafından glikozun depo edilmesi amacıyla üretilen polisakkarittir. Fotosentezin gerçekleştiği yerlerde üretilen glikozun fazlası, depo edileceği doku ve organlara taşınır. Bitkisel hücrelerde bulunan lökoplast organeli tarafından glikozlar nişastaya çevrilerek depolanır.
Herhangi bir besinde nişasta bulunup bulunmadığı besine iyot çözeltisi damlatılarak anlaşılabilir. Nişasta iyot ile mavi-mor renk verir.
Glikojen: Bakteriler, mantarlar ve hayvanlar tarafından glikozun depo edilmesi için üretilen polisakkarit şeklidir. Hayvan nişastası olarak da adlandırılan bu molekül suda çözünebilir.
Glikojen insanlarda kan yoluyla vücuda dağıtılır. Glikozun fazlası karaciğer ve kasta glikojene çevrilir. Vücudun glikoza ihtiyaç duyması durumunda karaciğerde glikojen sindirilerek glikozlar kan yoluyla hücrelere gönderilir. Kas tarafında depolanmış olan glikojen artık diğer vücut hücreleri için kullanılamaz.
Selüloz: Bitkilerde hücre çeperi selüloz adı verilen polisakkaritten sentezlenir. Hücrelerin temel yapı maddelerinden birisi olan selüloz elbetteki suda çözünmez.
Hayvanlar tarafından bitkilerden veya hayvanlardan elde edilen polimerlerin kullanılabilmesi sindirim sistemi tarafından bunların hidroliz edilmesi ile sağlanır. Omurgalı canlılarda depo polisakkaritler olan nişasta ve glikojen için sindirim enzimleri bulunurken selülozun sindirimi için gerekli enzim bulunmaz. Otçul beslenen canlılar selülozu bağırsaklarında yaşayan bakteriler yardımıyla kullanabilir. Bu bakteriler selülozu sindirerek glikozlara ayırırlar ve hayvan bu glikozları kullanır.
İnsanlarda ise bu bakteriler de bulunmaz. Besinlerle elde edilen selüloz sindirilmeden dışkı ile dışarı atılır. Selüloz bağırsakların çalışmasını teşvik edici niteliktedir.

Yağlar (Lipidler)
Monomer: Yağ asitleri ve Gliserol
Monomerler arası bağ: Ester

Yağlar C, H ve O elementlerine ek olarak bileşimlerinde P ve N da taşıyabilir.

Gliserol + 3 Yağ Asidi —–> Nötr Yağ + 3H2O

Kimyasal olarak bir alkol (burada gliserol) ile bir asit arasında kurulan bağa ester bağı adı verilir. Bu nedenle nötr yağ oluşumunu sağlayan dehidrasyon sentezi esterleşme olarak da adlandırılır.
Nötr yağlar canlıların temel depo maddeleridir. Öyle ki karbonhidratların fazlası da yağ şeklinde depo edilir.
Doğada bir çok farklı yağ bulunur. Yağları birbirinden farklı kılan şey yağ sentezinde kullanılan asitlerin farklı oluşudur. Yağ asitleri bir karboksil ( – COOH) grubu ile sonlanan uzun hidrokarbon zincirleridir. Zinciri oluşturan karbon sayısı değiştikçe yağ asidinin özellikleri de değişir.
Karbon atomu kimyasal olarak dört bağ yapar. Yağ asitlerini oluşturan karbonlar birbirleri ile bağlanırken karbonun eksik kalan bağları H ile tamamlanır. Tüm karbonları H ile doyurulmuş olan yağ asitleri doymuş yağ asitleri, bunlardan sentezlenen yağlar ise doymuş yağlar olarak adlandırılır. Doymuş yağlar hayvansal kaynaklı olup oda sıcaklığında katıdır.
Karbonları eksik sayıda H taşıyan yağ asitleri (ki eksik bağlar karbonların kendi aralarında yaptıkları ikinci bir bağ ile tamamlanır.) hidrojene doymadıkları için doymamış yağ asitleri, bunlardan elde edilen yağlar ise doymamış yağlar olarak adlandırılır. Doymamış yağlar bitkisel kaynaklı olup oda sıcaklığında sıvıdır.
Nötr yağlarda bulunan üç yağ asidinden birisinin yerine bir fosfat grubu bağlanarak fosfolipitler, karbonhidrat bağlanarak glikolipitler elde edilir. Fosfolipitler özellikle (hücre zarı gibi) biyolojik zarların temel yapıtaşları olmaları açısından önemlidir.
Gliserol ve yağ asidi monomerlerinden oluşmayan ancak kimyasal olarak lipitler sınıfında yer alan diğer bir grup steroitlerdir. Bunlardan kolesterol hücre zarının yapısına katılırken diğer bazı hormonlar steroit yapıdadır.

Yağların Özellikleri
• Suda çözünmezler. Aseton, eter ve kloroform gibi organik çözücülerde çözünebilirler.
• Yapıcı ve onarıcı ve (steroitlerden dolayı) düzenleyicidirler.
• Organların çevresinde ve deri altında depolanabilirler. Böylece organlar korunur ve deri altı yağ tabakası ısı yalıtımı sağlar.
• Karbonhidratlardan sonra enerji verici olarak kullanılırlar. O2’li solunumda yıkımları hem çok enerji verir, hem de çok metabolik su oluşturur. Bu nedenle göçmen kuşlar göçten önce, kış uykusuna yatan canlılar yatmadan önce yağ depolarlar. Bir çöl hayvanı olan devede bolca bulunan depo yağ, gerektiğinde yıkılarak metabolik su oluşturulur.
• Bazı vitaminleri çözerek depolanabilmesini sağlar.

Proteinler
Monomer: Aminoasitler (20 çeşit)
Monomerler arası bağ adı: peptit

Canlılarda en çok bulunan organik moleküllerdir. Yapısal ve işlevsel fonksiyonlarının yanı sıra zorunlu durumlarda enerji hammaddesi olarak da kullanılabilirler. Yapıları aminoasit adı verilen monomerlerden oluşur. Doğada proteinlerin yapısına katılan 20 çeşit aminoasit bulunur. Tüm aminoasitlerde merkezi bir karbon atomuna bağlı bir amin (-NH2) grubu, bir karboksil (-COOH) grubu ve üçüncü bir grup (R ile gösterilir) bulunur. Aminoasitlerin birbirlerinden farklı olması aminoasitten aminoasite farklı olan bu R grupları sayesinde sağlanır. Bu monomerlerin isimleri de taşıdıkları amin ve asidik özellikteki karboksil grubundan kaynaklanır.
Amin grubunun bazik özelliği, karboksil grubunun asidik özelliği nedeniyle aslında aminoasitler amfoter maddeler olarak düşünülebilir. Ancak R grubunun varlığı aminoasitleri kimyasal olarak üç gruba ayırmamıza sebep olur:
1. Asidik aminoasitler
2. Bazik aminoasitler
3. Nötr aminoasitler
Aminoasitler dehidrasyon sentezi sırasında bağlanırken birinin amin grubu ile diğerinin karboksil grubu arasında bağ kurulur ve bu bağa peptit bağı adı verilir. Bu nedenle protein sentezlenmesi olayına bazen peptitleşme de denilir.

Üç aminoasitin birleşmesiyle tripeptit, daha fazla sayıda aminoasitin birleşmesiyle de pepton (küçük proteinler) ve polipeptit (protein) molekülleri oluşur.
Proteinlerin yapısını oluşturan aminoasitlerin tüm çeşitleri üretici (bitkiler) canlılarca sentezlenebilir. Ancak bazı tüketici canlılar, 20 çeşit aminoasitin bir kısmını üretebilirken bir kısmını üretemezler. Bu canlılar üretemedikleri aminoasitleri besinler yoluyla dışarıdan hazır olarak almak zorundadır. Tüketici bazı canlıların üretemediği ve dışarıdan hazır olarak almak zorunda olduğu bu aminoasitlere, zorunlu (esansiyel = temel) aminoasitler denir.

Diğer organik moleküllerden farklı olarak protein molekülleri sadece monomerlerin bir araya getirilmesi ile üretilmezler. Proteini oluşturan her bir aminoasitin
1. sayı
2. sıra ve
3. çeşiti
DNA adı verilen özel bir molekül tarafından belirlenir. Her canlının DNA’sı kendisine özgüdür. Bu anlamda DNA’ları benzer canlıların proteinleri de benzer olur. Bunun tersi de doğrudur.

Yakın akraba olan bireylerde DNA benzerliğinin fazla olması, bu bireylerde protein benzerliğinin de fazla olduğunu gösterir. Bu nedenle doku ve organ nakillerinde yakın akrabalar tercih edilir.

Proteinlerin organizmadaki fonksiyonları şöyle sıralanabilir:
• Proteinler yapıya katılarak hücrenin kuru ağırlığının büyük bir kısmını oluştururlar.
• Hücrede metabolik tepkimelerin gerçekleşmesini sağlayan enzimler protein yapıdadır.
•Hücre zarı üzerindeki reseptör ve taşıyıcı yapılar proteinlerden oluşur.
• Hormonların bir bölümü basit peptit ve protein yapıdadır.
• Vücuda giren yabancı maddelere karşı, savunma hücrelerince (örneğin akyuvar) üretilip salgılanan antikorlar proteindir.
• Zorunlu durumlarda enerji eldesinde kullanılırlar.
• Kanın osmotik basıncı bazı proteinler tarafından sağlanır.

Protein eksikliği canlılarda:
• Yaralanan kısımların onarılamaması
• Büyümede yavaşlama
• Savunma sisteminin zayıflaması
• Zihinsel gelişmenin yavaşlaması
• Vücutta ödem oluşumu
• Vücut metabolizmasının yavaşlaması
• Kansızlık gibi sorunlara neden olur.

Enzimler
Kimyasal reaksiyonlar ister enerji verici (endergonik), ister enerji alıcı (egzergonik) karakterde olsunlar, reaksiyona girecek olan maddelerin belirli bir enerji düzeyine kadar aktifleştirilmeleri gerekir. Yine buna ek olarak kimyasal reaksiyonların yüksek basınç yada yüksek sıcaklık gibi özel şartlara gereksinim duyabilir.

Kimyasal reaksiyonların daha ılımlı koşullarda ve daha hızlı gerçekleşmesini sağlayan maddelere katalizör adı verilir.

Katalizörler;
– Reaksiyonlar için gerekli aktivasyon enerjisini düşürür.
– Reaksiyonları hızlandırır.
– Reaksiyonları başlatmaz.
– Reaksiyonlara enerji vermez.
– Reaksiyondan çıkacak ürünlerin çeşidini değiştirmez.
– Reaksiyondan etkilenmez, dolayısıyla tekrar tekrar kullanılabilirler.

Biyolojik dünyada canlıların hücre içi organik katalizörleri enzimlerdir. Enzimler hücrede katalizleme işi yürüten işlevsek proteinlerdir. Dolayısıyla katalizörlerin yukarıda sayılan özellikleri enzimler için de geçerlidir.

Canlı sistemin katalizörü olan enzimler, tepkimelerin aktivasyon enerjisini düşürürler ve böylece tepkimeleri hızlandırırlar

Sadece proteinden oluşan (üreaz ve pepsin gibi) enzimlere basit enzim denir. Pek çok enzim aktifleşmek için bir yardımcı kısma ihtiyaç duyar. Bu tip enzimlere de bileşik enzim (holoenzim) denir. Bileşik enzimlerin protein kısmına apoenzim, yardımcı kısmına ko–kısım (koenzim veya kofaktör) denir.
Apoenzim (protein kısım), enzimin hangi maddeye (substrat) etki edeceğini belirler. Ko–kısım ise tepkimeyi bizzat gerçekleştirir. Ko–kısım apoenzimle birleşip ayrılabilir.
Ko–kısım bir vitamin ise koenzim, mineral bir madde (Fe, Mg vs) ise kofaktör ismini alır.
Enzimin etki ettiği maddeye substrat denir. Enzimlerin substrat ile tepkimeye girdiği bölümüne aktif bölge denir.
Enzimlerin Görev ve Özellikleri:
•Enzimler substratlarına özgündür. Enzim ile substrat arasında yüzey uygunluğu vardır (Anahtar – kilit uyumu).
•Enzimler tepkimeleri başlatmazlar. Substratları aktive etmezler. Bu nedenle tepkimelere girdikleri gibi çıkarlar.
•Bazı enzimler tepkimeleri çift yönlü gerçekleştirebilir. Bu tür tepkimelere tersinir tepkime denir.
•Enzimler substratlarına dış yüzeyinden başlayarak etki ederler. Substratın yüzey genişliği arttıkça enzimsel tepkimenin hızı da artar. Besin maddelerini dişler yardımıyla mekanik olarak sindirmemizin nedeni enzimlerin etki yüzeylerini arttırmaktır.
•Uygun ortamlarda hücre dışında da çalışabilirler.
•Tekrar tekrar kullanılabilirler.
•Takım halinde çalışabilirler. Yani bir enzimin gerçekleştirdiği tepkimenin son ürünü diğer bir enzimin substratı olabilir. Enzimatik tepkimelerde oluşan son ürün yeterli seviyeye ulaştığında tepkimeye giren enzim üzerine inhibitör etki yaparak tepkimenin durmasına neden olur. Böylece tepkime ile oluşan son ürünün ortamda birikmesi engellenir. Bu durum geri bildirim (feed – back) olarak tanımlanır.
•Genelde enzimler etki ettikleri substratlarının arkasına – az eki getirilerek isimlendirilir (Maltaz, Sükraz, Üreaz gibi).
•Bir enzimin sentezi için DNA’da bulunan belli bir nükleotid bölümü (Gen) şifre vererek enzim sentezini gerçekleştirir. Buna bir gen – bir enzim hipotezi denir. Gende meydana gelebilecek bir mutasyon istenilen enzimin sentezini engeller veya hatalı enzim sentezlenir. Bu durumda tepkime gerçekleşmez, substrat da ürüne dönüşemez.

Enzimatik Tepkimeleri Etkileyen Faktörler:
Enzimatik tepkimelerin hızını etkileyen (olumlu ya da olumsuz) faktörler vardır. Bu faktörler sıcaklık, su, pH, kimyasal maddeler ve enzim – substrat derişimi olabilir.
1. Sıcaklık:
Enzimler protein yapıda olduklarından belli bir sıcaklık aralığında çalışırlar. Bir enzimin maksimum hızda çalıştığı sıcaklık optimum (ideal) sıcaklıktır. Bu ideal sıcaklıktan uzaklaştıkça, (sıcaklık artsa da azalsa da) reaksiyon yavaşlar.

Optimum sıcaklık aralığı canlıdan canlıya farklılık gösterebilir. Örneğin, insan vücudundaki enzimler için optimum sıcaklık aralığı 36,5 °C ile 37°C arasıdır. Optimum sıcaklığın üzerinde genellikle 58 – 60 0C’de yapıları bozulur. Ortam eski haline döndürülse bile enzimler yapıları bozulduğu için çalışmaz. Düşük sıcaklıkta enzimlerin yapısı bozulmaz. Ancak istenilen ölçüde işlev de yapamazlar.
2. Su:
Enzimlerin işlerliği, suda çözünmelerine bağlı olarak gerçekleşir. Genellikle % 15 su oranının altında enzimler işlev yapamaz. Tohumun su olmadan çimlenememesi bu duruma en güzel örnektir.
3. pH:
Her enzimin maksimum düzeyde etkinlik gösterdiği optimum bir pH aralığı vardır. Optimum değerin üstünde ya da altındaki pH’larda enzimler yavaş çalışır. Yanda verilen grafikte, mide enzimleri için optimum pH = 2, hücre içi enzimleri için 7,4 ve ince bağırsaktaki bir enzim için optimum pH = 8,5 tir.
4. Kimyasal Maddelerin Etkisi:
Bazı kimyasal maddeler enzimlerin çalışmalarını ızlandırıken bazıları yavaşlatır. Enzimleri hızlandıran maddelere aktivatör yavaşlatıcı maddelere inhibitör denir.
5. Enzim / Substrat Derişimi:
a. Enzim Yoğunluğu:
Yeterli miktarda substratın bulunduğu ortama enzim ilavesi tepkimenin hızını arttırır. Ancak bazı durumlarda oluşan son ürün miktarının artışı enzim üzerine inhibitör etki yapabilir. Bu durumda tepkimenin hızı da düşer.
b. Substrat Yoğunluğu:
Enzim miktarının sabit olduğu bir ortama substrat ilavesi tepkime hızını arttırır. Enzimin substrata doymasıyla tepkime hızı sabitlenir.
6. Substrat Yüzeyi:
Enzim miktarının yeterli olduğu durumda, substrat yüzeyinin arttırılması tepkimenin hızını arttırır.

Nükleik Asitler (Yönetici Moleküller)
İlk olarak çekirdekte bulundukları ve asidik özellikte oldukları için çekirdek asitleri anlamında nükleik asitler olarak adlandırılmışlardır. Tüm canlı hücrelerde bulunması zorunlu bu maddeler nükleotid adı verilen monomerlerden oluşur.

Bir nükleotidin yapısal olarak azotlu bir baz, 5 karbonlu bir şeker ve fosfattan oluşur.

Canlılarda nükleotidler iki farklı 5 karbonlu şeker taşır;
• Eğer nükleotid 5’lu şeker olarak riboz taşıyorsa ribonükleotid,
• Eğer nükleotid 5C’lu şeker olarak deoksiriboz taşıyorsa deoksiribonükleotid olarak adlandırılır.
Çok sayıda ribonükleotidin dehidrasyon sentezinde bir araya getirilmesi ile RiboNükleik Asit (RNA),
Çok sayıda deoksiribonükleotidin dehidrasyon sentezinde bir araya getirilmesi ile DeoksiriboNükleik Asit (DNA) oluşur.
Bu iki nükleik asitin temel farkları monomerlerinin içerdiği şeker türü olsa da aralarında başka farklar da bulunur.
RNA azotlu baz olarak Adenin, Guanin, Sitozin ve Urasil içerirken DNA Adenin, Guanin, Sitozin ve Timine sahiptir.
Adenin ve Guanin bazları kimyasal olarak iki halkalı moleküller olup pürin bazları şeklinde adlandırılırlar. Sitozin, Urasil ve Timin ise tek halkalı bazlar olup pirimidin bazları olarak adlandırılır.

Nükleik asitlerin monomerleri nükleotidler birbirlerine bağlanırken birinin şekeri ile diğerinin fosfatı arasında bağ kurulur. Arada oluşan bağ fosfodiester bağı olarak adlandırılır. RNA molekülü tek zincirli bir moleküldür.
Ancak DNA’da her zaman adeninin timinle, guaninin sitozinle eşleştiği iki uzun zincir bulunur. DNA molekülünde ipliklerden birisi baz eşleşmesi kuralına göre diğerinden sentezlenir. Bu iki iplik bazlar arasında kurulan hidrojen bağları ile bir arada tutulur. Adenin ile timin bazları arasında iki hidrojen bağı, guanin ile sitozin arasında da üç hidrojen bağı bulunur.
Buna göre bir DNA molekülünde bir adeninin karşısına her zaman bir timin, bir guaninin karşısına her zaman bir sitozin gelmektedir. Böylece DNA’daki adenin sayısı timin sayısına, guanin sayısı da sitozin sayısına eşit olur.
RNA tek iplikli olduğu için bu molekülde böyle bir eşitlikten bahsedilemez.

Vitaminler
Büyüme, gelişme ve metabolizmanın devamı için gerekli basit organik moleküllerdir. Diğer organik moleküllerden iki temel farkları vardır:
1. Asla enerji verici olarak kullanılmazlar. Düzenleyicidirler.
2. Polimer formları yoktur, hepsi monomerdir. Dolayısıyla hidroliz edilmezler yani sindirilmezler.
Vitaminler enzimlerin yapısına katılır ve dolayısıyla metabolizmanın düzenlenmesinde görev alırlar.
Kimyasal özelliklerine göre iki gruba ayrılırlar:
1. Suda Çözünenler
Suda çözündüklerinden depolanamazlar. Günlük alınmaları gerekir. Fazlası su ile vücuttan atılır.
B vitamini: Beriberi hastalığı
C vitamini: Skorbit A vitamini: Gece körlüğü
2. Yağda Çözünenler
Yağda çözündükleri için yağ dokuda depolanırlar. Depolandıklarından eksiklikleri hemen hissedilmez.
A vitamini: Gece körlüğü
D vitamini: Raşitizm
E vitamini: Kısırlık
K vitamini: Kan Pıhtılaşmama

Vitaminlerin görev ve özellikleri:
•Yüksek sıcaklık ve ışıkta çok çabuk bozulurlar. Bu nedenle taze tüketilmeleri gerekir.
•B ve C vitaminleri depolanamadıkları için günlük olarak alınmalıdır.
•Bir vitaminin eksikliği başka bir vitamin tarafında giderilemez.
•Eksiklikleri gibi fazla olmaları da zararlıdır.

Canlilarin Temel Bileşenleri

CANLILARIN TEMEL BİLEŞENLERİ

İnorganik Moleküller Organik Moleküller Su, asit, baz, tuz ve minareller Karbonhidratlar, yağlar, proteinler, enzimler, vitaminler ve nükleik asitler
CANLILARDAKİ İNORGANİK BİLEŞİKLER:
İnorganik bileşikler canlılar tarafından sentezlenemeyip dışarıdan hazır olarak bulunan maddelerden alınan bileşiklerdir. Canlılar mineral, su, karbondioksit gibi inorganik bileşikleri dışarıdan almak zorundadır. SU: Canlılar için çok önemli bir moleküldür hücrelerin hayatsal faaliyetlerini sürdürebilmesinde önemi büyüktür. Bir insanın günlük su gereksinimi 1.5lt ile 2.5lt arasıdır. Canlıların %65 ile %95′i sudur. İnsanda ortalama %65, tohumlarda %5 ile %15 arası, su bitkilerinde ise %98′e kadar çıkar. İnsan yaşlandıkça vücuttaki su miktarı azalır. Su yeşil bitkilerde fotosentez olayı için gereklidir. 6H2O + 6CO2 C6H12O6 + 6O2 Yeşil bitkiler suyla karbondioksiti birleştirerek besin ve oksijen üretirler.
SUYUN GÖREVLERİ:
1)Kimyasal tepkimelerin hücrede gerçekleşmesi için gerekli bir çözücüdür.
2)Besinlerin sindirimini sağlar(hidroliz).
3)Maddelerin taşınmasında önemlidir.
4)Zaralı atıkların seyreltilmesi ve vücuttan atılmasını sağlar.
5)Vücut ısısını düşürür.
6)Fotosentezde kullanılır.
ASİTLER:
Su içinde çözündüğü zaman H iyonu veren bütün maddelere asit denir. Asitlerin iki ayıracı vardır; fenol kırmızısı  sarı, mavi turnusol  kırmızı yaparlar.
BAZLAR: Su içinde çözündüğü zaman OH iyonu veren bütün maddelere baz denir. Bazların ayıracı, kırmızı turnusol  kırmızı yaparlar.
ASİT-BAZ DENGESİ: Asit baz dengesi ortamın H iyonu yoğunluğunun negatif logaritması asitliğin, OH iyonunun negatif logaritması bazikliğin derecesini verir. Bu değer pH ile gösterilir. PH 7 nötr, pH 7-0 arası asitlik, pH7-14 arası bazik özellik artar. PH değeri organizma için çok önemlidir. Biyokimyasal tepkimelerin gerçekleşmesi için pH değerinin belirli bir değerde sabit kalması gerekir. Ör: insan kanının pH’ı 7.4 tür fakat bu değer 7 veya 7.8 e çıkarsa insan ölür.

Etiketler:canlıların temel bileşenleri canlıların temel bileşenleri konu anlatımı 9.sınıf biyoloji canlıların temel bileşenleri canlının temel bileşenleri 9. sınıf biyoloji canlıların temel bileşenleri canlıların ortak özellikleri ve temel bileşenleri konu anlatımı canlıların temel bileşenleri konu anlatım 9.sınıf canlıların temel bileşenleri biyoloji 9.sınıf canlıların temel bileşenleri canlıların ortak bileşenleri biyoloji canlıların temel bileşenleri konu anlatımı 9.sınıf biyoloji canlıların temel bileşenleri konu anlatımı biyoloji organik bileşikler konu anlatımı canlıların temel bileşenleri 9.sınıf 9. sınıf canlıların temel bileşenleri 9. sınıf biyoloji canlıların temel bileşenleri konu anlatımı temel bileşenler biyoloji canlının temel bileşenler konu anlatımı biyoloji 9. sınıf canlıların temel bileşenleri 9. sınıf biyoloji canlıların temel bileşenlerikonu anlatımı
Temel parçacık: Temel parçacıklar bilinen hiçbir alt yapısı olmayan parçacıklardır. Bu parçacıklar evreni oluşturan maddelerin temel yapıtaşıdır.
Temel Reis: Popeye veya Türkçe dublajda bilinen adıyla Temel Reis Elzie Crisler Segar'ın oluşturduğu dünyaca ünlü, ıspanak yiyerek güçlenen çizgi roman karakteridir.
Temel İçgüdü: Temel İçgüdü; (İngilizce orijinal adı: Basic Instinct) 1992 yılı ABD yapımı filmdir. Yönetmenliğini Paul Verhoeven yapmıştır.
Temel bilimler: Matematik, fizik, kimya ve biyolojiyi kapsayan bilimler topluluğuna temel bilimler denir. Diğer bilim dallarına 'temel' oluşturdukları için bu adla anılırlar.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir