Genel Ekonomi Ders Notları Pdf

askeri bir biri ders gelir genel ekonomi haline kamu temel ya Genel Ekonomi Ders Notları Pdf Genel Ekonomi Dersi genel ekonomi ders notları genel ekonomi ders notl..

Genel Ekonomi Ders Notları 2

BÖLÜM 1
EKONOMİNİN SINIFLANDIRILMASI

Ekonomi iki temel başlık altında sınıflandırılabilir. Bunlar; Kayıt Dışı Ekonomi ve Kayıt İçi Ekonomi’dir.
Kayıt Dışı Ekonomi: Ekonomik faaliyetlerin fiilen gerçekleşmiş olmasına rağmen, bu faaliyetlerle ilgili kaynakların tutulmaması olarak tanımlanan kayıt dışı ekonomi, kamu idarelerinin denetimi dışında kalan her türlü ekonomik işlem ve faaliyetlerdir.
Kayıt İçi Ekonomi: Kayıt İçi Ekonomi; resmi kayıtlara giren, kanuni belgelerle belgelendirilen, kamu organlarınca normal kurallar çerçevesinde kontrol edilen ve milli gelir hesaplamalarında dikkate alınan ekonomik işlem ve faaliyetlerin tamamıdır.
KAMU EKONOMİSİ
Devletin bir iktisadi birim olarak ekonomik faaliyetlerde bulunması veya özel iktisadi birimlerin faaliyetleri üzerinde düzenleyici karalar alması, “kamu ekonomisi” olarak adlandırılan, ayrı bir iktisadi yapı ve kurumu ortaya çıkarır.
Bu iktisadi yapıyı oluşturan en önemli etkenlerden biri ‘Kamusal Mallar’dır.
Kamusal Mallar
Kamusal Mallar ya da diğer bir adıyla sosyal mallar, piyasada önemli etkilere yol açan en önemli kavramlardan biridir. Bireylerin sosyal mallardan (kamu hizmetleri) elde ettikleri faydanın ölçülememesi ve fiyat yoluyla tanımlamaması, bu malların serbest piyasa ekonomisi içerisindeki özel sektör tarafından üretilmelerini imkânsız kılar. Bu durumda etkinsizliğe yol açar. Bir malın, kamu malı olarak sayılabilmesi için, öncelikle devletin, daha sonra mahalli idarelerin mülkiyetinde olması gerekir. Özel kişilerin mülkiyetinde bulunan bir malın, kamunun ortak kullanımına sunulması, o malı kamu malı haline getirmez. Bir malın kamu malı olabilmesi için, kamu yararına tahsis edilmiş olması gereklidir. Kamu hizmetine tahsis edilen mallara örnek olarak; askeri üstler, okul binaları ve havaalanları gösterilebilir.
Kamusal Mallar ile Özel Mallar arasındaki ilişki “bölünebilirlik” ilkesi ile açıklanmıştır. Bu ilkeye göre; özel mal ve bu malların sağladığı faydalar, bireyler arasında bölünebilir. Kamusal Mallar ise, bireyler arasında bölünemez ve bireyler bu mallardan ortak olarak yararlanırlar.
Kamusal Malların Ortak Özellikleri
1.Kamusal malların arzını siyasal talep düzenlemektedir. Demokratik bir rejimde vatandaşlar, kamusal mallara olan taleplerini bazı araçlar vasıtasıyla açıklayabilirler. Örneğin; referandum ile vatandaşların kamusal tercihleri belirlenerek, buna göre kamusal arz gerçekleştirilebilir.
2.Kamusal malların bazıları bölünebilir, bazıları kısmen bölünebilir, bazıları ise bölünemez. Bölünemez özellikteki kamusal malların örnekleri ise; savunma, adalet ve diplomasi malları’dır.
3.Kamusal malların bir kısmı bireylerin tüketiminden mahrum bırakılamaz. Örneğin; savunma ve diplomasi gibi malların tüketiminden bireylerin mahrum bırakılması düşünülemez.
4.Kamusal malların bir kısmı, önemli ölçüde “dışsallık” yaratırlar. “Dışsallık” bir ekonomik birimin, üretim ve ya tüketim faaliyeti sonucunda başka birimlerin, bu faaliyetlerden olumlu veya olumsuz yönde etkilenmesidir. Dışsal ekonomilerin kamu ekonomisi yönünden taşıdığı önem ise; herhangi bir kamusal malın, kamu kesimine mi yoksa özel kesime mi sunulması gerektiğinin belirlenebilmesini sağlamasıdır.
5.Kamusal malların bir kısmı için bedel söz konusu değildir. Vatandaşlar bedel ödemeksizin bazı kamusal mal ve hizmetlerden yararlanırlar.
6.Kamu ekonomisinde vatandaşların bazı kamusal hizmetlere (örneğin; askerlik hizmeti, nüfus cüzdanı alınması vb.) talepte bulunmaları zorunlu kılınmıştır.
Kamu Ekonomisinin Genel Hatları
1.Kamu ekonomisinde devletin en önemli ekonomik fonksiyonlarından biri; kaynak kullanımında etkinliğin sağlanmasıdır. Devlet, bu etkinliği sağlayacak, çeşitli ekonomi politikası araçlarına ve politikasına sahip olmalıdır.
2.Kamu ekonomisinin temel görev ve fonksiyonlarından birisi de ekonomik dengenin sağlanmasıdır. Ekonomi de denge, genel olarak, toplam talep eşitliği veya yatırım tasarruf eşitliği olarak ifade edilir. Bu büyüklüklerin birbirine eşit olamaması halinde ekonomide istikrarsızlık olduğu görülmektedir.
3.Kamu ekonomisinin diğer bir fonksiyonu da, ödemeler bilânçosun da eşitlik sağlamasıdır. Ödemeler bilânçosu (dış ticaret dengesi), uluslar arası ekonomik ilişkilerin parasal yönünü açılar. Dış ticaret dengesi ise; bir ülkenin bir yıl içerisindeki toplam mal ihracatı sonucunda elde ettiği dövizleri ve ithalat sonucu, dış ülkelere ödediği döviz miktarını gösterir.
Ödemeler bilânçosunda dengesizliklerin olması halinde, devletin çeşitli kamu araçları ile ekonomiye müdahale etmesi, iktisatçılar tarafından kabul gören bir yöntemdir. Yani; ödemeler bilânçosundaki dengenin sağlanması, kamu ekonomisinin temel fonksiyonlarından biridir.
MALİYE POLİTİKASI
Devletin vergi almak, harcama yapmak ve borçlanma gibi hak ve yetkilerinden yaralanarak kamu ekonomisinin amaçlarını gerçekleştirmeyi sağlayan bir politikadır.
Maliye politikasının başlıca araçları ise şunlardır;
Kamu Gelirleri (Vergi) Politikası: Ülke ekonomisinde ortaya çıkan ani eğilimlere karşı, vergiler etkin olarak kullanılabilmektedir. Ayrıca gelir dağılımının adil bir hale getirilmesi içinde vergiler büyük önem taşımaktır.
Kamu Harcamaları Politikası: Yatırım ve transfer harcamaları, ekonomik birimlerin karar ve davranışları üzerinde farklı ve önemli etkiler göstermektedirler.
Borçlanma ve Borç İdaresi Politikası: Borçlanma Politikası, özellikle azgelişmiş ülkelerin ekonomik büyüme ve kalkınmalarının sağlanmasında etkin olan bir politikadır.
Bütçe Politikası: Devlet, bütçe politikası ile de kamu ekonomisinin amaçları gerçekleştirilmeye çalışılır. Denk Bütçe Politikası, kamu gelir ve giderlerinin eşit olması anlamını taşımaktadır.

BÖLÜM 2
TÜRK EKONOMİSİNE YÖN VEREN KURULUŞLAR
DEVLET PLANLAMA TEŞKİLATI (DPT)

Bir ülkede ekonomik kalkınmaya ilişkin en önemli etmen sektörel, toplumsal ve bölgesel arası dengedir. DPT bu dengeyi sağlamakla görevlidir.
Görevi
Ülkenin ekonomik yatırıma dönüşebilecek her türlü kaynağını tespit edip, bunlara ilişkin politika ve hedef belirtmektir.
Hazırladığı raporlar sonucunda hükümete ve bakanlara rehberlik etmiş olur.
Yıllık kalkınma planları hazırlar.
Ülke içinde bölgesel anlamda yatırım yapılacak yerleri tespit eder.
Milletlerarası ekonomik kuruluşlarla temas halinde bulunur.
Tarihçe
Türkiye, I. Dünya Savaşı ve 1929 Dünya Ekonomik Krizinden büyük zararlar görmüştür. Bu dönemde Türkiye çok düşük kişi başına gelir düzeyi, yetersiz sermaye birikimi ve altyapı imkanlarına sahip az gelişmiş ülke konumundaydı. Ekonomi daha çok tarımsal üretime dayanmaktaydı.
Cumhuriyetin ilk yıllarında izlenen politikaların eksiklikleri anlaşılarak, 1932-1960 döneminde, ülke sanayiinin temelini oluşturacak yatırımların gerçekleştirilmesi için karma ekonomi sistemi benimsenmiş ve o dönem için dünyada kabul edilen sanayi planları yaklaşımına geçilmiştir. 1933 yılında devletçilik yoluyla sanayileşme politikasına geçmiştir. Hükümetlerin yatırım harcamalarının düzene sokulmasına yönelik planlar yapılmıştır. Şakir Kesebir Planı, İsmet İnönü Programı, 1933-1937 ve 1938-1942 Sanayi Planlarına paralel Meslek Eğitimi Planları, Şevket Süreyya Planı gibi planlar bu dönemin ürünleridir.
1950′den sonraki dönemde yeni bir ekonomi politikası uygulamaya konmuştur. Bu politikaya “Liberal Ekonomi” adı verilmesine ve başlangıçta devletin rolünün daratılması hedef alınmasına rağmen belirtmek gerekir ki kamu harcamalarının GSMH içindeki payında önemli bir azalma olmamış, ancak kamu harcamaları içinde altyapı yatırımlarının payı büyük ölçüde artmıştır. Bu dönem, Türkiye’nin dağınık bir şantiye görünümü kazandığı, bir “dinamik dengesizlikler çağı” olarak yaşanmıştır. Ulaştırma ve sulama yatırımlarının ve tarımsal destekleme politikalarının katkısı, kısmen de olumlu dış ticaret konjonktürünün etkisiyle tarım kesimi güçlenmiş, iç pazarın entegrasyonu artmış, bu durum da, sonuçta piyasa ekonomisinin gelişmesine ve güçlenmesine imkan vermiştir. Uygulanan liberal politikalar sonucu oluşan dış ödeme dar boğazını aşabilmek ve kamu açıklarını kapatabilmek için 4 Ağustos 1958′de hükümet bir istikrar programı uygulamaya koymuştur.
1960 Sonrası Dönemde Planlama Ve Devlet Planlama Teşkilatı
Birinci beş yıllık kalkınma planı(1938) dokuma selüloz,seramik.kimya gibi alanlara ağırlık verir.Bu planla Türkiye ekonomisi adına büyük verim elde edilmiştir.Bu planla ithatta % 50 düşüş yaşanmıştır.Bunun ardından ikinci dünya savaşı ile uygulanamamış ikinci beş yıllık kalkınma planı ve 1947 de Türkiye İktisadi kalkınma planı yapılmıştır bunları takriben de 1960 yılında DPT kurulmuştur.
Türkiye’de 1960′dan itibaren ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmanın hızlandırılması, uygulanan politikalar arasında uyum sağlanması, toplumsal ve kültürel dönüşümün uyumlu yönlendirilmesi ve ekonomiye rasyonel kamu müdahalesinin temini amacıyla Kalkınma Planlarının hazırlanması ve uygulanması fikri benimsenmiştir. 1961 Anayasası ile iktisadi, sosyal ve kültürel kalkınmayı demokratik yollarla gerçekleştirmek için Kalkınma Planlarının hazırlanması hükme bağlanmıştır. Bu amaçlar doğrultusunda 30 Eylül 1960 tarihinde Başbakanlığa bağlı Devlet Planlama Teşkilatı kurulmuştur. Devlet Planlama Teşkilatının görevi ekonomik, sosyal ve kültürel politikaların ve hedeflerin tayininde ve ekonomik politikayı ilgilendiren faaliyetlerin kooordinasyonunda Hükümete yardımcı olmak ve danışmanlık yapmaktır. 1982 Anayasası da planlı kalkınmayı ve planların devlet tarafından hazırlanmasını hükme bağlamıştır.
Planların Niteliği Ve Dpt’nin İşlevleri
Ekonomide politikaların koordinasyon içinde uygulanması beklenen sonuçların alınması açısından önemlidir. Devletin ekonomik ve sosyal hayattaki fonksiyonları değişik uygulama birimleri tarafından gerçekleştirilmektedir. Planlar bütüncül yaklaşımları nedeniyle değişik ekonomik ve sosyal politikaların birbirleriyle tutarlılığını sağlayan ve bu kararların nihai etkilerini test eden önemli araçlardır. Hükümetlerin nihai karar alıcısı olarak kamu yatırımlarını bir bütün içinde görmesi ve bunun büyüme, istikrar ve adil gelir dağılımı gibi amaçlarla ilişkisini kurması karar alma bakımından gereklidir. Planlar bu zemini sağlarken aynı zamanda yatırım programlarında bir disiplin sağlayarak gereksiz müdahaleyi ve israfı önlemekle yardımcı olabilmektedir.
Planlar ve planlara dayalı yıllık programlara dayalı bütçeler Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşüldükten sonra, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda yasalaştırılır. Devlet Planlama Teşkilatı bu konularla ilgili teknik çalışmaları yapmakla görevlidir.
Beşer yıllık dönemler itibariyle hazırlanan kalkınma planları, yıllık programlarla uygulamaya geçirilmektedir. Yıllık programlar, kalkınma planlarında benimsenen hedef ve politikalarla tutarlı olarak, Devlet Planlama Teşkilatı tarafından ilgili kuruluşların da görüşleri alınarak hazırlanır, Yüksek Planlama Kurulu ve Bakanlar Kurulu tarafından onaylanır. Plan sistematiğine göre hazırlanan yıllık programlar, o yıl için ulaşılacak hedefleri ve izlenecek politikaları belirler, kamu yatırımlarının sektörler ve kuruluşlar itibariyle tahsisini gösterir. Bütçe ve kamu kuruluşlarının iş programlarının, yıllık programın hedef ve politikaları ile tutarlı olması gerekmektedir.
TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU (TÜİK)

İstatistik başlangıçta teknik bir disiplin olarak ele alınırken günümüzde bir bilim dalı olarak kendini kabul ettirmiş, ulusal ve uluslararası boyutta gelişmelerin temelini oluşturmuştur. Bilgi çağı olarak adlandırılan gelişmeler istatistiği evrensel bir konuşma dili konumuna getirmiştir.
Günümüzde ulusal ve uluslararası sosyal ve ekonomik gelişme hedeflerinin belirlenmesi ve bu hedeflerin başarısı güncel, güvenilir istatistiklerle sağlanmaktadır. Doğru bilgi, doğru yorum ve doğru karar sürecinde araştırmacılar, politikacılar, karar alıcılar ve tüm bireyler çalışmalarında istatistiki bilgileri etkin olarak kullanmaktadırlar.
Görev Ve Yetkileri
TÜİK;
• Resmi İstatistik Programını hazırlamak ve işleyişini izlemek, programda belirlenen istatistiki faaliyetlerin yürütülmesini ve uygulanmasını sağlamakla birlikte, görev verilen diğer kurum ve kuruluşlar tarafından üretilen istatistiklerin de uluslararası standartlara uygunluğunu incelemek,
• İstatistik alanında veri ihtiyacı duyulan alanları ve veri derleme yöntemlerini, istatistiki tanım ve sınıflandırmalarını ilgili ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlarla işbirliği içinde belirlemek, ulusal kayıt sistemini oluşturmak, gerektiğinde araştırma ve teknik yardım projeleri geliştirmek,
• İstatistik alanındaki bilimsel yöntem ve bilgi teknolojilerine ilişkin gelişmeleri ve uluslararası göstergeleri takip etmek, diğer ülkeler ve uluslararası kuruluşlarla işbirliğini sağlamak, ulusal ve uluslararası bilgi ağı ve bilgi akış sisteminin oluşturulmasını koordine etmek,
• Ülkenin ekonomi, sosyal, demografi, kültür, çevre, bilim ve teknoloji alanları ile gerekli görülen diğer alanlardaki istatistikleri derlemek, değerlendirmek, analiz etmek, yayımlamak, resmi istatistik sonuçlarının bilimsel ve teknik açıklamalarını yapmak,
• Kalkınma planları, programlar, ilgili mevzuat ve benimsenen temel ilkeler çerçevesinde, Kurumun orta ve uzun vadeli strateji ve politikalarını belirlemek ile görevli bilimsel ve teknik bir kurumdur.
TÜRKİYE ODALAR VE BORSALAR BİRLİĞİ (TOBB)
Amacı
Odalar ve borsalar arasında birlik ve dayanışmayı sağlamak, ticaret ve sanayinin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, üyelerinin mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, üyelerin birbirleriyle ve halkla olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplinini ve ahlakı korumaktır.
Görevleri
Türk girişimcisinin çalışmalarına öncülük ve liderlik eder,
Özel sektörün ihtiyaçları doğrultusunda siyasi güce görüş ve çözümlerini iletir,
Kanunlar ve düzenlemeler ile ilgili görüşlerini ilgili bakanlıklara, meclis komisyonlarına sunar,
Tabanını oluşturan KOBİ’lerin ekonomiden hak ettiği payı alması için oda ve borsalarımız kanalıyla bilgi ve danışmanlık hizmeti sunar,
Ticari, ekonomik ve uluslararası işbirliği alanlarında yararlı olabilecek her türlü bilgiyi üyelerine sunar; ülke, il ve sektör bazında ekonomik raporlar hazırlar,
Yabancı muadil kuruluşlarla kurumsal bağlar kurar, işbirliği anlaşmaları imzalar, Türk ve yabancı firmaların ihtilaflarının dostane yollarla çözümü amacıyla aracılık eder,
Menşe Şehadetnamesi ile Dolaşım Belgesini basar ve Odalara gönderir, Kapasite Raporu inceler ve onaylar. Oluşturulan Sanayi Veri Tabanı ile imalatçı firma listelerini ilgililere sağlar, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’ni yayınlar,
Odalar ve Borsalar arasında çıkabilecek mesleki anlaşmazlıkları çözer, Oda ve borsaları geliştirecek tedbirleri alır, elektronik alt yapısını kurar, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Tahkimi çalışmalarını yürütür,
Yerel fuar organizasyon firmalarına yetki verir, organize sanayi bölgeleri ve teknoloji geliştirme merkezleri kurar ,
Eğitim kurumları kurar veya katılır, bu kurumlarla işbirliğine girer,
Uluslararası ilişkiler ile ilgili görevleri kapsamında çok taraflı oda ve uluslararası kuruluşlarda Türk özel sektörünü temsil eder.
TÜRKİYE İŞVEREN SENDİKALARI KONFEDERASYONU (TİSK)
Gönüllü teşkilatlanma esasına göre kurulmuş olan ve Türk işverenlerini endüstriyel ilişkiler alanında temsil eden tek üst kuruluş olma özelliğini taşıyan Konfederasyon,aşağıdaki temel ilkeleri benimsemiştir:
• Teknolojik gelişmeleri yakından izleyen sanayileşmeyi temel hedef almak; hizmetler ve tarım sektörlerinin de gelişmesini ve çağdaş düzeye ulaşmasını desteklemek;
• Üretimin ve verimliliğin artmasına, fiyat istikrarına, ihracatın geliştirilmesine, ek istihdam imkanları yaratılmasına ve refahın yaygınlaştırılmasına katkıda bulunmak;
• Ulusal çıkarlar, ekonomide verimlilik ve etkinlik artışı doğrultusunda özelleştirmeyi desteklemek;
• İşverenler ve işçiler arasında olumlu ilişkiler kurma ve devam ettirme yönünde çaba sarf eder.
• Çalışma şartlarının, işletmelerin ve ekonominin rekabet gücü artışı ve ülke yararına düzenlenmesi için gerekli tedbirleri alır.
• Üye işveren sendikalarının ve bağlı işyerlerinin uyacakları genel ilkeleri belirler ve ilan eder.
• İşveren-işçi ilişkilerinde ihtiyacı duyulan her türlü bilgi ve hizmetleri üyelerine sunar.
• Çalışma mevzuatı ile sosyal ve ekonomik konularda araştırmalar yapar ya da yaptırır, eğitim kursları veya seminerler düzenler.
TÜRKİYE EKONOMİ KURUMU (TEK)
Türkiye Ekonomi Kurumunun kuruluşu 1920’li yıllara gitmektedir. Atatürk’ün önerisi ve telkiniyle 12 Aralık 1929’da Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti kurulmuştur.
Cemiyetin kuruluş amacı,1929 Buhranı’nın yıkıcı etkilerini asgariye indirmek için, bir yandan israfla mücadele ederek tasarrufu teşvik etmek, diğer yandan yerli malların tanıtımını ve kullanımını özendirmek idi. Cemiyetin adı 12 Haziran 1939’da Ulusal Ekonomi ve Artırma Kurumu olarak değiştirildi.
İstanbul’da 1931’de kurulan ve 1939’da faaliyet merkezini Ankara’ya taşıyan Türk İktisat Cemiyeti ile Kurum 18 Ocak 1955 tarihinde Türkiye Ekonomi Kurumu adı altında birleştirildi.
Kurum 12 Aralık 1973 tarihli Vakıf Senedi ile mal varlığını Türkiye Ekonomi Kurumu Vakfı’na devretmiştir. Vakıf, Kurumun faaliyetlerine mali destek sağlamaktadır.
Görevleri
Türkiye Ekonomi Kurumu ülkemizde ekonomi bilincinin yerleşmesine katkıda bulunmak amacıyla yayınlar yapmakta; seminer, sempozyum ve konferanslar düzenlemekte; iktisat öğrenimi gören başarılı öğrencilere karşılıksız burs vermekte ve Türkiye Ekonomisi üzerine tez çalışması yapan genç iktisatçılar arasında ödüllü yarışma düzenlemektedir.
Türkiye Ekonomi Kurumu Ankara’da faaliyet göstermektedir ve şubesi yoktur. “Atatürk İlkeleri ” ne bağlı olan Kurum, Uluslararası Ekonomi Birliği’nin üyesidir.
BAŞBAKANLIK HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI
Osmanlı Devletinde Hazine, çeşitli aşamalardan geçtikten sonra, 1863 yılında Maliye Nezareti bünyesinde Hazine-i Vezne’nin kurulmasıyla son şeklini almıştır. Vilayete bağlı birimlerin nakit açık veya fazlası olan idari birimlerden nakit açığı olan birimlere nakit aktarılırdı. Böylece çıkan sonuç vilayetin kendi hasaplarıyla birleştirilerek vilayetin nakit durumu tesbit edilirdi. Vilayetin nakit fazlası varsa, bu fazlalık merkezdeki kasaya gönderilir, şayet nakit açığı varsa merkezden nakit istenirdi.
29 Mayıs 1936 tarih ve 2996 sayılı Kanun ile de ‘Nakdiye Müdürlüğü’ne dönüştürülen Hazine, 29 Mayıs 1936 tarih ve 2996 sayılı Kanun ile de ‘Nakit İşleri Genel Müdürlüğü’ adını almış ve 10 Ağustos 1942 tarih ve 4286 sayılı Kanun ile de ‘Hazine Genel Müdürlüğü’ne dönüştürülmüştür. 13 Aralık 1983 tarih ve 188 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile Başbakanlığa bağlı Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı oluşturulmuştur. Müsteşarlık Bünyesindeki Kamu Finansmanı, Dış Ekonomik İlişkiler ve Banka ve Kambiyo Başkanlıkları Hazine fonksiyonlarını üstlenmiştir.
Son defa,16 Eylül 1993 tarih ve 508, sayılı KHK ile yeniden düzenlenen HDTM bir kez daha yapısal değişikliğe uğrayarak 9 Aralık 1994 tarih ve 4059 sayılı Kanun ile Dış Ticaret’ten ayrılarak “Hazine Müsteşarlığı” adı ile bugünkü adı ve yapısına kavuşmuştur.
Ülke ekonomisinin kasası ve merkezi durumundaki merciidir.Merkez bankası ,dpt, die ve maliye bakanlığı ile birlikte çalışır.Ülkenin hazine,para kredi iç ve dış borç işlemlerini uygular.Kamu ve özel yatırımlara teşvik eder.Kamu ihalelerinin yabancı kuruluşlara verilmesi halinde anlaşmaları inceler,serbest bölgeleri kurar ve işletir.
TARIMSAL EKONOMİ ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ MÜDÜRLÜĞÜ (TEAE)
Enstitünün Görevleri
Türk tarımının ekonomiye katkısını artırmak amacıyla, tarım politikalarının belirlenmesine yönelik olarak tarım ekonomisi konusunda araştırma projelerini hazırlamak, bunları modern analiz teknikleri ve metotları kullanarak uluslararası standartlarda yürütmek, araştırma sonuçlarını ve bunlara ait raporları öncelikle listeler halinde, istendiğinde ayrıntılı olarak Bakanlık ana hizmet birimlerine, Teftiş Kurulu Başkanlığına, Bakanlık dışı ilgili kuruluşlara ve kullanacak olanlara bildirmek, yurt içi ve yurt dışındaki kamu ve özel sektör araştırma kuruluşları ve üniversiteler ile işbirliği yapmak, yerli ve yabancı kaynaklı projeler yapmak veya yaptırmak, kamu ve özel sektör kuruluşlarından gelecek araştırma taleplerini incelemek, değerlendirmek ve gerekli kararları almak, araştırma sonuçlarını Türkçe ve/veya yabancı dilde yayınlamak ve uzun dönemde Enstitünün bilimsel yönden güçlenmesini sağlayacak çalışmaları yapmaktır.
TÜRKİYE EKONOMİK VE SOSYAL ETÜDLER VAKFI (TESEV)
TESEV bilimsel araştırmalara dayalı bulgular ile politika kararları arasında bağ kurulması için araştırmalar yürütmek, özgür düşünce ve bilgi birikiminin en geniş anlamda yayılmasına yönelik konferans, açık oturum, yuvarlak masa toplantıları düzenlemek amacıyla kurulmuş bir düşünce üretim merkezidir.
Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV), toplumun karşı karşıya bulunduğu sorunlara çözüm seçenekleri oluşturmak hedefiyle araştırmalar yürüten bir düşünce üretim merkezidir Bilimsel yaklaşım ve yöntembilime dayanan bu araştırmalarla TESEV, akademik araştırmalar ile politik kararlar arasında bağlantı kurmayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda vakıf, bilimsel araştırmanın gereği olan en yüksek standart ve ilkelere bağlı kalır.
Hedefler
• Türkiye’de değişim sürecinin teşviki ve hızlandırılması
• Türkiye’de özellikle devlet sektörü dışında ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda yaşadığımız değişimin siyasi hayata yansıması ve bu değişimin toplumsal hayatımız üzerindeki etkilerinin incelenmesi; bununla ilgili engellerin araştırılması
• Küreselleşmenin etkilerinin incelenmesi
• Bağımsız düşünce ve alternatif formların teşvik edilmesi
• Türkiye’de toplumun, demokratik sürecin ayrılmaz bir parçasına dönüşmesine yardımcı olmak ve bu değişim sürecinde sivil toplumun daha aktif bir rol oynamasını sağlamak
• Türkiye’de açıklık ve saydamlığın geliştirilmesini teşvik etmek
• Bu konularda kamuoyunun bilinç kazanmasına yardımcı olmak
•Türkiye’nin AB üyeliğini göz önünde bulundurarak, Kopenhag kriterleri doğrultusunda değişimin gerçekleşmesine yardımcı olmak.
SERMAYE PİYASASI KURUMU (SPK)
Kurulun Oluşumu
Sermaye Piyasası Kurulu, 1981 yılında 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu ile kurulmuştur. Yetkilerini kendi sorumluluğu altında bağımsız olarak kullanan, idari ve mali özerkliğe sahip düzenleyici bir kamu kurumudur. İlgili olduğu bakanlık, Başbakan tarafından görevlendirilen Devlet Bakanlığı’dır. Merkezi Ankara’da olan kurulun İstanbul’da bir temsilciliği bulunmaktadır.Kurul’un temel görevi;
• Sermaye piyasasının güven açıklık ve kararlılık içinde çalışmasını,
• Tasarruf sahiplerinin yani yatırımcıların hak ve yararlarının korunmasını sağlamaktır.
Kurulun Teşkilat Yapısı
Kurul Karar Organı
Kurul, Bakanlar Kurulu kararı ile atanan yedi üyeden oluşur.Kurul Üyeleri’nin,Bakanlar Kurulu, adaylardan birini başkan olarak atar. Kurul, Başkanın teklifi ile üyelerden birini ikinci başkan olarak seçer.Kurul başkan ve üyeleri resmi ve özel başka hiç bir görev alamazlar.Kurul başkanı ve üyelerinin görev süreleri altı yıldır. Süresi bitenlerin tekrar atanmaları mümkündür. Başkan dışındaki üyelerin üçte biri iki yılda bir yenilenir.
Hizmet Birimleri
Sermaye Piyasası Kurulu, Kurul başkanı ve üyeleri ile başkana bağlı olarak Kurul faaliyetlerini yürüten teşkilattan oluşur. Kurul çalışmaları Kurul başkanına bağlı başkan yardımcılıkları altında çalışan hizmet birimleri tarafından hazırlanmaktadır.Hizmet birimleri;
• Denetleme Dairesi
• Ortaklıklar Finansmanı Dairesi
• Aracılık Faaliyetleri Dairesi
• Kurumsal Yatırımcılar Dairesi
• Araştırma Dairesi
• Muhasebe Standartları Dairesi
• Piyasa Gözetim ve Düzenleme Dairesi
• Hukuk İşleri Dairesi
• Bilgi İşlem İstatistik ve Enformasyon Dairesi
• İdari ve Mali İşler Dairesi’nden oluşmaktadır.
Hizmet birimleri daire başkanlıkları ile bunlara bağlı olarak çalışan daire başkan yardımcıları, uzmanlar ile müdürlükler bünyesindeki servisler ve memurlardan oluşmaktadır.Kurul’un mali özerkliği vardır. Kurul’un bütün giderleri özel bir fondan karşılanır. Menkul kıymet ihraçcıları (şirketler, yatırım fonları, yatırım ortaklıkları) bu fona ihraç ettikleri menkul kıymetlerin binde ikisi tutarında ücret öderler. Fon gelirleri Kurul giderlerini karşılayamayacak durumda ise açık, Bütçeden alınan yardımla kapatılır.
Kurulun Temel Amaçları
• Sermaye piyasalarının işleyiş kurallarını belirlemek,
• Piyasadan fon kullanan şirketlerin belli kurallara uygun olarak en iyi şekilde yararlanmalarını sağlamak,
• Sermaye piyasasına yatırım yapan tasarruf sahiplerinin hak ve yararlarını korumak,
• Piyasaların adil ve etkin çalışmasını sağlamaktır.
Kurul bu hedeflere Kanun, yönetmelik ve tebliğlerle düzenlemeler yaparak, piyasaların gözetim ve denetimini sağlayarak ulaşmaya çalışmaktadır.
Kurulun Düzenlemeleri
Kurul’un sermaye piyasası ile ilgili yaptığı düzenlemeler Tebliğ olarak Resmi Gazetede yayınlanır.
Kurul: Kendi gözetimi altındaki piyasalardaki işlemlerle ilgili, görev alanındaki işlerin kurallarının tanımlanması ile ilgili düzenlemeler yapmakla yetkilendirilmiştir.
Bu amaçla;
• Menkul kıymetlerle ilgili düzenlemeler,
• Menkul kıymetler borsalarının, kıymetli madenler borsalarının, vadeli işlem ve opsiyon borsalarının kuruluş ve işleyişine ilişkin düzenlemeler,
• Sermaye piyasasından menkul kıymet ihracı yoluyla fon sağlayan şirketlere ilişkin düzenlemeler,
• Sermaye piyasası kurumları ile ilgili düzenlemeler yapar.
MERKEZ BANKASI
Bankanın merkezi Ankara’dadır.
Banka, Banka Meclisinin kararıyla banknot matbaası kurabilir ve memleketin gerekli görülen şehirlerinde şubeler açabilir. Aynı suretle, içerde ve dışarda muhabirler temin edebilir.
Bankanın bu husustaki kararları Başbakanlığa bildirilir.
Banka, keza Banka Meclisinin kararı ve Başbakanlığın muvafakatiyle yabancı memleketlerde temsilcilikler kurabilir.
Temel Görev Ve Yetkileri
(25.4.2001 tarih, 4651 sayılı Kanun ile değiştirilen şekli) Bankanın temel amacı fiyat istikrarını sağlamaktır. Banka, fiyat istikrarını sağlamak için uygulayacağı para politikasını ve kullanacağı para politikası araçlarını doğrudan kendisi belirler.
Banka, fiyat istikrarını sağlama amacı ile çelişmemek kaydıyla Hükümetin büyüme ve istihdam politikalarını destekler.
Bankanın Temel Görevleri
a) Açık piyasa işlemleri yapmak,
b) Hükümetle birlikte Türk Lirasının iç ve dış değerini korumak için gerekli tedbirleri almak ve yabancı paralar ile altın karşısındaki muadeletini tespit etmeye yönelik kur rejimini belirlemek, Türk Lirasının yabancı paralar karşısındaki değerinin belirlenmesi için döviz ve efektiflerin vadesiz ve vadeli alım ve satımı ile dövizlerin Türk Lirası ile değişimi ve diğer türev işlemlerini yapmak,
c) Bankaların ve Bankaca uygun görülecek diğer mali kurumların yükümlülüklerini esas alarak zorunlu karşılıklar ve umumi disponibilite ile ilgili usul ve esasları belirlemek,
d) Reeskont ve avans işlemleri yapmak,
e) Ülke altın ve döviz rezervlerini yönetmek,
f) Türk Lirasının hacim ve tedavülünü düzenlemek, ödeme ve menkul kıymet transferi ve mutabakat sistemleri kurmak, kurulmuş ve kurulacak sistemlerin kesintisiz işlemesini ve denetimini sağlayacak düzenlemeleri yapmak, ödemeler için elektronik ortam da dahil olmak üzere kullanılacak yöntemleri ve araçları belirlemek,
g) Finansal sistemde istikrarı sağlayıcı ve para ve döviz piyasaları ile ilgili düzenleyici tedbirleri almak,
h) Mali piyasaları izlemektir.
Bankanın Temel Yetkileri;
a) Türkiyede banknot ihracı imtiyazı tek elden Bankaya aittir.
b) Banka, Hükümetle birlikte enflasyon hedefini tespit eder, buna uyumlu olarak para politikasını belirler. Banka, para politikasının uygulanmasında tek yetkili ve sorumludur.
c) Banka, fiyat istikrarını sağlamak amacıyla bu Kanunda belirtilen para politikası araçlarını kullanmaya, uygun bulacağı diğer para politikası araçlarını da doğrudan belirlemeye ve uygulamaya yetkilidir.
d) Banka, bankaların ödünç para verme işlemlerinde ve mevduat kabulünde uygulayacakları faiz oranlarını, belirleyeceği usul ve esaslara göre bankalardan istemeye yetkilidir.
e) Banka, mali piyasaları izlemek amacıyla bankalar ve diğer mali kurumlardan ve bunları düzenlemek ve denetlemekle görevli kurum ve kuruluşlardan gerekli bilgileri istemeye ve istatistiki bilgi toplamaya yetkilidir.
Bankanın Başlıca Müşavirlik Görevleri;
a) Banka, Hükümetin mali ve ekonomik müşaviri, mali ajanı ve haznedarıdır. Bankanın Hükümetle ilişkisi, Başbakan aracılığı ile sağlanır.
b) Banka, finansal sistemle ilgili olarak istenilecek hususlarda Hükümete görüş verir.
c) Banka, bankalar ve uygun göreceği diğer mali kurumlar hakkındaki görüşlerini ve tespitlerini Başbakanlık ile bu kurum ve kuruluşları düzenleme ve denetleme yetkisine sahip kuruluşlara bildirebilir.
Banka, bu Kanunla ve mevzuatla kendisine verilen yetki ve görevlerle ilgili olarak düzenlemeler yapmaya ve bunları uygulamaya, bu düzenlemelere tabi kurum ve kuruluşlar nezdinde bunlara uygun hareket edilip edilmediğini ve kendisine gönderilen bilgilerin doğru olup olmadığını denetlemeye görevli ve yetkilidir.
Banka, bu Kanun ile kendisine verilen görev ve yetkileri, kendi sorumluluğu altında bağımsız olarak yerine getirir ve kullanır.
Banka Meclisi üyelerinin görev süresi üç yıldır.
Her yıl Meclis üyelerinin üçte biri yenilenir. Birinci ve ikinci yıl sonunda Banka Meclisinden ayrılacak üyeler ad çekme ile tespit edilir.

BÖLÜM 3
İZMİR İKTİSAT KONGRELERİ

Cumhuriyetin kuruluşundan önceki on iki yıl (1911-1923) savaşlarla geçmiştir. Üstelik bu savaşların sonuncusu bir ölüm kalım savaşıdır. Anadolu insanı maddi manevi bütün gücünü ortaya koyarak bağımsızlık savaşını kazanmış ve 23 ekim 109323te cumhuriyeti ilan ederek yepyeni bir devlet kurmuştur. Daha sonra ise bir yandan bu savaşların t-yaraları sarılmaya çalışılırken diğer yandan da yeni düzenlemelere gidilerek ülkenin hızla kalkınmasına çalışılmıştır.
1. İZMİR İKTİSAT KONGRESİ
Kurtuluş Savaşının başında, Erzurum ve Sivas Kongrelerinde, ekonomik bağımsızlık özlemi dile getirilmiş, Mustafa Kemal yaptığı konuşmalarda aynı konuyu işlemiştir. Kurtuluş Savaşından sonra ekonominin alacağı yön ve biçim Lozan Barış Görüşmelerinin kesintiye uğradığı bir dönemde, 17 Şubat 1923 te, İzmir’de toplanan Türkiye iktisat kongresinde temel nitelikleriyle belirlendi.Toplanan bu kongrede misak-ı iktisadı esaslar kabul edildi ve tartışıldı. Bu kongreye ticaret, sanayi, tarım ve işçi temsilcileri katılmıştır.
Amaç
İktisat kongresinin başlıca 2 amaçla toplandığı söylenebilir.
1.Tüccar, çiftçi, sanayici ve işçi kesimlerinin kendilerine özgü sorun ve isteklerinin belirlenmek, bu kesimlerin siyasal kadro ile bütünleşmesini sağlamak .
2.Yabancı sermaye çevrelerine ekonominin gelecekte alacağı biçimi açıklamak.Bir başka açıdan bakıldığında kongre ile yönetici kadronun iç ve dış sermaye kesimlerine güvence vermek istediği sonucuna varılabilir.
1135 kişinin katıldığı bu kongre Atatürk’ün açılış konuşmasıyla başlamıştır. Bu konuşmadan kısa bir alıntı şöyledir:
“Tam bağımsızlık için şu genel kural var.Milli egemenlik ekonomik egemenlikle pekiştirilmelidir.Bu kadar büyük gayeler, kutsal ve ulu hedefler yalnız kağıtta yazılı genel kurallarla, kanun maddeleriyle ve sadece hırs ve isteklerle kazanılamaz. Bunların tamamının gerçekleşmesini sağlayabilmek için tek kuvvet ekonomidir. Siyasi zaferler ne kadar büyük olursa olsun, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazlarsa, kazanılacak başarılar yaşayamaz, az zamanda söner.”
Görüldüğü gibi büyük önder bu konuşmasında ticaret ve sanayide pek rağbet etmeyen ve bu tür faaliyetleri yabancılara bırakmış olan Türk insanına en önemli faaliyetin ticari ve iktisadi faaliyet olduğunu söylemekte ve ne kadar büyük olursa olsun iktisadi zaferle tamamlanmadıkça siyasi ve askeri zaferlerin kalıcı olmayacağını belirtmektedir.Diğer taraftan “istiklal harbi yalnız istilacı Yunan kuvvetlerine karşı değil birinci dünya harbinin galipleri ve Yunanistan’ın destekleyicisi olan batılı sanayici ülkelerine karşıda yürütülmüş ve zaferle sonuçlandırılmıştır. Bu ülkeler aynı zamanda Türkiye’deki iktisadi imtiyazların, yabancı sermayelerin yatırımlarının da sahipleridir. Lozan’da müzakerelerin en çetin safhası bu imtiyazlar üzerinde cereyan etmiş ve görüşmelerin kesilmesini de bunlar teşkil etmiştir. Buna rağmen Atatürk, gerçekçi ve pragmatik devlet adamı yaklaşımının en mükemmel örneklerinden birini yabancı sermaye konusunda bu nutukta ileri sürdüğü fikirlerde göstermiştir.
Kongrede Ticaret Kesimine Dönük Olarak
1. Hükümetinde ortak olacağı bir ticaret bankasının kurulması,
2. Kambiyo ve borsa işlerinin düzene sokulması,
3. Gümrük işlemlerinin yeniden düzenlenmesi,
4. Tekellerin kaldırılması,
5. Madenler ve ormanlarla ilgili yasaların çıkarılması,
6. Haberleşme ve ulaştırmada ticari işlemler kolaylık sağlanması,
7. Yabancı sermayeye ait koşulların belirlenmesi,
8. Ticaret odalarının yeniden düzenlenmesi,
9. Cuma günlerinin herkes için resmi tatil olması,
10. İktisat eğitimine önem verilmesi,
11. Yabancı sermayeye kayıtsız kalınmamalı,
12. Yabacı sermayeye ayrıcalık tanınmamalı.
Sanayi Kesimine Dönük Olarak
1. Gümrükler yardımıyla sanayinin dış rekabetten korunması,
2. Makine ve araç ithalatında vergi bağışıklığının sağlanması,
3. Sanayi teşvik yasasının yeniden düzenlenmesi,
4. Bir sanayi bankasının kurulması,
5. Sanayi odalarının düzenlenmesi,
6. Sanayi eğitimine önem verilmesi.
Tarım Kesimine Dönük Olarak
1. Aşarın ve tütün tekellerinin kaldırılması,
2. Tarım kredilerinin arttırılması,
3. Ulaşım sorunlarının giderilmesi,
4. Tarım alet alet ve makinelerinin temini,
5. Eğitime önem verilmesi.
İşçi Kesimine Dönük Olarak
1. Günlük çalışma süresinin 8 saat ile sınırlandırılması,
2. Yeni açılacak tüm işlerin Türklere verilmesi,
3. 1 Mayıs gününün işçi bayramı olarak kabul edilmesi,
4. İş güvenliğinin sağlanması,
5. Sigorta müessesesinin geliştirilmesi,
gibi istekler ilgili guruplarca savunulmuştur.
İktisat Kongresinde Alınan Kararlardan Bazıları
1. İşçi haklarını korumak amacıyla kişilere sendika kurma hakkı .
2. Anonim şirketlerinin kurumu kolaylaştırılacaktır.
3. Milli bankalar olacaktır.
4. Sanayi teşvik edilecektir.
5. Yerli malı kullanılması sağlanacaktır.
6. Demir yollarının inşası hükümetçe bir programa bağlanacaktır
7. Teknik eğitim geliştirilecektir
8. Ham maddesi yurt içinde olan endüstri kolları kurulacaktır
9. Küçük imalathanelerden süratle fabrikalara geçirecektir
10. Özel sektör tarafından yapılamayan teşebbüsler devlet tarafından gerçekleştirilecektir
11. Özel teşebbüse kredi sağlayacak bir devlet bankası kurulacaktır
12. Vergi ve toprak reformu yapılacaktır
İzmir iktisat kongresinde kabul edilen kararlar doğrultusunda Türk devleti ekonominin her alanında hızlı atılımlar yapmıştır.
Bu kongrede dikkati çeken bir önemli noktada işçi kadınların temsilcilerinin bulunmasıdır.İzmir’den işçi kadınlar delegesi olan Rukiye Hanım da kapanışta kısa bir nutuk söylemiştir. Bunun önemi henüz kanuni haklarına kavuşmamış olan Türk kadınının üretici ve işçi sıfatıyla bu kongrede yer alması ve sesini duyurmasıdır. O zamanki basınımız bu kongreye geniş yer vererek yayınlar yapmışlardır.
Önemi
Milli Misak gereği düşman işgali Türkiye’de ordu kuvveti ile yenilmiş yurt bütünlüğü temin edilmiştir.Girilecek sulh devrinde ise yurdumuz diğer konularda olduğu gibi ekonomik bakımdan da kalkınmalı yer altı,yer üstü doğal kaynaklarını kendimiz işleyerek milleti çağdaş medeniyet düzeyine eriştirilmelidir.
Fakat sulh devrine girebilmek için milletler arası bir antlaşma yapılması zaruridir.
Lozan’da toplanan itilaf devletleri karşısında eşit şartlarla barış antlaşması müzakereleri yürütülürken bazı şartların Türkiye tarafından kabul edilmemesi üzerine konferans dağılmıştır. Bu şartlar şunlardır:
1. Kapitülasyonlar,
2. Eski Osmanlı imparatorluğunun yaptığı borçları ödeme tarzı,
3. İmtiyazlar,
4. Yunalıların Doğu Trakya’da yaptıkları tahribata karşı harp tazminatı,
5. İstanbul ve boğazların tahliyesi,
6. Irak’ta sınır tespiti,
7. Nüfus değişimi.
Sonuç Olarak
İktisat kongresinde özel girişimciliğin canlandırılması ve bunun için kredi olanaklarının ve eğitim, ulaştırma, haberleşme gibi alt yapı ve teknik hizmetlerin hükümetçe sağlanması ve iktisadi faaliyetlere etkinlik kazandırılması gibi çeşitli yasal ve kurumsal düzenlemeler ve temenniler öngörerek sona ermiştir.Bütün bu işlemleri her gurup kendi açısından dile getirmiştir. Kısaca iktisat kongresinde Osmanlıdan devir alınan ekonomik yapı, azınlıklar etkisiz duruma getirilecek onaylanıyor ve ekonomik faaliyetlerin etkinlik kazanması için yasal ve kurumsal düzenlemeler öngörülüyordu. Ancak ele alınan sorunların nasıl çözüleceği finansman kaynaklarının nereden sağlanacağı faaliyetlerin hangi öncelik sırasına göre sürdürüleceği gibi konular açıklığa kavuşturulmamıştır. Kongrede alınan karaların himayeci, milliyetçi ve özel teşebbüse dayalı bir kalkınma doğrultusunda olduğunu söylemek mümkündür. Bu kongrede alınan kararların çoğu zamanla tatbik edilmişse de özellikle tarımla ilgili maddeler günümüzde dahi tam anlamıyla amacına ulaştırılamamıştır.
Burada görüldüğü gibi devletlerin yeni Türkiye devletinde devam ettirmek istedikleri ekonomik istifadelerdir. Bu şartları kabul etmediğimiz için yeniden savaş dahi göze alınarak konferansa ara verilmesini Türk hükümeti kabul etmiştir. İşte tam o tarihlerde İzmir iktisat kongresinde yeni Türkiye’nin ekonomik sorunları henüz savaştan çıkan Türk yurdu için başlıca konu oluyor Lozanda devamı istenen kapitülasyonlar ve diğer imtiyazların kabul edilemeyeceği ifade ediliyor. Bu kritik dönemde ekonomik sorunlarını düzenlemek amacıyla kararlar alınan İzmir iktisat kongresinde devlet adamlarımızın cesurane davranışları dikkate değer. Çünkü Türkiye için amaç savaşlardan yorgun çıkan halka ekonomik yön vermek ve harap olan yurdu kalkındırmak ve mamur etmektir. Anadolu kurtuluş hareketinin iktisadi yönünü göstermesi bakımından son derece önemlidir.
2. İZMİR İKTİSAT KONGRESİ (2 -7 KASIM 1981 İZMİR)
Toplanma Amacı
1981 yılında düzenlenen İkinci İzmir İktisat Kongresi; iktisadi ve siyasi bunalımların gözlendiği, iktisadi olarak içe dönük sanayileşmenin yarattığı bunalımların biriktiği ve hemen ardından bu alanlarda büyük değişimlerin gözlendiği bir dönemde alınacak önlem ve getirilecek yeniliklerin görüşülmesi amacıyla toplanılmıştır.
Kongre Gündemindeki Ana Maddeler
• Türk Lirası’nın serbest sisteme geçmesi
• Gerçekçi kur politikası izlenmesi
• Sanayinin dış rekabete açılması
• Yabancı sermayenin teşvik edilmesi
• Vergi tabanının genişletilip oranların düşürülmesi.
Kongrede Alınan Karar Ve Sonuçlar
Kongrede, 1. Türkiye İktisat Kongresinin yapıldığı 1923 yılından 1981 yılına kadar geçen zaman içinde bütün iktisadi ve sosyal alanlarda gerçekleştirilmiş olan hedefler belirlendi. İkinci Türkiye İktisat Kongresi’nin kapanışında hazırlanan sonuç tebliğinde 58 yıl öncesinin tahrip edilmiş ve yıkılmış bir vatanın yerinde, bugün mamur ve ileri bir Türkiye yükseldiği kaydedildi, eğitim, tarım, sanayi,ulaştırma sahalarında büyük hamleler yapıldığı, halkın refah seviyesinin yükseltildiği, sosyal hizmetlerin çoğaltıldığı ve yaygınlaştırıldığı belirtildi. “Türkiye bugün artık dünyanın az gelişmiş fakir ülkelerinden birisi değildir.” denildi
3. İZMİR İKTİSAT KONGRESİ (4 -7 HAZİRAN 1992 İZMİR)
Toplanma Amacı
21. yüzyıla girmekte olan dünyada gözlenen siyasi ve teknolojik değişim rüzgarları içerisinde, 1992 yılında düzenlenen Üçüncü İzmir İktisat Kongresinin amacı, bu değişim ortasında olan ve coğrafi açıdan etrafında siyasi çalkalanmaların gözlendiği Türkiye’nin, iktisadi açıdan gelecek yüzyıla hazırlamak, hedefleri belirlemek, kamu ve özel kesimin fikirlerini ortaya koymaktı.
Kongre Gündemindeki Ana Maddeler
• Sosyal altyapının geliştirilmesi .
• Gelir dağılımının düzeltilmesi .
• Kalkınma ile çevre arasındaki ilişkiler.
• Yeni oluşmakta olan Türkiye Cumhuriyetler ve Karadeniz Ekonomik İşbirliğine taraf olan ülkelerle ilgili olarak dünyada ve bölgemizde meydana gelen gelişmeler.
• Sanayileşmenin bir süredir arzulanan ölçüde canlandırılamadığı.
• Özelleştirmeler.
Kongrede Alınan Karar Ve Sonuçlar
Devletin temel görevinin ekonomik, sosyal ve teknolojik altyapıyı tanzim etmek ve geliştirmek olduğu bir kere daha ortaya konmuştur.
Devlet sanayi ve hizmetler sektöründen çekilirken, bu sektörlerdeki boşluğun özel sektör tarafından daha verimli ve üretken bir şekilde doldurulması ve özel sektörün canlı ve şevkli olmaya sevk edilmesine imkan tanıyan bir çalışma iklimi yaratmalıdır.
Türkiye, ekonomide kurların, faizlerin ve fiyatların serbestçe teşekkül edebileceği bir ortama, 2000 yılına ulaşmadan kavuşabilmiş olmalıdır.
Kamu gelirlerinin payı artırılmalıdır.
Yabancı sermaye ithalat ve ihracat.
4. İZMİR İKTİSAT KONGRESİ (17 – 20 ŞUBAT 2004)
Toplanma Amacı: 4. Türkiye İktisat Kongresinin toplanma amacı Ülkemizin ekonomik ve sosyal gelişmesinin daha ileri aşamalara ulaştırılmasına ve Uzun Vadeli Strateji ve Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda öngörülen doğrultuda hızla bilgi toplumuna dönüştürülmesine yönelik öneriler geliştirilmesi.
Kongre Gündemindeki Ana Maddeler
Uzun vadede bilgi toplumuna dönüşme perspektifi. Avrupa birliğine üyelik perspektifi . Ekonomik gelişmeler.
Kongrede Alınan Karar Ve Sonuçlar
1.Yüksek oranlı istikrarlı büyüme hızının sağlanması,
2.Girişimcilik ve ekonominin rekabet gücünün artırılması,
3.Gelir dağılımının iyileştirilmesi ve yoksullukla mücadele,
4.Bölgesel gelişme dinamiklerinin harekete geçirilmesi,
5.Kamuda iyi yönetim için yenilikler getirilmesi

alıntıdır..

Genel Ekonomi Ders Notları

Türkiye’nin sanayileşme hareketi Osmanlı İmparatorluğu zamanında başlamıştır.Batı Avrupa ülkelerinin henüz makineli bir üretim devrine girmediği XV-XVII’inci yüzyıllarda Osmanlı İmparatorluğu sanayi yönünden dünyanın ileri gitmiş ülkelerinden birisi kabul ediliyor ve bazı lüks maddeler hariç genellikle bütün sanayi ürünleri İmparatorluk sınırları içinden karşılanıyordu.Özellikle Lonca adı verilen ve imal edilen malların satış fiyatları ile satış yöntemlerini düzenleyen ve belirleyen yerel kuruluşlar sayesinde çinicilik dokumacılık ve gemi yapımı gibi sanatlar çok ileri bir düzeye yükselmişti.Düzenli ve kontrollü bir biçimde yürütülen sanayi faaliyetleri sonunda üretilen tekstil ürünleri silahlar deri ve cam eşya dış piyasalara çok kolaylıkla ihraç ediliyor ve tersanelerde Venedikliler için savaş ve ticaret gemileri yapılıyordu.
Osmanlı İmparatorluğu devrinde göze çarpan sanayi faaliyetlerinin ulaştığı düzeyi kısaca şöyle belirtmek mümkündür:

• Kömür ve Tersane İşleri
Osmanlı İmparatorluğunda ilk fabrikalar II.Mahmut devrinde savaş sanayi ile başlamıştır.Bu devirde Sinop İzmit İstanbul tersanelerinde buharlı gemilerin yapıldığı ve bazı ahşap teknelerin Londra’ya götürülerek içine makine konulduğu gözlenebilmektedir.Ancak kurulan bu fabrikalar için kömüre duyulan gereksinim çok fazlaydı.Çünkü o zamana kadar dışarıdan getirilen kömür bütçeden önemli bir payı dışarı akıtıyordu.Bu dönemde işletmeye açılan Ereğli Kömür İşletmeleri Osmanlı sanayinde bir başlangıçtır.Türkiye’nin ilk kömür havzası 1829’da işletmeye açılmıştır.Aynı işletme giderek Evkafı Şahane’ye devredilmiş fakat kömür havzaları iyi işletildiği için Rum ve İngiliz işletmecilerine borç karşılığında işletilmek üzere kiraya verilmiştir.

• Savaş Sanayi
Osmanlı kendi gereksinmelerine yeterli bir savaş sanayine sahip olup baruthaneler top küre yapan imalathaneler mevcuttu.Bunların hammaddesini sağlayan madenler de vardı ve işletilmekteydi.Fakat Osmanlı İmparatorluğunda asıl savaş sanayine geçiş Abdülaziz devrinde olmuştur.Zira bu devirde Osmanlı İmparatorluğuyla İngiltere arasındaki siyasal ilişkiler savaş sanayine girişim için uygun bir ortam ortaya koyuyordu.Bunun sonucu olarak da ülkede tophane ve barut fabrikaları yapılmıştır.

• Dokuma Sanayi
Dokuma sanayinde gene ordu gereksinmesini karşılamak için devlet sermayesiyle kurulan dokuma fabrikalarının yanı sıra eskiden kurulan bir takım fabrikalar da vardır.Örneğin; Hereke Bakırköy fabrikaları gibi.Ancak bu fabrikaların rasyonel bir şekilde işletildiklerini söyleyebilmek mümkün değildir.Bu nedenle de bu fabrikalara karşın ordu gereksinmesi için dışardan mal getirilmeye devam edilmiştir.

• Maden Çıkarılması
Ülkedeki maden yataklarının büyük bir çoğunluğu yabancı sermaye tarafından işletilmekteydi.Örneğin; Zonguldak kömürleri manganez ve krom madenleri gibi.Ancak yine de bu işletmeler imparatorluk ekonomisine katkıda bulunuyorlardı.

• Halı Sanayi
Büyük bir çoğunluğu yabancı sermaye tarafından işletilmesine karşın özel yerli sermayenin de mevcut olduğu bu kesim imparatorluk sanayinin en ileri gitmiş dallarından biriydi.

Görüldüğü gibi sanayi grupları içersinde ilk sırayı gıda sanayi almakta bunu sırasıyla dokuma ve kağıtçılık sanayi izlemekte en düşük pay ise kimya sanayine ait bulunmaktadır.
Fakat Osmanlı İmparatorluğunun sanayi ve teknik üstünlüğünü Batı Avrupa ülkelerine kabul ettirdiği devir ancak XIX’ uncu yüzyılın başlarına kadar sürmüştür.”XVIII’inci yüzyılda İngiltere’de başlayan ve hızla diğer Batı Avrupa ülkelerine yayılan fabrika sanayi atılımına çeşitli ekonomik sosyal ve siyasi nedenlerle ayak uyduramayınca sanayi faaliyetleri önce bir duraklama devresine girmiş sonra da Batı Avrupa ülkelerinin kapitalist ve büyük hacimli üretim düzeni karşısında imparatorluğun ev ve el imalatına dayanan küçük sanayi kuruluşları yavaş yavaş kapanmaya başlamıştır.”
Bununla beraber Osmanlı İmparatorluğunda sanayi faaliyetlerin gerileme ve zamanla çökmesi yalnız Batı Avrupa ülkelerinde makinenin üretime katılması ve dolayısıyla modern sanayinin doğuşu ve böylelikle küçük sanayi üretimiyle fabrika üretiminin rekabet edememesi değildir.İmparatorluğun o zamanlardaki durumunun ve yaşama koşullarının da küçük sanayinin çöküşü ve ortadan kalkışı üzerinde büyük etkisi olmuştur.Bu olumsuz nedenlerin başında da ”kapitülasyonlar” ile uygulanan yetersiz bir sanayi politikası bulunmaktadır. Yabancı ülkelerle imzalanan ticari anlaşmalar sonunda yabancılara tanınan çeşitli hukuki ve ekonomik ayrıcalıkların oluşturduğu kapitülasyonlar yalnız imparatorluğun siyasal yapısını yıpratmakla kalmamış aynı zamanda milli ekonomisine kadar etki edebilen bir olumsuzlukla yabancı uyruklulara veya onların ortak ve adamlarına tanınan iç ve dış ticaret serbestisi sonucu yabancı kökenli malların bütün limanlardan ve vergi ödemeden ülkeye girmesine veya transit geçmesine izin verilmesi devletin milli sanayisini korumadan tamamen yoksun bırakmış ve ülkeyi yalnız bir hammadde deposu ve Avrupa’nın pazarı haline getirmiştir.Örneğin; 1832-1902 yılları arasında yabancı kökenli mallarda %3-8 oranında gümrük vergisi uygulanıyor ve bu gibi mallar yerli ürünlere uygulanan %12-50 oranındaki dahili vergiler dışında bırakılıyordu.
Kapitülasyonlar dışında Osmanlı İmparatorluğunda küçük sanayinin çöküşünü hazırlayan düğer nedenler:
Yabancıların yaptıkları reklamlar sonunda Batı kültürünün de etkisiyle halkın zevklerinde meydana gelen değişiklikler ve bu nedenle yabancı mallara karşı olan talebin artması
Avrupa giysilerinin devlet tarafından resmen kabul edilmesi fabrika sanayi imalatı olan Avrupa kumaşlarına ihtiyaç göstermiş bu nedenle de İmparatorluğun önce pamuk sonra ipek sanayi büyük zarar görerek çok sayıdaki tesis hızla kapanmıştır.
Türkler daha çok askerlik devlet memuriyeti çiftçilik gibi işlerle uğraştıkları için milli emek fabrika sanayini kurabilecek ve devam ettirebilecek bir nitelik ve niceliğe ulaşamamış bundan dolayı da teknolojik buluşlardan sanayi bilgi ve deneylerden yararlanmak ve böylelikle küçük el sanayi kuruluşlarını büyük fabrika sanayi haline getirmek mümkün olmamıştır.
Sanayinin zorunlu kıldığı kredinin sağlanamaması ve bu krediyi sağlayacak milli bankaların bulunmaması
Başta kapitülasyonlar olmak üzere bütün bu nedenlerle Osmanlı İmparatorluğu sanayinin çöküşünü hızlandırırken bu duruma son verebilmek ve sanayi sektörüne yeni bir atılım kazandırabilmek için özellikle XIX’uncu yüzyılın ikinci yarısında bir takım tedbirlere başvurmuş ve bu amaçla 1863 yılında bir ”İslahi Sanayi Komisyonu” kurmuştur.Ancak kapitülasyonlar ve diğer nedenlerle komisyonca öngörülen yeni tedbirlerden ve çıkarılan sanayi kanunundan olumlu sonuçlar elde edilememiş yeniden kurulmasına çaba harcanan fabrika sanayinin bir kısmı rantabl olmayan teşebbüsler halinde kalmış diğer kısmıysa kısa zaman sonra faaliyetlerine son vererek kapanmışlardır.
XX’nci yüzyıla girildiği zaman Osmanlı İmparatorluğunda mevcut olan başlıca sanayi kuruluşları: Feshane Hereke Zeytinburnu dokuma fabrikaları Beykoz deri ve postal fabrikası savaş sanayi ile ilgili birkaç barut ve fişek fabrikası Tophane ve tersane tesisleri Ergani bakır Eskişehir lületaşı maden işletmeleri…Ancak hemen eklemek gerekir ki bu kuruluşların birçoğu Cumhuriyet dönemine de devredilmiş ve bu dönemde de çeşitli gereksinmelerin karşılanmasında çok önemli roller oynamışlardır.Hatta bunların bazıları günümüzde bile faaliyet halindedir.Ancak bu oluş hiçbir zaman Osmanlı İmparatorluğundan Cumhuriyet dönemine söz konusu edilebilecek nitelik ve nicelikte sanayi kuruluşunun devredildiği anlamına gelemez.
Kısa ve savaşla geçen Meşrutiyet devrinde sanayi alanında önemli bir çalışmanın yapıldığını görebilmek mümkün değildir.1913 yılında sanayi tesisi kurmak isteyenlere parasız hazine arsası vermek ve bunları bazı vergiler dışında tutmak amacıyla ”Teşvik-i Sanayi Kanunu” yürürlüğe konmuşsa da 1914’de başlayan I.Dünya Savaşı nedeniyle bu kanundan faydalanabilmek ve yeni tesisler meydana getirebilmek mümkün olmamıştır.Bununla birlikte 1914 I.Dünya Savaşı’nın kapitülasyonları fiilen sona erdirmesi üzerine sanayi alanında bir canlanmanın olabileceği ümidi uyandığı için 1915 yılında İstanbul İzmir Bursa Bandırma İzmit Uşak ve Manisa gibi bazı kentlerde sanayinin mevcut durumunu saptama amacıyla bir sanayi sayımı yapılmış ve bu sayımın sonuçları ”1913-1315 Sanayi Tahriri” adı altında yayımlanmıştır.Sayıma konu olan kurumların dağılımı yukarıdaki grafikte gösterilmektedir.
Osmanlı İmparatorluğu sanayindeki azınlık ve yabancı payları da bu sayım sonunda belli olmuştur.

Tabloda görüldüğü gibi Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki sanayinin sermaye ve emek miktarının ancak %15’i Türklerin elinde diğerleriyse azınlık ve yabancı girişimcilerin elinde bulunuyordu.
1916 yılında koruyucu nitelikte yeni bir gümrük kanunu daha yürürlüğe konulmuş ve devletçe birtakım kalkınma tedbirleri alınmıştır.Fakat savaş içinde bulunulması ve savaşın kaynakları yitirmesi teşebbüs edilen bütün tedbirlerden olumlu sonuçlar alınmasına olanak vermemiştir.
Kurtuluş Savaşı sonunda yeniden kurulan Türkiye Devleti ise Osmanlı İmparatorluğu’ndan yıkıntı halinde bir ülke devralmıştır. Sanayi faaliyetleri büyük ölçüde durmuş sanayi tesisleriyse ilkel ve çökük bir görünümdeydi. Askeri ve siyasal zaferin Lozan’da onaylanmasına karşın ülkede sanayileşmeyi gerçekleştirebilecek nitelik ve nicelikte eleman olmadığı gibi bunların yetişmesine olanak verecek eğitim kurumları da mevcut değildi. Uzun yıllar sanayi ve ticari faaliyetleri elinde bulunduran azınlıklar Kurtuluş Savaşı’ndan sonra ülkeyi terketmiş sanayi alanında çalışacak eleman bulması son derece güçleşmişti. Diğer yandan kapitülasyonların ekonomi üzerindeki büyük ve yıkıcı etkisi unutulmadığı için yabancı sermayeden yararlanılması da düşünülmüyor ve sanayileşmenin gerçekleşmesi tamamiyle iç kaynaklara bağlı bir durum gösteriyordu.
Dış şokların etkisiyle 1978 yılından itibaren büyüme oranı yavaşlamış 1979-80 yıllarında ise duraklama yerine gerilemeye gidilmiştir. Yeni politikalarla birlikte imalat kapasite kullanım oranının artması enerji ve diğer alt yapı yatırımlarındaki canlanma ve ihracata dönük yatırımlara öngörülen teşviklerle birlikte yeni yatırımların yapılması sonucu 1983 yılında imalat sanayinin büyüme hızı ise %9.3’ e yükselmiş 1985 yılı için büyüme hızı ise imalat sanayinde %6.1’ e düşmüştür. Büyüme hızı 1986’ da %8.5 1987’de %10.1 1988’de %1.3 ve 1989’ da %1.4 olarak gerçekleşmiştir. İmalat sanayinin alt sektörlerinden metal eşya makine ve taşıt araçları grubunda 1988’ de %2.2 gerileme kaydedilmişken bu oran 1989’da %13’ lük bir gerileme göstermiştir.Ara malları sanayi imalat sanayi üretiminde 1985 yılında %44 1988’de %44.7 1989’ da %45.1 paya sahiptir.
İmalat sanayinin toplam ihracatımızdaki payı 1985 yılında %75.3’ e 1987 yılında %79.1’ e varan ve 1989 yılında %79.9’ a yükselmiştir. İhracatımıza en fazla katkıda bulunan sanayi dalları ise son yıllarda dokuma sanayi ve demir- çelik sektörü olmuştur. Bunları %4.9’ luk payla petro kimya ürünleri %3.6’ lık payla kimya ürünleri ve %3.3’ lük payla petrol ürünleri takip etmektedir.

1980 ylı hariç özellikle madencilik imalat ve enerji sektörünü de kapsayan toplam sanayi sektörü oranında bir büyüme gerçekleşmiştir.1994 yılında ülkemizde yaşanan ekonomik krizin ardından imalat sanayi üretiminde gözlenen hızlı artış eğilimi 1998 yılının ikinci çeyreğine kadar devam etmiştir. 1997 yılında Güneydoğu Asya ülkelerinde ve Rusya’ da ortaya çıkan krizler sonucu imalat sanayi üretim hızı yavaşlamıştır. 1999 yılında küresel krizin etkilerinin ve finansman sorunlarının devam etmesinin yanında sanayi kuruluşlarının büyük bir bölümünün bulunduğu Marmara bölgesindeki depremin neden olduğu hasar imalat sanayini olumsuz etkilemiştir. 2000 yılında depremin ekonomik etkilerinin giderilmeye başlaması ve genelde sağlanan istikrar ortam nedeniyle üretimin tekrar artış eğilimine girdiği gözlenmektedir. İmalat sanayi sektörü içinde en yüksek paya sahip olan petrol ürünleri sektöründe üretimin artması toplam sanayi üretimindeki daralmayı sınırlandırmıştır. Taşıt araçları sanayi üretimi başta binek otomobillere yönelik olmak üzere iç talepte ortaya çıkan daralmaya ve baz etkisine bağlı olarak azalmıştır.Makine üretimi gıda sektörü ve tekstil üretimi belirsizliklerin artmasıyla azalmıştır.
1999 ve 2000 yılları imalat sanayi faaliyet sınıfları içindeki CR4 yoğunlaşma oranları dikkate alınarak karşılaştırıldığında önemli düzeyde gerçekleşen değişimlerde azalma ve artma dengeli bir biçimde olmuştur. Yoğunlaşma düzeylerinde azalma görülen sektörlerin başında 16.14 puan ile ateşe dayanıklı olmayan kil ve seramik yapı malzemesi ürünlerinin imalatı gelmektedir. Yoğunlaşma oranlarında önemli derecede artış görülen sektörlerin başında ise 26.02 puan ile halat ip sicim ve ağ imalatı gelmektedir.2000 yılından sonraki dönemde statik bir verimlilik artışı yaşanmıştır. Yani emek verimliliği artmış ancak istihdamda önemsenir bir artış gözükmemiştir. 2000–2001 yıllarında 35 kodlu kimya-petrol sanayi hem katma değer hem de kısmi verimlilik faktörlerinde en yüksek düzeydeki sektör olarak bulunmuştur.
2002 yılından sonraki makro ekonomik performans yüksek büyüme oranları ve düşük enflasyon imalat sanayinde önemli düzeyde verimlilik artışlarıyla beraber gerçekleşmiştir. Büyümenin verimlilik odaklı olması gereği başta MPM olmak üzere birçok kurum kişi ve kesimlerce sürekli dile getirilen bir husus olmuştur.
2004 yılında 2000 yılına göre imalat sanayinde üretim % 245 artmıştır. İstihdam ise %0.22 düşmüştür. Öte yandan emek verimliliği %248 oranında artmış buna karşın reel ücretler ise % 143 oranında gerilemiştir. Türkiye’ de ülke ekonomisinin yavaş yavaş istikrara kavuşmasıyla üretim sektöründe yaşanan talep artışı endüstriyel otomasyona olan ilgiyi arttırıyor. Özellikle otomasyonun en fazla kullanıldığı ve %30’lara yakın üretim artışı yaşanan makine imalatı başta olmaz üzere petrol dağıtım plastik kozmetik tekstil kimya ilaç gibi sektörlerde yaşanan canlanma otomasyon alanında hizmet veren firmaları yatırıma yöneltiyor.
Türkiye’de sanayi üretimindeki artışın son yıllarda belirli sektörlere yoğunlaştığını bununla dünyadaki trendlere çok bağımlı olduğu görünüyor. Bunlar arasında gemi inşa sektörü şu anda yeni hizmete giren inşası süren tershanelerin kapasitesinin mevcut tershane kapasitesinde daha fazla olmasıyla dikkat çekiyor.
Tuzla’nın Aydınlı koyunda yoğunlaşmış olan gemi inşa sektörü bu koyun dolmasıyla birlikte diğer kentlere yayılmaya başladı. Sektörde çok hızlı bir yatırım girişi ve sipariş patlaması gözleniyor. Mevcut tershaneler 2008 yılına kadar yeni sipariş kabul etmediklerini 2010 yılına kadar da tam kapasite çalışacaklarını açıklamış durumdadır. Hükümet Türkiye’nin 2013 yılında dünyanın ilk dört gemi üreticisi arasına gireceğini ilan etti. Bu durumun en önemli nedeni dünyadaki gemi inşa sektöründeki canlanma ve Türkiye’nin sunduğu bazı avantajlardır.

Türkiye’ de İmalat Sanayinin Yapısı ve Özellikleri

İmalat sanayinin yapısını çeşitli ölçütlere bakarak incelemek mümkündür. İmalat sanayinde faaliyet gösteren işyerleri ölçekleri bakımından büyük ve küçük işyerleri şeklinde ayrıma tabi tutulabilir. Büyük ve küçük işyerlerinin sektör içindeki görece ağırlıkları bu sektörün teknolojik düzeyi rekabet yapısı vb. konularda fikir verebilir. İmalat sanayinde üretilen mallar tüketim malları ara malları ve yatırım malları şeklinde incelenebilir. Bu kategorilerin görece ağırlıklarında zaman içimde meydana çıkan değişmeler; ara ve yatırım malları sanayilerinin daha hızlı gelişmesi teknolojik anlamda sanayileşmenin göstergesi sayılmaktadır.
Türkiye ekonomisi karma bir ekonomiye sahip ayrıca sanayi içinde kamu ve özel kesimlere ait işletmeler bulunmaktadır. Bu kesimlerin görece paylarında zaman içimde meydana gelecek değişmeler karma ekonomik sistemin hangi yöne kaydığının işareti olacaktır. Öte yandan kamu ve özel kesimlere ait işyerlerinin verimlilik istihdam enerji kullanımı ve yeni teknolojilere uyum vb. açılardan karşılaştırılması hangi kesimde kaynakların daha etkin kullanılacağını gösterecektir.

İmalat Sanayinde İşyeri Büyüklüğü

İmalat sanayinde faaliyet gösteren işyerleri hakkında bilgileri DİE tarafından gerçekleştirilen sayım ve anketlerden öğreniyoruz.
1990’ lı yıllarda Türkiye’de 200 bin imalat sanayi işyeri mevcuttur. Bunlardan çok büyük bir bölümü %90 dan daha fazlası küçük atölye niteliğindedir.
Küçük işyerleri sayısal üstünlüğe sahip olmalarına karşılık istihdam sermaye sermaye yatırımı ve yaratılan katma değerde görece olarak küçük paylara sahiptirler. Büyük işyerlerinin yatırım katma değer ve çıktıdaki nisbi payları çok daha büyüktür. Büyük ölçekli üretimin görece ağır bastığı alt sektörler kimya makina kağıt ana metal sanayileridir. Küçük ölçekli işyerlerinin en yüksek paya sahip olduğu sanayi dalları ise orman ürünleri dokuma sektörü ve diğer sanayi dallarıdır.
Türkiye’de imalat sanayinde küçük işyerlerinin çok yaygın olmasının ve büyük ve küçük işyerlerinin bir çok nedeni vardır.
1. Sermaye yetersizliği ve teknolojik gerilik işletmeleri dokuma giyim eşyası ve gıda maddeleri vb. geleneksel yöntemlerle üretilen hammaddesi yurtiçinde sağlanabilen nüfus artışına paralel olarak iç talebi yükselten malların üretimine yöneltmektedir.
2. Türkiye’de 1980 öncesi dönemde uygulanan sanayileşme modeli küçük üreticilerin devam etmesi ve yaygınlaşması için uygun bir ortam hazırlamıştır.
3. Halkın küçük tasarruflarının üretime yönlendirilememesi
4. İmalat sanayinde işyerleri ölçeğinin belirlenmesinde başvurulan ölçüt işçi sayısıdır.

İmalat Sanayinde Kamu ve Özel Kesimlerin Yeri

Ekonominin her sektöründe özel girişime ve kamuya ait işletmeler birlikte faaliyet göstermektedirler. Kamuya ait işletmeler birlikte faaliyet göstermektedirler. Kamuya ait işletmelerin özel işletmelerle rekabet ilişkisi içinde değil yardımlaşma ve tamamlama ilişkisi içindedirler.
Kamu kesimi imalat sanayinde 34 endüstriden 25’nde faaliyet göstermektedir. Kamu kesiminin görece ağlığının fazla olduğu sanayi dalları petrol ürünleri demir çelik tütün gıda-içki ve ana kimyadır. Diğer sanayi dallarında hem kamu hem de özel kesime ait i yerleri birlikte faaliyet göstermektedir.
İmalat sanayine bakıldığında kamu kesiminin sektör içindeki nispi payının zaman içinde azaldığı özel kesimin payının süratle yükseldiği görülür.
Kamu kesimi işyerlerinin sayı olarak büyük bölümü tüketim malları üreten sanayi dallarında yer almaktadır.Ancak olaya üretilen çıktı değeri veya katma değer açısından bakarsak ara mallar üreten sanayi dallarında daha büyük görece paya sahip olduklarını görürüz.

Genel Değerlendirme Sonuç ve Öneriler

1980–2005 döneminde Türkiye imalat sanayinin kapsamlı olarak incelendiği bu araştırmada yapılan analiz ve incelemeler sonucunda ortaya çıkan temel bulgular bunların değerlendirmesi ve öneriler şunlardır.

• 1980–2001 döneminde 22 yıllık sürede imalat sanayinde reel katma değer üç katına çıkmıştır. Ancak bu göstergede istikrarsızlıkların da yaşandığı saptanmıştır.
• Ortalama üretim verimliliği (çıktı/girdi) en yüksek değerine 1993’te ulaşmış 2000 ve 2001 krizlerinin etkisiyle yaşanan gerilemelerle tekrar 1980 yılının verimlilik düzeyine inmiştir.
• Gerek katma değer gerekse üretim verimliliğinde görülen dalgalanmalar imalat sanayinde istikrarsız bir maliyet yapısına ve teknolojiden yeterince yararlanılmadığına işaret etmektedir.
• İmalat sanayi üretim verimliliğinde 1994 ve 2000 krizlerinin olumsuz etkileri özel kesime göre kamu kesiminde daha çok hissedilmiştir.
• 2004 yılında 2000 yılına göre imalat sanayinde üretim % 245 artmıştır. İstihdam ise %0.22 düşmüştür. Öte yandan emek verimliliği %248 oranında artmış buna karşın reel ücretler ise % 143 oranında gerilemiştir.
• 2000 yılından sonraki dönemde statik bir verimlilik artışı yaşanmıştır. Yani emek verimliliği artmış ancak istihdamda önemsenir bir artış gözükmemiştir.
• Türkiye imalat sanayisi içinde ortalama olarak en yüksek katma değer yaratan sektör 35 kod numaralı kimya petrol sanayidir. İkinci sırada 38 kodlu metal eşya makine teçhizat ulaşım aracı ilmi ve mesleki ölçme aletleri sanayi gelmektedir.
• Türkiye imalat sanayinde İstihdam ve katma değer açısından ise 31 kodlu gıda 32 kodlu dokuma ile 35 kodlu kimya-petrol ve 38 kodlu metal eşya ve makine sanayileri önemli yer tutmaktadır.
• 1980–2001 döneminde işgücü verimliliği en yüksek sektör 35 numaralı kimya-petrol sanayidir. En düşük verimlilikler ise 32 kodlu dokuma-giyim ile 33 kodlu orman ürünleri ve mobilya sanayilerinde görülmektedir..
• Genel olarak tüm sektörlerde 22 yıllık süreçte işgücü verimlilik artışlarında önemli yükselmeler gözlenmiştir. 22 yılda 25 katına ulaşan sektörler bulunmaktadır. Kanımızca bu sonuç katma değer artışlarının yükselmesinden ziyade çalışan sayılarının büyük ölçüde gizlenmesinden ve sigortasız işçi çalıştırılmasından kaynaklanmıştır.
• Ortalama sermaye verimliliği 1996–2001 itibariyle en yüksek sektör 39 kodlu diğer imalat sanayi (kuyumculuk müzik aletleri v.s.) dir. Bu sektörün sermaye verimliliği artış hızı da en yüksek sektör olması ilginçtir. Gerçekten bu sektörde son 5 yılda üretim atağı olduğu görülmektedir.
• Türkiye’nin kuyumculukta AB’de büyük ilerleme göstermesi ve pazarda önemli paylar alacağı beklenmektedir. Ancak bu sektörün Türkiye imalat sanayisi içindeki payı çok düşüktür.
• İmalat sanayi genelinde ortalama sermaye verimliliği artış hızları ortalama işgücü verimliliği artış hızından daha düşük ve istikrarsız olarak gerçekleşmiştir. Bu durum sermaye kullanımının verimliliği sağlayacak teknolojik yenilikleri algılayamamış olmasının yanı sıra sektörlere verilen teşviklerin dağınıklığı nedeniyle sermayenin istikrarsız ve yön değiştirme eğiliminde olmasından kaynaklanmış olabilir.
• 2000–2001 yıllarında 35 kodlu kimya-petrol sanayi hem katma değer hem de kısmi verimlilik faktörlerinde en yüksek düzeydeki sektör olarak bulunmuştur.

İMALAT SANAYİİNDE EĞİLİMLER

İmalat sanayinde kapasite kullanım oranı geçen yılın aynı ayına göre 23 puan artmış ve % 832 seviyesinde gerçekleşmiştir.
Aylık İmalat Sanayi Eğilim Anketi’ne cevap veren 2679 işyerinden derlenen verilerin geçici analiz sonuçlarına göre 2005 yılı Kasım ayında % 809 olan üretim değeri ağırlıklı kapasite kullanım oranı 2006 yılı Kasım ayında % 832 seviyesinde gerçekleşmiştir.

İç pazarda talep yetersizliği işyerlerinin tam kapasite ile çalışmamasının en önemli nedenidir.
2006 Kasım ayında işyerlerinin tam kapasite ile çalışmamasının nedenleri arasında talep yetersizliği ilk sıradadır. Hammadde yetersizliği mali imkansızlıklar işçilerle ilgili meseleler ve enerji yetersizliği diğer nedenlerdir. İç pazarda talep yetersizliği % 476 ve dış pazarda talep yetersizliği % 179 oranında etkili olmuştur. Mali imkansızlık % 35; hammadde yetersizliği; yerli mallarda hammadde yetersizliği % 43 ve İthal mallarda hammadde yetersizliği % 29 işçilerle ilgili meseleler % 18 oranında etkili olmuştur.

Üretim miktarı Kasım ayında bir önceki aya göre % 47 artmıştır.
İşyerlerinde Kasım ayı üretim miktarı % 47 artmıştır. Aralık ayında üretim miktarını % 01 artacağı beklenmektedir. Kasım ayı satış miktarı % 88 artmıştır. Aralık ayında % 10 azalacağı beklenmektedir. Kasım ayı satış fiyatları aynı kalmıştır. Aralık ayında % 01 artacağı beklenmektedir. Kasım ayı hammadde fiyatları % 03 artmıştır. Aralık ayında % 03 artış beklenmektedir.

Aöf Türkiye Ekonomisi Ders Notları


AÖF Türkiye Ekonomisi Ders Notları

• Roma,İslam,Çin,İran,Osmanlı dev. dünya imparatorluklarıdır.
• Osmanlı Devletinin üretim tarzı VERGİSEL ÜRETİM idi.
• DİRLİK:Has,tımar,zeamet topraklarının genel adıdır.
• HAS: Geliri 100.000 akçeden fazla olan üst düzey yöneticilere verilen toprak.
• ZEAMET: Geliri 20.000–100.000 akçe arasında olan bürokratlara verilen toprak.
• TIMAR: Geliri 0–20.000 akçe olan bürokratlara verilen toprak.
• Ekonominin temel örgüsü, sermaye biriktirmek değil toplumun ihtiyaçlarını karşılamak ve devleti ayakta tutacak vergileri sağlamaktı.
• 16.-18.yy Devlet ithalatı destekliyor İhracatı ise ülkede mal darlığı oluşmaması için denetliyordu.
• 16.yy da omsalı devleti bazı yeni sorunlarla karşılaşır bunlar;1)Avrupa ülkelerini askeri tek. gelişimi ve Osm. Devletini batıya açılımının durması.2)Avrupa da tarımsal ürün ihtiyacının artması sonucunda, Osmanlı devletinden alınan ürünlerle altın ve gümüş bolluğu paranın değer kaybına yol açmıştır.
• Avrupa ve ABD 19.yüzyılda 3 asırdan buyana süregelen kapitalist sist.merkezi ol
• 1856 Islahat fermanı YABANCI SERMAYE YATIRIMINA izin vermiştir.
• 1876 Nizamnamesi YABANCILARIN TOPRAK ALINMINA izin vermiştir.
• 1838 Balta limanı ant. YABANCILAR İÇ GÜMRÜK VERGİLERİNDEN muaf
• 1789–1844 yılları arasında fiyatlar 10–15 kat arttı.
• 1844 Tashih-i ayar kararıyla gümüş kuruş, gümüş mecidiye, altın liranın madeni içerikleri tespit edildi.
• Tağşiş: Madeni para içersindeki değerli maden oranını azaltma işlemi.
• Osmanlı Dev.1840 yılında KAİME denilen ilk kâğıt parayı çıkardı.
• 1860 da devlet kaimeleri toplattı.1863de banknot basma yetkisini Fransız-İngiliz sermayeli Bank-ı Osmanî-i Şahaneye verildi. Banka sıkı para politikası uyguladı.
• Osmanlı devleti 1854de KIRIM savası ve Avrupa devletlerinin zorlaması ile İLK BORÇ alındı.
• 1881 de MUHARREM KARARNAMESİ ile DÜYUN-UMUMİYE idaresi kuruldu.
• İngilizler ve Almanlar Ege, Çukurova, İç Anadolu da, Irakta ve hicazda demir yolu inşa etti.
• 1820–1914 arasında Osmanlı ülkesinde Pamuklu ürün ithalatı 100 kat arttı.
• 1914–1920 arasında Milli Hasıla %33 azaldığı tahmin edilmektedir.
• 1923–1929 yıllarında Milli gelirin yıllık ortalama artış oranı %9 oldu. Sanayinin GSMH da payı %11
• 1929–1931 de dış ticaret kontrolü uygulandı.1930 da Merkez Bankası kuruldu.
• 1933 de beş yıllık sanayi planı uygulandı. Kurulan sanayiler sayesinde devlet üç beyazda(Dokuma, Un, Şeker)dışa bağımlılıktan kurtuldu.
• Sanayinin milli hâsıladaki payı 1929 da %10 dan 1939 da %18e yükseltildi.
• 1940–1945 İkinci dünya harbi yılları;1)Erkeklerin silâhaltına alınması üretimi azalttı.2)Buğday üretimi %50 azaldı.3)İthalat yarı yarıya azaldı.4)Sanayileşme programı askıya alındı.5)1942 de varlık vergisi denilen bir kereye mahsus servet vergisi alındı.6)1944–1946 yıllarında toprak mahsulleri vergisi ile tarımsal ürünler vergilendirildi.7)1940 da çıkarılan milli koruma kanunu ile çalışma süreleri uzatıldı, özel işletmelere geçici olarak el konuldu, ithalatta ve iç ticarette fiyatlara azami sınırlar konuldu, ihracata asgari sınırlar konuldu, temel ihtiyaç mallarını vesika ile dağıtıldı.
• Türkiye 1946 da doların kurunu.1.28 den 2.80 liraya çıkararak bir DEVALÜASYON yaptı.
• 1973 yılında OPEC’in petrol fiyatlarına yaptığı büyük zamla uluslararası iktisadi daralma oluştu.
• 1977 kadar Türkiye sanayileşme sürecini BORÇLANARAK sürdürdü.
• 1980 itibaren askeri rejim ile ithal ikameci sanayileşme politikası son buldu. Dünya Bankasının Yapısal Uyum Programlarını uygulayan ilk ülkelerden biri oldu.
• 1984 de döviz alım satımı serbestleşti.
• Osmanlı devletini Dünya İmparatorluğu 18.yüzyıla kadar sürmüştür
• Sermaye birikimi ile oluşan dünyanın ilk sanayi ülkesi İngiltere’dir.
• Korumacı-devletçi sanayileşme dönemi 1930–1939.
• Türkiye den yurt dışına yurt dışından Türkiye ye sermaye transferi 1989 da serbestleşmiştir.
• Tımar sis. çökmesiyle celali isyanları, yeniçeri isyanları, vali isyanları ve büyük kaçgunu doğurmuştur.
• 1981 de banka faiz hadleri üzerinde sınırlamalar kaldırılınca FAİZ hadleri yükseldi.
• GSMH: Genellikle bir yılda bir ülkenin sahip olduğu kaynaklarla üretilen tüm tamamlanmış malların piyasa değeridir.
• GSYİH: Genellikle bir yılda bir ülkenin sınırları içersinde üretilen tüm tamamlanmış malların piyasa değeridir.
• Türkiye de net faktör gelirleri ARTI değer almaktadır bunda en büyük sebep İŞÇİ DÖVİZLERİDİR.
• GSMH nın dolara çevrilmesinde Dünya Bankasında kullanılan ATLAS yöntemi ile çevrilir.
• ATLAS YÖNTEMİ: Ülkenin milli gelirini dolara çevirirken cari yılın döviz kuru ile bir önceki yılın kurlarının ortalaması alınır.
• Türkiye de 2000 yılı itibari ile kişi başına düşen milli gelir 3100 dolardır. Orta gelirli ülke kategorisi.
• 2000 yılında en yüksek milli gelir Lüksemburg(42.000)en düşük Etiyopya’dır.
• Türkiye’nin satın alma gücü paritesi 2000 yılında 7000 dolardır.
• GSYİH içinde HİZMETLER SEKTÖRÜ payı %50ye çıkmıştır.
• GSYİH içinde sürekli azalan sektör TARIM sektörüdür.2002 yılında %13 dür.
• GSYİH içinde en büyük paya MARMARA BÖL sahiptir.
• 1-Marmara 2-Ege 3-İç Anadolu 4-Akdeniz 5-Karadeniz 6-GD Anadolu 7-D Anadolu
• 1989 yılından sonra GSMH’daki çıkan istikrasızlığın sebebi aşırı spekülatif sermaye hareketleri.
• GİNİ KATSAYISI: Gelir eşitsizliğinin katsayısı. Katsayının artması eşitsizliğin artması demektir.
• 2002 anket sonuçlarına göre, Türkiye’de ilk %20’lik dilime giren hane halklarının toplam gelirden %5,3 oranında, beşinci %20’lik dilime giren hane halklarının ise %50 oranında pay aldıkları belirlenmiştir. Buda önemli bir gelir dağılımı bozukluğudur.
• 1994 de ücretli ve maaşla çalışanların oranı %23,7 iken 2002 yılında %35,8 olmuştur.
• Transfer gelirlerinin toplam gelirden aldığı pay 1994’de %10 iken 2002 yılında %17,5 olmuştur. Sebebi emekli sayısının artışı
• DİE ye göre çalışan erkeklerin esas işten elde edikleri ortalama yıllık kazanç, kadınların 4 katıdır.
• Çalışan fertlerin %51,5 i kırlarda , %48,5 i ise kentlerde yaşamaktadır.
• Türkiye için 1994 ve 2001 yılları dışarıya döviz aktarıldığı dönemlerdir.
• Ülke bireylerinin refah düzeylerinin saptanması ve karşılaştırılması için kullanılan araç KİŞİ BAŞINA MİLLİ GELİR.
• Gelirin işteki durumuna göre dağılımında toplam sayıları ile işten elde ettikleri gelir kaynakları açısından en dengede olan kendi hesabına çalışanlardır.
• Bir ekonomide Toplam Kaynaklardan Dış Kaynaklar ve Tüketim çıkarıldığında TOPLAM YURTİÇİ TASARRUF kalır.
• GSMH içinde 1985 yılında %25’lere çıkıp sonra durağanlaşan sektör SANAYİ’DİR
• Milli geliri emek, sermaye, toprak sahipleri olmak üzere 3 temel üretim faktörü arasında nasıl dağıldığını gösteren gelir dağılımı FONKSİYONEL GELİR DAĞILIMI.
• DİE tarafından yapılan hane halkı gelir dağılım anketleri 1987, 1994, 2002 yılları arasında yapılmıştır.
• Kişi Başına Milli Gelir GSMH($) / ÜLKE NÜFUSU olarak hesaplanır.
• Ekonomi genel dengesi; Toplam kaynaklar ile Toplam harcamalar arasındaki ilişkidir.
• Türkiye geneli için 1987–1994 ve 2002 yılarına ait GİNİ katsayısı değerleri;0,43 0,49 0,44
• Çalışan bireyler içinde 2002 yılına göre çalışanların %32,4 kadınlardan oluşmaktadır.
• Fonksiyonel gelir dağılımına göre toplam gelirden EN FAZLA payı alan kesim FAİZ, KİRA, KAR
• 1981–1988 Dışa Açık Büyüme yıllarında GSMH %2-%10 Aralıklarında POZİTİF BÜYÜME göstermiştir.
• Sabit sermaye stokuna yapılan ilavelere YATIRIM denir.Sabit sermaye yatırımları Makine-Teçhizat ve İnşaat ’dır.
• Makine-Teçhizat Yatırımları; Yatırım amaçlı binek otolar, Ulaşımım araçlarıdır.
• İnşaat Yatırımları; Özel ve Kamu kesimi tarafından yapılan İnşaatları kapsamaktadır. Ev, Apartman, Ticari, Sınaî, Kültürel ve İdari yapılardır.
• Yatırımları etkileyen faktörler: Faiz Oranı, Karlılık, İç ve Dış Talep, Büyüme, Döviz Kuru, Ücretler, İstikrarsızlık
• Türkiye’de toplam yatırımların GSMH ya oranı 1968–2001 arasında %20 ile %25 arasında dalgalanmaktadır.
• 1980–1988:İhracata yönelik büyüme 1989–1994 ış finansal serbestlik 1994 sonrası: Kriz sonrası daralma
• Özel sektör yatırımlarındaki azalma Mal Hareketinin Serbestleşmesi ve İhracata Yönelik Büyümedir.
• Dünya bankasının 1988, 1990, 1992 yıllarında yayınladığı ‘Adjustment Lending’ raporuna göre Yapısal uyum programını uygulayan ülkelerin Yatırımlarında ortaya çıkan azalışın nedeni politik belirsizlik ve reformların yavaş yapılması gibi nedenleri yatırımlarda bir DİNLENME olarak yorumlar.
• 1980’lerin başında yatırımların olumsuz etkilenmesinin sebebi, Yüksek Enflasyonun Yarattığı Belirsizlik ve İstikrasızlık ortamı
• Özel Sektör yatırımları 1988 yılında ciddi bir ivme kazanmıştır.
• ULAŞTIRMA – HABERLEŞME özel sektörün yatırım payının EN ÇOK artırdığı sektördür.
• Ticarete konu olan sektörlerden sadece turizm sektöründeki artışın nedeni Döviz kazanma potansiyelinden uzun dönemde yararlanmaktır.
• Ücretlerin azaltılması ve devalüasyonlar aracılığı ile ihracat fiyatlarının düşürülmesinin 3 olumsuz sonucu vardır. 1) Ülke içi bölüşümü bozar. 2) Yatırımların maliyetini artırır 3) Devalüasyona dayalı bir rekabet gücü artışı dış ticaret hadlerini ülke aleyhine gelişmesini sağlar.
• Kamu yatırımları içinde İmalat Sanayinin payı azalırken, en yüksek yatırım payına Ulaştırma-Haberleşme sahiptir.
• Kamu kesimini Makine ve Teçhizat yatırımı %7,Bina ve Bina dışı inşaat ise %17’dir.
• 2002 yılında kamu ve özel kesim yatırı toplamı içersinde özel sektörün yatırım payı %68’dir.Bunun %44’ü makine teçhizata, %24 ise bina inşaatına yöneliktir.
• Genel olarak kamu ve özel kesim bina ve bina dışı inşaatının toplamı %41 toplam makine teçhizat yatırımı ise %51’dir.
• Yatırımlara sağlanan destekler; 1) Gümrük vergisi ve toplu konut istisnası. 2) Yatırım indirimi 3) Katma değer vergisi istisnası 4) Vergi, Resim, Harç istisnası 5) Kredi tahsisi
• Yatırım teşvik belgelerinin sektörel dağılımı;%59 imalat sanayi,%33 hizmetler,%4 madencilik,%3 enerji,%1 tarım
• Türkiye’de yabancı sermaye girişini düzenleyen ilk kanun 18 Ocak 1954 tarihinde yürürlüğe giren 6224 sayılı yabancı sermaye teşvik kanunudur.
• 5 Haziran 2003 de doğrudan yabancı yatırımlar kanunu kabul edilmiştir. Bu kanunla yabancı şirket yabancı sermaye genel müdürlüğünden almak zorunda olduğu ön izinden kurtarılmıştır.
• Türkiye’ye en çok yabancı sermaye yatırımı yapan ülke FRANSADIR. Hollanda, Almanya, ABD kaynaklı firmalar devam etmektedir. İtalya ve İngiltere’nin de payı göz önüne alınırsa. Türkiye ile AB’nin arasındaki sıkı ilişki dikkat çekmek’ dedir.
• Yabancı sermayenin sektörel dağılımı; 1982’de %59 imalat, %39 hizmet.2002’de %58 hizmetler, %40 imalat.
• Yatırım teşviklerinden Marmara, İç Anadolu, Ege, Akdeniz bölgelerinin toplamı %69 dur.
• Özel kesim ticarete konu olmayan sektörlerin GSMH 2001 yılı içinde %9’dur.
• Teşvik belgesi kapsamında Yatırım indirim oranı %40-%200 arasında değişmektedir.
• Kamu sektöründe toplam kamu imalat sanayi üretiminin %65 KİMYA SEKTÖRÜ tarafından yapılmaktadır.ikinci büyük sektör ise GIDA sektörüdür.
• Özel sektörde katma değer yaratan 2 sektör vardır.Bunlar 2001 yılında yaklaşık %22 ile MAKİNE ve DOKUMA sektörüdür.
• İmalat sanayii toplam(özel ve kamu)katma değerinin GSMH içindeki payı 2001 yıllında %20 düzeyine çıkmıştır.
• 1980 yılından itibaren imalat sanayi ihracatı çok hızlı bir artış göstermektedir.
• Özel sektörde alt sektörlerin özel sektörün katma değeri içindeki payları istihdam paylarından yüksektir.Bu konuda tek istisna DOKUMA sektöründendir.Kamu sektöründe ise Sektörlerin istihdam payları katma değer paylarından daha yüksektir.Bunu tek istisnası sermaye yoğun sektörü olan KİMYA sektörüdür.
• İmalat sanayi alt sektörleri uluslar arası sanayi sınıflandırmasına göre 9 alt sektöre ayrılmaktadır.Bunlar Gıda,Dokuma,Orman,Kağıt,Kimya,Toprak,Ana l,Makine ve diğer alt sektörlerdir.
• Kar paylarının hesaplanmasında dikkate alına 2 temel maliyet bulunmaktadır.ÜCRETLER ve ÜCRET DIŞI GİRDİ MALİYETLERİDİR.
• Türk İmalat sanayiinde ücretler dışındaki maliyetlere yansıyan en önemli unsur REEL DÖVİZ KURUDUR.
• Toprak ürünleri en uzun soluklu yatırım hamlesini sürdüren sektördür. 1987 yılından günümüze ortalama %11 yatırım oranı ile diğer tüm sektörler arsında Rekor kırmıştır.
• İmalat sanayii büyüme kalıplarına ilişkin kalıplar yatırmalardaki,verimlilikteki ve istihdamdaki büyümelere dayalı olarak yapılabilir.
• Bunlar;Yoğun büyüyen sektör,Kapasite kullanımına dayalı büyüyen sektör,Yaygın büyüme gösteren sektör,Dinamik etkin sektör,Statik etkin sektör,Durgun kalıp,Daralan kalıp,Atıl birikim kalıbı,Emek kullanımına dayalı kalıp,Daralan birikimsiz kalıp
• 1974-77 döneminde dinamik ve yoğun büyüme kalıbı görülmektedir
• 1978-79 Döneminde Durgun ve emek kullanımına dayalı büyüme görülmektedir.
• 1980 yılında Durgun ve Emek kullanımına dayalı bir KRİZ yılıdır.
• 1981-83 İhracata yönelik Büyüme dönemin başlangıcı olan bu dönem Kapasite kullanımına dayalı dinamik bir büyüme kalıbı göstermektedir.
• 1984-88 ihracata yönelik büyümenin olgunlaştığı dönemdir.Dinamik büyüme kalıbı devam ederken Kapasite kullanımına dayalı büyümenin yerini yoğun büyüme kalıbı almaktadır.
• 2000 dinamik kapasite kullanım oranına dayalı,2001 statik-kapasite kullanım oranına dayalı bir büyüme kalıbı içersindedir.
• Eğer ücretlerdeki artış verimlilikteki artışı aşıyorsa emek-yönelimli sanayileşme politikalarının geçerli olduğu,eğer reel ücretlerindeki artış,verimliliğin gerisinde kalıyorsa sermaye-yönelimli bir kalıbın geçerli olduğu söylene bilir.
• İthal ikameci politikaların izlendiği 1974-77 dönemi toplam imalat sanayii için verimliliğin,ücretlerden daha hızlı bir artış gösterdiği sermaye yönelimli dönemdir.
• İhracata yönelik büyüme kalıplarının izlendiği dönemler(1981-83 ve 1984-88) gerek imalat sanayi gerek alt sektörler için sermaye yönelimli olarak görünmektedir.Tek istisnası 1981-83 döneminde KİMYA sektörüdür.
• Toplam imalat sanayiinde emek yönelimli olan 2 döneme rastlanmaktadır.Finans al serbestlik politikalarının uygulandığı 1989-93 ve 1995-99 dönemleridir.TEK İSTİSNASI 1989-93 dönemi hariç KAĞIT sektörüdür.
• Krizden çıkabilmek için benimsenen bölüşüm kalıbı Bölüşümün sermaye yönelik olarak değiştirilmesi gerekir.
• Toplam imalat sanayiinde emek yönelimli bölüşüm kalıplarına 1989-93 ve 1995-99 dönemlerinde rastlanmakladır.
• İmalat sanayi yatırmalarının 1980 yılından sonra 20 yıl süre ile ortalama %5 civarında sabit kalma nedenleri;Devalüasyonlarla paranın değerinin düşürülmesi,Faiz oranlarının yükselmesi ve iç Talebin yükselmesi ihracatın azalması ve imalat sanayiinde iç talebe yönelik yatırmaların yapılmasına neden olmuştur.
• Türkiye de tarım sektöründe yaşanan işsizlik türü GİZLİ İŞSİZLİK(FİRKSİYONEL) dır.
• Türkiye tarımının evrensel ve kurumsal özellikleri :1 ) Alt yapının yetersiz ve bozuk olması,2) Girdi çıktı ilişkilerinde sorunlar olması,3) Üretim pazarlama konusunda sorunlar olması,4)Büyük ölçüde gizli işsizlik olması
• Türkiye de tarım sektörü genel sosyo-ekonomik yapısındaki kriterler; 1)sektörün ulusal gelire katkısı 2)Ülkenin gıda ürünlerinde kendine yeterlilik durumu 3) Sanayi sektörüne girdi sağlaması 4)istihdamdaki payı
• Türkiye’de kır-kent nüfus dengesinde 1950 yılından itibaren oransal,1980 yılından itibaren ise mutlak olarak azalmaktadır.
• Cumhuriyetin ilk yıllarında tarım sektörünün,ekonomik kalkınmayı sağlayıcı sektör olarak seçilmesinin nedenleri;1)Ülkenin sanayi kapasitesinin yetersiz olması 2)Kaynak eksikliği 3)Tarım sektörünün gelenekselliği 4)Eğitilmiş personel yokluğu
• Traktör dış alımına koşut olarak Türkiye de tarım yaygın ve hızlı bir gelişme sürecine 1950-53 yıllarında girmiştir.
• 2000 yılların başında tarım sektörünün GSMH içindeki payı %13 dür.
• Özelleştirme ana planı çerçevesinde birinci sırada özelleştirilecek KİT’ler;YEMSAN ve TİGEM ’dir
• AB gümrük birliği anlaşması kapsamında ele alına TARIM ürünleri;İçeriğinde SÜT-TAHIL ve ŞEKER bulunan işlenmiş tarım ürünleri.
• Tarım politikalarının amaçları;1)Tarımsal üretimin sürekliliğini sağlamak 2)Ülkenin gıda güvenliğini sağlamak 3)Tarım üreticilerinin ve tüketicilerinin yaşam düzeyini yükseltmek 4)Üretimin ulusal ekonomiye katkı oluşturmasını sağlamak 5)Amacı dış ticarette rekabet üstünlüğü elde etmektir.
• Tarım politikası araçları; 1)Pazar fiyat desteği 2)Doğrudan gelir desteği 3)Dolaylı gelir desteği 4)Genel hizmetler
• İlk Pazar fiyat desteği uygulaması olan buğday destekleme alanları 1932 yılında başlamıştır.
• Tarımsal ürünleri artış hız nüfus artış hızının gerisine 1980 yıllarda düşmüştür.
• Türkiye’nin dış satımına konu olan geleneksel tarım ürünleri;FINDIK,İNCİR,ÜZÜM,TURUNÇGİLLER,ZEYTİN YAĞI,TÜTÜN,BAKLAGİLLER ve BUĞDAY UNUDUR.
• Hasat döneminde tarımsal ürün fiyatlarının düşmesinin nedenleri; 1)Çok miktarda ürünün piyasaya çıkması 2)Ürün çeşidine göre değişen depolama olanaklarının yetersizliği 3)Üreticinin finansman yetersizliği 4)Pazarlama olanaksızlıklarının yetersizliği
• Türkiye köylüsünün BEKA STRATEJİSİ adı altında yaşamını sürdüre bilmek için aradığı ve bulduğu yollar;1)Yeni gelir olanakları yaratmak 2)Birikeni tüketmek ve borçlanmak 3)Tüketimi sınırlama ve kadın emeğinin sömürüsünü derinleştirmek.
• Türkiye’de tarımsal işletme başına düşen ARAZİ miktarı ortalama 5,9 hektardır.
• URGUAY TURU KARALARI: 1)Sübvansiyonlu dış satım miktarının azaltılması 2)İç pazarın koruyucu önlemlerinin ortaklaştırılarak düzeyinin indirgenmesi 3)Sağlık ve bitki sağlığı önlemlerinin dünya genelinde uyumlaştırılması 4)Ülkelerin tarım sektörüne verdikleri iç desteklerin indirgenmesi
• Türkiye işlenmiş tarım ürünleri dış alınımın %90ı AB ülkelerinden yapmaktadır.
• AŞAR vergisi 1925 YILINDA Yürürlükten KALDIRILMIŞTIR.

Etiketler:genel ekonomi ders notları genel ekonomi ders notları pdf genel ekonomi dersi temel ekonomi ders notları genel ekonomi ders notu çorak arazilerin ağaçlandırılması ile ilgili yazı genel ekonomi ders notları merkez bankası genel ekonomi ders kitabı pdf ziraat genel ekonomi ders notu kısa genel ekonomi ders notları genel ekonomi EKONOMİ İLE İLGİLİ TEMEL DERS NOTLARI genel ekonomi tüm ders notları genel ekonomi ders içeriği genel ekonomi maliye ders notları genel ekonomi ders konuları genel ekonomi bütünleme ders notları genel ekonomi dersi notlar genel ekonomi önemli konular ege ziraat genel ekonomi final soruları
Genelkurmay: Genelkurmay, silahlı kuvvetlere komuta etmek için kurulan en üst düzey kuruluştur.
Türkiye Cumhuriyeti Genelkurmay Başkanlığı: Türkiye Cumhuriyeti Genelkurmay Başkanlığı (T.C. Gnkur. Bşk., eski adıyla Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisliği), Türk Silahlı Kuvvetleri'ni komuta eden ve yönlendiren Türkiye'deki en üst düzey askerî birim.
İnternet: İnternet, dünya genelindeki bilgisayar ağlarını ve kurumsal bilgisayar sistemlerini birbirine bağlayan elektronik iletişim ağıdır.
Nüfus: Nüfus, belirli bir zamanda sınırları tanımlı bir bölgede yaşayan insan sayısıdır. Sözcük çoğunlukla insan sayısını belirleyen bir kavram olarak kullanılır.
Genel görelilik: Genel görelilik, ya da göreliliğin genel kuramı, 1916 yılında Albert Einstein tarafından yayımlanan kütleçekimin geometrik kuramı.
Ekonomist: Ekonomist (iktisatçı): Kaynakların insan ihtiyaçlarını en iyi karşılayacak şekilde kullanılmasını, sınırsız insan ihtiyaçlarından kıt kaynaklarla karşılanacak olanların belirlenmesini, ihtiyaçları karşılayacak mal ve hizmetlerin üretiminde kaynakların en iyi şekilde dağıtılmasını, üretilen mal ve hizmetlerin bölüşümü konularında çalışan kişidir.
Ekonomik İşbirliği Örgütü: |-
OECD: |-
Ekonomik liberalizm: Ekonomik liberalizm, liberalizmin temellerini atan ilk düşünürlerin, bireylerin mülkiyet hakkı ve devletten bağımsız ekonomik özgürlük kavramlarına dikkat çekmesi üzerine oluşmuş siyasi ideloji.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir