Erozyonla Mücadele Eden Sivil Toplum Kuruluşu

Sponsorlu Bağlantılar
akan bile duygu ekonomik sular veya Erozyonla Mücadele Eden Sivil Toplum Kuruluşu Erozyonla Mücadele Eden Kuruluşlar erozyonla mücadele erozyonla mücadele eden sivil t..

Erozyonla Mücadele

Erozyonla mücadele ülkemiz için olmazsa olmaz bir durum haline gelmiştir. Ancak gerekli çalışmaların tam olarak yapıldığı söylenemez.
Erozyonla mücadele konusunu sosyal-idari ve teknik olarak üç bölüm halinde ele almak gerekir.
Erozyonla Mücadelenin Sosyal Boyutu
Eğitim
Tüm dünyada erozyonun en büyük amili insanlardır. İnsan etkisinin ve zararının olmadığı, bitki örtüsünün bozulmadığı yerlerde erozyondan bahsetmek pek de doğru olmaz. Problemin kaynağı insanlar olduğuna göre, çözüme de buradan başlamak gerekir. Bu konuda yapılması en kolay, en ucuz ve en etkili tedbir �doğal kaynakları kullanan insanların� eğitilmesidir.

Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de erozyondan en fazla zarar gören insanlar, bu zararın doğmasına neden olan kırsal kesimde yaşayan insanlardır. Bu olgu sonucunda zaten düşük olan gelirleri hepten düşmektedir. Bulundukları yerde geçim imkanı kalmayınca çaresizlik içinde büyük şehirlere göç etmekte, hazırlıksız ve birikimsiz yapılan göçler şehirleri de yetersiz hale getirmektedir.

Ülkemizdeki temel problem, erozyonun zararlarının tam olarak anlaşılamamasıdır. Teşhisi konulmayan hastalığın tedavisi mümkün değildir. Bir çevre problemi olarak erozyonla daha çok şehirde yaşayan insanlar ilgilenmekte, çözüm arayışlarına girmektedir. Ancak bu duygu henüz kırsal kesime ulaşmamıştır. Kırsal kesimde doğal olarak hayvanın biraz daha otlaması, kışlık yakacak ihtiyacının karşılanması önemlidir.

Ancak,işin bu ekonomik ve zaruri boyutu yanında alışkanlık ve ilgisizlik boyutu da vardır. Boş zamanlarını kahvede değerlendiren insanımız �ağaç dikmeyi� veya dikilen ağaçları koruyucu önlemler almayı düşünmemektedir. Mesela her köyde var olan ve genelde de çevrili olan mezarlıklara bile ağaç dikilmemektedir. Köy yollarında başıboş akan sular küçük bir tedbirle uygun mecraya yönlendirilecekken bir yerler göçene kadar kimse ilgilenmemektedir.

Başka acı bir örnek, devlet kurumları tarafından yapılan ağaçlandırma çalışmalarına en büyük engeli orada yaşayan insanlar çıkarmaktadır. Mesela bir köyde yapılacak ve tüm köylünün menfaatine olan bir çalışmayı 25-30 keçisi olan bir insan sabote edebilmekte, diğerlerinden herhangi bir tepki gelemeyebilmektedir.

Bunun en etkili çözümü; problemin bu insanlarımıza tam olarak anlatılmasıdır. Başka bir önlem de buralarda yapılacak her türlü çalışmada insanların fikirlerini almak, bu doğrultuda plan ve uygulama yapmak ve çalışmalarda mümkün mertebe yerel işgücünü kullanmaktır. Devlet tarafından yapılacak tüm projelerde projelerin uygulanacağı yerlerde oturan insanlar için eğitim bütçesi konulmalı, ayrıca çalışacak personel öncelikle eğitilmelidir.

Sivil Toplum Örgütlerinin Desteklenmesi
Zamanımızda STÖ� ler gün geçtikçe önem kazanmakta ve etkileri artmaktadır. Olması gereken de budur. Ormancılık sektörü ile ilgili “Sivil Toplum Örgütleri” özellikle son yıllarda erozyonla mücadele ve ağaçlandırma faaliyetlerine maddi ve manevi olarak katkıda bulunmak, doğal yapının korunması ve rehabilite edilmesi konusunda çalışmalar yapmakta ve ayrıca uygulamalara yardımcı olmak üzere tanıtım ve kamuoyu oluşturma fonksiyonlarını yerine getirmektedir.
Erozyonla mücadelede Devlet tarafından uygulamaya konulan Havza Islah Projeleri, özellikle rakımı yüksek orman alanlarında yaşayan ve yaşamlarını sadece orman kaynaklarından sağlayan yerel halkın, bütün güçlerini bir araya getirerek ormana zarar veren ortamdan kurtarıp, ormanı seven bireyler haline gelmesini amaç edinmektedir. Böylece projelerin başlangıç yıllarında ve uygulama süresince halkın bu yönde bilinçlendirilmesinde ve eğitilmesinde sivil toplum örgütlerine ve bunların desteğine ihtiyaç vardır.
Ancak sivil toplum örgütleri kendi aralarında ve kurum ve kuruluşlar arasındaki ilişkilerinde işbirliğinden uzak çalışma yapmaktadır. Hatta bazen kurumlarla sivil toplum örgütleri arasında çalışma konularında duplikasyonlar ortaya çıkabilmektedir.
Türkiye’de sivil toplum örgütlerinin (STÖ) iyi organize olmaları halinde sorunun çözümü bir şekilde daha kolay olacaktır. Özellikle erozyon kontrolü çalışmaları için gerekli fınans temininde faydalı olabilecekleri gibi, toplumda çevre bilincinin yerleşmesinde, önemli kanunların çıkarılmasında eğitim ve kamuoyu bilincinin geliştirilmesinde önemli katkı sağlayabilecekleri bir gerçektir.
Bu nedenle sivil toplum örgütleri, yerel halk örgütleninceye kadar, projede yaşayan halkın arazi kullanım ve tarımsal üretim tekniklerini doğru biçimde kullanmasında ve ürünlerinin pazarlanmasında, katılımcı kuruluşlarla beraber havza ıslah projelerinin uygulamalarında yardımlarını sürdürmeleri büyük önem taşımaktadır.
Erozyonla Mücadelenin Kanuni Boyutu
Erozyonla mücadele konusunda, değişik tarihlerde çıkarılan kanunlar vardır.
Bunlar;

a. 6831 Sayılı Orman Kanunu
b. 4122 Sayılı Milli Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolu Seferberlik Kanunu
c. 4856 Sayılı Çevre ve Orman Bakanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun
d. 3202 Sayılı Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü Kuruluş Kanunu.
e. 6200 Sayılı Devlet Su İşleri Kuruluş Kanunu
6831 Sayılı Orman Kanunu
TBMM tarafından 31.07.2003 tarihinde kabul edilen 4965 sayılı kanunla Orman Kanunun 58. Maddesi aşağıdaki gibi düzenlenmiştir.

Orman Kanununun 58. Maddesi

MADDE 11. – 6831 sayılı Kanunun 58 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
Madde 58. – Orman rejimine dahil veya yeniden orman tesis edilecek yerlerde havza bazında yapılacak ağaçlandırma, erozyon ve sel kontrolü, çığ ve heyelanların önlenmesi, ekosistemlerin korunup geliştirilmesi ve havzada yaşayan insanların hayat şartlarının iyileştirilmesi faaliyetleri, Çevre ve Orman Bakanlığının koordinatörlüğünde ilgili kuruluşlarla birlikte hazırlanan entegre projeler halinde uygulanır.
Ancak, Devlet ormanı içinden geçen mevcut demiryolu, karayolu ve köy yollarının tamiri, tahkimi ve bakımı orman idaresine bilgi verilerek ilgililer tarafından yapılır.

4122 Sayılı Milli Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolu Seferberlik Kanunu
Bu kanun münhasıran ağaçlandırma ve erozyon kontrolu çalışmaları için çıkarılmıştır. Kanunun amaç ve kapsamına belirleyen birinci maddesi aşağıdaki gibidir.

4122 Sayılı Kanunun Amaç ve Kapsamı
Madde 1 – Bu Kanunun amacı; Devlet ormanlarında, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki arazilerde, göl ve akarsu kenarlarında, tüzel kişilerin mülkiyet ve tasarrufundaki arazilerde, orman sahasını ve ağaç servetini çoğaltmak, toprak, su ve bitki arasında bozulan dengeyi kurmak, geliştirmek ve çevre değerlerini korumak maksadıyla, kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişiler tarafından yapılacak ağaçlandırma ve erozyon kontrolü çalışmalarına ait esas ve usulleri düzenlemektir.
4856 Sayılı Çevre ve Orman Bakanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun
Kanunun 2/ö fıkrası, Çevre ve Orman Bakanlığını �erozyonu önleyici her türlü tedbiri almak� la görevlendirmiştir.

3202 Sayılı Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü Kuruluş Kanunu.
Kanunun 11/b maddesi, Genel Müdürlüğe �Toprak erozyonunu önleyici, giderici ve azaltıcı, toprak ve su dengesinin kurulması ve korunmasını sağlayıcı tedbirleri almak, gerekli tesisleri yapmak ve yaptırmak� . görevini vermektedir. (Köy Hizmetleri genel Müdürlüğü kapatılmış, ancak görevleri İl Özel İdare Müdürlüklerine devredilmiştir.)

Ayrıca 4122 Sayılı Kanunun 4. maddesi aşağıdaki gibidir.

4122 Sayılı Kanunun 4. maddesi
Başbakanlık; Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü vasıtasıyla, sulama göletlerinin su toplama havzalarındaki tarım arazilerinde gerekli havza ıslahı tedbirlerini alır. Toprak erozyonunu önleyici, giderici ve azaltıcı tedbirler ile toprak ve su dengesinin kurulması ve korunmasını sağlar. Köy yolları kenarlarında tarım arazilerinde rüzgar erozyonunun önlenmesi için ağaçlandırma çalışmaları yapar. Rüzgar perdeleri oluşturur. Devletin hüküm ve tasarrufu altında veya özel mülkiyetinde bulunan yabani fıstıklık, zeytinlik, harnupluk, makilik, çayır ve meraların geliştirilmesinde altyapı çalışmalarını yapar veya yaptırır.

6200 Sayılı Devlet Su İşleri Kuruluş Kanunu
Kanunun 2/a maddesi Genel Müdürlüğü �taşkın sular ve sellere karşı koruyucu tesisler meydana getirmek� ten sorumlu tutmuştur.
4122 Sayılı Kanun ise �barajların su toplama havzalarında mülkiyeti kendisine ait veya 6200 sayılı Kanunla kendisine verilen görevler için tahsis edilen veya izin veya irtifak hakkı tesis edilen sahalarda ağaçlandırma ve erozyon kontrolü çalışmalarını ve bakım ile koruma işlerini yapar veya yaptırır.� Demektedir.

Erozyonla Mücadelenin İdari Boyutu
Ülkemizde erozyonla mücadele faaliyetleri birkaç Bakanlık tarafından yürütülmektedir. Bunlardan özellikle uygulamada çalışan kurumları şöyle sıralayabiliriz.;
* Çevre ve Orman Bakanlığı
a. Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolu Genel Müdürlüğü (Doğrudan tedbir alarak)
b. OR-KÖY Genel Müdürlüğü. Kırsal fakirliği azaltıcı tedbirler yoluyla.
c. Orman Genel Müdürlüğü
* Tarım ve Köyişleri Bakanlığı
* Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü
Türkiye’de erozyon, sel kontrolu, rusubat ve taşkın faaliyetleri; orman sınırları içinde kalan veya orman rejimine alınması gereken yerlerde Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından, tarım alanlarında erozyon kontrolu çalışmaları ise Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından yapılmaktadır. Ayrıca, sel ve taşkınları önlemek amacıyla dere meralarında erekli taşıntı barajlarının inşaatı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’nce yürütülmektedir
Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolu Genel Müdürlüğü
4856 sayılı Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 11. maddesi aşağıdaki gibidir.

AGM� nin Erozyonla Mücadele Görevi
MADDE 11.- Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Genel Müdürlüğünün görevleri şunlardır:
a) Bozuk orman alanlarında ve gerektiğinde verimli orman alanlarında ağaçlandırma, erozyon kontrolü, orman içi mera ıslahı, sosyal ormancılık faaliyetlerine ait plân ve projeler ile bu plân ve projelerin gerektirdiği her türlü çalışmayı yapmak ve yaptırmak.
b) Orman rejimine alınacak yerlerde yeniden orman tesis etmek ve doğal dengeyi sağlayacak erozyon kontrolü tedbirlerini almak.
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı
Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün 3202 Sayılı Kuruluş Kanunu’nda “Toprak erozyonunu önleyici, giderici ve azaltıcı, toprak ve su dengesinin kurulması ve korunmasını sağlayıcı tedbir almak, gerekli tesisleri yapmak ve yaptırmak” görevleri arasında bulunmaktadır.Ancak, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü bu kanun çerçevesinde tarım alanlarında ve değişik derecelerde erozyon problemi olan sahalarda çalışmaktadır. Çalışma tekniği genellikle tarım amaçlı seki inşa etmek ve taşlı arazilerin temizlenerek tarıma açmak, sulama göleti inşa etmek gibi tarla içi çalışmalar yanında rüzgarın yol açtığı aşınmaları önleme, kumul ıslahı ile gölet havzalarında gerekli erozyon tedbirleri almak şeklinde olmaktadır. (Köy Hizmetleri genel Müdürlüğü kapatılmış, ancak görevleri İl Özel İdare Müdürlüklerine devredilmiştir.)

Tema Vakfı Erozyonla Mücadele İçin Ne Yapıyor?

Tema vakfı erozyonla mücadele için ne yapıyor

Erozyonla Nasıl Mücadele Edebiliriz

Erozyonla nasıl mücadele edilir araştırıyorum.Ama bulamıyorum.Lütfen bana erozyonla nasıl mücadele edilir söyler misiniz?Çok önemli de.Yanıtınızı bekliyorum.

" T E M A " < Türkiye Erozyonla Mücadele Ağaçlandırma Ve Doğal Varlıkları Koruma Vak

TEMA 11 Eylül 1992 tarihinde, Karaca Arboretum’un kurucusu, BM Çevre Ödülü sahibi Hayrettin Karaca ve Tekfen Holding kurucu ortaklarından, Türk-B.D.T. İş Konseyleri Başkanı Nihat Gökyiğit tarafından kurulmuştur.

1980 yılında Hayrettin Karaca’nın Türkiye’nin ilk özel arboretumunu kurması aynı zamanda TEMA düşüncesinin de başlangıcı olmuştur. Bitki toplamak amacıyla Türkiye’yi karış karış dolaşan Hayrettin Karaca, erozyon sorununun boyutlarını görünce, sorunun önemini herkese anlatmak ve kavratmak gerektiğine karar verir. 5 Ağustos 1992 tarihinde Cumhuriyet Gazetesinde yayınlanan bir röportajında Hayrettin Karaca, şunları söylemiştir:

“Türkiye’nin denizlere, derelere, barajlara akıttığı toprağın içindeki değerler, madensel elementler ve gübrenin değeri Türkiye bütçesine eşit belki de. Eğer denizlere akıttığımız bu toprağı hesap edecek olursak, Türkiye’yi yeniden ihya ederiz. Bu kadar büyük bir toprak kaybı vardır Türkiye’nin, fakat biz bunu kayıp olarak hesap etmeyiz. Toprak için ölürüz, bir karış toprağı kimseye vermeyiz deriz, karışla vermeyiz ama kepçeyle veririz. Bugün Yeşilırmak, Kızılırmak, Doğu Karadeniz’deki bütün dereler bulanık değil çamur olarak akıyor. Çoruh’a dökülen bütün çaylar, Çoruh kayalarının üzerinden toprağı sökerek akıyor. Bu toprak benim değil artık, Rus toprağı. Batum bu giden topraklar yüzünden denizden 2.5 kilometre geride kalmış durumda. Kayalar bizim, toprak bizim değil.”

Yakın dostu Nihat Gökyiğit ile beraber TEMA’yı kurarlar. Kuruluşa öncülük edenler sanayici olunca, kurucular da iş adamları arasından çıkar. Kurucular Heyeti’nin ihtişamlı listesine rağmen, TEMA oldukça mütevazi koşullarla hayata geçer. TEMA’nın ilk çalışanlarından biri olan Bayburt Projesi Sorumlusu Dr. Gülay Yaşin, o günleri şöyle anlatıyor:

“Yıl 1992. Ekim sonları. Tekfen Holding’de, TEMA Başkan Vekili Nihat Gökyiğit’i ziyaret ediyorum. Nihat Bey, bana büyük bir heyecanla hem TEMA’yı anlatıyor hem de hazırlanan broşürün son düzeltmelerini yapmaya çalışıyor. Böyle bir oluşumda görev almak istediğimi söyleyince beni Vakıf’a davet ediyor. Ertesi gün iş çıkışı bana verilen adrese gidiyorum. Hava soğuk ve adresi bulmakta bir hayli zorlanıyorum. Vakıf Merkezi olarak düşünülen küçük daireyi buluyorum. Hemen görüşmeye alıyorlar. Karşımda oturan beyaz sakallı, beyaz saçlı beyi daha önce hiç görmemiştim. Benimle iş mülakatı yapıyor ve bana sürekli “Bana kendini anlat” diyor. Ben de anlatıyorum. Kendisinin önce yazar olduğunu düşünüyor, sonra bir profesör olduğuna karar veriyorum. Ama O ne yazar, ne de profesör. Bana erozyonu anlatıyor, başlatmak istedikleri hareketi anlatıyor ve en sonunda, bugün gibi hatırladığım yüz ifadesiyle, inançla ve adeta gözleri dolarak; “Birgün bu Vakıfta çalışıyor olmandan dolayı göğsün kabaracak” diyor. Onun Hayrettin Karaca olduğunu öğreniyorum….Bu görüşmeden bir gün sonra TEMA’nın ilk elemanı olarak göreve başladım. TEMA Vakfı’nın kuruluşunun öyküsünü dinledim. Sayın Hayrettin Karaca, Karaca Arboretum için bitki toplamak üzere Türkiye’yi köşe bucak dolaşmakta ve gezileri sırasında tanık olduğu erozyon olayını yakın çevresindekilere anlatmaktaymış. Yakın arkadaşı Nihat Gökyiğit onun anlattıklarından çok etkilenmiş ve bu sorunu çözmek ve bütün toplumla paylaşmak için bir Vakıf kurma fikrini ortaya atmış. Bunun üzerine, Nihat Bey’in öncülüğü ile Cumhurbaşkanı, konuyla ilgili bakanlıklar, iş çevreleri, bilim adamları ziyaret edilmiş ve bu kişilerin de katılımı ile Vakıf kurulmuş… Ben TEMA’da göreve başladığımda, Levent’teki küçük dairede sadece yazı masası ve bir kaç sandalye vardı. Bilgisayar vb büro malzemelerini zamanla bağışlarla sağladık. O günlerde kimse bırakın TEMA adını, ülkenin çölleşmeye başladığını bile farketmemişti. Televizyonda, gazetelerde konunun ele alınması için büyük çaba sarfediyorduk. Bazıları ‘Ülkenin bu kadar çok sorunu varken, bir de erozyon mu çıktı?’ diyordu. TEMA üyesi olmak, TEMA destekçisi olmak saygın bir kavram, bir prestij olmaktan çok uzaktı henüz.” Kasım 2004 itibariyle 236 bini aşkın üye sayısına ulaşan TEMA’nın kuruluş hikayesi işte böyle.

TEMA VAKFININ AMAÇLARI

Ülkemizde doğal varlıkların ve çevre sağlığın korunması, erozyonla mücadele, toprak örtüsü ve toprağın korunması ve ağaçlandırmanın önemi hakkında kamuoyunu eğitmek ve bilinçlendirmek

Erozyon felaketinin doğuracağı sonuçlar, alınacak önlemler konusunda halkımızı bilgilendirmek, bilinçlendirmek ve böylece oluşturulacak bilinçli ve etkin kamuoyu desteği ile hükümetleri erozyonla mücadelede, gerçekçi ve uygulanabilir politikalar üretme ve uygulamaya teşvik etmek

Biyoçeşitlilik, toprak, su ve doğal çevrenin korunmasına ilişkin milli politikaların oluşturulmasına yardımcı olmak ve bu esaslardan ödün verilmemesi için mücadele etmek

Ağaç ve orman sevgisini topluma mal etmek

Hayvancılığın temeli olan çayır ve meraları koruyup, geliştirmek

Doğal zenginliklerimizin bilinçsizce kullanılıp, geri dönüşümsüz bir şekilde yok olmasına izin vermeyerek, korumak, geliştirmek ve Türkiye’nin geleceğini güvenceye almak

Çölleşmeyle mücadelede dünyaya örnek bir hareketi Türkiye’den başlatmak

Doğal varlıkların, insan sağlığının, yeşil alanların, toprak ve bitki örtüsünün, ormanların, meraların korunması, geliştirilmesi ve yenilerinin teşkil edilmesini sağlamak için faaliyette bulunmak

Bu amaçları gerçekleştirmek için gerekli teşkilatın oluşturulmasını, yasaların çıkmasını sağlamak ve gönüllü kuruluşların öncülüğünde toplumun bütün kesimlerinin desteği ile erozyonla mücadelenin ikinci bir İstiklal Savaşı kabul edilerek erozyon tehlikesi ile mücadele edilmesi

TEMA VAKFININ HEDEFLERİ

TEMA’nın hedefi öncelikle ulusumuza, onun temsilcilerine, siyasal partilere ve hükümetlere, resmi ve özel kuruluşlara, eğitim kurumlarına, basın yayın organlarına, toprak erozyonunun nedenlerini, vahim sonuçlarını ve ülkemizin çöl olma tehlikesini anlatmaktır. TEMA bu hedef doğrultusunda, siyasi güçleri, doğal varlıkların yok edilmesi ve erozyon sorununa çare bulmadan iktidar olamayacaklarına inandırma çabasındadır. Bu nedenle erozyon sorununa karşı duyarlı, bilinçli ve etkin bir kamuoyu oluşturmaya çalıştırmaktadır.

TEMA Vakfı, ülkemizin en değerli hazinelerinden birinin toprak olduğunun bilincindedir. Bu nedenle, orman, çayır, mera ve tarım alanlarının, su ve bitki gen kaynaklarının, doğanın korunması ve erozyonun önlenmesi konusunda, belli bir devlet politikasının gerekli ve zorunlu olduğuna inanmaktadır. Bu hedeflere ulaşmak ancak teknik yönden yeterli bir kadro, teşkilat ve mali imkanlarla mümkündür.

TEMA Vakfı, toprak erozyonu nedeniyle hızla yok olan tarım alanlarının ve meraların verimliliğinin arttırıldığı koşulda, kırdan kente göçün önlenebileceğine inanmaktadır.

TEMA’NIN GELECEĞE BAKIŞI ( VİZYONU )

Sürdürülebilir yaşam ilkesiyle doğal varlıkların korunmasında; ülkenin ve dünyanın geleceğinde söz sahibi olan topraktan gelen toplumsal barışı sağlayan, bilinçli, halkla bütünleşen, öncü bir STK olmaktır.

TEMA’NIN VAROLUŞ NEDİ ( MİSYONU )

Kaybolan geleceği kurtarmak, açlık ve yoksulluğu gidererek topraktan gelen toplumsal barışı sağlamak için;

Erozyon, çoraklaşma, çölleşme, kirlilik, hatalı tarım teknikleri ve amaç dışı arazi kullanımını önlemek;

Doğal varlıkların tahribine yönelik, ulusal ve uluslararası her türlü idari, siyasi ve ekonomik baskılara karşı mücadele etmek ve sorunlaraçözüm üretmek,

Biyolojik çeşitlilik, toprak, su ve diğer doğal kaynakların korunması, verimli kılınması ve sürdürülebilir yönetimini gerçekleştirmek;

Doğal varlıkların korunmasına yönelik politikaların, hükümetlerce üretilmesini, gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasını, uygulanmasını ve uluslararası anlaşmalara uyulmasını sağlayacak, bilinçli ve etkin kamuoyu oluşturmak.

TEMA’NIN TEMEL DEĞERLERİ

Güvenirlilik ve Saygınlık

Şeffaflık

Gönüllülük

Yaratıcı Katılımcılık

Siyasi Tarafsızlık

Herkesi Kucaklama

Bilimsellik

Kurucu Üyeler

A – Gerçek Kişi Kurucu Üyeler

SEMAHAT ARSEL
AHMET OĞUZ DAĞDELEN
S. MÜFİT ERBİLGİN
NUMAT SABİT ESİN
E. YALIM EREZ
AHMET FİKRET EVYAP
NİHAT GÖKYİĞİT
SEVGİ GÖNÜL
E. KAĞAN GÜRSEL
MEHMET OSMAN KAVALA
SUNA KIRAÇ
ASIM KOCABIYIK
RAHMİ M. KOÇ
VEHBİ KOÇ (Merhum)
ALİ KOÇMAN (Merhum)
HALİS KOMİLİ
H. AYDUK ESAT KORAY
>ENVER ÖREN
AHMET ÖZKÖSEOĞLU
SAKIP SABANCI (Merhum)
AHMET SALAHOR
ŞARIK TARA
SABRİ ÜLKER
M. SELAHATTİN ÜZEL (Merhum)
ORHAN YAVUZ
RONA YIRCALI

B – Hükmi Şahış Kurucu Üyeler

AKFİL SANAYİİ VE TİCARET A.Ş.
AKIN TEKSTİL A.Ş.
AKSA AKRİLİK KİMYA SANAYİİ A.Ş.
ALTINYILDIZ HOLDİNG A.Ş.
ECZACIBAŞI HOLDİNG A.Ş.
HAS OTOMOTİV TİCARET VE SANAYİİ A.Ş.
HÜRRİYET GAZETECİLİK VE MATBAACILIK A.Ş.
KALEBODUR SERAMİK SANAYİİ A.Ş.
KARACA HOLDİNG A.Ş.
MİLLİYET GAZETECİLİK A.Ş.
ORTA ANADOLU TİC. VE SANAYİ İŞLETMELERİ T.A.Ş.
SABAH YAYINCILIK A.Ş.
SINAİ VE MALİ YATIRIMLAR HOLDİNG A.Ş.
TATKO OTOMOBİL, LASTİK VE MAKİNE TİCARETİ T.A.Ş.
TEKFEN HOLDİNG A.Ş.
TÜRKPETROL VE MADENİ YAĞLAR T.A.Ş.

Erozyon Nedir? – Erozyon Nasıl Engellenir?

Erozyonun Tanımı ve Çeşitleri

Erozyon (toprak aşınımı), toprağın aşınmasını önleyen bitki örtüsünün yokedilmesi sonucu koruyucu örtüden yoksun kalan toprağın su ve rüzgarın etkisiyle aşınması ve taşınması olayıdır. Erozyonun başlıca nedeni, toprağı koruyan bitki örtüsünün yokolmasıdır. Arazi eğimi, toprak yapısı, yıllık yağış miktarı, iklim faktörleri, bitki örtüsü, toprak ve bitkiye yapılan çeşitli müdahaleler, erozyonun şiddetini belirleyen öğelerdir.
TEMA’nın erozyonla mücadeleye bu kadar önem vermesinin altında, erozyonun ülkemizin yaşam koşullarını olumsuz etkileyecek kadar büyük bir tehlike olması yatmaktadır.
Erozyon, Türkiye’nin gıda açısından kendine yeterli bir ülke olmasını tehlikeye düşürmektedir. Ülkemizin topraklarının % 63′ü çok şiddetli ve siddetli erozyon tehlikesine maruzdur. Rüzgar ve yağmur, verimli toprakları sürükleyerek, baraj göllerine, akarsu yataklarına ve denizlere taşımaktadır. Ülke yüzeyinden bir yılda kaybedilen toprak miktarı yaklaşık 1.4 milyar tondur. Bu topraklarla birlikte mineral ve organik madde de kaybedilmektedir. Türkiye’nin kimyevi gübrelere ayırdığı yıllık kaynağın 4.5 trilyon lira olduğu düşünülürse, ekonomik kaybın büyüklüğü daha net anlaşılabilir. Erozyonla kaybedilen bir başka değer ise sudur. Kaybolan toprak yüzünden her yıl yaklaşık 50 milyar m 3 yağış depolanamamaktadır.

Erozyon toplumsal sorunların artmasına da yol açmaktadır. Yanlış arazi kullanımı, tarım alanlarının verimini azaltmaktadır. Doğduğu ve büyüdüğü yerde geçim şansı ortadan kalkan insanların, kentlere göçmekten başka seçeneği kalmamaktadır. Köyden kente göç ise, alt yapının yetersiz olduğu kentlerdeki ekonomik ve toplumsal sorunları daha da ağırlaştırmaktadır.

Barajlar ve yeraltı suları da, erozyonun etkilerinden nasibini almaktadır. Yerinden kopup giden topraklar, baraj göllerini doldurarak su depolama hacimlerini azaltmakta ve barajların ömrünün kısalmasına neden olmaktadır. Erozyon sonucunda toprağın altındaki cansız tabaka (ana kaya) ortaya çıkmaktadır. Faydalı toprak katmanlarını kaybeden arazilerde çölleşme başlamaktadır. NASA’nın yaptığı bir araştırmaya göre, erozyonun şiddetlenerek devam etmesi halinde Türkiye’nin büyük bir bölümü yakın bir gelecekte çöl olacaktır. Toprakları çölleşen bir ülkenin temel sorunları, açlık, susuzluk, işsizlik ve iç göç olacaktır.
Erozyonun Tanımı
Erozyonun kelime anlamı: bir varlığın bir değeri yerine getirilemeyecek şekilde yok olmasıdır. Toprak biliminde ise; yeryüzündeki ana materyalin çeşitli etkenlerle aşınıp taşınması olayıdır.
Erozyon, tabiatın normal süreci içinde meydana geliyorsa normal erozyon; insanın tabiattaki toprak, su ve bitki arasındaki dengeyi bozucu nitelikteki müdahaleleri sonucu meydana geliyorsa hızlandırılmış erozyon adını almaktadır. Normal erozyon, genellikle insan müdahalesi olmayan yerlerde görülür ve çok yavaş olarak gelişir. Meraların aşırı derecede otlatılması, ormanların tahrip edilmesi ile daha az korunan toprak, su ile kolayca taşınabilmektedir ve erozyon hızlanmaktadır.
Yapıcı Unsurlara Göre Erozyonun Çeşitleri
Özellikle ülkemizde tahribatı büyük boyutlara ulaşan su erozyonu, erozyon çeşitleri içerisinde en önemlisidir. Su erozyonundan sonra diğer erozyon çeşitleri önem sırasına göre; rüzgar, çığlar, heyelanlar ve buzullar olarak sıralayabiliriz. Çığ zaman zaman can ve mal kayıplarına neden oluyorsa da su erozyonu afeti karşısında ikinci planda kalmaktadır.
1- Su Erozyonu
Su erozyonu, diğer erozyon çeşitleri içerisinde en yaygın ve en etkili olanıdır. Bunun için, toprak erozyonu denildiğinde akla su erozyonu gelmektedir. Türkiye topraklarının % 86′sında erozyon vardır. Böylece su erozyonunun etkilediği alan 66.9 milyon hektarı bulmaktadır. Yurdumuzdaki önemli can ve mal kayıpları su erozyonu sonucu meydana gelmektedir.
2- Çığlar
Türkiye’nin aşırı derecede ormansızlaşmış, yükseltisi yurdun diğer kısımlarına oranla daha fazla ve yağışların genel olarak % 45′ den sonraki meyilde kar şeklinde düştüğü Kuzey- Kuzeydoğu ve Doğu Anadolu’da çığ olaylarına sıkça rastlanmakta, can ve mal kayıplarına neden olduğu gibi yerleşim yerlerini, yolları, turistik tesisleri ve devlet yatırımlarını tehdit etmektedir.
Türkiye’de yalnız 1985 yılından bugüne kadar 233 çığ olayı tespit olunmuş ve bu süre içinde 604 kişi hayatını kaybetmiştir. Çığ, pürüzsüzlüğü olmayan eğimi yüksek kayalık ve otlu satıhlara düşen aşırı kar yağışlarının kaygan satıhtan kopması ile aşağı kısımlara doğru hızını ve miktarını arttırarak meydana gelen bir kar kitlesi akımı olayıdır. Bu kar kitlesi önüne gelen insanların ölümüne neden olabildiği gibi ev, ahır, sınai tesis v.b. gibi yerlere zarar vererek kara ve demiryollarını kapatabilmekte günlerce trafiği aksatabilmekte ve sportif amaçlı gezilerde insan ölümlerine neden olmaktadır.
3- Rüzgar Erozyonu
Rüzgar erozyonu sonucu verimli toprakların kaybı, buharlaşmanın hızlanmasıyla toprak emliliğinin azalması, bitki büyümesinin yavaşlaması, ulaşımın aksaması ve verimin düşmesi olumsuzluklarını ortaya çıkarmaktadır. Taşınan kum ve verimsiz toprak, üretken tarım topraklarını kaplayarak, tarım yapılamaz hale getirmektedir.
Mevcut Durum
Türkiye jeomorfolojik yapısı itibariyle engebeli bir ülkedir. Nitekim ülkemizin toplam alanının % 46′sını % 40′dan fazla eğime ve % 80′den fazlasını da % 15′den fazla eğime sahip sahalar teşkil etmektedir. İklim yarı kurak, yağışlar düzensiz ve şiddetli sağanak şeklindedir. Bütün bu olumsuz faktörlerin yanında, toprağı normal yapısı ile koruması gereken ormanlar, yangın ve kaçak kesim sonucu koruyucu vasfını büyük ölçüde yitirmiş, meralarda aşırı otlatma ve tarla açmaları ile korumasız hale gelmiştir.
Erozyon bütün Dünyada değişik şekil ve şiddette meydana gelmekte ise de yurdumuzda özellikle daha yaygın ve hızlı seyretmekte ve hemen hemen her çeşidi bulunmaktadır. Yüzeysel erozyon, oyuntu erozyonu, arazi kaymaları, rüzgar erozyonu ve çığlar bunların başlıcalarıdır.

Buna karşın Türkiye’de, erozyonla savaş çalışmaları ne yasal, ne teknik ve ne de sosyo-ekonomik yönlerden rayına oturmuştur. Bunun sonucu olarakta toprak servetinin kaybı yanında sık sık sel felaketleri meydana gelmektedir.
En yakın örnek olarak 1998′de Batı Karadeniz selinde 30, 1995 İzmir selinde 63, ve yine 1995 Senirkent selinde 74 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, rakamlara dökülmesi çok zor maddi zarar meydana gelmiş, insanlarımız acı çekmişlerdir.

Etiketler:erozyonla mücadele erozyonla mücadele eden sivil toplum kuruluşu erozyonla mücadele eden kuruluşlar erozyonu önlemek için çalışan kuruluşlar erozyonu önleyen kuruluşlar erozyon ile mücadele erozyonla mücadele eden kurumlar erozyonu önlemek için faaliyet gösteren kuruluşlar erozyonu önlemek için faaliyet gösteren kurumlar erozyonla mücadele eden vakıflar erozyonla mücadele yolları erozyonu önlemek için faaliyet gösteren resmi kuruluşlar erozyonla mücadele eden erozyonu önlemek için resmi kuruluşlar erozyonu önlemek için faaliyet gösteren resmi kurumlar erozyonla mücadele hakkında bilgiler erozyonla mücadele eder erozyon mücadele erozyonla mücadele etmiş bitki erozyonu önlemek için kurulan vakıflar
Mücadele Tepesi: Mücadele Tepesi, 1959 ABD yapımı bir savaş filmdir. Özgün adı Pork Chop Hill olan film Türkiye'de 29 Aralık 1960'ta gösterime giriştir.
Mücadele Suresi: Mücadele Suresi (Arapça: سورة المجادلة) Kur'an-ı Kerim'in 58. suresi.
Yeniden Millî Mücadele Hareketi: Yeniden Milli Mücadele Hareketi, 1960'ların sonunda anti-emperyalist, anti-siyonist, anti-komünist müslüman öğrencilerin başlattığı aksiyoner bir öğrenci hareketidir.
Sivil toplum kuruluşu: Sivil toplum kuruluşu, resmi kurumlar dışında ve bunlardan bağımsız olarak çalışan, politik, sosyal, kültürel, hukuki ve çevresel amaçları doğrultusunda lobi çalışmaları, ikna ve eylemlerle çalışan, üyelerini ve çalışanlarını gönüllülük usulüyle alan, kâr amacı gütmeyen ve gelirlerini bağışlar ve/veya üyelik ödemeleri ile sağlayan kuruluşlardır.
Sivil toplum: Kavram ilk kez Platon ve Aristo'da ortaya çıktı. Devlet kavramıyla birlikte düşünüldü. Polis (şehir devleti) ortaya çıktı.
Sivil savunma: 'Sivil savunma, savaş silahlarının cephe gerisine uzanan etkileri gözönüne alınarak, I. Dünya Savaşı'ndan sonra sivil halkın bu silahların etkisinden korunması bakımından bir örgütlenmeye gidilmesi fikri ortaya çıkmıştır.
Sivil haklar: Sivil haklar, her ülkede yaşayan insanların yasalara dayanarak sahip olduğu haklar. Genellikle vatandaş olanlara tanınan siyasi haklardan daha kapsamlı olan sivil haklar, doğal hakların aksine hem felsefik, hem de yasal temellere dayanır.
Sivil itaatsizlik: Sivil itaatsizlik (ingilizce: Civil disobedience), Sivil yönetim tarafından uygulanan yasaların özüne uyarak yasalara riayet etmeme, karşı koyma anlamına gelmektedir.Yasaların ya da hükümet politikasının değiştirilmesini hedefleyen, kamuoyu önünde icra edilen(aleni), şiddete dayanmayan, vicdani ancak yasal olmayan politik bir eylemdir Bireysel bir tutum şeklinde olabileceği gibi zamanla toplumsal karakter de gösterebilir.
Sosyoloji: Toplum bilimi ya da sosyoloji (Fransızca: sociologie) toplum ve insanın etkileşimi üzerinde çalışan bir bilimdir.
Sosyalizm: Sosyalizm veya eski adıyla iştirâkiyye (katılımcılık) ya da diğer bir anlamıyla toplumculuk, iktidar ve üretim araçlarının halk tarafından kontrol edildiği bir toplum fikrine dayanan düşünce sistemidir. Bununla birlikte, sosyalizmin fiili anlamı uygulamada zaman içinde değişmiştir. Siyasi bir terim olması nedeniyle, sınıfsız bir toplumun oluşturulması amacıyla, devrim ya da toplumsal evrimle örgütlü bir emekçi sınıf kurulmasıyla doğrudan bağlantılıdır. Sosyalizm, kökenlerini sanayileşme dönemindeki aydınlanma düşüncesinde dile getirilen siyasal ve sosyal eşitlik isteğinden almıştır. Giderek artan bir şekilde modern demokrasilerde de sosyal reformlar üzerine yoğunlaşılmaya başlanmıştır. Sosyalizm ve sosyalist terimi, bir dizi ideolojiye, bir ekonomik sisteme, varolmuş yahut var olan bir devlete işaret edebilir.
Toplumcu gerçekçilik: Toplumcu gerçeklik, Marksist ideolojinin sanatçıya ve doğal olarak da onun yaratısına yansımasıdır. Toplumcu gerçeklik, sanatçıyı toplumsal bir varlık olarak görür.
Toplumcu Kurtuluş Partisi: Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP) (kuzey) Kıbrıs siyasi partisi. 18 Mart 1976 tarihinde, Halkçı Parti'den üyeler tarafından kurulan ve 3 Haziran 2007'de kendini feshederek Toplumcu Demokrasi Partisi'ne katılan Kıbrıs Türk siyasi partisi.

Yorumlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir