İslamda İsraf Ve Savurganlık

Sponsorlu Bağlantılar
adem allah bizim daha ekmek gelir haram islam kabul kolay nehir olsun raf ya yola zira İslamda İsraf Ve Savurganlık Savurganlık Ve Zararları israf ve savurganlık islamda israf ve savurganlık ..

Israf Ve Savurganlık

İSRAF VE SAVURGANLIK

İSRAF VE SAVURGANLIK

İSRAF VE SAVURGANLIK. Güncelliği hiç bitmeyecek bir konu. Nefisleri insanlara hükmettiği sürece hiç de gündemden düşmeyecektir. Nefsine ve şeytanın hilelerine düşmüş ; Allah a değil de arzularına kul olmuş insanın kurtulamadığı ve ya kurtulmaya çalışmadığı bir hastalık bu. Hasılı insan israf etmek konusunda hasta olduğunu da kabul etmemektedir. Zira hastalığını kabul etseydi kurtulması da daha kolay olurdu.

İsraf ve Savurganlık…
İsraf; savurganlık, gitmek, yanılmak, gâfil olmak manâlarına gelir. Aynı zamanda, insanın yaptıklarında sınırı aşması anlamını da taşır. Bazılarına göre de malı gereksiz yerde harcamaktır. Kelime manasından da anlaşılacağı üzere insan gafildir. Gaflet onu böyle bir günahın içine sürüklemiştir. Aslında bir günah değildir. Birden çok günahın da sebebidir.
Zarûrî ihtiyaçlardan fazla harcamak; şerîatın haram ettiği şeylere yönelmek, nefs ve şehvetin isteklerini yerine getirmek, gaflet ve saygısızca harcamak ifrat derecede bir israftır.
Biz Müslümanız değil mi. Şükürler olsun. Bu sıfat bizim için şükür sebebi. İslam’ ın , dinimizin sahibi Allah (cc) , kullarını bakın nasıl uyarıyor: “Ey Adem Oğulları! Her namazınızda süslü elbisenizi giyinin. Yiyin, için israf etmeyi n. Çünkü Allah israf edenleri sevmez…”(el-A’raf 7/31).
Kardeşler ! Kendimize bir dönüp soralım ; “Biz bu mübarek yola niçin geldik? Allah (cc) sevgisini kazanmak için değil mi? “ Öyleyse Allah (cc) ‘ ın sevmediği işi de yapmamız gerekmez mi?
Allah (c.c.), her türlü boş ve gayesiz harcamaları sevmez. Bu bir ekmek olabileceği gibi, bir ekmek kırıntısı olabilir. Bir damla su olabileceği gibi boşa akan bir nehir de olabilir. Bu bir ömür olabileceği gibi, boşa geçen bir dakika da olabilir
Sahip olduklarımız bizim olduğu kadar fakirin ,yoksulun, komşunun ve akrabanındır da…Bu benimdir dilediğimi yaparım. İster atarım ,ister satarım deme hakkımız da yok. Çünkü mal bize verilmiş emanettir. Emaneti sahibi bize soracaktır. Zira malını saçıp savuranlar şeytanın kardeşleridir. Kim şeytana kardeş olmak ister?
“Bir de akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere de saçıp savurma; zira böylesine saçıp savuranlar şeytanın kardeşleridir.” (İsra, 26-27)

Malı Harcamada Niyet
Müslüman için önce niyet gelir. Amelden öncedir niyet. Mübarek büyüğümüzün bütün sohbetlerinde güzel niyete vurgu yapılmıştır. Güzel niyetten kastımız Allah rızasıdır. Malı harcamada da Allah rızası aranmalıdır.
Nefsimizin istek ve arzularına göre değil Hakk ‘ın rızasına göre bize emanet edilen mallar sarf edilmelidir. Çünkü esas hedef, sınırsız arzu ve isteklerin tatmini için ömür tüketmek değil, “olgun” insan olmaktır. Sadece bencil duyguların, zevklerin tatmini için yapılan lüks tüketim de israftır.
Malı israf etmek…”Çardaklı ve çardaksız üzüm bağlarını, tadları ve yemişleri muhtelif hurmaları, hububatı (tahılları), zeytinleri, narları, birbirine hem benzer hem de benzemez bir halde meydana getiren Allah’tır. Her biri mahsul (ürün) verdiği zaman mahsulünden yiyin. Hasad (devşirme) günü de hakkını (zekât ve sadakasını) verin; israf etmeyin, şüphesiz Allah israf edenleri sevmez” (el-En’am: 6/141). Allah işte bize böyle emrediyor. Bütün nimetleri hizmetimize sunmuş. Sonra da verilen nimetlerden fakirin hakkı olan zekat ve sadaka verilmesini emretmiş. Daha da önemlisi israf etmeyi yasaklamış Allah …

Vakti İsraf Etmek…
Ölüm gelmeden önce bize verilen en kıymetli nimetlerden birisi de vakittir. Hep vaktimizin azlığından şikayet ederiz. Evet vakit azdır, yapılacak çok işimiz vardır. Dünyaya çalışmak için vakte ihtiyaç olduğu gibi ibadet için de vakte ihtiyacımız var. Efendimiz vaktini en güzel şekilde kullanmış . Bir kısmını dünya maişeti kazanmaya ayırmış. Bir kısım vaktini Allah a ibadete ,bir kısmını da ailesine ve dinlenmeye ayırmış. Hatta ailesi ve dinlenmesi için ayırdığı vaktin bir kısmını da ümmetinin dertlerinin ,sıkıntılarının halli için ayırmış. Hiç vakit israfa etmemiş. Zamanı dolu dolu yaşamış ve yaşamamızı da tavsiye buyurmuş.
Geçmiş ümmetlerden bir kısmı vakitlerini boş işlerle heba ettiklerinden dolayı helak edilmiş. Ya bizim bu gün heba ettiğimiz vakitlere bir bakalım. Boş söz malayani konuşmak vakit israfı değil mi? Nice bir işe yaramayan politik gelişmeler, sportif karşılaşmalar… Dedi kodu , gıybet vb. aklımıza gelmeyecek kadar çeşitli oyunlar. Ne kadar çok boş vaktimiz varmış meğer .
İbadet etmeye ayırmamız gereken vakitlerimizi boş işlerle harcamak gafletini gösteriyoruz. Kaza namazları kılmaya, virdimizi çekmeye , hatmemizi yapmaya , rabıta yapmaya vakit bulmakta zorlanırız. Ancak TV seyretmeye vaktimiz olur. Fındık kabuğunu doldurmayan boş sohbetlere vaktimiz her zaman vardır..

Efendimiz (A.S.) bunun önemini şu sözleriyle belirtmişlerdir: “İki nimet vardır ki insanların çoğu bunların değerinden habersizdir. Bunlar sağlık ve boş zamandır.” Bizlerin bu nimetlerin kadrini bilip, ilim, ibadet, çevremize destek olma, yardım gibi hayır işlerinde harcamamız gerekir. İşte bu vaktin israfıdır. Vaktimizi israf etmek gafletinden kurtulmamız gerekir kardeşler.

Ömrü İsraf Etmek…
Sadece Süfyan-ı Sevri’ye göre az da olsa, Allah yolunda harcanmayan her şey israftır. Boşa geçen ömür en büyük israftır. Sokaklara çıkalım. Kahvehanelerin ve bilmem ne hanelerin kapıları ardına kadar açık. İçerleri tıklım tıklım dolu. Biz bu mübarek yerlere on onbeş güzel insan gelse seviniyoruz. Ya ömürlerini boşa geçiren bunca insanımızın hali ne olacak. Bir gün bakıyoruz ömür bitmiş. Saçlarımız ağarmış, belimiz bükülmüş. Biz Tövbe etmişiz , tövbe nasip olmuş şükürler olsun. Yeniden namaza başlamışız. Allah bize uyanıklık vermiş hesaba kitaba oturmuşuz. Kazaya kalmış namazlarımızı hesap etmişiz. Bir düzenle kılalım istiyoruz. Bakıyoruz kazalarımız kılmaya dahi ömür yetmiyor. Zayi edilmiş ömrün hesabını nasıl vereceğiz. Bari bundan sonra yaşamaya çalışacağımız hayatımızı boşa geçirmeyelim. Her anımızın kıymetini bilelim inşallah…

Nesilleri israf etmek…
Nesillerini zayi etmekte bizim kadar hünerli bir millet belki de yoktur. Nice üstün yetenekli , üstün zekalı insanımız nasiplerini dış ülkelerde aramak mecburiyetinde kalıyor. Nice genç zinde beyinlerimiz başka ülkelere göç ediyor. Bizim için değil de başkaları için çalışıyor. Sonra da övünüyoruz , onların yabancı ülkelerde ki başarılarından. Bu zayilerimize de beyin göçü diyoruz.
Ya eğitim sistemimizin zayi ettiği çocuklarımız.
Ya başka ülkelere işçi olarak gidip de zayi olan nesillerimiz?
Kanaatkarlık…
Müslüman kanaat ve şükür sahibi olmalı. Aza şükretmelidir. Yemede ,içmede ,giymede ve diğer dünya mallarında böyle olmalı. İki dere dolusu altını olsa üçüncüsünü isteme gibi bir aç gözlülüğe düşmemelidir. Kişinin imkan bulduğu halde tembellik edip çalışmaması kanaatkârlık değil, zillettir. Yani düşkünlüktür ki bir Müslüman da asla bulunmaması gereken kötü, çirkin bir vasıftır. Kanaatkâr insan, haline şükreden, yetinmesini bilen, “Helâlden gelsin, helâle gitsin.” diyebilendir. Böyle bir kişi, hem ihtiyacı olandan fazlasına sahip olma arayışına düşmeyeceğinden, hem de başkasının elindekilere göz dikmeyeceğinden israftan da uzak olur. Bu arada var olanın zekat ve sadakasını vererek hayrını ve amelini de artırır. Asıl israf tembellik etmektir.
Tarihte İsraf ve Savurganlık…
Tarih israf ve savurganlıkları sebebiyle gazaba uğrayan ,helak edilen kavimlerin hikayeleri ile doludur. Hiçbir kavim yoksulluktan helak olmamıştır. Tam tersi bol bulup israf derecesinde yiyip içen ve sapıklıklara düşen kavimlerin acı sonları ,ibretlik tarihleri mevcuttur.
Ad kavmi bunlardan sadece birisidir. Âd Kavmi Yemen’de Hadramut civarında Ahkâf adındaki bölgede yaşıyordu. Allahu Tealâ bu kavme yeşil vadiler, bereketli topraklar, hayvanlar ve nesiller ihsan etmişti. Uzun boylu, iri yapılı ve güçlü olan bu insanlar, işlek yolların kenarlarına sağlam binalar ve muhteşem saraylar yapmışlar ve kendilerini tamamen sefahat ve eğlenceye vermişlerdi. Zenginliğin verdiği şımarıklıkla fakir-fukaraya eziyet ediyor, komşu kabileleri zulümleri altında inletiyorlardı. Kendilerine bunca nimet veren Allahu Tealâ’ya şükretmek yerine, cansız putlara tapıyorlardı. Allah onları bir rüzgar ile helak etti. Ad kavminden sonra gelen Semud kavmi de yine benzeri sebeplerle helak edildi.
Sebe ahalisinin zenginlikleri tıpkı bu gün Avrupa’ da rahattan bıkıp macera arayanların durumu gibidir. Onların sonları da elleri ile yaptıkları baraj suları altında kalmak oldu.
Osmanlı’nın yükselme ve büyüme döneminde yapılan saraylar mütevazi olduğu halde yıkılma döneminde yapılan saraylar tam tersi çok şaşalı gösterişli olmuştur. Galata bankerlerinden alınan borç para ile yapılan ve altın yaldızlarla süslenen Dolmabahçe Sarayı buna en güzel örnektir. Sadece devlet değil bu dönemde halkta büyük bir israf ve savurganlığın içine düşmüş Avrupayi hayat tarzı yaşama sevdası romanlara bile konu olmuştur.
Dünyada ve Ülkemizde İsraf ve Savurganlık…

Dünya bir tarafta refahın ve israfın zirvesinde yaşayan zengin ülke vatandaşları ; diğer taraftan açlık sebebiyle ölen fakir ülke çocuklarının manzarasının birlikte seyrediyor.
Mevcut ekonomik sistemler ürettiklerini tüketecek bir tüketim toplumu oluşturma gayreti içinde olmadık çarelere baş vurmaya devam ediyor. Ve biz bilmeden ve ya nefsimize uyarak bu çabalara destek vermeye devam ediyoruz. Harcamada bir kuralımız yok.
Ölçüsüz harcama alışkanlığı felaketlerimizin yolunu açıyor. İlahi hüküm bizim için değil Müslümanca yaşama gayreti olanlar içindir. “ Onlar ki, (Rahman’ın o has kulları) harcadıkları zaman ne israf ederler, ne de kısarlar. Bu ikisi arasında orta bir yol tutarlar.” (Furkan, 67)
Günümüzde sıkça rastladığımız kredi kartı felaketleri bu ölçüsüz harcama , israf alışkanlığımızın bir sonucu değil mi?
Evimizdeki huzursuzlukların asıl sebebi kazandığımızdan daha fazla tüketip borç batağında boğulan yüzen insanımızın ruhi bunalımları değil mi?
Komşu aldı ben niçin almayım psikolojisi içinde ayağını yorganına göre uzatmayan Müslümanın vahları , eyvahları bütün düzenimizi , huzurumuzu bozmuyor mu?
Ve toplumuzun başka bir hastalığı kendimizi Allah a değil kullara beğendirmeye çalışmak değil mi?

İnsan Niçin İsraf Eder?

İnsanı israfa götüren temel etkenlerin başında hırs, tamah ve aç gözlülük gibi nefsanî hastalıklar gelir. Bir şeye karşı aşırı istekli olma duygusunu ifade eden hırs, kişiyi ölçü tanımamaya ve aşırılığa sevk eder. Bu da israfa neden olur.
İçinde israfa karşı meyil olanlara Efendimiz (sav) in şu mübarek sözü gönlümüze ilaç gibi gelmelidir: “Sizden biriniz, mal ve yaratılışça kendisinden üstün olana bakınca, nazarlarını bir de kendisinden aşağıda olana çevirsin. Böyle yapmak, Allah’ın üzerinizdeki nimetini küçük görmemeniz için gereklidir.” (Buharî)
Her şeyde olduğumu gibi harcamada da efendimizi ve sahabeyi örnek almamız gerekmez mi? Hz. Peygamber (A.S.), ırmakta abdest alan sahabiye suyu israf etmekte olduğunu söyler. Sahabe: “Ey Allah’ın Rasulü ırmaktan abdest alırken de su israf olur mu?” diye sorar. Ölçüyü yine Peygamberimiz koyar: “Evet ırmak da olsa, su israf olur” buyurur. Halbuki çoğumuz abdest alırken ya da diş fırçalarken suyun akıp gitmesini önemsemeyiz.

Sonuç:

Önce nefsimizi terbiye etmek birinci görevimiz olmalıdır. Bu mübarek kapıya da bunu için geldik. Nefsimizin terbiye edilebilmesi bu güzel din yolunun ulu önderlerinin derslerini yapmak , emir ve tavsiyelerini uygulamakla mümkündür.
İnsanın kalbi hasta ise cümle azaları hastadır , hükmü gereğince ; önce hasta kalbimizin ilacı olabilecek olan zikir , rabıta vb derslerimizi aksatmamız gerekir. Zikir kalbin bütün hastalıklarının ilacıdır. Zikir kalbe yerleşip hal haline gelince kalpten bütün hastalıklar çıkar gider. Zikrimiz kesilince yeniden bütün hepsi geri gelir. İlacını içmeyen hasta iyi olmaz. Muhterem büyüğümüzün virt konusuna neden bu kadar önem verdiğinin sebebi budur.

Beşerî ihtiyaçlar sınırlıdır, arzu ve istekler ise sınırsız… Huzura erebilmek için bu asla doymak bilmeyen nefsin eğitilmesi şarttır.

Allah şeytanın ve onun içimizdeki oyuncağı olan nefsimizin şerrinden bizi muhafaza buyursun. Allah hepimizden razı olsun. Ayağımızı doğru gittiğimiz yolundan kaydırmasın inşallah.

Savurganlik Ve İsraf

SAVURGANLIK VE İSRAF
İSRAF: Herhangi bir işte normal olan sınırı aşmak,aşırı olmak demektir. Çirkin bir huy olup büyük günahtır. Kur’an ;aşırıya kaçan, harcamalarında ve davranışlarında dengeyi kaçıran kimselerin yaptıklarını hoş görmemektedir. İsraf; sapmaların, bozulmaların, haksızlıkların, bozgunun kaynaklarından biri olarak görülmektedir. Ayrıca Kur’an’da Firavun “O israf edenlerden idi.” diye kötülenmiştir.
Kur’an israf kavramını iki anlamda kullanmaktadır:
Birincisi; haddi (sınırı) ve ölçüyü aşmak anlamındadır ki bu aynı zamanda inkarcıların bir sıfatıdır. Çünkü onlar Allah’ tan gelen helal ve haram ölçülerini tanımazlar. Davranışlarında normal sınırı gözetmezler ve konulan ölçünün ötesine geçerler, aşırıya giderler.
“(Salih onlara dedi ki) Allah’ tan korkun ve bana itaat edin. O israf edenlerin emrine uymayın. Onlar yeryüzünde bozgunculuk yaparlar.”
İsrafın Kur’an’da kullanılan ikinci anlamı savurganlıktır.
SAVURGANLIK: Savurganlık ise sahip olduğumuz nimetleri kullanmada aşırıya kaçmaktır. Savurganlık da kötü bir huydur ve dinimizce yasaklanmıştır.
Savurganlığın birçok çeşidi vardır. Gıda israfı, enerji israfı, para israfı ve benzerleri birer maddi savurganlık örneğidir. Düşüncede, duyguda ve davranışlarda yapılan savurganlık ise manevi bir israf çeşididir. İnsan bedenini ve sağlığını da kötü yolda kullanıp israf edebilir.
İnsan, beden sağlığına dikkat etmeli, güzel ve faydalı işler yapmalıdır. Sigara, içki gibi zararlı alışkanlıklar edinenler, sağlıklarını israf ederler .Küçük yaşlarda tembellik yapanlar, gençliklerini boşa harcar. Aşırı yiyenler ve beslenmelerine dikkat etmeyenler birçok hastalıklara yakalanır .Gözümüz, kulağımız, el ve ayaklarımızı güzel ve faydalı amaçlar için kullanmalıyız. Aksi halde, Allah’ın bizlere verdiği bu güzel organlarımızı israf etmiş oluruz.
Kötü fikirler beslemek bir düşünce israfıdır. Allah akıl ve düşünce kabiliyetini güzelliklere yönelmemiz ve kötülüklerden uzaklaşmamız için vermiştir. Kalbini kötü duygularla dolduranlar, ruhen huzursuz olurlar. Gönülleri kararır, iyilikleri göremez olurlar .Kötü alışkanlıklar kazananlar, bunları tekrar kolayca terk edemezler. Allah’ın verdiği güzel duyguları boşa harcarlar.
İnsanların en fazla savurganlık yaptıkları konular sahip oldukları imkanlardır. Bunların başında Gıda İsrafı gelir. Dünyanın birçok yöresinde insanlar açlık çekerken, bazıları en güzel yemekleri beğenmezler. Artık bıraktıkları yemekleri ve ekmekleri çöplere atarlar. Büyük şehirlerimizde her gün yüz binlerce ton ekmek çöpe atılmaktadır .Yüce Allah bu konuda Kuran-ı Kerim’de şöyle buyurur: “… Yiyin ,için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.” Hz. Muhammed de “Abdest alırken bir ırmak kenarında bile olsan suyu tutumlu kullan.” Diyerek sahip olduğumuz olanakları savurganca kullanmamamızı istemiştir.
Savurganlığın kötü olmasının sebeplerinden biri malın değerli olmasıdır. Dünyada rahat olmak, bedenin sıhhati, Hac, cihad sevabı hep mal ile olur. Malın israf edilmesi ise Allah’ın verdiği nimete kıymet vermemek ,nimeti elden kaçırmak olur, Allah’ın verdiği nimete şükretmemek olur. Bu konuda Kur’an: “Akrabaya hakkını ver, yoksula ve yolda kalmışa da. İsraf ederek saçıp savurma. Çünkü israf edenler şeytanın kardeşleri olmuşlardır. Şeytan ise Rabbine karşı nankördür.” buyurmaktadır.
Mal ve mülk gerçekte Allah ‘ a aittir. İnsana emanet olarak geçici bir süre verilmiştir. Malı helal yoldan kazanıp helal yola harcayanlar, hak sahiplerine haklarını verenler, savurganlık yapmayanlar mal konusundaki imtihanı kazanırlar.
İsraf yasağı çok güzel bir ekonomik denge oluşturur. Fakat savurganlık bu ekonomik dengeyi bozar. Birisi çok harcarsa diğerinin hakkına el atmış olur. Herkes gücüne,çalışmasına ve şartlarına göre nimetlerinden yararlanmalı, hiçbir zaman aşırıya kaçmamalıdır. Çünkü insan elindekilerin değerini bilmezse; elindeki olanakları, parasını,malını,mülkünü kaybedebilir. Başkalarına muhtaç duruma düşebilir. Hem kendisini hem de ailesini zor durumda bırakabilir. Ayrıca savurganlık insanlar arasındaki kıskançlığı arttırır. Bu da toplum huzurunun bozulmasına neden olur.
Savurganlık insanlara zarar verdiği gibi ülkelere de zarar verir. Suların, elektriğin savurganca kullanılması enerji kaynaklarının azalmasına neden olur. Bunlar azalınca devlet bunları dış ülkelerden ithal etmek zorundadır. Bu da gereksiz bir harcamadır ve ekonomiye zarar verir.
Kur’an’da israf;malı lüzumsuz yere harcamak, verilmesi gereken yere ve verilmesi uygun kimselere vermemek, malı hayır yollarında harcamamak, eldeki nimeti Allah’ a isyan yollarında kullanmak anlamında da kullanılır.
Cimrilik ise malı dinimizin uygun gördüğü yerlere vermemektir. Cimrilik de dinimizce yasaklanmıştır. Cimrilik yardım düşüncesini öldürdüğü gibi, ihtiyaç sahiplerine ulaşmayı engeller. Sadaka ahlakını köreltir.
İnsan hayatına her konuda denge getiren İslam inançta, amellerde, ahlakta,mal kazanma ve harcamada, duygularda, nefret ve sevmede her zaman orta yolu tavsiye etmekte; israf ve cimriliği yasaklamaktadır. Kur’an “Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma. Sonra pişman olur, açıkta kalırsın.” ve “Allah’ ın kulları harcadıkları zaman ne israf ederler ne de cimrilik. Bu ikisi arasında dengeli bir yol tutarlar.” buyurmaktadır.
Sayılamayacak kadar çok çeşidi ve zararı olan savurganlık nedeniyle milyonlar, milyarlar heba olmaktadır. Bu nedenle dinini, vatanını, milletini ve kendini seven bir insan televizyonda açlık çeken çocukları ve insanları gördükten sonra, yemek seçmez. Ekmekleri çöpe atmaz. Gıda israfı yapmaz. Su sıkıntısı çeken şehirleri ve ülkeleri aklına getirir ve boşa su harcamaz. Enerjinin değerini bilir ve bu konuda savurganlık yapmaz. Sigara gibi zararlı alışkanlıklar yüzünden tedavisi zor hastalıklara yakalananlara bakıp, bu kötü alışkanlıklardan uzak durur. Kahvelerde, havasız ve sağlıksız ortamlarda oturmaktan kaçınır. Geçim sıkıntısı çeken insanları bilirken, lüks eşyalara özen göstermez ve parasını israf etmez. İhtiyacından fazla olanı, diğer ihtiyaç sahiplerine dağıtır. Örnek insan, devlet malının kutsal olduğuna inanır. Herkesin bunda hakkı olduğunu düşünerek, kendi malı gibi korur ve gözetir. Devlet malını israf edenleri uyarır.
Eğer biz de dinini, vatanını, milletini ve kendini seven bir insan olmak istiyorsak davranışlarımızda orta yolu bulmalı, cimri olmamalı ve savurganlık yapmamalıyız.

Israf Etmeme İzin Verme Kendimi..

Beni kalbimin ellerine bırakma Ya Rabbi
KALBİM Kİ KÖRDÜR istediğinden gayrısına
İstediğinin hayır mı yoksa şer mi olduğuna
Beni kalbimin ellerine bırakma Ya Rabbi..
Kalbimin elinden çektim çekeceğimi yıllarca

Şimdi dönüp içimde bir karanlık görüyorsam
Ve bu karanlığın korkusuyla
AYDINLIK SANDIGIM HER KÜÇÜK YILDIZBÖCEĞİNE KOŞUYORSAM
Bunu acizliğimin duası say Ya Rabbi
Cahilliğimi bağışla
Ve ihtiyacı neyse onunla nimetlendir kalbimi

Gözümün pınarında her daim yaş hazır bekliyor.
Yürek sanki bir açık yara, ne değse sızım sızım sızlıyor.
Canı yanınca feryad ediyor insan
Canı yanınca yanında kim varsa ona uzanıyor
Şifa senin elindedir Ya Rabbi.
Yanlış adreslerden çevir adımlarımı
DENENMİŞ YANLIŞLARLA YENİDEN YANLIŞA DÜŞÜRME BENİ..

Ben külhanbeyi cümlelerini çok kurdum
Külhanbeyliğine soyunup
Kul olduğumu hatırladığım yollarda çokça yoruldum
Şimdi birkaç hayat yaşamışçasına yorgun
Birkaç hayat yaşamışçasına bitiksem
Suçlu aramaya ne hacet
Suçlusu benim
Ben hem kendi hayatımın
HEM YİTİRDİĞİM ZAMANIN KATİLİYİM.

Şimdi ben adına herşeyimi tüketmiş kapında duruyorum
Bir aralasan rahmet perdeni diye dua dua bekliyorum
Ne hakkım var istemeye ne yüzüm biliyorum
Lakin senin keremine sınır konmaz.
Senin rahmetin öyle bir deryadır ki
Benim günahlarım ona bent olmaz.
Affet Ya Rabbi
Affınla yeniden yeşert kalbimi
Affet Ya Rabbi
İSRAF ETMEME İZİN VERME KENDİMİ..

Israf İflah Etmez!..

İSRAF İFLAH ETMEZ!

İsraf,saçıp savurmak,boş yere harcamak,kıymetli olanı kıymetsiz yerde kullanmak demektir.Bu yüzden müsrif,hem kendine ,hem de başkasına zarar verir.

Müsrif,hem akılsız,hem de ahlaksızdır.En büyük zararı kendisine verir.Kötü örnek olur,zayıf karakterli ve bilinçsiz insanları da etkiler.Savurganlığı nisbetinde, insanların kızgınlığını,kırgınlığını ve nefretini kazanır..

İsrafın altında,bir kendini gösterme,merakı vardır.Başkalarına üstünlük taslama,varlığını görünür kılma,değersizliğini abartılı saçıp savurmlarla örtüp gizleme duygusu,israfı körükler.

İsraf,lüksün anasıdır.Dış dünyasını sun’i yıldızlarla süsleyenler,iç dünyalarının semasını yıldızsız bırakıp,hep karanlıkta kalanlardır.Daima,kendi bolluğu ve refahı adına; yoklukla,açlıkla,imkansızlıkla boğuşanları görmezden gelen, zalim bir gafletin anasıdır israf…

İnsanın içinde zaten var olan bu canavarı,Batı Medeniyeti besledi,büyüttü ve kışkırttı.İsraf, tüketim ekonomisiyle sıradan ve normal bir iş,hatta bir fazilet haline geldi.Topluma benimsetilen bu yanlış idrak sayesinde, artık utanılacak değil,övünülecek ve imrenilecek bir özellik haline geldi.Kazandığı bu itibar sebebiyle de,israf,artık dizginlenemez ve önüne geçilemez bir hale geldi.

Bu sonuçta,tabii ki basının da, çok mühim bir katkısı vardır.Zira,bir çok israfı,allaya pullaya reklam ve haber konusu yapıyor,dolayısıyla da, insanları müsrif olmaya özendiriyor.Basının verdiği genel mesaj,şöyle özetlenebilir:

“Eskiyi at,yeniyi al!Eskimeden at,ihtiyaç olmadan al!Daha çok,daha sık,daha lüks al!Al,al,al! At,at,al! At,al;al at!

Değerin, alabildiğinin değeri kadar…Alamayan değersizdir,hiçtir.İnsan oturduğu ev kadar,bindiği araba kadar,müdavimi olduğu lokanta kadar,kısacası harcadığı para kadar değerlidir.

Böyle düşündüren maddeci inancın mabedi,alış veriş merkezleridir.Parıltılı ihtişamlarıyla,hep alan,kazanan ,oyalayan ,çalıp çığıran,eğlendiren, hatta sömüren merkezler…Bir itibar kazandırdığı sanılan markalar dünyasına mahkum,modanın peşinde,modacının kulu kölesi olan insanlar…

Reklamlar,sanal ihtiyaç alanları oluşturuyor.Böylece,temel ihtiyaç maddeleri çeşitlendikçe çeşitleniyor,insanın olmazsa olmazı, dörtten dört bine çıkıyor,çıkarılıyor.Sürekli artan ve yenilenen ihtiyaçlarını ele geçirmekte zorl******ra,tüketim ekonomisi olmayan parayı harcama imkanı sağlıyor.Böylece ortaya,kredi kartları çıkıyor.Olmayanı harcayan müsrifler sebebiyle,g ünümüz ekonomisinin en tehlikeli kara deliği haline gelen kredi kartları…

Bu bencil yaşama biçimi,tamamiyle israf üzerine kuruludur.İsraf ise,dipsiz bir kuyu gibidir,sonu kapkaranlık,bir türlü görünmüyor. Fakat ,görünen tek gerçek o ki,israf iflah etmiyor.

İsraf,nice bitmez sanılan serveti,hazır parayı bitiriyor.Bitmez,tükenmez sanılan birikimler,miraslar güneş görmüş buz gibi eriyiveriyor.

İsrafa bulaşmamak için,önce insanın dünyaya bakışını düzeltmek gerekiyor.Bu dünya sonlu ve sınırlı bir yaşama alanıdır.Devam eden bir yolculuğun mola yeridir.Bütün himmeti,emeği,gayreti buraya sarfetmek müthiş bir yanlıştır.

Bu yanlışta karar kılan insan, dünyanın bütün imkanlarını sadece kendisi içinmiş gibi bilir ve tüketir.Tabii ki böyle bir açgözlülükle menfaatine saldıran kişi,dünya ile birlikte,kendisini de tüketir.

Oysa ki bu dünya,sadece bize ait değildir.Bizden sonra geleceklere de, yetmesi gerekir.Yüce Yaratıcı’nın emrettiği gibi tutumlu yaşandığında,bütün zamanlarda herkese de yetecektir.

İsrafa dağlar dayanmaz;her hazırın bir tükeniş anı vardır.

Asıl yatırımı sonsuz ve sınırsız dünya için yapmak gerekir.

Bu sebeple Rabbimiz uyarır:

“-Yiyin,için ama israf etmeyin!”

Yiyip içmekte israfa kaçanlar,bir zaman sonra o israfın getirdiği fazlalıklardan kurtulma mücadelesi veriyorlar.Varlıklılar, yeme içme çokluğundan;yokluk içindekiler de, açlıktan perişanlık çekiyorlar.Zira,israf bencil yapıyor;bencillik de cimrileştiriyor.Böylece ortaya dengesiz bir dünya çıkıyor:

Bir yanda müsrifler,diğer yanda açlar.Sodom ve Gomore ahalisi,yiyemez oluncaya kadar yedikten sonra,kusma çukurlarına koşup midelerini boşaltıyorlar,sonra da,tekrar yemeye koşuyorlrdı…Ama o toplumda da açlar vardı…

Mevlana deyişiyle,bir yanda, içi boş lüks elbiseler,diğer yanda da elbisesiz adamlar…Şairler Sultanı’na göre de, “Başsız başsız adamlar!”

İmam Azam,devrinin en zengin adamı olarak,ne güzel der: “İsrafta hayır yoktur; hayırda da israf yoktur.”

Bu muhteşem Alim,taksitle bir şey almazmış.Sebebini soranlara da, “Benim, o kadar süre yaşayacağıma dair garantim yok” dermiş.

Asıl marifet,zenginken müsrif olmamaktır.Fakir zaten tutumlu olmaya mecburdur.Beş yıldızlı otellerin,lokantaların açık büfe ortamlarında israfa düşmemek ise,yiğitliktir.

Bollukta tutumlu olmak,nimetin devamına fiili bir duadır.Çünkü israf,nimeti nimet saymamak, ,küçümsemek ,önemsiz ve değersiz görmek demektir.

Nimeti hor görmek ise,nimetin sahibini takdir etmemek demektir.Bu takdirsizlik ve kıymet bilmezlik, bazan itham ve iftira boyutlarına bile varabilir.Bu da,israf kötülüğünün ,giderek inançsızlığı nasıl doğurduğunu gösterir.

Basit ve önemsiz sanılarak,takdir edilmeyen nimet israf edilir.İsraf ,nimete fiili bir şükürsüzlüktür.Şükürsüzlük ise,Yüceler Yücesi’ne saygısızlık,sevgisizlik ve takdirsizliktir.

Her nimetin gönderen hanesinde tek isim vardır:

“-Allah (c.c.)”

Onun nasibettiği her şey,çok değerlidir.Değerli şeyler ise,israf edilmemelidir.Bizim sunduğumuz bir hediyeyi, kıymetsiz görerek,buruşturup çöpe atan bir insana, biz nasıl bakarız?

Rahmetli dedem,abdest alırken büyükçe bir tahta kaşık kullanır,suyun zerresini damlatmamaya özel bir özen gösterirdi.Çocuk yaşımızdayken,onun bu gayreti çok tuhafımıza giderdi.O da bize, Güzeller Güzeli’nin hadisini hatırlatırdı:

“-Bir ırmaktan abdest alırken bile,suyu israf etmeyiniz.”

Bütün büyükler,israftan kaçınmışlardır. Az eşya ile,çok sade yaşamışlardır.Maddi boyutları bakımından küçülenler,manevi boyutlarıbakımından büyümüşlerdir.Yani, “Beden inceldikçe,ruh kalınlaşmıştır.”

Osmanlı,manevi ihtişam döneminde mütevazı Topkapı Sarayı’nı,çöküş döneminde ise, Dolmabahçe Sarayı’nı yapmıştır.

Mana da derin ve zengin olan,madde de israflı yükseltilere tenezzül etmez.

Ancak,israfla cömertliği birbirine karıştırmamak gerekir.Cömertin varlığı elinde olur;onu HAKİKİ SAHİBİ adına tasarruf eder;müsrif kendini mal sahibi sanır,emanetçi olduğunu unutur,harcama kurallarını da kendisi koyar …

Müsrif,döke saça kendine harcarken mutludur;cömert başkasına verirken huzur bulur…Alışverişte sıkı pazarlık yapar ama,kazandığının birkaç katını sadaka ve yardım olarak sarfederken eli titremez,tam tersine yüreği sevinçlerle dolar.Mehmet Akif dedem, ne güzel örnektir bu hususta…Dostu Rıza Efendi onu şöyle anlatır:

“-O,ne yüksek bir insandı!Onun şahika-i faziletine erişmek ne mümkün!Fakir veya yetim bir çocuk görse,hemen kesesini boşaltırdı.Parası yoksa,ağlardı.Yardım için arkadaşını teşvik ederdi.Ahbabının kesesini kendi kesesi gibi,kendi kesesini de ahbabının kesesi gibi bilirdi.

Nazarında paranın hiç kıymeti yoktu.Elinden gelse,yeryüzünden fakirliği ve sefaleti kaldırırdı.İnsanlara karşı,o kadar hayırhahtı.”

Dünya,maddi bir israf çılgınlığı yüzünden krize düştü.Ancak,derin bir ekonomik kriz ile,tutumlu olmayı hatırladı.Ancak, kerhen hatırladığı tutumluluğu uygulaması,hiç de kolay değildir.Tutumluluk,bir alışkanlık ve eğitim işidir.

Bu sebeple,daha çocukluktan itibaren,yeni nesillere,israftan kaçma alışkanlığı kazandırılmalıdır.Mesela,çocukların,mutlaka bir kumbaraları olmalıdır.Almak istediklerini, hemen önlerinde bulmamalılar.

Eski eşyalarını biriktirmeyi ve onlarla yoksul yaşıtlarını sevindirmeyi düşünebilmeliler.

Yiyecekleri kadar yemek almalı;tabaklarında yemek bırakmamalılar.Meyveleri birbirlerine atacak malzeme olarak görmemeliler.Yemeğe Allah’ın adıyla başlayıp,doyduktan sonra da nimetin Sahibi’ne şükretmeyi unutmamalılar.

Büyükler,bu hususta da küçüklere mutlaka örnek olmalılar.

Müslüman evinde israf olmaz.Bu sebeple de,Müslüman’ın evinden çöpe pek az şey çıkar.

Zira orada karpuzun,portakalın,limonun kabuğu işe yarar…Yenen zeytinin çekirdeği tesbih olur.Bayat ekmek köfte olur.Ekşimiş yoğurt ayranlaşır.Eskimiş eşya görev değiştirir,işe yaramaya devam eder.

İsraf kalksa,ekonomik durum kendiliğinden düzelir,krizden eser kalmaz.

Evliliği ,israfla başlayan gençleri,iktisada nasıl alıştıracağız?Gösterişli davetiyeler,orijinal nikah şekerleri,lüks salonlar,pahalı elbiseler ,gelinlikler,yuvaya mutluluk getiremiyor;eşya işe yaramıyor.

Selamı da israf etmeyiniz,kelamı da…Alana veriniz selamı,dinleyene söyleyiniz…Söyleyeni dinleyiniz hayırsa…Eğer selamınız alınmazsa,siz alınız tekrar…Kelamınız boşa gidecekse,tutun çenenizi…Ne selam israf olsun,ne de kelam…

Sevginizi de, kalbinizde bastırarak israf etmeyiniz;sevilecek bunca güzel şey yaratmışken Rabbimiz…

Vehbi Vakkasoğlu

Etiketler:israf ve savurganlık islamda israf ve savurganlık savurganlık ve zararları israf savurganlık ve zararları savurganlık dinimize göre israf savurganlık nedir savurganlık ile ilgili hikaye savurganlıkla ilgili hikayeler savurganlıktan kaçınmak dinimize göre israf ve savurganlık savurganlıktan kaçınmak ile ilgili hikayeler israf ve savurganlığın zararları islamda savurganlık israf ve savurganlik dinde savurganlık nedir israf ile ilgili hikayeler israf savurganlık nedir savurganlık ile ilgili fıkralar dinimize göre israf savurganlık nedi savurganlıktan kaçınmak nedir
İslam'da kıyamet: Kıyamet; din ve inanışlarda “Dünyanın sonu” inancı, kıyametin kopacağı ve bunun zamanıyla ilgili inanç. Ayrıca Zerdüştlük, İslam ve Hıristiyanlık gibi bazı dinlerde ölülerin diriltilerek mahşer (toplanma yeri) de toplanacağına (haşir), hayattayken yapılan iyilik ve kötülükler hakkında hesap ve hüküm verileceğine (hesap günü), iyilerin cennete, kötülerin ise cezalarını çekmek üzere cehenneme gideceğine inanılır.
İslam'da büyük günah: Büyük günâh, kebîre veya fısk, bir İslam dini terimi. Fısk işleyen kişiye, fâsık denir. Fâsık, İslam dini terminolojisinde günahkâr demektir.
İslam'da iman: İlgili başlıklar; Akaid, Kelam, İslam mitolojisi
İslam'da melek: İslam'da Meleklerin Allah'ın emirlerini uygulamakla görevli nurdan yaratılmış varlıklar olduğu inanılır.
Melek: Melek (Arapça: ملاك, İbranice: מלאך, Latince: Angelus, Yunanca: Άγγελος), dini bir terim. Melek, birçok dinde inanılan semavi yaratıklara verilen isimdir.
İsrafil: İsrâfil (إسرافيل), Sûr'a üfleyecek olan melek; dört büyük melekten birisi olan İsrâfil kıyamet günü Sur'a üflemekle vazifeli melektir.
İsrafil Köse: İsrafil Köse d. 20.02.1970 Artvin. Dizi ve sinema oyuncusu.
İsrafil Kurtcephe: Prof. Dr. İsrafil Kurtcephe (d. 1958, Afşin, Kahramanmaraş), Akdeniz Üniversitesi Rektörlüğü görevini yürüten tarihçi ve akademisyen.
Muhammed İsrafilov: İsrafil Muhammed-Nabi-oğlu İsrafilov (Azerice: İsrafil Məhəmməd-Nəbi oğlu İsrafilbəyli). "İsrafil Bey" (Rusça: Исрафил-бей) olarak tanınmıştır.

Yorumlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir