Hikaye Özetleri Kısa

Sponsorlu Bağlantılar
abd adi afrika aile almanya arabistan baba beyaz lale bir adam bu harem hindistan hint okyanusu kisa miriam selim tam yada yahudi yy Hikaye Özetleri Kısa Kitap Özetleri Kısa kısa hikaye özetleri hikaye özetleri kısa kitap öz..

9 Kisa Kitap Özetleri

Gurur ve İhtiras
KİTABIN ÖZETİ :
Kitap,18 yy.’da yahudi bir ailenin başından geçenleri anlatıyor. Önce Almanya’ da yaşayan aile, o dönemlerde başlamış olan yahudi düşmanlığından etkilenmişlerdir. Ayaklanmacılar gösteri yaparak her tarafı dağıtmış ve taşla annenin başına vurmuşlardır.O sırada anne hamiledir. Anne ölür ve küçük kız Miriam doğar. O sıralarda ailenin en büyük oğlu David altı yaşındadır ve bütün olanlar belleğine kazınır. Bu olaylar yüzünden Baba Ferdinand ABD’ye göç eder. (more…)

KİTABIN ADI : HareM
KİTABIN YAZARI : Ömer Seyfettin
KİTABIN ÖZETİ : Sermet adında bir adam ,karısı Nazan’ın kendisini başka bir erkekle aldattığını ,karısıda Sermet’in kendisini başka bir erkekle aldattığını zannediyor.
Modern yaşamı seven , lüks olmayı seven , dürüst ve sadakatli,kalbinde hiç bir kötülük olmayan bir kadındır.Ancak o zamanlar kadınlı erkekli eğlencelere katılmak hiç hoş karşılanmazdı. (more…)

KİTABIN ADI : BEYAZ LALE
KİTABIN YAZARI : ÖMER SEYFETTİN
1.KİTABIN KONUSU: Balkan Savaşı sırasında, Bulgar asıllı bir binbaşı tarafından, Türk köylerinde özellikle kadın ve kız çocuklarına yapılan işkenceler bütün gerçeğiyle gözler önüne serilmiştir. Ayrıca buradaki Türkleri vaftizleyip Hristiyan yapıldıktan sonra nasıl öldürükleri anlatılmaktadır.Amaçları özgür bir Bulgartoplumu yaratmaktır (more…)

KİTABIN ADI:Nehrin Dönemeci
KİTABIN ÖZETİ :
Selim (Hikayenin Kahramanı) Afrika’ nın doğu sahilindendir. Sahil tam anlamıyla Afrikalıların bulunduğu bir yer değildir. Arap, Hintli, İranlı, Portekizli karışımı bir yerdir. Selim Hint Okyanusu insanıdır. Gerçek Afrika kilometrelerce içerdedir. Selim’ in Arabistan, Hindistan ve İran’ la ilişkisi vardır. Oralar aynı zamanda atalarının memleketidir. Ancak Selim Arap, İranlı yada Hintli olduğunu benimseyemez.(more…)

KİTABIN ADI:Erdem Ve Mutluluk
KİTABIN ÖZETİ :
Kendi kendinizi aydınlatan bir ışık olun.

Yalnızca kendinize güvenin.

Biricik ışık olarak

Kendi içinizdeki gerçeğe bağlı kalın

(Buda)

Akla dayanan ya da akla uygun bir otoritenin kaynağı yeterlik dediğimiz şeydir. Otoritesine saygı duyduğumuz kişi, başkalarının kendisine vermiş olduğu ve üstesinden gelebileceğine inandığı işi yeterli bir şekilde yürütür, sorumlu olduğu insanları korkutmak ihtiyacı duymadığı gibi bir takım sihirli niteliklerle hayranlık uyandırmaya da kalkmaz, (more…)

5 temel özgürlük

1 Algılama Özgürlüğü: Sağlıksız anababa çocuklarını geçmişe, geleceğe veya olması gerekene yöneltir; o an olan olayları olduğu gibi algılamalarına izin vermez. 2 Kendi düşündüğünü olduğu gibi ifade edebilme özgürlüğü: Sağlıksız anababa, çocuklarının ne düşündüğüyle ilgilenmez, ne düşünmesi ve yapması gerektiğiyle ilgilenir.Sağlıklı aile ortamı çocuğun kendine özgü algılamasını ve düşüncesinin ifade etme olanağı sağlar; sağlıksız aile, çocuğun nasıl algılaması, düşünmesi ve davranması gerektiğiyle ilgilenir, çocukları belirli bir kalıba sokmak, onlar için, çocuğun kendisi olarak gelişmesinden daha önemlidir. (more…)

KİTABIN ADI:13. Jüri
KİTABIN YAZARI John T. LESCROART KİTABIN ÖZETİ : Jennifer Witt, kocasını çok seven fakat kocasından devamlı dayak yiyen ve yaptğı şeyleri kocasına yani Lary Witt’ e beğendiremiyen bir çocuk annesi kadındır. Bu yüzden psikolojisi bozulmuş ve doktora gitmektedir. Yediği dayaklar yüzünden de vücudunda oluşan yara bereler içinde doktora gitmektedir. Jeniffer 28 Aralık Günü her zaman olduğu gibi rahatlamak için koşuya çıkar ve eve döndüğü zaman evinin etrafında bir sürü polis bulur.(more…)

KİTABIN ADI:Anka’nın Yükselişi Ve Dönüşü

KİTABIN ÖZETİ
Prof.Dr.Oral Sander bu eserinde, başlangıcından itibaren Osmanlı dış politikasını örnekleriyle birlikte titizlikle anlatmış, zaman zaman da iç gelişmelere değinerek bunların dış politikaya etkilerini ortaya koymuştur. Kitap beş bölümden oluşmaktadır: (more…)

KİTABIN ADI:Ankara’da Savaş Rüzgarları

KİTABIN ÖZETİ
Yakın tarihimize bir ışık tutmak maksadıyla, Kazım KARABEKİR’in varisleri tarafından onun notlarının toparlanmasıyla meydana gelen, bu eser yakın tarihimizle ilgili bilinmeyen tartışmaları gözler önüne sermiştir.
Kazım KARABEKİR; 1939 yılından 1946 yılına kadar olan zaman dilimi içerisinde, T.B.M.M. içerisinde olan tartışmaları gözler önüne sererken, 2′nci Dünya Savaşına girilip, girilmeyeceği, girilecekse kimin tarafında olunacağı, büyük dünya devletlerinin tarihinden gelen emellerini , bunları 2′nci Dünya savaşı ile nasıl gerçekleştirmek istediklerini, bu emellerden Türkiye Cumhuriyeti’nin nasıl ve ne kadar etkileneceğini anlatmaya çalışmıştır. (more…)

Anderson Masalları Lise 4.öykü Özeti

1. PRENSES VE BEZELYE TANESİ:
Günlerden çok fırtınalı ve sağanaklı bir gündür. Tepenin yüceliklerindeki büyük şatoda bir kral, kraliçe ve yakışıklı oğulları prens oturmaktadır. Prens çok uzun yıllar boyunca kendi gibi iyi ahlaklı ve güzel bir prenses arar. Ancak bu kadar aramaya rağmen bulamamıştır ve bunun üzüntüsüyle şatoya geri dönmüştür. Durumu krala anlatacağı zaman kapı vurulur. Kapıyı açan kral karşısında sırılsıklam olmuş güzel mi güzel bir kız görür, hemen içeriye alır, kraliçe kızın bir prenses olamayacağını ve kızın asil olmadığını düşünerek prensin kızla evlenmesine karşı çıkar. Daha sonra kız için hazırlanan yatağın altına bir bezelye tanesi koyarak üstüne yumuşak yataklar koyarak kızı istirahat ettirirler. Sabahleyin kıza rahat edip etmediğini soran kraliçe, sabaha kadar uyumadığını ve yatakta bir şeyin beni rahatsız ettiğini söyler. Kraliçe gülümseyerek “ancak bir prenses bu kadar nazlı olabilir.” Diyerek prensin bu kızla evlenmesine izin verir.

2. KİBRİTÇİ KIZ:

Soğuk bir Noel arifesinde, kentin caddelerinde herkes eğlenirken küçük kız onları seyredip kendi kendine eğleniyordur. Küçük kız kibritçi dir. Kutu ile kibrit satar. O soğuk havada insanlar eğlenirken küçük kız hayatın acımasızlığını, yoksulluğu tatmıştır. Ailesine yardım etmek için her geçene kibrit satmak ister, fakat o gece hiç satamamıştır. Havanın çok soğuk olması ve kızın yorgun oluşu yinede onu yıldıramamıştır. Birazcık olsun ısınmak için iki ev arasında bir aralığa girer ve hayallere dalar. Çocukluğunu mutlu bir şekilde yaşamak, iyi bir evde oturmak, yoksulluk çekmemek gibi; derken biraz ısınmak için bir kibrit yakar. Nasıl olsa üvey annem ve babam anlamaz diyerek sıcacık bir ev hayal ederken kibriti yakarak bitirir. Bu durumu fark edince ne yapacağını şaşırmış, korkmuş ve ölmüş büyük annesinden yardım dilenmeye, seslenmeye başlar. Durmaksızın yağan kar, küçük kibritçi kızın üstünü örter. Küçük kız, kaskatı ve donmuş kalakalır oracıkta. Büyük annesi elini uzatır ve küçük kibritçi kızı yanına alır.

3. DÜNYANIN EN GÜZEL GÜLÜ :

Bir zamanlar yaşlı bir kraliçe varmış. Kraliçe güçlü, dediği dedik bir insanmış. Kimse bir dediğini iki etmezmiş. Kraliçe, bütün mevsimlerde bütün dünya ülkelerinde yetişen güllerden güzel güller yetiştirirmiş. Ama sarayda, acı ve keder kol geziyormuş. Çünkü kraliçe çok ağır hastaymış, doktorlarda yakında öleceğini söylüyorlarmış. “Tek bir umut var kraliçenin kurtulması için” demiş bir bilgin. “Eğer dünyanın en güzel, en soylu gülünü bulup getirirseniz kraliçe uzun yıllar yaşar.” Yaşlı, genç kraliçenin iyileşmesi için dünyanın dört bir yanında en güzel gülü aramaya koyulmuş ama hiç biri işe yaramamış. Sonunda kraliçenin küçük oğlu annesine seslenerek beni dinle demiş ve başlamış okumaya. Kitapta, cennetin görünmeyen bir köşesinde açan yapayalnız bir gülden söz ediliyormuş. Bu gül kendisini ta derinden görmek isteyene görünürmüş. Beyaz bir gülmüş ama güneşin batışında pembeleşen, o kızıllık yansıdığı vakit büyüleyici bir renge bürünen bu gül gerçek sevginin ve güzelliğin simgesi imiş. Birden tatlı bir pembelik yayıldı. Kraliçenin yanaklarına, gözleri büyüdü, bir güneş gibi parladı ve kitabın yaprakları arasında pembe bir gül, dünyanın en güzel gülü beliriverdi. “Onu görüyorum !” diye bağırdı kraliçe. Bu gülü kim görürse bir daha hiç mutsuz olmaz ve ölümsüzleşirmiş…

4. ÜÇ ZIPZIPIN ÖYKÜSÜ :

Çekirge, pire ve uçan kaz bir gün saraya davet edilmişler. Kral üçünün arasında bir yarış düzenleyecek ve en yükseğe sıçrayana büyük bir ödül verecekmiş. Sonunda ödülü açıklamış. Yarışı kazanana kızımı vereceğim demiş. Yarışmaya önce pire, çekirge sonrada uçan kaz tek tek zıplayarak yarışmışlar. Bunların her biri kendini diğerlerinden üstün görüyormuş. İlk yarışan pire çok yüksek zıplayınca görünmemiş ve onu almamış olarak kabul etmişler. Çekirgede pirenin yarısı kadar zıplamış ancak kralın üstüne konduğu için kral ona çok kızmış. Sıra uçan kaza gelmiş, kaz nazikçe prensesin yanına kadar sıçramış kral bu nazikçe sıçrayışı görünce kararını açıklamış. “En yükseğe sıçrayan kızıma doğru sıçrayandır.” Demiştir ve prensesi uçan kaza vermeğe karar vermiş. Olayı duyan pire ile çekirge yaptıkları hatayı anlayıp çok üzülmüşler.

5. KÜÇÜK DENİZ KIZI :

Zamanın birinde okyanusların dibinde bir şato varmış. Burada kral büyük anne ve altı kız beraber yaşarmış. Bu kızlardan en küçüğü hepsinden güzelmiş. Büyük anneleri arada sırada masallar anlatır yeryüzünde ve insanlardan bahsedermiş. Kızlara yeryüzünü göstereceğine dair söz vermiş. Kızlar on beş yaşına geldiklerinde yeryüzünü görüp geri gelmişler. Kızların beşi geri dönmeyi ve eski yerinde yaşamayı kabullenirken en küçük kız ise dünyalı bir prense aşık olmuş ve bir an önce onun yanına gitmek istiyormuş. Büyük anneleri haberi duyunca deniz büyücüsüne gidip çözüm aramış. Deniz büyücüsü deniz kızına bacak verecek ama karşılığında kız sesini kaybedecekti. Deniz kızı zor da olsa prensi için bu şartı kabul etmiş ve hemen prensin yanına varmıştı. Prens bunun konuşamıyor olduğunu fark edince kardeşi gibi davranmaya başlamış. Deniz kızı bu duruma çok üzülmüş. Kısa bir süre sonra prens başka biriyle evlenmeye karar vermiş. Durumdan haberdar olan büyük anne büyücüye gidip yardım istemiş. Büyücü özel bir hançer yaparak, demiş “Eğer hançeri prensin kalbine saplarsa kurtulur, yapamazsa ölür.” Hançeri alan deniz kızı prensin uyuduğu bir akşam kalbine saplamak istemiş. Ancak o sırada uyanan prens tebessüm ederek bana bir şey mi söyleyecektin demiş. Deniz kızı bunu yapamayacağını anlayınca daha fazla dayanamayarak oradan ayrılır. Kısa bir zaman gezindikten sonra vücudunun değiştiğini görür. Fazla zaman geçmeden deniz kızı hayata veda eder.

6. KARA BUĞDAY :

Fırtınadan sonra bir kara buğday tarlasından geçenler bilir. Kara buğday tarlası sanki kavrulmuş gibidir. Yaşlı söğüdün tam önünde bir kara buğday tarlası varmış. Kara buğday Pek kibirli imiş. Başı yükseklerden hiç inmezmiş. “Bende buğday başakları kadar güzelim üstelik çok daha da güzelim. Benim çiçeklerim, elma çiçeklerine benzer, herkes hayranlıkla seyreder. Benden güzeli var mı ? söyle söğüt ağacı” demiş. Söğüt, ağır ağır başını sallar. “var… var…” dermiş. Aradan zaman geçmiş, hava bozmuş, fırtınalar yağmurlar başlamış. Fırtınayı gören bütün çiçekler , bitkiler boyun bükerken kara buğday pek kibirli ya, asla boynunu eğmezmiş. Onu diğer bitkiler uyarmış fakat kara buğday duymamazlıktan gelmiş. Fırtına geçip, rüzgarlar dinince, doğa adeta bir sessizliğe bürünmüş. Her taraf sakinleşmiş, güzelleşmiş. Ama kara buğday yangından çıkmış gibi kavrulmuş kararmış, simsiyah olmuş işe yaramaz, cansız bir ot oluvermiş olayı gören ve duyan diğer çiçek ve otlar olaya çok üzülmüşler.

7. KUMBARA :

Çocukların odasında, gar dolabın üstünde oldukça yüksek bir köşede domuz biçiminde içi ağzına kadar para dolu bir kumbara varmış. Gar dolabın tepesinde yer aldığı için odada olup biteni seyredebiliyor, karnındakilerle her şeyi satın alabileceğini düşünüyordu. Buda onu çok mutlu ediyordu. Odadaki tüm oyuncaklar beraberce oynarlardı fakat kumbarayı oyuna çağırmak için davetiye göndermek gerekiyordu. Çünkü aşağıdaki konuşmaların duyamayacak kadar yüksekte idi. Aşağıdaki oyunları, eğlenceleri yalnızca seyretmekle yetinirdi. Kumbara bu duruma çok üzülmüş çok kızmış ve hayallere dalmıştı. Bir süre sonra bom…. domuz kumbara paramparça yerde yatıyordu. Tabi içinde fırlayıp dört bir yana saçılan paralarda oradan oraya yuvarlanıyor, dans edip duruyordu. Paralar dünyaya yeniden gelmişçesine bir anlık dahi olsa özgürlüğün tadını çıkararak dans ederken domuz kumbaranın parçaları da bir kutuya konuyordu. Her şeyin bir başı bir sonu vardır derler. Umarız yeni kumbaranın başına aynı şeyler gelmez.

8. SU DAMLASI :

Büyütecin ne olduğunu, her şeyi yüz kat büyülten bir çeşit gözlük camı olduğunu herkes bilir. Bir damla suya büyüteçle bakıldığında binlerce küçük yaratık görünür. Oysa çıplak gözle bakarsak onların hiç birini göremeyiz. Ama onlar her zaman o suyun içindedir. Bir zamanlar “dev amca” adında bir adam yaşarmış, güzel, ilginç olan her şeye sahip olmak istermiş eğer elde edemezse ya büyücüye başvurur yad kendi kendine binbir çeşit yol icat edermiş. Bir gün aline büyüteci alıp bir damla suyu incelemiş suyun içinde o gözle görünmez yaratıklar hiç durmadan hareket ediyorlar, sıçrayıp, hopluyorlarmış. Çok ilginç bulmuş fakat daha net görmek için renklendirmeyi düşünmüş ve kırmızı bir renk damlatmış içine. Bu bir büyücünün kanıymış. Birden sudaki yaratıklar pespembe oluvermiş. Bu yaratıkları bir kente yaşayan canlılara benzetmiş. Hiç durmadan itişiyorlar, dövüşüyorlar, birbirlerini çekiştiriyor ve acımasızca ısırıyorlar. Aşağıdakiler yukarı çıkmak istiyor hem de devamlı onları sindirmeye çalışıyorlar. “Aslında bu yalnızca bir su damlası” demiş. Gülümseyerek “Ama yinede gerçek yaşamdan bir örnek. Oysa tüm canlılar birbirlerine sevgi ile baksalar her şey daha güzel olmaz mıydı ? diyerek bitirir

Sol Ayağım -kitap Ozeti

YAZARIN HAYATI
Chrısty Brown 1932de dogdu. Dublinli bir duvarcının 23 çocuğundan biriydi. Beyin felçi kurbanı olduğu için konuşmasını ve hareketlerini kontrol edemiyordu; sol ayağı hariç. Bu onun resim yapmasını ve otobiyografisini yazmasını sağladı. Romanları PARLAK MESLEK, YAZ ÜZERİNDE GÖLGE ve VAHŞİ ZAMBAKLAR olup, şiirlerini de TOPLU ŞİİRLERde derlemiştir. CHRISTY BROWN 1981de öldü.

KİTABIN ÖZETİ

Bu Chrısty Brownun kendi hayat hikayesidir. Christy Brown bir duvarcının ortanca çocuğuydu. Doğduğundan itibaren ailesinin yardımına ihtiyaç duyup kendisini, çevresindeki insanları tanıyıp bu arada hayatı boyunca kullana bileceği bazı özellikler kazanmıştır. Bunlar resim yapma,okuma, yazma ve sol ayağını kullanma marifetleriydi. Kitapta ayrıca diğer aile fertlerinin bu olay hakkındaki düşünceleriyle birlikte doktorların gazetecilerin ve komşularının da bu olay hakkındaki düşünceleri ve duyguları da anlatılmaktadır.
Şimdi size kitaptan bir bölümü anlatacağım;
Christy Brown zor bir doğumdan sonra dünyaya geldi.Bu doğumdan sonra ilk acayipliği annesi fark etmiş. Annesi christynın diğer problemlerini büyüdükçe fark ediyor. Örneğin sürekli ellini ve ağzını sıkması gibi. Altı aylıkken çevresinde yastıklar olmadan oturamaması bu olay on iki aylık olana kadar sürmüş. Christynın annesi bundan çok korkmuş ve babasıyla bu konuyu konuşur ve christy hemen tıbbı yardım almaya başlar. Doktorlar bu olaya çok şaşırmış ve durumun ümitsiz olduğunu söyler ama annesi bu olayı kabullenemez. Bir gün akrabalarıyla birlikte otururken kardeşi Lilyın elinde bir kalem görür ve bundan çok etkilenir kalemi almak için homurdanır ama kimse bu homurdanmasını duymaz , chrısty kendini zorlar ve sol ayağı ile kalemi tutar ve yeri karalamaya başlar bu karalama herkese saçma gelse de chrısty ve annesi için çok güzel şekildi. Annesi chrıstyye o kalemle ne çizebileceğini öğretmeye başladı. Annesi yere oturur ve A harfini çizer ve kopya et der. Ama chrısty yapamaz. Annesi tekrar dene der christy dener ve yazı yazmayı başarır konuşmayı başaramasa da artık kendi sorununu başkalarıyla birlikte paylaşa biliyordu.

Eserde işlenen tema
Hayatta önümüze ne engeller çıkarsa çıksın bunların bizi durduramayacağıdır.

ESERDEKİ İNSANLIK ERDEMİ
Karşımızdaki insanın ne problemi olursa olsun ona yardım etmemizin gerektiği anlatılmakta. Aynı zamanda yaşamımız boyunca karşılaşacağımız güçlüklerden yılmamamız hayata dört elle sarılmamız gerektiğini anlatmaktadır.

ESERİN GÜNCELLİĞİ
Ülkemizde hala akraba evlilikleri var olduğundan doğum problemleri yaşanmaktadır ve özürlü çocuklar dünya ya gelmektedir.

KİTABIN ÖNERİLECEK YÖNLERİ
Bu kitabı bir arkadaşıma şu konusundan dolayı tavsiye ederim. İnsanı hayata bağlayıp, şu anki manevi yönüyle insana ne kadar şanslı olduğunu gösteriyor.

şeker Portakalı- Kitap özeti

Zeze fakir bir ailenin ince ruhlu , zeki ancak anlaşılamamış, yaramaz bir çocuktur. Erken yaşta kendi kendine okumayı öğrenir, hayatın içine gerçeklerine daha erken atılır. Babası işsizdir. Annesi geç saatlere kadar çalışmaktadır. Okula başlayıncaya kadar geçen zamanda ablası ve küçük kardeşi ile evde yaşadıkları anlatılır. Zeze, diğer öğretmene hemen hemen tüm öğrenciler çiçek getirirken kendi öğretmenine kimsenin çiçek getirmediğini fark eder. Parası olmadığı için bir bahçeden çiçekleri gizlice toplar ve her sabah erkenden öğretmenin masasına bırakır. Ancak bir süre sonra yakalanır. Yaptığının hırsızlık olduğunu söylerler ve onu cezalandırırlar.
İnce ruhunun yanında yaramaz olan Zeze’nin eline eski bir çorap geçer. Tıpkı yılana benzemesi onda muzur bir fikir uyandırır. Bir ucuna ip bağlar, ağacın üstünden geçirir ve saklanıp avını bekler. Annesinin arkadaşını korkutur ve dayakla cezalandırılır.
Bir gün okula gitmek istemez. Bir Kiliseye gider oradaki mumları uçurtmasının ipine süreceğini söyleyerek papazdan alır ve Kilise’nin girişine mumları sürer. Yine annesinin bir arkadaşı Zeze’nin kurbanı olur, kayarak düşer. Zeze yine yakalanır, cezalandırılır.
Zeze Noel’de babasının kendisine bir şey almadığına söylenmesini babasının duyduğunu fark edince çok üzülür, tüm gün babasına sigara alacak parayı biriktirmek için ayakkabı boyacılığı yapar.
Yine okuldan kaçtığı bir gün sokakta müzik parçaları yazılı afişler satan bir adamla tanışır, yanında çalışmaya başlar. Bu sırada öğrendiği parçalardan birini babasını üzgün gördüğü bir gün söylemek ister. Babası Zeze’nin ilk cümlesine bir tokatla karşılık verir. “Devam et” der. Zeze devam eder. İkinci bir tokat daha gelir. Zeze söylediği şarkının sözlerinin anlamını bilmez. Babasının niçin sinirlendiğini de anlamaz. Zeze’nin gözlerinden yaşlar gelmeye başlar, babası çok sinirlenmiştir. Kemerini eline alır, Zeze’yi fena halde döver. Zeze buhran içindedir ve onu kimse anlamamaktadır. Bu nedenler onu bir portakal ağacı fidanı ile dost olmaya iter. Dertlerini bu fidanla paylaşır. Manuel Valenderes ise Zeze’nin dertlerini paylaştığı, orta yaşın üstünde bir dostudur. Belki de Zeze’yi anlayan tek yetişkindir. Zeze ona öylesine bağlanmıştır ki ona kendini evlatlık olarak alıp almayacağını sorar. Bu dostunun arabasıyla tren raylarının arasında parçalanması Zeze’yi karamsarlığa iter.
Hikayenin sonunda babası iş bulmuştur ve Zeze’ye artık hayatlarının düzene gireceğini söyler. Ancak Valanderes ölmüş, Şeker Portakalı fidanı da kesilmiştir. Zeze için artık her şey bitmiştir.
Hikaye “Olup bitenleri çocuklara niçin anlatmalı?” sorusu ile biter. Zeze’ye gerçekler çok erken anlatılmıştır.

ÇOCUKSU ÖĞELER
Zeze’nin hiç kimsenin çiçek getirmediği öğretmeni için bir bahçeden gizlice çiçek toplaması ve erkenden gelip öğretmeninin masasına bırakması.
Babasını üzdüğünü düşündüğü için ayakkabı boyacılığı yaparak babasına en sevdiği sigarayı alacak kadar para biriktirmesi
Ayağının kırık cam parçasıyla kesildiğini , ailesinin kızacağından korktuğu için çektiği acıya rağmen saklaması
Şeker Portakalı ile kurduğu diyolog
Babasını mutlu etmek için ona şarkı söylemesi.

KAHRAMANLAR:
Zeze: Fakir ve kalabalık bir ailenin en küçük oğlu. Oldukça zeki, ince düşünceli ve yaramaz bir çocuk. Kendinin kötü bir çocuk olduğunu düşünmekte ve ailesi tarafından kendine uygulanan şiddeti haklı görmektedir.
Gloria: Zeze’nin ablasıdır ve evde Zeze’yi dövmeyen tek kişidir. Zeze’yi daima korur ve sever.
Edmundo Dayı: Zeze’nin merak ettiği her şeyi sıkılmadan ona anlatan ve Zeze’ye sürekli bir şeyler öğreten yaşlı akrabalarıdır.
Luis: Zeze’nin bakmakla zorunlu olduğu küçük kardeşidir. Zeze her zaman ona iyi olanı öğretmeye çalışmaktadır.
Portekizli Manuel Valendares: Zeze’nin kötü bir şekilde tanıştığı fakat sonra çok iyi dost olduğu zengin bir adamdır.
Minguinho: Zeze’nin evlerinin bahçesinde bulunan ve Zeze’nin hayatına dair her şeyi paylaştığı konuşarak rahatladığı şeker portakalı fidanının adıdır.

Yıldız Tozu Kitap Özeti

Yıldız Tozu Kitap Özeti

Yıldız Tozu Kitap Özeti, Yıldız Tozu Kitabının Özeti Kısaca

“Mucizelerle dolu bir hikaye… Gaiman yeni gelenekte bir peri masalı ortaya çıkarmak için son derece zengin bir dil, doğal bir bilgelik, iyi bir mizah ve biraz da karanlık kullanıyor.”
Publishers Weekly

Kadim İngiltere’nin huzurlu tarlaları ve çayırlarında, bir granit çıkıntısının üzerinde 600 yıldır duran küçük bir köy vardır. Hemen doğuda köye ismini veren upuzun bir taş duvar yükselir. İşte burada, Duvar Köyü’nde, genç Tristran Thorn kalbini, akıllara zarar veren güzellikteki Victoria Forester’a kaptırır. Ve işte burada, yepyeni bir Ekim arifesinde, Tristran aşkına bir söz verir – bu öyle hızlı edilmiş bir yemindir ki, onu duvardaki tek gedikten dışarı, çayırların ötesine ve hayatının en heyecanlı macerasına yollayacaktır.
“Gaiman hikaye dünyasının zengin bir kaynağı ve bizler her açıdan ona sahip olduğumuz için şanslıyız.”
Stephen King

“Yetişkinler için aşk, tehlike, arkadaşlık, büyü ve macerayla dolu bir peri masalı. Nüktedanlık ve zeki bir üslupla bezeli bu kısa roman insanda çok güzel bir memnuniyet yaratıyor.”
Detroit Free Press

Sayfa Sayısı: 344

Etiketler:kısa hikaye özetleri hikaye özetleri kısa kitap özetleri kısa kısa kitap özetleri en kısa hikaye özetleri en kısa kitap özetleri kısa hikayeler özetleri kısa özetler çok kısa kitap özetleri kısa hikaye özeti kısa roman özetleri hikaye kısa özetleri çok kısa hikaye özetleri hikaye kitabı özetleri kısa kitap özeti kısa hikaye özeti kısa kitab özetleri kısa en kısa özetler kısa bir hikaye özeti kısa özetli hikayeler
Hikâye: Öykü ya da hikâye, gerçek ya da gerçeğe yakın bir olayı aktaran kısa, düz yazı şeklindeki anlatıdır.
Hikayeler Anlatıldı 2: Hikayeler Anlatıldı 2, Gripin'in ikinci stüdyo albümüdür.
Kam Büre Bey Oğlu Bamsı Beyrek: Kam Büre Bey Oğlu Bamsı Beyrek, Dede Korkut Kitabı'nın bölümlerinden birini oluşturan öykü.
Salur Kazan'ın Evi Yağmalanması: Salur Kazan'ın Evi Yağmalanması, Dede Korkut Kitabı'nın bölümlerinden birini oluşturan öykü.
Hikâye-i Kesikbaş: Hikâye-i Kesikbaş, Süleyman Çelebi'nin Mevlid-i Şerif'ine de alınan Grijgal palangasını saran Zigetvar kumandanı Kıraçin'in 1000 askerine karşı Kuru Kadının 114 kişiyle galibiyetinde şehit olan Veli ve Abdal olduğuna inanılan Deli Mehmet'in başını vermemesi üzerine Kuru kadı tarafından yazılan Hikâye-i Kesikbaş bahri (bölümü).
Kısa film: Kısa Film yaklaşık 20 dakika veya daha kısa süren filmlere verilen terim.
Kısa çizgi: Tire (Fransızca tiret), ya da kısa çizgi bir noktalama işaretidir. (-) şeklinde sembolize edilir.
Hikâye: Öykü ya da hikâye, gerçek ya da gerçeğe yakın bir olayı aktaran kısa, düz yazı şeklindeki anlatıdır.
Kısa mesafe koşuları: Kısa mesafe koşuları veya sprintler, atletizm karşılaşmalarında 60, 100, 200 ve 400 metre mesafelerinde yapılan koşuların genel adı.
Kısa forvet: Kısa forvet veya Üç Numara, pota altı ve üç sayı çizgisi etrafında, uzun ve kısa oyunculara yardım eden, gerektiğinde şutör gard ve uzun forvetliğe de soyunabilen (örn:Hido, Bootsy Thornton, Lamar Odom, Ron Artest) şut ve ribaunt kabiliyeti olan, iyi savunma yapan çok yönlü basketbol oyuncularına verilen addır.

Yorumlar

  1. Hasan Hüseyin Temur der ki

    ben bu siteden öğretmenin istediği bütün özetleri bulup yazıyorum bence bu site bana kolaylık gösteriyor teşekkürler notdenizi!!!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir