Efendimize Mektup

Sponsorlu Bağlantılar
alel ama amca damla hep kere mektup mektuplar peki senin ya zor Efendimize Mektup Efendimize Yazılan Mektuplar efendimize mektuplar efendimize mektup efendimize ..

Efendimize Mektuplar…

5000 kişinin katıldığı Rasülallah’a mektup yarışmasından 7 kişinin mektubu sıralamaya konmadan seçildi ve bu 7 mektup sahibi ödül olarak Umreye gittiler. İşte o güzel mektuplardan biri..

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM.

Esselatü vesselamü aleyke ya RASULALLAH
Esselatü vesselamü aleyke ya HABİBALLAH
Esselatü vesselamü aleyke ya Seyyidel evveline vel’ahirin,Veselamün alel mürselin.
Rahman’ın günahkar,aciz,gafil,gözü yaşlı kulundan mektup.
Sana mektup yazmak ha!..Sana seslenebilmek, Sana hasret çekemeden, Sana layıkıyla ümmet olamadan Günahlarımla seni üzerek,Yaratılan her zerrenin senin aşkınla yandığını idrak edemeden,utanmadan sıkılmadan sana mektup yazmak ha!…

Affet YA RASULLALLAH (sav). Affet sultanım. Cüretimi bağışla.

Bir gün seni özlemiş,sana olan hasretiyle yanmış tutuşmuş bir güzel kul tanıdım,yemek ikram etmişlerdi ona.Rabbim’in nimetlerine hamdederek başladı.Yüzündeki o parlaklık ne güzeldi.
Ama gözlerinin altındaki kızarıklık,alnındaki kıvrımlar, sakalındaki bembeyaz kıllar,şakaklarına yağan karlar bir şeyler haykırıyordu YA RASULLALLAH.
Ümmetinden bir kul,Rahmanın güzel bir kulu.Gülüyordu çehresi, Nur saçıyordu. Yemek yiyorduk hep beraber,çok lezzetliydi.Dudaklarında daima bir kıpırdanma vardı, yemek yerken zorlanıyor zor yutkunuyordu, dertli kul.Yüzüne her bakışımda gözlerinin daima artan ışıltısı dikkatimi çekti.Ve birden ak düşmüş sakallarına doğru iki damla gözyaşını yolculuğa çıkardı.Ağlıyordu ihtiyar amca, gözyaşlarını saklama ihtiyacı hissediyordu. Ama gözleri coşmuştu bir kere, yemeği bırakıp yanına oturdum. Amca dedim:
-Rahatsız mısınız ? Bir şeyiniz mi var ?
-Hayır evladım iyiyim sağol ! dedi.
-Peki amca, niye ağlıyorsun ? dedim.
-Peygamberimiz (sav) aklıma geldi birden. Onu düşündüm ve ağlayıverdim kusura bakma.
Gözünün yaşını sildi,Elhamdülillah dedikten sonra çekildi sofradan. Kenarda bucakta bir yere oturdu, elinin tersiyle gözlerini siliyor ve cebindeki mendilini arıyordu. Ben de kalktım sofradan yeni demlenmiş çaydan getirdim ihtiyar amcama.Çayı karıştırırken elleri titriyor ve dudakları büzülüyordu.Mendiliyle tekrar sildi gözlerini.Çayını içti ve Rabbim’in selamı ile müsaade isteyerek ayrıldı yanımızdan.
Düşünce idrakini yitirmiş bir hal içinde düşünüyordum. Adamcağız yemek yerken seni anıyor ve ağlıyordu YA RASULLALLAH (sav). Sana yakın olmanın verdiği coşkuydu gözyaşları.
Senin ümmetinden bir kul.Nasıl oluyor da seni görmeden, kokunu almadan,mübarek ellerini öpmeden sanki yanıbaşındaymışşın gibi seninle yaşıyor. Ben de anlamalıydım,çözmeliydim bu sırrı….
Seni YA RASULLALLAH (sav) evet seni tanımam,bilmem gerekiyordu. Ashab!ı Kiram efendilerimizin hayatından başladım işe. Onların hayatlarını okuyarak sana ulaşmalıydım YA RASULLALLAH (sav), okudum. Ebu Bekir Sıddık , Ali bin Ebu Talip, Hz. Ömer Hz. Osman,Hz. Talha,Hz. Bilal,Sad bin Ebi Vakkas, Hz. Hamza,Abdullah bin Revaha, Ebu Hureyre, Muaz bin Cebel…
Hepsini okudum YA RASULLALLAH (sav).
Şimdi seni okuyorum. Halık’ı zül celal Rabbim’in sevgilisi,biricik kulu.Senin nurunun hürmetine varolan ben seni arıyorum Ya RASULLALLAH (sav). Ömrümün sonuna kadar her nerede ve ne zaman olursa olsun seni hakkıyla tanıyamayacağımı biliyorum.Ben senin deven Kusva’ya aşık oldum efendim.Dayandığın hurma kütüğünün yerinde olabilmek için bin canım olsun feda ederdim.Yeter ki inleyeyim,sen beni okşarsın susarım. Yanımdan ayrılırsan tekrar inlerim YA RASULLALLAH(sav).
Ebu Hureyre(ra) sıcak bir günün öyle vaktinde evinden çıkıp mescide gelmişti. Sende oradaydın YA RASULLALLAH(sav) Açlıktan evinde duramayıp mescidine sana koşmuşlardı. Sen de aç idin. Günlerdir bir şey yememiş açlıktan zayıf düşmüştünüz. Hendek günü karnına iki taş bağlayan da sendin YA RASULLALLAH(sav). Bir deri parçasını temizleyip kızarttıktan sonra açlığını dindiren Sad bin Ebi Vakkas (ra) değil miydi EFENDİM.Bir hurma tanesini annesine saklayan Ebu Hureyre değil miydi?Bir avuç arpa ekmeğiyle yetinen HABİBULLAH sendin efendim. Ya ben midemin doluluğunun sarhoşluğuyla seni unutan ben değil miyim. Abdullah bin Revaha (ra) gibi elimdeki kemik parçasını fırlatıp ”ben hala bu dünyada yaşıyor muyum?”diyebilir miyim ? Senin ölümünle Hz.Bilal(ra) susmuştu.Bir daha ezan okumayacaktı.Kızgın çölde kayaların altında inlerken EHAD,EHAD diyerek senin nurunu görmüyor muydu YA RASULLALLAH(sav).
Sana nasıl kavuşacağız bilemiyorum.Günahlarımın derdiyle,hasretinin yangınıyla,Aşkının ateşiyle,sana ümmet olmanın sevinciyle arz ediyorum halimi. Sana gelmek var ölmeden önce, Şehrinde narına yanıp kül olmak var.Sana geldikten sonra bir daha dönmemek olsa (inşallah) yanında kalsam,ayak bastığın yerlere gömülsem. Kıyamete kadar yanında olsam.Toprağın altında dahi alırım kokunu YA RASULLALLAH(sav).

VE ÖLÜM…

Nikah saati :RABBİME ve SANA yolculuk.Tahta arabanın içinde keyifli seyahat….
Ölmeyi bilene kutlu olsun. EY DÜNYA!…
Anlat şimdi ayrılık acısını,Peygamber sana veda ederken çektiğin acıyı anlat.Bağır, durma, Haykır: VAĞLEMU ENNE FİKUM RASULLALLAH de…
O’nun vefat ettiği gün.Söyle ey dünya ne haldeydin.Her zerre O’nun ölümüyle yok olmak isterken sen nasıl raksettin.Yine sabahları güneşi davettin.Karanlığı nasıl kovdun.Söyleeeee…
Her gün raksedip dönmektesin değil mi ey dünya. Kainatta yalnız sen ONA kucak açtın,bu mutluluk senin değil mi. Güneş bile kıskanır seni ALLAH’ın Habibi yaşadı üzerinde. Ne kadar bahtiyardın o devirde varlığının şükrünü eda ediyordun. Denizlerin bir ayrı güzeldi O varken. Suların daha bir tatlıydı. Ağaçlar,dağlar , ovalar,bitkiler, kuşlar ve sen ey dünya ne kadar mutluydunuz.
Ama o gün:RABBİM (c.c.) çağırıyordu Habib’ini.
Rabbim’in emriyle Cebrail yanına geldi YA RASULLALLAH(sav),Azrail (a.s.) kapıda senden izin bekliyordu. Kisra nın sarayını aydınlatan nurunla gelecektin.
Sessizlik acımasız ve dert yüklüydü,
Aniden peygamberin dudakları kıpırdadı,

PEYGAMBER vefat etti.

Üsame seferden döndü,zafer müjdesiyle kavuşacaktı sana. Abi bin Ebu Talib’in dizine başını dayamıştın. Ölüm bile sana o kadar yakışmıştı ki, VUSLAT seninle güzel oldu. Kusva gözyaşlarıyla inlemekteydi. Hz. Ebu Bekir(ra.)geldi seni öptü öptü öptü….
Yokluğun acısıyla yanan gönüller, kardeşlerin, Seni çok özlediler Ya Rasullallah (sav)
Ben de özledim seni. Rüyalar da teselli bulan ümmetine şefaat eyle EY SEVGİLİ…

Hoş geldin ! Ey, kutlular kutlusu !
Hoş geldin ! Ey, Nebiler Nebisi ! Hoş geldin !

Sen öyle bir iklimde geldin ki, Medine’deki çöl ortasında açan tek güldün.. gül kokulu ferah iklimler getirdin beraberinde ve bölük bölük melekler indiler yeryüzüne, senin yüzün suyun hürmetine..

Hoş geldin Allah’ın Resulü ! Hoş geldin !
Kutlu bir gecede, şereflendi dünya.. çünkü seninle tanıştı.. karanlık çökmüş dünyadaki tek aydınlık misali, mehtaplı bir gecede yanıp sönen ışıltılı yıldızlar gibi, daha da güzel, tarifsiz bir nurla, nurunla teşrif ettin yeryüzüne.. sen ki Muhammed Mustafa’sın ve sen ki alemlere rahmet olarak gönderilensin ve Sen ki.. peygamberimizsin elhamdülillah..

Senin nurunla aydınlandı dünya.. senin için söylendi en güzel şiirler, senin için yazıldı mevlidler, ilahiler.. Necip Fazıl;
“Müjdecim, Kurtarıcım, Efendim, Peygamberim;
Sana uymayan ölçü hayat olsa teperim ! ” dedi..en güzel dizilerinden birinde..

Ve seni seven insanların en güzel zamanları yaşandı bu dünya üzerinde ve insanlar kul hakkından korkar, iyiliği ve güzeli severdiler.. çünkü seni unutmamıştı insanlar..seni tanıyorlardı.. Ya şimdi?..
Ümidimizi yitirmek hiç yakışmasa da bizlere, içimdeki vaveylalar artarken bir çığ gibi.. bazen ben de istemesem de düşüveriyorum yeis’lere, üzüntülere.. senin nurlu mekanın Kabe’nin resimleri avutabiliyor zavallı kalbimi..
ve belki de bir avuntuyu arıyorum resimlerde..

Senin yattığın ebedi mekanı binlerce insan tavaf edip eriyorken o yüce mertebede.. aydınlık sanki sadece o mübarek beldelerde.. bizim içimizi gittikçe büyüyen karanlıklar kaplarken, senin bulunduğun beldeler gece karanlığında bile ışıl ışıl Ya Resul Allah!..

Dünya senin nur’un olmadan daha ne kadar dönebilir yörüngesinde? ya da ne zaman ne kadar güzel ve bereketli sensizliği çekerken iliklerine? Özledim seni, Özledik seni ya Resul Allah!

Zulmün arşa değeceği zamanlarda senin merhametini özledik, zalimlerin başlarımıza kara bulutlar gönderdiği zamanlarda senin sabrını özledik.. Zenginin fakiri gözetmediği zamanlarda senin cömertliğini özledik.. Özledim seni, özledik seni ya Resulüllah!..

Mavi Gezegen maviliğini siyaha devrediyor sanki.. ve gittikçe bir şeyler azalıp yitiyor usulca.. ve dünya her zamankinden daha ağır ve daha miskin sanki şu zamanlarda…

Zor zamanlarda yaşıyoruz velhasıl ! Ölesiye zor zamanlarda başladı sana olan sevdamız.. Zar zamanlarda sürüp gidiyor sana olan yangınımız. Sevgiliyi unutmak üzere olan bir gezegende yeniden SEVGİ diyebilmek ! barışı istemeyen gözlere senin barışçılığını düşünerek, sıcacık ve içten illa ki BARIŞ diyebilmek, acımasız yüzlere, senin merhametini düşünerek MERHAMET’in varlığını hatırlatabilmek, her şeye rağmen, senin yüzün suyun hürmetine ve Allah rızası için illa ki GÜZEL’den, illaki SEN’den bahsedebilmek…

Ve tüm çirkinliğe inat senin o sonsuz güzelliğini, seni o Sonsuz Nur’unu düşünüp güzel görebilmek..zor olsa da imkansız olmuyor seni tanımakla.. seni hissetmekle.. ve Allah’ın lütfettiği güçle…

Özledik seni Allah’ın Resulü, Özledik seni Ya Hz. Muhammed (a.s.m) ve seni hep özlüyoruz Canım Peygamberim.. ama ne mutlu ki, özlemler en sonunda seni hissettiriyor bize.. zor zamanların aşılmazlarını aşabiliyoruz senden aldığımız güçle ve Rabbimizin ilham ettiği düşüncelerle..

Senin teşrifinle aydınlandı, kutlandı evren ve Allah’ın izniyle senin nurunu yaşatmaya çalışan ışıl ışıl, bu zamandan alabildiğine soyut ve bir o kadar güzel gençlerle, devam edecek güzeller ve senden geler gül kokulu ilhamlarla dağıtacağız elimizdeki kırmızı gülleri tüm evrene ve bir gün her şey güzele, gül’e dönecek ve Allah Nur’unu tamamlayacak inşaallah…

Seni düşünmek ve yeniden güzel ümitlerle dolmak ne güzel !.. Dünyanın tüm çirkinliğine inat, yeniden yeni ümitlerden, senden ve sevginden bahsetmek ne güzel..sen ve senin getirdiğin gül kokulu ilhamlar zor zamanların en güzel armağanları elhamdülillah..
ve derince bir özlem dahi güzeli sürüklerken peşinden yine de…

Seni ve senin gül güzelliğini özledik Özledim Sen’i, Özledik Sen’i, Ya Resulüllah !…

Huda Hümeze (07.06.02 Cuma 00.50)

Efendimize Mektup(lütfen Bi Göz Atın)

Bu mektup size efendim…Size sevdalı milyonlar adına yazıyor ve size gönderiyorum… İçimden geçenleri anlatmaya tam anlamı ile kifayetsiz kalıyor kelimeler… Cümleler bir bir devriliyor belki… Ama size layık olmayan aşkımı bu mektupla size sunuyorum… Sizin asırlar önce bahsettiğiniz bir asırda yaşayan bir ümmetinizim…
Efendim… Ben üzerine güneş doğan, namazlarında o manevi derinliği yaşayamayan, kısaca sizin uzak durmayı emir buyurduğunuz şeylere yakın olan biriyim… Geriye dönüp dikkatlice baktığımda size yazacağım, size övünç ile bahsedeceğim hallerim yok ne yazık. İsmini duyunca hiç hıçkırıklara bulanamadım… Evet, elim kalbimde sizi andım. Sizin istediğiniz gibi. Ama ben isterdim ki. Mübarek isminiz anıldığı vakit iki büklüm olayım, gözyaşlarına bulanayım… Anam babam sana feda olsun Ya Rasulallah diye hıçkırıklarla birde ben sesleneyim…
Yazık ki sizi sevmekten başka size yazacağım hiç bir şeyim yok benim… Efendim sizi rüyalarımda görmeyi de çok ama çok isterdim… Sizi görenler anlattılar sizi. Sizin nur çehrenizden bahsettiler. Saçlarınızı gözlerinizi anlattılar. Sizi görenler size layık. Hallerinden belli. Ben sizi görmeye hakkım olmadığının idrakindeyim. Yadırgamıyorum. Ama efendim siz kapıları öyle apansız çalarsınız ki, çalıların içinde size uzanan elleri apansız tutarsınız ki, beklide bu bendeki ümidi soldurmayan… Efendim eğer mektubumu okumaya layık bulursanız ben rüyalarımda hayalinizi dahi görmeye razıyım. Bir sabah uyandığımda gözlerimde hala duran gözyaşlarımın olmasını, yüzümde mübarek elinizin sıcaklığının gitmemiş olmasını o kadar çok isterdim ki… Bazen sizinle uzun uzun konuştuklarını anlatanlar var. Bilin ki böyle büyük hayallerim yok benim. Haddimi bilirim. Konuşmasanız da bir nefesinizi duymak kâfi gelir bana. Bazen de ümmetinizden kimilerinin saçlarını okşuyor, kimilerine de uzun uzun tebessüm ediyormuşsunuz… Ah… Ne büyük bir saadet.
Ya Rasulallah çok savrulduk sensizlik girdabında. Sana gerektiği gibi bağlanıp teslim etseydik kalbimizi, ızdırap olan yaşantımız sükûnete dönüşecekti muhakkak. Lakin şahsım adına yapamadım. Tövbelerimi samimiyetsizlik içinde gönderdim rabbime… İyiliklerim riyalara bulandı. Çok yoruldum efendim. Çok yoruldum. Şu karanlıklarda ışığınıza muhtacım. Ey güllerin efendisi bu hafta sizin kutlu doğum haftanız… Bizler kendimize yeni yeni günler ürettik… Annelerimizin, Babalarımızın, Sevgililerimizin hatta komşularımızla altın günlerimiz bile oldu. Kısacası üç yüz altmış beş günün üç yüz altmış beşinide bir hayali avuntu içinde doldurduk durduk. Ah bir bilsen, Beraat gecesi, Kadir gecesi, Miraç gecesi varken biz nelerle oyalandık durduk.
Ya Rasulallah sizi sevenler her gününü her anını sizinle vuslat anıymış gibi yaşıyor. Bende bir gül aldım bu gün. En güzelinden. En kırmızısından… Ve en güzel kokanından… Siz olsaydınız aramızda eminim kapınızın önü güllerle dolardı… Ben kendi ellerimle vermeye çekinirdim utanırdım bekli de… Ama uykusuz kaldığım gecenin sabahında, İlk ışıklarlar kapınızın önüne bırakıp sizin için seçtiğim gülü; kapınızı çalıp hızla uzaklaşırdım. Uzaklardan gülümü elinize aldıktan sonra yüzünüze düşen dünyanın en güzel tebessümü seyrederdim… Size günün ilk gülünü ben vermek isterdim… Ben vermek isterdim ya Rasulallah… *

alıntı

Peygamber Efendimizin Mektubu

Peygamber Efendimizin Mektubu

Peygamber Efendimizin Mektubu

Doç. Dr. Ahmed Akgündüz 1987 yilinin baslarinda dergimizi aradiginda ZAFER tarihinde dönüm noktasi olacak bir sayinin müjdesini daha büyük bir müjde ile beraber veriyordu. Peygamber Efendimiz’ in (S.A.V.) yalanci peygamber Müseylime’ye gönderdigi mektup, Topkapi Sarayi Müzesi’nin Mukaddes Emanetler Dairesi’nde ortaya çikarilmisti. Hadis âlimleri ve çesitli islâm kaynaklari tarafindan muhtevasi günümüze kadar aktarilan, fakat simdiye kadar bulunamayan bu mukaddes vesika ilk defa ZAFER vasitasiyla bütün dünyaya ilân ediliyordu.


Mektubun orijinali

Peygamberimiz, hicretin 7. senesinde, basta Dogu Roma (Bizans) imparatorlugu olmak üzere dünyanin en büyük devletlerine teblig mektuplari göndermis ve kendilerini islâmiyete dâvet etmisti. Efendimizin tesebbüsü, sonunda beklenen neticeyi verdi ve insanlar, akin akin müslüman olmaya basladi. Bu gâye ile Medine’ye gelen Benî Hanife kabilesinin temsilcileri arasinda, Müseylime adinda birisi vardi. Edebî yönü oldukça kuvvetli olan bu sahis, Müslümanlari gördükten sonra onlara karsi duydugu kiskançligi, kendisini büyük bir felâkete sürükleyecek sekilde izhâr etti ve peygamber oldugunu ileri sürerek, kavminin Efendimize degil de kendisine tâbi olmasini istedi.
Müseylime’nin bu iddiasi bazi münâfiklarin da yardimiyla kuvvet buldu ve Benî Hanife kabilesinin birçogunu dininden döndürdü. Yalanci Peygamber Müseylime, sonralari daha da ileri giderek Efendimiz’e (S.A.V.) su meâlde bir mektup yazdi:
“Allah’in Resulü Müseylime’den, yine Allah’in Resulü Muhammed’e, Sana selam olsun. Ben, seninle biriíkte peygamberlik vazifesine ortagim. Yeryüzünün yarisi bize, yarisi da Kureys Kabilesine âittir. Ancak Kureys haddini asan bir kavimdir.”
Peygamberimiz bu satirlari okuyunca, onu getiren elçilere:
“Eger elçilerin öldürülmeyecegine dâir bir kâide olmasaydi, sizin boynunuzu vurdururdum” demis ve Ubeyy bin Kaab’a yazdirdigi asagidaki mektubu, Müseylime’ye göndermistir. (Mektubun son cümlesi, tam olarak okunamamistir.)

“Rahman ve Rahim olan Allah’ in adiyla; Allah’in Resulü Muhammed’den, yalanci peygamber Müseylime-tül-Kezzab’a . Selâm, hidayete tâbi kimseler üzerine olsun. Bundan sonra bilesin ki, yeryüzü Allah’ indir. Onu, kullarindan diledigine ihsan eder. Hüsn-ü akibet ise, müttakilerindir.(Allah’tan korkan mümin kullara aittir.) Sen ve beraberindekiler eger tövbe eder seniz, Allah da seni ve seninle beraber tövbe edenleri affeder.”
···
MÜSEYLIME’ NIN SONU:
Uhud harbinde Hz. Hamza’yi sehid eden Hz. Vahsi, sonradan müslüman olmus ve Hz. Ebubekir zamaninda Halid Bin Velid komutasindaki bir orduda yer alarak Müseylime’ nin askerleri ile çarpismisti. Hz. Vahsi, bu savasta Hz. Hamza’ yi sehid ettigi mizragi kullanarak Müseylime’yi öldürmüs ve Hz. Hamza’ya mukabil olmasini istedigi bu hareketiyle Allah’tan affini istemistir.

Peygamber Efendimize(s.a.v) Mektup

Bütün
insanların birbirinden kaçıştığı o günde, kızım Fatıma ,Oğlum İbrahim Sana
feda olsun. İlla ümmeti, illa ümmeti dediğin o biçare ümmetiniz…

Seviyoruz Seni Sevgili!

Hicret eder gibi seviyoruz biz Seni. Sümeyyeler
gibi sevemesek de, Bilaller gibi göğsümüzde taşlar yeşertemesek de seviyoruz
Seni Sevgili.

Uhud’da Sana ok isabet etmesin diye önünde duvar olan sahaben gibi olamasak
da, Seni onlar gibi sevemesek de aynı sevdayla Seni sevdik; aynı sevdayla
güllere Senin kokunu
verdiği için hayran olduk; aynı sevdayla güllere bakınca kendimizden
geçtik.. Hep aynı sevdayla yaşadık Sevgili, Seni göremesek de Gül Efendim,
Seni görme umuduyla yaşadık…

Hep içimizdeydin Sen Sevgili. Hiç çıkmadın ki…

Bu sevda hiç yüreklerimizden çıkmadı. Onun içindir ki, güle Senin kokun
verildiği için aşık olduk.

Bir yakaze halinde gördüğüm gözlerin,
Uyanmada kaybetmeten korktuğum rüyam,

Ve sen Rüyalarımdaki çiçek,

Koklamaya kıyamadığım kadar güzel,
Hatta en güzel………

Gül……………

Cemre düşer kalbimi,
Kainat anlamına kavuşur,

Bakarsın,
Görürsün o zaman seni,

Bir Anne bağrında yatan bebek saflığındada ileri,
En masumane,

Sen hayatın temiz yönü gibi,

Yüceliğin yüreklerde şiir,
Dillerde türkü…………

Seni anlatmak, Seni anlatmak kadar zor işte……….

Ve sen çok uzaklarda bir yerde……………….

Gül……

Gecemde yıldızım ol, yolumu bulayım
Gündüzünde güneşim ol, sende ısınayım…………

Bir küçük balığım, denizim ol, nefes alayım,
Ceylanım, yeşilliklerimi kaybettim, ucsuz bucaksız ovalarım ol, sende
koşayım……

Bir martıyım, ufuklara hasret, gökyüzüm olda sende uçayım………….

Patlamaya hazır bombayım,
Ateşim ol,

Zerrelerime kadar sende yok olayım…………..

Umudum ol,
Hülyalarım,

Ulaşamadığım hayallerimi sende yaşayım……….

GÜL……….

Olmayan,
Olunmaya hasretlikler değil,

Hasretlikleri yaşayan………………

Kor ateş gibi pişmanlıklarda yüreğe oturduğunda,
İstenilen O hasretliklerden başkası değil……………

Görülen rüya,
Yazılan şiir güllerden başkası değil………

Sadece bir feryat,
Bir aman,

Esmek istediğinde deli gönül,
Gördüğüm bir resim,
Dilimde bir isim……………

GÜL……………

GÜL GİBİ OLAN SEN,
GÜL GİBİ KOKAN SEN,
GÜL GİBİ GELEN SEN,
GÜL GİBİ GÜLEN SEN………

Renklerin ve varlığın yanında soluk kaldığı,

RENKLERİ VE VARLIĞI SENDE YAŞAYIM,
EYY GÜL………….

Küçük Bir Kız Çocuğunun Efendimize Mektubu..

Sevgili Peygamberim,

Seni çok ama çok seviyorum. Ben seni görmedim, sesini duymadım ama yine de seni çok seviyorum. Çünkü benim çok sevdiğim insanlar, seni çok seviyorlar. Annem, babam, öğretmenlerim hepsi çok seviyorlar seni. Seni görmeyi de çok istiyorum.
Seni babam anlattı bana. Senin asla yalan söylemediğini söyledi. Çocukken bile. Şakacıktan da olsa yalan söylemediğini söyledi babam. Ben de senin gibi yalan söylememeye çalışıyorum.

Sonra bana seninle ilgili bir sürü hikaye anlattı. Hepsi çok güzeldi hikayelerin. Onları dinleyince daha çok seviyorum seni. Senin çocukları çok sevdiğini söyledi babam. Hatta çocuklarını kucağına almayan bir amcaya kızdığını bile anlattı. Arkadaşlarımın babalarından da onlara kızanlar var biliyor musun. Bir keresinde benim yanımda en çok sevdiğim arkadaşımı babası dövmüştü. Beni bile döveceğini sandım. Peygamberim ne olur gelip bu amcalara da kızsan. Onlara çocuklarına sarılmalarını ve çikolata almalarını söylesen.

Sevgili Peygamberim,
Babam diyor ki, bir gün sen düşünürken, arkadaşlarından biri sana ne düşündüğünü sormuş. Kardeşlerimi özledim demişsin. O da, biz senin kardeşin değil miyiz demiş. Sen, benim kardeşlerim beni görmedikleri halde bana inananlardır, demişsin ona. Bunu duyunca ne kadar sevindim biliyor musun? Sevinçten babamın kucağına öyle bir atladım ki az kalsın çenesini kırıyordum. Ben de senin küçük kardeşinim Peygamberim. Ve seni çok seviyorum.
Keşke sen burada olsaydın. İnsanlar hep savaşıyorlar. Ve hep çocuklar ölüyor. Küçük kardeşlerin. Babam sen olsaydın, savaşların olmayacağını söylüyor. Çocukların ölmeyeceğini. Küçük kardeşlerimizin ölmeyeceğini.

Sevgili Peygamberim,
Seni görebilseydim keşke. Ne kadar mutlu olurdum bir bilsen. Çok sevinirdim. Senin ismini duyduğumda içim coşkuyla doluyor. Seni sevdiğim aklıma geliyor. Seni herkesten çok seviyorum. Sevgi ve saygımı sana belli etmek seni sevdiğimi herkese göstermek istiyorum.
Mektubuma burada son verirken, bir şey söylemek istiyorum: Ben seni hep seveceğim Peygamberim. Ve hep senin gibi olmaya çalışacağım. Senin kardeşin olmak çok güzel şey biliyor musun. Babam senin bize elini uzattığını söylüyordu. Abim yok benim ama bir kardeş gibi ellerini tutabilseydim ve öpebilseydim keşke.
Sonra elimi hiç bırakmasaydın…

Seni çok seven küçük kardeşin
Betül BEKİ

Etiketler:efendimize mektuplar efendimize mektup efendimize yazılan mektuplar efendimize mektup yarışması peygamber efendimize nasıl mektup yazılır peygamberimize yazılan en güzel mektuplar efendımıze mektup peygamber efendimize mektuplar efendimizden gelen mektup peygamber efendimize mektup özlem peygamber efendimize yazılan en güzel şiirler efendimize yazılmış mektuplar peygamber efendimize ankaradan birinci seçilen kişinin mektubu efendimize mektup yarışması ü gül kokulu peygamberim çok mektuplar yazdım efendimize mektup yarışması 1. efendimiz e mektuplar efendimize mektup yarışmasında birinci yarısmada birinci olan efendimize mektup peygamber efendimiz yazılan mektuplar
Mektup arkadaşı: Mektup arkadaşları, posta servisi aracılığıyla birbirlerine düzenli olarak mektup yazıp yollayan insanlardır.
Yazılı çaylak: Yazılı çaylak (Elanus scriptus), atmacagiller (Accipitridae) familyasından bir boz çaylak türü.
Mektup roman: Mektup roman, bir roman tarzıdır.
Mektupçu Köşkü: Mektupçu Köşkü, İzmir'in Halil Rıfat Paşa Caddesindeki tarihi köşk. Mektupçu isminin yıllarca posta idaresinin konuk evi olarak kullanılmasından ve Mektupçu semtinde bulunmasından kaynaklandığı sanılmaktadır.

Yorumlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir