Günlük Örneği

adalet cunta daha dair edebiyat tarihi eser fuat gibi hangi ilk karar kitap muhsin ndan oktay akbal orhan kemal sevgi soysal sona trt tutum vs..

Günlük Örnekleri

Adalet Ağaoğlu’nun ‘dert dökme defterleri’
Usta romancımız Adalet Ağaoğlu’nun geçtiğimiz haftalarda iki kitap halinde yayımlanan günlükleri hem yayın dünyasındaki en ‘taze’ günlükler olması hem de yakın entelektüel tarihimize ışık tutması bakımından önem taşıyor. Damla Damla Günler başlığıyla yayımlanan eser 1969 yılından Adalet Ağaoğlu’nu TRT’den istifaya doğru götürecek ‘karar zamanı’ndan başlıyor; 22 Temmuz 1996 tarihinde yazarın uğradığı ‘trafik saldırısı’yla sona eriyor. Günlüğün ilk cildinde yazarın Ölüme Yatmak adlı romanını nasıl zihninde kurguladığını ‘karnında taşıdığını’ okurken bir yandan da entelektüel çevrelerde kimlerin cunta yanlısı olduğunu hangi yazarların özgürlükçü bir tutum sergilediğini öğreniyoruz. Damla Damla Günler Sevgi Soysal’dan Muhsin Ertuğrul’a Orhan Kemal’den Behçet Necatigil’e kadar isimlerin yer aldığı bir yakın edebiyat tarihi resmigeçidi. Adalet Ağaoğlu’nun kendi deyişiyle bu ‘dert dökme defterleri’ tıpkı romanları gibi edebiyatımızın seçkin bir burcunda hep var olmayı sürdürecek.Oktay Akbal Anılarda Görmek Geçmişin Kuşları ve Yeryüzü Korkusu adlı üç günlüğünde öykülerindeki sıcak dünyayı yansıttığı kadar edebiyat dünyasına dair birçok anekdot da aktarıyordu. Muzaffer Buyrukçu’nun uzun günlükleri içinse ‘anekdot günlükçülüğü’ demek daha yerinde olur. Fethi Naci’nin eleştiri günlükleri Türkçede başka örneği olmayan yapıtlardır. Naci’nin günlüklerini okurken kuram bilgisinin yanında edebiyat lezzeti ve yaşanmışlığın sıcaklığını da buluyor insan. Memet Fuat’ın son yıllarını anlattığı günlüklerinin hayatı boyunca tutulmuş olması kuşkusuz edebiyatımız için büyük kazanç olurdu. Günlük yayımlanmak için mi yazılır? Yazanın kendini temize çıkarma çabası mıdır yoksa bir iç döküş mü? Kişi günlük yazarken ne kertede içten olabilir? Bu soruların yazılmış günlükler kadar çok cevabı var. Ne olursa olsun günlük bir edebiyat türüdür. Sabır işidir. Yaşanmışlığın tadı kadar gündeliğin ayrıntılarıyla da güzelleşir günlükler. Kimisi içtiği çayı yazar günlüğüne bu bile güzeldir. Çünkü bir yazardır o çayı içen… Günlüğün olduğu yerde herkes sustuğundan yazan devleşir. Bazen de bütün çaresizliğiyle okurunun karşısındadır. Salâh Birsel günlüklerinden birinde “Ölmeden bu günlük güzelleşmiş olamaz.” yazmıştı. Günlük tutmak işte bu duygudadır. Günlük gelecekte bir gün en çok okunan tür olabilir mi? Bir şey söylemek zor. Ancak günlüklerin edebiyat var oldukça yaşayacağı kuşku götürmez. Çünkü edebiyat ayrıntı demektir. “Her gün not tutun; açık okunaklı. Tarih atmayı da unutmayın. Hayatımın günlüğünü günü gününe tutmuş olsaydım şimdilerde bir Larousse sözlüğü olurdu elimde. Duyulmuş derlenmiş bir kelime yeniden karşılaşılan bir dünyadır. Ah neler yitiriyoruz! Bütün o yitirdiğimiz incileri düşünün! Hayatınızın günlüğünü yazın!”Max Jacob Genç Bir Şaire Öğütler çev. Salâh Birsel

Okumadan ölmeyin
Yaşama Uğraşı Cesare Pavese çev. Cevat Çapan Günlükler Franz Kafka çev. Kâmuran ŞipalGünlük Andre Gide çev. N. Alsan Huzursuzluğun Kitabı Fernando Pessoa çev. Saadet ÖzenApaçık Yüreğim Charles Baudelaire çev. Sait Maden Zaman Zaman İçinde Andrei Tarkovski çev. Seda Kervanoğlu Jurnal 1-2 Cemil Meriç Yaşamak Cahit Zarifoğlu Bir Hüzün Güncesi Katherine Mansfield çev. Şadan Karadeniz Günlükler Soren Kierkegaard çev. İbrahim Kapaklıkaya

Bulursanız okuyun
Bir Yazarın Günlüğü Virginia Woolf çev. Fatih Özgüven Sylvia Plath’ın Günceleri çev. Şadan Karadeniz Hastane Günlüğü Hervé Guibert çev. Tahsin Yücel Tutsaklık Güncesi Louis Althusser çev. Esra Özdoğan Günlükler Stefan Zweig çev. İlknur Özdemir Defterler Albert Camus çev. Ümit Moran Altan Gündökümü Tomris Uyar Günler Cemal Süreya Aynalar Günlüğü Salâh Birsel El Yazılarına Vuruyor Güneş İlhan Berk

Keşke günlükleri Türkçeye çevrilse
Hermann Melville Victor Hugo J. W. Goethe Witold Gombrowicz Romain Rolland NovalisWalt Whitman Henry James Stendhal W.B. Yeats

Keşke günlük tutsalardı
Oscar Wilde Behçet Necatigil Immanuel Kant Şeyh Galib Thomas Bernhard Vüs’at O. BenerArthur Rimbaud Bilge Karasu J.D. Salinger Ahmet Hâşim Günlükler arasında bir zaman yolculuğu CEMAL SÜREYA’DAN 543. Gün Milliyet Sanat’a uğradım. Fethi Naci Eleştiri Günlüğü’nü yollamış. TV’de sekiz otuz haberlerinde birden Edip Cansever’in ölüm haberi verildi. Bu haber inanılmaz ölçüde sarstı beni. Rastlanmadık bir biçimde ve yüksek sesle ağlamaya başladım. Oğlum fazla kaygılanmış gelip avutucu şeyler söyledi. Turgut’ta bunca sarsılmamıştım. Üst üste gelişte bir şey var belki. Otuz yıllık arkadaşımdı. Yalnız sanat serüvenimizi değil haya serüvenimiz de iç içe durumlar yaşamıştır. 544. Gün Sabah altıda evden çıktım. Bomboş sokakları dolaştım durdum. Başımda bir uğultu. Tuhaf da bir heyecan. Rıhtımda yürüdüm. 1 Haziran 1986” (Günler) ***

FERİT EDGÜ’DEN
Degerndorf aralık 58 … Duygusuz. Yola çıktığımdan beri duygusuz her şeyin önünde ve her yerde. Her şey yabancı; her şey ilgimin dışında. Az önce balkona çıkıp ap ak çevreye bakarken yeniden anladım bunu. Kar burada her şeyi örttü. Olduğum yerden hiçbir şey görünmüyor; ne bir ağaç ne bir ev hiçbir şey. Her yer ap-ak. Gözyorucu bir aklık (boşluk?). (…) Yazmayı denemiyorum bile. Bu boşlukta yazmak? Niçin? Kimin için? Nasıl? Ordan oraya bocalıyordum. Şimdi biraz duruldum. Yazmak diye bir sorunum yok. Giderek belki okumak diye bile. Yanımda getirdiğim kitapların hemen hiçbirine el sürmüyorum. Bir çukur oluşuyor çevremde bu çukura gün geçtikçe daha bir gömüldüğümü duyuyorum. … Acı çekme isteği. Kendini yeniden bulma.(Bir Günlüğün Günlüğü-kitaplaşmamıştır) ***
TURGUT UYAR’DAN
30.01.1956 Az konuşur olmayı suskun olmayı erdem saymıyorum artık. Kendini kaçırmak kendini gizlemek gibi geliyor bana. 27.02.1956 İzinliyim. Boşum. İlgisiz dolaşıyorum sokaklarda. Bu boşluk bu kayıtsızlık ürküntü veriyor bana. Doğaya uygun yapmacıksız bir yaşama özlüyorum. Kurtuluşumuz şiirden falan gelmeyecek yaşamamızdan gelecek gelecekse. 3.1.1956Nigâr Hanım’ın şiirlerini okudum. Elbette ilkel şiirler birçoğu. Ama birden düşünüyorum. “Gücenme aslı harâbım senin firâkında” dizesi bir bakıma bir şiir geleneğinin yenilenmesi döneminde yeni bir duygu yeni bir söyleyiş sayılamaz mı? Geçmiş ozanları duygularının söyleyişlerinin cılızlığı yüzünden küçümsemek doğru mu? Duygular yeni biçimler duyarlanma yeni. Bugün bu şiirleri dolayısıyla bu duyguları ancak eski şiirler öyle yazıldığı için daha iyi anlıyoruz. Öyleyse iyi kötü bütün geçmiş ozanlara selam. (Günlük-kitaplaşmamıştır) ***

ALİ CANİP YÖNTEM’DEN
Cuma 5 Mart 1920 Bugün öğleye kadar evde uyudum. Sonra sokağa çıktım. Arkadaşlardan diş tabibi Şevki Bey’le Cafer Ömer’i ziyarete gelmişlerdi. Fakülteye götürdüğümüzü söyledim. Oraya gittiler. Cumartesi 6 Mart 1920 Öğle üzeri fakülteye gittim. Doğru Ömer’in odasına girdim. Bitap yatıyordu. Elini elime aldım. Ter içindeydi. Burnunun delikleri kararmış gibiydi. Nefesi de intizamsızdı. Hizmetçi kadınlara sordum. Gece çok sayıklamış “Burası hastane değil tımarhane… Ben Canip’e gideceğim!” demiş. Dalgındı “Ömer! Ömer!” diye seslendim. Gayet fersiz gözlerle bana baktı: “Tanıdın mı?” dedim. Kendine mahsus çabuk ifadeyle kafasını sallayarak “Canip!” dedi yine daldı. Kâğıdına baktım: hararet “39 2” şeker litrede 28. Bir müddet bekledim. Sonra tekrar seslendim: “Ömer konsültasyon günü yarınmış erkenden gelirim. Artık gideyim mi?” Kafasını salladı “Git git!” dedi. Yeis içinde ayrıldım. Fakat hâlâ ümit ile doluydum. Çünkü Ömer ve ölüm birbirine tamamıyla yabancı iki şeydi. Eve gelirken deniz kenarında hizmetçime rasgeldim. Bana doğru koşuyordu. “Ne var?” dedim. “Sizi Tıbbiye’den istiyorlarmış. Rıdvan Beyler’de bekliyorlar” cevabını verdi. Soluk soluğa komşumuza gittim. Ortada bir fevkalâdelik vardı. Nihayet anlaşıldı: Ömer ölmüş!… (Ömer’in Ölüm Hastalığına Dair Notlarım-Ömer Seyfettin 1947) ***

ŞAİR NİGAR HANIM’DAN
31.10.1917 İleride bu satırlar bir kimsenin gözüne değerse defterin güzelliğine şaşılmasın! Onu bugün Mahmutpaşa’da satın aldım ama az kaldı canım pahasına. Aman Yarabbi! İstanbul’umuza böyle ne oldu? Kalabalıktan tramvaylara girmek kabil değil ki! Toptan gülle çıkar gibi zorla bir vagona attım. Bu tramvaya girmek değil ezilmek üst baş parçalamak… Ne oldu halkımıza Yarabbi? Bu her yeri dolduran kifayetsiz kaba kötü dilli insan kalabalığı nereden geldi? Evde yalnızlığıma sokakta bu kalabalığa dayanamıyorum ağlayacak hale geliyorum. İşte böyle avunmak için avare bir kuş gibi çırpınıyorum. Şu defterle de dertleşmesem çıldıracağım. 8.2.1918 Dün Naciye Sultan’a telefon edip “Pek göreceğim geldiyse de vasıta bulunmadığı için mehcur kaldığımı” söylemiştim. Lütfen araba gönderdi. Havanın şiddetine rağmen pek rahat gittim. Beşe kadar birlikte vakit geçirdik çay içtik. Sultan Efendi pek ziyade iltifat etti -Bu harb ne zaman bitecek? diye benden sordu. Halimiz ne olacak Yarabbi? Acıklı insanlık daha ne zamana kadar böyle inleyecek? (Hayatımın Hikâyesi) ***

CAHİT ZARİFOĞLU’NDAN
ANKARA 1978 28 KASIM Üstad Necip Fazıl’ı Mola otelinde ziyaret ettik. Büyük Doğu’yu son beş sayı çıkarıp kapayışından sonra arkadaşlar Akif Erdem Rasim onunla ilk kez karşılaşıyorlar. Alaeddin ve Mehmet de var. Üstad: -Büyük Doğu son çıkışında en parlak dönemini yaşadı. Kapanmasında çeşitli nedenler oldu. Ama en büyük amil siz oldunuz dedi.Otelin ilk katında lobideyiz. Üstad sakin yumuşak ve yalnız. Saat 18’de beni Akabeden aradığında -Arkadaşlara da haber ver gelsinler son bir görüşme yapalım dedi. Erdemle Rasim’i görebileceğimi söyledim. Bu telefondan az önce bu ikisine Üstad’ın önceki gelişinde yine kendilerini istediğini; ancak kendilerine haber veremediğimi anlatıyordum. Telefon tam o anda geldi. Büroya çıktık. Yine Üstad’ın telefonu. Bu kez Akif’le Hasan’ı da haberdar etmemi istedi. Lobi tenha. Üstad: -Bana giran geldiniz diyor. Geçen olayları kısaca özetliyor. Rapor 4’te yazdıklarını ılımlı bir dille tekrar ediyor bir bakıma. (…) Üstad’ın söylediklerini aradan 24 saat bile geçmediği halde hemen hemen hiç hatırlamıyorum. Tek tek cümleler aklıma geliyor. Mesela -Yalnızım dedi. Ondan böyle bir şeyi ilk defa duydum. Korkuyor insan. (…) (Yaşamak) ***
OKTAY AKBAL’DAN
28 Aralık Çarşamba Ocak’ın 29’unda tam on yıl olacak. Ziya Osman Saba’yı karlı bir havada Eyüp’te toprağa vermiştik. Yıllar çabuk mu geçiyor belirli bir yaştan sonra? Çocuklukta günler haftalar bitmezdi bir türlü. Ama yolun yarısına gelmeyegör her şey kopuk bir film gibi akıveriyor… Ziya Osman’ı son görüşümde ince bir dosya çıkarmıştı çekmeceden. “Nefes Almak” yazıyordu üzerinde. Yeni kitabıydı. “Ölümümden sonra çıkacak ” demişti. “Haydi haydi ” demiştim “Okurları o kadar bekletmeye hakkın var mı?” Gülümsemişti. Birkaç hafta sonrasını mı düşünerek. Ben düşünememiştim o günden ötesini. Canlı bir insanın hele bir dostun bir sevilenin yok olabileceğini düşleyemiyoruz. On yıl geçip gitmiş bile. Şiirlerini karıştırıyorum. Bilmeyen Ziya Osman’ı yaşamı süresince ölümü özleyerek bekleyen biri sanır. Hep ölüm hep ölüm düşünceleri. O ölümü değil dünyada bulunamayacak bir çeşit “yaşam”ı özlüyordu. (Anılarda Görmek) ***
HİLMİ YAVUZ’DAN
Sabah 24 Mayıs Bu kaldırımüstü açık hava kahvesini seviyorum. Sabahları güneş almıyor ve rüzgâr duyumsanabiliyor. İlkyaz sabahları bu kentte bir ağaç hışırtısıyla işte buradayım bu kahvede çayımı içmeye hazırlanıyorken birden bir kokuyla belirsiz geliveriyor. Kağşamış gövdemi üşütmemeye çalışarak ve onunla o yaşlı atık gövdeyle genç ilkyaz arasındaki karşıtlığı bilincimde kavrayarak; bilincimin işte bir ince dilim limon koyup gövdeyle ilkyazın bileşimi olduğunu düşünerek içiyorum çayımı. Eskiden çok eskiden bir öykü yazmıştım. Malte gibi söyleyeyim: Ah öyküler yazardım ben genç kızların mavi kurdelelerinden söz açan düz pabuçlu ve ince beyaz pardösüleri olan ve yağmurlardan; o öykülerden birinde akşamları sokağa çıktığımda yüzüme menekşelerin atıldığını yazmıştım; -ve ‘ah cumartesiler başkadır sokaklar başkadır’ diye yazmıştım. Şimdi burada bu zarif kaldırımüstü kahvesinde İstanbul’da ondan asla kopamadığım için beni izlemeyen bu kentte (şimdi neler çağrıştırıyor bu kent ‘polis seni izliyor’lardan polis izliyor’a) bu cumartesi sabahı limonlu çayımı bitirmek üzereyken ve nedense bir çay daha isteyerek gündelik yaşamımı inceltiyorum sanki. (…) (Geçmiş Yaz Defterleri) ***
CEMİL MERİÇ’TEN
26.2.1963 Ağaç her gün meyve vermez. Konuşmayan ağaçlar da vardır. Ne dallarında çiçekler gülümser baharları ne çiçeklerinde arılar dolaşır. Konuşmayan ağaçlar da var… Zindanda söylenen şarkıyı kim dinler? Zindanda söylenen şarkı ölüm kokar zincir kokar küf kokar. Ölüm açacak kapısını bir sabah o zindanın ardına kadar. Kuşlar gibi geçiyor günler önünden cıvıldamıyorlar. Günler tren günler mavi ufuklarda eriyen birer ümit. Kanatlarından yakalayamıyorsun kuşları. Tren sessiz gidiyor rüya ülkelerine. (Jurnal – Cilt 1) ***

TOMRİS UYAR’DAN

26 Aralık 1975 Öykü kitabım çıkmış. Cağaloğlu’na inip alacağım birkaç tane. Hava yağmurlu pis. Köprünün tam ortasındayken yaygın büyük bir kızıllık aldı gözümü. Şoför de şaşırdı. Birilerine sorduk Gürün Han’da yangın çıkmış. Öteki hanlara da sıçramış. Halk öyle alışık ki böyle olaylara kılı bile kıpırdamıyor. Sıkışan trafiği yarıp güvercinlere yem atanlar var kimse başını çevirip yangına bakmıyor. Oysa gök ürkütücü kara dumanlarla kaplı. İlk kitabımı basacak biri çıktığında bayağı sevinmiştim. Çünkü büyük çoğunluğun çarçabuk benimseyeceği bir iş yaptığımı sanmıyorum bunu anlamam epey vakit aldı; ama artık kimlere seslendiğimi biliyorum. Bana dar küçük gelen hiçbir şeyi kullanamayacağımı da. Üç-beş kitap alıp eve döndüm. Kapağı elledim sevdim. Bütün nesneleri varlıkları ancak dokunarak tanıyabiliyorum. Bir kadının saçlarının parlaklığını inceliğini bir erkeğin omuzlarını ancak değince anlayabiliyorum. Kitabım da artık benim sayılamayacağına göre onu da dokunarak kavramaya çalıştım. (Gündökümü) ***

ATAÇ’TAN
17 Nisan Cuma 1953 Baktım çocuklar uçurtma uçuruyor. Her yıl ilkyaz aylarında uçurtmayı gördüm mü bir üzünç duyarım içimde ağlamaklı olurum. Ben uçurtma uçurmadım ki! Çocukluğumda pek isterdim o renk renk kâğıtlardan yapılmış uçurtmaların havalanmasına içimi çekerek bakardım. Annem bırakmazdı beni uçurtma uçurmama. Günah mıymış neymiş öyle bir şey uydurmuştu. (…) Çocukluğum olmadı benim. Çocukluğu olmayanın gençliği de olmaz. Bir şey söyleyeyim mi ben size? İhtiyarlığı da olmuyor böylesinin. Hani güzel bir ihtiyarlık vardır insan çocukluğunda yaptıklarını gençliğinde yaptıklarını hatırlar anlatır da gözlerinin içi parlar ben kendimde değil başkalarında gördüm onu. Çocukluğu gençliği olmamış kişinin yaşlılığında da bir tatsızlık var yalnız ölümü düşünüyor ölümden korkuyor işte o kadar. (Günce: 1) ***

NECİP FAZIL’DAN
Cuma 9 Ocak Bugün hava yağmurlu ve puslu… Saat 2’ye 5 var… Bu âna kadar defterimi açamadım. Halim bir tuhaf… Bugün anladım ki beni delikten çağırdıkları meydancı gelip “Bir isteğin var mı?” diye sorduğu berberin tıraşa geldiği hasılı insanlarla temas ettiğim an üstüme acayip bir uyuşukluk sinsi bir donukluk anlatılmaz bir garipseme hissi çöküyor. Hayret! Bir aylık yalnızlığın tesirine bakın! Hayırdır inşallah; nereye gidiyorum? Perşembe 15 Ocak Şiir kitabımı bitirdim; ve güya rahat bir nefes aldım. Hava suratlı… Saat üç buçuk… Gaz sobam trampet çalıyor. Yevmiyemin 40’ıncı gününe rastlayacak olan 20 Ocak Salı gününün iple çekiyorum. Cuma 16 Ocak Allah… Başka tek kelime söyleyemeyecek haldeyim. (Kırk Günlük Hapishane Yevmiyesi-Cinnet Mustatili)
Sayı: 19

Günlük Örneği 1

ŞAİR NİGAR HANIM’DAN

31.10.1917

İleride, bu satırlar bir kimsenin gözüne değerse, defterin güzelliğine şaşılmasın! Onu, bugün, Mahmutpaşa’da satın aldım, ama, az kaldı canım pahasına. Aman Yarabbi! İstanbul’umuza böyle ne oldu? Kalabalıktan tramvaylara girmek kabil değil ki! Toptan gülle çıkar gibi zorla bir vagona attım. Bu, tramvaya girmek değil, ezilmek, üst baş parçalamak.

Ne oldu halkımıza Yarabbi? Bu her yeri dolduran kifayetsiz, kaba, kötü dilli insan kalabalığı nereden geldi? Evde yalnızlığıma, sokakta bu kalabalığa dayanamıyorum, ağlayacak hale geliyorum. İşte böyle, avunmak için, avare bir kuş gibi çırpınıyorum. Şu defterle de dertleşmesem çıldıracağım.

8.2.1918

Dün Naciye Sultan’a telefon edip “Pek göreceğim geldiyse de vasıta bulunmadığı için mehcur kaldığımı” söylemiştim. Lütfen araba gönderdi. Havanın şiddetine rağmen pek rahat gittim. Beşe kadar birlikte vakit geçirdik, çay içtik. Sultan Efendi pek ziyade iltifat etti,

-Bu harb ne zaman bitecek?

diye benden sordu. Halimiz ne olacak Yarabbi? Acıklı insanlık daha ne zamana kadar böyle inleyecek?

(Hayatımın Hikâyesi)

alıntı

Günlük Örnegi

Günlük Örnegi
Günlük Nedir – Günlük Tutmak – Günlük Yazıları – Günlük Örnekleri Nelerdir – Günlükler Nelerdir – Günlük Örnekleri

Üstad Necip Fazıl’ı Mola otelinde ziyaret ettik. Büyük Doğu’yu son beş sayı çıkarıp kapayışından sonra, arkadaşlar Akif, Erdem, Rasim onunla ilk kez karşılaşıyorlar. Alaeddin ve Mehmet de var. Üstad:

-Büyük Doğu son çıkışında en parlak dönemini yaşadı. Kapanmasında çeşitli nedenler oldu. Ama en büyük amil siz oldunuz, dedi.

Otelin ilk katında, lobideyiz. Üstad sakin, yumuşak ve yalnız. Saat 18’de beni Akabeden aradığında,

-Arkadaşlara da haber ver, gelsinler, son bir görüşme yapalım, dedi. Erdemle Rasim’i görebileceğimi söyledim. Bu telefondan az önce, bu ikisine Üstad’ın önceki gelişinde yine kendilerini istediğini; ancak kendilerine haber veremediğimi anlatıyordum. Telefon tam o anda geldi. Büroya çıktık. Yine Üstad’ın telefonu. Bu kez Akif’le Hasan’ı da haberdar etmemi istedi.

Lobi tenha. Üstad:

-Bana giran geldiniz, diyor. Geçen olayları kısaca özetliyor. Rapor 4’te yazdıklarını ılımlı bir dille tekrar ediyor bir bakıma.

(…)

Üstad’ın söylediklerini, aradan 24 saat bile geçmediği halde hemen hemen hiç hatırlamıyorum. Tek tek cümleler aklıma geliyor. Mesela,

-Yalnızım, dedi.

Ondan böyle bir şeyi ilk defa duydum. Korkuyor insan.

(…)

(Yaşamak)

CAHİT ZARİFOĞLU’NDAN

Günlük Örnekleri

TOMRİS UYAR’DAN

26 Aralık 1975

Öykü kitabım çıkmış. Cağaloğlu’na inip alacağım birkaç tane.

Hava yağmurlu, pis.

Köprünün tam ortasındayken yaygın, büyük bir kızıllık aldı gözümü. Şoför de şaşırdı. Birilerine sorduk, Gürün Han’da yangın çıkmış. Öteki hanlara da sıçramış.

Halk öyle alışık ki böyle olaylara, kılı bile kıpırdamıyor. Sıkışan trafiği yarıp güvercinlere yem atanlar var, kimse başını çevirip yangına bakmıyor. Oysa gök ürkütücü, kara dumanlarla kaplı.

İlk kitabımı basacak biri çıktığında bayağı sevinmiştim. Çünkü büyük çoğunluğun çarçabuk benimseyeceği bir iş yaptığımı sanmıyorum, bunu anlamam epey vakit aldı; ama artık kimlere seslendiğimi biliyorum. Bana dar, küçük gelen hiçbir şeyi kullanamayacağımı da.

Üç-beş kitap alıp eve döndüm. Kapağı elledim, sevdim. Bütün nesneleri, varlıkları ancak dokunarak tanıyabiliyorum. Bir kadının saçlarının parlaklığını, inceliğini, bir erkeğin omuzlarını ancak değince anlayabiliyorum. Kitabım da artık benim sayılamayacağına göre, onu da dokunarak kavramaya çalıştım.

(Gündökümü)

ATAÇ’TAN

17 Nisan Cuma, 1953

Baktım çocuklar uçurtma uçuruyor. Her yıl, ilkyaz aylarında, uçurtmayı gördüm mü, bir üzünç duyarım içimde, ağlamaklı olurum. Ben uçurtma uçurmadım ki! Çocukluğumda pek isterdim, o renk renk kâğıtlardan yapılmış uçurtmaların havalanmasına içimi çekerek bakardım. Annem bırakmazdı beni uçurtma uçurmama. Günah mıymış neymiş, öyle bir şey uydurmuştu.

Çocukluğum olmadı benim. Çocukluğu olmayanın gençliği de olmaz. Bir şey söyleyeyim mi ben size? İhtiyarlığı da olmuyor böylesinin. Hani güzel bir ihtiyarlık vardır, insan çocukluğunda yaptıklarını, gençliğinde yaptıklarını hatırlar, anlatır da gözlerinin içi parlar, ben kendimde değil, başkalarında gördüm onu. Çocukluğu, gençliği olmamış kişinin yaşlılığında da bir tatsızlık var, yalnız ölümü düşünüyor, ölümden korkuyor, işte o kadar.

(Günce: 1)

alıntı

Sponsorlu Bağlantılar
Aramalar: günlük örneği günlük örnekleri gnlk rnekleri günlük örnekleri bul bir günlük örneği
Etiketler:günlük örnekleri günlük örneği günlük örnekleri bul Yazılmış günlükler salah birsel günlük örneği günlük yazıları örnekleri günlük örnekleri oku yazılmış günlük günlük örnekler günlük nasıl yazılır örnek önceden yazılan günlükleri oku yazılmış günlük örnekleri örnek günlükler edebi günlük örnekleri anı örnekleri bul günlük örneği oku günlük örneği salah birsel hazır yazılı günlükler en güzel günlük örneği oku okul öncesinde duygularımız ile günlük plan
Gazete: Gazete, haber, bilgi ve reklam içeren, genellikle düşük maliyetli kâğıt kullanılarak basılan ve dağıtımı yapılan bir yayım olup halka güncel olaylara ilişkin bilgi verme amacı gütmektedir .
Günlük Kabul Edilebilir Alım Miktarı: Günlük Kabul Edilebilir Alım Miktarı (GKEAM) [ İngilizce: Acceptable Daily Intake (ADI) ] olarak bilinen bu değer gıdalarla birlikte alınan maddelerin ömür bıyunca insan sağlığında olumsuz etki yapmadan kullanılabilecek günlük kullanım miktarıdır.
Anadolu sığla ağacı: Anadolu sığla ağacı (Liquidambar orientalis), Altingiaceae familyasından dünyada yalnızca Türkiye'de Fethiye ve Muğla civarında yetişen endemik sığla ağacı türü.
Tür resmi: Tür resmi ya da janr resmi ya da genre resmi ya da günlük yaşam resmi (İngilizce: Genre Painting, Fransızca: Peinture de Genre), ressamların belli bir daldaki ya da türdeki konuları özellikle de günlük yaşamdan kareleri çizdikleri resimlere verilen isim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir