Halide Edip Adıvarın Hayatı

1940 abd adnan balkan bey cumhuriyet daha demokrat parti erken evlilik halk harbiye hayati hindistan istanbul üniversitesi izm mehmet ya Halide Edip Adıvarın Hayatı Halide Edip Adıvar Hayatı Özet halide edip adıvar hayatı halide edip adıvarın hay..

Halide Edip Adivar’in Hayati

HALİDE EDİP ADIVAR’IN HAYATI

1884 yılında İstanbul’da doğan Halide Edip Adıvar, İngiliz kültürü almasını isteyen babası Mehmet Edip Bey tarafından Üsküdar Amerikan Kız Koleji’nde okutuldu. Halide Edip bu okulda mistik doğu edebiyatını tanıdı ve Rıza Tevfik Bölükbaşı’ndan Fransız edebiyatı dersleri aldı. Ayrıca özel olarak Kuran-ı Kerim, Türk musikisi, Arapça ve felsefe dersleri de aldı. Bu dönemde matematik dersleri aldığı Salih Zeki ile sonradan bir evlilik yaptı.
1901′de koleji bitiren Halide Edip Adıvar, 1908 yılında gazetelerde kadın hakları ile ilgili yazılar yazmaya başladı. Halide Edip bu yazıları yüzünden bazı çevrelerin tepkisini topladı. 31 Mart Ayaklanmasının çıktığı dönemde Mısır’a kaçtı. 1909′dan sonra eğitim alanında çalışmaya başlayan Halide Edip, öğretmenlik ve müfettişlik yaptı. Balkan savaşlarında hasta bakıcılık yaptı. Bu işler sayesinde toplumun değişik kesimlerinden insanları tanıma fırsatı buldu. 1917′de ikinci eşi Adnan Adıvar ile evlendi. 1919′da Yunanlıların İzmir’i işgalini protesto etmek amacıyla yapılan mitingde o çok etkili ve ünlü konuşmasını yaptı. Bu konuşma yüzünden 16 Mart İstanbul’un işgalinden sonra hakkında soruşturma açıldı. Halide Edip bu kez Anadolu’ya kaçtı ve Erken-ı Harbiye’de görev alarak doğu cephesinde savaşa katıldı. Halide Edip önce onbaşı olarak savaştı, daha sonra da çavuş rütbesi aldı.
Savaştan sonra Amerikan mandasını savunduğu için Atatürk ve Cumhuriyet Halk Fırkası ile görüş ayrılıklarına düştü. 1926′da eşi Adnan Adıvar ile birlikte Türkiye’den ayrıldı. ABD ve Hindistan’da konuk öğretim görevlisi olarak ve özel davetlerde çeşitli konferanslar verdi. 1939′da İstanbul’a dönen Halide Edip, 1940′ta İstanbul Üniversitesi İngiliz Filolojisi Kürsü başkanı oldu.
Halide Edip Adıvar, 1950′de Demokrat Parti listesinden bağımsız İzmir milletvekili seçildi. Ancak bir süre sonra partinin kimi politikalarını eleştirince, eski dönemdeki Amerikancılığının gündeme getirilmesinden rahatsızlık duyarak 1954′te bu görevinden istifa etti. 1955′te kocasının ölümü üzerine siyaseti tamamen bıraktı ve üniversitedeki kürsüsüne geri döndü. Halide Edip bir süre sonra sağlığı bozulunca evine çekildi ve burada kitap yazmaya devam etti. Edebiyatçı kişiliğinin yanında siyasi yönüyle de öne çıkan Halide Edip Adıvar 1964′te öldü
Halide Edip Adıvar’ın kadın kahramanları, o dönemde ideal saydığı Türk kadınını temsil eder. Bu kahramanlarda yazarın kendini anlattığı iddialarında doğruluk payı olduğuna inanıyorum. Çünkü yazılar yazarın içinden kopup gelen parçalardır. Yazının yazarın kimliğinden tamamen bağımsız olmasını düşünemiyorum.
Seviye Talip, Handan, Kâmuran güçlü kişilikleri olan, her durumda haklarını savunan, modern görüşlü, batı terbiyesi almış, sanatçı yönü olan, yabancı dil bilen, kültürlü çekici kadınlardır. Halide Edip Adıvar, Türkocağı’ında çalışmaya başladıktan sonra Ziya Gökalp, Yusuf Akçura ve Ahmet Ağaoğlu ile birlikte yazdığı ‘Yeni Turan’da (1912) yurt sorunlarını dile getirir. Romandaki olaylar II.Meşrutiyet döneminde yaşanmaktadır ve Yeni Turan adlı idealist bir partinin programı anlatılmaktadır. Bu ütopik romanında yazar, o zamanki siyasi görüşlerini açıklama fırsatı bulmuştur.

Halide Edip, Kurtuluş savaşı yıllarını, direniş olaylarını, kahramanlıkları anlattığı, Ateşten Gömlek (1922) ve Vurun Kahpeye (1923) adlı romanlarını birebir gözlemlerinden yararlanarak yazdığı için oldukça gerçekçidir. Bu romanlarındaki kadın kahramaların da diğerlerinde olduğu gibi yüceltilmiş olduğunu görürüz. Bu kitaplardaki kadın kahramanlar entellektüel yönleriyle değil, zorluklara göğüs geren, Anadolu’da erkeklerle beraber düşmana karşı cephede savaşan, erdemli vatansever kadınlar olarak yüceltilmiştir. Halide Edip Adıvar’ın yapıtlarındaki kadın kahramanlar batılı kültürü almıştır ve özgür düşünüp yaşar ama aynı zamanda milli değerlerine bağlı ve ahlaklıdır. Gerektiği yerde bir erkek gibi davranabilen, spor yapan, ata binen bu kadınlar, aynı zamanda ‘kadın’ olduklarının da bilincindedir. Halide Edip Adıvar en ünlü romanı ‘Sinekli Bakkal’da kişisel ilişkileri anlattığı roman anlayışından farklı olarak Osmanlı toplumunun genel yapısını anlatmıştır. Sinekli Bakkal 1943′te CHP Ödülü’nü alarak Türkiye’de en çok baskı yapan roman olmuştur. Halide Edip Adıvar, çok çeşitli alanlarda etkinlik göstermiş, siyasal ve toplumsal konularda Türkçe ve İngilizce kitaplar yazmış, İngilizce’den Türkçe’ye çeviriler yapmıştır. Eserlerinde kadının eğitilmesine ve toplum içindeki konumuna özellikle yer vermiştir. Çağdaşları arasında yurtdışında en çok tanınan Türk yazarı olmuştur. Eserlerinden bazıları İngiliz, Fransız, Alman, Rus, Macar, Fin, Urdu, Sırp, Portekiz dillerine çevrilmiştir.

ESERLERİ

Roman: Heyula (1909), Raik’in Annesi (1909), Seviye Talip (1910), Handan (1912), Yeni Turan (1912), Son Eseri (1913), Mev’ud Hüküm (1918), Atesten Gömlek (1923), Vurun Kahpeye (1923), Kalb Ağrısı (1924), Zeyno’nun Oğlu (1928), Sinekli Bakkal (1936), Yolpalas Cinayeti (1937), Tatarcık (1939), Sonsuz Panayır (1946), Döner Ayna (1954), Akile Hanım Sokağı (1958), Kerim Ustanın Oğlu (1958), Sevda Sokağı Komedyası (1959),
Çaresaz (1961), Hayat Parçaları (1963)
Öykü: Harap Mabetler (1911), Dağa Çıkan Kurt (1922),
Kubbede Kalan Hoş Sada (1974)
Oyun: Kenan Çobanları (1916), Maske ve Ruh (1945)
Anı: Türkün Ateşle İmtihanı (1962), Mor Salkımlı Ev (1963)
Diğer Eserleri: Talim ve Terbiye (1911), Turkey Faces West (1930), Conflict of East and West in Turkey (1935), İnside İndia (1937), Türkiye’de Şark-Garp ve Amerikan Tesisleri (1955), İngiliz Edebiyat Tarihi, 3 cilt (1940-1949), Doktor Abdülhak Adnan Adıvar (1956)

KİTAP İNCELEMESİ

Kitabın Adı: SİNEKLİ BAKKAL
Sayfa Sayısı: 453
Konusu: II Abdülhamid döneminde Osmanlı İmparatorluğunun başkenti olan İstanbul’un arka sokaklarından birinde yaşanan olaylar bu kitabın konusunu oluşturmuştur.
Karakterler: Sinekli Bakkal’daki asıl karakterler; İmam, Rabia ve Peregrini’dir.
İmam, törelerine, dinine bağlı ancak yeniye, değişime tahammülü olmayan
bağnaz zihniyetin; Rabia, Doğu mistiğinin, Doğu kültürünün aynı zamanda Batı ile tanışmış ılımlı kişiliğinin; Peregrini ise akla dayanan Batı
felsefesinin birer temsilcisidirler. Rabia, aynı zamanda Halide Edip’in
toplumda görmek istediği ideal Türk kadınını ifade etmektedir.

ÖZET:
Sinekli Bakkal, Abdulhamit devri İstanbul’unun kenar mahallelerinden
birisidir. Mahallenin imamının kızı Emin, aynı mahallede bakkallık eden
karagözcü ve ortaoyuncu Tevfik ile , babası istemediği halde evlenir.
Tevfik, ortaoyununda “zenne” (kadın) rolüne çıktığı için “Kız Tevfik” diye
anılmaktadır. İmam çok bağnaz bir adamdır. Onun eğitimi ile yetişmiş olan
Emine kocasıyla geçinemeyerek yine baba evine döner. Tevfik İstanbul’un ünlü bir sanatçısı olur. Bir gün oyunda karısının taklidini yaptığı için İstanbul’dan sürülür. Emine’nin Tevfik’ten bir kızı olur, adını Rabia koyarlar. İmam Rabia’yı da din eğitimi ile yetiştirir, hafız yapar. Abdülhamit’in Zaptiye Nazırı Selim Paşa da Sinekli Bakkalda oturmaktadır.
Rabia, Selim Paşa ile karısı Sabiha hanım tarfından korunmaktadır.
Olağanüstü güzel bir sesi olan kıza aynı konağa gidip gelmekte olan Mevlevi
şeyhi Vehbi Dede, alaturka musiki dersi verir. Paşanın oğlu Hilmi’ye piyano
dersi vermek için konağa gelip giden İtalyan piyanist Peregrini, kızın sesine hayran olur. Ünü bütün İstanbul’a yayılan Rabia, Kuran ve Mevlüt okumak için cami cami dolaşmakta ve bütün kazancını imama vermektedir. Günün birinde kızın babası Tevfik sürgünden döner , Sinekli Bakkal’daki eski bakkal dükkanını yeniden açar. Rabia da dedesinden ayrılır, babasıyla
oturmaya başlar. Kızın sanatına hayran olan Vehbi Dede ve Peregrini
Tevfik’in evine gidip gelmaya başlarlar. Rabia Kuran’ı hele Mevlüt’ü o kadar üstün bir sanatla okumaktadır ki Doğu musikisinde adeta bir çığır açmıştır. Bu yıllarda Türkiye’de “Genç Türkler” Abdülhamit’in baskısını kaldırmak için gizli gizli çalışmaktadırlar. Selim Paşa’nın oğlu Hilmi de bunlardandır. Ortaoyununa “zenne” rolüne çıkan Tevfik, Hilmi’nin isteği üzerine bir gün kadın kılığına girip, Türkler’in Avrupa’dan gelen ihtilalci gazetelerini Fransız pastahanesinden alırken yakalanır. İş meydana çıkınca Hilmi ile Tevfik Şam’a ötekiler de Yemen’e ve Fizan’a sürülür. Babasının arkadaşı bir cüce ile yalnız kalan Rabia, bakkallık ve hafızlıkla geçinmektedir. Rabia’yı sevmeye başlayan Peregrini o günlerde annesinden kalan serveti alarak İstanbul’a yerleşir., Müsülüman olup Osman adini alir ve Rabia’yla evlenir. Bu yıllarda imam ölür; Rabia kendi çevresinden ayrılmak istemez böylece imamdan kalan eve yerleşirler. Abdülhamit’e tam bir görev duygusuyla bağlı bulunan ve padişah aleyhinde çalışanlara türlü işkenceler ettirmekten çekinmeyen Selim Paşa, kendi oğlunu da sürdükten sonra, yavaş yavaş değişmeye başlar. Babalık ve insan duyguları uyanır, görevinden ayrılır 1908’de Meşrutiyet ilan edilince Tevfik sürgünden döner, Rabia’nın bir çoçuğu olmuştur, Sinekli Bakkal’da yine eski mutlu hayat başlar.

ELEŞTİRİ:

Kitap benim dildeki akışkanlığın nasıl ustaca sağlandığını görmemi sağladı. Halide Edip’ten , şimdi belki de yerinde yeller esen bir sokağın içinde yaşamamı sağladı. Bana arkadaşlığın ne kadar önemli olduğunu benimsetti. Osmanlı’nın o zamanlar içinde bulunduğu durumu hatırlattı..
İzlenimimin olumsuz yönleri ise sadece dilde kullanılan yabancı kelimeler dolayısıyla gerçekleşti. Halide Edip bu pürüzleri, yaptığı mükemmel benzetme ve anlatımlarla unutturmaya çalışmış ve bunu da başarmıştır.
Yabancı kelimelerin çokluğu ve sık sık kullanımı dili bozmuştur. Bu yönden edebiyatımıza bir katkıda bulunmamıştır. Fakat Halide Edip’in o müthiş benzetmeleri , dilde o fevkalade akışkanlığı sağlaması ve edebiyatımıza verdiği önemli yapıtları da hiçe saymamak gerekir.

Halide Edip Adıvar Hayatı Eserler

Halide Edip Adıvar Hayatı Eserler

1884 yılında İstanbul’da doğan Halide Edip Adıvar, İngiliz kültürü almasını isteyen babası Mehmet Edip Bey tarafından Üsküdar Amerikan Kız Koleji’nde okutuldu. Halide Edip bu okulda mistik doğu edebiyatını tanıdı ve Rıza Tevfik Bölükbaşı’ndan Fransız edebiyatı dersleri aldı. Ayrıca özel olarak Kuran-ı Kerim, Türk musikisi, Arapça ve felsefe dersleri de aldı. Bu dönemde matematik dersleri aldığı Salih Zeki ile sonradan bir evlilik yaptı.
1901′de koleji bitiren Halide Edip Adıvar, 1908 yılında gazetelerde kadın hakları ile ilgili yazılar yazmaya başladı. Halide Edip bu yazıları yüzünden bazı çevrelerin tepkisini topladı. 31 Mart Ayaklanmasının çıktığı dönemde Mısır’a kaçtı. 1909′dan sonra eğitim alanında çalışmaya başlayan Halide Edip, öğretmenlik ve müfettişlik yaptı. Balkan savaşlarında hasta bakıcılık yaptı. Bu işler sayesinde toplumun değişik kesimlerinden insanları tanıma fırsatı buldu. 1917′de ikinci eşi Adnan Adıvar ile evlendi. 1919′da Yunanlıların İzmir’i işgalini protesto etmek amacıyla yapılan mitingde o çok etkili ve ünlü konuşmasını yaptı. Bu konuşma yüzünden 16 Mart İstanbul’un işgalinden sonra hakkında soruşturma açıldı. Halide Edip bu kez Anadolu’ya kaçtı ve Erken-ı Harbiye’de görev alarak doğu cephesinde savaşa katıldı. Halide Edip önce onbaşı olarak savaştı, daha sonra da çavuş rütbesi aldı.
Savaştan sonra Amerikan mandasını savunduğu için Atatürk ve Cumhuriyet Halk Fırkası ile görüş ayrılıklarına düştü. 1926′da eşi Adnan Adıvar ile birlikte Türkiye’den ayrıldı. ABD ve Hindistan’da konuk öğretim görevlisi olarak ve özel davetlerde çeşitli konferanslar verdi. 1939′da İstanbul’a dönen Halide Edip, 1940′ta İstanbul Üniversitesi İngiliz Filolojisi Kürsü başkanı oldu.
Halide Edip Adıvar, 1950′de Demokrat Parti listesinden bağımsız İzmir milletvekili seçildi. Ancak bir süre sonra partinin kimi politikalarını eleştirince, eski dönemdeki Amerikancılığının gündeme getirilmesinden rahatsızlık duyarak 1954′te bu görevinden istifa etti. 1955′te kocasının ölümü üzerine siyaseti tamamen bıraktı ve üniversitedeki kürsüsüne geri döndü. Halide Edip bir süre sonra sağlığı bozulunca evine çekildi ve burada kitap yazmaya devam etti. Edebiyatçı kişiliğinin yanında siyasi yönüyle de öne çıkan Halide Edip Adıvar 1964′te öldü
Halide Edip Adıvar’ın kadın kahramanları, o dönemde ideal saydığı Türk kadınını temsil eder. Bu kahramanlarda yazarın kendini anlattığı iddialarında doğruluk payı olduğuna inanıyorum. Çünkü yazılar yazarın içinden kopup gelen parçalardır. Yazının yazarın kimliğinden tamamen bağımsız olmasını düşünemiyorum.
Seviye Talip, Handan, Kâmuran güçlü kişilikleri olan, her durumda haklarını savunan, modern görüşlü, batı terbiyesi almış, sanatçı yönü olan, yabancı dil bilen, kültürlü çekici kadınlardır. Halide Edip Adıvar, Türkocağı’ında çalışmaya başladıktan sonra Ziya Gökalp, Yusuf Akçura ve Ahmet Ağaoğlu ile birlikte yazdığı ‘Yeni Turan’da (1912) yurt sorunlarını dile getirir. Romandaki olaylar II.Meşrutiyet döneminde yaşanmaktadır ve Yeni Turan adlı idealist bir partinin programı anlatılmaktadır. Bu ütopik romanında yazar, o zamanki siyasi görüşlerini açıklama fırsatı bulmuştur.
Halide Edip, Kurtuluş savaşı yıllarını, direniş olaylarını, kahramanlıkları anlattığı, Ateşten Gömlek (1922) ve Vurun Kahpeye (1923) adlı romanlarını birebir gözlemlerinden yararlanarak yazdığı için oldukça gerçekçidir. Bu romanlarındaki kadın kahramaların da diğerlerinde olduğu gibi yüceltilmiş olduğunu görürüz. Bu kitaplardaki kadın kahramanlar entellektüel yönleriyle değil, zorluklara göğüs geren, Anadolu’da erkeklerle beraber düşmana karşı cephede savaşan, erdemli vatansever kadınlar olarak yüceltilmiştir. Halide Edip Adıvar’ın yapıtlarındaki kadın kahramanlar batılı kültürü almıştır ve özgür düşünüp yaşar ama aynı zamanda milli değerlerine bağlı ve ahlaklıdır. Gerektiği yerde bir erkek gibi davranabilen, spor yapan, ata binen bu kadınlar, aynı zamanda ‘kadın’ olduklarının da bilincindedir. Halide Edip Adıvar en ünlü romanı ‘Sinekli Bakkal’da kişisel ilişkileri anlattığı roman anlayışından farklı olarak Osmanlı toplumunun genel yapısını anlatmıştır. Sinekli Bakkal 1943′te CHP Ödülü’nü alarak Türkiye’de en çok baskı yapan roman olmuştur. Halide Edip Adıvar, çok çeşitli alanlarda etkinlik göstermiş, siyasal ve toplumsal konularda Türkçe ve İngilizce kitaplar yazmış, İngilizce’den Türkçe’ye çeviriler yapmıştır. Eserlerinde kadının eğitilmesine ve toplum içindeki konumuna özellikle yer vermiştir. Çağdaşları arasında yurtdışında en çok tanınan Türk yazarı olmuştur. Eserlerinden bazıları İngiliz, Fransız, Alman, Rus, Macar, Fin, Urdu, Sırp, Portekiz dillerine çevrilmiştir.ESERLERİ:

Roman: Heyula (1909), Raik’in Annesi (1909), Seviye Talip (1910), Handan (1912), Yeni Turan (1912), Son Eseri (1913), Mev’ud Hüküm (1918), Atesten Gömlek (1923), Vurun Kahpeye (1923), Kalb Ağrısı (1924), Zeyno’nun Oğlu (1928), Sinekli Bakkal (1936), Yolpalas Cinayeti (1937), Tatarcık (1939), Sonsuz Panayır (1946), Döner Ayna (1954), Akile Hanım Sokağı (1958), Kerim Ustanın Oğlu (1958), Sevda Sokağı Komedyası (1959), Çaresaz (1961), Hayat Parçaları (1963)
Öykü: Harap Mabetler (1911), Dağa Çıkan Kurt (1922), Kubbede Kalan Hoş Sada (1974)
Oyun: Kenan Çobanları (1916), Maske ve Ruh (1945)
Anı: Türkün Ateşle İmtihanı (1962), Mor Salkımlı Ev (1963)
Diger Eserleri: Talim ve Terbiye (1911), Turkey Faces West (1930), Conflict of East and West in Turkey (1935), İnside İndia (1937), Türkiye’de Şark-Garp ve Amerikan Tesisleri (1955), İngiliz Edebiyat Tarihi, 3 cilt (1940-1949), Doktor Abdülhak Adnan Adıvar (1956)

Halide Edip Adıvar’ın Annesi Kimdir?

halide edip adıvarın anasını kimdi yaa

Halide Edip Adıvar

1 ) ATEŞTEN GÖMLEK: İzmir’in işgali üzerine şehri kurtarmaya amaçlayan milli mücadele hareketlerinin hedeflerine nasıl ulaştığını anlatıyor.
2 ) TÜRKÜN ATEŞLE İMTİHANI: Halide Edip Adıvar’ın 1. Dünya Savaşı sonrasından cumhuriyetin ilan edilinceye kadar yaşadığı anıları anlatılmaktadır.
3 ) YENİ TURAN: Yeni osmanlılar ve yeni turan adlı iki partinin o dönemin politikasında izledikleri yol anlatır.
4 ) VURUN *****YE: Konusunu Millî Mücadele günlerinden alan roman ilk kez 1923 yılında basıldı. Romanda, idealist İstanbullu öğretmen Aliye’nin Anadolu’da bir kasabaya gidişi ve bölgede Milli Mücadele düşüncesine destek faaliyetleri aktarılır. Romanda, bölge halkının Millî Mücadele’ye bakışı, sözkonusu mücadelenin sembolü konumuna gelmiş Kuvayı Milliye oluşumunu algılayışının yanı sıra çözülen Osmanlı devlet mekanizmasının temsilcileri ve eski düzen karşıtları yansıtılır
5 ) KALP AĞRISI: Farklı dünyalara ait iki ailenin ve iki kişinin, beklenmedik şekilde buluşması konu edilir.Olayda dindar bir erkekle, sosyete bir genç kızın aralarında oluşan kalp ağrısı, bütün zıtlıklarına rağmen ikisini birbirine yakınlaştırır ve olaylar bunun üzerine gelişir.
6 ) ZEYNO’NUN OĞLU: Halide edip’in Kalp Ağrısı romanının devamı olan bu romandaki olaylar Cumhuriyet’in ilk yıllarında Doğu Anadolu’da hazırlanmakta olan bir Kürt İsyanı’nın hemen öncesinde geçmektedir. Bölgeye İstanbul’dan gelen memur ve askerlerle yöre halkı arasında bir köprü gören Haso Çocuk’un maceraları anlatılır. Romanda batılılaşma serüvenimizin doğudan bir görüntüsü de yansıtılıyor.
7 ) SİNEKLİ BAKKAL: Romanın geneli göz önüne alınırsa siyasal,toplumsal ve duygusal sorunlarla örülmüş bir olay örgüsü dikkati çeker. II.Abdülhamit dönemi anlatılmaktadır. Ama sadece bir dönemin anlatıldığı bir roman değildir. Romanda Rabia’nın hayat hikayesi daha ön plandadır. Yazar,bu romanda kendi inandığı felsefeyi, değerleri olay örgüsüyle birlikte anlatıyor.
8 ) TATARCIK: Batı kültürüyle Doğu geleneklerini -şeklen- birleştiren kadın tipidir. Romanlarda idealize edilen kadın öğretmen tiplemeleri, gerçekten de Cumhuriyet kadını için bir model oluşturmuştur.
9 ) DAĞA ÇIKAN KURT: Eserde Türkün yeniden doğuşu olarak görülen Kurtuluş savaşı yıllarında başımızdan geçen olayların bazıları Halide Edip tarafından kaleme alınmış, bin bir zorlukla ve mücadele ile yeniden kurulan bu anavatanın anlatılan Türk büyükleri dışında kalan ama asla birey olarak kahramanlıkları anılmayan kişilerden bahsedilmiştir..
10 ) DÖNER AYNA: Kaçırılan bir kız öleceğini düşünerek korkmasından duyduğu tedirginlikler romanda yer almıştır.
11 ) AKİLE HANIM: Akile Hanım Sokağı, Halide Edib Adıvar’ın, 1950′li yılların değişim içindeki Türkiye’sinden bir kesit yansıttığı sosyal içerikli bir romandır. Yazar sanki, kendi tanıdığı, gerçekten o günlerde yaşamış insanların başlarından geçenleri, yalnızca isimlerini değiştirerek hikâye eder.
12 ) KERİM USTA’NIN OĞLU: Roman, bir erken Cumhuriyet aydını olan Doktor Kasım’ın özyaşam öyküsü olarak kurgulanmıştır. Halide Edib’in Doğu – Batı kültürlerindeki politika, meslek hayatı, kadın-erkek ilişkileri ve evlilik gibi kavramları karşılaştırdığı bir romandır.
13 ) HANDAN: Kitaptaki olaylar,Abdülhamit’in istibdad döneminde geçmektedir.Bu bağlamda kitabın konusu bize o güne ait bilgiler vermektedir.Kitap,bir aşk hikayesi etrafında o günün sosyal yaşamı,kültürel yapısı ve istibdad dönemindeki Türk aydınlarının başlattığı yeni sosyal akımlardan bahsetmektedir.

Halide Edip Adivar

HALİDE EDİP ADIVAR

Ünlü Türk kadın romancısı,prof.(İstanbul 1884 – 1964).Abdülhamid II devrinde
Ceybi hümayun başkatipliği,Yanya ve Bursa’da Reji müdürlüğü yapan Mehmet Edip Beyin kızı. Annesi,evvelce Ali Şamil Paşa ile evlenmiş olan Bedrifem Hanım. Çocukluğunda özel derslerle yetiştirildi,bu arada şair Rıza Tevfik’ten ve riyaziyeci Salih Zeki Beyden ders aldı..1901’de Üsküdar Amerikan Kız Kolejini bitirdi.1908’ten itibaren çeşitli gazete ve dergilerde yazıları çıktı. Darülmualimat’ta ve İstanbul kız idadisinde pedagoji ve tarih öğretmenliği,Vakıf Kız Mekteplerinde müfettişlik yaptı. Önce ,riyaziyeci Salih Zeki Bey ile ,sonra 1917’de , Dr.Adanan Adıvar ile evlendi. Yine 1917’de,Cemal Paşa tarafından Suriye’ye davet edildi. Beyrut ve Şam Kız mekteplerini ve Aynıtura darüleytamını kurdu.1918’de İstanbul Edebiyat Fakültesinde garp edebiyatı hocası oldu.1919 Mütareke yıllarında,Fatih ve Sultan Ahmet Meydanlarında verdiği heyecanlı milli nutuklar yüzünden, 16 Mart İstanbul işgalinde evi basıldı. Bunun üzerine Dr. Adnan Bey ile Anadolu’ya geçerek,Milli Mücadeleye katıldı. Saltanat hükümeti tarafından kurulan Kürt Mustafa Divanı Harbinde başta Mustafa Kemal olmak üzere,hakkında ölüm kararı verilen altı kişiden biriydi. İstiklal Savaşı yıllarında,önce Erkanı Harbiye’de,sonra Garp cephesinde bulundu,kendisine onbaşı rütbesi ve büyük zaferden sonra da çavuş unvanı verildi.
1926’da, bazı siyasi fikir ayrılıkları yüzünden,kocası Adnan Adıvar ile birlikte Türkiye’den ayrıldı;İngiltere’ye gitti,bir süre de Fransa’da yaşadı. 1928-1929’da,Amerika’ya davet edilerek,oranın başlıca üniversitelerinde “Yakın Şark Fikir ve Sanat Tarihi”ne dair konferanslar;1931-1932’de,Columbia üniversitesinde misafir profesör olarak çalıştı. 1939’da İstanbul’a dönen Halide Edip,1940’da, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde İngiliz Edebiyatı profesörü oldu. 1950-1954 arası İzmir milletvekili olarak mecliste bulundu. Tekrar döndüğü üniversitesindeki vazifesinden yaşlılığı dolayısıyla ayrıldı. 9 Ocak 1964’te,böbrek yetersizliğinden öldü;Merkez Efendi mezarlığında yatar.
Servetifünun’cuların,milli ve içtimai bir yönü olmayan roman ve hikayelerinden sonra,aynı çağın yazarları olan Yakup Kadri ile Halide Edip,psikolojik tahlili ihmal etmemekle beraber,roman ve hikayelere sosyal meseleleri büyük ölçüde getirmişler ve roman dünyasını genişletmişlerdi. Halide Edib’in romanları sıcak,hisli ve beşeridir. Kahramanları çoğunlukla kendisine benzeyen ihtiraslı,kültürlü, canlı kadın ve genç kızlar olan romanlarına konu ve çevre olarak yazar,yaşadığı devrin olaylarını seçmeyi tercih etmiştir. Romanlarının kadın kahramanları,Halide Edip’den bazı çizgiler taşırlar. En tanınmış eseri Sinekli Bakkal,önce “Meddah ve Kızı”adıyla İngilizce yazıldı,Türkçe yayını sonradan yapıldı. Bu eserin milletler arası şöhreti oldu. Türkiye’de de Roman Mükafatı’nda birincilik kazandı(1942) ve yine Türkiye’de,25’inci baskısı yapılmak üzere rekor kırdı. Romanlarında adeta heykelleştirerek anlattığı erkek tipleri,kadın tipleri kadar başarılı sayılmaz. Romancılığının birinci dönemi daha çok bir gözlem ve heyecan romancılığı,ikinci dönemi ise bir kültür ve tefekkür romancılığıdır. En başarılı eserleri Kalp Ağrısı,Zeyno’nun Oğlu,Ateşten Gömlek ve özellikle Sinekli Bakkal’dır. Arka sokak insanlarının hayatları için yazdığı makaleleri dikkate değer. 2 ciltlik İngiliz Edebiyatı Tarihi’nde batılı metotları kullanmış,bu edebiyatı,meydana geldiği iklim,tarihi ve sosyal çevresiyle beraber incelemeğe dikkat etmiştir. Halide Edip romancılığı yanında,bir “küçük hikaye” ve “nesirler” yazarıdır. Bu arada küçük hikayeler,Yolpalas Cinayeti gibi başarılı polis romanları,makaleler,Hindistan’a ait tetkik ve seyahat kitabı,çocukluğundan itibaren hayat hikayesini anlatan hatıralar kaleme aldı. Seksen yıllık hayatının büyük bir kısmı,yorulmak bilmeyen bir çalışmanın güzel mahsullerini hazırlamakla geçti.

II Abdülhamid döneminde Osmanlı İmparatorluğunun başkenti olan İstanbul’un arka sokaklarından birinde yaşanan olaylar bu kitabın konusunu oluşturmuştur.

Hacı İlhami Bey, Tevfik, Emine, Rabia, Vehbi Dede, Peregrini

Not; Kitap dikkatli incelenip, okunduğunda Halide Edip’in birçok karaktere yer verdiği görülmektedir. Yukarıdaki kişilerin isimleri ise kitabın tamamında, neredeyse her sayfasında geçmektedir.

RABİA: Genç ve güzel bir kız. Kendisi gibi sesi de çok güzel. Küçük yaşta hafız olacak kadar da akılı ve zeki.

TEVFİK: Rabia’nın babası. Sanatçı. Taklit yapar,Karagöz-Hacivat oynatır. Küçük bir bakkal dükkanı vardır. Kız Tevfik olarak çağrılır. Saf ve çalışkan bir kişiliğe sahiptir.

PEREGRİNİ: Kendisi Hiristiyandır. Rabia ile evlendikten sonra Müslüman olur. Çok iyi bir müzisyendir. Müzisyenliğe başlamadan önce rahip olan bu kişi daha sonra kiliseden ayrılmış ve kendini müziğe adamıştır. Orta yaşlı, uysal ve piyano çalma konusunda büyük yeteneği olan bir şahıstır.

-Osmanlıda II. Abdülhamid devrine kısaca değinmek
-O zamanın İstanbul sokaklarını, içerisindeki dayanışmayı, o zamanın geri ve ileri düşünen kafalarını tanıtmak
-Devrin sanatçılarını övmek, Meşrutiyet yönetimi için verdikleri çalışmaları göz önüne sermek

Halide Edip’in üslubu, dil bakımından biraz pürüzlü olmakla beraber, duyuş tarzına uygun, sürprizli, canlı ve sıcaktır. Ayrıntılı tasvirlere dayanan objektif anlayış tarzından çok Halide Edip içten gelen ve izlenimci bir üslupla yazmıştır.

Sinekli Bakkal, II. Abdülhamid devrinde İstanbul’un arka sokaklarından biridir. Evlerin neredeyse bir birine çakıştığı dar sokaklardan oluşan bir mahalle.
Bu mahallede yaşayan ve sokak sakinleri tarafından sevilen bir genç,Tevfik. Tevfik bir tiyatro oyuncusudur. Kendisi Karagöz de oynatır. Korkmadan devrin önemli adamlarını bile oyuna koyar. Kendisi bir bakkalın oğludur. Tevfik sokağın imamı olan İlhami Bey’in kızı Emine’yi sevmektedir. Bir müddet sonra ikisi evlenirler. Tevfik babasından kalan bakkal dükkanını işletmekte ve boş zamanlarında da yeteneğini konuşturup Karagöz oynatmaktadır.
Evlilik günleri beklenildiği kadar zevkli gelmemiştir Tevfiğe. Bir gece Tevfik bakkala inmiş tiyatro arkadaşlarına karısının taklidini yapmaktadır. Emine uyurken Tevfik’i yanında bulamamış aramak için aşağıya inmiştir ve kendisine göre iğrenç olan bu sahneyle karşılaşmıştır. Emine hepsini evden kovalamış daha sonra da evliliği sona erdirmiştir.
Bu olaydan sonra Tevfik karısını kötü biçimde taklit etmesi ve devrin önemli şahıslarını oyununda oynatması ve bunlarla alay geçmesi sonucu sürgüne gönderilmiştir. Emine ise karnında bebeği ile babasının evine taşınmıştır.
Emine İmamın evine taşındıktan birkaç ay sonra bir kız çocuğu dünyaya getirir. Kızın adını Rabia koyarlar. Seneler çabuk geçmiş Rabia beş yaşlarına gelmiştir. Kızın bu yaştan bile çok akıllı olduğu anlaşılmış ve dedesi tarafından hafız olarak yetiştirilmeye karar verilmiştir. Dedesi bu küçük yaştaki kıza cennet ve cehennem kavramlarından çok katı bir biçimde bahsetmeye başlamış Rabia’nın korkmasına sebep olmuştur. Seneler bir birini kovalamış Rabia sesi çok güzel bir hafız olmuştur. Önemli yerlere gidip Mevlit okumakta kazandığı paranın tamamını ise dedesine vermektedir. Rabia ‘nın bu kadar yükselmesini, küçük yaştan olgunlaşmasını sağlayan biri vardır. Bu kişinin adı Vehbi Dededir. Bu kişi dinine bağlı, ulu bir kişidir.
Bir gün yine mevlit okumak için Vehbi Dedenin önerisi sonucu devrin Zaptiye Nazırı Selim Paşa’nın evine çağrıldı. Ev halkı küçük kızın sevimliliğine ve muazzam sesine hayran kaldılar. Bu günden sonra Rabia’nın yaşantısının çoğu bu evde geçmeye başlamıştı. Kız artık mevlitin yanında musikiye de önem vermeye başlamıştı. Selim Paşa ve karısı Sabiha Hanım ona çocuklarıymış gibi ilgi gösteriyorlardı. Oğulları Hilmi Bey ise musikiye önem veren bir kişiydi. Fakat babasıyla anlaşamazlardı. Nedeni ise Selim Paşa’nın padişaha çok bağlı olması ve katı bir disipline sahip olmasındandı.
Başka bir gün Rabia tekrar köşke gittiğinde Hilmi Bey’in yakın dostu ve musiki hocası Peregrini ile tanıştı. Peregrini kiliseden kovulmuş eski bir papazdır. Bu olaydan sonra musikiye önem vermiş ve hiçbir dine bağlı kalmamıştır. Peregrini’nin en büyük özelliği ise piyanoyu çok güzel çalmasıydı. Rabia’nın sesini duyunca adeta meşk oldu ve küçük kıza daha fazla önem vermeye başladı.
Rabia artık dedesinden ve annesinden sıkılmıştı. Dedesi yine herkesin cehenneme gideceğinden bahsediyor annesi ise kendisine durmadan azarlıyordu. Kız bunlardan sıkılıp sık sık köşke gidiyor bazı günler orada kalıyordu. Bir gün köşkten dönerken babasının sürgünden geldiğini öğrendi ve hiç vakit kaybetmeden babasının kapatıp gittiği dükkanın önüne gitti. Bakkala girdi ve babasıyla tanıştı. Baba ile kız arasında büyük bir sevgi bağı oluşmuştu artık ve bu zinciri kimse kıramayacaktı.
Rabia büyük bir karar vererek babasının yanına taşındı. Ev bakkalın hemen üstündeydi. Rabia evi çok beğendi. Ama en çok annesi ve dedesinden ayrıldığına sevinmişti. Evde üç kişilerdi. Rabia,Tevfik ve Rakım. Rakım küçük boylu sevimli mi sevimli bir tiyatro oyuncusuydu. Üçü sanki elli yıllık dostmuşlar gibi kaynaştılar.
Rabia mevlit okumayı bırakmamış, kazandığı parayı da dedesine vermekteydi. Dedesi Rabia’nın kazandığı paranın kendisine verilmesi üzere Rabia’nın, babasının yanına yerleşmesine izin vermişti. Rabia yine köşke gidiyor Sabiha Hanımla sohbet ediyor Peregrini ve Hilmi Beyle musiki yapıyor, Vehbi Dede de onları izliyor onlara akıl veriyordu. Peregrini kıza çok ısınmıştı. Vehbi dede ise kıza akıl veriyor içinin rahatlamasını sağlıyordu. Hilmi bey de babasıyla hep tartışıyor padişahlığın kalkması fikrini savunuyordu.
Rabia boş vakitlerinde dükkana bakıyordu. Rakım da ona yardım ediyordu. Akşamları hep beraber bahçede yemek yiyorlardı ve bazen bu sofraya Peregrini ve Vehbi Dede de katılıyordu. Bunlar Tevfik ile çok iyi anlaşıyorlardı. Çünkü Tevfik muhabbeti ve saflığıyla başka bir insandı, adeta eşi bulunmaz biri.
Yine her zaman ki günlerden birini yaşayan Rabia, dükkandan dışarıya baktı. Bir cenazeyi mezarlığa götürüyorlardı. Bu cenazenin annesi olduğunu duyunca çok üzülmedi. Sadece annesi için mevlit okudu.
Günler güzel geçiyordu Sinekli Bakkalda. Sokak serserileri bile bu güzelliğe uymuşlardı. Hepsi de Rabia’dan çekiniyorlardı. Bu arada Rabia ile diğerlerinin arasındaki bağ iki kat daha güçlenmişti. Peregrini ise Rabia’ya karşı beslediği aşk duygusuyla yaşamaktaydı.
Devlet asayişi ön plana çıkarmış kendisine karşı gelen herkesi sürgüne gönderiyordu. Yine böyle günlerden birinde Hilmi Bey padişaha karşı olan faaliyetlere başlamıştı. Bu kişilere Genç Türkler adı veriliyordu. Hilmi Bey bir gün içinde gizli dosyaların bulunduğu bir zarfı Tevfik’e verdi. Bu zarfı postaneye vermesini istedi. Çünkü Tevfik içeri kadın kıyafetiyle girebilir kimseye belli etmeden zarfı ulaştırabilirdi. Tevfik bu işi biraz saflığından biraz da Hilmi Bey’e duyduğu sevgisinden dolayı kabul etmişti. Tevfik kadın kıyafetleriyle içeri girmiş fakat kapıdaki görevli tarafından fark edilmiş ve yaka paça karakola götürülmüştür. Zarf incelenir içerisindeki belgelerin önemi göz önüne alınarak Tevfik sorguya çekilir. Sorgu sırasında biraz pataklanır ama ağzından tek bir kelime bile çıkmaz. Sorgudan sonra Tevfik hapse atılır. Rabia bunu duyar duymaz karakola ve Selim Paşaya gider. Ama bir sonuç elde edemez. Daha sonra işin Hilmi Bey tarafından tasarlandığı ve Tevfik tarafından uygulanmaya çalışıldığı için her ikisi de Şam’a sürgün gönderilir. Şam’a beraber gönderilmeleri Selim Paşa tarafından sağlanmıştı. Selim Paşa bunu Tevfik’in suçsuz olduğuna inandığı için yapmıştı.
Rabia bu olaydan sonra hayattan soğudu. Bir iki hafta hiç kimseyle konuşamaz oldu. Daha sonra Vehbi Dede, Peregrini ve Rakım’ın kendisine verdiği destekle yeniden yaşama döndü. Fakat artık köşke gitmiyordu. Çünkü babasının Selim Paşa tarafından sürgüne gönderildiğine inanıyordu. Bu biraz da doğruydu. Çünkü Selim Paşa istese makamını kullanabilir her ikisini de sürgüne göndermeye bilirdi. Fakat Selim Paşa yine kurallarını çiğnememiş ve kendince padişaha bağlılığını tekrar sergilemişti. Günler geçiyor Rabia’nın içindeki ateş babasından gelen mektuplarla sönmeye başlamıştı. Artık eskisi gibi derslerine gidiyor, kazandığı paranın büyük kısmını babasına gönderiyordu.
Peregrini artık Rabia’ya karşı duyduğu aşkı söylemeye karar vermişti. Fakat bunu bir türlü söyleyemiyordu. Aslında Rabia’nın da kendisine duyduğu aşkı bilmez değildi. Yine böyle günlerden birinde Peregrini Rabia ya evlenme teklif etti. Rabia kendisinin Hıristiyan hatta bir dine bile bağlı olmadığını, evlenmek istiyorsa dinini de ismini de değiştirmesinin gerektiğini söyledi. Peregrini Rabia ya bu teklifi yapmadan annesi kaybetmiş, mal varlığı iyice artmıştı. İstese bu koşulları yerine getirmeyip istediği ülkede dilediği gibi yaşardı. Fakat Rabia ya duyduğu derin aşktan dolayı her şeyi kabul etti. Hatta yazın pis kokuların etrafa yayıldığı, sinekten sokaktan geçilmediği Sinekli Bakkalda oturmayı.
Peregrini ismini ve dinini değiştirdi. Artık ismi Osman, dini ise İslamdı. Rabia ile Tevfik’in evinde yaşamayı kabul etmişti. Bütün sorunlar ortadan kalktıktan sonra Rabia ile Osman evlendiler. Her ikisi de çok mutluydular. Mahalle bile mutluluktan nasibini aldı.
Evlilik rayına oturmuş, günler yine eskisi gibi geçiyordu. Artık evde dört kişilerdi. Rakım, Rabia, Tevfik, Pembe. Pembe esmer bir hizmetçiydi. Ev işlerini yapıyor bakkala bakıyordu.
Rabia çocukluk sevgilisi Bilal’ın düğünü sebebiyle Selim Paşa ile barışmış köşke gidip geliyordu. Yine ders veriyor paranın büyük bir kısmını babasına gönderiyordu. Zaten artık paraya ihtiyacı yoktu. Ama o yine de kocasının parasını yemek istemiyordu. Bu arada babasından gelen mektupların Hilmi Bey ile ilgili olan kısımlarını Sabiha Hanım’a okuyordu.
Rabia Osman’dan Sinekli Bakkal’dan biriymiş gibi davranmasını istedi. Osman Rabia’nın dediklerini uyguladı ve haftada en az iki defa kahveye uğramaya başladı. Böylece mahalle halkını daha iyi tanıma fırsatı buldu. Osman Cuma Namazlarına da gitmek istiyordu. Ama bunu en çok bağlı olduğu din için değil Rabia’nın dedesini görmek için istiyordu.
Osman artık mahalle halkından biri olmuştu. Cuma namazlarını kaçırmıyordu. Bir gün Rabia’nın dedesinin evine gitti. İmam Osman’ı içeri aldı fakat Osman’ı tanımıyordu. Osman kendini tanıtınca imam onu evden kovmak istedi fakat Osman bu sert çıkışla karşılaşacağını beklediği için bunu fazla umursamayarak lafa girdi. İmam ‘a kendisine yardım etmek istediğini söyledi ve imam yatıştı. Osman cebinden birkaç altın para çıkardı ve her ay kendisine altın vereceğini söyledi. Bu yardım işini de Rabiaya söylemedi.
Bir gün Rabia babasından mektup aldı. Rabia mektubu alır almaz köşke gitti. Mektupta Hilmi Bey’in sürgünde iken kaçtığı yazıyordu. İşin garip yanı Tevfik bu iş için de Hilmi’ye yardım etmişti. Tevfik’in başka bir yere sürgünü söz konusuydu. Rabia bunları duyunca kendini bir an için kötü hissetti. Fakat babasının ne kadar fedakar bir arkadaş olduğunu anlayınca üzüntüsü bir anda geçti. O artık yanında ağlayan Sabiha Hanım’ı avutuyordu. Ama işin en garip yanı sürgünlerinin bitmesine az kalmasına rağmen bu işi yapmalarıydı. Rabia bu olayı konuşmak üzere Selim Paşa’nın yanına çıktı. Selim Paşa Rabia’yı avutarak babasının yakında döneceğini, merak etmemesini söylüyordu.
Selim Paşa biraz bu olayın tesirinden biraz da görevin verdiği sorumluluğun etkisinden çıkmak sade bir vatandaş olarak yaşamak için görevinden istifa etti. Daha sonra Paşa köşkünün bahçesindeki küçük evi ve köşkteki birkaç eşyayı satmak istedi. Bunların arasında güzel birde piyano vardı. Osman piyanoyu talebelerinden birine satabileceğini söyledi. Ama daha sonra fikrini değiştirdi. Osman’ın amacı piyanoyu almak, köşkün bahçesindeki küçük evi kiralamaktı. Bunu Rabia’ya söyleyince beklemediği bir sertlikle karşılaştı. Rabia bundan son derece huzursuz olmuştu. Ona göre bir mahalle kızının köşklerde ne işi vardı. Bu işte başlamadan bitmişti. Osman o yazın sineklerden geçilmeyen sokağa tekrar dönmek zorunda kalmıştı.
Bu öneriden sonra Osman Rabia’ya yeni bir öneri sundu. Yaz gelmişti bir tatile ihtiyaçları olduğunu söylemişti. Tabii ki Rabia ilk önceleri yine bu öneriyi kabul etmemişti. Ona göre kırk kanaat geçinen bir mahalleden nasıl bir insan kalkıp ta tatile gider. Fakat bu sefer Osman çok kararlıydı. Bu konuyu Vehbi Dedeye açtı ve Rabia Vehbi Dedeyi kırmayarak tatile gitmeye razı oldu. Tatile gittiler fakat bu yolculukta fazla uzun sürmedi Rabia kendini biraz kötü hissedince Sinekli Bakkala geri dönüldü.
Osman yine her ay olduğu gibi imamın evine gitti. Fakat imam ölmüştü. Osman yaşlı ve ters olan bu adam için çok üzüldü. Bunu hasta olan Rabia’ya söylemek istemedi fakat nede olsa duyacaktı. Onun için bu durumdan Rabia’yı haberdar etti. Rabia da bu duruma üzüldü fakat küçükken imamın kendisine yaptıklarını düşününce bu üzüntüyü kısa zamanda üzerinden attı.
Rabia kendisi için biraz hasta dese de hayati önemi olan bir hastalığı taşıyordu. Bu arada Rabia hamileydi. Osman baba olacağı için çok seviniyor fakat karısının hastalığına çok üzülüyordu. Rabia’ya durmadan doktor çağırma teklifinde bulunuyor fakat Rabia onu da kabul etmiyordu. Rabia çocuğunu kendi doğduğu evde yani imamın evinde doğurmak ve hayatının geri kalanını bu evde geçirmek istiyordu.
Osman o gün her şeye rağmen eve İstanbul’un en iyi hekimlerinden ikisini getirdi. Hekimler Rabia’yı kontrol ettikten sonra kötü haberi Osman’a verdiler. Rabia hamileydi kanında da albüm vardı. Çocuk doğurması çok tehlikeliydi. Kesinlikle çocuğun alınmasını teklif ettiler.
Osman defalarca bu durumu Rabia’ya anlattı. Hatta ikna için Vehbi Dedeyi bile getirdi fakat Rabia her şeye rağmen çocuğunu doğurmak istiyordu. Bu arada zaman geçmiş imamın evi baştan başa tamir edilmiş ve eve taşınılmıştı. Osman bu eve eski hizmetçisini de Rabia yardım etmesi için getirtmişti. Tevfik’in gelmesine de az kalmıştı. Rabia sıkı bir perhiz uyguluyor çocuğunu sağlıklı doğurabilmek için her şeyden fedakarlık ediyordu.
Ve beklenen daha doğrusu Genç Türkler tarafından beklenen gün gelmişti. Temmuz 1908’de ihtilal olmuştu. Tüm sürgünler gemiler vasıtasıyla İstanbul’a geri dönüyordu. Bu vapurlardan birinde de Tevfik vardı. Tevfik büyük bir coşkuyla karşılandı. Osman hemen Tevfik’in yanına koştu onu kucakladı ve belki de Tevfiği hayata tekrar bağlayacak sözleri söyledi. Osman Tevfiğe Rabia’nın kendisini kucağında çocuğuyla beklediğini söyledi. Tevfik’in gözünden iki damla yaş geldi. Artık Tevfik hayal takımına birini daha ilave edecekti.

EK BİLGİLER
1908 İHTİLALİ: Osmanlı’da ülke yönetimi ikinci kez Batılı anlamda düzenleme hareketi(23 Temmuz 1908)
GENÇ TÜRKLER(JÖN TÜRKLER): II. Abdülhamid döneminde (1876-1909) özellikle yurt dışında siyasal muhalefet hareketine katılan kişilere ve bunların kurduğu örgütlere verilen ortak ad.,

Kitap benim çok önemli bilgiler edinmemi sağladı. Benim dildeki akışkanlığın nasıl ustaca sağlandığını görmemi sağladı. Halide Edip’ten şimdi belki de yerinde yeller esen bir sokağın içinde yaşamamı sağladı. Bana dostluğun ne kadar önemli bir şey olduğunu hatırlattı. Osmanlı’nın o zamanlar içinde bulunduğu durumu benimsetti.
İzlenimimin olumsuz yönleri ise sadece dilde kullanılan yabancı kelimeler dolayısıyla gerçekleşti. Halide Edip bu pürüzleri, yaptığı mükemmel benzetme ve anlatımlarla unutturmaya çalışmış ve bunu da başarmıştır.

Yukarıda da belirttiğim gibi yabancı kelimelerin çokluğu ve sık sık kullanımı dili bozmuştur. Bu yönden edebiyatımıza bir katkıda bulunmamıştır. Fakat Halide Edip’in o müthiş benzetmeleri ve dilde o fevkalade akışkanlığı sağlaması edebiyatımıza yeni yeni ürünlerini veren yazarlarımıza büyük katkıda bulunabilir.

Etiketler:halide edip adıvar hayatı halide edip adıvarın hayatı halide edip adıvar hayatı özet halide edip adıvar kısaca hayatı halide edip adıvar kimdir halide edip adıvar kimdir özet halide edip adıvar hayatının özeti halide edip adıvar hayatı özeti halide edipin hayatı halide edip adıvar biyografisi halide edip adıvarın hayatının özeti halide edip adıvar kısa hayatı halide edip adıvar hayatı kısaca halide edip adıvar kimdir kısaca halıde edıp adıvarın hayatı halide edip adıvarın kısaca hayatı halide edip adıvar ın hayatı halide edip hayatı hadide edip adıvar ın hayatı halide edip adıvarın çocukluğu
Halide Edip Adıvar: Halide Edip Adıvar (Osmanlıca: خالده اديب اديوار; d. 1884 - ö. 9 Ocak 1964) Türk yazar, siyasetçi, akademisyen, öğretmen.
Halide Nusret Zorlutuna: Halide Nusret Zorlutuna (d. 1901, İstanbul, Osmanlı İmparatorluğu - ö. 10 Haziran 1984, İstanbul, Türkiye), Türk şair, yazar, öğretmen.
Halide Pişkin: Halide Pişkin (d. 16 Temmuz 1906 İşkodra ö. 1 Kasım 1959 İstanbul), Cumhuriyet döneminin ilk Türk kadın tiyatro sanatçısı.
Halide Edip Adıvar, Şişli: Halide Edip Adıvar, İstanbul'un Şişli ilçesinde Şişli semti ile Piyalepaşa Bulvarı arasında mahalle. Adını yazar ve siyasetçi Halide Edip Adıvar'dan alır.
Hayatımızın En Güzel Yılları: Hayatımızın En Güzel Yılları, (Özgün adı The Best Years of Our Lives) 1946 ABD yapımı dramatik filmdir.
Hayatı Yakala: Hayatı Yakala (özgün ad:Reign Over Me), 2007 yapımı bir dram filmidir. Mike Binder'in yönetmenliğini, senaristliğini ve oyunculuğunu yaptığı filmde Adam Sandler, Don Cheadle, Jada Pinkett Smith, Liv Tyler, Donald Sutherland ve Saffron Burrows da rol almaktadır.Film Türkiyede direkt olarak piyasaya sürülmüşdür.
Hayatımın Çalımı Beckham: Hayatımın Çalımı Beckham; (İngilizce orijinal adı: Bend It Like Beckham) 2002 yılı İngiltere yapımı film.
Hayatımın Kadınısın: Hayatımın Kadınısın , 2006 yapımı bir duygusal tarzı Türk filmdir. Filmin senaryosunu, Yönetmenliğini Uğur Yücel yapmistir.
Hayatın Benim: Hayatın Benim () 2004 yılında çekilmiş Angelina Jolie ve Ethan Hawke'nin başrollerini üstlendiği psikolojik gerilimdir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir