İbni Sinanın Bilime Katkıları

Sponsorlu Bağlantılar
avrupa bir bu daha ele eserleri mimar sinan mimari rahat voltaire İbni Sinanın Bilime Katkıları Mimar Sinanın Bilime Katkıları mimar sinanın türk toplumuna katkıları ibni sinan..

İbni Sinanın Bilim Dünyasına Katkıları

ibni sinanın bilim dünyasına yaptığıkatkıları

Mimar Sinan’ın Türk Toplumuna Katkıları

Mimar Sinan’ın Türk Toplumuna Katkıları

lütfen mimar sinanın türk toplumuna katkılarını belirtin…..

Mimar Sinan Ve Günümüz Mimarisi

Mimar Sinan ve Günümüz Mimarisi
Mimar Sinan ve Eserleri Hakkında – Mimar Sinan ve Günümüz Mimarisi Hakkında – Onaltıncı Yüzyılda Osmanlı Mimarisi

Sinan’dan günümüze mimarimizi ele alırken, Sinan’ın en çok yaptığı eser olan başta camiler olmak üzere diğer eserlerden de yer yer bahsedilecektir. Sinan dönemindeki mimari eserler ve onlardaki anlayışlar Sinan dönemindeki faktörlerle birlikte ele alınacaktır. Daha sonra günümüzdeki eserleri etkileyen faktörler ele alınarak karşılıklı bir mukayeseye gidilerek bazı sonuçlar elde edilmeye çalışılacaktır.

1. BÖLÜM
MİMAR SİNAN DÖNEMİ
1.a. SİYASİ DURUM

Sinan dönemindeki yani 16. yüzyıl Osmanlı Türkiyesi üç kıtaya, yaklaşık 22 milyon kilometrekare alana yayılmış muhtelif ırk, din ve mezheplere mensup toplumların bir arada yaşadığı bir cihan devletiydi. Devlet, her yönden çok iyi teşkilatlanmış ve azınlıklar kendilerine sağlanan geniş hürriyetler sayesinde çok rahat bir yaşam sürüyorlardı.

O devirde yöneticiler devlet işlerinde keyfi hareket edemez, vergileri artıramaz, hazinenin parasına dokunamazlardı. Yönetim hukukun üstünlüğüne dayanıyordu. Osmanlı yönetimi toplumun meseleleri ile ilgilendikleri sürece güçlü olmuştur. Bu konuda Voltaire, Osmanlı Devleti’nde hukukun üstünlüğünü şu sözlerle ifade ediyor:

“Türk İmparatorluğu Avrupa Devletlerinden hiç birine benzemez. Oradaki kanunların bir kişinin keyfi üzerine kitleler asıp kesmeye elverişli olduğunu düşünmek yanlıştır. Bütün tarihçilerimiz Türk İmparatorluğunu zorbalığa dayanan bir devlet olarak göstermekle bizi çok aldatmışlardır”

1.b. TOPLUMSAL DURUM

Sinan’ın yaşadığı bu devirde sağlık, öğretim, ulaşım gibi kamu hizmetleri devlet adamlarının kurdukları vakıflar sayesinde yapılırdı. Vakıf eserlerin bina ve inşaasında yapılan masraf ve harcamalar nakliye ve işçi ücretleri dahi, muhasebe defterlerine kaydedilirdi. Örneğin Süleymaniye Camii ve inşaatına ait günümüze kadar ulaşan muhasebe defteri devrin müteahhit ve mimarlarının hiç bir yolsuzluk yapmadıklarını, asırlardan sonra dahi hesaplarının ibra edilebileceğini ortaya koymaktadır. Osmanlı devrinde hiç bir inşaat 10 yılı geçmemiştir.

1.c. EKONOMİK DURUM

Ekonomik yönden devlet çok güçlü idi. Bir süper güç olarak kendi halkından ve azınlıklardan aldığı vergilerle vergi sistemi olarak; devlet arazilerinin has, zeamet ve tımar olarak ayrıldığı toprağı kullanma metotlarıyla zamanının en iyisi idi.

1.d. KÜLTÜR-İNANÇ DURUMU

Dönemin toplumu da kültürel açıdan çok enteresandır. Koca Sinan Risaletü’l-Bünyan’ında şöyle diyor: “Hayırla yad edilmek, hayır dua almak, Allah rızasını kazanmak için, ben bütün bu eserleri yaptım.” Bu kısımda yaptığı eserleri bir bir sayıyor. “Çünkü, bir dua muhtacıdır bay-ü beda” yani zengin fakir kim olursa olsun bir duaya muhtaçtır diyor. “Bu fani âlem akıp giden selin üstünde bir puldur; -yani köprüdür- bu pulun, selin üzerinden karşıya geçebilecek olanı, ancak ehl-i tevekküldür. Cihanda hayra say etmek, -hayır için koşmak- en yüksek hedeftir.” Bunlar Sinan’ın kendi ifadeleridir. O dönemde sosyal seviyesi küçük-büyük herkesin topluma bir hayır ve iyilik yapma gayreti içerisinde olduğunu görüyoruz. Bunun en çarpıcı örneğini ise kurulan binlerce vakıflar teşkil eder. Vakıf müessesesi başta insanlığa fayda ve Allah rızasını esas alan bir müessesedir.

Devrin eğitim-kültür ve manevi durumunu anlatabilmek açısından Kanuni’nin Bali Beye yazdığı mektup çok manidardır. Bali Bey, bilhassa Kanuni’nin Belgrad’ı zaptettiği sırada, Mohaç Meydan Muhaberesinde büyük kahramanlıklar göstermiş olduğu için, Hakan’a bir mektup göndererek hizmetlerini sayıp dökmüş ve kendisine bir tuğ verilmesini istemiş. Hünkar da Bali Beye verdiği cevapta şunları yazmış:

“Din-i İslam ve Devlet-i Al-i Osman için yaptığın hizmetler indimizde zayi olmamıştır. Berhudar olasınız, Allah sizden razı olsun, iki cihanda yüzün ak ve pak olsun. Hizmetlerinize mukabil, tarafımızdan bir tuğ verilmesini istiyorsunuz; biz size bir tuğ değil, emirul-umeralık da vermekte tereddüt etmeyiz. Lâkin, bunlar ile gururlanma. Her şeyi Allah’tan, her şeyin Allah’ın olduğunu bil. Her şeyi, bizim rızamızı değil, Allah’ın rızasını tahsil için yap. Sakın hataya düşüp, biz fani kullardan bir şey istemek hatasını irtikap etme ve kendini yanımızda küçültme ve kimsenin minneti altına girme.”

1.e. MİMAR SİNAN’IN KENDİ KURDUĞU VAKIF

Kendi adıyla da bir vakıf kurarak muhtelif eserler vakfeden Sinan döneminde vakıf yoluyla meydana gelmiş bulunan dini, sosyal, kültürel ve sağlıkla ilgili eserlerden toplum faydalanagelmiştir. Devlet bu tarz hizmetler için herhangi bir ödenek ve kaynak ayırmak zorunda kalmıyordu.

1.f. CAMİLERİN EĞİTİM FONKSİYONU

Bir kısmı külliye bünyesinde toplanan cami, medrese, hamam, han, kervansaray, türbe, sebil, tabhane, mevlevihane, imaret, şadırvan gibi yapılar kendilerine özgü fonksiyonlarını ifa ediyorlardı. Bir eğitim öğretim kurumu olan Medreselerdeki eğitimin dışında da camiler bir eğitim faaliyetine tanık oluyorlardı. Medrese müderrisleri medresedeki verdikleri derslerden başka camilerde verilen hutbe ve vaazlar dışında halk için bir nevi yaygın eğitim mânâsında dersler verirlerdi. Böylelikle Sinan dönemindeki camilerin ibadet amacı dışında bir de eğitim amaçlı olarak kullanıldığını görmekteyiz.

1.g. ŞEHİRCİLİK

Bir çoğu külliye çerçevesinde inşa edilen eserlerin ve camilerin şehrin oluşumu ve gelişimi açısından büyük rolleri bulunmaktadır. Sinan’ın uygulamaları büyük alanlar üzerine yerleşen, çevrelerine uyan veya çevrenin biçimlenmesini yönlendiren, odak meydana getiren şehir unsurları tasarımıyla şehir planlama kapsamında genişçe ele alınıp ayrıca incelenmelidir.

Dînî ve sosyal merkezler olarak kurulan irili ufaklı külliyeler tamamen vakıf yoluyla vücuda gelmişti. Programları ve büyüklükleri vâkıfları (vakfedenleri) tarafından tespit ve tayin ediliyordu. Yer seçiminde değişik etkenler rol oynuyordu. Boş alanlar, eski kentlerin varoşlarında külliyeler yapıldığı gibi Süleymaniye ve Selimiye Külliyeleri için meskûn sahalardan satın alma yoluyla arsa temini cihetine de gidilmiştir. Osmanlı’da kamulaştırma yapılmamıştır. Rızaen satın alma yolu ile arsa temin edilmiştir. (1”

1.h. YÖN

Külliyeler, caminin kıbleye doğru yapılması gerektiği için kıbleye doğru yönlendiriliyordu. Kısıtlı arsalarda ise, külliyenin bileşenleri belirli bir düzene bağlanmadan yerleştirilmiştir.

1.i. TOPOGRAFYA

Sinan, arsanın topografyasına uygun olarak külliye ve camilerini planlamıştır. Özellikle İstanbul’un topografyasını külliyelerin değişik açılardan algılanması ve muhtelif görsel zenginlikler elde edilmesi hususunda iyi kullanmıştır. Meselâ Süleymaniye Haliç’ten, Galata sırtlarından, Topkapı Sarayı ve Zeyrek’ten farklı görünüşlerle algılanabilmektedir.

1.j. MİMAR SİNAN’IN TEKNOLOJİSİ (2)

Sinan’ın Teknolojisi de çok geniş ve muhtevalıdır. Sinan, Şantiye Tekniği, Zemin Mekaniği, Yapı Fiziği, Statik ve Cisimlerin Mukavemeti, Hidrolik Yapılar, Ölçme Tekniği, Malzeme Bilgisi, Köprü Yapımı, Mühendislik Yapıları, Şehircilik, İç Mimarlık ve Mimarlık alanlarında bilgi ve teknoloji birikimi ve üretimi yapmıştır. Bunlar bugün için en az iki fakültenin bütün anabilim dallarını içine alacak genişliktedir.

Özellikle cami inşaasında kullandığı teknolojik bilgiler ise şu şekilde sıralanabilir:

*Zemin Mekaniği alanında

-Yapı yeri ve zeminin seçimi, sağlam zeminin bulunması
-Zeminin takviyesinde kazık kullanılması
-Drenaj ve yeraltı suyunun kontrol altına alınması

*Masif Yapılar alanında

-Temel tekniği
-Dilatasyonsuz yapı yapma tekniği
-Üst yapı tekniği (Duvarlar, kemerler, kubbeler vb.)

*Statik-Mukavemet alanında

-Yapının Stabilitesi
-Yatay kuvvetlerin karşılanması:
+Kontrforlar
+Ağırlık Kuleleri
+Genişletilmiş Kemerler
+Plastırlar
+Gergiler
+Optimum yapı elemanı kalınlığı temin etme, ekonomik kesit sağlama

*Akustik alanında

-Ses yalıtım teknikleri
+Katıklı sıva kullanımı
+Yansımaların yutulduğu bölgeler, küpler
-Ses yansıtma teknikleri
+Mihrabın yapısı
+Yansıtıcı yüzeyler
+Sesin yayılması bakımından mekâna uygun biçim ve boyutlarının verilmesi

*Isıtma ve Havalandırma Tekniği alanında

-Kirli havanın ve kandil islerinin atılması
-İslerin toplanması (Süleymaniye Camiinde olduğu gibi)
-Solunum ve buharlaşma yoluyla oluşan nemin atılması
-Isı kayıplarının azaltılması

*Aydınlatma Tekniği alanında

-Gündüz aydınlatması
+Mekanda yeterli ışık düzeyi sağlanması
+Güneş kontrolü
+Pencere kepenkleri ile ışık, ısı ve ses kontrolu
+Vitraylı pencereler
+Alçı pencereler
+Yan revaklar
+Kıble Cephesi revakı (Selimiye Camiinde)
+Kubbelerin aydınlatılması
+Yeterli sayıda pencere yapılması
+Kubbe pencerelerine niş yapılması
-Gece aydınlatması
+Kandiller
+Mumlar

1.k. PLAN ŞEMALARI

Sinan’ın camilerindeki plan şemaları birbirine benzer zannedilmekle birlikte aralarındaki bazı farklıklar ile birbirinden ayrılmaktadır. Plan şemalarında kubbelerin yeri ve büyüklüğü ile kullanılan mesnet sistemleri plan şemasını meydana getiren önemli faktörlerdir. Sinan kullandığı planı aynen hiç kullanmamış bazı değişikliliklere tabi tutmuştur.

1.l. KUBBENİN YERİ

Sinan kubbeyi yani ana kubbe dediğimiz büyük kubbeyi üç şekilde kullanmıştır: 1. Ortada 2. Kıble duvarına bitişik 3. Giriş cephesine bitişik olarak. Bunlar ana kubbenin etrafında yer alan küçük kubbelerin durumuna göre çok çeşitlenirler.

1.m. MESNETLER

Sinan kubbeyi kare, altıgen ve sekizgen olmak üzere üç tip mesnede taşıttırmıştır. Kare plandan kubbeye geçişte tromp veya pandantif kullanmıştır. Planda kubbenin durumu ile mesnet sisteminin seçimine göre plan şemasında çoğulcu bir çözüm sistemine gitmiştir.

1.n. KARGİR KARKAS (3)

Sinan ayrıca kârgir yapı sisteminde bir devrim meydana getirerek Kârgir Karkası bulmuştur. Kârgir yapı genelde temeli, duvarları ve hatta örtüsü ile bir bütün teşkil eden masif bir yapı türüdür. Genelde dolu kısımlar fazladır. Sinan kârgir yapıların ağır görünümünü hafifletmeyi hedef alan ilk uygulamasını İstanbul-Edirnekapı’daki Mihrimah Sultan Camiinde ortaya koymuştur. Yapım yılı M.1568 olan bu caminin 20.25 m. çapındaki kubbesi esasta dört kemere ve bunların yük verdiği dört ayağa oturtulmuştur. Camide kemerler arasında kalan bol pencereli ince duvarlar birer taşıyıcı duvar değildir. Kubbe esas itibariyle dört ayağa oturmaktadır.

M.1574 yılında bitirilen Edirne Selimiye Camiinin 31.30 m. çapındaki kubbesini ve altındaki mesnet sistemini 8 güçlü ayak taşımaktadır. Tabaka planları incelendiğinde dış duvarların âdeta bir bölme duvarı görevi yaptığı, kubbe yükünün sekiz kemerle çok başarılı bir şekilde sekiz ayağa nakledildiği görülmektedir. Caminin bütün duvarları ile köşelerdeki dört adet yarım kubbesi yıkılsa bile, kubbe yükünü kendi altındaki sekiz ayağa verip gayet emniyetli destek sistemleriyle oturduğundan bu konumda kubbe hiç yıkılmadan ayakta durabilir demek mümkündür.

1.o. AKUSTİK

Sinan’ın Süleymaniye Camiinin akustik özelliklerini irdelemek amacı ile nargileden faydalanması bilinen bir konudur. (4) Yapılan çalışmalar sonucunda elde edilen veriler, Sinan’ın tasarım etabında akustik konusunu ele aldığını, detaylı hesap ve planlama sonucu oluşan tasarımı uyguladığını ortaya koymuştur. Yapılan araştırmalarda farklı plan şemaları ve yüzey kaplama malzemeleri kullanılmasına rağmen, üstün bilgi ve teknolojisi ile yeterli seviyede akustik değerler sağlandığı görülmektedir. Hatta Sokollu Mehmet Paşa ve Rüstem Paşa Camilerinde olduğu gibi ideal akustik ortamı oluşturabildiği tespit edilmiştir. Bu amaçla, günümüz akustik tasarımında uygulanan tasarım etap ve prensiplerinin Mimar Sinan tarafından da uygulandığı belirlenmiştir.

Kubbeye geçiş elemanı olarak kullanılan mukarnaslar ile sesin dağılarak yansıması sağlanmıştır. Böylelikle mukarnaslara, taşıyıcılık fonksiyonlarının yanı sıra, estetik ile birleştirerek akustik fonksiyon da yüklemiştir. Yani statik, estetik ve akustik fonksiyonları uyum içinde birleştirmiştir.

Hacimlerde homojen ses dağılımının yanı sıra ses enerjisi düşüşünü de kontrol edebildiğini ve bunu gerçekleştiren ses yutucu elemanların bir tasarım ürünü olduğunu ortaya koymuştur.

Duvar ve kubbelerde kullanılan sıvalara kıtık ilave edilerek akustik değer elde etme yoluna gidilmiştir.

Camilerin kubbelerinde, özellikle büyük kubbeden yansıyacak sesin meydana getireceği yankının, problemin büyümesine sebep olacağı görülmektedir. Sinan kubbede boşluklu rezonatör kullanarak duran dalgaları yok etme yoluna gitmiştir. Özellikle duvarları diğer camilere oranla daha az hareketli olan ve daha fazla düz satıhları bulunan Şehzade Camiinin duvarlarında da bu tip rezonatörlerin bulunması dikkate değer bir konudur.

Sinan ayrıca uygun akustik değerleri sağlamak amacıyla döşeme kaplaması olan halıyı, galeri ve/veya mihrap şebekelerini ve cami cemaatinin ses yutuculuk değerlerini de hesaba kattığı ve çok uygun bir akustik değer elde ettiğini görmekteyiz.

Camilerin akustiği konusunda Sinan’ın akustik sorunlara çözüm getirmek amacı ile önceden hazırladığı akustik tasarımın sonucunu uyguladığı belirlenmiştir. Uyguladığı teknolojiler Sinan öncesinde de görülmekle beraber akustik bir tasarıma dayanan uygulama ilk defa Sinan’da görülmektedir.

1.p. HAT

Hat sanatının en fazla kullanılma sahasının bulunduğu camilerde Sinan, devrinin usta hattatlarıyla çalışmıştır. Hat sanatı da mimari ile uyumlu, kalem işi programıyla mütenasip bir tarzda devrinin en güzel şekliyle ve örnekleriyle camilerde yer almıştır.

1.r. ÇİNİ

Hangi yapıda ne miktarda çini kullanılacağına dair karar verme yetkisi bulunan eser banilerinin camilerinde çini kullanılmıştır. Mimarinin ana hatlarına bağlı kalınarak ve caminin geneliyle mütenasip bir biçimde geliştirilen çini süsleme programı Klasik Dönem Osmanlı Mimarisinin orijinal üslûp özelliklerinden birini oluşturmuştur.

1.s. KALEM İŞLERİ

Çoğunlukla duvarlar ve üst örtüye işlenen kalem işleri ile ahşap üzerine de işlenen kalem işi süslemeler de mimariye saygılı, ölçülü, simetrik ve sade olarak Sinan camilerinde mümtaz yerlerini almıştır.

1.t. AHŞAP İŞÇİLİ?İ

Ahşap işçiliği kapı ve pencere kanatları, dolap kapakları, vaaz kürsüleri, müezzin mahfilleri, tavanlar, konsollar ve sundurmalar ile sanduka ve parmaklıklarda karşımıza çıkar. Kündekârî, oyma, kakma ve tarsî teknikleriyle yapılan mimari elemanlar cami ile diğer mimari elemanlarla uyumlu bir biçimde bulunmaktadır.

ÖZETLE, Mimar Sinan’ın eserleri şehir içindeki yeri, topografyayı iyi kullanması, muhtelif yerlerden çeşitli görünümler elde etmesi, dış plastiğinin çok iyi ve güzel olmasının yanı sıra; kullandığı teknoloji, fonksiyonel olması, akustik değerleri taşıyor olması; hat, çini, kalem işleri sanatlarının, ahşap işçiliğinin de mimari ile bütünleşmesi ve ekonomik yapılar olması nedeniyle her türlü övgünün üzerindedir.

2. BÖLÜM
GÜNÜMÜZ

Günümüzde ise durum nedir?

2.a. SİYASİ DURUM

İmparatorluk topraklarından kalan 780.000 km2′lik yüzölçümlü, ancak 1946′da çok partili hayata geçebilmiş bir Cumhuriyet.

2.b. TOPLUMSAL DURUM

Her türlü hizmeti devletin yatırım şekliyle vatandaş için yapmağa çalıştığı bir idarî anlayış.

2.c. EKONOMİK DURUM

Ağır enflasyon, birikmiş dış ve iç borç, açık bütçe.

2.d. KÜLTÜR-İNANÇ DURUMU

Toplumsal menfaatlerden ziyade ferdî menfaatlerin öne geçtiği, hayır duygusu, başkalarına iyilik etme gibi hasletlerin çoğunlukla saflık sayıldığı bir sosyo-kültürel yapı.

2.e. CAMİLERİN EĞİTİM FONKSİYONU

Camiler sadece ibadet etme yerleri, ibadet dışındaki eğitim, kültür fonksiyonlarını kaybetmiş.

2.f. ŞEHİRCİLİK

Şehircilik açısından mesafeler bazında ya birbirine çok yakın ya da çok uzak camiler… Arsa ve cami büyüklüğü açısından ya çok büyük ya da yetersiz alanlar… Sosyal, kültürel, sağlık ve eğitim yapılarının arsalarının şehrin dağılımına göre uygun mesafe ve konumlarda olmaması… Neredeyse şehrin merkezinde kalan ve çevreyi kirleten sanayi tesisleri… Rant kaygısıyla oluşturulan yoğun kent dokuları…Ulaşım keşmekeşi, otopark problemi… Yetersiz ve niteliksiz alt yapı… Ekonomik ve sosyal problemlerin getirdiği gecekondulaşmanın neden olduğu bozuk ve çarpık kentleşme… Sık çıkan imar aflarıyla bu duruma devamlı olarak prim verilmesi…Neticede planı yapılmış şehirler değil, yapılmış şehirlerin planının çizilmesi.. Dolayısıyla bir kentleşme anarşisi…

2.g. YÖN

Arsalar kıbleye doğru yönlenmediği için arsasına çarpık oturan camiler. Parselasyon nedeniyle hep batı veya hep kuzeye cephelenmesi gereken binalar.

2.h. TOPOĞRAFYA

İmar planında nereye gelirse ona göre, o topografyaya göre yapılan camiler, eğitim, kültür ve ticaret yapıları. Topoğrafik durumu, manzara olayı pek düşünülmemiş, T cetveliyle çizilmiş şehir planları.

2.i. TEKNOLOJİ

Teknolojik yönden fazla özelliği olmayan camiler. Çoğu birbirinin benzeri hep basma kalıp yapılmış, herhangi bir üst teknoloji içermeyen konut ve apartmanlar. Bayındırlık standartlarına sıkışmış yarışma projeleri uygulamaları.

2.j. PLAN ŞEMALARI

Belirli bir cami plan şeması ve gelişim hareketi yok. Genelde eskinin bilinçsizce taklidi olan planlar, 3. boyutta fevkalade dengesiz kitle ve iç mekanlar. Yoğun yapılaşmanın getirdiği, imar planı şartlarının müsaade ettiği, rant kaygısının önde olduğu basma kalıp konut planları. Estetik kaygıları olmayan planlar. Yerli yersiz kullanılan tip proje hastalığı. Antalya’da kullanılan tip projenin Erzurum’da da kullanılmasının getirdiği garabet ve problemler.

2.k. AKUSTİK

Özellikle camilerde kulağı son derece tırmalayan veya hiç ses duyulmayan akustik değerler. Minicik mescitlerde bile namaz sırasında kullanılan amplifikatör-hoparlör hastalığı. Ancak bazı konser binaları vb. yapılarda akustik planlama yapılabilmekte.

2.l. HAT

Taklit ve camiye uymayan hat yazıları.

2.m. ÇİNİ

Eskinin taklidi, uygulandığı yere uymayan, fayans kalitesindeki çiniler. Bütüncül anlayışla yapılmayan, herhangi bir programı olmayan çini işleri.

2.n. KALEM İŞLERİ

Taklit, yerine uymayan, uydurma kalem işleri.

2.o. AHŞAP

Kısa zamanda atıp dönen, zevksiz ve yine kötü taklit, yapı bütünü ile uyuşmayan ahşap imalat.

NETİCE itibariyle Osmanlı dönemi camilerinin her yönüyle betonarme olarak taklidi ile ortaya çıkan, sadece ibadet fonksiyonunun yerine getirilebildiği mimarlık ucubeleri. (5) Şehir içindeki sanayi tesislerinin getirdiği kötü hava şartlarının teneffüs edildiği bir kent. Fazla bir mimari özelliği olmayan binalar. (6)

3. BÖLÜM
DEĞERLENDİRME

Bazı ana konuları kısaca irdelersek şunu görmekteyiz:

3.a. ŞEHİRCİLİK

Şehircilik açısından bilindiği gibi imar planı haricinde herhangi bir yapı yapmak yasal yönden mümkün değildir. İmar planında yol, okul, sağlık yapıları, spor tesisleri, idari yapılar ve cezaevlerine kadar akla gelebilecek her yapı için her nüfus başına ayrılacak alanlar ilgili yönetmeliğinde tespit edilmesine rağmen; camiler için kesin ve net bir kıstas 30 Eylül 1998 tarihine kadar bulunmamakta idi. Bu tarihe kadar İmar Planı Yapılması ve Değişikliklerine Ait Esaslara Dair Yönetmeliğin “Kentsel ve Sosyal Teknik Altyapı” ana başlığı altında yer alan “Sosyal ve Kültürel Yapılar” için belli alanlar ayrılmış olup camiler için münhasıran herhangi bir alan ayrılmamış idi.

Bu konuyu kamu sektöründeki şehir plancıları ve mimarları ile yaptığımız görüşmede şu yönde görüş vermişlerdir: “Cami yapımı için herhangi bir resmi kuruma kanunla görev verilmemiştir. Arsasının kamulaştırılması ve caminin yapımı resmi sektör açısından ortada kalacağı için camiler için herhangi bir kıstas konulmadığını tahmin ediyoruz” denilmektedir. (7) Bunun neticesinde camilerin dağılımı ve arsa büyüklükleri, imar planı yapan müellifler ile belediyelerin taktirine kalmaktadır. Elde kesin bir kıstas olmadığı için de camilerin yoğunluğu, dağılımı ve alanları çok dengesiz olmaktadır

Yapılan camilerin arsaları için imar planı tadilatı genelde yapılmamaktadır. Bazan ihtiyacı görmek için bir apartmanın bir dairesinde, bodrum katında ve sağlıksız yerlerde mescitler açılmaktadır.

Cami dernekleri ise eski eser camileri yıkarak yerine kubbeli camiler yapma gayreti içindedirler. Birbirine çok yakın veya uzak camiler olabildiği gibi Cuma ve Bayram Namazları için bile büyük gelebilecek büyüklükte cami yapmaktadırlar. (Cool

Bu konudaki müspet gelişmelerden ilki 31.7.1998 tarihinde kabul edilerek 2.8.1998 gün ve 23421 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren “4380 sayılı İmar Kanununa Bir Ek Madde Eklenmesine Dair Kanun”dur. Bu ek madde; “İmar planlarının tanziminde planlanan beldenin ve bölgenin şartları ile müstakbel ihtiyaçları gözönünde tutularak lüzumlu cami yerleri ayrılır. İl, ilçe ve kasabalarda müftünün izni alınmak ve imar mevzuatına uygun olmak şartıyla cami yapılabilir. Cami yeri, imar mevzuatına aykırı olarak başka maksatlara tahsis edilemez.” hükmünü getirmiştir.

İkinci müspet gelişme ise Resmi Gazetenin 30.9.1998 tarih ve 23479 sayılı nüshasında yayımlanan “İmar Planı Yapılması ve Değişikliklerine ait Esaslara Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılması Hakkında Yönetmelik”tir. Buna göre mevcut yönetmeliğin 10.maddesi “Hazırlanacak her ölçekteki imar planlarının yapım ve değişikliklerinde planlanan beldenin ve bölgenin şartları ile gelecekteki gereksinimleri gözönünde tutularak sosyal ve teknik donatı alanlarında Ek:1′deki tabloda belirtilen asgari standartlara uyulur.” şeklinde değiştirilmiş, 21.maddesine de “Dini yapı alanlarına ilişkin planlarda ve değişikliklerinde il müftülerinin görüşü alınır.” fıkrası eklenmiştir.

Ayrıca aynı yönetmeliğin eki olan “Kentsel, Sosyal ve Teknik Alt Yapı” başlıklı Ek 1 tablosunda yer alan “Sosyal ve Kültürel Yapılar” ifadesi ise

“Kültürel Yapılar 0.5 m2/kişi 1.0 m2/kişi 2.0 m2/kişi 2.5 m2/kişi

Dini Yapılar 0.5 m2/kişi 0.5 m2/kişi 0.5 m2/kişi 0.5 m2/kişi” şeklinde değiştirilmiş,

“Camiler Asgari Alan (m2) büyüklüğü

1. Küçük Cami 2.500
2. Orta Cami (Semt cami) 5.000
3. Büyük Merkez Cami 10.000″ şeklindeki “EK 1-e” tablosu eklenmiştir.

Bu yasal değişikliklerin faydaları ve/veya aksayan yönleri bir süre uygulandıktan sonra görülebilecektir.

3.b. TEKNOLOJİK DURUM

Teknolojik yönden ise günümüzde ne olmuştur? Sanayi devriminden sonra teknolojide köklü değişiklikler yaşanmaya başlamıştır. Dökme demirin yapılması, çimentonun imali ve betonarmenin kullanılmaya başlaması ile yapı sanatında da değişim süreci hızlanmaya başlamıştır. Betonarmenin yanı sıra çelik de taşıyıcı sistem olarak tek başına -özellikle yüksek yapılarda- kullanılmıştır. Şimdilerde ise yüksek teknoloji sayesinde cam ve fiber gibi malzemelerin de taşıyıcı sistem olarak yaygınlaştırılması için çalışmalar devam etmektedir.

Ancak yeni gelişmelere uygun çağdaş formlar yerine kendi çağının kârgir yapım tekniğine uygun olarak inşa edilen camiler aynen tekrar edilegelmektedir. Çağdaş malzeme ve taşıyıcı sistemlerin gereği olan formlar araştırılmalıdır. Camilerin hat, kalem işi, çini, ahşap işleri ve benzer işler için modern malzeme ve gereği olan formlar için de araştırmaya gidilmelidir.

İslâm dini ibadethaneler için herhangi bir form sınırlaması getirmemiştir. 21. yüzyıla çok az kala, Bilgi Çağını süratle yaşarken çağdaş çözümleri üretmek ve yaygınlaştırmaya çalışmak öncelikle biz mimar, mühendis ve teknik elemanların görevi olmalıdır.

3.c. BAZI ÇÖZÜMLER

Bu kısımda son olarak baştan bu tarafa tartıştığımız konular ışığında bugün için yapabileceğimiz bir kaç somut öneriyi sıralıyorum:

1. Gerekli politikalar üretilip uygulanarak gecekondulaşma ve sağlıksız kentleşmenin önüne geçilmelidir.
2. Lüzumlu lüzumsuz her yer için tip proje uygulamasından vazgeçilerek, yerine ve şartlarına uygun projeler üretilmelidir.
3. Camiler için imar planlarının üretilmesi sırasında kullanılmak üzere “nüfus başına gerekli alan kriteri”, yürüme mesafesi de göz önüne alınarak gerekli kıstas geliştirilmelidir.
4. Özellikle camiler için çağdaş malzeme ve taşıyıcı sistemler kullanılarak çağdaş formlar üretilmelidir. Bir kaç proje yarışması açılarak başlangıç yapılabilir.
5. Eski eser camiler ve diğer eski eserler mümkün olduğunca korunmalı, bu eserlerin hem anı değerleri, hem vakıf olmaları nedeniyle hukuki sorumluluğumuz hem de ekonomik değerleri göz önüne alınarak yaşatılması temin edilmelidir.
6. Bu konuda muhtelif eğitim metotlarıyla kamuoyu aydınlatılmalı, eğitimin çok önemli bir olgu olduğu unutulmamalıdır.
7. Bütün bu eğitim ve uygulamalar neticesinde halkın desteği ve katılımı muhakkak alınmalıdır. Unutulmalıdır ki, halkın, geniş kitlelerin desteğini ve katılımını almamış hiç bir uygulama yeterince başarılı olmamıştır.

DİPNOTLAR:

1. Bu konuda çok enteresan bir tarihi olayı anlatmadan geçemeyeceğim. Sultan Sarı Selim Edirne’de büyük ve şanına yakışır bir cami yapılması için emir buyurduğunda cami yeri için satın almalar başlar. Satmaya pek yanaşmayanlara da yüksek bedeller teklif edilince onlar da yapılacak cami için yerlerini satarlar. Ancak yaşlı bir kadın ne kadar bedel artırılırsa artırılsın yerini vermeye yanaşmaz. Orada onun baba ve dedelerinden kalma hatıraları olduğunu, zaten kendisinin yaşlı ve belki hayatta son günlerini yaşadığından bahisle yerini kesinlikle vermez. Yeniden fiyat artırma ve ricalar da fayda etmez. Bir süre bu konu sürüncemede kalır. Aksi gibi kadının yeri de caminin tam ortasına denk gelmektedir. Kıyıda köşede olup da planı kaydırabilecek bir durum yoktur. Sinan bizzat kendisi de yalvarmasına rağmen sonuç olumsuzdur. Sultan ve Sinan çaresizdir. Fakat bir zaman sonra kadın vermemekten vazgeçer ve “madem böyle büyük bir cami yapılacak ben buna mani olmayayım vereyim” der. Gönülsüzce verir. Sinan bu olayın anısına yüzlerce yıl sonra bile hatırlanabilecek bir işaret bırakır bizlere. Bu nedir biliyor musunuz? Görenler bilir, Selimiye camiinin müezzin mahfeli ana kubbenin tam kilit noktasının altına isabet eder. Bu mahfeli mermer sütunlar taşır. Sinan buraya yaptığı lale motiflerinden birini ters olarak işletmiştir. İşte bu ters lale gönülsüzce gerçekleşen bu tarihi olayı bize anlatmaktadır.

Ancak camiyi ziyaretlerimden birinde kadınların buraya ellerini sürerek dilekte bulunduklarını gördüm. Sıraya girmişlerdi. Hem her gelen elini süre süre lalede bir aşınma başlamıştı. Bu sahanın mütehassıslarından öğrendiğimize göre bu tip hareketler bid’attır ve hurafedir. Faydasız bir harekettir. Bunu da yeri gelmişken hatırlatmış olmayı bir görev bildim.

2. Bu konuda daha detaylı bilgi almak için bkz. GÜNGÖR, İ. Hulusi, “Sinan’ın Teknolojisi”, Türk Vakıf Medeniyeti Çerçevesinde “Mimar Sinan ve Dönemi” Sempozyumu VI. Vakıf Haftasında sunular tebliğler, İstanbul, 1989

3. Bu konuda daha detaylı bilgi almak için bkz. GÜNGÖR, İ. Hulusi, “Sinan’ın Teknolojisi”, Türk Vakıf Medeniyeti Çerçevesinde “Mimar Sinan ve Dönemi” Sempozyumu VI. Vakıf Haftasında sunular tebliğler, İstanbul, 1989

4. Bu konuda Mimar Sinan ile Sultan Süleyman arasında yaşanan tarihi bir olay vardır. Kanuni Sultan Süleyman için Süleymaniye Camii yapılmaktadır. Sinan bu yapıda temelleri attıktan sonra inşaata devam etmez bir süre bekler. Bu durumda Kanuni’nin canı sıkılır ama bir şey demez. Gel zaman git zaman caminin yapımı sırasında bir şayia çıkar ki; Sinan işi gücü bırakmış camide hem de içinde nargile tüttürmektedir. Bu duruma Sultan fena halde içerler. Camiye bir baskın yapar. Bir bakar ki, Sinan gerçekten hem de caminin içinde ve ortasında nargilesini fokurdatmaktadır. Ona seslenir. “Ben caminin bitmesini arzu ederim sen ise keyifle nargile tüttürmektesin” diye biraz sinirlenir. Sinan ise gayet sakin bir biçimde “Sultanım siz yanılıyorsunuz ben nargile içmiyorum. Bakın tömbekisinde ateş yoktur.” deyince Sultan ve etrafındakiler bir bakarlar ki, hakikaten Sinan’ın fokurdattığı nargilede ateş yanmamaktadır. Sinan devam eder: “Caminizin ses vaziyeti iyi olsun diye temrin yapmaktayım.” der.

5. Burada çağdaş malzeme ve formlar ile yapılan sınırlı sayıdaki örneği ayrı tutuyoruz. İstisna olan az sayıdaki örnek elbette genellememizi değiştirmez.

6. Burada da azınlıktaki iyi örnekleri saklı tutuyoruz.

7. Gerçi Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün köylerde cami yaptığını biliyoruz. Tabii bu durum şehirlerle alakalı olmadığı için istisna sayılabilir.

8. Bu konudaki çalışmalarımı derleyip toparlamam ilk defa TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesinin 30 Nisan 1997 tarihinde düzenlediği “SİNANDAN GÜNÜMÜZE ÇA?DAŞ YORUM, Sinan’dan günümüze değişen koşullar, değişen teknoloji ve değişmeyen mimari anlayışlar; camiler örneği” adlı panele panelist olarak katılmam münasebetiyle başlamıştır. Daha sonra 29 Mayıs 1998 tarihinde Mimarlar Odası İskenderun Temsilciliğince tertip edilen “Mimar Sinan ve Günümüz Mimarisi” adlı ve 1 Temmuz 1998′de Dünya Mimarlar Günü münasebetiyle Mimarlar Odası Osmaniye Mesleki Denetim Görevliliği ile Osmaniye Belediye Başkanlığının birlikte tertip ettikleri “Mimar Sinan’dan Günümüze Dini Yapılar” adlı konferanslarda aynı konuyu işlemiş ve konunun değerlendirmesini ilgili kamuoyunun nazarlarına sunmuştum. Aslında bu konferanslarda konuyu Sinan dönemi ve günümüze ait 100 slayt eşliğinde görsel olarak anlatma fırsatı bulmuştum. Ancak hem metin hem de 100 slaytlık malzemenin bir derginin muhtevasına sığmayacağı açıktır. Belki ileride konuyu kısımlara ayırarak fotoğraflarla anlatmak mümkün olabilir

Etiketler:mimar sinanın türk toplumuna katkıları ibni sinanın bilime katkıları mimar sinanın bilime katkıları ibni sinanın türk tarihine katkıları ibni sinanın türk toplumuna katkıları ibni sinanın türklere katkıları ibni sina bilime olan katkıları ibni sinanın bilim dünyasına katkıları ibni sinanin bilime katkilari ibni sina türk toplumuna katkıları ibn-sina günümüzdeki yenilik ve gelişmelere nasıl katkıda bulunmuştur mimar sinanın topluma katkıları mimar sinanın bilime katkısı ibvni sinanin bilime katkilarui
İbn-i Sina: İbn-i Sina (tam adı Ebu Ali el-Hüseyin ibni Abdullah ibn-i Sina el-Belhi), Farsça: ابوعلى سينا/پورسينا, Latince: Avicenna; okunuş: āv'ĭ-sěn'ə; 980, Buhara yakınları - 1037, Hamedan), filozof, hekim ve çok yönlü Müslüman Fars bilim adamıdır.
İbn-i Haldun: İbn-i Haldun, (Arapça: ولي الدين عبد الرحمن ابن محمد بن محمد بن أبي بكر محمد بن الحسن‎ ; Walī ad-Dīn ʿAbd ar-Raḥmān ibn Muḥammad ibn Muḥammad ibn Abī Bakr Muḥammad ibn al-Ḥasan) 1332-1406 (Hicrî 732 / 808) yılları arasında yaşamış astronom, iktisatçı, tarihçi, matematikçi, sosyal bilimci ve İslam bilginidir.
Muhyiddin İbn Arabi: Abū `Abd Allah Muhammad b. `Ali b. Muhammad b. al-`Arabi al-Hātimī al-Tā’ī (Arapça: أبو عبد الله محمد بن علي بن محمد بن العربي الحاتمي الطائي) Kısaca Muhyiddin ibn Arabi de denir (1165-1239).
İbn Rüşd: İbn-i Rüşd ( Arapça: ابن رشد; Künyesi Ebū 'l-Velīd Muḥammed ibn Aḥmed ibn Muḥammed ibn Rüşd ابوالوليد محمد بن احمد بن محمد بن رشد; Latince: Averroes, d.

Yorumlar

  1. der ki

    Mimar Sinan’ ın bilimsel gelişmeye ve birikime katkısı ne olabilir? Nedir? Eğer biliyorsanız Lütfen söyler misiniz? Cevabınızı bekliyorum en yakın zamanda. Şimdiden size Teşekkür Ediyorum…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir