Hayvanlar Nasıl Ürerler

ama baba bile yeni bir yok vs..

Hayvanlar Ve Üreme Sistemleri

Canlıların nesillerini sürdürebilmeleri, sahip oldukları üreme sistemlerinin kusursuz olmasıyla mümkün olmaktadır. Ancak insan ve hayvanlarda üreme sistemlerinin varolması yeterli değildir; üremeyi cazip görmeleri için özel bir dürtü de (cinsellik dürtüsü) gereklidir. Aksi halde, üreme şansları olmasına rağmen, çoğu bu işe kalkışamayacaktır. Diğer taraftan doğum veya yumurtlama ve ardından gelen kuluçka döneminin zorluklarını farkettiklerinde bunlara neden olan girişimden titizlikle kaçınacaklardır.
Tek başına cinsel istek de yetmez. Canlılar çiftleşip dünyaya yeni bir canlı getirseler bile, eğer ona bakma, onu koruma isteğine sahip olarak yaratılmazlarsa türleri sona erebilir. Eğer, canlı türlerinin çoğunun sahip olduğu anne-baba şefkati olmasaydı türler yok olacaktı. Burada evrimci mantıktaki kimseler “nesilleri devam ettirme bilinci”nden bahsederler. Onlara göre nasıl her fert, kendini savunmak için olağanüstü çaba gösteriyorsa neslinin devamı için de çaba harcamaktadırlar. Oysa bir hayvanın “benden sonra soyum devam etmeli, onun için de yapmam gerekenleri yapmalıyım” diye düşünemeyeceği ortadır. Hayvan bir şeyler umarak veya gelecekle ilgili menfaat beklentileriyle değil, öyle varolduğu için yavrusunu kollayıp-gözetir.
Buna karşın bazı canlılarda bu şefkat yoktur ve dünyaya getirdikleri yavrularını bırakıp giderler, ama bu canlılar bir kerede çok fazla yavru dünyaya getirmekte ve hiçbir koruma olmaksızın da bunların bazıları sağ kalabilmektedir. Eğer bunları korumaya çalışacak şekilde yaratılmış olsalar, bu kez türlerinde büyük bir nüfus patlaması yaşanır ve doğanın dengesi bozulurdu.
Kısacası canlılığın sürmesinin birinci şartı olan üreme, canlılığın sürmesini dilemiş olan Allah tarafından yaratılmış bir sistemdir. Allah, “Hayat Veren”dir. Canlıları var eden de O’dur, var ettiklerinden yeni canlılar çıkaran da O’dur.Tüm canlılar O’nun sayesinde yaşamaktadırlar. Hayatlarını, -çoğu kez sandıkları gibi- yalnızca anne-babalarına değil, onlardan daha çok, o anne-babayı da, kendilerini de yaratan Allah’a borçludurlar. Kuran, bu konuda şöyle diyor:
“O, sizi yeryüzünde yaratıp-türetendir ve hepiniz yalnızca O’na toplanacaksınız.” (Müminun Suresi, 79)
İlerleyen sayfalarda, Allah’ın bazı canlılara verdiği üreme sistemlerine değineceğiz. Bu canlılar, türlerinin devamını sağlayabilmek için büyük zorluklara katlanıyorlar. Ve kuşkusuz bunları, “türümüzün devamını sağlamamız gerekiyor” gibi bir mantık yürüttüklerinden değil, Allah’ın onlara verdiği şefkat ve merhamet dürtüleriyle yapıyorlar.
Bazı çarpıcı sistemlere sahip olan bu canlılar yalnızca birer örnektir. Aslında her canlının üremesi, başlı başına bir mucizedir.

Grebe Kuşlarının Yavrularına Olan Şefkati Bilinci olmayan bir canlıdan beklenen yavrusunu doğurduktan sonra bırakıp gitmesidir. Ancak tam tersine hayvanlar yavrularının bütün sorumluluğunu üstlerine alırlar. Öyle ki, onları ileride karşılaşacakları tehlikelerden koruyacak önlemleri dahi eksik bırakmazlar.
Bu konudaki en güzel örneklerden biri su kuşlarından olan Grebeler’dir. Grebeler yavrularını sırtlarında taşırlar; bu nedenle ebeveynler yavrular için adeta yüzer bir yuva gibidir. Yavrular anne babalarından birinin sırtına çıkar. Anne, yavrularının üstünden düşmemesi için kanatlarını hafifçe yukarıya doğru kaldırır ve yavrularını başını yana doğru uzatarak onları gagasına aldığı besin parçalarıyla besler. (üst resim) Fakat Grebeler’in yavrularına verdikleri ilk şey gerçek bir besin değildir. Grebeler yavrularına ilk olarak su üstünden topladıkları ya da göğüslerinden kopardıkları tüyleri yedirirler. Her yavru oldukça fazla miktarda tüy yutar. Peki acaba bu ilginç ikramın sebebi nedir? Yavruların yedikleri bu tüyler sindirilemez, ancak yavrunun midesinde birikir. Bir kısmı bağırsağa açılan noktada keçeleşir. Balıkların kılçıkları ve diğer besinlerin sindirilmeyen kısımları burada birikir. Böylece sivri balık kılçıklarının veya böceklerin sert bir parçasının yavruların midesinden geçerken, bağırsakların narin çeperlerine zarar vermesi önlenmiş olur. Bu tüy yeme tecrübesi, kuşun tüm hayatı boyunca devam edecektir. Ancak ilk yedirilen tüyler yavruların sağlığı açısından alınan önemli bir tedbirdir.
Grebelerinkine benzer şekilde yavrularının ihtiyaçlarını her yönüyle karşılamaya ve korumaya yönelik davranışları tüm canlılarda görmek mümkündür. Doğadaki canlıların her biri yavruları yeterli olgunluğa erişene kadar onların her türlü sorumluluğunu üstlenir, ihtiyaçlarını hiç eksiksiz olarak karşılarlar.
Doğadaki canlılar arasında görülen bu davranışlar evrimcilerin “doğa bir savaşım alanıdır, bencil olan, kendi çıkarlarını koruyan üstün gelir” iddialarını tamamen geçersiz kılmaktadır. Canlılardaki bu gibi davranışların kaynağının ise onların kendi aklından kaynaklanamayacağı, bir kuşun, kaplanın ya da başka herhangi bir hayvanın başka bir canlının ihtiyaçlarını düşünerek, ince detayları göz önünde bulundurarak hareket edemeyeceği ortadadır. Bu canlılar Allah’ın ilhamıyla hareket etmektedirler. Allah canlıların her birine davranışlarını ilham eder ve onlar da buna eksiksiz uyarlar. Her biri kendilerini Yaratan Allah’a boyun eğmişlerdir. Kuran’da bu gerçek şöyle bildirilir:
Göklerde ve yerde bulunanlar O’nundur; hepsi O’na gönülden boyun eğmiş bulunuyorlar.(Rum Suresi, 26)

SONDAJCI ARI
Bu arı cinsi yavrularını sireks adı verilen başka bir arının larvası ile besler. Ama karşılaştığı bir sorun var: Sireks larva dönemini, ağaç kabuğunun 4 cm. kadar altında geçirir. Bu nedenle, sondajcı anne göremediği sireks larvalarının önce yerini tespit etmelidir.
Arı, sireks larvasının yerini tesbit için vücuduna yerleştirilmiş olan çok hassas alıcıları kullanır ve ilk sorun, yani yer tespiti böylece çözümlenmiş olur. Peki ya ikincisi?… Bunu da ağaç kabuğunu delerek yapar.
Arının ağaç kabuğunu delmek için sahip olduğu organa ‘Ovipositor’ adı verilmiştir. Bu özel organ, arının tüm vücudundan daha fazla bir uzunluğa sahiptir. Bu organ kuyruktan çıkan iki uzantının birleşmesiyle oluşur ve ucu keskin bir bıçak gibidir. Bıçağın ağzı kullanım amacına uygun olarak tırtıklı olarak yaratılmıştır.
Sondajcı arı, kabuk altındaki sireksin yerini bulur bulmaz delme uzantılarını en kestirme yolu izleyecek biçimde hedefine yöneltiyor. İki uzantı, bir testere gibi ileri geri hareket ederek kabuğu deliyor. Arı sirekse isabet eder etmez, kendi yumurtasını borusu aracılığıyla larvanın içine bırakıyor.
Ve yavru yaban arısı, annesinin bulup kendisine hem yem, hem sığınak olarak bıraktığı kurtçuğun içinde büyüyerek hayata başlıyor.
Bu denli mükemmel bir tasarımın, asla tesadüflerin eseri olamayacağını; tam tersine apaçık bir Yaratıcı’nın, sonsuz bir akıl ve güç sahibi olan Allah’ın eseri olduğunu ayrıca vurgulamaya gerek var mı?
ÇÖMLEKÇİ ARI
Resimdeki yaban arısı büyük bir maharetle çamurdan yaptığı yuvasında, larva halinde bulunan yavrularını çok ilginç bir biçimde besliyor: Önce büyükçe bir tırtıl buluyor ve tırtılın hareket merkezine ait 9 bölgesini sokuyor. Bu operasyon sonucu tırtıl ölmüyor ama felç edilerek hareket etmesi engellenmiş oluyor.Ardından bir ölü gibi hareketsiz olan tırtılı büyük bir dikkatle yuvaya sokuyor. Bu felçli tırtıl, yaban arısı yavrularının, erginleşip yuvadan çıkana kadarki et ihtiyaçlarını karşılıyor.
KUTUP İKLİMİNE GÖRE YARATILAN PENGUEN
Penguenlerin yaşadığı kutup dairesinde hava sıcaklığı -40°C’ye kadar düşmektedir. Penguenlerin bu denli soğuk bir ortamda hayatlarını sürdürebilmeleri için vücutları kalın bir yağ tabakasıyla kaplanmıştır. Bunun dışında besinleri çok hızlı parçalayan bir sindirim sistemine sahiptirler. Bu iki unsur bir araya geldiğinde ortalama +400C’lik bir vücut ısısına kavuşan penguenler için soğuğun pek önemi kalmaz.

Gerçekten de doğa Darwin’in dediği gibi olsaydı, yani her birey yalnız kendi yaşamını düşünseydi, hiçbir canlı yavrularını büyütmek, beslemek ve korumak pahasına bu kadar enerji, zaman ve yiyecek kaybına katlanmazdı. Penguenlerin kuluçkaya yattıkları dönem kutup kışına rastlar. Üstelik kuluçkaya yatan da dişi değil, erkek penguendir. Penguen çiftini bu zamanda -40°C’ye kadar düşen soğuğun yanında bir de buzul dağları zorlayacaktır. Kış boyunca buzullar gittikçe büyüyecek, kuluçka yeri ile en yakın besin kaynaklarının bulunduğu deniz kıyısı arasındaki mesafe fazlasıyla artacaktır. Bu mesafe bazen 100 km’yi geçebilmektedir.
Dişi penguenler sadece bir yumurta yumurtlar ve kuluçka görevini erkeklerine devredip denize dönerler. Erkek kuluçkaya yattığı dört ay boyunca hızı zaman zaman 120 km’yi bulan kutup fırtınalarına karşı koymak zorundadır. Bu süre içinde sürekli yumurtaların başındadır, bu yüzden avlanma imkanı da bulamaz. Zaten en yakın yiyecek kaynağı birkaç günlük mesafededir. Dört ay boyunca hiçbir şey yemeden yatan erkek bu süre zarfında yarı yarıya kilo kaybeder. Ama asla yumurtayı terk etmez. Aylarca aç kalmasına rağmen kendisi için av bulmaya çıkmaz, açlığa katlanır.
Dört ay sonunda yumurtalar kırılmaya başladığında birden dişi belirir. Bu dört ay boyunca boş durmamıştır, sürekli yavrusu için çalışmış, kursağında yemek biriktirmiştir.
Anne yüzlerce penguenin arasından eşi ve yavrusunu güçlük çekmeden bulur. Anne geçen zaman içerisinde sürekli olarak avlandığından son derece dolu bir kursakla gelmiştir. Kursağındakileri boşaltarak bakım işini üstlenir.
Bahar geldiğinde buzul erimeye başlamış ve buz tabakası üzerinde denizin ortaya çıktığı delikler belirmiştir. Artık anne ve baba bu deliklerden balık avlayarak beslenecek, yavrularını da aynı yiyecekle besleyeceklerdir.
Yavruya bakmak oldukça zahmetli bir iştir; onun beslenmesi için ebeveynler bazen uzun süre hiçbir şey yemezler. Ayrıca her yerin buzlarla kaplı olduğu ortamda yuva yapma olanağı yoktur. Anne ile babanın, yavruyu buzun soğuğundan korumak için yapabilecekleri tek şey, yavruyu ayaklarının üstüne koyup, karınlarıyla ısıtmaktır.
Hayvanların yumurtlamadaki zamanlamaları da oldukça önemlidir
Acaba niçin penguenler yazın değil de kışın yumurtlarlar? Bunun tek sebebi vardır: eğer yazın yumurtlanmış olsa, yavrunun büyümesi kışa rastlayacak o zaman da etraftaki denizler donmuş olacaktı. Bu durumda hem hava şartları çok ağır olduğundan, hem de besin kaynağı olan deniz çok uzaklarda kaldığından ebeveynler yavruyu besleyecek besini zor bulacaklardı.
Penguenler son derece soğuk olan kutup ikliminin etkisinden korunmak için bir araya toplanırlar. Böylece bu topluluğun üyesi olan yavrular soğuk rüzgarların korunarak toplanma imkanı bulabilirler.
Gerçekten de doğa Darwin’in dediği gibi olsaydı, yani her birey yalnız kendi yaşamını düşünseydi, hiçbir canlı yavrularını büyütmek, beslemek ve korumak pahasına bu kadar enerji, zaman ve yiyecek kaybına katlanmazdı.
Penguenler, son derece soğuk olan kutup ikliminin etkisinden korunmak için bir araya toplanırlar. Böylece bu topluluğun üyesi olan yavrular soğuk rüzgarların da etkisinden korunarak toplanma imkanı bulabilirler.

Süt İneklerinde Üreme Ve Döl Verimi

SÜT İNEKLERİNDE ÜREME ve DÖL VERİMİ

Bir süt sığırı işletmesinde her inekten yılda bir yavru almak amaçlanmalıdır. Aksi halde karlılık düşecektir. Her inekten yılda bir yavru alabilmek için ilk başta sığırın üremesi hakkında yeterli bilgiye sahip olmak gereklidir.

KIZGINLIK NEDİR?

Kızgınlık, düve ve ineklerin çiftleşme isteği göstermeleridir. Bu durumdaki hayvanlara boğasak veya örsek denir.

Ne kadar sürer?

Kızgınlık süresi ortalama 14-18 saat devam eder ve hayvan gebe kalmazsa 18-24 arasında değişmek üzere, ortalama 21 gün sonra tekrarlanır.

Nasıl anlaşılır?

* Diğer hayvanların üzerine atlar. Başka hayvanların kendi üzerine atlamasına izin verir.
* Ferç (üreme organının dış kısmı) şişmiş ve kızarmıştır. Yumurta akına benzer bir akıntı gelir. Buna çara denir.
* Diğer hayvanların fercini koklamaz, kendisinin koklanmasına izin verir.
* Yem yemez. Huzursuzdur.
* Merada kuyruğunu diker, sağa-sola koşar.
* Gece diğer hayvanlar yatarken o ayakta durur.
* Göz bebeklerinde büyüme olur.
* Böğürür.
* Sık sık havayı koklar
* İştah ve sütü azalır
* Bakıcısına davranışı her zamankinden değişiktir.

Tohumlama ne zaman yapılmalıdır?

En iyi tohumlama zamanı, kızgınlık başladıktan 12 saat sonradır. Pratik olarak inek; sabah kızgınlık gösterdi ise öğleden sonra, akşam kızgınlık gösterdi ise ertesi sabah tohumlanmalıdır.

İLK TOHUMLAMA

Ülkemizdeki kültür ırklarının ve melezinin düvelerini ilk tohumlamada şöyle bir tablo kullanılabilir:

IRK
YAŞ
(AY)
CANLI AĞIRLIK
(KG)
Karacabey Esmeri
18-20
350-370
Esmer (Montafon)
18-20
350-370
Esmer Melezi
20-22
325-350
Holştayn
16-18
370-390
Holştayn Melezi
18-20
350-370
Jersey
15-17
250-270
Jersey Melezi
16-18
225-250

Tablodaki ilk tohumlama yaşı, mevcut şartlara göre 2-3 ay önce de olabilir.
Tohumlanan bir düveden ne zaman yavru alınacağı hesaba katılmalıdır. Buzağının iyi bakılabileceği bir zamanda doğması önemlidir. Bunun için, düvenin tohumlanması ona göre zamanlanabilir.

BİLGİLİ YETİŞTİRİCİ

Sabah ve akşam hayvanlarını gözden geçirir. Yem yemeyen, huzursuz hayvanlara dikkat eder. Kızgınlık gösterenleri belirler. 12 saat sonra tohumlanmasını sağlar.

HAYVANLARIN HER TÜRLÜ DURUMU İÇİN KAYIT TUTULMALIDIR. İNSAN UNUTUR, DEFTER UNUTMAZ!

Yetiştiricinin kayıt tutmak için bir defteri olmalıdır. Kızgınlık gösteren bir inek için tarih atılır. Tohumlama yapıldığında tarih atılır. Hayvan gebe kalmazsa gelecek sefere hangi gün kızgınlık gösterebileceği tahmin edilir. O günlerde inek iyice gözlenir. Böylece bir dönemin daha kaçırılması önlenir, hayvan zamanında tohumlanır. Kayıtlara bakarak doğumun zamanı bilinir, ona göre hazırlıklı olunur. Hayvanlar işaretlenmeli veya numaralanmalıdır. Kulak küpesi, boyun numarası, dağlamalı numara hayvanları ayırt etmede işe yarar.
Tohumlanan bir ineğin gebe olup olmadığı, 45-60 gün sonra bir veterinere yaptırılan gebelik muayenesiyle anlaşılır. Diğer bir yöntemde ise 60-90 gün sonra tekrar kızgınlık göstermeyen inekler gebe olarak kabul edilir. Buna karşılık, bazı bozukluklarda bu süre içinde kızgınlık görülmeyebilir.

İKİ DOĞUM ARASI SÜRE NE OLMALIDIR

Doğum aralığı, ilk doğumunu yapan düvelerde 13 ay, ineklerde ise 12 ay olmalıdır. Bu aralık 13-14 aya uzadığı zaman verimde kayıplar başlamaktadır.
Bir sürüde ortalama her buzağı için en fazla 2 tohumlama olmalıdır.
Döl verimi normal bir inek tohumlandıktan yaklaşık 280 gün sonra bir yavru verir.
Döl verimi ile ilgili bu bilgileri verdikten sonra, bir ineğin doğumundan itibaren döl verimi şu şekilde takip edilmelidir.


Şekil 2. İki doğum arası sürenin önemli unsurları

BUZAĞILAYAN İNEK HEMEN TOHUMLANMAZ.

Buzağılamayı takiben birden süt verimi başladığından inek büyük bir stres altındadır ve hastalıklara karşı duyarlıdır. Buzağılayan inek 60 gün süre ile dinlenmeli, sonra tohumlanmalıdır.
Döl verimi iyi takip edilmelidir. Çünkü tohumlamanın zamanında yapılamaması, verim kayıplarına yol açacaktır. Bunun için ilk şart kayıt tutulmasıdır. Sağılan inekler için tutulan kayıt defterine doğum tarihi ve herhangi bir problemle karşılaşıldı ise yazılır. Doğumu takiben 2-3. günden başlayıp, 8. güne kadar azalan miktarda kahverengi-kanlı ve kokusuz bir akıntı görülür. Koku hissedilirse rahimdeki bir iltihaplanmaya işaret eder. Bir veteriner hekime başvurulmalıdır.
Buzağısı 2 aylığı geçen inek hâlâ kızgınlık göstermediyse, mutlaka veteriner hekime göstermelidir.

İNEKLERİN KISIR KALMAMASI İÇİN:

* İyi bakım ve besleme gerekir. İneğin zayıf kalması doğru değildir. Ancak, aşırı beslenmeden dolayı aşırı yağlanma da döl verimini düşürür.
* Kızgınlık dönemi iyi takip edilmelidir. Kızgınlığın farkına varılmazsa, buzağılama en az 3 hafta daha gecikmiş olur.
* Kızgınlığın başlamasından 12 saat sonra tohumlama yapılmalıdır.
* Buzağılamadan 2 ay sonraki kızgınlıkta tohumlama yapılmalıdır.
* Zamanında kızgınlık göstermeyen inekler veteriner hekime gösterilmelidir.
* Kayıt defterine her durum işlenmeli, tarih atılmalıdır.

DÖL VERİMİNİ ÇEVRE ŞARTLARI ETKİLER

* Çok sıcak ve nemli havalarda kızgınlık belirtileri kolay fark edilmez.
* Kapalı ve ışıklı yerlerde kızgınlık zor fark edilir. Açık yerlerde ve gün ışığı altında kızgınlık belirtileri daha kolay dikkati çeker.
* Çok genç ve çok yaşlı hayvanların döl verimi düşüktür.
* Hayvan hastalıkları döl verimini azaltır.
* İkiz doğumlarda buzağının birisi dişi ise, o buzağının döl vermeme ihtimali çok yüksektir.

İŞLETMENİZDE KISIRLIK SORUNU VAR MI?

Eğer aşağıdaki durumlarla karşılaşıyorsanız işletmenizde ciddi bir kısırlık sorunu var demektir:
* Buzağılamalar arası 400 günden fazla ise,
* Buzağılama ile yeniden gebe kalma arasındaki süre 120 günü aşıyorsa,
* İneklerde gebelik ancak ikiden fazla tohumlanma ile sağlanabiliyorsa, bu sorunu çözümlemek için girişimde bulunmak gerekir.

DOĞUM SONRASINDA ve DÜZENSİZ KIZGINLIK DURUMLARINDA İNEĞİN ÜREME ORGANLARI VETERİNER HEKİM TARAFINDAN MUAYENE EDİLMELİDİR.

Eğer,

* Güç doğum olmuş ise, son atılamamış ise,
* Fercinden (vulva) normal dışı akıntı geliyorsa,
* Yavru atmış ise,
* Kızgınlık arası 15 günden az veya 28 günden fazla ise,
* Üç kez tohumlandığı halde gebe kalmamış ise,
* Buzağılamadan sonra 60 gün geçtiği halde kızgınlık göstermiyorsa, ineklerin üreme organları bir veteriner hekim tarafından muayene edilerek nedenleri araştırılmalıdır.

Etiketler:hayvanlar aleminde üreme hayvanlar nasıl ürerler hayvan üremesi nhayvanlar üremegörüntülü üremeleri hayvanlarınüremesi hayvanlar alemininüremesi hayvanlar aleminin üremesi üremelerine göre hayvanlar hayvanlarda üreme sistemi hayvanlarda sistemler hayvanlar ın üremesi hayvanlarda üreme cinsel en son hayvan üremesi hayvanlar alemınde üreme hayvanların üremesi hayvanlarda üreme
Kategori:Hayvanlar: ;Sınıflandırma:
PETA: Hayvanlara Etik Muamele İçin Mücadele Edenler (PETA, People for the Ethical Treatment of Animals) bir hayvan hakları organizasyonudur. Norfolk, Virginia kökenli ve yaklaşık iki milyon üye ve destekçisi olan organizasyon dünyanın en büyük hayvan hakları grubudur. Grubun uluslararası başkanı Ingrid Newkirk'tür.
Hayvan Çiftliği: Hayvan Çiftliği, (orijinal adıyla Animal Farm) George Orwell'in mecazi bir dille yazılmış fabl tarzında siyasi hiciv romanı.
Hayvanlar (albüm): Yasemin Mori'nin 10 Temmuz 2008'de Irmak Plak'tan çıkan ilk albümüdür.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir