Hacı Bektaş Velinin Kerametleri

Sponsorlu Bağlantılar
ahmet yesevi belli hatem hatun hoca ilim mehmet nin sani soyu sultan ibrahim terk veli ya Hacı Bektaş Velinin Kerametleri Hacı Bektaşi Velinin Kerametleri hacı bektaş veli kerametleri hacı bektaş velinin k..

Haci Bektaş Veli

HACI BEKTAŞ VELİ

DOĞUMU VE SOYU:

Asıl adı MEHMET’tir.Bektaş mahlasıdır.Horasan’ın Nişabur şehrinde doğmuştur.Anası ve Babası Türk soyundandır.Annesi Şeyh Ahmet’in kızı Hatem Hatun ,babası seyyid Sultan İbrahim Sani’dir.
Doğum ve ölüm tarihleri ihtilaflıdır.Bazı kaynaklar doğum ve ölüm tarihi olarak (1248-1337)miladi tarihlerini gösterirken ,bazıları da (1209-1271)tarihlerini kaydetmektedirler.Bunlardan birincileri,Hacı Bektaş Veli’nin Anadolu’ya geliş yılı olarak 1270-1280 yıllarını göstermektedirler.Biz de bu görüşü paylaşanlardanız.
Hacı Bektaş’ı babası İbrahim Sani ,o zaman Nişabur’un en meşhur alim’i ve Ahmet Yesevi dervişlerinden olan Lokman-ı Perendeye-Lokman-ı Horasani de denir-götürerek okutmasını rica etmiştir.
Lokman Perende zahir ve batın ilimlerini Hacı Bektaş’a öğretti.Üstün zeka ve kabiliyeti sebebiyle kısa zamanda çok şey öğrenen Hacı Bektaş,hocasının da izni ile masivayı terk ile uzlete ve riyazata meyletmiştir.
Lokman Perende ‘den zamanının bütün zahir ve batın ilimleri ile Hoca Ahmet Yesevi Hazretlerinin yolunu ve tarikatını öğrendikten ve riyazat ve uzlet ile de belli başlı mesafaleri katettikten sonra,Nişabur şehri ilim şehri ilim muhiti kendisine dar gelmeye başlamıştır.o devrin yaygın olan kanaatına göre ,ilmin yarısı seyahatta idi.bu kurala uyarak,Şeyhi’nin de müsaadesiyle Bedahşan şehrine gitti.
-Erdiğim sırdan ve bildiğim ilimlerden başka neler var?diye merak ediyordu.Bedahşan’daki alimlerle görüştü,tekrar Nişabur ‘a döndüğünde:
-Anadolu’ya geçmesi muvafık görüldü,denildi.Hoca Ahmet Yesevi Hazretlerinin maneviyat aleminde :
-Sulucakarahöyük bugünkü Nevşehir ili hacı Bektaş ilçesidir.

ANADOLU’YA GELİRKEN GEZDİĞİ YERLER:

Hacı Bektaş Veli ,Nişabur’dan kalkıp doğrudan Anadolu’ya gelmemiştir.Horasan Erenleri kendisine destur verip,gönderdiklerinde .Arap alimlerini de görmek.onlarla sohbetler ve ilmi münakaşalar etmiştir.Ayrıca Hazreti Ali’nin türbesinin bulunduğu Necef ‘te kırk gün süreli bir riyazat ile ’’çile’’ çıkarmış ,oradan hac farizasını da yapmak üzere mukaddes topraklara hareket etmiş ve Mekke ‘de üç yıl ikamet etmiştir.Bu üç hacv mevsiminde üç kere de hacccetmiştir.Daha sonra ,Hazreti Peygamber efendimizi ziyaret etmek üzere Medine-i Münevvere’ye geçmiş ve burada da bir riyazat ile ‘’çile ‘’ çıkarmıştır.
Çile veya riyazat çıkarmak ,insanın nefsini terbiye etmek ve Cenab-ı Hakk’a yakınlık peyda etmek amacıyla ,kırk gün bir hücrede ibadetle meşgul olmak ve her gün azalan bir gıda ile yetinmektedir.Bu, günlük gıdanın günde bir hurma veya zeytine kadar düştüğü olur.Dünyanın kötülüklerinden arınmak ve nefsini terbiye ederek ,kendisini Allah’a teslim etme yolu olarak bilinen bu usul bütün tarikatlarda uygulanmıştır.Buna ‘’erbain çıkarmak’’da denilir.Eski tekkelerin hepsinde bu tür erbain çıkartılan ,riyazat yapılan veya çile çekilen özel yerler vardır.Nitekim Hacı Bektaş Veli türbesinde de ‘’çilehane’’bugün de vardır.
Daha sonra Kudüs ve Halep üzerinden Anadolu’ya asıl görevli olduğu bölgeye geldi.Halep’te Cami-i Kebir’de ‘’Davud Peygamber’’türbesinin bulunduğu yer ile Elbistan ‘da ‘’Eshab-ı Kehf’’mağaralarında da kırkar günlük çileler çıkardı.
Daha sonra ,Sulucakarahöyük civarında ‘’kayı’’köyüne gelip yerleşti.Oradan da Sulucakarahöyük’e geçti ve kendi adına bir tekke kurarak irşada başladı.

HACI BEKTAŞ VELİ EVLENDİ Mİ ?

Bu konu,Bektaşiler arasında ihtilaflı olan konuların başında gelmektedir.Bu itibarla da önemli bir konudur.Çünkü,tarikat mensuplarının iki ana kola ayrılmasında ,Hazret’i Pir’in evlenip evlenmediği görüşleri etkili olmaktadır.
1826 yılında Yeniçeriliğin lağvı ve onu takibeden günlerde de Bektaşi tekkelerinin kapatılması ve Bektaşiliğin’’Kanun dışı’’sayılmasından sonra bazı Bektaşi kaynaklarının zarar görmesi Bektaşilikle ilgili çalışmaları güçleştirmektedir.
İlerde izah edilecek olmakla birlikte,yeri gelmişken söylenilmesi gereken bir husus var.O da 1826 tarihinde vukubulan Yeniçeriliğin lağvı ve Bektaşiliğin kapatılması da dahil olmak üzere o yıllarla ilgili tarih ve diğer sosyal ilimler alanlarında araştırmaların olmayışıdır.
Tarikat-ı Aliyye Bektaşiye namında bir kitap yazmış bulunan Münci Baba ,Hazreti Pir’in evliliği konusunda aynen şunları söylüyor.
-Benim Pirim müteehhil ‘’evli’’idi ve hala nesli aliyyesi bihamdillah payidardır.Menkuha-i ‘’muhterem eşleri’’ise Kutlu Melek,Kadıncık Ana denilmekle maruf (FATMA NURİYE)nam hatun-u mübarektir.
Biz de Hacı Bektaş Veli Hazretlerinin evli olduğu kanaatını paylaşıyoruz.
Bektaşilerden bir bölümü,özellikle de Arnavut asıllı olanlar,Hazreti Pir’in hiç evlenmediği kanaatindedirler.Buna ‘’mücerredlik’’denilmektedir.Bu görüşte olan Dede ve Baba’lar da Pir’e hürmeten evlenmezler.Bunlara da mücerred baba veya dede denir.
Mücerred kelimesi bu konuda hiç evlenmemenin karşılığı olarak kullanılmış ise de ,tarikat ve tasavvuf istılahı olrak ,başka anlamlarda da kullanılmıştır.Bu anlamda tecerrüd veya mücerred olma hali;ağyardan ve masivadan kat’ı alaka (ilgiyi keserek)ile ancak Cenab-ı Hakka teveccüh etmek demektir.Onun için birisi hakkında ‘’alemi tecerrüdde idi’’sözü ,o evli değildir,anlamı yerine, o zatın gönlünde dünya ve dünya nimetleri yerine Cenab-ı Hakkın aşkı vardı,o masivadan kurtulmuş ,nefsini aşmış ,Hakka ulaşmış demek olurdu.
İşte bu anlamda Hacı Bektaş Veli de mücerred idi.
Hacı Bektaş Veli’nin evli olduğu görüşünde olanlara göre ,çocuları da olmuştur ve bunlara da ‘’Çelebi’’adı verilir.Bugün de kendilerine Çelebi denilen kişiler vardır.Bunların Çelebi olduklarına dair çeşitli padişah fermanları da bulunmaktadır.
Çelebilere,soydan gelen ve soyu devam ettirenler anlamında ‘’beloğlu’’da denilir.

HACI BEKTAŞ VELİ’NİN ŞECERESİ:

Hacı Bektaş Veli Türkistanlıdır.Babası da dedesi de Türk’tür. Bunda hiçbir tereddüt yoktur.Bunun böyle olmasına ve böylece de bilinmesine rağmen,Bektaşiler arasında ,O’nun ‘’seyyid’’olduğuna inanılır.bunun münakaşası dahi yapılmaz.
Velayetname’de babası ,lakabı ibrahim Sani olan Seyyid Muhammed,O’nun babası Musa Sani ve O’nun da babası İbrahim Mükeremmül Mücab olarak zikredilmekte ve İbrahim Mükeremül Mücab’ın Sultan’ı Horasan İmam-ı Ali Rıza’nın da ana-ata bir küçük kardeşi olduğu ,imam Ali Rıza’nın da Musa Kazım Hazretlerinin evladı olduğu belirtilmektedir.
Yine Velayatname’ye göre,imam Musa Kazım Hazretlerinin 3+9 oğlu vardır.Bunlardan 16 tanesi lakaplı,yani Musa Kazım Hazretlerine nisbet edilerek söylenen isimleri vardı,diğerleri ise lakapsızdı.Musa Kazım Hazretlerinin kız çocuklarının sayısı ise,19 ‘dur.
İşte Hacı Bektaş Veli de bu lakapsız olan evlatlarından gelmektedir,şeklinde bir telkki vardır.
Bektaşiler arasında Hacı Bektaş Veli’nin ‘’Şecere’’si olarak sayılan bir ‘’silsile’’listesi vardır.Biz bunun,onun soyunu gösteren bir ‘’şecere’’olmaktan çok,tarikat olarak bağlı olduğu kabul edilen bir ‘’silsile’’olabileceği kanaatini taşıyoruz.
Tarikat silsilesi,tarikatın Hazreti Peygamberden,bilinen ve bağlanılan şeyhe nasıl geldiğini ,kimden kime geçmek suretiyle geldiğini gösteren bir soy kütüğüdür.
Bektaşi kaynakları ,Hacı Bektaş Veli’yi,yedinci’’imam’’olarak bilinen Musa Kazım Hazretlerinin soyundan geldiğini yazarlar ki,Musa Kazım Hazretleri Cafer-i Sadık Hazretlerinin oğludur.
Musa Kazım Hazretlerinden aşağıya doğru silsile şöyledir:
Oğlu Seyyid İbrahimül Mükeremül Mücab Hazretleri,
Onun oğlu Seyyid Hasan Hazretleri,
Onun oğlu Seyyid Muhammed Hazretleri,
Onun oğlu Seyyid Mehdi Hazretleri,
Onun oğlu Seyyid İbrahim Hazretleri,
Onun oğlu Seyyid Hasan Hazretleri,
Onun oğlu Seyyid İbrahim Hazretleri,
Onun oğlu Seyyid Mehmet Hazretleri,
Onun oğlu Seyyid Ishak Hazretleri,
Onun oğlu Seyyid Musa Hazretleri,
Onun oğlu Seyyid İbrahim Sani Hazretleri,
Onun oğlu Seyyid Hacı Bektaşi Veli Hazretleri.

Bunun dışında çeşitli kaynaklarda Hacı Bektaşi Veli’nin tarikat silsilesi olarak da bir takım silsileler gösterilmektedir.Bunlardan birisini Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar’dan naklen vermekle yetinilmektedir.
Horasanlı Hacı Bektaşi Veli ,tarikatı Şeyh Lokman Perende’den,o da Hoca Ahmet Yesevi’den ,o da Şeyh Nasrullah Hasan Senceri’den ,o da Şeyh Rüknüddin Ebu Muhammed Cürcani’den,o da Şeyh Kudbuddin Senabadi’den,o da Kadi Muhammed Buhari’den,o da Ebu Bekir Muhammed Haili’den,o da Şeyh Abdullah Vasıti’deno da Ebu Cafer Şehid Tahir Meşhedi’den,o da Şeyh Muhammed Eslem Tusi’den ,o da İmam Ali Rıza’dan o da babası İmam Musa Kazım’dan,o da İmam Cafer Sadık’tan,o da babası Muhammed Bakır’dan,o da babası İmam Zeynelabidin’den ,o da babası İmam Hüseyin ‘den,o da babası İmam Hazreti Ali’den almıştır.
Bu silsilenin bazı tabakalarından bazı şahısların değiştiği başka silsilelerden de bahsedilmektedir.
Şurası kesin ki,bu tarikat Türkistan yoluyla Hazreti Peygambere dayanmaktadır.

SEYYİD VE ŞERİF NE DEMEKTİR?

Seyyid ve şerif sıfat olarak Hazreti peygamberin kutlu soyuna mensup olanlara verilen isimlerdir.
Hazreti Peygambere ümmet olma şerefi yanında,ona kan bağı bakımından yakın olanlar her devirde itibar görmüştür.Özellikle de Türkler arasında …
Peygamber soyuna karşı yapılan saygısızlık ,hakaret ve kıtal sıralarında Türkler Müslüman değildiler.
Müslüman Türkler,Hazreti Peygamber soyuna çok büyük saygı göstermiş;Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde bunların ‘’Şecere’’leri,yani soy kütükleri özel olarak tutulmuş,ayrıca kendilerine de özel imkanlar tanınmıştır.
Bu soy kütüğünü tutmaya memur olanlara’’Nakibül-Eşraf’’ünvanı verilirdi.Bu memurlarca tutulan soy kütüğü defterlerinin tamamına yakını Başbakanlık Arşivi’ndedir.Bir kısmının da Şer’iye Sicilleri içinde olduğunu biliyoruz.
Hazreti Peygamberin Arap soyundan olması,Kur’an-ı Kerim’in Arapça olması gibi sebeplerle,halkımız arasında ,Arapların daha fazla Müslüman oldukları veya olacakları şeklinde bir telakki vardır.Bu telakkinin de etkisiyle,değişik zamanlarda pek çok kişi,daha fazla Müslüman olduğunu anlatmak veya gö0stermek kastıyla soyunda seyyidler veya şerifler bulunduğunu söylemiştir.
Bu iki kelimeden ‘’Seyyid ‘’kelimesi Hazreti Peygamberin mübarek torunlarından Hazreti Hüseyin soyundan gelenler için ,’’şerif’’kelimesi de Hazreti Hasan soyundan gelenler için kullanılmıştır.
Günümüzde seyyid veya şeriflik iddiasında bulunan pek çok kişinin yukarda adı geçen ‘’Nakibul-Eşraf’’adlı memurlarca tutulan defterlerde adlarının bulunmadığı bilinmektedir.Bu tür kişilerin iddialarının yukardaki düşünceyle ortaya çıkmış olabileceği görüşü paylaşılmaktadır.

HACI BEKTAŞ VELİ VE SULTAN ORHAN

Tarih-i Lütfi başta olmak üzere ,Şakak-i Numaniye ve Kamusul-A’lam gibi pek çok eserde Hacı Bektaş Veli’nin Sultan Orhan zamanında yaşadığı ve onunla görüştüğü kayıtlıdır.Bazı kaynaklar bu ikisi arasında görüşme olmadığını,ancak Sultan Orhan’ın Hacı Bektaş Veli’ye bir grup adamını göndermek suretiyle arada elçilerle görüşmenin yapıldığını yazmaktadırlar.
Her iki görüş sahiplerinin de birleştikleri bir nokta var: O da Sultan Orhan düzenli Osmanlı ordusu olan ‘’Yeniçeri ocağı’’nı kurarken bu askerlere Pir Hacı Bektaş Veli’nin dua etmesini istemiş olduğudur.Hünkar Hacı Bektaş Veli de,bu askerlere dua etmekle birlikte,bunlara ‘’Yeniçeri’’adını da o vermiş ve elinin sürekli onların başı üzerinde olduğunu da ima etmek üzere ,yanına gönderilen askere dua ederken elini başı üzerine koymuş ve giydiği elbisenin kolu ,askerin başından arkaya doğru sarkmıştır. Bunun hatırasına ve bu elin sürekli başlarında bulunmasını temenni etmekten dolayı da Yeniçeri askerinin başına giydiği serpuşun arkaya kol şeklinde sarkan bir şekli vücuda gelmiştir.
Ahmet Yesevi Hazretlerinin ocağından gelen milliyetçi-türkçü düşünce sebebiyle ,yeni kurulmakta olan Türk Devletini ayakta tutacak güç olan askerin,Türklük şuuruna bağlanması amacıyla Sultan Orhan tarafından bunun şuurla yapılmış olması fevkalade mantıklı ,tutarlı ve yerinde bir harekettir.

LAKAPLARI:

Hacı Bektaş Veli,diğer din ve devlet büyükleri gibi çeşitli sıfat ve lakaplarla da anılmıştır.Bunların en belli başlıları:Hünkar,Hazreti Pir,Gaziler ,Serdarı,Alp Erenler Serçeşmesi…dir.

HORASAN ERENLERİ:

Anadolu’nun Türk yurdu olması ve bunun da kıyamete kadar devam etmesi için,Ortaasya’dan akın edip gelen Türklere rehberlik eden, halkın yerleşmesini,islamlaşmasını sağlayan büyük insanlar,Hak dostları,Horasan tarafından gelmiştir.Bunun için de bu misyonu üslenen ve bu kutlu işi yapan kimselere ‘’Horasan Erenleri’’denilmiştir.’’Gazi Dervişan’’ deyimi de aynı şeyi ifade eder.
Çağlarının maddi ve manevi ilimlerini de en iyi derecede bilen bu kutlu insanlar ,genellikle tek elden yetiştirilip,tek ülkü için Anadolu’ya gönderilmişlerdir.Bunların yetiştirildikleri ülkü; Anadolu’nun ebedi Türk Yurdu yapılması ülküsüdür.Bu ermiş dervişleri yetiştirip gönderen büyük,’’Hazreti TÜRKİSTAN’’ olarak da adlandırılan Şeyh Ahmet Yesevi Hazretleridir.
Horasan Erenlerinin diğer meşhurları arasında ,Sultan Osman Gazi Hazretlerinin Şeyhi,Hocası Şeyh Edebali,Geyikli Baba ve Abdal Musa gibi ünlü isimler de vardır.

HACI BEKTAŞ VELİ’NİN ÖLÜMÜ VE MEZARI

Miladi 1337 tarihinde Hacıbektaş ilçesindeki,halen medfun bulunduğu yerde vefat Hünkar Hacı Bektaş Veli Hazretleri geleneğe uyularak,tekkesinin içine defnedilmiştir.Kaynaklar ,buranın Hazretin kendi evi olduğundan bahsetmektedir.
Hazreti pir’in hayatta iken ,aynı zamanda ev olarak da kullandığı dergah,bugün bir türbe olarak bulunmakta ve bu türbe içinde kendi soyundan gelen ve ‘’Çelebi’’olarak adlandırılan kişilerin mezarlarını da muhafaza etmektedir.
Kültür Bakanlığı’na bağlı ‘’müze’’olarak muhafaza edilen dergah tarikata ait hatıra eşya ile ,tekkelerin açık olduğu devirde kullanılmakta olan bir kısım eşyaların da sergilendiği bir yer olarak ziyaretçilerine kapısını açmaktadır.

HACI BEKTAŞ VELİ’NİN ESERLERİ:

Hacı Bektaş Veli tarafından yazıldığı bilinen ve günümüze kadar ulaşmış iki eseri vardır. Bunlardan birincisi,orijinali Arapça olan ‘’MALAKAT’’ adlı eseri, diğeri de ‘’ŞERH-İ BESMELE’’ adlı kitaptır.
Bunlardan ‘’Malakat’’ondördüncü asır türkçesiyle yapılan tercümelerin Arapça aslı ile de karşılaştırmalı olarak Ankara Üniversitesi Emekli Öğretim Üyelerinden Prof. Dr.Esat COŞAN tarafından Doçentlik tezi olarak hazırlanmış ve yayımlanmıştır.
İkinci eseri’’Şerhi Besmele’’ise,orijinal tercümesi Rüştü ŞARDAĞ tarafından manisa il Halk Kütüphanesi el yazmaları arasında bulunarak neşredilmiştir.
Bunların dışında Hazreti Hünkar’ın eserlerinden bahsedilenler var ise de bugün elimize ulaşmamıştır.
Hacı Bektaşi Veli’nin Kerametleri:
Hünkar Hacı Bektaş Veli ile ilgili kerametleri diyanet İşleri Başkanlığı Kütüphanesi’nde 714 numarada kayıtlı Derviş Hamdi İbni Hacı Hüseyin tarafından istinsah edilen ‘’Velayetname-i Hazreti Hünkar Hacı Bektaş El Horasani’’adlı yazma nüshadan alınmıştır.Dil ve uslüp özelliklerine de mümkün mertebe dokunmadık.

1-Hünkar Adı Nereden Geliyor ?

Şöyle rivayet olunur ki, Hacı Bektaş Veli’ye Şeyh Lokman ilim öğretirken eytti:
-Ya Bektaş !Abdest için dışardan bir ibrik su getir.
Bektaş eytti:
-Ey hoca !Bir nazar etseniz ,mektep içinde bir su çıksa ki,taşradan getirmeye hacet kalmasa!
Şeyh Lokman eytti:
-Bizim o kadar kudretimiz yoktur,eğer sen de o kudret varsa,göster görelim.
Hemen Bektaş mübarek ellerini kaldırıp arz-ı hacat eyledi.Şeyh lokman ‘’Amin’’dedi.Eli yüze sürüp secdeye vardı.Hemen ol mektebin ortasından zülal gibi bir mahbub su çıktı,kapıya doğru revan oldu.
Şeyh Lokman Bektaş’tan bu velayeti görüp sevinçle:
‘’Ya hünkar!’’dedi.Ondan sonra isimleri Hünkar Bektaş oldu.

2-Arafata Giden Bir Tepsi Bişi:

Naki olunur ki,Şeyh Lokman Perende ,Kabe’ye azmeyledi.Ta kim,Beytullah’ı tavaf edip hac erkanın yerine getire.
Bir gün Arafat’a Vakfe’ye çıktılar.Şeyh Lokman Perende,yanında olan yoldaşlarına eytti:.
-Bugün arife günüdür.Şimdi bizim evlerimizde bişi bişirirler,olsa,yer idik dedi.
Şeyh Lokman Perende’nin Arafat dağından ,yoldaşlarına bu sözü söylediği velayetle Bektaş Hünkara keşf oldu.Meğer Şeyhin evinde o gün bişi bişirirler idi.Varıp Hocasının ehlin eytti:
Bir miktar bişi ver,Hocama götüreceğim!dedi.
Ol dahi latife zannederek,bir tepsiye bişi koyup verdi.Bektaş Hünkar alıp taşraya geldi.Fi’l-hal ol bişiyi götürüp ,hocasının önüne koydu.Şeyh Lokman bu hali görüp bildi kim,hikmet nedir?
Ol bişi ile iftar edip,tepsiyi pünhan eyledi.Vakta kim,hicazdan dönüp Horasan’a yakın geldiler,cümle Nişabur halkı Şeyh Lokman Perendeye,haccı kutlamaya karşı çıktılar.Elin açıp haccınız mübarek olsun dediler.
Şeyh Perende eytti:
-Hacı Bektaş Hünkardır.Varın,anı ziyaret edin!deyu Horasan halkına söyledi.
Horasan şeyhleri bu sözü işitip eytti:
-Ya Hacı Bektaş Hünkar kimdir?
Lokman Perende Hacı bektaş Veli’yi gösterdi.Vaki olan bişi maddesini nakletti.Anlar eyttiler.:
-Bu hod bir iştir,neden hacı oldu?
Şeyh Lokman eytti:
-Her kaçan kim,Kabe’de namaz kılardım,her dem farzı benimle beraber eda eyledi,dedi.Namaz fariğ olunca ,gaib olurdu,dedi sair kerametlerini de anlatıp,bişi gelen tepsiyi çıkarıp gösterdi.
3-Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin Darı Üzerinde Namaz Kılması:
Sultan Hoca Ahmet Yesevi Hazretlerine bir talip gelse, kurban kesip etini yerlerdi.Postunu tekbirleyip,hazırda ne bulunursa başına giydirirlerdi.O da kisve ederdi.
Halifeler bir gün ittifak edüp,eyttiler ki,ol emanetleri şeyh hazretlerinden talep edelim,şayet olaki birimize vere,dediler.
O sabah halifeleri tekkede meydan odasına cem oldular.Hocanın meydan odası o kadar geniş idi ki,hepsi seccadelerini serip,ortaya da büyük bir ateş yaktılar.
Hoca Ahmet Yesevi, sabah namazından sonra geldi,hepsi yerine oturdu. Dua , sena edilip, selatü selam okunduktan sonra ,Hoca Ahmet Yesevi bunların yüzüne bakıp ;
Gönlünüzdekini söyleyin,işidelim,dedi.
Halifeler dile gelip, emanetleri dilediler. Meğer o esnada , mühiplerden biri, biraz darı getirmiş idi. Meydanın bir tarafına dökülüp cec olmuş idi.
Hoca Ahmet eytti:
-Ol istediğiniz şeyler , ol kimsenin hakkıdır ki , iş bu cec olmuş darı üstüne seccade serip iki rekat namaz kıla,bir tane darı dahi yerinden oynamaya!.. Kubbe-i Elifi Tac durduğu yerden kalkıp başına gele ve hırka dahi eğnine gele,çerağ dahi ruşen olup önüne gele ve sofra dahi kendiliğinden önüne gelip yayıla ve alem dahi kendiliğinden önüne gelip yayıla ve alem dahi kendi ayak üzre önüne dikile ve seccade dahi kendiliğinden gelip altına yayıla!
Sizin içinde bunu böyle edecek kuvvet sahibi var mı? Eğer varsa dile gelsin! Dedi ,cümlesi süküt eyledi.
Hoca Ahmet Yesevi:
-Siz bu düşünceden vaz geçin,sahibi yakında gelir,dedi.
O anda hazır olan halifelerden hiç biri,ben bunu yaparım ,diyemedi.
Bu sohbet esnasında iken,Türkistan Erenleri,bir yere cem olup emanetleri talep ettikleri Hacı Bektaş Veli’ye ,velayet kuvveti ile malum oldu.Filhal Horasan’dan azmedüp,ol saatte,meclis dağılmadan Hoca Ahmet Yesevi’nin meclisine erişti.
Selam ve sebahül aşk,deyip içeriye ,meydana girdi. Dahi eliyle halifeleri aralayıp oturmak istedi. Hemen Hoca Ahmet Yesevi ayağa kalkıp ,ileri gelip,tazimle selamını aldı. İzzet ,ikram ve terkim eyledi. Halifeler de bunu görünce ,kalkıp onlar da tazim ettiler.
Hoca Ahmet Yesevi, Hünkar’ı yanına alıp oturttu. Halifeler bakıp eyttı:
-Ol emanetlerin sahibi bu zatı şeriftir kim,eşidip geldi,dedi.
Hünkar ,kaziyeyi istifsar eyledi. Hoca Ahmet Yesevi de zikrolunduğu gibi anlattı. Andan sonra Ahmet Yesevi eytti:
-Ya Hacı Bektaş! Ol nasip senindir!
Hacı Bektaş dahi kalkıp seccadesini eline alıp cecin yanına geldi.
Bismillahi ve biemrrillah! Deyip seccadeyi darının üstüne attı. Seccade muallak darı üzerine yayılıp durdu. Hacı Bektaş Veli dahi Dergah-ı Hakk’a karşıiki rekat namaz kıldı. Hiçbir tane hareket etmedi.
Namazı tamam edip aşağı inidi. Yerine gelip oturdu. Bundan gördüler ki, Kubbe-i Elifi Tac ,pervaz vurup yerinden kalkıp Hünkar Hacı Bektaş’ın başına geldi. Halifeler ve dervişler görüp,cümlesi selatü selam getirdiler.hırka-i şerif dahi kalkıp Hünkarın eğinine geldi. Çerağ dahi kudretten ruşen olup ,Hünkar’ın önüne geldi. Sofra dahi ,kendi gelip meydana yayıldı . alem de kendi gelip, Hünka’ın önüne dikildi. Seccade de gelip altına yayıldı.
Herkez hayretle dona kaldı.
-Bunun gibi kudret ve kuvvet sahibi bir er bu beldede karar ederse ,bizim demimiz,davranımız olmaz,diye kalplerinden geçirdikleri Hoca Ahmet Yesevi’ye malum oldu.
Hazreti Hünkar dahi bu emanetlerin hepsini getirip,Ahmet Yesevi’nin önüne koydu. O da erkan üzre biat verip,usule uygun olarak bu emanetleri Hacı Bektaş’a iade etti. İcazet verip eytti:
-Ya Bektaş! İmdi tamam nasibin aldın! Hem sana beşaret olsun kim, Kutbul Aktab’lık mertebesi senindir. Kırk yıl hüküm vardır. Şimdiye kadar bu hal bizde idi, şimden geru senindir . bundan sonra biz dahi fena darında çok inlemeyüp ahirete rıhlet ederiz. Sen dahi Rüm’a teveccüh ve azimet eyle!
Rüm’da sermest abdallar ve küçükler ,meşrepleri rast ve silsileleri Muhammed,Ali’ye çıkar. Lakin tariki kat’idir ve seni Rum Abdallarına baş kıldık ve Sulucakarahöyük’ü sana yurt verdik’ayruk sana desturdur,eğleme! Dedi.

Kerametlerin kısaca Tahlili:

Bektaşiler arasında yaygı olan bu ve benzeri kerametler üzerinde durup düşünülmesi gereken bu yapılmamaktadır. Çünkü, Hazreti Hünkar’ın efsanevi şekle bürünmüş olan hayatı,anlatıkları ve mesajı hakkında en iyi bilgileri yine ona nisbet edilen kerametlerden çıkarmak mümkündür.
Göze ilk çarpan şey, okumak ve ilim öğrenmektir.lokman perende’den ilim öğrenmeye başlayan Hazreti Hünkar’ın ilim ve irfanda onu geçtiği görülmektedir. Bu ve benzeri şeyler günümüzde de vardır. Otuz yıl ilkokul öğretmenliği yapan bir öğretmenin talebeleri içinden ilimle meşgul olan profesör olanlar vardır. Tabi bu hocasını geçmiş ve ondan fazla ilim sahibi olmuş kimsedir. Bu sebeple de Hazreti Hünkar’ın , hocası Lokman Perende’yi ilimde geçmiş olması, mantık bakımından tutarsız sayılmamalıdır.
Peygamberimiz Efendimiz Hazretlerinin “iki günü bir birine eşit olan ziyandır” mealindeki hadisleri ile yukardaki olay birlikte düşünülürse,iki neslin ilimde irfanda eşit olması bile, sonraki neslin ziyanda olduğunu gösterir. Bu sebepledir ki, bir sonrakinin bir öncekinden daha ilerde olması lazımdır. Bu dini düşüncenin de temelini oluşturur.
Nitekim, Hazreti Ali’nin, çocukların kendimizin yetiştiği çağa göre değil ,çocukların yetişeceği çağa göre yetiştirilmeleri yolundaki beyanları da bizden sonraki nesil olan çocuklarımızın yetişecekleri çağın ihtiyaçlarına göre ve bizden ilim ,teknik ve medeniyette daha ileri olabilecek tarzda yetiştirilmesini öngörmektedir.
İşte Lokman Perende de bunu yapmış ve yaptığı işte başarılı olmuştur.
Birinci sırada anlatılan keramete dikkat edildiğinde, dua edildiğinde, dua ve niyaz ile insanın kulluğunun ve kudretinin sınırlı olduğunuanlamak mümkündür.
Nihayet her varlığın, bu arada her insanın gücü sınırlıdır. Gücü ve kudreti sınırsız olan ise , ancak Allah’tır. Her şeye sadece onun gücü yeter. Kul , her türlü dileğini sadece ondan istemelidir. O dilerse her şey olur. Yalnız ,insanın Allah’tan ne isteyeceğini, nasıl isteyeceğini ve isteyeceği şeyle ilgili kendi üzerine düşeni yapıp yapmadığıda önemlidir.
Bu olayda Lokman Perende ,”bizim o kadar kudretimiz yok”derken bunu anlatıyor. Yoksa, duanın da nasıl yapılacağını talebesi olan Hünkar’a öğreten kendisi olduğuna göre , el açıp bir takım duaları okumasını O da bilmektedir. İş ,sadece duayı okumakla bitmiyor. Dua okumadan önce yapılması gerekenlerin yapılmış olması icabediyor.

Etiketler:hacı bektaş veli kerametleri hacı bektaş velinin kerametleri hacı bektaşi velinin kerametleri hacı bektaşi veli ilk öğretmeni ona neler öğretmiştir hoca bektaşi veli hacı bektaş veli ölümü ibrahim sani kimdir lokman perendenin hayatı hacı bektaş velinin ölümü horasan ismi nereden geliyor hacı bektaşı veli kerametleri hacı bektaş veli evlendi mi haçıbekdaşivelininkerametlerı hacı bektaş velinin hocası hacı bektaş veli hayatı kerametleri hacı bektaş velinin ilk öğretmeni ona neler öğretmiştir bektaşi ilk ona neler öğretmişti lokman perende hayatı
Hac: Hac dinî sebeplerle, genellikle dinî önemi olan mekân ve yerlere yapılan ziyaret ve gezi. Hac aynı zamanda İslam dinindeki dinî bir ziyaret barındıran hac ibadetinin özel ismidir.
Hacı Bektaş-ı Veli: Hacı Bektâş-ı Velî (Farsça: حاجی بکتاش والی Hācī Bektāş-ı Vālī; 1209 - 1271), Horasan Nişabur doğumlu bir Türkmen olup asıl adı Seyid Muhammed bin Seyyid İbrahim Ata'dır.
Hacıbektaş: Hacıbektaş, Nevşehir İline bağlı bir ilçedir. Kapadokya'nın önemli merkezlerinden biridir. Doğuda Avanos, batıda Mucur, güneyde Gülşehir, kuzeyde Kozaklı ilçeleriyle çevrilidir.
Hacı Bayram-ı Veli: Hacı Bayram-ı Veli, (Ankara, 1352 - Ankara, 1429), Türk mutasavvıf ve şair. Somuncu Baba'nın müridi ve Bayramîyye Tarikâtı'nın kurucusudur.
Hacı Arif Bey: Hacı Arif Bey (d. 1831, İstanbul - ö. 1885), 19. yüzyılın en önemli Klasik Türk Müziği bestekârlarından biri.
Bektaşilik: Bektaşîlik, Adını 13. yüzyıl Anadolu'sunun İslâmlaştırılması sürecinde etkin fa'aliyet gösteren ve Hoca Ahmed Yesevî'nin öğretilerinin Anadolu'daki uygulayıcısı konumunda olan büyük Türk mutasavvıfı Kalenderî / [http://www.alevibektasi.org/tbaki.htm Haydarî] şeyhi Hacı Bektaş-ı Veli'den alan, daha sonra ise 14. ile 15. yüzyıllarda Azerbaycan ve Anadolu'da yaygınlaşan Hurûfîlik akımının etkisiyle ibahilik, teslis (üçleme), tenasüh, ve hülul anlayışlarının da bünyesine katılmasıyle 16. yüzyılın başlarında Balım Sultan tarafından kurumsallaştırılan On İki İmamcı sufi/tasavvufî [http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0mamiyye#Alev.C3.AEler Alevî Tarikâtı.] Bu tarikâta mensup kişilere (el alarak ya da diğer bir deyişle nasip alarak bu örgütlenmeye katılan kişilere) ise Bektaşî adı verilir.
Hacı Bektaş-ı Veli: Hacı Bektâş-ı Velî (Farsça: حاجی بکتاش والی Hācī Bektāş-ı Vālī; 1209 - 1271), Horasan Nişabur doğumlu bir Türkmen olup asıl adı Seyid Muhammed bin Seyyid İbrahim Ata'dır.
Bektaşlı, Andırın: Bektaşlı, Kahramanmaraş ilinin Andırın ilçesine bağlı bir köydür.
Bektaşlı, Alaplı: Bektaşlı, Zonguldak ilinin Alaplı ilçesine bağlı bir köydür.
Bektaşlı, Bala: Bektaşlı, Ankara ilinin Bala ilçesine bağlı bir köydür.Bu köy KÜRT köyüdür

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir