Evrendeki Ölçü İle İlgili Ayetler

allah zevk Evrendeki Ölçü İle İlgili Ayetler Evrendeki Ölçü Ve Ahenk evrendeki ölçü ve ahenkle ilgili ayetler evrendeki..

Evrendeki Ölçü Ve Ahenk

1. Evrendeki ölçü ve ahenk

Evrende her şey bir ölçüye göredir. Her şeyin bir ölçüsü vardır ve bütün varlıklar arasında bir uyum ve ahenk görülür. Kuran-ı Kerim’e göre Allah, insanı yeryüzünde kendisinin halifesi olarak en güzel ve en akıllı şekilde yaratmıştır. İnsanın fiziki ve akli bakımdan en üstün varlık olarak yaratılması, yeryüzünde karşılaşacağı itikadi, ahlaki ve fiziki her şeyi kavrayabilecek kapasitede, en güzel şekilde yaratılmış olması da dünya güzelliklerinden zevk alabilmesi içindir.

Gerçekten de dünya nimetleri yalnız iyi değil, aynı zamanda güzeldir. Mesela güneş, dünyamızı aydınlattığı, ısıttığı, ham meyveleri olgunlaştırdığı için yalnızca iyi olmayıp, bilhassa doğuşu ve batışındaki haşmeti ile de çok güzeldir ve insanda hayranlık hissi uyandırır. Aynı şekilde ağaçlar, insanın ihtiyaç duyduğu odunu, keresteyi verdiği için iyi, insan ruhunda bıraktığı hoş etkiyle de güzeldir.

Nitekim bir çok ayette bu konu çeşitli şekillerde dile getirilmiştir.

“Ondan yeşillikler çıkardık. Ondan yığın yığın taneler, hurmaların tomurcuklarından sarkan salkımlar, birbirine hem benzeyen hem de benzemeyen üzümlerden, zeytinden ve nardan bahçeler yapıp çıkarıyoruz. Meyvesine, bir meyve verdikleri zaman bir de olgunlaştıkları zaman bakın.” ( En’am, 99 )

“ Hayvanları da o yaratmıştır. Onlarda sizi ısıtacak şeyler ve bir çok faydalar vardır. Onların etlerinden yersiniz; akşamleyin getirip sabahleyin salarken onlarda sizin için bir zevk (güzellik) vardır.” ( Nahl, 5-6 )

“ Bakmazlar mı yağmur yüklü bulutlara, ve görmezler mi nasıl yaratılmış onlar? Ve bakmazlar mı göğe, nasıl yükseltilmiş? Ve dağlara nasıl sağlamca dikilmiş? Ve toprağa nasıl yayılmış? ” ( Ğaşiye, 17-20 )

Bu ayetlerden de anlaşılacağı üzere, dünya ve nimetleri yalnızca iyi ve faydalı değil, aynı zamanda güzeldir. Evrendeki her şey şaşmaz bir düzene ve mükemmel bir uyumla ahenge sahiptir.

Gökyüzünün güzelliği, rengi bütün insanların dikkatini çeken hayranlık uyandıran bir durumdur. Gökyüzünün süslendirildiğini belirten bir çok ayet vardır. Bir ayette,
“ Biz yakın göğü, bir süsle, yıldızlarla süsledik” ( Saffat, 6 ) denilir. Başka bir ayette ise vurgulu bir biçimde “ Andolsun, biz gökte bir takım burçlar yarattık ve seyredenler için onu süsledik.” ( Hicr, 16 ) denilerek göklerdeki ilahi süslemenin incelenmesine ve ancak inceleyip düşünenlerin bunu idrak edebileceklerine işaret edilmektedir. Diğer bir ayette ise, göğün süslendirilmiş olmasına bakılması emredilmekte, orada bir eksiklik ve düzensizliğin bulunamayacağını, çünkü Allah tarafından korunduğu belirtilmektedir.
Bütün bu ayetlerden anlaşılacağı üzere Allah, bütün evreni ve varlıkları, sarsılmaz bir düzen içerisinde, muhteşem bir uyumla ve göz kamaştırıcı bir güzellikte yaratmıştır.

2. İnsan ve Estetik

İnsanı en iyi tanımanın en iyi metotlarından birisi, ona iyi bir gözlemci sıfatıyla bakmak, hareketlerini kontrol etmektir. Ona böyle bir gözle baktığımızda insanın biri maddi, diğeri ruhi olmak üzere iki dünyasının bulunduğunu ve bütün faaliyetlerinin bu iki yönde cereyan ettiğini müşahede ederiz. İşte estetik de insanın bu ikinci yönünü teşkil eden unsurlardan birisidir.

İnsanı tam olarak tanımak için tutulması gereken yollardan biri, davranışlarını henüz dini ve sosyal baskılardan azade, en samimi bir şekilde dile getiren 3-5 yaşındaki çocukların davranışlarını gözlemek olmalıdır. Çünkü bu yaştaki çocuklar, doğuştan sahip oldukları içgüdülerini ve kabiliyetlerini, içlerinden geldiği gibi hareket ederek, en saf şekilde sergilerler. Bu davranışlar, onlar için hem bir oyun, hem de yetişkinlik çağlarındaki faaliyetleri için bir alıştırma ve hazırlıktır. Bir kimse dini ve sosyal baskıların henüz teşekkül etmediği o çağlarda mutlaka şarkı söylemiş, resim yapmış, bir müzik eşliğinde dans etmiş, çamurdan bir hayvan figürü yapmış, ev bina etmiştir. İşte insanın bu gibi faaliyetleri, onda güzellik ve sanat duygusunun varolduğunun güzel bir işaretidir.

Bir kimsenin elbiselik bir kumaştan veya kravat alırken bile mağaza mağaza dolaşması, insanda doğuştan varolan bu güzellik duygusunun eseridir. Eğer insanda böyle bir güzellik duygusu bulunmasaydı, elbiselerin sadece sağlamlığına, soğuk veya sıcağa karşı dayanıklılığına bakılacak, yemeklerin göze değil sadece damağa hitap etmesi yetecek, binaların sağlam ve kullanışlı olması kafi gelecek, arabalar, elbiseler çeşit çeşit modellerde yapılmayacaktı. İşte bu gibi örnekler insanda güzellik ve estetik duygusunun varolduğunun başka bir işaretidir.

Allah insanı en güzel ve en akıllı bir şekilde yaratmıştır.

“ Size suret verip, suretinizi en güzel şekilde yaratmıştır, dönüş onadır.” ( Tebağun,3 )

İnsanın en güzel biçimde yaratılması, aynı zamanda onun güzellikleri kavrama, bunlardan zevk alma ve estetik değerler yapma kabiliyetine haiz olduğunun da bir ifadesidir.

İnsanın güzel ve güzelliğe karşı meyilli olması, güzel eserler ortaya koyabilmesine yol açar. İnsanın “ ahsen-i takvim” olmasının ( en güzel şekilde yaratılmasının ) sırrı, Allah tarafından en güzel surette yaratılmasındandır. Hz. Davud’un sesini en güzel kılan , Hz. Yusuf’u ve Hz. Muhammed’i insanların en güzeli yapan iksir işte budur. Buna mukabil, böyle bir yaratılma imtiyazından mahrum bulunan “ eşek en çirkin sese sahiptir. ” ( Lukman, 19)

İnsan sanatla daima birlikte olmuştur. Nasıl ayrı olsun ki? Benim sanatla hiçbir ilgim yok diyenlerin de sanatla ilgileri mutlaka vardır. Onlar saçlarını tararken, kravatlarını düzeltirken, evlerini düzenlerken sanat yaparlar da farkında olmazlar. Hayat sanatsız düşünülemez, sanat hayatımıza anlam ve zevk katar. Bizleri tarihimizle haberleştirir, günümüzden geleceğe selamımızı iletir. O evrensel bir dildir. Değişik ülkelerin insanları sanat yoluyla iletişim kurarlar.

İnsan, yalnızca düşünen, üreten, inanan bir varlık değil, aynı zamanda sanat eseri meydana getiren bir varlıktır. Tarihe baktığımız zaman, en ilkelinden en gelişmişine kadar yeryüzündeki bütün insan topluluklarının sanatla meşgul oldukları, sanat eseri meydana getirdikleri görülecektir. Hatta sanat eseri meydan getirmemiş bir din ve topluluk yoktur. Arkeolojik ve antropolojik araştırmalar, bu durumun tarihin her hangi bir zaman diliminde değil fakat dünya kurulduktan beri böyle olduğunu ortaya koyar. O halde sanat ve estetik ferdi planda doğuştan, tarihi ve sosyolojik anlamda evrensel bir hadisedir. Hatta onun evrensel bir hadise olması da her insanda var olmasının bir neticesi ve tezahürüdür. Diğer taraftan bir kültürün ürünü olarak ortaya çıkan bir sanat eserinin, mesela bir çininin veya minyatürün, çok değişik başka kültürlerin insanları tarafından rahatlıkla beğenilip satın alınabilmesi, bir hristiyanın, Sultanahmet Camii karşısında hayranlığını gizleyememesi gerçeği de bu estetik duygusunun evrenselliğinin başka bir delilidir.

Bu tespitlerimizden anlaşılacağı üzere insan ve estetik ayrılmaz bir üründür. insan, hayatının her safhasında bir estetik arayışı içerisindedir. Her şeyin güzelini seçmeye ve yapmaya çalışır. Bu estetik duygusu onu her zaman güzele yönlendirir.

3. Kur’an ve Güzellik

“ O Allah ki, yarattığı her şeyi güzel yapmıştır…” ( Secde, 7 )
bu ayetten de anlaşılacağı üzere Allah her şeyi güzel yaratmıştır. İnsanın en güzel biçimde yaratılması, aynı zamanda onu güzellikleri kavrama, bunlardan zevk alma ve estetik değeri olan eserler yapma kabiliyetine sahip olduğunun da bir ifadesidir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’deki bazı ayetler de üstün belagati ve tasvirlerindeki güzelliğiyle doğrudan doğruya insanın estetik yönüne hitap etmektedir.

Kur’an-ı Kerim’deki bir çok ayet, bu “ayetler” ( işaretler ) karşısında insanların düşünüp ibret almasını ve bu güzelliklerden istifade etmesini istemektedir. Bunlardan bir tanesi de Araf / 31-32 ayetleri olup şöyledir:
“(Ey ademoğulları), mescitte süslü elbiselerinizi giyiniz, yeyiniz, içiniz, fakat israf etmeyiniz. Çünkü Allah müsrifleri sevmez. De ki, Allah’ın, kulları için çıkardığı zineti, temiz ve hoş rızıkları kim haram etmiş?”

Görüldüğü gibi, bu ayetlerden birincisinde mescide giderken zinetlerin takılması (yani tefsircilere göre güzel koku sürülmesi, temiz ve güzel elbiseler giyilmesi) istenilmiş, ardından gayet cömert bir ifadeyle de “yeyiniz, içiniz” diye insanlara dünya nimetlerinden istifade edilmesi söylenmiştir. İkinci ayette ise güzel zinetleri hoş ve temiz rızıkları Allah yasaklamadığı halde yasaklayanlar va yasaklayacak olanlar azarlanmıştır. Zaten başka bir ayette (Kasas,77) de :

“Ve dünyadan da nasibini de unutma” denilmek suretiyle yukarıdaki ayet teyit edilmektedir.”

Diğer taraftan, Cenab-ı Hakk’ın yarattığı en güzel şey ise bu dünyadaki salih amel işleyenlere vaad edilmiş olan cennettir. Eğer insanın bu güzellik ve güzelliği kavrama yönü bulunmasaydı, cennetin “altlarından ırmaklar akan köşkleri” nden veya oradaki hurilerin, insanın hayal gücünün dahi erişemediği güzelliklerinden bahsedilmeyecektir.

Aslında, Allah’ın her şeyi “ güzel ” yaratması gayet tabidir. Çünkü, yaratıcının kendisi “ Cemal ” (Güzel ) sıfatını taşımaktadır. Ayette:
“ Yaratanların en güzeli Allah’tır.” ( Mü’minun, 14 ) buyurulmaktadır.

Allah en güzel surette yaratmış olduğu surette yaratmış olduğu insana kendi ruhundan üflemiştir.

Kur’an-ı Kerim’de yaratıcının varlıkları sanatkarane yarattığını ve süsleyip güzelleştirdiğini belirten ayetler vardır. Genel olarak bütün mahlukatın, güzel yaratıldığını belirten ayetlerden biri:

“ O ( Allah ) ki, yarattığı her şeyi güzel yaratmıştır. ”

Bu ayette Allah’ın, yarattığı her şeyi güzel yarattığı, yaratılışta çirkinliğin söz konusu olmadığını belirtmiştir. her şeyde, hatta en çirkin görünen şeylerde hakiki bir güzellik yönü vardır.

Bütün bu ayet ve hadislerden anlaşıldığına göre, İslam dini, insanın estetik bir dünyasının da bulunduğunu kabul etmektedir. Öyle anlaşılıyor ki, insanın bu yönü onun en az dini, ahlaki ve beşeri yönü kadar önemlidir. İslam, insanın diğer yönlerinin olduğu kadar bu yönünün de geliştirilip olgunlaşmasını istemiştir. İnsanın estetiğe karşı böyle istidadı olmasaydı, Kur’an-ı Kerim’in o eşsiz belagatına ve şiir güzelliğine gerek olmayacak, cennet ise bol yiyeceklerden, rahat fiziki şartlardan ibaret bir mekan olarak takdim edilecekti. Halbuki Kur’an-ı Kerim’de cennetin estetik cephesi, onun iyi ve faydalı olma özelliklerinden daha ön planda takdim edilmiştir. Hatta cennet, insanın tamamen estetik yönüne hitap etmektedir. Oradaki meyveler insana gıda sağlamak, onun vücudunu geliştirmek, köşkler cennetteki insanı soğuk ve sıcaktan korumak, huriler ise insan neslini çoğaltmak gibi maddi fayda sağlamak için değildir. Fakat bu özellik, şimdiye kadar din bilginlerimizin dikkatini pek çekmemiştir. Keza cehennem sadece kötü değil aynı zamanda çirkindir de.

Kur’an-ı Kerim’de insanın doğuştan sahip olduğu yemek, içmek, uyumak, evlenmek, öğrenmek vb. şeylerde olduğu üzere, güzelliklerden zevk alması, veya bu güzellikleri sesle, renkle, çizgiyle, sözle, hareketle veya çeşitli malzemelerle ifade etmek hadisesi olan sanat hakkında da böyle bir menfi yüküm mevcut değildir. Böylece İslam dinini, insanı bu konuda da çok iyi ve doğru şekilde kavradığı görülmektedir. Sanat ve güzellik, insanda bu kadar köklü bir duygu olduğuna göre, İslam’ın bunu red etmesi tabii ki mümkün değildir.

4. Hz. Muhammed ve Güzellik

Dünya nimetlerinden dünyadaki güzelliklerden faydalanılması gerekliliği, peygamberimiz tarafından sık sık vurgulanmaktadır. Mesela, Nesai’de (Zinet, 54 ) ve Ebu Davud’da (Libas, 14) yer alan, bir hadiste, zengin olduğu halde, çirkin ve değersiz bir elbise giymiş olarak huzura gelen bir kişiye peygamberimiz:

“Allah mal vermişse Allah’ın kerameti senin üzerinde görünsün” demiştir.

Tirmizi’nin (Edep, 41) rivayet ettiği bir hadis ise şöyledir:

“Allah temizdir, temizliği sever, güzeldir, güzelliği sever, merhametlidir, merhameti sever, cömerttir, cömertliği sever. Saçınız varsa temiz tutunuz; Yahudilere benzemeyiniz.”

Müslim’de ise şöyle bir hadis bulunmaktadır:

“Bir gün Peygamber, ‘kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse cennete giremez’ dedi. Bunun üzerine sahabeden birisi:
- “Fakat elbisesinin ve ayakkabısının güzel ve temiz olmasını isterse” diye sorduğunda, Nebi:
- “ Allah güzeldir, güzeli sever; (halbuki ) kibir, hakkı uzaklaştıran ve insanları hakir gösteren şeydir” cevabını vermiştir.”

Bu hadislerden de anlaşılıyor ki, İslam dini estetiğe büyük önem vermekte ve bu estetiğin kaynağını doğrudan doğruya Allah (c.c) a dayandırmaktadır. Bu sebeple peygamberimiz hayatının her safhasında güzelliği arıyor, insanların giyiminde vs. bunlara dikkat etmelerini tavsiye ediyor. Mesela bunlardan bir tanesi şöyledir:

“ O bir gün cenaze merasimine gitti ve mezarın içinde hafif bir kazılış hatası görerek bunun derhal düzeltilmesi gerektiğini emretti. Birisi ona bunun ölüye rahatsız mı edeceğini sordu. Peygamberimiz de: ‘Aslında böyle şeyler ölüyü ne sıkar, ne de ona rahatlık verir, fakat bu, sağ olanların gözlerine güzel görünmek içindir.” Diye buyurdu.

Peygamber yalnız böyle demekle kalmayıp çevresindeki güzellikler karşısında sık sık duygularını dile getiriyordu. Mesela bir defasında aşılı bir fidanı tutup öperek “ keşke ben de senin gibi aşılı bir ağaç olsaydım” demiş, genç hanımı Hz. Aişe’ye de “ Ya Hümeyra” (pembe yanaklı) diye iltifatta bulunmuştur. Yine peygamberimiz, bir defasında Habeşistan’dan gelen ve Medine’deki mescidin avlusunda mızraklarıyla gösteri yapan bir grup Habeşliyi Hz. Aişe ile birlikte seyretmiş, bayramlarda ve düğünlerde çalgı çalınmasını istemiştir. Tabii ki bu düğünlerin, İslam’ın koyduğu yasakları ihlal etmeyen bir biçimde yapıldığına hiçbir şüphe yoktur.

Başta Buhari ve Müslim olmak üzere belli başlı bütün hadis kitaplarında bulunan bir
hadis ise şöyledir:

“ Resulullah (s.a.v.) bir defa Ebu Musa el-Eşari’nin okuduğu Kur’an’ı dinledi ve ona
‘Ey Ebu Musa, sana Davud’a verilen mizmarlardan bir mizmar verilmiştir’ dedi.

Peygamberimizin Kur’an-ı Kerim’in güzel ve insanda tesir bırakacak şekilde okunması için söylediği daha bir çok söz olup Buhari ve Müslim’in rivayet ettiği bir tanesi şöyledir:

“Kur’an’ı seslerinizle süsleyiniz.”

Yine Peygamber Efendimiz, sesinin güzelliğiyle müezzinlerin piri olan Bilal-i Habeşi’nin okuduğu ezandan daha çok etkilenir ve ezanı genellikle onun okumasını isteyerek “ Ya Bilal, kalk bizi ferahlandır” derdi. Hz. Muhammed’in (s.a.v.) “ Ya Bilal, kalk da ezan oku” demeyip, rakik bir kalbin eseri olarak “kalk bizi ferahlandır” ifadesini kullanması, onun başka bir inceliğini göstermektedir. İşte Peygamberimiz, güzellikler karşısında böyle rakik bir kalbe sahipti. Zaten Kur’an-ı Kerim’in istediği Müslüman modeli de budur. Şu ayet-i kerime bu gerçeği ortaya koymaktadır:

“ Muhakkak ki gerçek müminler, ancak Allah’ın ismi zikredildiği zaman, kalpleri titreyen kimselerdir.” (Enfal, 8)

bütün bu ayet ve hadislerden anlaşıldığına göre, İslam dini, insanın estetik bir dünyasının da bulunduğunu kabul etmektedir.

5. Yaşamda Güzellik

Yaşamda güzellik, kişi ve topluma mutluluk ve huzur veren güzel ve yararlı davranışlar sergilemekle olur. İslam’ın temel amaçlarından biri insanların birbirlerine değer vermelerini ve güzel sözlerle iletişim kurmalarını sağlamaktır. Peygamberimizin sünnetinden, insanları kırmadan hitap edilmesi gerektiğini, hatalar yüze vurulmadan tatlı dille uyarılması gerektiğini öğreniyoruz.

Bütün insanları Allah için sevmek, tatlı dille iletişim kurmak ve güzel sözlerle gönül almak dinimizin gereğidir.dilimizi doğru kullanarak kendimizi daha iyi ifade eder, karşımızdakini daha iyi etkileyebiliriz.

Söz ve davranışlarda güzel ve etkili olanı uygulamaya çalışan insan, mükafatını mutlaka görür. Kur’an-ı Kerim’de doğruluk ve doğru insanlar övülmüştür. Bununla ilgili bir ayette de şöyle buyurulmuştur:

“Rabbimiz Allah’tır deyip sonra doğru olanlar, onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.” ( Ahkaf, 13-14 )

Hadis-i şerifte de:

“Doğruluk insanı iyiliğe götürür, iyilik de cennete götürür.” buyurulmuştur.

İyi ve güzel iş; bireyin kendisine, çevresine, ailesine ve diğer insanlara yararı olan işler olarak da ifade edilebilir. Örneğin; insanın kendisini geliştirmesi, bilgisini artırması, kötülüklerden
korunması, aklını kullanması, doğru bilgi elde etmek için araştırma yapması kendisi için yapacağı güzelliklerdir. Aile bireylerine karşı sorumluluklarını yerine getirmesi ailesine karşı yapacağı iyi ve güzel davranışlardır.

Kutsal kitabımız, doğru ve güzel işler yapanlara, karşılığında dünya ve ahiret mutluluğunu müjdelemiştir. Bu konuda Kur’an’da:

“İnanıp da güzel işler yapan ve Rablerine gönülden boyun eğenlere gelince, işte onlar cennetliklerdir. Onlar orada sonsuza kadar kalırlar.” ( Hud, 23 ) buyurulmaktadır.

Bir kişi peygamberimize gelip “Ey Allah’ın Resulü! İslam hakkında bana bir söz söyle ki, artık bu konuda başkasına bir şey sorma ihtiyacı duymayayım” demiştir. Bunun üzerine Peygamberimiz, “ İman ettim, de, sonra dosdoğru ol” buyurmuştur.

İnsanlara faydalı işler yapıp, güzel davranışlar sergileyenler ödüllendirileceklerdir. Doğru ve güzel iş yapanlar toplumun sevgisini ve Allah’ın rızasını kazanırlar. Kur’an-ı Kerim’de:

“ Kadın erkek her kim inanmış olarak iyi iş işlerse ona hoş bir hayat yaşatacağız. Yaptıkları iyi işlerin karşılığını daha güzeli ile ödeyeceğiz.” ( Nahl, 97 )

“ İman edip, iyi iş yapanlara ne mutlu! Varılacak güzel yurtta onlar içindir.”
( Talak, 11 )

Doğru ve faydalı işler yapıp, güzel davranışlar sergileyip, tatlı sözlerle iletişim kurmaya çalışman bireye bunlar, mutlu ve güzel bir dünya ve ahiret yaşamı olarak geri dönecektir.

6. İslam Medeniyetinde Estetik

İslam medeniyetinde estetik deyin aklımıza İslam sanatı gelir. İslam sanatı, varlığı İslam düşüncesi açısından canlandıran bir sanat metodudur. İslam sanatı güzel ile gerçek arasında tam bir uyumun ve ahengin teminini hazırlayan bir sanattır. Çünkü kainatta “güzel”, bir “gerçek”tir. “Gerçek” ise “güzel”in doruğu…Ve işte buradan başlamak üzere, doruğa doğru çıktıkça varlıkta tüm gerçeklerin buluştuğu tepe noktasında din ile sanat buluşurlar.

Milletlerin yükselme devirlerinde insanların kendilerini sanata verdiklerini görürüz.böyle bir cemiyette; köyünde oymacılık yapan halkından, beste yapan şeyhülislam, hattat olan devlet reisine kadar herkes sanatkardır. Çökme ve erime devirlerinde ise; espri ve şehvet dolu eserlerin çoğaldığını, ruhlardaki kabalığın sosyal hayatta da kendisini gösterdiğini müşahede ediyoruz. Sanat eserlerinde ahlaksızların örnek ve önder olarak gösterildiği bahtsız ve sönük bir devirdir bu dönem. Misaller için uzaklara gitmeye gerek yok. Asırlardır cami içindeki süslemeden sofra takımına kadar her şeyini bir ruh düzeni içinde işleyen milletimizin bugünkü durumuna bakmak kafidir herhalde.

Estetiği Allah için, beşeriyetin tekamülü için kullanmasını bile Dede Efendi, Itri, Mimar Sinan, Şeyh Galip, Şeyh Hamdullah, Rakım gibi büyük sanatkarların bu anlayışla büyük eserler verdikleri, asırlardır kütleleri dini vecd içinde Allah’a yaklaştırdıkları muhakkaktır.

Bugün bestelenmiş gibi hala coşkunlukla söylenen Tekbir, Salat, Allah’ı arayan ruhun ilahi güzellik karşısında duyduğu hayranlığın ifadesinden başka ne olabilir? Önünde küçüldüğümüz, çoklukta birliği ifade eden Süleymaniye, Sultan Ahmet gibi mehabetli camiler… bizi secdeye, bizi umut dolu duaya davet etmiyorlar mı?

Görülüyor ki, sanat milletlerin hayatında duygu ve düşünce birliği sağlayan önemli bir unsurdur. Mevlana ve Yusuf Emre gibi dehalar , ruhlarının serhatlerinden kopup gelen feryatları, zevkleri, güzellikleri beşer kulağına fısıldayarak kütleleri arkalarından sürüklemişler, dirliği ve düzeni bozulmuş cemiyetlerde tefekkür ve iman birliği sağlamışlardır.

İslam dini başlangıçtan beri sanatın başka dallarına, özellikle heykel ve resime karşı tavır takınmış, dini olsun ya da olması, figüratif resme, putperestliği yeniden canlandırabileceği düşüncesiyle belirgin biçimde karşı çıkmıştır. Bütün semavi dinler de sanatı yasaklamamış, sanatın insanlar aleyhinde kullanılmasına ya da insanları yersiz inanışlara taşımasına karşı çıkmış tapınılan putlarla mücadele etmiştir. İslam dini de böyledir. Onun yasakladığı “sanat” değil, “put”tur. Bu yasaklama, sanatı köreltip zayıflatmamış, aksine gerçek sanatın gelişmesine ve yayılmasına sebep olmuştur. İnsan zekasını somuta hapsolmaktan kurtarmış, ona mücerretin engin ufkunu açmıştır.

Bu nedenle İslam sanatı dekoratif sanatlara yönelmiştir. Ama bu öyle parlak ve büyüleyici, öyle özgün, öyle ritim duygusu içinde yüzen eserlerin ortaya çıkmasına imkan vermiştir. Bunlar İslam sanatının en değerli ürünleri olmuş ve Batı dünyası her zaman kıskançlıkla karşılamış, bir masal dünyasına bakar gibi hayranlıkla seyretmiştir.

Mimari, musiki, tezhip ve hat gibi sanatlarımız, dünyaya parmak ısırtmıştır. Bu sanatlarımız beşeri olduğu kadar ilahidir. Bu sanat kolları, tevhit merkezinden hareket etmiş, birlikçi bir karakter taşıdığından, temeli ve felsefesi kadar tafsilat ve teferruatında hep o tevhit anlayışını ilan ve ihya etmiştir.

Bir din en iyi ifadesini sanatla bulur. Kendisini en iyi sanatla ifşa eder. Sanatın bilhassa tasavvuf çevrelerinde gelişmiş olması tesadüf değildir. İslam’ı sanat ve estetikten soyutlamanın ne dini bir kaynağı vardır, ne de bundan sanat ve dinin bir kazancı olabilir? Tam tersine bundan din de, sanat da, insanlık da zararlı çıkar.

Etiketler:evrendeki ölçü ve ahenkle ilgili ayetler evrendeki ölçü ile ilgili ayetler evrendeki ölçü ve ahenk evrendeki düzen ile ilgili şiir evrendeki düzen ile ilgili ayetler evrendeki eşsiz düzen ile ilgili ayetler evrendeki ölçü ve ahenk ile ilgili ayetler evrendeki düzen ile ilgili hadisler evrende bir düzen olduğu ile ilgili hadisler ve ayetler evrenin ölçüsü oyunu evrendeki düzenle ilgili ayetler evrende bir düzen vardır ayetler birden fazla yaratıcı olsaydı evrendeki ahenk ve düzen bu durumdan nasıl etkilenirdi evrenin düzeni ile ilgili ayetler dünyadaki ölçü ve ahenkle ilgili ayetler düzen ile hadis kuran ı kerimin tüm evrene hitap etmesi allahın kainata koyduğu düzen ile ilgili hadisler evrendeki eşsiz düzen kuran-ı kerimde güzel davranışlarla ilgili ayetler
Ölçülme ölçeği: Matematik ve istatistik bilim dallarında, bir değişken için sayısal veri ölçülme ölçeği, o değişken içindeki nesneleri temsil eden sayısal değerlerin kapsadıkları bilgilerin özelliklerinin belirli bir şekilde sınıflandırmasıdır. İncelenen kavramlar Amerikan uygulamalı matematikçi Stanley Smith Stevens tarafından teklif edilip geliştirilmiştir. . Stevens'in ölçekler kuramına göre bir değişken için sayısal veriler dört değişik şekilde ölçülme ölçeğine sahip olabilirler: isimsel, sırasal, aralıksal ve oransal. Bu değişik ölçeklere göre değişken verilerine, değişik matematik ve istatistiksel işlemlerin ve ölçümlerin değişik şekilde uygulanması gerekmektedir.
Ölçme: Ölçme ya da ölçüm, bilinmeyen bir büyüklüğün yerine aynı türden olan ancak bilinen bir büyüklükle kıyaslanmasına denir.
Ölçülü, Kars: Ölçülü Köyü (Kürtçe: Wazé), arazisi batıda merkez ilçe (Kars), kuzeyinde Derecik, Yalınkaya ve Halefoğlu köyleri, doğuda Bulanık Köyü, güneyinde ise Tekneli ve Borluk köylerinin arazileriyle komşudur.
Ölçüler ve Standartlar Genel Müdürlüğü: Ölçüler ve Standartlar Genel Müdürlüğü, T.C. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'na bağlı, Yasal Metrolojiden sorumlu kuruluştur
İlgili Taraflar: İlgili Taraflar (İng. Both Parties Concerned), ABD'li yazar J. D. Salinger'ın ilk kez 26 Şubat 1944'te Saturday Evening Postta yayınlanan öyküsü.
İlgili minör: İlgili minör, belli bir Majör gam ile aynı donanımı paylaşan natürel minör gama verilen isimdir. Herhangi bir Majör gamın ilgili minörünü bulmak için, o Majör gamın altıncı derecesini bulmak veya gama ismini veren notanın üç yarım ses gerisindeki notayı bulmak yeterlidir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir