Hava Kirliliğine Sebep Olan Gazlar Nelerdir Ve Zararları

Sponsorlu Bağlantılar
argon atmosfer denizler eden enerji gelir hidrojen karbon neon ozon paralel yanma Hava Kirliliğine Sebep Olan Gazlar Nelerdir Ve Zararları Hava Kirliliğine Sebep Olan Gazlar Ve Zararları hava kirliliği hava kirliliğine sebep olan gazlar ..

Hava Kirliliği Nedenleri Ve Önlemleri

HAVA KİRLİLİĞİ

Günümüzde, her geçen gün artan çevre sorunlarının başında gelen hava kirliliği, geleceğin dünyasını ciddi bir şekilde tehdit etmekte, ekolojik tehlikelerle karşı karşıya bırakmaktadır. Dünya nüfusunun hızla artmasına paralel olarak, artan enerji kullanımı, endüstrinin gelişimi ve şehirleşmeyle ortaya çıkan hava kirliliği insan sağlığı ve diğer canlılar üzerinde olumsuz etkiler yaratmaktadır.
Hava kirlenmesi, insan ve diğer canlılara zarar verecek miktar ve süredeki kirleticilerin, atmosfere karışması olarak tanımlanabilir. Kirleticiler doğal veya insan aktiviteleri sonucu atmosfere karışabilirler.

HAVA VE KİRLETİCİLER

Saf hava, başta azot ve oksijen olmak üzere argon, karbondioksit, su buharı, neon, helyum, metan, kripton, hidrojen, azot monoksit, karbon monoksit, ksenon, ozon, amonyak ve azot dioksit gazlarının karışımından meydana gelmiştir.

Atmosferin %78′ini oluşturan azot orman yangınları, şimşek gibi doğal atmosfer olayları ve yanma sonucunda meydana gelir. Atmosferin hacim olarak %21′ini ve ağırlık olarak %23′ünü oluşturan oksijen ise oldukça reaktif* bir gazdır. Diğer gazlar ise atmosfer hacminin** %1′ini oluştururlar.
Atmosferi oluşturan bu gazların, en kararsız olanları su buharı ve karbondioksittir. Atmosferdeki su buharı miktarı, denizler, göller, nehirler ve bitkilerden buharlaşma ile artar ve bulutlardan sis, çiğ, yağmur oluşumu ile de azalır. Su buharının bu değişkenliği, uzun sürede, bu olaylarla birbirini öyle dengeler ki, su buharının atmosferdeki miktarı değişmez. Karbondioksit ise normalde çok küçük yer teşkil eden bir bileşendir. İnsan ve hayvanların teneffüsü ve bitkilerin fotosentez olayı ile atmosferdeki miktarı dengede tutulur.

Doğal olarak saf atmosfer az veya çok miktarda, büyük bölümü suni olan yabancı maddelerin üretimi ile kirletilir. Bunların başında petrol ürünleri ve endüstriyel kirleticiler gelmektedir. Özellikle son yıllarda, endüstriyel aktivitenin, şehirleşmenin ve nüfusun artması ile kirletici maddelerin kullanımı ve miktarıda hızla artmaktadır.

Atmosfere dağılarak, onu kirleten kirleticiler katı, sıvı ve gaz halindedirler. Çeşitli kaynaklardan meydana gelen kirlilik maddeleri toz, is, sis, buhar, kül, duman vb. olarak havaya geçerler. Atmosferdeki bu* kirleticiler, kirletici kaynaklarından atmosfere doğrudan verilen kirleticiler ve bu kirleticilerle, atmosferik özellikler arasındaki kimyasal olaylar sonucu oluşan kirleticiler olmak üzere iki şekilde bulunurlar. Atmosfere kirletici kaynaklarından yayılan kirleticiler, kükürtdioksit, azot oksitler, karbon monoksit, hidrokarbonlar asılı vaziyette bulunan katı partüküllerdir. Bu kirleticilerle, atmosferik özelliklerin oluşturduğu kimyasal reaksiyonların en önemlileri ise fotokimyasal olaylardır ki, bunlardan özellikle floroklorokarbonlar, güneşten gelen zararlı UV (ultraviole) ışınlarına karşı yeryüzüne koruyan ozon tabakasında büyük tahribata yol açmaktadır.

Doğal veya insan yapısı sonucu atmosfere karışan kirleticiler, her iki halde de atmosfere yayıldıkları anda hızla kimyasal reaksiyonlar oluştururlar ve hava akımları ile karışır, dağılır, yayılır ve taşınırlar. Böylece kirleticiler, kaynaktan çıkıp, alıcılara ulaştığında karakterleri değişebilir.
Genel olarak kirlilik, havadaki katı parçacıklar ve kükürtdioksit miktarına göre belirlenir. Oysa atmosferde oluşan kimyasal olaylarda, organik maddeler büyük rol oynar. Çünkü organik maddeler,* atmosferde* ister reaksiyona girsinler, ister girmesinler kimyasal reaksiyonların çekirdeğini oluştururlar. Hava kirliliği denildiğinde, kirleticiler ve bunların bulunduğu atmosfer ortamı aynı derecede rol oynar. Herhangi bir yerde hava kirliliği çalışması yapıldığında, ilk olarak o bölgenin meteorolojik koşulları ve havanın kimyasal yapısı incelenmelidir.

HAVA KİRLİLİĞİ KAYNAK VE NEDENLERİ

Bugün çok önemli bir çevre problemi olan ve özellikle insan sağlığını etkileyen hava kirliliği ilk olarak, atmosfer bileşiklerinin değişmesiyle başlamaktadır. Atmosfer, genellikle içerisine karışan toksinli maddeleri* eriterek etkisiz hale getirmesine rağmen meteorolojik ve topoğrafik şartlara bağlı olarak devamlı bir şekilde kirlenmektedir. Çeşitli amaçlarla yakılan ateşler, fabrika ve ev bacalarının dumanları, araçların egzost gazları havaya zehirli gazlardan olan karbon monoksit, kükürt dioksit ve nitrik asit gibi gazların bol miktarda karışmasına neden olur.

Hava kirliliğine neden olan kirleticilerin, kaynaklarına göre hava kirliliği,* tabii kaynaklardan meydana gelen kirlilik ve insan faaliyetleri sonucu suni kaynaklardan meydana gelen kirlilik olmak üzere iki sınıfa ayrılır. Tabii kirliliği oluşturan, doğada bulunan kirletici kaynaklarından: tozlar, meteorlardan, yer yüzeyindeki büyük çöl alanlarından ve kumluk alanlardan rüzgarlarla atmosfere taşınırlar; orman yangınlari ile atmosfere önemli miktarlarda duman ve zehirli gazlar karışır; foto kimyasal olaylarla azot dioksit; yanardağlardaki volkanik faaliyetler sonucunda kükürt dioksit, hidrojen klorur, hidrojen flörür; deniz çalkalanmasından sodyum klorür sayılabilir.
Hava kirliliğinde, tabii kirlilik kaynaklarından çok suni kaynaklardan meydan gelen kirlilik önemlidir. Çünkü günümüzde insanları en çok ilgilendiren, özellikle büyük yerleşim merkezleri ve sanayi alanlarındaki hava kirliliğidir. Bu kirlilikte daha çok insan faaliyetleri sonucu meydana gelir.

İnsan yapımı kirlilik kaynaklarını ise kabaca :

  • Ulaşım
  • Katı yakıtlar
  • Elektrik santralleri
  • Endüstri ve ısınma için kullanılan yakıtlar
  • Endüstriyel işlemler olarak sıralanabilir.

    İnsan tarafından oluşturulan kaynaklardan oluşan bu kirlilik, bulunan bölgenin endüstriyel gelişimi, nüfusu, şehirleşme durumu gibi faktörlere bağlı olarak değişim gösterir.

    HAVA KİRLİLİĞİNİN ZARARLI ETKİLERİ

    Hava kirliliğinin, başta insan sağlığı olmak üzere görüş mesafesi, materyaller, bitkiler ve hayvan sağlığı üzerinde olumsuz etkileri vardır.
    Katı yakıtlar ve akaryakıt gibi karbonlu maddelerin tam yanmamasından meydana gelen katı ve sıvı parçacıkların bir gaz karışımı olan duman, hava kirliliğinin bir çeşididir ve görüş uzaklığını azaltıcı bir etkiye sahiptir. Hava kirliliğinin, sanatsal ve mimari yapılar üzerinde tahrip edici ve bozucu etkisi vardır. Bitkiler üzerinde ise öldürücü ve büyümelerini engelleyici olabilmektedir. Bu nedenle hava kirliliği hem canlıların sağlığı açısından, hem de ekonomik yönden zarar vericidir.
    Hava kirliliğinin insan sağlığı üzerindeki etkileri, atmosferde yüksek miktardaki zararlı maddelerin solunması sonucu ortaya çıkar. İnsanların sağlıklı ve rahat yaşayabilmesi için teneffüs edilen havanın mutlaka temiz olması gerekir. Havanın doğal yapısını bozan ve kirleten maddelerin başka bir deyişle kirli havanın solunması, özellikle akciğer dokularını tahrip edici ve öldürücü olabilmektedir. Solunum yolu ile alınan hava içerisindeki parçacıklar ve duman, teneffüs esnasında yutulur ve akciğerlere kadar ulaşır. Solunum sisteminin derinliklerinde depolanan bu parçacıklar, akciğer kanserlerine kadar varan hasarlar yapabilmektedir. Diğer taraftan kömür ve diğer yakıtların yanmasından oluşan duman ve isin astım, çeşitli burun ve boğaz hastalıkları hatta mide hastalıkları gibi özellikle solunum yolları ile ilgili hastalıklara belirli ölçüde sebep olabileceği öne sürülmektedir. Şiddetli hava kirliliğine maruz kalınması durumunda, bunun insan sağlığına olan etkisi ile hava kirliliğinin düşük miktarlarına, uzun zaman maruz kalmanın etkileri farklı olmaktadır.

    ÖNLEMLER

    Özellikle sanayi merkezleri ve büyük yerleşim alanları üzerinde daha çok hissedilen hava kirliliğinin azaltılması amacıyla birtakım önlemlerin alınması gerekir. Bunlardan bazılarını aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:

    • Sanayi ve iş merkezlerinin mümkün olduğu kadar yerleşim merkezleri dışına alınması
    • Kişisel vasıta kullanımı yerine toplu taşımacılığın yaygınlaştırılması ve elektrikli taşıma araçlarının geliştirilmesi ve kullanımının artırılması
    • Konutlarda yakıt yakma tekniklerinin geliştirilmesi ve özellikle sanayi alanlarındaki bacalara, hava filtrelerinin takılması ayrıca yakıt olarak doğal gaz kullanımının yaygınlaştırılması
    • Şehir merkezlerindeki yoğun trafiğin çevre yollara aktarılması
    • Ağaçlandırma çalışmalarının artırılması, özellikle hava kirliliğinin yoğun olduğu yerlerde yeşil alanların artırılması
    • Şehir yerleşim planlarında meteorolojik faktörlerin özellikle rüzgar durumunun göz önünde bulundurulması
    • Halkın, hava kirliliği konusunda bilinçlendirilmesi için ilköğretimden başlamak üzere tüm okullarda ve sivil toplum örgütlerince bu amaca yönelik eğitim programlarının hazırlanması.

    Hava Kirliliği

    HAVA KİRLİLİĞİ

    Hava kirliliği insan sağlığını doğrudan etkiler. Bu nedenle hava kirliliği konusunda daha duyarlı olmalıyız.
    İşte konuya ilişkin bazı bilgiler:
    Havanın % 78′i Azot; ama bizim için önemli olan havadaki OKSİJEN. Otomobilinizin kontağını çevirirken bile ateşleme için oksijen gerekli, oksijen kaybını önleyemeyiz ama oksijen yapımını sağlayabiliriz.
    Hava kirliliği hava katmanlarında sera etkisine, bu ise iklim değişikliğine yol açar.
    İnsan yapımı kloroflorokarbonlar ozon tabakasını inceltiyor, ozonun incelmesi, çevre ve insan sağlığı üzerinde çok olumsuz etkiler yapıyor.
    Hava kirliliği ve küresel ısınmayı önlemek için pek çok şey yapabiliriz, ama öncelikle aşırı enerji kullanımından kaçınmalıyız.
    Hepimizin üzerine hava kirliliği ile ilgili belli sorumluluklar düşmektedir.
    Eğer sorumluluk duygusuyla “önce ben” diyerek işe başlarsak sorunun yarısını çok kısa sürede çözeriz.
    “Yok başkaları yapsın” diyorsak kentlerden kaçarken “önce ben” demek zorunda kalabiliriz.
    Dünyamız “su bunalımı” ile karşı karşıya. Çünkü su kullanımı hızla artıyor (2000 yılında iki katını çıkacak) .Buna karşılık kullanabilir su kaynakları sınırlı.
    Dünya nüfusunun %40′nı barındıran 80 ülke, şimdiden su sıkıntısı çekiyor.
    Ülkemizde durum nasıl?
    Tatlı su kaynaklanınız bol değil, ancak yetiyor.
    Türkiye’nin yıllık yağış ortalaması 640mm Dünya ortalaması 1000 mm.
    Göllerimizi, barajlarımızı, nehirlerimizi, yeraltı sularımızı ve denizlerimizi çöl iyi değerlendirmeli, temiz tutmalıyız. Arıtma tesislerini yaygınlaştırmalı, sulamalarınızı evsel ve endüstriyel atıklarla kirletmemeliyiz. Aşırı gübreleme, bilinçsiz kullanılan zirai mücadele ilaçları ve yoğun yapılaşma baskısından sakınmalıyız.
    Suyun değerini bilelim, yokluğunu yaşamayalım.
    İnsan yaşamının vazgeçilmez unsurlarından olan su, sınırlı bir kaynaktır. Dünya nüfusunun hızla artmasına rağmen su kaynaklarının sabit olması, bu kaynakların kirletilmesi ve tüketilmesine neden olmaktadır.
    Bilinçli su kullanımıyla, yaşam kalitemizi bozmadan alacağımız basit önlemlerle su kaynaklarımızın kirlenmesini ve tükenmesini önleyebiliriz.
    Evimizdeki musluklara takacağımız “DÜŞÜK AKIŞ MUSLUK HAVALANDIRICISI” ile
    %50 oranında daha ekonomik su kullanımı mümkün olacaktır.
    Arabamızı ya oto yıkama tesislerinde yıkatalım, ya da hortum kullanmak yerine, kovaya su doldurarak kendimiz yıkayalım.
    Tuvaletlerimizde gereğinden fazla su sarfiyatını önlemek için rezervuarlarımızdaki su seviyesini düşürebiliriz.
    Bahçeleri günün erken saatlerinde, toprak ısınmadan sulayarak gereksiz yere suyun buharlaşmasını önleyelim.
    Unutmayalım ki; gereksiz yere harcadığımız her damla su, nehirlerin kurumasını, balıkların tükenmesini, barajların boşalmasını hızlandıracaktır.
    Toprak; yeryüzünün dışını kaplayan, kayaların ve organik maddelerin, tarla ayrışma ürünlerinin karışımından meydana gelen, içerisinde ve üzerinde geniş bir canlılar alemini barındıran ve belirli oranlarda su ve hava içeren bir maddedir.
    Türkiye’nin en önemli çevre sorunu “EROZYON” Avrupa’dan 12, Afrika’dan 17 kat daha fazladır.
    1 cm. kalınlıkta toprak ancak bir kaç yüzyılda oluşabilir. Ana madde, iklim, canlılar, topografya ve zaman gibi etmenlerle süre bazen binlerce yıla da uzayabilir. Bu olgu uğradığımız felaketin ne denli büyük olduğunu gösterir.
    Toprak kaybını da etkin “Çevre Yönetimi” yle yavaşlatabiliriz. Ormanlarımızın, cayır ve meralarımızın, sulak alanlarımızın üzerine titreyerek… Topraklarımızı her türlü kirleticilerden koruyarak…
    Türkiye’de ormanlar başta olmak üzere her çeşit bitki örtüsü giderek azalmaktadır.Ormanlarımızın devamlılığını tehlike sokan etkenler arasında; orman yangını, zararlı böcek ve hastalıklar bulunmaktadır.
    Bunları önlemek için;
    Orman yangınlarının olmaması için gerekli tedbirleri alalım.
    Orman alanlarına yapılaşmayı engelleyelim.
    Ormanlarımızda ağaç kesimi yapmayalım.
    Katı Atıklar Konusunda Bunları Biliyor Musunuz?
    Bütün dünyada olduğu gibi, ülkemizde özellikle büyük yerleşin, rintlerinde insanların karşılaştığı en büyük çevre sorunu çöplerdir.
    Evsel katı atıkların %68′ini organik atıklar, talan kısmını ise kağıt, karton, tekstil, plastik, deri, metal, ağaç, cam ve kül gibi maddeler oluşturmaktadır.
    Ülkemizde yaklaşık günde 65 bin ton çöp üretilmektedir.
    Ülkemizde ve dünyadaki katı atık yönetiminin üç temel ilkesi vardır. Bunlar az üretilmesi, atıkların geri kazanılması ve atıkların çevreye zarar vermeden bertaraf edilmesidir.
    Çöplerin toplanmasından tutun da, depolanması veya bertaraf edilmesine kadar tüm hizmetlerin bir plan çerçevesinde ele alınması ve öncelikle bu atıkların değerlendirilmesi veya geri kazanılmasına çevreyle uyumlu atık yönetimi denilmektedir.
    Uygun şekilde depolanmamış çöpler yeraltı ve yüzeysel su kirliğine, haşerelerin üremesine. çevreye kötü kokuların yayılmasına, görüntü kirliliğine ve çeşitli hayvanlar vasıtasıyla taşıyıcı mikropların yayılmasına neden olmaktadır.
    Çöpü kaynağında azaltmazsak, bir gün çöp dağlan arasında nefes alamaz hale getirebiliriz.
    Ülkemizde ilk çöp faciası 28.04.1993 tarihinde İstanbul’un Ümraniye İlçesinde meydana gelmiştir. Yaklaşık 20 yıldır çöp dökümü yapılan sahada usulüne uygun bir döküm yapılmadığı için kayma olmuştur.
    Ülkemizde 15 Büyükşehir belediyesinin 6′sında düzenli depolama yapılmaktadır.
    Ülkemizde faaliyette olan bir kompost tesisi bulunmamaktadır.
    Denizlerimiz, göllerimiz, yollarımız, parklarımız çöplük değildir. Çöplerin yeri çöp kutularıdır. Her yere çöp atıp çevreyi kirletenleri mutlaka uyarın.
    Çöplerinize attığınız pillerin içindeki kimyasal maddeler toprağa ve suya karışarak sizlere zehir olarak geri dönecektir.
    İnsan sağlığına zararlı kimyasal maddeler içeren temizlik ürünleri yerine, doğal bileşenlerden oluşmuş ve çevreye zararlı olmayan ürünleri tercih edelim.
    ÇEVRE KİRLİLİĞİNİN TANIMLANMASI
    Çevre; insan veya başka bir canlının yaşamı boyunca ilişkilerini sürdürdüğü dış ortamdır. Hava, su ve toprak bu çevrenin fiziksel unsurlarını, insan, hayvan, bitki ve diğer mikroorganizmalar ise biyolojik unsurlarını teşkil etmektedir.
    Doğanın temel fiziksel unsurları olan, hava, su ve toprak üzerinde olumsuz etkilerin oluşması ile ortaya çıkan ve canlı öğelerin hayati aktivitelerini olumsuz önde etkileyen çevre sorunlarına “Çevre Kirliliği” adı verilmektedir.
    İnsanlar, toplumsal yaşam ilişkiler içerisinde doğal kaynaklan kullanarak, teknoloji geliştirerek, ekonomik faaliyetlerde bulunurlar. Bu faaliyetlerin gelişimi ile insanlar kendilerine yapay çevreyi oluştururlar. Toplumlar, yapay çevre içindeki yaşam koşullarını geliştirirken doğa ile sürekli bir ilişki içindedir. İnsan ve doğa arasındaki bu ilişki, ekolojik sistemin bir parçasıdır. İnsanoğlu’nun yer yüzünde yaşamaya ve kendisine ait yapay çevre oluşturmaya başlamasından bu yana insan ve doğa arasındaki denge, insan aleyhine devamlı olarak bozulmuştur. Özellikle son yıllarda ekolojik dengeyi süratle bozarak çevre sorunları yaratan insan, bu sorunların kendisine dönmesi ve sağlığını olumsuz yönde etkilemesi üzerine çevre bilincine varabilmiş ve bu kavramı kabul etmiştir .
    ÇEVRE KİRLİLİĞİNİN SINIFLANDIRILMASI
    Çevrenin temel unsurlarından olan doğa, kendine has fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklere sahiptir. Bu özelliler dikkate alındığında çevre kirliliği şu bölümlere ayrılır:
    l. Fiziksel Kirlenme
    Çevreyi meydana getiren toprak, su ve havanın fiziksel özelliklerinin tamamının veya bir kısmının insan, hayvan ve bitki sağlığını tehdit edecek, olumsuz yönde etkileyecek biçimde bozulması ve değişmesi olayıdır. Örneğin; çeşitli fabrika atıklarının akarsu ve göllere boşaltılması, doğal erozyon ile toprakların göl ve denizlere taşınması açık kahverenginden, kırmızı siyaha kadar değişen renk almasına neden olmaktadır. Bu olay suların fiziksel kirlenmesidir.
    2. Kimyasal Kirlenme
    Doğal çevreyi oluşturan toprak, su ve havanın kimyasal özelliklerinin canlıların hayati faaliyetlerini ve aktivitelerini olumsuz yönde etkileyecek biçimde bozulmasıdır. Örneğin; çeşitli fabrika katı ve sıvı atıklarının verimli tarım arazilerine veya akarsu ve nehirlere boşaltılması söz konusu tarım topraklarının, akarsu ve göllerinin zararlı ağır metallerle kirlenerek kimyasal kirlenmeye maruz kaldığım gösterir.
    3. Biyolojik Kirlenme
    Doğal ortamı oluşturan toprak, hava ve suyun çeşitli mikroorganizmalarla kirlenmesi ve dolayısıyla mikrobiyolojik yapının bozulması mikrobiyal kirlenmeyi, aynı ortamların mikroorganizmalarla kirlenmesi ise biyolojik kirlenmeyi tanımlar. Örneğin, tarım alanlarının kanalizasyon suyu ile sulanması veya kanalizasyon sularının akarsu, göl ve denizlere boşaltılması ile kanalizasyon sularında bulunan hastalık yapıcı mikroorganizmalar toprağa, suya ve atmosfere geçerek bu ortamların mikrobiyolojik kirlenmesine yol açar.
    Çevre unsurlarına göre çevre kirliliği 4 gruba ayrılır.
    a) Hava kirliliği
    b) Toprak kirliliği
    c) Su kirliliği
    d) Ses kirliliği
    Hava Kirliliği
    Hava kirliliği; canlıların sağlığını olumsuz yönde etkileyen ve/veya maddi zararlar meydana getiren havadaki yabancı maddelerin, normalin üzerindeki miktar ve yoğunluğa ulaşmasıdır.
    Bir başka deyişle hava kirliliği; havada katı, sıvı ve gaz şeklindeki yabancı maddelerin insan sağlığına, canlı hayatına ve ekolojik dengeye zarar verecek miktar, yoğunluk ve sürede atmosferde bulunmasıdır. İnsanların çeşitli faaliyetleri sonucu meydana gelen üretim ve tüketim aktiviteleri sırasında ortaya çıkan atıklarla hava tabakası kirlenerek, yeryüzündeki canlı hayatı olumsuz yönde etkilenmektedir.
    Hava kirliliğini kaynaklarına göre 3′e ayırabiliriz;
    1 – Isınmadan Kaynaklanan Hava Kirliliği:
    Ülkemizde özellikle ısınma amaçlı, düşük kalorili ve kükürt oranı yüksek kömürlerin yaygın olarak kullanılması ve yanlış yakma tekniklerinin uygulanmasi hava kirliliğine yol açmaktadır.
    2 – Motorlu Taşıtlardan Kaynaklanan Hava Kirliliği:
    Nüfus artışı ve gelir düzeyinin yükselmesine paralel olarak, sayısı hızla artan motorlu taşıtlardan çıkan egzoz gazları, hava kirliliğinde önemli bir faktör oluşturmaktadır.
    3 – Sanayiden Kaynaklanan Hava Kirliliği:
    Sanayi tesislerinin kuruluşunda yanlış yer seçimi, çevre korunması açısından gerekli tedbirlerin alınmaması (baca filtresi, arıtma tesisi olmaması vb.), uygun teknolojilerin kullanılmaması, enerji üreten yakma ünitelerinde vasıfsız ve yüksek kükürtlü yakıtların kullanılması, hava kirliliğine sebep olan etkenlerin başında gelmektedir.
    Hava Kirliliğinin Etkileri
    Kirli hava, insanlarda solunum yolu hastalıklarının artmasına sebep olmaktadır. Örneğin; kurşunun kan hücrelerinin gelişmesini ve olgunlaşmasını engellediği, kanda ve idrarda birikerek sağlığı olumsuz yönde etkilediği, karbonmonoksit (CO)’in ise, kandaki hemoglobin ile birleşerek oksijen taşınmasını aksattığı bilinmektedir. Bununla birlikte kükürtdioksit (SO2)’in, üst solunum yollarında keskin, boğucu ve tahriş edici etkileri vardır. Özellikle duman akciğerden alveollere kadar girerek olumsuz etki yapmaktadır. Ayrıca kükürtdioksit ve ozon bitkiler için zararlı olup; özellikle ozon, ürün kayıplarına sebep olmakta ve ormanlara zarar vermektedir.
    Sanayi, endüstri ve ısınmada kullanılan fosil yakıtlar ile ormanların tahribi ve arazi değişmesi sonucu, atmosferdeki karbondioksit miktarının %5 oranında arttığı tespit edilmiştir. Bunun ise küresel ısınmaya yol açabileceği öngörülmektedir.
    Hava Kirliliğini Önlemek İçin Alınabilecek Tedbirler:
    Sanayi tesislerinin bacalarına filtre takılması sağlanmalı,
    Evleri ısıtmak için yüksek kalorili kömürler kullanılmalı, her yıl bacalar ve soba boruları temizlenmeli,
    Pencere, kapı ve çatıların izolasyonuna önem verilmeli,
    Kullanılan sobaların TSE belgeli olmasına dikkat edilmeli,
    Doğalgaz kullanımı yaygınlaştırılarak, özendirilmeli,
    Kalorisi düşük olan ve havayı daha çok kirleten kaçak kömür kullanımı engellenmeli,
    Kalorifer ve doğalgaz kazanlarının periyodik olarak bakımı yapılmalı,
    Kalorifercilerin ateşçi kurslarına katılımı sağlanmalı,
    Yeni yerleşim yerlerinde merkezi ısıtma sistemleri kullanılmalı,
    Yeşil alanlar arttırılmalı, imar planlarındaki hava kirliliğini azaltıcı tedbirler uygulamaya konulmalı,
    Toplu taşım araçları yaygınlaştırılmalı,
    Bütün bu etkenlerin yanında; atıkların uygun olmayan tesislerde yakılarak bertaraf edilmesinin önlenmesi, sanayi tesisi yer seçiminin yerleşim alanları dışında ve hakim rüzgarlar dikkate alınarak yapılması, imar planlarında bu alanların çevresinde yapılaşmaların önlenmesi ve araçların egzoz emisyon ölçümlerinin periyodik olarak yapılması sağlanmalı, bununla birlikte; alternatif enerji kullanan motorlu taşıtlar geliştirilmeli ve özendirilmelidir. (LPG vb.)
    KİRLİLİĞİ
    Yer yüzündeki sular, güneşin sağladığı enerji ile sürekli bir döngü içinde bulunur. İnsanlar, ihtiyaçları için, suyu bu döngüden alır ve kullandıktan sonra tekrar aynı döngüye iade ederler. Bu süreç sırasında suya karışan maddeler, suyun fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerini değiştirerek “su kirliliği” olarak adlandırılan durum ortaya çıkar. Su kirlenmesi, su kaynağının fiziksel, kimyasal, bakteriyolojik, radyoaktif ve ekolojik özelliklerinin olumsuz yönde değişmesi şeklinde olur.
    Yeryüzünü saran ve okyanuslarda, denizlerde, göllerde, akarsularda ve yer altı sularında bulunan sularla atmosferdeki su buharının tümüne hidrosfer (su küre) adı verilir. Yeryüzündeki sular, güneş enerjisi etkisi ile sürekli bir dolaşım içinde bulunur. Yeryüzünden buharlaşarak atmosfere çıkan sular yoğunlaşarak tekrar yeryüzüne dönerler. Bu dolaşma “Hidrolojik devre” denir. İnsanlar yaşamlarını sürdürebilmek ve ekonomik ihtiyaçlarım giderebilmek için suyu bu dolaşımdan alır, kullandıktan sonra yine aynı dolaşıma iade ederler. Bu olaylar sırasında suya karışan maddeler suların fiziksel, kimyasal ve biyolojik olarak özelliklerinin değişmelerine neden olurlar. Su kirliliği olara.k adlandırılan bu özellik değişimleri, aynı zamanda sularda yaşayan çeşitli canlı varlıkları da etkiler. Böylece su kirlenmesi suya bağlı eko sistemlerin etkilenmesine, dengelerin bozulmasına ve giderek doğadaki tüm suların sahip oldukları kendi kendini temizleme kapasitesinin azalmasına veya yok olmasına yol açabilir.
    Çevre kirlenmesi denilince genellikle hava, su ve toprağın kirlenmesi düşünülür. Bunlardan en kolay ve çabuk kirlenen kuşkusuz sudur. Çünkü her kirlenen şey genelde su ile yıkanarak temizlenir, bu da kirliliğin son mekanının su olması anlamına gelir. Havanın ve toprağın kirlilik bakımından zamanla kendi kendilerini yenilemeleri bir bakıma kirliliklerini suya vermelerine neden olur.
    Havanın içinde bulunan katı ve sıvı tanecikler, havadan çok ağır olduklarından, çok geçmeden aşağı doğru inerek karalara ve sulara ulaşırlar. Havanın içinde bulunan gaz ve buhar halindeki kirleticilerde zamanla yağmur suları ile yeryüzünde toprak ve suya karışırlar. Bunlara örnek olarak, kükürt, azot ve karbon dioksitler verilebilir. Havaya karışan pek çok kirletici madde çok dayanıklı olmadığından, zamanla oksijen, ışık ve ültraviyole ışınlarının etkisi ile parçalanır. Daha sonra dünyada toprağa, göle, denize ve havaya inerler. Bu kirleticilerden toprağa yayılanlarda zamanla mekaniksel ve sel suları yardımı ile veya başka etkenlerin yardımı ile topraktan suya geçerler.
    Su kirliliği antropojin etkiler sonucunda ortaya çıkan, kullanımı kısıtlayan veya engelleyen ve ekonomik dengeleri bozan kalite değişimleridir. Su kirliliğinin bir başka tanımı ise; su kaynağının kimyasal, fiziksel, bakteriyolojik, radyoaktif ve ekolojik özelliklerinin olumsuz yönde değişmesi, şeklinde gözlenen ve doğrudan veya dolaylı yoldan biyolojik kaynaklarda, insan sağlığında, su ürünlerinde, su kalitesinde ve suyun diğer amaçlarla kullanılmasında engelleyici bozulmalar yaratacak madde ve enerji atıklarının boşaltılmasını ifade etmektedir.
    a) Havadaki ve topraktaki kirletici maddeler eninde sonunda suya geçerler.
    b) Dünyadaki tüm suların % 99′undan daha fazlası bir tek sistem içinde birbirine bağlı olup genel mahiyette kirlenme tehdidi altında bulunmaktadır.
    c) Sularda, muazzam bir canlı varlık hazinesi, dolayısı ile gıda deposu mevcuttur. Burada vaki olabilecek bir denge bozulması bütün dünyamızdaki yaşamı ciddi ve olumsuz yönde etkiler.
    d) Kirletici madde miktarı çok az olsa bile suda erimediği zaman, su üzerinde çok ince bir tabaka teşkil edince sudaki hayat önemli bir derecede etkilenebilir. Bunun nedeni atmosferden oksijen ve ısı alışverişinin zorlaşmasıdır.
    Denizlerden buharlaşan sular yukarıda yoğunlaşıp yağmur halinde aşağıya düşünce pek çok pislikleri ve suda eriyen maddeleri beraberce nehirlere ve özellikle denizlere doğru sürüklerler. Bu şekilde pislikler ve kirleticiler durmadan havadan ve topraktan sulara geçerler. Karalardan sökülebilen ve sular tarafından sürüklenen taş ve topraklarda bu kirletici maddeler gibi denizlere ulaşınca bir daha eski yerlerine gidemezler. Onun içindir ki denizler bilhassa nehir ağızlarında mütemadiyen dolmakta ve karaların yüzölçümü az da olsa artmakladır. Kısacası karalardan ve atmosferden ister suda erimiş olsun, ister erimemiş olsun suya sürüklenen maddeler ve bu arada kirleticiler bir daha eski yerlerine gidemezler. Her şeyden önce yer çekimi buna manidir. Erozyon sonucunda her yıl milyonlarca ton kıymetli toprak karalardan sulara ve dolayısı ile denizlere geçer. Bir bakıma bu da önemli bir çevre sorunudur.
    Dünyamız verimliliği bu yüzden gittikçe azalmaktadır. Sulara ve denizlere geçen maddeler okside edilebilir cinsten iseler (mesela organik maddeler) sudaki erimiş oksijeni yakacaklarından sudaki hayat şartlarını zorlaştırırlar. Genellikle organik maddeler oksijenle tahrip edilip zamanla parçalanırlar ve hüviyetlerini kaybedip zararsız hale gelirler. Suda erimiş
    Haldeki oksijen oradaki hayatın devamında büyük bir etkendir. Bir kısım organik madde çok dirençli olup uzun zaman bozulmadan kalabilirler. Bu gibi maddelerin çevre üzerindeki menfi etkileri de uzun sürer ve ekolojik sistem dengesini ciddi olarak bozabilirler. Örnek olarak petrol ürünlerinden, suda ağır olup dibe çökenler gösterilebilir.
    Toprak Kirliliği
    Yirminci asrın başından itibaren modern tarıma geçilmesi ve sanayileşmenin hızlanması ile birlikte, toprak kirliliği de bir çevre sorunu olarak ortaya çıkmaya başlamıştır. Daha önceki asırlarda kullanılan güç ve enerji kaynaklarının yetersiz olması, nüfusun azlığı, endüstrileşmenin henüz gelişmemesi sebebiyle diğer çevre faktörlerinde olduğu gibi toprakta da herhangi bir kirlenme söz konusu değildi. Özellikle yirminci yüzyılın ortalarına doğru hızlı nüfus artışı ile birlikte, tarım ve diğer alanlardaki sanayi ve teknolojinin hızla gelişmesine paralel olarak toprak kirliliği de artmaya başlamıştır. Toprak kirliliği her geçen gün daha da ciddi boyutlara ulaşan önemli çevre problemlerinden birisini teşkil etmektedir.
    Toprak Kirliliğine Sebep Olan Faktörler;
    Yerleşim alanlarından çıkan atıklar, egzoz gazları, endüstri atıkları, tarımsal mücadele ilaçları ve kimyasal gübreler toprak kirliliğine sebep olan en önemli etkenlerdir.
    Yerleşim alanlarından çıkan çöplerin boşaltıldığı alanlar ile kanalizasyon şebekelerinin arıtılmaksızın doğrudan toprağa verildiği alanlarda toprak kirliliği meydana gelmektedir.
    Egzoz gazları, ozon, karbonmonoksit, kükürtdioksit, kurşun ve kadmiyum vs. gibi zehirli maddeler havaya yayılmakta ve solunum yolu ile büyük bir kısmı canlılar tarafından alınmaktadır. Geriye kalanı ise, rüzgarlar ile uzak mesafelere taşınmakta ve yağışlarla yere inerek, toprak ve suları kirletmektedir.
    Toprak kirliliğine sebep olan diğer bir faktör de tarımsal mücadele ilaçları ve suni gübrelerdir. Tarımsal mücadele ilaçlarının bilinçsiz ve aşırı kullanımı sonucu, toksik maddelerin toprakta birikimi artmakta ve doğal ortamın kirlenmesine sebep olmaktadır.
    Sodyum, fosfor, potasyum, kalsiyum, magnezyum, demir, çinko, bakır, mangan, bor gibi besin maddelerini içeren suni gübreler de aşırı ve bilinçsiz kullanım sonucu toprağın yapısını bozmakta ve toprak kirliliğine yol açmaktadır.
    Endüstri tesislerinden çıkan ve arıtılmaksızın havaya, suya ve toprağa verilen atıklar çevreyi kirletmektedir.
    Ayrıca; ormanların insanlar tarafından tahrip edilmesi, yakılarak tarla açılması, tarım topraklarının hatalı işlenmesi, mera ve çayırların bilinçsiz kullanımı, aşırı otlatma vb. sebeplerle oluşan toprak erozyonu, bugün dünyanın birçok bölgesinde olduğu gibi ülkemizde de en önemli çevre sorunlarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır.
    TOPRAK KİRLİLİĞİ VE İNSAN SAĞLIĞINA ETKİLERİ
    Toprağın belli bir doğalyapısı vardır.Toprakta bulunmaması gereken maddelerin bulunmaması toprak kirlenmesine neden olur. Çeşitli zararlıve zehirli artıklar, çöpler, küller ve aşırı gübrelem toprak kirlenmesine neden olur. toprak kirlenmesine neden olur.
    Böyle bir olumsuzlukla karşılaşmamak için tarlaların kirli sularal sulanmaması, çöp ve kül dökülmemesi gerekir.Tarım alanlarında bol ürün almak amcıyla rastgele gübreleme yapılmamalıdır.Önce toprağın yapısında bulunan maddeler Toprak Analiz Laboratuvarlarında inceletilip toprakta eksik madensel madde, yetiştirilecek ürünün cinsine göre belinlenmelidir.Bundan sonra uygun cins ve miktardaki gübre toprağa verimelidi.
    Büyük kentlerin evrensel atıkları da toprak kirlenmesine neden olur. Çöplerin parçalanması oluşan maddeler toprağın doğal yapısını bozar.Çöplerle atılan plastik poşetler doğada uzun süre parçalanamaz.Toprağın havalanmasını önler.Bitki gelişimine neden olur.Kömürlerin yanmasıyla oluşan küller,tuğla ve kiremit fabrikası atıkaları, maden ocaklarından çıkan kil ve kaya parçacıkları tarım toprağı özelliğindeki alanlarda yığılırsa toprağın doğal yapısını bozar.
    Doğal yapısı bozulan toprakalar,üzerinde bitki hayvanları barındırmaz.Kanalisazyon, temizlik malzemeleri veya çeşitli fabrika atıkları ile kirlenmiş sular toprak kirlenmesine neden olur.Kirli sular mera denilen hayvan otlakalarında geçerse veya tarım alanlarını nsulamadakulanılırsa içindeki kimyasal maddeler toprağa bulaşır.Kirlenmeye neden olur.Bu kimyasal maddeler insanları ve hayvanları öldürebilir. Egzoz ve baca gazları içinde karbon dioksit,azot di oksit,kükürt di oksit gibi gazlar bulunur.Bu gazlar havdaki su buharı ile birleşerek asit damlacıklarını oluştururlar.Asitler canlıların vucuduna zara verirler.Bunu laboratuvarımızdan alacağınız sulandırılmış asit içine et veya bitki parçası atarak görebiliriz.
    Asit damlacıkları yağurlarla yeryüzüne iner.Bitki ve hayvanlara zarar verdiği gibi toprağa yeni kimyasal maddeler ekleyerek doğal yapısını bozar. Tarıma elvrişli topraklarımzın kalınlığı zaman geçtikçe azlmaktadır.Bunda en büyük rolü erozyon almaktadır.Bunda da özellikle çiftçiler zarar görmektedir.Bunun için çiftçileri erozyonu önlemeye karşı bilinçlendirmek gerekir.Erozyonu almaya karşı alınacak başlı önlemler şunlardır:
    1)Özellikle eğimli tarlalar yağmurunoluşturacağı su akıntısını bırakmayacak şekilde suyun akışına dik şekilde sürülmelidir.
    2)Çok dik tepe yamaçlarında teraslar oluşturulacak ekimler yapılmalıdır.Bunun yamaçlar merdiven şeklinde kesilerek geniş düzlükler oluşturulmadır.Gerekirse kenarlara duvarlara örülür.
    3)Çıplak topraklar ,herhangi bir bitki örtüsü ile örtülü bulunan topraktan daha kolay aşınır, erozyona uğrar. Toprak ve Toprak Kirliliği
    Yeryüzünün en üst tabakasını oluşturan örtüye toprak denir.
    Toprak canlıların yaşamları boyunca doğrudan veya dolaylı olarak etkileşim içinde olduğu bir faktördür. Toprak tüm canlıların besin ve hayat kaynağıdır.
    Nasıl ki insan ve hayvanların besin kaynağı bitkilerdir. Bitkilerin de besin kaynağı topraktır. Çünkü bitkiler ihti-yaç duydukları maddeleri topraktan alırlar.
    Toprağın yapısı: Toprak, içerisinde milyarlarca canlıyı banndıran bir yapıdır. Çünkü toprak bakteri, virüs, mantar …vb yaşaması için çok elverlşlidir. Mikroorga-nizmalar toprağın yüzey bölgesinde sayıca fazladır.
    Toprağın yapısında;
    • Mineraller (Ca, Mg, P , N …)
    • Organik maddeler (B’rtki ve hayvan artıkları)
    • Hava ve su
    • Çok sayıda mikroorganizma bulunur.
    Bir miktar toprağı bardak içerisinde suyla karıştırıp din-lenmeye bıraktığımızda toprağı oluşturan elemanlar şekildek’ı gibi sıralanır.
    Dört çeşit toprak vardır;
    1) Kireçlitoprak
    2) Killi toprak
    3) Kumlu toprak
    4) Humuslu toprak
    İçerisinde bitki ve hayvan artıklarının parçalanmasıyla oluşan humusu bulunduran topraklar verimli topraklar-dır. Rengi siyaha yakındır. Verimsiz toprakların rengi ise gri ve sarıdır.
    Toprakîabakaları
    • Üst tabaka: En verimli tabakadır.
    • Orta tabaka: Metaller ve çözünen maddelerin bulun-duğu tabakadır.
    • Alt tabaka: Anakayanın bulunduğu tabakadır.
    Toprak kirliliği ve insan sağlığına etkileri
    Plansız kentleşme, tarımda kullanılan ilaçlar, gübreler, sanayi atıkları, yağmur sularıyla havadaki asitler’ın top-rağa inmesi toprağın kirlenmesine yol açar.
    Ülkemizde toprak kirliliğinin nedenleri başında hızlı nüfus artışı gelmektedir. Ayrıca radyoaktif atıklar da toprak kirliliğine neden olmaktadır.
    Örneğin Rusya’da meydana gelen Çernobil kazasın-da yayılan radyoakt’rf atıklar çevreye dağılıp ürünlere ve toprağa zarar vermiştir.
    Toprak Tahribatı
    Erozyon, tuzluluk, kumul hareketleri ve şehirleşme tarım topraklarının yok olmasına neden olur.
    Erozyon: Verimli toprak üst tabakasının su veya rüz-garlarla taşınıp yok olmasıdır. Yok edilen ormanlar, aşırı otlatma sonucunda ortadan kaldırılan bitkiler, eğimli alanların tarıma açılması gibi bir çok insan faali-yeti erozyonun sebebidir.
    Tuzluluk: Tarım arazilerine gereğinden fazla su gönde-rilmesiyle, toprağın tabanındaki tuzların çözünüp yüze-ye ulaşması şeklinde gözlenen bir toprak tahribatıdır. Yüzeye ulaşan tuzlar bitkilerin büyümesini engeller.
    Kumul hareketleri: Bir çölleşme şeklidir. Kumullar tarım arazilerini işgal ederek verirnli toprakları yok et-mektedir. Günümüzde Konya – Karapınar’da bir kumul hareketi başlamış ancak zamanında engellenmiştir.
    Tarım alanlarında suni gübrelerin ve zehirli tarım ilaç-larının kullanımı da tehlikelidir. Değişik amaçlarla kul-lanılan kimyasal maddeler besin zinciri yoluyla canlıla-ra ulaşır. Sanayi kuruluşları tarafından bırakılan atıklar da toprak kirliliğine neden olmaktadır.
    Toprak kirliliğinin önlemesi için;
    • Evsel atıklar toprağa zarar vermeyecek şekilde top-lanmalı ve imha edilmeli.
    • Verimli tarım alanlarına sanayi tesisleri ve yerleşim alanları kurulmamalı,
    • Sanayi atıkları arıtılmadan toprağa verilmemeli.
    • Gübrelemede yanlış uygulamalar önlenmeli.
    • Ambalaj sanayiinde cam, karton vb. yenıden kullanı-labilir maddeler seçilmeli.
    • Nükleer santraller toprağa zarar vermeyecek yerlere kurulmalı.
    • Toprak yapısına uygun kullanım için özel çalışmalar yapılmalı.
    • Ormanlar korunmalı ve ormanlık alanlar çoğaltılmalı
    •Toprakların korunması için yasal düzenlemeler yapıl-malı.
    • Toprağı yanlış işleme ve yanlış sulama uygulamaları durdurulmalı.
    •Toprakla uğraşan kişiler bu konuda bilinçlendirilmeli.
    ÇEVRE KİRLİLİĞİ
    En geniş anlamıyla çevre “ekosistemler” ya da “biyosfer” şeklinde açıklanabilir. Daha açık olarak çevre, insanı ve diğer canlı varlıkları doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyen fiziksel, kimyasal, biyolojik ve toplumsal etmenlerin tümüdür.
    İnsanları çevre kirliliği konusunda duyarlı hale getirebilmek için 1997 yılı çevre yılı olarak kutlandı.
    Çevrenin doğal yapısını ve bileşiminin bozulmasını, değişmesini ve böylece insanların olumsuz yönde etkilenmesini çevre kirlenmesi olarak tanımlayabiliriz. Artık hepimizin bildiği gibi çevreden, içindeki varlıklara göre en çok yararlanan bizleriz. Çevreyi en çok kirleten yine bizleriz. Bu nedenle “Çevreyi kirletmek kendi varlığımızı yok etmeye çalışmaktır” denilebilir.
    Bilinçsiz kullanılan her şey gibi temiz ve sağlıklı tutulmayan çevre de bizlere zarar verir. Bu nedenle çevre denince aklımıza önce yaşama hakkı gelmelidir. İnsanın en temel hakkı olan yaşama hakkı, canlı ya da cansız tüm varlıkları sağlıklı, temiz ve güzel tutarak dünyanın ömrünü uzatmak, gelecek kuşaklara bırakılacak en değerli mirastır.
    1970′li yıllardan sonra bilincine vardığımız çevre kirliliği dayanılmaz boyutlara ulaştı. Çünkü artık temiz hava soluyamaz olduk. Ruhsal rahatlamamızı sağlayacak yeşil alanlara hasret kalmaya başladık. Yüzmek için deniz kıyısında bile yüzme havuzlarına girmek zorunda kaldık.gürültüsüz ve sakin bir uyku uyuyamaz, midemiz bulanmadan bir akarsuya bakamaz olduk. Kısaca artık kirleteceğimiz çevre tükenmek üzeredir. 2000-3000 yıl önce bir doğa cenneti ve büyük bir kısmı otlaklarla kaplı olan Anadolu’yu günümüzde bu durumlara düşürdük.
    Doğada kirlenmeye neden olan etmenleri, doğal etmenler ve insan faaliyetleri ile oluşan etmenler olmak üzere iki grupta inceleyebiliriz.
    Doğal etmenler:depremler, volkanik patlamalar, seller gibi doğadan kaynaklanan etmenlerdir.
    İnsan faaliyetlerinden kaynaklanan etmenler ise aşağıdaki gibi sıralanabilir.
    Evler, iş yerleri ve taşıt araçlarında; petrol, kalitesiz kömür gibi fosil yakıtların aşırı ve bilinçsiz tüketilmesi.
    Sanayi atıkları ve evsel atıkların çevreye gelişigüzel bırakılması.
    Nükleer silahlar, nükleer reaktörler ve nükleer denemeler gibi etmenlerle radyasyon yayılması.
    Kimyasal ve biyolojik silahların kullanılması.
    Bilinçsiz ve gereksiz tarım ilaçları, böcek öldürücüler, soğutucu ve spreylerde zararlı gazlar üretilip kullanılması.
    Orman yangınları, ağaçların kesilmesi, bilinçsiz ve zamansız avlanmalardır.
    Yukarıda sayılan olumsuzlukların önlenmesiyle çevre kirliliği büyük ölçüde önlenebilir.
    Çevre bilimcilere göre genelde, aşağıda verilen iki çeşit kirlenme vardır.
    Birinci tip kirlenme; biyolojik olarak ya da kendi kendine zararsız hale dönüşebilen maddelerin oluşturduğu kirliliktir. Hayvanların besin artıkları, dışkıları, ölüleri, bitki kalıntıları gibi maddeler birinci tip kirlenmeye neden olur. Kolayca ve kısa zamanda yok olan maddelerin meydana getirdiği kirliliğe geçici kirlilik de denir.
    İkinci tip kirlenme: biyolojik olarak veya kendi kendisine yok olmayan ya da çok uzun yıllarda yok olan maddelerin oluşturduğu kirliliktir. Plastik, deterjan, tarım ilaçları, böcek öldürücüler (DDT gibi), radyasyon vb. maddeler ikinci tip kirlenmeye neden olur.
    Kalıcı kirlenme de denilen ikinci tip kirlenmeye neden olan maddeler bitki ve hayvanların vücutlarına katılır. Sonra besin zincirinin son halkasını oluşturan insana geçerek insanın yaşamını tehlikeye sokar. Örneğin; Marmara denizine sanayi atıkları ile cıva ve kadminyum iyonları bırakılmaktadır. Zararlı atıklar besin zincirinde alglere, balıklara ve sonunda insana geçerek önemli hastalıklara ve ani ölümlere neden olmaktadır.
    Köy gibi kırsal yaşama birliklerindeki insanlar genellikle büyük kentlerde yaşayan insanlardan daha sağlıklı ve daha uzun ömürlüdür. Çünkü kırsal ekosistemler, çevre kirliliği yönünden kentsel ekosistemlerden daha iyi durumdadır. Bunu bilen kent insanı fırsat buldukça, çevre kirliliği en az olan kırlara, köylere koşmaktadır.
    Günümüzde en yaygın olan kirlilik su, hava, toprak, ses ve radyasyon kirliliğidir.
    ÇEVRE KİRLİLİĞİ
    Çevre kirliliği, karşılaşılan en büyük çevre sorunları arasındadır.
    Unutmayalım! Henüz vakit geçmeden, çevre adına atılacak her adım, geleceğimizin garantisi olacaktır.
    Günümüzde en yaygın olan kirlilik su, hava, toprak, gürültü kirliliğidir.
    Gürültü Kirliliği
    Hava Kirliliği
    Su Kirliliği
    Toprak Kirliliği
    İşyerlerindeki gürültünün dışarı taşımasını önleyecek ses yalıtımlarını yapalım, yapmayanları uyaralım.
    Evlerimizde kullandığımız TV ve müzik aletlerinin sesini sadece kendi duyabileceğimiz kadar açalım.
    Çevremizdeki insanları rahatsız edecek gereksiz gürültülerden kaçınalım.
    Gereksiz yere korna çalmayalım.
    Patlak egzozlarımızı hemen tamir ettirelim.
    Evlerimizdeki bakım ve onarım işlerini uygun saatlerde yaptıralım.
    Toplumun huzurunu bozacak davranışlardan kaçınalım ve insanca yaşamak için birbirimizin haklarına saygı gösterelim.
    Bina içerisindeki ayak sesleri ve benzer gürültüleri önlemek için gerekli tedbirleri alalım.
    Evlerde yapılacak kutlamalarda komşuları rahatsız edici gürültülerden kaçınalım.
    Çevre Kanununun 14. maddesi kişilerin huzur ve sükununu, beden ve ruh salığını bozacak şekilde “Gürültü Kontrol Yönetmeliğinde belirlenen standartlar üzerinde gürültü çıkarılmasını yasaklanmıştır. Bu konu hakkındaki şikayetleri Valiliklere bildirebilirsiniz.
    “İnsanların dinlenmeye ihtiyaç duyduğu tatil beldeleri ve piknik yerlerinde aşın gürültü yapmak, yüksek sesli müzik dinlemek bir kültür noksanlığı olduğu gibi, aynı zamanda sağlıksız bir davranıştır.
    Gürültünün strese ve de bir çok hastalıklara sebep olduğunu unutmayalım.
    Hava Kirliliği
    Hava kirliliği insan sağlığını doğrudan etkiler. Bu nedenle hava kirliliği konusunda daha duyarlı olmalıyız.
    İşte konuya ilişkin bazı bilgiler:
    Havanın % 78′i Azot; ama bizim için önemli olan havadaki OKSİJEN. Otomobilinizin kontağını çevirirken bile ateşleme için oksijen gerekli, oksijen kaybını önleyemeyiz ama oksijen yapımını sağlayabiliriz.
    Hava kirliliği hava katmanlarında sera etkisine, bu ise iklim değişikliğine yol açar.
    İnsan yapımı kloroflorokarbonlar ozon tabakasını inceltiyor, ozonun incelmesi, çevre ve insan sağlığı üzerinde çok olumsuz etkiler yapıyor.
    Hava kirliliği ve küresel ısınmayı önlemek için pek çok şey yapabiliriz, ama öncelikle aşırı enerji kullanımından kaçınmalıyız.
    Hepimizin üzerine hava kirliliği ile ilgili belli sorumluluklar düşmektedir.
    Eğer sorumluluk duygusuyla “önce ben” diyerek işe başlarsak sorunun yarısını çok kısa sürede çözeriz.
    “Yok başkaları yapsın” diyorsak kentlerden kaçarken “önce ben” demek zorunda kalabiliriz.
    Su Bunalımı
    Dünyamız “su bunalımı” ile karşı karşıya. Çünkü su kullanımı hızla artıyor (2000 yılında iki katını çıkacak) .Buna karşılık kullanabilir su kaynakları sınırlı.
    Dünya nüfusunun %40′nı barındıran 80 ülke, şimdiden su sıkıntısı çekiyor.
    Ülkemizde durum nasıl?
    Tatlı su kaynaklanınız bol değil, ancak yetiyor.
    Türkiye’nin yıllık yağış ortalaması 640mm Dünya ortalaması 1000 mm.
    Göllerimizi, barajlarımızı, nehirlerimizi, yeraltı sularımızı ve denizlerimizi çöl iyi değerlendirmeli, temiz tutmalıyız. Arıtma tesislerini yaygınlaştırmalı, sulamalarınızı evsel ve endüstriyel atıklarla kirletmemeliyiz. Aşırı gübreleme, bilinçsiz kullanılan zirai mücadele ilaçları ve yoğun yapılaşma baskısından sakınmalıyız.
    Suyun değerini bilelim, yokluğunu yaşamayalım.
    İnsan yaşamının vazgeçilmez unsurlarından olan su, sınırlı bir kaynaktır. Dünya nüfusunun hızla artmasına rağmen su kaynaklarının sabit olması, bu kaynakların kirletilmesi ve tüketilmesine neden olmaktadır.
    Bilinçli su kullanımıyla, yaşam kalitemizi bozmadan alacağımız basit önlemlerle su kaynaklarımızın kirlenmesini ve tükenmesini önleyebiliriz.
    Evimizdeki musluklara takacağımız “DÜŞÜK AKIŞ MUSLUK HAVALANDIRICISI” ile
    %50 oranında daha ekonomik su kullanımı mümkün olacaktır.
    Arabamızı ya oto yıkama tesislerinde yıkatalım, ya da hortum kullanmak yerine, kovaya su doldurarak kendimiz yıkayalım.
    Tuvaletlerimizde gereğinden fazla su sarfiyatını önlemek için rezervuarlarımızdaki su seviyesini düşürebiliriz.
    Bahçeleri günün erken saatlerinde, toprak ısınmadan sulayarak gereksiz yere suyun buharlaşmasını önleyelim.
    Unutmayalım ki; gereksiz yere harcadığımız her damla su, nehirlerin kurumasını, balıkların tükenmesini, barajların boşalmasını hızlandıracaktır.
    Erozyon
    Türkiye’nin en önemli çevre sorunu “EROZYON” Avrupa’dan 12, Afrika’dan 17 kat daha fazladır.
    Toprak; yeryüzünün dışını kaplayan, kayaların ve organik maddelerin, tarla ayrışma ürünlerinin karışımından meydana gelen, içerisinde ve üzerinde geniş bir canlılar alemini barındıran ve belirli oranlarda su ve hava içeren bir maddedir.
    1 cm. kalınlıkta toprak ancak bir kaç yüzyılda oluşabilir. Ana madde, iklim, canlılar, topografya ve zaman gibi etmenlerle süre bazen binlerce yıla da uzayabilir. Bu olgu uğradığımız felaketin ne denli büyük olduğunu gösterir.
    Toprak kaybını da etkin “Çevre Yönetimi” yle yavaşlatabiliriz. Ormanlarımızın, cayır ve meralarımızın, sulak alanlarımızın üzerine titreyerek… Topraklarımızı her türlü kirleticilerden koruyarak…
    Türkiye’de ormanlar başta olmak üzere her çeşit bitki örtüsü giderek azalmaktadır.Ormanlarımızın devamlılığını tehlike sokan etkenler arasında; orman yangını, zararlı böcek ve hastalıklar bulunmaktadır.
    Bunları önlemek için;
    Orman yangınlarının olmaması için gerekli tedbirleri alalım.
    Orman alanlarına yapılaşmayı engelleyelim.
    Ormanlarımızda ağaç kesimi yapmayalım.

    Hava Kirliliğinin Sonuçları

    hava kirliliğinin sonuçlarını sıra halinde yazar mısınız?

    Hava Kirliliği 10 Bin Can Aldı !

    İran'ın başkentinde bir yılda hava kirliliği 10 bin can aldı.

    İran’ın başkenti Tahran’da geçen yıl, hava kirliliğine bağlı hastalıklar nedeniyle yaklaşık 10 bin kişinin öldüğü bildirildi.

    Tahran Hava Kontrol Şirketi Genel Müdürü Yusuf Reşidi, Farsça yayımlanan İtimad-ı Milli gazetesine yaptığı açıklamada, geçen yıl (21 Mart 2005-20 Mart 2006) başkent Tahran’da 9 bin 900 kişinin hava kirliliğine bağlı hastalıklardan hayatını kaybettiğini söyledi.

    Tahran’da günde 27 kişinin hava kirliliğinden öldüğüne dikkati çeken Reşidi, hava kirliliğinin Tahran’ın en önemli sorunlarının başında geldiğini kaydetti.

    12 milyon insanın yaşadığı Tahran’daki hava kirliliğine, trafikteki aşırı araç sayısının yol açtığı belirtiliyor.

    Tahran belediye başkan yardımcılarından Muhammed Hadi Haydarzade de kentteki hava kirliliğinin insan yaşamını tehdit eder boyuta geldiğine dikkati çekerek, “Tahran’da yaşamak, toplu halde intihar etmekle aynı. Çünkü geçen ay Tahran’da 4 bin 500 kişi kalp krizinden öldü” dedi.

    Tahran trafiğinde çok sayıda eski araç bulunduğunu da ifade eden Haydarzade, kentteki hava kirliliğinin önüne geçmek için, araç sayısının azaltılması, eski araçların trafikten men edilmesi ve aşırı benzin kullanımının önüne geçilmesi gerektiğini kaydetti.

    Dünyanın havası en kirli şehirleri arasında bulunan Tahran’da okullar, aşırı hava kirliliği yüzünden kış aylarında sık sık tatil ediliyor. Kentte zaman zaman da tek-çift plaka uygulamasına başvuruluyor.

    Doğalgaz Yaygınlaştı, Hava Kirliliği Azaldı

    Türkiye’de 60′dan fazla şehre doğalgaz giderken abone sayısı 10 milyona yaklaştı. Kömür kullanımının giderek azalması, hava kalitesini artırdı. 2007-2010 yılları arasında yurt genelinde kirlilik yüzde 29 azalırken kükürtdioksitte yüzde 43 iyileşme görüldü.Sanayinin yanı sıra konutlarda doğalgaz kullanımının yaygınlaşması hava kirliliğini önemli ölçüde azalttı. Türkiye’nin tamamına yakınında kömür yerine doğalgaz kullanılmaya başlanması hava kalitesini önemli ölçüde artırdı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı verilerine göre 2007 yılından 2010′a kadar Türkiye genelinde kirlilik yükünde yüzde 29 azalma sağlanırken, kükürtdioksit (SO2) oranında yüzde 43 iyileşme görüldü. Geçen yıl sonu verilerine göre Türkiye’de kükürtdioksit (SO2) değerini aşan il bulunmuyor, ancak aynı şeyi partikül madde (PM10) limiti için söylemek mümkün değil. Batman, Iğdır, Osmaniye, Siirt ve Muş illerinde PM10 sınır değeri olan 114 µg/m3 değerleri aşıldı. Pek çok ilde kömür kullanımı sebebiyle kükürt, dioksit kirliliği açısından 1990′lı yıllara göre büyük bir iyileşme görüldüğünü aktaran bakanlık kaynakları, partikül madde açısından gözlenen iyileşmenin kükürtdioksit kadar yüksek düzeyde olmadığına dikkat çekiyor. Bunun nedenleri olarak ise Türkiye’nin coğrafi yapısı, iklim şartlarının bölgelere göre farklılık göstermesi, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu bölgelerini etkileyen sahra tozlarının taşınımı gibi doğal etkenlerin yanı sıra inşaat ve hafriyat alanlarının fazla olması gösteriliyor.

    2005 yılında 36, 2007′de ise 45 il merkezine hava kalitesi ölçüm istasyonları kurularak partikül madde (PM10) ile kükürtdioksit (SO2) parametreleri ölçülmeye başlandı. Eylül 2011 itibarıyla 81 il merkezi ile bazı ilçelerde toplam 119 adet hava kalitesi ölçüm istasyonunda uluslararası standartlara uygun olarak otomatik cihazlar ile ölçüm yapılıyor. Avrupa Birliği’ne uyum süreci kapsamında hava kalitesi verilerinin değerlendirilmesi hususunda 6 Haziran 2008′de Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hava Kalitesi Değerlendirme ve Yönetimi Yönetmeliği hükümleri uygulanıyor. Yönetmelikte Türkiye’nin 2014 yılına kadar kademeli olarak kirlilik yükünü azaltması ve AB limit değerlerine tamamen uyum sağlaması hedefleniyor. Söz konusu yönetmelik; hava kalitesini iyileştirmek için temiz hava ve eylem planları gibi gerekli araçları sağlıyor. Yönetmelik ayrıca, kirliliğin kontrolü ve hava kalitesi alanlarında izleme, yaptırım ve kurumsal güçlenmeyi amaçlıyor.

    Hava kalitesini artırıcı çalışmalar:

    Şehirlerde doğalgaz kullanımının yaygınlaştırılması

    Fosil yakıt kullanımının azaltılması

    Hava kirliliği haritalarının oluşturulması

    Egzos emisyonlarının azaltılması için araç denetimi yapılması

    Sanayilerde oluşan hava kirliliğini önleyici denetimlerin artırılması

    2010 yılının en kirli ve temiz şehirleri

    En kirli beş il En temiz beş il

    Batman Konya

    Iğdır İzmir

    Osmaniye Kırklareli

    Siirt Ankara

    Muş Gaziantep

    Ercan Baysal Ankara

  • Etiketler:hava kirliliği hava kirliliğine sebep olan gazlar nelerdir ve zararları hava kirliliğine sebep olan gazlar ve zararları hava kirliliğine sebep olan gazlar ve zararları nelerdir hava kirliliğine neden olan gazlar ve zararları hava kirliliği nedir hava kirliliğine neden olan faktörler havayı kirleten etmenler hava kirliliğine sebep olan etkenler havayı kirleten unsurlar hava kirliliğine neden olan gazlar ve zararları nelerdir havayı neler kirletir hava kirliliğine neden olan sebepler havayı kirleten etkenler hava kirliliğine neden olan kimyasal maddeler hava kirliliğine neden olan etmenler hava kirliliğini hava kirliliğine sebep olan faktörler havayı kirleten faktörler hava kirliliğine neden olan etkenler
    Sebepsiz zenginleşme: Sebepsiz zenginleşme, bir kimsenin mal varlığında haklı bir nedene dayanmaksızın , başkasının zararına meydana gelen zenginleşme.
    Kusursuz sorumluluk: Kusursuz sorumluluk, Objektif sorumluluk ya da Sebep sorumluluğu, kusurlu sorumluluğun temel unsurları olan kusur ve hukuka aykırılığın bir koşul olmaktan çıktığı sorumluluk türünü ifade eden bir hukuk terimidir.
    Sebepli, Gönen: Gönen'in güneyinde Gönen-Balya Karayolu'nun 17.km. sinde yer alır. Balya'ya uzaklığı 37km, Balıkesir'e 85 km.dir.
    Gaz: Maddenin üç halinden biridir. Bu haldeyken maddenin yoğunluğu çok az, akışkanlığı ise son derece fazladır.
    Kinetik teori: Kinetik teori veya gazların kinetik teorisi, gazların basınç, sıcaklık, hacim gibi makroskopik özelliklerini moleküler bileşim ve hareketlerine bağlı olarak açıklayan teoridir.
    Gazların sıvılaştırılması: Gazların sıvılaştırılması çeşitli yöntemler kullanılarak bir gazın sıvı durumuna getirilmesidir. Bu yöntemler bilimsel ticari ya da endüstriyel amaçlar için kullanılabilir.

    Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir