Hz Süleyman Mucizeleri

Sponsorlu Bağlantılar
allah bakara suresi bana bil cinler daga daha gelirler hani hikmet ism ki kolay kuran ona onu Hz Süleyman Mucizeleri Hz. Süleyman Mucizeleri hz süleymanın mucizeleri hz süleyman mucizeleri hz..

Hz.süleyman`in Mûcizeleri

Hz.Süleyman`in Mûcizeleri


1-Rüzgârlar O´nun emri altindaymis.
2-Süleymân denizi geçmek istedigi zaman, suyu çekilerek yol açilir, geçtikten sonra yine kapanirmis.
3-Bütün cinler O´nun emrindelermis. Ne zaman istese, kendisine, büyük büyük köskler, sûretler, çanaklar, sâbit çömlekler, tencereler yaparlarmis.
4-Süleymân`in bir mührü varmis. Üzerinde ism-i âzam duâsi yaziliymis. O duâ ile her istedigi kolay olurmus.
5- Karincalara varincaya kadar her hayvanin sesini isitir, dillerini anlarmis.
6-Nereye gitmek istese, rüzgâr emrinde oldugundan, tahtini kaldirir, tahtini berâberinde götürürmüs.
7-Cinler vâsitasiyla denizdeki incileri, cevherleri yerde bulunan defineleri bilirmis. Allah`in, O`na bildirmedigi birsey yokmus.
8-Neml Vâdisinde, kaldigi sirada o dagin yesillik, çimenlik olmasi için, ellerine biraz su alip, avucuyla o daga serpmis, derhâl dagin üzeri çayirlik çimenlik oluvermis.
9-Süleymân bir yere gittigi vakit, berâberinde duvarlar da gidermis.

Kuran’da Anlatılan Mucizeler

HZ. İBRAHİM’E ÖLÜ KUŞUN CANLANDIRILMASI
Hani İbrahim: “Rabbim, bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster” demişti. (Allah ona “İnanmıyor musun?” deyince, “Hayır (inandım), ancak kalbimin tatmin olması için” dedi. “Öyleyse, dört kuştut. Onları kendine alıştır, sonra onları (parçalayıp) her bir parçasını bir dağın üzerine bırak, sonra da onları çağır. Sana koşarak gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Bakara Suresi, 260)
HZ. İBRAHİM’İN ATEŞTEN KURTULMASI
Dediler ki: “Eğer (birşey) yapacaksanız, onu yakın ve ilahlarınıza yardımda bulunun.” (Enbiya Suresi, 68)
Dediler ki: “Onun için (yüksekçe) bir bina inşa edin de onu çılgınca yanan ateşin içine atın.” (Saffat Suresi, 97)
Biz de dedik ki: “Ey ateş, İbrahim’e karşı soğuk ve esenlik ol.” Ona bir düzen (tuzak) kurmak istediler, fakat Biz onları daha çok hüsrana uğrayanlar kıldık. (Enbiya Suresi, 69-70)
Böylelikle ona bir tuzak hazırlamak istediler. Oysa Biz, onları alçaltılmışlar kıldık. (Saffat Suresi, 98)
HZ. MUSA’NIN MUCİZELERİ
Böylece (Firavun ve ordusu) güneşin doğuşvakti onları izlemeye koyuldular. İki topluluk birbirini gördükleri zaman Musa’nın adamları: “Gerçekten yakalandık” dediler. (Musa “Hayır” dedi. “Şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gösterecektir.” Bunun üzerine Musa’ya: “Asanla denize vur” diye vahyettik. (Vurdu ve) Deniz hemencecik yarılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu. Ötekileri de buraya yaklaştırdık. Musa’yı ve onunla birlikte olanların hepsini kurtarmışolduk. Sonra ötekileri suda boğduk. Şüphesiz, bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu iman etmişdeğildirler. Ve hiç şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir. (Şuara Suresi, 60-68)
(Musa) Dedi ki: “Sana apaçık birşey getirmişolsam da mı?” (Firavun) Dedi ki: “Eğer doğru sözlü isen, onu getir.” Bunun üzerine asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, açıkça bir ejderha oluverdi. Elini de çekip çıkardı, bir de (ne görsün) o, bakanlar için ‘parlayıp aydınlanıvermiş’. (Şuara Suresi, 30-33)
Dedi ki: “Hayır, siz atın.” Sonra hemen (ne görsün), sihirlerinden dolayı, onların ipleri ve asaları kendisine gerçekten koşuyormuşgibi göründü. Musa, bu yüzden kendi içinde bir tür korku duymaya başladı. “Korkma” dedik. “Muhakkak sen üstün geleceksin.” (Taha Suresi, 66-68)
Onlar atınca, Musa dedi ki: “Sizlerin (ortaya) getirdiğiniz büyüdür. Doğrusu Allah onu geçersiz kılacaktır. Şüphesiz Allah, bozgunculuk çıkaranların işini düzeltmez.” Allah, suçlu-günahkarlar istemese de, hakkı (hak olarak) kendi kelimeleriyle gerçekleştirecektir. (Yunus Suresi, 81-82)
Biz de Musa’ya: “Asanı fırlatıver” diye vahyettik. (O da fırlatıverince) bir de baktılar ki, o bütün uydurduklarını derleyip-toparlayıp yutuyor. (Araf Suresi, 117)
“Sağ elindekini atıver, onların yaptıklarını yutacaktır; çünkü onların yaptıkları yalnızca bir büyücü hilesidir. Büyücü ise nereye varsa kurtulamaz.” (Taha Suresi, 69)
Biz de Musa’ya: “Asanı fırlatıver” diye vahyettik. (O da fırlatıverince) bir de baktılar ki, o bütün uydurduklarını derleyip-toparlayıp yutuyor. Böylece hak yerini buldu, onların bütün yapmakta oldukları geçersiz kaldı. Orada yenilmişoldular ve küçük düşmüşler olarak tersyüz çevrildiler. (Araf Suresi, 117-119)
HZ. YUNUS’UN BALIĞIN KARNINDAN KURTARILMASI
Hani o, dolu bir gemiye kaçmıştı. Böylece kur’aya katılmıştı da, kaybedenlerden olmuştu. Derken onu balık yutmuştu, oysa o kınanmıştı. (Saffat Suresi, 140-142)
…Karanlıklar içinde: “Senden başka ilah yoktur, Sen yücesin, gerçekten ben zulmedenlerden oldum” diye çağrıda bulunmuştu. Bunun üzerine duasına icabet ettik ve onu üzüntüden kurtardık. İşte Biz, iman edenleri böyle kurtarırız. (Enbiya Suresi, 87-88)
Eğer (Allah’ı çokça) tesbih edenlerden olmasaydı, onun karnında (insanların) dirilip-kaldırılacakları güne kadar kalakalmıştı. Sonunda o hasta bir durumdayken çıplak bir yere (sahile) attık. Ve üzerine, sık-genişyaprakla (kabağa benzer) türden bir ağaç bitirdik. (Saffat Suresi, 143-146)
HZ. İSA’NIN MUCİZELERİ
İsrailoğulları’na elçi kılacak. (O, İsrailoğulları’na şöyle diyecek “Gerçek şu, ben size Rabbinizden bir ayetle geldim. Ben size çamurdan kuşbiçiminde birşey oluşturur, içine üfürürüm, o da hemencecik Allah’ın izniyle kuşoluverir. Ve Allah’ın izniyle doğuştan kör olanı, alaca hastalığına tutulanı iyileştirir ve ölüyü diriltirim. Yediklerinizi ve biriktirdiklerinizi size haber veririm. Şüphesiz, eğer inanmışsanız bunda sizin için kesin bir ayet vardır.” (Al-i İmran Suresi, 49)
ALLAH’In YÜZ YIL ÖLÜ BIRAKIP SONRA DİRİLTTİĞİ KİŞİ
Ya da altı üstüne gelmiş, ıssız duran bir şehre uğrayan gibisini (görmedin mi?) Demişti ki: “Allah, burasını ölümünden sonra nasıl diriltecekmiş?” Bunun üzerine Allah, onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra onu diriltti. (Ve ona) Dedi ki: “Ne kadar kaldın?” O: “Bir gün veya bir günden az kaldım” dedi. (Allah ona “Hayır, yüz yıl kaldın, böyleyken yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamış; eşeğine de bir bak; (bunu yapmamız) seni insanlara ibret-belgesi kılmamız içindir. Kemiklere de bir bak nasıl biraraya getiriyoruz, sonra da onlara et giydiriyoruz?” dedi. O, kendisine (bunlar) apaçık belli olduktan sonra dedi ki: “(Artık şimdi) Biliyorum ki gerçekten Allah, herşeye güç yetirendir.” (Bakara Suresi, 259)
KEHF EHLİNİN MAĞARALARINDA YÜZYILLARCA KALIP SONRA UYANMALARI
Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar ve dokuz (yıl) daha kattılar. De ki: “Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybı O’nundur. O, ne güzel görmekte ve ne güzel işitmektedir. O’nun dışında onların bir velisi yoktur. Kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz.” (Kehf Suresi, 25-26)
HZ. SÜLEYMAN’IN EMRİNE VERİLEN RÜZGAR
Süleyman için de, sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay (mesafe) olan rüzgara (boyun eğdirdik); erimişbakır madenini ona sel gibi akıttık. Onun eli altında Rabbinin izniyle işgören bir kısım cinler vardı. Onlardan kim Bizim emrimizden çıkıp-sapacak olsa, ona çılgın ateşin azabından tattırırdık. (Sebe Suresi, 12)

Hz. Süleyman’in Hazineleri

HZ. SÜLEYMAN’IN HAZINELERI

Kitap hayatı zorluklarla gecen bir fil avcısı olan Quatermain hayatını anlatmaktadır.Bu adam hayatını Tıp Fakültesinde okumakta olan oğluna adamıstır.Yaşamı zorluklarla geçti ve sonunda emekli oldu.
Büyük bir gemiye binerek seyahate çıktı.Bu seyahat sırasında iki kişiyle tanıştı.Biri uzun yıllar kaptanlık yapmış olan Good,diğeri ise ömrü kaybolan kardeşini aramakla geçiren Sir Henry idi.Bir gün Quatermain kardeşi hakkında Sir Henry’e bazı sorular sordu.Sir Henry kardeşinin yıllar önce ailesini terk edip Süleyman’ın hazinelerini aramaya çıktığını ve geri gelmediğini söyledi.Quatermain bu hazinelerin gerçek haritasına sahipti.Bu yolculuk çok tehlikeliydi.Hazine aramaya giden birçok kişinin öldüğünü duymuştu.Afrika’da bu hazinelerin arayan birçok kişi tanıyordu.Bütün bildiklerini Sir Henry ile paylaştı.Sir Henry kardeşini görmüş olduğunu umarak Quatermain’a kardeşinin nasıl biri olduğunu anlattı.O Sir Henry’nin kardeşini görmüştü.Bunları öğrenen Sir Henry Quatermain’a bir teklif sundu.Buna göre Quatermain,Sir Henry ve kaptan Good ile birlikte bu hazinelerin bulunduğu yere gidecek ve Sir Henry’nin kardeşini arayacaklardı.Bu yolculuk sırasında eğer hazineyi bulurlarsa bunları Quatermain alacaktı.Bunlara karsılık Sir Henry Quatermain’nın oğluna ömrü boyunca yetecek kadar para verecekti.Quatermain intihar gibi görünen bu teklifi oğlunu düşünerek kabul etti.Bunun üzerine hazırlıklara başlandı.Quatermain gerekli olan araçların bir listesini çıkararak Sir Henry’e verdi.Sir Henry bunları temin etmekle uğraşırken Quatermain oğluna bir veda mektubu yazdı.
Herşey hazırdı.Yolculuğa önce çölle başlayacakları için yanlarına yiyecek içecek ve bunları taşıyacak bir uşaktan başka hiçbir şey alamayacaklardı.Yolculuk başladı.İlk bir hafta güzel geçti.Yolun çoğu bitmişti.Fakat yorgunluk ve az su yüzünden çok zorluk çekiliyordu.Yolun bitmesine çok az kala su tamamen bitti.O gece bir mucize gerçekleşti ve yağmur yağdı.Ve sonunda çöl yolculuğu bitti.
Fakat daha zorlu bir yol onları bekliyordu.Önlerinde geçilecek bir dağ vardı.Gerekli hazılıklar yapıldı ve Quatermain,Sir Henry,Kaptan Good ve uşak İgnosi yola çıktı.Dağ karlarla kaplıydı.Bu yol oldukça tehlikeliydi.Bu yolculuk sırasında bir mağaraya rastladılar.Mağaranın içine girdiklerinde ölü bir yaşlı vücüduyla karşılaştılar. Bu adam haritayı Quatermain’a veren ihtiyardı.Daha sonra yollarına devam ettiler.Susuzluktan kavruluyorlardı.Önlerine bir tünel geldi.Bu tünelde ölü iskeletler vardı.Tünele girdiler.Tünelin yarısına geldikleri zaman yiyeceklerinin bittiğini fark ettiler.Öleceklerinden eminlerdi.Bu ararda gün ışığını gördüler ve tünelden çıktılar.Bulundukları yer onlara göre tam bir cennetti.Ortadan akan ırmağın kenarında su içen hayvanlar olduğunu fark ettiler.Çok açtılar.Ve yanlarında getirdikleri tüfekleri ateşlediler.Kendilerine güzel bir ziyafet çektiler.Ve kaptan Good yıkanmaya başladı.Diğerleri ise az sonra başlarına gelecek tehlikeden habersiz uyumaya başladılar.
Bu arada kendilerine doğru gürültülü ve hızlı bir şekilde gelen bir insan sürüsünün olduğunu fark ettiler. Quatermain dürbününü onların yönüne çevirdi.Vahşi yerlilerin üzerlerine doğru geldiğini fark ettiler.Silahların yönünü tarafa çevirip ateşe başladılar.Birkaç kişiyi öldürdüler.Kabiledekiler bu olaydan çok etkilenmişti. Artık onlar Quatermain ve arkadaşlarını bir tanrı olarak görüyorlardı.Yerliler onları evlerine davet ettiler.İletişimi aynı kabileden olan uşak İgnosi sağlıyordu.
Yola çıktılar.Giderken muhteşem bir yol gördüler. Bu yolun kimsenin bulamadığı ve masallara konu olan “Süleyman yolu” olduğunu düşündüler.Kabilenin bulunduğu yere gelmişlerdi.Ortada bir adam bağırıp çağırıyor,birilerini dövüyordu.Yerliler bu adamın acımasız kral Tuala olduğunu söylediler.Herkes ondan korkuyordu.Kralla kısa bir selamlaşmanın ardından herkes çadırına yerleşti.İgnosi yerliler arasında iyi uyum sağlamıştı.
Bir gün sonra krallığın ileri gelenlerinden yaşlı bir kişi İgnosi’yi yıkanırken gördü.Ona belindeki yılan dövmesini ne zaman yaptırdığını sordu.İgnosi doguştan olduğunu söyledi.Adam çok şaşırmıştı.Çünkü o dövme sadece kral Tuala’nın öldürdüğü kral İmotu’nun soyunda olduğunu biliyordu.Ona bunları söyledi.İgnosi kraldı.Hak ettiği yere geçmesi gerekiyordu.Bunun için Şeflerle anlaşma yapmaya karar verdi.Kralın büyücüsü Gagul bunları sezdi ve krala söyledi.Kral artık onların tanrı olduğuna inanmıyordu.Tanrı olduklarına dair kanıt istedi.Eğer kanıt göstermezlerse öleceklerini söyledi.Bu arada İgnosi çalışmalarını tamamladı.Şeflerin desteğini aldı.Savaşa hazırdı. Quatermain aklına çok güzel bir fikir geldi.Bir gece sonra ay tutulacaktı.Orada yaşayan yerliler için bu çok önemli bir mucize olabilirdi.Bu sayede hem ölümden kurtulacaklar hem de savaşa başlamak için iyi bir fırsat olacaktı.Ayı kapatacaklarını iddia eden Quatermain bir ayin düzenlenmesini istedi.
Zaman geldi.Ayın tutulması bekleniyordu.Ay ışıltısını kaybetti.Her yer karanlık oldu.Kuşatma başladı.İgnosinin askerleri Quatermain ve arkadaşlarını güvenli bir yere götürdüler.Onlar tepeden savaşa bakıyorlardı.Quatermain savaş kumandanı olarak seçildi.Tepeden savaşı yönetiyordu.5000 askere karşılık yaklaşık 20000 asker olmasına karşın İgnosi kazanmıştı.Karşı cephede Tuala tek başınaydı.Dövüşerek ölmek istediğini söyledi.Quatermain’ı kendine rakip olarak seçti.Pek adil bir dövüş olmayacaktı.Buna rağmen Quatermain aklını kullanarak dövüşten galip geldi.
Sıra hazineleri ve Sir Henry’nin kardeşini bulmaya gelmişti.Gagul’a işkence yapılarak buranın yeri öğrenildi.Dağların tepesinde olan bu yere gitmek için Gagul’a ihtiyaç vardı.O buraya gitmeyi kabul etti.Quatermain,Sir Henry,Kaptan Good ve Gagul yola çıktılar.Yolda Gagul onları vazgeçirmek için elinden geleni yaptı ama onlar vazgeçmedi.
Mağaraya geldiler.Gagul girmek istemedi ama zorla girmek zorunda kaldı.Kapılar teker teker açıldı.Ve işte o mutlu an!!!Her tarafta insan büyüklüğünde elmas ve fildişleri vardı.Herkes mutlu bir şekilde hazinelere doğru koştu.Ama Gagul kapıyı sonsuza kadar kapatıp içerdekileri öldürmek istiyordu.Kapıyı kapattı fakat kaptan Good son bir hamleyle elindeki baltayı ona doğru fırlattı.Gagul’un kafasına isabet etti ve öldü.
Kapı kapanmıştı.Mağaranın içinde ölüp gideceklerdi.Kaçış yolu aramaya başladılar.Efsaneye göre buraya giren tek bir kişi kurtulmayı başarmıştı.O mağarada gizli bir geçit vardı.Her taraf karanlık olduğu için ellerindeki kibritlerle etrafı aydınlatıp gizli geçidi aramaya başladılar.Kibritler bittiği için aramayı bitirdiler.Ölümü beklerken,Kaptan Good ayağını duvara çarptı ve yeraltından merdivenlerden oluşan gizli bir geçit açıldı.
Her taraf karanlık olduğu için birbirlerine tutunarak ilerlemeye başladılar.Quatermain duvarda bir ışık gördü.Duvarı kazmak için bir araca ihtiyaç duydular.Yerden bir kemik parçası bulup duvarı kazmaya başladılar.Kazma işlemi bittiğinde mutlu son gerçekleşmiş,özgürlüğe kavuşmuşlardı.Ama Quatermain’in aldığı birkaç küçük elmas dışında içerdeki hazineden hiçbir şey alamamışlardı.Buna rağmen sevinçliydiler.
Gözleri karanlığa alıştığı için aydınlıkta yerleri iyi göremiyorlardı.Topluca düştüler ve tepeden yuvarlanmaya başladılar.Her tarafları yara bere içinde kalmıştı ama kalkıp yola devam ettiler.Giderken önlerine yerlilerin evlerinden çok daha değişik bir ev çıktı.Bu evin bir insan tarafından yapıldığı kesindi.Üçü birlikte eve girdiklerinde karşılarında Sir Henry’nin aradığı kardeşi Neville çıktı.Sir Henry büyük bir mutluluk içinde Neville’ye sarıldı.Neville hikayesini anlatmaya başladı.O da aynı duruma düşmüş ama bacağı çok yaralı olduğu için burada bir ev yapıp yaşamayı tercih etmişti.Bunları anlatırken Quatermain’in aklına Neville’nin yerlilerin destanlarında bahsettiği “mağarayı geçebilen tek beyaz adam” olabileceği geldi.
Hep birlikte İgnosi’nin yanına döndüler.Vedalaşıp oradan ayrıldılar.Ve İngiltere’ye döndüler.

Hz. İbrahim Mucizeleri Nelerdir

Hz. İbrahim Mucizeleri Nelerdir
Hz. İbrahim Mucizeleri hakkında bilgi

Ibrâhim’in vücûduna ates tesir etmezmis. Nemrûd onu atese attiginda Allah; “Ey ates! Ibrâhim üzerine serin ve selâmet ol!” buyurunca ates onu yakmamis.
Cansiz olan, parça parça edilmis ve parçalari ayri ayri yerlere konmus olan dört kus, Ibrâhim’in çagirmasi üzerine yeniden dirilmisler.
Ibrâhim’in mûcizesi ile taslar kömür gibi yanmistir.
Bazen yirtici ve yabânî hayvanlar Ibrâhim`le birlikte giderler ve dile gelerek gâyet açik bir sekilde onunla konusurlarmis. Bir defâsinda, hanimi Hacer ve oglu Ismâil’le görüsmek ve onlari ziyâret etmek için Mekke’ye gitmis. Sam’a geri dönüsünde birçok yabânî hayvan, Ibrâhim`le berâber yürüyüp,onunla açikça konusmuslar.
Ibrâhim duvarlarin ve daglarin arkasini da görürmüs. Bu mûcizesi Misir’a gittiginde karisi Sâre’yi, Firavun`a “Kardesimdir” diye tanitinca Firavun, Sâre’yi sarayina almis, Ibrâhim disardan içeriyi seyretmis. Sarayin duvarlari ona cam gibi olmus ve gözünden perde kaldirilmis. Böylece Sâre’ye el uzatmaya kalkisan Firavun’un ellerinin kuruyup,ayaklarinin tutmayarak yere yikilmis.0
Ibrâhim`in bastigi tasin üzerinden agaç bitip yesermis.
Ibrâhim`in oturdugu yerden güzel kokular yayilirmis. Ayrilsa bile, senelerce güzel kokusu oradan çikmazmis.

Peygamberimizin Mucizeleri

Peygamberimizin Mucizeleri

Birinci Misâl: Başta İmam-ı Mâce ve Darimî ve İmam-ı Beyhakî nakl-i sahihle Hazret-i Enes İbn-i Mâlik’ten ve Hazret-i Ali’den ve Bezzaz ve İmam-ı Beyhakî Hazret-i Ömer’den haber veriyorlar ki: Üç sahâbe demişler: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, küffarın tekzibinden müteessir olarak mahzun idi. Dedi: يَا رَبِّ اَرِنِى آيَةً لاَ اُبَالِى مَنْ كَذَّبَنِى بَعْدَهَا Enes’in rivayetinde, Hazret-i Cebrâil hazır idi. Vadi kenarında bir ağaç vardı. Hazret-i Cebrâil’in i’lamıyla, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm o ağacı çağırdı; tâ yanına geldi. Sonra git dedi. Tekrar gitti, yerine yerleşti.
İkinci Misâl: Allâme-i Mağrib Kadı İyaz; Şifa-i Şerif’te ulvî bir senedle, doğru ve sağlam bir an’ane ile, Hazret-i Abdullah İbn-i Ömer’den haber veriyor ki: Bir seferde Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın yanına bir bedevî geldi. Ferman etti: اَيْنَ تُرِيدُ Nereye gidiyorsun?” Bedevi dedi: “Ehlime.” Ferman et: هَلْ لَكَ اِلَى خَيْرٍ مِنْ ذلِكَ “Ondan daha iyi bir hayr istemiyor musun?” Bedevî dedi: “Nedir?” Ferman etti:
اَنْ تَشْهَدَ اَنْ لاَ اِلهَ اِلاَّ اللّهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ وَاَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ Bedevî dedi: “Bu şehâdete şâhid nedir?”
Ferman etti: هذِهِ الشَّجَرَةُ السَّمُرَةُ “Vadi kenarındaki ağaç şahid olacak.” İbn-i Ömer der ki: O ağaç yerinden sallanarak çıktı, yeri şak etti, geldi; tâ Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın yanına. Üç defa, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, o ağacı istişhâd etti. Ağaç da, sıdkına şehadet etti. Emretti yine yerine gidip yerleşti.
Hazret-i Büreyde; İbn-i Hasib-il Eslemî tarîkinde, nakl-i sahih ile Büreyde dedi ki: Biz, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın yanında iken, bir seferde bir a’rabî geldi. Bir âyet, yâni bir mu’cize istedi. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etti:
قُلْ لِتِلْكَ الشَّجَرَةِ رَسُولُ اللّهِ يَدْعُوكِ Bir ağaca işaret etti; ağaç sağa ve sola meylederek köklerini yerden çıkarıp, huzur-u Nebevîye geldi. اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَارَسُولَ اللّهِ dedi. Sonra a’rabî dedi: “Yine yerine gitsin.” Emretti, yerine gitti. A’rabî dedi: “İzin ver, sana secde edeyim.” Dedi. “İzin yok kimseye.” Dedi: “Öyle ise, senin elini ayağını öpeceğim.” İzin verdi.
Üçüncü Misâl: Başta Sahih-i Müslim, kütüb-ü sahiha haber veriyorlar ki, Câbir diyor: Biz bir seferde, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ile beraberdik. Kazâ-yı hâcet için bir yer aradı. Settareli bir yer yoktu. Sonra gitti, iki ağaç yanına. Bir ağacın dalını tuttu, çekti. Ağaç itaat ederek beraber gitti, öteki ağacın yanına getirdi. Muti devenin yularını tutup çekildikte geldiği gibi, o iki ağacı o suretle yanyana getirdi. Sonra dedi: اِلْتَئِمَا عَلَىَّ بِاِذْنِ اللّهِ Yani: “Üstüme birleşiniz.” dedi. İkisi birleşerek settare oldular. Arkalarında kaza-yı hâcet ettikten sonra onlara emretti, yerlerine gittiler. İkinci bir rivayette, yine Hazret-i Câbir der ki: Bana emretti ki:
يَا جَابِرُ قُلْ لِهذِهِ الشَّجَرَةِ يَقُولُ لَكِ رَسُولُ اللّهِ: اِلْحَقِى بِصَاحِبَتِكِ حَتّىَ
اَجْلِسَ خَلْفَكُمَا
Yani: “O ağaçlara de: Resulullah’ın haceti için birleşiniz.” Ben öyle dedim, onlar da birleştiler. Sonra ben beklerken, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm çıkageldi. Başıyla sağa sola işaret etti, o iki ağaç yerlerine gittiler.
Dördüncü Misâl: Nakl-i sahih ile, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın cesur kumandanlarından ve hizmetkârlarından olan Üsame Bin Zeyd der ki: Bir seferde, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ile beraberdik. Kaza-yı hacet için hâlî, settareli bir yer bulunmuyordu. Ferman etti ki: هَلْ تَرَى مِن نَخْلٍ اَوْ حِجَارَةٍ Dedim: Evet, var. Emretti ve dedi:
اِنْطَلِقْ وَقُلْ لَهُنَّ اِنَّ رَسُولَ اللّهِ يَاْمُرُكُنَّ اَنْ تَاْتِينَ لِمَخْرَجِ رَسُولِ اللّهِ وَقُلْ لِلْحِجَارَةِ مِثْلَ ذلِكَ
Yani ağaçlara de ki: “Resulullah’ın haceti için birleşiniz” ve taşlara da de: “Duvar gibi toplanınız.” Ben gittim, söyledim. Kasem ediyorum ki, ağaçlar birleştiler ve taşlar duvar oldular. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, hacetinden sonra yine emretti:
قُلْ لَهُنَّ يَفْتَرِقْنَ Benim nefsim kabza-i kudretinde olan Zât-ı Zülcelal’e kasem ederim, ağaçlar ve taşlar ayrılıp yerlerine gittiler. Şu Hazret-i Câbir ve Üsame’nin beyan ettiği iki hâdiseyi, aynen Ya’lâ İbn-i Murre ve Gaylan İbn-i Selemet-is Sakafî ve Hazret-i İbn-i Mes’ud, Gazve-i Huneyn’de aynen haber veriyorlar.
Beşinci Misâl: İmam-ı İbn-i Fûrek ki, kemal-i içtihad ve fazlından kinaye olarak Şâfiiyy-i Sânî ünvanını alan allâme-i asr, kat’î haber veriyor ki: Gazve-i Taif’te, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm gece at üstünde giderken uykusu geliyordu. O halde iken, bir sidre ağacına rastgeldi. Ağaç ona yol verip, atını incitmemek için, iki şakk oldu. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, hayvan ile içinden geçti. Tâ zamanımıza kadar o ağaç, iki ayak üstünde, muhterem bir vaziyette kaldı.
Altıncı Misâl: Hazret-i Ya’lâ tarîkında -nakl-i sahih ile- haber veriyor ki: Bir seferde, Talha veya Semure denilen bir ağaç geldi, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın etrafında tavaf eder gibi döndü. Sonra yine yerine gitti. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etti ki: اِنَّهَا اِسْتَأْذَنَتْ اَنْ تُسَلِّمَ عَلَىَّ Yani: O ağaç, Cenab-ı Hak’tan istedi ki, bana selâm etsin.
Yedinci Misâl: Muhaddisler nakl-i sahih ile İbn-i Mes’ud’dan beyan ediyorlar ki: İbn-i Mes’ud dedi: Batn-ı Nahl denilen nâm mevkide, Nûsaybin ecinnileri ihtida için Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’a geldikleri vakit, bir ağaç o ecinnilerin geldiklerini haber verdi. Hem İmam-ı Mücâhid, o hadîste İbn-i Mes’ud’dan nakleder ki: O cinniler bir delil istediler. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm bir ağaca emretti; yerinden çıkıp geldi, sonra yine yerine gitti. İşte cinn taifesine bir tek mu’cize kâfi geldi. Acaba bu mu’cize gibi bin mu’cizat işiten bir insan îmana gelmezse, cinnilerin يَقُولُ سَفِيهُنَا عَلَى اللّهِ شَطَطًا tabir ettikleri şeytanlardan daha şeytan olmaz mı?
Sekizinci Misâl: Sahih-i Tirmizî nakl-i sahih ile Hazret-i İbn-i Abbas’tan haber veriyorlar ki: İbn-i Abbas dedi ki: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm bir a’rabîye ferman etti:
اَرَاَيْتَ اِنْ دَعَوْتُ هذَا الْعِذْقَ مِن هذِهِ النَّخْلَةِ اَتَشْهَدُ اَنِّى رَسُولُ اللّهِ “Ben, bu ağacın şu dalını çağırsam, yanıma gelse, îman edecek misin?” “Evet” dedi. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm çağırdı. O urcun, ağacının başından kopup, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın yanına atladı, geldi. Sonra emretti, yine yerine gitti.
İşte bu sekiz misâl gibi çok misaller var; çok tarîklerle nakledilmişler. Malûmdur ki; yedi- sekiz urgan toplansa, kuvvetli bir halat olur. Binaenaleyh şu en meşhur Sıddîkîn-ı Sahâbeden, böyle müteaddid tarîklerle ihbar edilen şu mu’cize-i şeceriye, elbette tevatür-ü manevî kuvvetindedir; belki tevatür-ü hakikîdir. Zâten Sahâbeden sonra Tâbiînin eline geçtiği vakit, tevatür suretini alır. Hususan Buharî, Müslim, İbn-i Hibban, Tirmizî gibi kütüb-ü sahiha; tâ zaman-ı Sahâbeye kadar, o yolu o kadar sağlam yapmışlar ve tutmuşlar ki, meselâ Buharî’de görmek, aynı Sahâbeden işitmek gibidir.
Acaba o Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’a ağaçlar, -misâllerde göründüğü gibi- onu tanıyıp, Risâletini tasdik edip, ona selâm ederek ziyaret edip, emirlerini dinleyerek itaat ettiği halde, kendilerine insan diyen bir kısım câmid, akılsız mahluklar; onu tanımazsa, îman etmezse, kuru ağaçtan çok ednâ, odun parçası gibi ehemmiyetsiz, kıymetsiz olarak ateşe lâyık olmaz mı?

Etiketler:hz süleymanın mucizeleri hz süleyman mucizeleri hz. süleyman mucizeleri hz süleyman vikipedi hz.süleymanın mucizeleri hz. süleymanın mucizeleri hz süleyman ın mucizeleri hazreti süleymanın mucizeleri hzsüleymanın mucizeleri hz süleymanin mucizeleri süleyman peygamberin mucizeleri hz suleyman mucizeleri h.z süleymanın hazine oyunları h.z. süleyman mucizesi hz süleyman mucizesi hz.süleymanın mücizeleri hz.süleyman mucizeleri hz Süleymanın bütün Mucizeleri hz. süleyman mucızelerı hz s
Süleyman Demirel: Sami Süleyman Gündoğdu Demirel (d. 1 Kasım 1924; İslamköy, Atabey, Isparta), Türk inşaat mühendisi ve siyasetçi.
Süleymaniye Camii: Süleymaniye Camii, Kanuni Sultan Süleyman adına 1551-1558 yılları arasında İstanbul'da Mimar Sinan tarafından inşa edilen camidir.
Süleyman Mabedi: Süleyman Mabedi, Tevrat'a göre, Kudüs'teki ilk Yahudi tapınağıdır. Bu nedenle İlk Tapınak olarak da bilinir.
Süleymaniye: Süleymaniye şu anlamlara gelebilir:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir