Hayat Kadınlarının Hikayeleri

abla adama belli beni benim bizimkiler bunun daha derin diye gir hayal insanlar kabul ki olsa soyun yalan yatakta zor Hayat Kadınlarının Hikayeleri Hayat Kadınlarının Hayat Hikayeleri pavyon kadınlarının hayatı hayat kadınlarının hika..

Bir Kadın Düştü Hayata


Bir Kadın Düştü Hayata
Şehrin kenar mahallelerinde birinde sokak lambalarının aydınlattığı binanın önünde araba durdu, sürücü arkasında oturan kadın’a ‘‘geldik abla’’ diye mırıldandı belli ki kendisini daha önceden tanıyordu.
Zar zor merdivenlerde çıkarak üçüncü kattaki eve girdiler, Kadın adama
‘‘ sen odaya gir soyun ben içeride çocuğa bakıp geleceğim’’ dedi adamı sağ tarafta ki odaya gönderdi, kendide tam karşısına duran odaya yürümeye başladı. Yatakta kafası soluna düşmüş on iki yaşında kız çocuğu yatıyordu, yanağına eyitip bir öpücük kondurdu, sonra acık olan minicik vücudunu battaniyeyle örttü basını düzelti ve anlına bir öpücük daha kondurdu, adeta parmakları üzerinde sessiz bir şekilde odada çıkıp sağ tarardaki odaya girdi.
Saatler sonra, kadın bütün çıplaklığıyla birlikte elinde bir sığara dumanını içine çekip kalan kısmını da acık pencereden dışarı üflüyordu. Adamamın üzerini ince bir örtü örtmüştü ve derin bir uykuya dalmıştı.
Kadın her zaman eve iş getirmezdi, çok nadirdi, sadece çok zengin biriyse ayrıcalık yapardı. Genelde işini çalıştığı pavyonun karsısındaki otelde görürdü.
İçine çektiği Sigara dumanıyla birlikte geçmişini hayal etmeye başlamıştı. ‘‘Ben böyle değildim ki, nasılda kabul etmişti onla evlenmeyi, bizimkiler zorlamasaydılar olmazdı, ya öbür insanlara ne olmuştu bir sürü yalan söylemişlerdi’’ diye mırıldandı içinde.
‘‘Hiç tanımadığım insanlar vardı karşımda, beni istiyorlardı babamdan. Ama benim zaten sevdiği adam vardı platonik olarak da olsa, ne zaman o genç adam evimizin önünde geçse, bir hoş bakardı gözlerime o bakınca gözlerime ayıramazdım gözlerimi gözlerinde, konuşmasak da bunun adı âşık olmuştu yüreğimde.
‘‘kafamı yastığa koyunca gözümün önüne gelmeye başlamıştı suliyeti’’
‘’Gizli, gizli sigaraya da başlamıştım, babam bir istemeyle vermişti, hali vakti yerinde diye’’
‘‘Ben ondan çok sevdiğim insanı düşünüyordum, onunla el elle, göz göze dolaşmayı, bakışmayı, bezende öpüşmeyi hayal etmeye başlamıştım’’
Oturduğu yerde kalktı, çıplak olan vücudunun üstün ne geçe ligini giydi, küllükte bıraktığı sigarasında derin, derin dumanını içine çekti ve kapıyı açıp salona çıktı önce sigarasını söndürdü sonrada küçük kızın yatığı odaya yöneldi.
Yatağın baş tarafına kızın başına yakın yere oturdu. Büyük bir sevgiyle okşamaya ve öpmeye başladı, kız uykusunda dönmeye başladı, elerini oynatmaya tedirgin olmaya başlamıştı. Kadın birden irkildi, uyandırmaktan korktu kızı.
Salonda oturmuş yeni bir sığara yakmış, elinde fotoğraf albüm sayfalarında ki resimlere bakıyordu. Bazen bir fotoğraf da uzun süre bakmakta kendini alı koyamıyordu.
‘‘Bu fotoyu çok iyi biliyorum ah o günler lise bitirmede gittiğimiz gezide çekilmiştik… Ah, ah’’
‘‘Buda çok sevdiğim arkadaşımdı, hala görüşürüz telefonda olsa.’’
‘‘Orda olan insanlar ne kadarda mutluydular, bende başka, benim içim kan ağlıyordu kimse fark edemedi. Düğünümde bir ben mutsuzdum galiba.’’
Gözü bir arkadaş topluluğun olduğu fotoya takıldı, birden gözleri doldu gözyaşları kirpikleri arasında kopup yanaklarından aşağıya dökülmeye başladı, için, için sevdiği adamda o fotadaydı. Özenerek saklardı o fotoğrafı, onda kalan tek hatıraydı, birde evlendikten sonra verdiği kırmızı gül vardı oda albümde kurumuş solmuş sayfalarda birinde duruyordu.
Evliliğinin birinci haftasıydı, eşi ona sürpriz olsun diye bir geçe lüks bir restoranda yemeğe götürdü. Başgarson onları kapıda karşıladı, oturacakları masaya götürüp yerlerini gösterdi.
‘‘ben simdi bu geçe sizle ilgilenecek elamanı göndereyim’’ dedi ve nezaketle masada ayrıldı.
Az sonra masalarının başında görevli eleman duruyordu, kibarca menüyü uzattı ve sipariş almayı beklemeye başladı. Kadın kafasını kaldırıp adama bakınca birden göz göze geldiler, iki sininde yürekleri cız etti. Sevdiği adam karsısındaydı ona bakıyordu. Adam menüde seçtiği yemekleri asanın başında taş kesilen adam söylüyor fakat elaman duymuyordu, kadınının halı o adamda farkı yoktu.
Başgarson orada belirdi nazikçe adamı ikna ettikten sonra başka bir eleman göndereceğini
soyluyup orda ayrıldı. Yemek sonuna kadar kadınla elaman kaçamak sakilde bakıştılar, kadın bir ara lav obaya gideceğim diye kalktı ve büyükçe bir holde yürüyerek lavabonun girişine geldiğinde arkasında bir ses ona sesleniyordu. ‘‘Müjğan hanım, Müjğan hanım bakarmısınız’’ kadın donup bakınca geriye doğru sevdiği adam elinde kırmızı gül, ona doğru uzatıyordu, hiç konuşmadılar sadece bakıştılar, kadın elini uzatıp çiçeği aldı, ağlayarak lav obaya doğru kaçtı ve gözde kayboldu.
Belirli bir süre sonra dışarı çıktı, fakat adamı bir daha hiç göremedi.
Sayfalarda bir resim daha dikkatini çekmişti, anneliğe ilk adımlarını attığı günkü halı. Sonra kucağında bir kız çocuğu mutluluk gözlerinde okunuyordu, çok mutluydu çok. Sonra ikinci kızı ve sonrada üçüncüsü olmuştu. Fakat ikinci kızı yaşamamıştı, hayatının daha ilk aylarında yaşama veda etmişti.
Beli belirsiz kavgaları aklına geldi, sonra daha büyük kavgalar geldi, bazen içer üzerine yürürdü kadının, bazı kerede döverdi, mutlu hiç olmadılar, ikisi de görevlerini yerine getirmeye çalışıyorlardı.
Adam mutluluğu başka kadınlarda aramaya başlamıştı, eve zaman, zaman gelmez oldu. Bu kadını bunatmaya başlamıştı, oda eşine karşılık verme planları kurmaya başladı. İçinde duyduğu kin ve kızgınlık onu parkta tanıdığı adamla yatağa kadar sürükledi.
Sonra hıçkırıklarla ağlamaya başladı, ‘nasıl yaptım ben bunu, kızlarımın yüzüne nasıl bakacağım’’
Oturup konuştular ayrılmaya karar verdiler, kızların büyüğü babasında küçüğü onda kalacaktı.
İlk mahkemede boşandılar, ikisi de ayrı yönlere gittiler.
Dul bir kadın, ev işlerinde başka iş de bilmiyor ki bir işe başlasın. Çok kapı çaldı aldığı cevaplar hep aynıydı, aynı binada oturdukları kadın uzun zamandır kendisiyle aynı işi yapması için onla konuşuyordu. Artık dayanacak gücü kalmamıştı,
Bir gece kadının çalıştığı pavyona gittiler, pavyon saybiyle konuşup anlaştıktan sonra o geçe işe başladı. Korkuyordu ve titriyordu, ilk müşteriyle oturunca sıcak sular dökülmüştü başından aşağıya,
İlk içkisini aldı, artık arkası gelmeye başlamıştı.
Arada uzun zaman geçti, artık onu pavyonda iyi tanıyorlardı.
Güneş acık kalan pencereden içeri giriyordu,
Sabah hin ışıkları eve doluşuyordu, o her zaman böyle erken kalkmazdı, bakıcı kadın gelir çocuğa bakar evi toparlardı.
‘‘Hadi kalk gitme zamanın geldi, birazdan bakıcı gelecek, hadi kalk git’’
İki saat sonra kapı açıldı, bakıcı içeri girdi,
Kadın yatağa gitmiş derin uykuya dalmıştı, onun işi gece yarısı başlıyordu, geçe onun sabahıydı.
İçeride müzik ve kahkaha sesleri geliyordu, loş ışıkların aydınlattığı masalarda içkisini yudumlayan insanlar, ortada dans etmeye çalışan eşler sahnede şarkı söylemeye çalışan kadın. Herkes kendi halinde, kendi dünyasındaydı,
Kadın dün akşamki adamla dün akşamki masadaydı, adam geceyi nasıl geçireceklerini ballandıra, ballandıra anlatıyordu.
Kapıdan içeri dumanlar arasında giren adama gözü takıldı kadının, sanki yıllardan bir gölgeydi, gözünde bir asınaydı, anılarında kalmış bir suliyetti. Yanılmadığını birazdan anlayacaktı. Musa de istedi ve kapıda giren adama doğru yürüdü, iki insan karsı karsıydılar, gözleri gözlerinin içinde kayboluyordu.
‘‘Evet, o sevdiğim adam’’ unutamadığı, düşlerinde yaşattığı adam karsısında duruyordu,
‘‘Sanki yıllar onda almamış, bende aldığı kadar.’’
Adam kolunu havaya kaldırdı, ‘‘kimse kıpırdamasın bu bir polis aramasıdır’’ dedi, arkasında sivil ve resmi giyimli bir sürü polis girdi içeriye.
‘‘Amirim hepsini mi alalım ’’ dedi amirine bakarak ‘‘çalışma izini olanları bırakın yabancıları ve çalışma izni olmayanları toparlayın götürün karakola’’
Tanımamıştı adam onu tabii ki tanımazdı o çok değişmişti, yıllar onda çok şey alıp götürmüşdü.
Yavaşça adama yaklaştı. ‘‘Beni hatırladınız mı’’ diye sordu amir olan adama.
Adam çevik bir hamleyle dondu kadına doğru ‘‘Yok kusura bakmayın tanıyamadım’’ dedi dik, dik bakmaya başladı kadına.
Kadın boynunu bükerek ‘‘Ben Müjğan’’ diye bildi boğunuk bir sesle, gözleri doldu, ağladı ağlayacak bir hal aldı ruhunu.
Adam o kasketini bir tarafa bıraktı bir an, sevecen bir ses tonuyla ‘‘Müjğan ha sen. Çok deyişmişsin tanıyamadım özür dilerim, demek hayat seni buralara kadar sürükledi ha. Oysa ben’’ diye bildi adam kelimeler boğazına duyumlendı, bunca yıl sonra söylemek istediklerini haykırmak istedi ama yapamadı.
Yanındakilere dönerek ‘‘Bu kadını da âlin içeri’’ diye ağzında belli belirsiz emir çıktı. Kalabalık arasında kadının gözünde dökülen yaşları görüyordu adam birde kadere söylediği kelimeler ‘‘Bak bir kadın daha düştü hayat yoluna’’
SON
C.N.NOYAN

Etiketler:pavyon kadınlarının hayatı hayat kadınlarının hikayeleri Hayat kadınlarının hayat hikayeleri hayat kadını hikayeleri hayat kadınları hikayeleri hayat kadınların hikayeleri hayat kadınlarının hayatı hayat kadınlarının hikayesi pavyon kadınlarının hayatları hayat kadınları hayat hikayesi hayat kadınların hikayesi hayat kadını hayatı hayat kadını hikayesi konsomatris kadınların hayatı hayat kadinlarin hayati hayat kadinlari hikayeleri hayat kadının hikayesi hayat kadınlarının hayatları kadınların hayat hikayeleri
Yaşam: Yaşam ya da hayat; biyolojik açıdan, kimyasal reaksiyonlar veya bir dönüşümle sonuçlanan başka olaylar gibi bâzı biyolojik süreçler gösteren organizmaların bir özelliğidir.
Hayat Bilgisi: Hayat Bilgisi, yönetmenliğini Tarkan Karlıdağ'ın yaptığı dizi, 2 Ocak 2003 Perşembe Kanal D'de gösterime girmiştir.
Hayatımızın En Güzel Yılları: Hayatımızın En Güzel Yılları, (Özgün adı The Best Years of Our Lives) 1946 ABD yapımı dramatik filmdir.
Hayat Güzeldir: Hayat Güzeldir (İtalyanca: La vita è bella), İtalyan yönetmen Roberto Benigni'in yönettiği 1997 yapımı İtalyan drama filmidir.
Hayati Hamzaoğlu: Hayati Hamzaoğlu   (d. 5 Mart 1933 - Trabzon, ö. 15 Nisan 2000 - Antalya)   Sinema oyuncusu.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir