Hz Muhammed Bir Günü

Sponsorlu Bağlantılar
allah dedi hata ibadet iman lisan muhammed nde olay tek veya yalan yapan yok Hz Muhammed Bir Günü Hz.muhammedin Bir Günü hz muhammedin bir günü hz muhammed bir günü Hz.muh..

Hz. Muhammed’in Bir Günü Nasıl Geçerdi

Yazar Metin Karabaşoğlu, Nesil’den çıkan kitabının merkezinde Peygamberimiz Hazreti Muhammed’in inceliklerle dolu hayatını anlattı ve “Mistisizm İslâm’ın yerini tutmaz” dedi. Mistisizm İslâm’ın yerini tutmaz
Mahmut Bıyıklı’nın röportajı

> Bir yazınızda “incelikler peygamberi” diyorsunuz O’nun için. Efendimizin bir sözü var: “Allâh beni zorlaştırıcı ve başkalarının hata yapmasını isteyici değil, bir muallim, bir kolaylaştırıcı olarak gönderdi.” Nasıl bir insandır incelikler peygamberi?

> Kendisinin peygamber olduğunu söyleyen bir zâtın haberini işitip gelen bir adamın, henüz Peygamber aleyhissalâtu vesselamla tek kelime konuşmadan sırf onun yüzüne bakıp “Bu yüzde yalan yok” diyerek iman edişini unutamıyorum. “Lisan-ı hal, lisan-ı kâlden üstündür” gerçeğinin muhteşem bir delilidir bu olay. Öte yandan, bugün ‘ağzı çok lâf yapan’ bizlerin sözlerinin neden tesirsiz olduğunun veya yeterince tesir etmediğinin de nişanesidir. Onun hayatında sergilediği her türden incelik, bizim için bir ders olmalı.

> Hz. Peygamberin bir günü nasıl geçerdi? Bizim bir günümüz o yüce rehberin bir gününün neresinde?

> Peygamberin Bir Günü’nde de kabiliyetim nisbetince ifade etmeye çalıştım; onun bir günü, her halinde ve her ânında âlemlerin Rabbinin tefekkür ve tezekkürü ile geçerdi. Bugün bize dayatılmaya çalışılan veya bizim zaten gönüllü olarak kabullendiğimiz ‘ibadet zamanı-ticaret zamanı’ türünden bir ayrım yoktu onun hayatının hiçbir gününde. İbadeti zaten Allah için olduğu gibi; ticaretinde de, yemesinde içmesinde de, oturmasında ve yürümesinde de hep O vardı. Kısacası, onun fikri de, zikri de, fiili de hep O’nun içindi; ve O, her halinde hep O’nunla beraberdi. Sanırım, l-i İmran sûresindeki, onun geceleri gökyüzünü seyredip tefekkür ederken tilavet buyurmayı çok sevdiği âyetlerin sadece bir cümlesini hatırlamanın tam zamanı: “Onlar ayakta iken, otururken ve yanları üzere uzanırlarken Allah’ı zikrederler.” Modern zamanlarda, Kartezyen mantığın ve seküler aklın sevkiyle herşeyi keskin hatlarla ve kesin sınırlarla birbirinden ayırma gibi bir alışkanlık sözkonusu. Bu, bir günün tarifine de yansıyor. Zuhurata tâbi olmaktan uzak; şu gün şu saatte kalkarım, şu saatte şunu yaparım, şu vakitte çalışır, şu vakitte dinlenirim gibi keskin bir gün tarifiyle karşılaşıyoruz. Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselamın bir gününde ise, böylesi keskin tariflere rastlamak mümkün değil. Onun her günün olmazsa olmazı sabiteler elbette var; beş vakit namaz bunun en büyük örneği. Ama hâşâ, Peygamber aleyhissalâtu vesselam bir gününü bugün ya yaşadığımız yahut yaşandığını gözlemlediğimiz duygusuz, katı ve keskin bir ayrıma tutarak, bir tür ‘askerî disiplin’ içerisinde de yaşamamıştır. Beş vakit namaz başta olmak üzere vazgeçilmezleri asla terketmemiş; ama âlemlerin Rabbinin gün içinde karşımıza çıkarması muhtemel zuhurata da açık yaşamıştır.

> Peygamber Efendimizin hayatını nasıl anlamalıyız?

> Belki, onun hayatını anlamak için, bizim kendi iç dünyamızda nasıl bir donanım ve niyet üzere olmamız gerektiği üzerinde durmak gerek. Kendi namıma, en başta açık yüreklilik gerekir diye düşünüyorum Peygamber aleyhissalâtu vesselamın hayatını anlamak için. Kendimizi merkeze alıp, kendi hayatımızı ‘bu şartlarda en iyisi’ diye sunmak üzere onun hayatından malzeme ve mazeret arama gibi maalesef zamane insanlarında görebildiğimiz bir halden bilhassa uzak durup, onun hayatını merkeze alarak kendi hayatımızı gözden geçirmek. İlkinin hem sofistike, hem avamî örneklerine çokça rastlıyoruz şu zamanda. ‘Kur’ân’ın ve sünnetin tarihselliği’ne dair iddialar ilkine, “Zaman sana uymuyorsa sen zamana uy” gibi uydurma sözleri hâşâ Peygamber aleyhisselama atıfla dillendiren yaklaşımlar ise ikincisine örnek.

> Bugün Batılı zihniyetin esas sıkıntısının ateizmden değil, teizmden; yani, peygambersiz bir Allâh anlayışından kaynaklandığı söyleniyor. Burada Müslüman’a düşen vazife nedir? İnsanlık “en güzel örnek”ten habersiz yaşıyor…

> Bu noktayı çok önemsiyorum. Modernitenin ‘postmodern’ bir sürece doğru evrildiğinin işaretlerini gördüğümüz şu zamanda Mü’minler için asıl tehdit ateizmden gelmiyor; çünkü en son 1968’de çıktığı zirveden sonra ateizmin yıldan yıla güç kaybettiğini araştırmalar da gösteriyor. Ama bu, ateizmin yerini dinin ve vahyin aldığı anlamına gelmiyor. Semavî bir dine tâbi olmama, vahye tâbi olmama, bir peygambere tâbi olmama yönündeki modern inat olduğu gibi duruyor. “Dinsiz olmuyor; ama bari vahiysiz ve peygambersiz bir din olsun” şeklinde bir arayıştan söz etmek mümkün. İnternete girin; hepsi ‘insan yapımı’ onlarca “New Age” din bulursunuz. Bu süreçte, mistisizmin kendisini maneviyatın ve dinin yerine ikame edilmek isteniyor oluşunu hak dinin önündeki en büyük tehlikelerden biri olarak görüyorum.

Oysa unutmamak gerek. Bugün biz “lâ ilâhe illallah” diyebiliyorsak, “muhammedun resûlullah” hakikatine binaen söyleyebiliyoruz. Dolayısıyla, bize düşen, elbette en başta uyanık olmak, bu tehlikenin farkında olmak; peygambersiz bir din, vahiysiz bir maneviyat pazarlamaya kalkışanların ipliğini pazara çıkarmak. Ve en önemlisi, Peygamber aleyhissalâtu vesselamın ahlâkıyla ve haliyle hemhal olup İslâm’ın güzelliğini üzerimizde yansıtmaya çalışmak.

Kalpler uyanmasın diye parazit yayın yapıyorlar

> Efendimiz s.a.v. Kur’ân’ı nefsine hâkim kılmıştı. Verdiği hükümde durur, ona koşup boyun eğerdi. Peki, biz mesajı niçin alamıyoruz?

> Âyetleri hatırlayalım. Müşrikler, Mescid-i Haram’da Peygamber aleyhissalâtu vesselam Kur’ân okurken, âyetlerin sadâsını kulaklar duymasın, kalbler uyanmasın diye gürültü yapıyorlar, şamata yapıyorlar. Bugünün müşrikleri de aynı şekilde şamata yapıyor, parazit yayın yapıyor, Kur’ân’ın duru mesajının ve Efendimizin aydınlık hayatının akılları ve gönülleri fethetmesinin önüne geçmek için bu kudsî sesi boğmaya, duyurmamaya çalışıyorlar. En başta bu parazit yayınlara karşı uyanık olup, akıl ve kalb vericilerimizi doğru açıya yerleştirmek gerekiyor ki, Kur’ân’ın mesajını lâyıkınca alabilelim.

> Peygamber Efendimizin hayatından sizi en çok etkileyen tablo nedir?

> Fikrinden ve zikrinden Allah’ın hiç yitip gitmemiş olması. Hicret esnasında mağaradaki o en umutsuz ânda dahi yol arkadaşı Hz. Ebu Bekir’e “Hüzünlenme! Allah bizimledir” diyebilmesi; fetih için Mekke’ye girmek üzere iken ise “Allah vaadinde durdu, kuluna yardım etti; birleşmiş hizipleri tek başına yenilgiye uğrattı” diyerek, bu en büyük zaferi nefsine en küçük bir pay çıkarmadan O’na hamd ve şükretmesi…

Hz. Muhammed’in Bir Günü Nasıl Geçerdi

Efendimiz’in bir günü nasıl geçerdi?Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (S.A.V) bir günü nasıl geçerdi? Merak ediyorsanız bu yazıyı okuyun… 16 Peygamber Efendimiz (S.A.V) gecenin son üçte birine doğru uyanırdı. Cihana bedel gözlerindeki uykuyu eliyle silerek doğrulur ve “Bizi öldükten sonra dirilten Allah’a hamd olsun. Yeniden diriltip huzurunda toplayacak da O’dur.” diye dua ederdi. Bazen Medine’nin berrak gökyüzüne bakarak, Al-i İmrân Sûresi’nin son on bir âyetini okurdu. Sağ tarafından başlayıp gömleğini giyer ve ilk iş olarak inci dişlerini misvâklardı.

Abdest bozacağı yere yaklaştığı sırada “Allah’ım! Her tür şeytandan (kötülüklerden ve günahlardan) sana sığınırım” diye dua eder, oradan uzaklaşırken “Allah’ım! Beni bağışlamanı dilerim” anlamında “Gufrânek” derdi. (Tirmizî, Tahâret 7) Abdest alıp teheccüd namazına başlardı.

Canlı ve coşkulu bir ibadetten sonra mübarek bedeni yorulduğu için yeniden istirahata çekilirdi. Ayrıca geceleri Bakî Mezarlığı’na gider, vefat eden ashâbına dua ederdi. Çok önem verdiği bu görevi hiç ihmâl etmezdi. Sabaha doğru müezzin, Resûlullah’ın (S.A.V) evine iki defa uğrardı. Birincisinde namaz vaktinin girdiğini haber verir, o zaman Efendimiz tekrar kalkıp sabah namazının iki rekat sünnetini kılar, sağ tarafına uzanıp dinlenirdi. Müezzinin ikinci gelişinde mescide çıkıp kendisini bekleyen ashâbına sabah namazını kıldırırdı. (Buhârî, Teheccüd 23) Namaza başlamadan önce safların ip gibi düzgün tutulmasını tavsiye eder, bazen sahabilerin omzuna dokunarak herkesi bir hizaya getirirdi. (Müslim, Salât 122-128)

Ashabıyla sohbet ederdi

Ortalık iyice aydınlanmadan namaz kılınmış olur, kadınlar geldikleri gibi sessizce evlerine döner, âcil işi olmayan erkekler Peygamberimiz’le (S.A.V) beraber olmak, onun gül yüzüne doya doya bakmak için yerlerinden ayrılmazlardı. Mihrapta bağdaş kurup oturan Efendimiz (S.A.V) güneş doğuncaya kadar ashâbıyla sohbet ederdi. (Müslim, Mesâcid 286) Bazen ashâbına o gece gördükleri rüyayı sorar, rüyalarını tâbir ederdi; rüya gören olmamışsa kendi rüyasını anlatırdı.

Zira Peygamberimiz (S.A.V) rüyalarda önemli olayların ipuçlarını bulur, mü’minin gördüğü rüyanın peygamberliğin kırk altıda biri olduğunu söylerdi. (Buhârî, Ta’bîr 2)

Evine besmeleyle girerdi

Peygamber Efendimiz (S.A.V) daha sonra eve döner, besmele çekerek içeri girer, sol tarafından başlayıp ayakkabısını çıkarır, ev halkına selâm verirdi. Eve besmeleyle girildiğinde şeytanın üzüldüğünü, adamlarını “Artık burada kalamazsınız” diye uyardığını söylerdi. (Müslim, Eşribe 103) Eve girerken “Allah’ım! Senden hayırlı giriş, hayırlı çıkışlar niyaz ederim. Allah’ın adıyla girdik, Allah’ın adıyla çıktık ve Rabb’imiz olan Allah’a tevekkül ettik.” der, içeri girer girmez yine dişlerini misvâklardı. (Müslim, Tahâret 43, 44) Sonra hanımına evde yiyecek bir şey olup olmadığını sorar, yiyecek bir şey yoksa oruca niyet ederdi. (Müslim, Sıyâm 169, 170) Eline geçeni yoksullarla paylaştığı için yiyecekleri sık sık tükenir, evlerinde haftalarca yemek pişmediği olurdu. işe annemizin dediği gibi böyle zamanlarda hurma ve su ile veya komşuların gönderdiği yiyeceklerle yetinirlerdi. Gün olur bir tabak yemekle, gün olur birkaç hurmayla idare ederdi. Bir şey yerken besmele çekmeyi, sonra da “elhamdülillah” demeyi hiç ihmal etmezdi.

Hanımına yardım ederdi

Evde bulunduğu saatlerde eşlerine her konuda yardım ederdi. Gerekirse evi süpürür, hayvanları sağar, elbisesini yamar, kendi işini kendi yapardı. (Ahmed İbni Hanbel, Müsned, VI, 256) Her sabah onların hatırını sorar, ihtiyaçlarını öğrenir, sonra da bunları temin ederdi. Yolda karşılaştığı kimselere selâm verip tokalaşırdı. Duha namazı diye de anılan kuşluk namazını hiç ihmal etmezdi. Öğle sıcağı iyice bastırınca kaylûle yapar yani öğle uykusuna yatardı. Sevdiği kimselerin evinde kaylûle yaptığı da olurdu. Vaktinin önemli bir kısmı Mescid-i Nebevî’de geçerdi. Müslümanlar’la orada görüşüp sohbet eder, sorularını cevaplandırır, öğüt isteyenlere öğüt verirdi. Önemli bir duyuruda bulunacağı zaman herkesi orada toplar, ganimet mallarını dağıtır, göndereceği heyetleri, askerî birlikleri, tayin edeceği kumandanları, valileri, zekât memurlarını, dini öğretecek muallimleri belirler, yabancı heyetleri kabul eder, onları orada veya mescidin yanında kurulan çadırlarda ağırlardı.

Sağ tarafına yatardı

Yatsı namazı kılındıktan sonra önemli bir işi yoksa, kardan beyaz dişlerini temizleyip abdestini alır, yatağına gider, İhlâs ve Muavvizeteyn’i yani Kulhüvallâhüahad ile Kul eûzüleri okuyup ellerine üfler, sonra da ellerini yüzüne ve vücuduna sürerdi. Yavaşça sağ yanına uzanır, mis kokulu avucuna gül yanağını koyar ve bazı dualar okurdu. Kimi zaman kısaca “Allah’ım! Senin adınla ölür, senin adınla dirilirim” anlamında “Allâhümme bismike emûtü ve ahyâ” der (Buhârî, Daavât 7, 8) bazen daha uzun dualar okur, sonra kendisini bir tür ölüm kabul ettiği uykunun kollarına bırakıverirdi

Peygamberimizin Bir Günü

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in Bir Günü Nasıl Geçerdi

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in Bir Günü Nasıl Geçerdi

Peygamber Efendimiz (S.A.V) gecenin son üçte birine doğru uyanırdı. Cihana bedel gözlerindeki uykuyu eliyle silerek doğrulur ve “Bizi öldükten sonra dirilten Allah’a hamd olsun. Yeniden diriltip huzurunda toplayacak da O’dur.” diye dua ederdi. Bazen Medine’nin berrak gökyüzüne bakarak, Al-i İmrân Sûresi’nin son on bir âyetini okurdu. Sağ tarafından başlayıp gömleğini giyer ve ilk iş olarak inci dişlerini misvâklardı.

Abdest bozacağı yere yaklaştığı sırada “Allah’ım! Her tür şeytandan (kötülüklerden ve günahlardan) sana sığınırım” diye dua eder, oradan uzaklaşırken “Allah’ım! Beni bağışlamanı dilerim” anlamında “Gufrânek” derdi. (Tirmizî, Tahâret 7) Abdest alıp teheccüd namazına başlardı.

Canlı ve coşkulu bir ibadetten sonra mübarek bedeni yorulduğu için yeniden istirahata çekilirdi. Ayrıca geceleri Bakî Mezarlığı’na gider, vefat eden ashâbına dua ederdi. Çok önem verdiği bu görevi hiç ihmâl etmezdi. Sabaha doğru müezzin, Resûlullah’ın (S.A.V) evine iki defa uğrardı. Birincisinde namaz vaktinin girdiğini haber verir, o zaman Efendimiz tekrar kalkıp sabah namazının iki rekat sünnetini kılar, sağ tarafına uzanıp dinlenirdi. Müezzinin ikinci gelişinde mescide çıkıp kendisini bekleyen ashâbına sabah namazını kıldırırdı. (Buhârî, Teheccüd 23) Namaza başlamadan önce safların ip gibi düzgün tutulmasını tavsiye eder, bazen sahabilerin omzuna dokunarak herkesi bir hizaya getirirdi. (Müslim, Salât 122-128)

Ashabıyla sohbet ederdi

Ortalık iyice aydınlanmadan namaz kılınmış olur, kadınlar geldikleri gibi sessizce evlerine döner, âcil işi olmayan erkekler Peygamberimiz’le (S.A.V) beraber olmak, onun gül yüzüne doya doya bakmak için yerlerinden ayrılmazlardı. Mihrapta bağdaş kurup oturan Efendimiz (S.A.V) güneş doğuncaya kadar ashâbıyla sohbet ederdi. (Müslim, Mesâcid 286) Bazen ashâbına o gece gördükleri rüyayı sorar, rüyalarını tâbir ederdi; rüya gören olmamışsa kendi rüyasını anlatırdı.

Zira Peygamberimiz (S.A.V) rüyalarda önemli olayların ipuçlarını bulur, mü’minin gördüğü rüyanın peygamberliğin kırk altıda biri olduğunu söylerdi. (Buhârî, Ta’bîr 2)

Evine besmeleyle girerdi

Peygamber Efendimiz (S.A.V) daha sonra eve döner, besmele çekerek içeri girer, sol tarafından başlayıp ayakkabısını çıkarır, ev halkına selâm verirdi. Eve besmeleyle girildiğinde şeytanın üzüldüğünü, adamlarını “Artık burada kalamazsınız” diye uyardığını söylerdi. (Müslim, Eşribe 103) Eve girerken “Allah’ım! Senden hayırlı giriş, hayırlı çıkışlar niyaz ederim. Allah’ın adıyla girdik, Allah’ın adıyla çıktık ve Rabb’imiz olan Allah’a tevekkül ettik.” der, içeri girer girmez yine dişlerini misvâklardı. (Müslim, Tahâret 43, 44) Sonra hanımına evde yiyecek bir şey olup olmadığını sorar, yiyecek bir şey yoksa oruca niyet ederdi. (Müslim, Sıyâm 169, 170) Eline geçeni yoksullarla paylaştığı için yiyecekleri sık sık tükenir, evlerinde haftalarca yemek pişmediği olurdu. işe annemizin dediği gibi böyle zamanlarda hurma ve su ile veya komşuların gönderdiği yiyeceklerle yetinirlerdi. Gün olur bir tabak yemekle, gün olur birkaç hurmayla idare ederdi. Bir şey yerken besmele çekmeyi, sonra da “elhamdülillah” demeyi hiç ihmal etmezdi.

Hanımına yardım ederdi

Evde bulunduğu saatlerde eşlerine her konuda yardım ederdi. Gerekirse evi süpürür, hayvanları sağar, elbisesini yamar, kendi işini kendi yapardı. (Ahmed İbni Hanbel, Müsned, VI, 256) Her sabah onların hatırını sorar, ihtiyaçlarını öğrenir, sonra da bunları temin ederdi. Yolda karşılaştığı kimselere selâm verip tokalaşırdı. Duha namazı diye de anılan kuşluk namazını hiç ihmal etmezdi. Öğle sıcağı iyice bastırınca kaylûle yapar yani öğle uykusuna yatardı. Sevdiği kimselerin evinde kaylûle yaptığı da olurdu. Vaktinin önemli bir kısmı Mescid-i Nebevî’de geçerdi. Müslümanlar’la orada görüşüp sohbet eder, sorularını cevaplandırır, öğüt isteyenlere öğüt verirdi. Önemli bir duyuruda bulunacağı zaman herkesi orada toplar, ganimet mallarını dağıtır, göndereceği heyetleri, askerî birlikleri, tayin edeceği kumandanları, valileri, zekât memurlarını, dini öğretecek muallimleri belirler, yabancı heyetleri kabul eder, onları orada veya mescidin yanında kurulan çadırlarda ağırlardı.

Sağ tarafına yatardı

Yatsı namazı kılındıktan sonra önemli bir işi yoksa, kardan beyaz dişlerini temizleyip abdestini alır, yatağına gider, İhlâs ve Muavvizeteyn’i yani Kulhüvallâhüahad ile Kul eûzüleri okuyup ellerine üfler, sonra da ellerini yüzüne ve vücuduna sürerdi. Yavaşça sağ yanına uzanır, mis kokulu avucuna gül yanağını koyar ve bazı dualar okurdu. Kimi zaman kısaca “Allah’ım! Senin adınla ölür, senin adınla dirilirim” anlamında “Allâhümme bismike emûtü ve ahyâ” der (Buhârî, Daavât 7, 8) bazen daha uzun dualar okur, sonra kendisini bir tür ölüm kabul ettiği uykunun kollarına bırakıverirdi.

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in Bir Günü Nasıl Geçerdi

Hz. Muhammed’in doğum günü gerçekleşen mucizeler

Hz. Muhammed’in doğum günü gerçekleşen mucizeler

Teşrif ettikleri gece bir yıldız doğdu
Yahudîler arasında birçok âlim vardı. Bunlar, kitaplarında Allah Resûlünün geleceğini görüp, öğrenmişlerdi. Yıldızlardan hüküm çıkarmada da usta sayılırlardı. Efendimizin doğumu gecesinde bir yıldız parlamış ve Yahudî âlimler bu yıldızdan Ahirzaman Peygamberinin dünyaya teşrif ettiklerini anlamışlardı.

Resûl-i Zîşanın meşhur şâiri Hassan bin Sâbit (r.a.) bu hususu şöyle anlatmıştır:

“Ben sekiz yaşlarında var yoktum. Biliyorum, bir sabah vakti, Yahudînin biri ‘Hey Yahudîler!’ diye çığlık atarak koşuyordu. Yahudîler, ‘Ne var, ne yırtınıyorsun?’ diyerek adamın başına üşüştüler. Yahudî şöyle haykırıyordu: “Haberiniz olsun, Ahmed’in yıldızı bu gece doğdu. Ahmed bu gece dünyaya geldi.” 36 İbni Sa’d’ın naklettiği konu ile ilgili bir rivâyette ise şöyle denilmektedir: “Mekke’de oturan bir Yahudî vardı. Allah Resûlünün doğdukları gecenin sabahı Kureyşlilerin karşısına çıktı ve sordu: ‘Bu gece kabilenizden bir oğlan çocuk doğdu mu?’ Kureyşliler, ‘Bilmiyoruz’ cevabını verince, adam sözlerine devam etti: ‘Varın, gidin, soruşturun, arayın; bu ümmetin peygamberi bu gece doğdu. Sırtında alâmeti var.’ Kureyşliler varıp soruşturdular ve gelip Yahudîye haber verdiler: ‘Bu gece Abdullah’ın bir oğlu dünyaya geldi, sırtında bir nişan var.’ Yahudî gidip peygamberlik alâmetini gördü. Ve aklını kaybetmişçesine şöyle haykırdı: ‘Peygamberlik artık İsrâiloğullarından gitti. Kureyşlilere öyle bir devlet gelecek ki, haberi doğudan batıya kadar ulaşacaktır.’…” 37 Demek gökkubbe pırıl pırıl yıldız kandilleriyle Resûl-i Kibriya Efendimizin gelişini alkışlıyordu.

Medâyin’deki Kisrâ Sarayından On Dört Burç Çatırdayarak Yıkıldı
Kâinatın Efendisinin doğduğu geceydi… Saatler, doğum anlarını gösteriyordu. Derin bir uykuya dalan Medâyin şehri korkunç bir çatırdı ve gürültü sesiyle uyandı. Hükümdarla birlikte halk da heyecan içinde yataklarından fırladı. Manzara korkunçtu ve telaş verici idi. Hükümdar Sarayının o sapa sağlam burçlarından on dördü çatırdayarak yıkılıvermişti.
Geceyi korkular içinde geçiren Kisrâ sabaha çıkar çıkmaz memleketinin dinî reislerini derhal bir toplantıya çağırdı. Toplantıda, cereyan eden hâdisenin neyin nesi olduğunu görüşeceklerdi. Kisrâ tacını giymiş tahtına oturmuştu. Henüz müzakereye başlamamışlardı ki, doludizgin yaklaşan bir atlı, elinde bir mektup getirdi. Mektupta, İstahrabat’ta binlerce seneden beri ışıl ışıl yanan ateşlerinin söndüğü haber veriliyordu. Bu haber, Kisrâ’nın korku ve heyecanını daha da arttırdı. Bu sırada toplantıda bulunan İran başkadısı Mûbezan söz alarak gördüğü bir rüyâyı anlattı:

“Gördüm ki yüzlerce kükremiş deve, önlerine şaha kalkmış Arap atları olduğu halde Dicle suyunu geçti ve İran topraklarına yayıldılar.” Kisrâ, doğru sözlü, bilgili ve adaletli Mûbezan’ın bu rüyâsını da mânâlı buldu. Sinirleri fazlasıyla gerilmişti. Bu muammayı çözmek istiyordu. Bilgisine ve irfânına güvendiği Mûbezan’a sordu: “Peki, bu neye işâret olabilir?” Başkadının cevabı kısa ve öz oldu: “Araplar tarafından çok önemli birşeyler olacağına işâret olabilir.” Kisrâ, bunun üzerine derhal Hîre Valisi Numan bin Münzir’e bir mektup yazdı. Mektupta, “Bana orada bulunan âlimlerden, suallerime cevap verebilecek kudrette biri varsa gönder!” diyordu. Mektubu alan Numan, işin ciddiyetini anladı ve derhal Abdü’l-Mesîh bin Amr adında bir bilgini Medayin’e gönderdi. Gelen âlimi hükümdar derhal huzura kabul etti. Cereyan eden hâdiseleri anlattıktan sonra, kendisinden bu hususta bilgi istedi. Abdü’l-Mesih, Kisrâ’ya hâdiseler hakkında bir bilgi veremeyeceğini söyledi ve ilâve etti: “Şam yakınında Câbiye’de oturan dayım Satîh’de bunlara cevap verecek bilgi vardır.” Bunun üzerine Kisrâ, Abdü’l-Mesîh’i gidip Satîh’ten hâdiseler hakkında bilgi almak üzere vazifelendirdi. Meşhur Şam kâhini Satîh kemiksiz, âdetâ âzâsız bir vücud, yüzü göğsü içinde bir acûbe-i hilkat ve çok yaşlı bir kâhindi. Dâimâ sırt üstü yatardı. Bir yere götürülmek istendiği zaman bohça gibi katlanırdı. Gaipten verdiği doğru haberler, o zamanın insanları arasında meşhurdu. Abdü’l-Mesîh, dağ taş demeden yol alarak dayısı Satîh’in yanına vardı. O sırada Satîh, hayatının son anlarını yaşıyordu. Şiddetli hastalık içinde kıvranıyordu. Hastalığın şiddeti dudaklarından konuşma kudretini de alıp götürmüştü ki, gelen adamın ne selâmın alabildi ve ne de konuşabildi. Fakat, Abdü’l-Mesîh olup bitenleri anlatınca iş birden değişiverdi. Ölüm döşeğinde ecelle pençeleşen Satîh gözlerini birden açtı ve sanki kabir kapısına değil, dünya evinin kapısına yeni ayak basacakmış gibi canlanarak heyecan içinde haykırdı: “Ey Abdü’l-Mesîh! İlâhi vahyin okunması çoğalacak. Asâ’nın sahibi peygamber olarak gönderildi. Semâve Vadisini su bastı, Farsların ateşi söndü. Artık Şam da Şam değil, Satîh için.” Şunu iyi bil ki, zaman üzerinde hükmü geçerli olan mutlak Hâkim, böyle istedi ve gelen peygamberle nebîlik ipinin iki ucunu düğümledi.” Derin bir nefes çektikten sonra da ilâve etti: “Sasanîlerden, yıkılan burç sayısınca hükümdar gelecek ve sonra hüküm yerini bulacaktır.” 38 Bu cümleler, Satîh’in dudaklarından dökülen son sözler oldu. Sanki bu gerçeği dile getirmek için bekleyip durmuştu. Sözlerini bitirir bitirmez gözlerini kapadı ve ruhunu Yüce Allah’a teslim etti. Meşhur kâhin Satîh, bu sözleriyle açıkça Âhirzaman Peygamberinin dünyaya gelmiş olduğunu haber veriyordu. O âna kadar bir benzeri görülmemiş bu hâdise, dünyaya o gece şeref veren zâtın beraberinde getirdiği sönmez nûr ile Mazdeizmin 39 karanlık inancı içinde kıvranan İran saltanatını ortadan kaldıracağına işaretti. Nitekim, tarih buna şahid oldu ve hâdiseler Satîh’in haber verdiği gibi cereyan etti: İran Devleti, 67 yıl süren on dört hükümdarın idaresinden sonra, Kadisiyye’de Hâtemü’l-Enbiyânın ordusu tarafından İslâm topraklarına katıldı.

Kâbe’nin İçini Karanlık Ve Kirlere Boğan Putların Çoğu Baş Aşağı Yıkıldı:
Kureyş müşrikleri, yeryüzünde Allah’ın tek ma’bud oluşunun içinde ve üstünde ilk olarak abideleştiği Kâbe’yi putlarla karanlıklara boğmuşlardı. Ne var ki, henüz Tevhid temsilcisi Resûl-i Kibriyânın dünyaya gözlerini açması karşısında bile, çoğu yerlerine kurşun ile perçinlenmiş bu putlar, hâdisenin azametine dayanamayarak yerlere yıkılıverdiler.
Bu hâdisenin ifâde ettiği mânâ büyüktü: Dünyaya teşrif eden bu Zât, kendisine verilecek vazife gereği kapkaranlık şirk inancını ortadan kaldıracaktır. Gönüllerde pâk, nezih ve saâdet dolu Tevhid inancını bayraklaştıracaktır.
Dünya buna şâhid oldu. O Resûl-i Zîşan, kısa zamanda Kâbe’yi cansız putlardan temizlediği gibi, gönüllerdeki putları da İslâm îmânı ile yok ediverdi.

İstahrabat’ta Bin Seneden Beri Yanmakta Olan Mecûsîlerin Kocaman Ateş Yığınları Bir Anda Sönüverdi.
Mecûsiler bu ateş yığınını kendilerine ilâh kabul etmişlerdi. Efendimizin dünyaya teşrifleri ile birlikte bu kocaman ateş, sanki okyanusların istilâsına uğramış basit bir ateşmiş gibi sönüverdi.
Demek ki, gelen zât, putperestlik gibi, ateşperestliği de bir çırpıda ortadan kaldıracak ve yeryüzünü Tevhid meş’alesiyle aydınlatacaktı.

Takdis Edilen Meşhur Sâve (Taberiyye) Gölü Bir Anda Kuruyuverdi.
Bu da, gelen zâtın, Allah’ın izni ile olmayan şeylerin takdis edilmesini yasaklayacağının ifâdesi idi.

Dünyaya Teşrifleri Ânında, Şark Ve Garbı Küçük Bir Oda Gibi Aydınlatan Bir Nur Görüldü.
Demek ki, dünyaya gelen zâtın tebliğ edeceği din, şark ve garbı bütün ihtişamıyla kucaklayacak, insanlığın beşte birini şefkadi sînesinde terbiye edip okşayacaktı.

Semâve Vadisi Taşan Seller Altında Kalıp, Suya Gark Oldu.

Resûl-i Kibriya Efendimizin dünyaya gözlerini açtıkları geceydi. Taşan seller Semâve Vadisi ve Semâve şehrini sular altında bıraktı. Şehir halkı, dehşet içinde kalarak, çareyi dağlara ve tepelere sığınmakta buldu. Sonra da bir mektup yazarak durumu Kisrâ’ya bildirdiler ve kendisinden yiyecek ve içecek yardımı istediler.

Gök Kubbeden Salkım Salkım Yıldızlar Döküldü:
Nebiyy-i Ekrem Efendimizin dünyaya teşrifleri gecesinde hazan yaprağı gibi gök kubbeden yıldızlar döküldü. 40 Bu hâdise de şuna işâret ediyordu: Bundan böyle şeytan ve cinlerin gökten haber almaları son bulmuştur. “Madem Resûl-i Ekrem Aleyhisselâtü Vesselâm vahiy ile dünyaya çıktı, elbette yarım yamalak ve yalanlar ile karışık, kâhinlerin ve gâipten haber verenlerin ve cinlerin ihbarâtına (haberlerine) set çekmek lâzımdır ki, vahye bir şüphe irâs etmesinler ve vahye benzemesin. Evet, bi’setten evvel kâhinlik çoktu. Kur’ân, nazil olduktan sonra onlara hâtime çekti. Hattâ çok kâhinler îmâna geldiler. Çünkü, daha cinler tâifesinden olan muhbirlerini bulamadılar.” 41
O âna kadar görülmemiş bu hâdiselerin Resûl-i Ekremin doğumu sırasında meydana gelmeleri elbette tesadüfı değildi. Ezelî kudretin kader kaleminin tayin ve tesbitiyle vücuda geliyorlardı. Ve dünyaya Âhirzaman Peygamberi Hazret-i Muhammed’in (a.s.m.) zuhurunu haber veriyorlardı.

Hz. Muhammed’in Doğum Günü Gerçekleşen Mucizeler

Etiketler:hz muhammedin bir günü hz muhammed bir günü Hz.muhammedin bir günü peygamber efendimizin hayatından kıssalar peygamberimizin bir günü nasıl geçerdi peygamberimizin bir günü hz muhammedin bir günü nasıldır peygamberimiz bir günü nasıl geçerdi Hz. Muhammedin bir günü bir günü hazreti muhammed haz muhammed sohbet metni hz muhammedin 1 günü nasıldır hz muhammedin 1 günü nasıl gecerdi hz muhammet as bir günü peygamber efendimizin hayatından hikayeler hz muhammed as bi h.z muhammed bir günü hz muhammedin 1 günü hz. muhammedin 1 günü hz.muhammedin bir günü nasıl geçerdi
Muhammed bin Abdullah: Muhammed bin Abdullah (Arapça : محمد بن عبد الله, tam adı: محمد بن عبد الله بن عبد المطلب بن هاشم بن عبد مناف القرشي; d.
Muhammed Celaleddin-i Rumi: Mevlânâ Celaleddin-i Belhi Rumi (Farsça:مولانا جلال الدین محمد رومی Mevlānā Celāleddīn Muhammed Rūmī; 30 Eylül 1207'de doğmuştur.
Muhammed Rıza Pehlevi: Muhammed Rıza Şah Pehlevi (26 Ekim 1919; Tahran - 27 Temmuz 1980; Kahire), 1941'den ülkesini terk ettiği 1979'a kadar tahtta kalan İran şahı.
Muhammed Ali: Muhammed Ali (Önceki adı: Cassius Marcellus Clay Jr, (d. 17 Ocak 1942, Louisville, Kentucky, ABD) Bazı uzmanlar tarafından "tüm zamanların en iyi ağır siklet boks şampiyonu" kabul edilir.
Muhammed el Buhari: Muhammed ibn İsmail el Buhari veya İmam Buhari (d. 21 Temmuz 810, Buhara - ö. 31 Ağustos 869 Hartenk, Semerkand), Buhara'lı bir muhaddistir.
Gnu: Afrika antilopları (Öküz başlı antiloplar), 1.15-1.40 metreye kadar büyüyebilirler. Ağırlıkları 150-250 kg arasında değişir.
Günümüz ülkelerinin şehir listeleri: * ABD'deki şehirler listesi - Amerika Birleşik Devletleri
Günümüz ülkelerinin en yüksek noktaları listesi: Deniz seviyesine kıyasla ülkelerin ve bazı özerk bölgelerin en yüksek noktalarının listesi:
Günümüzdeki devlet ve hükûmet başkanlarının listesi: Bu liste günümüzdeki devlet ve hükümet başkanlarının listesi olarak, halen görevde olan devlet başkanları ve hükümet başkanlarını göstermektedir.
Günüören, Osmaneli: Günüören, Bilecik ilinin Osmaneli ilçesine bağlı bir köydür.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir