Çekememezlik Nedir

Sponsorlu Bağlantılar
ama biri bizim burada daha gibi insan riya Çekememezlik Nedir Şerli İnsanlardan Korunmak İçin Dua çekememezlik çekememezlik nedir şerli insanlardan ..

Hased ,çekememezlik, Kıskançlık

HASED ,ÇEKEMEMEZLİK, KISKANÇLIK
Hastayız efendim. Az çok hepimiz hastayız. Bedenen sıhhatlı olabiliriz,hiçbir yerimiz de ağrımaya bilir. Hatta taşı sıksak suyunu çıkaracak cesareti kendimiz de bulabiliriz. Dünyaları kaldıracak ,yenilmez bir pehlivan oluğumuzu da düşünebiliriz. Yokuşları düz , dağları ova görür gözümüz. Yılmayız, yorulmayız hiç. Ama yine de hastayız. Çünkü bedenen rahatsızlığımız olmadığı halde kalben ,ruhen hasta olabiliriz. Bu rahatsızlıklar insan bünyesinde öyle büyük yıkımlara yol açar ki, bedeneni rahatsızlıklar yanında solda sıfır kalır.
Kibir ,riya , haset,nefret, öfke,kin vb. hastalıklarımız var mı? Kalbi,ruhi rahatsızlıklar değil mi bunlar. Öyle ki ,beni rahatsızlığımız sadece bu dünyamızı ilgilendirirken , hatta şükredersek ahiretimize de faydası varken ; kalbi hastalıklar hem dünyamızı karartır ,hem öbür dünyamızı. Burada sevilmeyen , geçinilmeyen , kendinden hoşnut olunmayan biri olarak kendi yaşantımızı zindana çevirdiğimiz gibi başkalarının hayatını da olumsuz yönde etkileriz.Kendi içimizde ki zehri başkalarının da aşına katarız. , dostlarımızın da kanına akıtırız. Onları da kendimize benzetiriz. Daha doğrusu bizim narımıza onlar da yanar.
Bir yerimiz ağrısa hemen doktora gideriz. Tedavi olmak isteriz. Biraz daha kötü bir hastalığımız olursa büyük şehirlerde alırız soluğu. Olmadı ülke ülke dolaşırız. Yeter ki iyi olalım, yeter ki birkaç gün daha fazla yaşayalım. Neyimiz varsa ,varımızı yoğumuzu bu yolda harcarız. Tarlalar, daireler , apartmanlar gider de hiç esef etmeyiz. Niçin mi? Bir saat daha dünyada kalabilmek için. Bilmeyiz ki; “ İnsan ömrü ne bir saniye uzar ,nede kısalır.” Taktir edilen nefes ne kadarsa o kadar yaşar insan. Hatta bu rahatsızlıklarımız sırasında çekeceğimiz her sıkıntının Hakk katında bir ödülü vardır. Belki de bu hastalık bizim günahlarımızın dökülmesine , Cennete gütmemize de sebep olabilir. Şükredersek tabi…
Kibir, riya, gıybet, nefret, öfke, haset vb kalbi rahatsızlıklar öyle mi? Bu dünyada içimizi kavuran şeyler , öbür dünyada ise cehennem ateşlerinde yanmamıza sebep olur- Allah korusun-. Ya biz bu hastalıklarımız için tedavi olmayı hiç düşündük mü? Bundan sonra inşallah düşünürüz.
İçimizde ki kurtlardan ,hastalıklardan biriside Haset

Kıskançlık,çekememezlik .haset…

Siz de var mı? İnşallah yoktur. Olmasını da kimse istemez herhalde. Ya varsa ne yapacağız? Kimseye hesap vermek mecburiyetinde değilsiniz. Kimseye içinizde olup biten fırtınalardan da bahsetmek gibi bir alışkanlığınızda olmasın. Ancak siz yine de kendi içinize dönün , kalbinize eğilin , uzman bir doktor edasıylakendinizi bir muayaneden geçirin. Burada size anlatacaklarımız da size rehber olsun.
Ve varsa bir imkanınız , tanıdığınız bir gönül doktoruna da gide bilirsiniz . Çünkü, Mevlana’ nın dediği gibi: “Bıçak kendi sapını yontamaz. Sen git yaralarını bir gönül cerrahına göster.”
Öyleyse nedir haset? Kıskançlık nedir? Niçin insanlar birbirlerini çekemezlik ederler? Tanıdıklarınız sizden iyi mi yaşıyor , sahip olduklarına siz de sahip olmak mı istiyorsunuz? Sizin yok da onların niçin mi var? Allah öyle taksim etmiş. Size ne?
Kardeşler ! Kıskançlık, çekememezlik de denilen haset, bir kimseyi, sahip olduğu maddî veya manevî bir imkandan dolayı kıskanma, bu imkandan yoksun kalmasını isteme anlamına gelir. Alimlere göre haset, kötü ve zararlı bir duygu olduğundan Allah mülkü olan kalbi yaraladığından haram kılınmıştır. Haset, bilgisizlikten kaynaklanır. “ İnsan oğlunun iki vadi dolusu altını olsa üçüncüsünü ister” misali aç gözlülükten olur.
Daha çok bildik tanıdık ,akrabalar arasıda kendini gösteriri. Bazen de biz çocuklarımızı guya kıskandırarak bir şeylerin üstesinden gelmelerini isteriz.
-Oğlum, bak komşunu oğlu bak ne kadar başarılı olmuş , sen niçin olmuyorsun?
- Bak milletin çocukları neler biliyor ,sen niçin bilmiyorsun?
Bu tür yanlış örneklendirmeler çocuklarımızda hasedin ilk tohumlarını ekiyor ve ellerimizle onları Cehenneme itiyoruz. Daha doğrusu hasta ediyoruz.
Haset, çirkin huyların ,kalbi hastalıkların en zararlılarındandır. Herkeste bulunur. Dereceleri farklıdır. Kimi insanlarda haset duygusu bir an için gelip gider; kiminde ise iyice yerleşir, bütün benliğini kaplar ve gittikçe de artar. İçinde yanar dağlar gibi homurdanmalar olmaya, içten içe kaynamaya başlar. İşte asıl kötü hastalık budur. Günah olan budur.
Allah, bir kişiye; vücut güzelliği, bilgi, mal, para, makam, şöhret, insanlar arasında sevilme gibi nimetler bağışlar. Kıskançlık, bu nimete karşı olur. Bu durumda insanlarda iki türlü duygu oluşur. Birisi gıpta diğeri haset. “Mümin gıpta, münafık haset eder.” denilmiştir.
Biz Müslümanlar olarak halka verilen nimetlere karşı gıpta edip “Allah bana da inşallah ilim verir .” demek hakkına sahibiz. Kendisine sadatın yolunda hizmet nasip olmuş müslümana ancak gıpta edilir, hayranlık duyulur. Ve dua edilir: “Rabbimiz, bize de sadat-ı kiramın yolunda dinine hizmet etmeyi nasip eyle!” Ve kendimizi her an bu hizmete hazırlamak , zamanı gelince , bir hizmet buyurulunca hemen ,fırsatı ganimet bilip atılmak gerekmez mi?
Süleyman Hilmi Tunalı hazretleri talebesine şu nasihatta bulunuyor: “ Hayatta haset etmeden say, kıskanmadan sev. Bazı insanlar, başkasındakini istemez. Öyle olma. Gıpta et, fakat haset etme. Zira Allah’ın huzuruna fesatla çıkılmaz.”

Haset haramdır.
Allah ‘ın kulları arasındaki taksime rıza göstermemektir.Haset, yani başkasında bulunan nimeti çekemeyerek onun yok olmasını istemek haramdır. Çünkü , Allah ezelde bir taksimatta bulunmuş. Mülk Allah ın ,kul Allah ın ,veren Allah. Alacak olan da O…Ve verirken mutlaka adil davranmıştır. Allah kulunu sever. Hiç Cehenneme gitmesini ister mi? Her nimet herkesin hayrına olmayabilir. Kimi için iki dünya hayrına ,kimi için iki dünya felaketine sebep olabilir. Bunu böyle düşünüp payımıza düşen taksimata rıza göstermemiz gerekmez mi? Mülkün sahibi size ,bize mi soracak kime ne vereceğini. Taksimata rıza göstermesek ne olur ki. Sadece içimizi yakan haset ateşi yanımıza kar kalır. Ve günahı sırtımıza yüklenir, amel defterimizin karalanmasına yol açar. Kıskançlığın haram olmasının sebebi, Allah’ın kulları arasında yaptığı bölüşümü beğenmeme ve kabul etmemedir. Bunu Kur ‘an şöyle açıklar: “Size bir iyilik dokunsa, bu onları tasalandırır. Size bir kötülük dokunsa ondan dolayı sevinirler.”(Âlu İmran, 3/120). Kim bu ilahi fermanın muhatabı olmak ister?
Efendiler efendisi, bakın kardeşler, bizi uyarıyor: “Hasetle iman bir kalpte beraber bulunmaz.” Ya imansız olunur mu?

Hasedin dört derecesi vardır.
Alimlerimiz hasedi dört dereceye ayırmışlardır. Bunlardan birincisi ve en tehlikelisi şudur: Haset ettiğin kişide bulunan nimetin yok olmasını istemek. Bu nimet ister kendi eline geçsin isterse geçmesin, yeter ki kıskanılan kişide o nimet bulunmasın.
İkincisi haset ettiği kişideki nimetin kendisine geçmesini istemek. Allah ın başkasına verdiği nimeti kendisinin olmasını istemek sizce doğru mu?
Üçüncüsü ise başka birisindeki nimetin aynısı veya benzerinin kendisinde de olmasını istemektir. Eğer kendi eline geçmeyecek olursa, onda da olmamasını arzu etmektir. Allah bana vermemişse başkasına da vermesin demek …
Dördüncüsü başka birisinde bulunan nimetin benzerinin kendisinde de bulunmasını istemek, ancak kıskandığı kişideki nimetin yok olmasını da istememektir. Bu dört tür hasetten sadece sonuncusu günah sayılmamıştır. Çünkü burada karşındaki kişide olan nimetten kendisinde de sahip olma isteği vardır. Ancak karşısındaki kişideki nimetin yok olmasınıkul istemiyor. Bir imrenmek gibi bir şey.

Hasedin kıskançlığın sebepleri.
Haset bu günlük mesele değil tabi. Bütün insanlık tarihine damgasını vurmuş. İlk insan, ilk peygamber Hz. Adem (as) ın evlatlarını birbirine düşmen eden ; Habil’ in ölmesine , Kabil’ in katil olmasına sebep olan haset değil mi?
Hasedin sebepleri şunlardır:
1. Düşmanlık. Münafıkların Medine de efendimize düşmanlık etmeleri ve her fırsatta kafirlerle işbirliği etmelerinin temelinde düşmanlık yatmaktadır. Çünkü, münafıkların önde geleni efendimiz Medine ‘ye gelmeseydi kral olacaktı. Hatta tacı bile yaptırılmıştı. İşte Kur’anı Kerim münafıkların bu durumunu anlatmaktadır: “Onlar sizinle karşılaştıkları zaman “inandık” derler. Kendi başlarına kaldıkları zaman size karşı öfkeden parmaklarını ısırırlar. De ki, “Öfkenizden ölün. Şüphesiz Allah göğüslerin özünü bilir” (Âlu İmran, 3/119). Böyle kin ve düşmanlık sebebiyle ortaya çıkan haset çok kere çekişme ve kavgalara da yol açar, hayat boyunca devam eder, hileli yollarla Allah ın verdiği nimetlerin yok edilmesini isterler. Hatta insanın şerefi ile oynanır ve gizli işlerinin açığa çıkarılması için çaba harcanır.
2. İlim, mevki, servet , makam sahibi birinin bulunduğu makam için,elinde ki mal için kibirlenmesi sebebiyle ; bu durumdan rahatsız olan birisinin o şahsa karşı haset etmesi … Bu güncel bir tabirle aşılık kompleksinin sonucudur.
3. Kibir ehlinin hasedi. Bazıları bütün nimetlerin kendilerinde olmasını doğuştan gelen bir hak gibi görürüler. Başkalarını küçük görürüler. Kendilerine göre küçük gördüklerine Allah tan bir nimet ,ikram verildiğinde ona karşı haset ederler. Çünkü ; onlara göre herkes onlara hizmet etmeli ,herkes onara tabi olmalı. Zaman zaman ülkelerin hakim sınıfları bu tür hastalık içine girerler. Kur’ an –ı Keriminin niçin Mekke ‘nin ileri gelenleri dururken bir yetime gelmesini içlerine yediremeyerek küfürde inat etmeleri bu yüzdendir. Müşriklerin “Kur’ân iki şehrin birinden bir büyük adama indirilmeli değil miydi” (ez-Zuhruf; 43/31), demeleri böyle bir hasedin ifadesidir.
4. Şaşkınlık , hayranlık ve akıl erdireme sebebiyle haset etme “Siz de bizim gibi birer insansınız” (Yâsin, 36/15); “Bizim gibi iki insana mı inanacağız?” (Mü’minun, 23/47) ve “Kendiniz gibi insana itaat ederseniz hüsrana uğrayacağınızdan hiç şüphe yoktur” (Mü’minun, 23/34). Kur’ anın ifadesiyle aklı ermeyen şaşkınlar hasetleri yüzünden iman etmemişlerdir.
5. Herkesin bir amacı vardır. Yüksek makam ve mevkiler arzulayanlar kendileri ile ayni statüde olan kişilere haset ederler.
6. Makam ve mevki sevgisi, önderlik isteği sebebiyle kendisi ile yarışacak insanlara karşı haset ederler. Sürekli övülmek ve üstün gelmek isteğinde olan kimse, “işte bu adam kendi sahasında zamanın en büyüğüdür, eşi ve benzeri yoktur” denildiğinde nasıl sevinirse, başka bir kimsenin kendisine ortak gösterilmesi, yerini alması hafinde de kıskançlık duyar, haset eder.
7. Kötü huyluluk ve Allah’ın kullarına verdiği nimetlere karşı cimrilik. Sanki nimet sahibi oymuşçasına , Allah ın verdiklerine karşı haset ederler. Bu da haset ehlinin en iflah olmaz hastalığıdır.

Haset , haset eden kişinin kendine zarar verir.
Haset ehlinin kendinden başkasına bir zararı dokunmaz. Zira kıskançlık iyi bilinmelidir ki, kıskananın işini bitirir. İçinde yanan ateşe mani olamazsa ateş önce onun içini yakar. Kalbini kavurur. Kıskandığı insanlardaki Allah ın lütufları çoğaldıkça ıstırabı da artar. Bu yüzden suç işler, ceza görür. Yalan söyler, iftira atar. Ve içindeki bu homurdanmalar önce yakınlarından başlamak üzere herkese zarar verir.
Kalbi hastalıklar da aynen bedeni hastalıklar gibi insanlardan birbirine geçer,bulaşıcıdır. Haset ehlinin yanında bulanan ,sohbetine iştirak eden, nasihatınıdinleyen de zamanla ona benzemeye başlar. Bu tür insanları toplumda yalnız bırakmak ,
söylediklerine ilgisiz kalmak gerekir. Böylece zarar çemberini daraltmış oluruz.
Haset ehli kişilerin kem nazarları tehlikelidir. Nazar hak olduğu için hasetçinin nazarı da masum kişiye zarar verir. Hasetçinin kem nazarından kaçınmak gerek. Zira efendimiz bile hasetçilerin hasedinden Allah a sığınmıştır. Haset ,kıskançlık ve buğuz hakkında efendimizin uyarısına kulak verelim.
“Size geçmiş toplumların hastalığı sirayet etti: Bu, haset ve buğzdur. Bu, kazıyıcıdır. Şunu bilmelisiniz ki, ‘kazıyıcı’ derken ‘saçı kazır’ demiyorum. O, ‘dini kazıyıcı’dır. Nefsimi kudret elinde tutan Zât-ı Zülcelâl’e yemin ederim, sizler iman etmedikçe Cennet’e giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Birbirinizi sevmeye yardımcı olacak şeyi haber vereyim mi: Aranızda selâmı yaygınlaştırın.” (Tirmizî, “Sıfatü’l-Kıyâme”, 57 )

Hasetçinin hasedinden Allah a sığınmalıyız.
“De ki: Sabahın Rabbine sığınırım: Yarattığı şeylerin şerrinden; Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden; Düğümlere üfleyip büyü yapan büyücü kadınların şerrinden; Ve haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden.” (Felak, 113/1-5)
Bu mübarek surede Rabbimiz bizim hasetçilerin şerrinden kendisine sığınmamızı istemektedir. Allâh’a sığınılması emredilen bu kötülük kategorileri şunlardır:
1. Mahlukların şerri,
2. Gece karanlığı vesilesi ile meydana gelebilecek şerler,
3. Büyü yapanların şerleri .
4. Haset ettiği zaman hasetçinin şerri.

Rivayet edildiği üzere Efendimiz (s.a.s.), yatağına yatmadan önce mutlaka mübarek ellerini birleştirir, İhlâs, Nâs ve Felak surelerini bir arada üç defa okur, avuçlarına üfledikten sonra bütün vücudunu sıvazlar, öyle yatardı . (Buharî, )
Haset edenin şerrinden korunmak için ikincisi insanın uyanık olması gerekir. Sabır ve itidal sahibi bir Müslüman olarak dikkatli davranmalıdır. Haset edenin yaptığına sabretmeli ve sabırsız davranarak onun seviyesine inmemelidir.
Haset eden Allah’tan korkmasa, halktan utanmasa ve hattâ çok terbiye dışı davranışta bulunsa da, haset edilen kişi takva ve adaleti elden bırakmamalıdır. Sabredenlerin mükafatının Allah tarafından verileceğini bilmelidir.
Kendisine haset edenin hasetliğini kafasına pek takmamlı. Kalbinde haset edene pek yer vermemeli ve fazla düşünmemelidir. Onu fazla düşünmek, ona mağlup olmanın başlangıcı olur.
Biraz bu işi büyüklerin işi gibi size gelebilir. Kötülüğe karşı iyilik er kişinin işi diyebilirsiniz. İşin esası en etkili savunma yöntemi de budur.
Hasede uğrayan Allâh’a olan itimadında sebat göstermelidir. Çünkü bir insanın kalbinde Allâh’a itimat kökleşmişse, o insan hiçbir kimseden korkmaz

Haset ,hasetçinin günahının artmasına sebep olur.
Bütün kötü kalp hastalıkları gibi haset de kişinin günahının artmasına , Allah katında ki derecesinin düşmesine ve cehenneme gitmesine sebep olur. Bu özellikleriyle, “Kalbin saflığını ve temizliğini gideren bir pislik olan haset, ateşin odunu yakıp yok etmesi gibi insanın iyi huy ve amellerini giderir, yok eder.” (Ebû Dâvud )Allah korusun.

Efendimiz kıskançlık etmemizi istemiyor.
Efendiler efendisinin biz ümmetlerine karşı merhamet ve şefkatini bilmem söylemeye gerek var mı. Böyle merhamet ve şefkat sahibi bir Peygamberin sözlerini can kulağı ile dinleyelim:“Zinhâr dedikodu ile ömür tüketmeyin; başkalarının kusurlarının takipçisi olmayın; birbirinize karşı çekememezlik ve kıskançlığa girmeyin ve sakın sakın kin gütmeyin.”
Enes b. Mâlik (r.a.) anlatıyor: Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) ile beraberdik. Buyurdular ki:
– “Şimdi, yanınıza Cennetlik bir adam gelecektir.”
Az sonra, sakalından abdest suyu damlayan ve ayakkabılarını sol eline almış bir şekilde Ensar’dan birisi çıkageldi. Ertesi gün olunca, Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) yine evvelki gibi söyledi. Bu defa yine aynı kişi çıkageldi. Üçüncü gün olunca, Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) yine aynı sözü tekrar etti ve yine aynı adam geldi. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) kalkınca, Abdullah b. Amr, o adamın yanına giderek kendisini birkaç günlüğüne misafir etmesini istedi. Abdullah ibn Amr (r.a.), hadisenin devamını şöyle anlatır:
“Üç geceyi onunla bir arada geçirdik. Fakat, geceleri kalkıp namaz kıldığını görmedim. Ancak, sabah namazına kadar her uyanışında Allah’ı andığını işitiyordum. Onun, bu zaman zarfında hayırdan başka bir şey konuştuğunu duymadım. Bu üç günün nihayetinde onun amelini küçümseme eğilimindeydim. Kendisine dedim ki:
–“ Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)’in üç kere: “Şimdi, yanınıza Cennetlik bir adam gelecektir.” dediğini işittim. Üçünde de sen çıkageldin. Amelini anlamak için senin yanında kalmak istedim. Fakat, büyük bir amel işlediğini görmedim. Seni, Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)’in söylediği mertebeye ulaştıran nedir?”
–“ Sadece gördüğün bu durumumdur.” dedi. Ben dönüp gitmek üzereyken seslendi ve bana:
– “Ancak şunu da ilâve etmeliyim ki, ben Müslümanlardan hiçbir kimseye karşı kalbimde kin ve hile tutmam. Allâh’ın verdiği herhangi bir hayırdan dolayı da hiç kimseye asla haset etmem.” dedi. Bunun üzerine Abdullah:
–“ İşte, seni o dereceye ulaştıran budur.” dedi.” (İ. Hanbel, Müsned, 3:166)

Dinden ,dindardan hoşlanmayanlar , dini yaşamak isteyenlere karşı haset ederler.
“Size bir ferahlığın, bir nimetin ulaşması onları (dini inkâr edenleri) tasalandırır. Bir fenalığın gelmesine ise, âdeta bayılırlar. Şayet siz sabreder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, onların tuzakları size hiçbir zarar veremez. Çünkü Allah, elbette onların yaptıklarını ilmiyle, kudretiyle kuşatmıştır.” (Âl-i mran, 3/120). Bu âyet-i kerimede ifade edilen husus tam bir hastalık hastası olanların durumudur. Aslında efendimiz zamanındaki kafir ve münafıkların durumun dillendirse de günümüzde bu tür insanlara fazlası ile rastlıyoruz. Özellikle dini inkar edenler, dinden ve dindardan hoşlanmayanlar, iman edenlere , kendi kararınca inancını yaşamak isteyenlere karşı haset ederler. Ve onlara Rableri tarafından bir ferahlık ya da nimetin ulaşması karşısında dert, üzüntü ve tasaya düşerler. Yine dine ve dindara gelen bir musibetten dolayı da bu insanlar büyük bir sevinç duymaktadırlar.
Bütün bunlara karşı dinini yaşamaya çalışan Müslüman daha çok gayret etmeli, amelde daha çok sebat göstermelidir. Sadece önüne bakmalı , kimin ne söylediği umurunda bile olmamalıdır. Çevreden gelen eleştirilere kulak kabartırsa dikkati dağılır ve onlara laf yetiştireceğim derken esas hedefini unutur, ameli azalır. Zaten onların da istedikleri bu değil mi?
Kalp hastalıkları ise ancak ilim ve amel ile tedavi edilebilir.
Her derdin bir dermanı vardır. Allah her hastalığa şifa yaratmıştır. Yeter ki arayalım.
Bedeni hastalığımıza nasıl derman arıyorsak kalbi hastalıklarımıza da derman aramak mecburiyetin de değil miyiz.? Bu dünyada ki saadetimizi düşündüğümüz gibi öbür dünya mutluluğumuzu da düşünmek akıllıca bir iş olmaz mı? Hem kalbi rahatsızlıklar insanın iki dünyasını da karartmaz mı? Bu dünyada çevremize ,dostlarımıza ,kendimize karşı bir suç olduğu gibi bu suçu ahirete günah olarak taşırsak hesabını nasıl veririz?
Kalbi hastalıkların tedavisi için şu yolu takip etmek lazımdır.
Birincisi bu konuda bilgilenmektir. Önce günahı ve iki dünyamıza zararları hakkında bilgilenmek. Sohbetlere katılmak ,camilerde vaazları dinlemek ve başımıza dert olan içimize sıkıntı olan hastalıklar hakkında kitaplar okumak… Önce içimizdeki kurdu tanımak lazım.
İkincisi , içimizdeki olumsuz duygularla mücadele etmek. Her menfi hissin müsbeti ile değiştirmek. Yani nefsani mücadele etmek. Kıskandığımız kişiye karşı sevgi duymaya, onu övmeye, ona karşı alçak gönüllü olmaya, ona yardımcı olmaya, gerektiğinde özür dilemeye kendimizi zorlamaktır. Bu elbette zordur, ancak bu zorluğun karşılığın Allah fazlasıyla verecektir. Nefsimizin isteklerini yerine getirmeyerek, hatta aksini yaparak ona hükmetmesini öğretmektir. Kendisinden birisine karşı kibirli davranmasını istediğinde karşı koyarak tevazu göstermeli; vermemeyi fısıldadığında, vermelidir. Kişinin bu davranışları, karşısındaki insanı memnun eder ve onun tarafından sevilmesine neden olur. Bu şekilde karşılıklı sevgi başlar ve zamanla haset hastalığı yok olur.
Üçüncüsü ise bir gönül doktorunun elinde tedavi olmaktır. Bu işin ustası , marifet ehli , nazarı gönüllere şifa , sohbeti dertlerimize derman olan bir Hakk dostuna gidip öğrettiği zikir ve amelleri yaparak tedavi olabiliriz. En kolay yolda budur. Çünkü , hastalığın merkezi kalptir. Kalbin en keskin ilacı ise Allah ın zikridir. Kalbe zikir galip gelince , Allah ismi yerleşince ; içerde bulunan ne varsa ,zulmet namına dışarı çıkar. İnsana şeytanın ve nefsin müdahalesi kalmaz. Sözünde hikmet, amelinde ihlas, duygularında sevgi olur. Kul kendini zorlamadan ,sonuçsuz kalacak çabalara kendini atmadan, kolayca şifa bulur. Hatta kendi halindeki bu güzelleşmeye şaşırıp kalır. Bana ne oldu da nice çirkin ahlakım Muhammedi ahlakla değişmiş , der. Şükreder.
Allah kulunu sever , sevdiklerinden birini gönderir. Bu değeri ölçülemeyecek kadar büyük bir lütuftur insana. İki dünya saadetini kazandıracak bir lütuf. Ve kendisine ilaçları verilir, tarif edilir. Muhakkak kullanması istenir. Müntesip ilaçları kullanmaya başlar, semeresini de en kısa zamanda görür. Muhteşem bir inkılabın içinde bulur kendini. Sonra nedense iradesinin kullanamadığından olsa gerek amelleri zayıflar , amelleri ,yani ilaçları ihmal ettiğinden dolayıdır ki , hastalıklar yeniden kalbe dolmaya, o güzelim Allah mülkünü kirletmeye başlar.
Haset bunlardan sadece biridir ve kesin şifası için zikir ve diğer amellere devam etmek şarttır.

Bütün kalp hastalıkları gibi haset, çekememezlik ve kıskançlık insan bünyesini kemiren bir ince kurt gibidir. İçinde çöreklenen zehirli bir yılan gibidir. Hem bu dünyamızı hem ahiretimizi yer bitirir. Bize düşen bu bulaşıcı hastalığa karşı acilen tedbirler almaktır. Dinin gösterdiği ilaçları kullanmaktır. Ki , iki dünya mutluluğuna erelim.
Ya Rabbi!
Bizi hasetleri yüzünden mahşer günü huzurunda mahcup olanlardan eyleme!
Amin!

Etiketler:çekememezlik çekememezlik nedir şerli insanlardan korunmak için dua kıskanç insanlardan korunmak haset edenden korunmak hasetçinin şerrinden korunmak hased ile ilgili ayetler kıskançlık ve iftiranın kişiye ve topluma verdiği zararlar çekememezlik haset haset ne demek haset çekememezlik kıskançlık haset çekememezlik kıskançlık çekememezlik kiskanc insanlarin serrinden kurtulmak icin dua hasetçi insanın şerrinden korunmak kin ve kıskançlığın insan vücüduna zararları çekememezlik neden olur kıskanç insanlardan korunmak için dua çekememezlik tedavisi kıskançlığı giderek dualar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir