İtiraf Eden Erkekler

ama bozuk bu diye eden insan kabul kader ki paraya tam ters ya zaman İtiraf Eden Erkekler Tecaviz İtiraf ihanet eden kadınlar itirafları itiraf eden erkekl..

Sizce İhanetin Bedeli Nedir ?

Tehlikeli bir ihanet oyununa başlayanlar sanırlar ki sadece kaybederlerse bir bedel ödeyecekler.Halbuki tehlikeli oyunların ters bir kuralı vardır.Kazanan kaybedenlerden her zaman daha çok bedel öderler.

Üstelik çoğu zaman herkezin ödeyeceği bedel apaçık ortadadır.Tehlikeli oyunları bu denli cazip kılansa bedellerin asla peşin istenmemesidir.Kader verdiği hazza kıyasla en fahiş bedeli işte bu yüzden ihanet oyuncularından talep eder , ve oyuncular en ağır senetleri çarçabuk imzalayarak atıverirler sahneye…

Peki ya siz hiç ihanete uğradınızmı , uğradıysanız bedeli ne oldu yada eğer uğrarsanız nasıl bir bedel keserdiniz ?

Şimdide İhanet Oyunlarını derinlemesine masaya yatıralım

Gerçekten sadık olduğumuz yegane anlar delice aşık olduğumuz anlardır.Ondan sonra ya sadık görünürüz yada fırsat bulamayız.
İnsan hep değişeceğim diye söz verir.Ama bu sözlerin hiçbir teminatı yoktur.Tam tersine kişinin geçmişi bu sözleri tamamen değersiz kılar.Ama aşıklar çok kötü tüccarlardır.Piiyasada 5 paraya kırdıramayacakları senetleri ne bedeller ödeyerek kabul ederler.
Değişeceğim sözü ilişkimizi düzeltmekte kullandığımız bozuk bir paradır.

Sadakat ihanettir.
Nasıl mı ?
Canım çeker ama yapamam.
Yani ?
Yani sana sadık kalırken kendime ihanet ederim.
Yani ?
Yani sadakat ihanettir.

Kadınlar özgürük ve bağımsızlıklarını herşeyin üstünde tutan erkeklere gerçekten aşık olurlar.Kadın erkeğin kendisine bağlanmasını isterken, bilinç altında hiçbir kadına bağlanamayacak yaratılıştaki erkekleri gerçek erkek diye kabul eder.Kadını aşkta perişan eden de içine düştüğü bu paradokstur.

Erkekler de bir gariptir.Mesela bazıları kendisini aldatmayacağından emin olduğu hiçbir kadına aşık olamaz.Bu da bir paradokstur.

Başka kadınlarla yatacağımdan şüphelenen kadınlar aslında kendinden şüphelenmektedir.Hırsızlar herkezi hırsız sanır.

Kıskanç bir kadın huzurumuzu bozar ama gururumuzu okşar ve bencil bir aşık için gururu huzurundan her zaman daha önemlidir.

Erkeklerin kıskançlığı biraz daha farklıdır.Erkek ihanet eden kadınını kıskanmaz ; öbür herifin talihini , cazibesini , neşesini ve keyfini kıskanır.Erkeklerin kıskançlıkları kadınlara duydukları güvensizikle ilgili değil, kendi erkekliklerine duydukları güvensizlikle ilgilidir.

Kıskançlığımızın temelinde en derinde narsizm ve bencillikten başka bir şey yoktur. ” Benim ona sahip olduğum şekillerde ve aynı ayrıntılarla bir başkasıda ona kolaylıkla sahip olabiliyorsa , benim ne ayrıcalığım kalır ki ? “

Hiç,evet,hiç.
Sende öbürleri gibisin.
Tıpa tıp aynı.
Hiçbir üstün tarafın , hiçbir özel kıymetin yokmuş.
Bak o da ne güzel takılıyor.
Bak onunlada ne şehvetli öpüşüyor.
Bak onunlada ne güzel sevişiyor.
İhanetlerde en büyük acıyı bu detayların hayal edilmesi vermez mi ?

Evet ihanetler bu yüzden çok acıtırlar çünkü kişiliğimize ve kendimizce biçtiğimiz sahte kıymetlerimize hakarettirler.Bir güzel uykudan hoyratca uyandırırlar bizi.İşte tamda bu yüzden, ihanetler kendimize daha gerçekci bir değer biçmemiz için çok kısmetli anlardır.Ama ne gam ! Herkes yalanların ve şişirilmiş egoların bir an önce geri gelmesini ister ve ihanet acısının bütün hıncıyla bu sefer kendisi için bir pay kapmak hevesiyle balıklama atlar çapkınlık pazarına.
Üstelik gerçekten aşık olamayanlar ve hiçbir zaman olamayacaklar aşkın tüm sorumluluğunu sadakat sanırlar.Ne büyük yanılgı ! Aşkta oysa tek bir sorumluluk vardır..
Aşkta sadakat , saygı , ihanet, iffet.. bütün bunlar o sorumluluğun biraz daha sürdürülmesine yarayan oyunlardır.
Sevmekten usanmak başkadır ; sevmemek başka. ” Seni hala seviyorum sevgilim.Ama bu aralar sevmekten usandım ” Bu dili konuşan aşıklar ne kadar azdır.Kendimizi her zaman bir papatya falına hapsederiz.

Seven erkek 3 yılda seven kadın ise 7 yılda bıkar.Aşkın en berbat yanıda aradaki bu 4 senedir zaten. İşte bu dönemde sadakat ve iffetin şehveti dizginleyeceği sanılır.
Oysaaa…
İffet şehveti dizginleyene kadar , şehvet iffeti ne oldum delisine çevirir.
İhanetten önce şehvet, ihanetten sonra sadakat konuşur.Doymuş bir şehvetin istirahatini fırsat bilen sadakat ne yeminler eder.
Sadakat bağıra çağıra yeminler ederken şehvet yavaşca uyanır , sokulur sevgilisinin ensesine ve başlar fısıldayarak konuşmaya.

En ucuza getirlimiş aşk , bedelini bedelini bir başka kadının yada kocanın ödediği aşktır.Böyle bir aşk da ucuzdur doğrusu.
Kadının iffeti , beni şehvetle sevdiğin müddetçe sana aşığım.
Erkeğin iffeti , seni şehvetle sevdiğim müddetce yaptığım kaçamaklar sadakatsizlik sayılmaz.
Kadının iffeti erkeğin iffetinden her zaman daha az iki yüzlüdür.

İffetini tamamen eşinin ona olan sadakatine ve sevgisine endekslemiş kadınlar ve erkekler iffetli sayılmazlar ama iyi tüccarlardır doğrusu.
“Sen beni sevdiğin için sana sadık değilim.Ben seni sevdiğim, sadece seni istediğim için sana sadığım”
İşte gerçek iffet…Saçma.. Halbuki iffet fırsatını bulamamış bir şehvetten başka bir şey değildir.
Çirkin bir kadının iffetine asla inanmam.Sahtedir.Çünkü çirkin bir kadının iffeti onun kaderidir , seçimi değil.Gerçek ise eski çağlarda eski çağlarda felsefenin şimdi ise bilimin pezoluğunu yaptığı ve her önüne gelene veren 2500 yıllık bir çaçadır.
İhanet oyunlarının en tiyatral anları itiraflarla başlar.İtirafların zamanlaması itirafların özünden daha önemlidir.Çünkü öz yinede sözdür.Yani yalanlarla sarmalanmış yepyeni bir doğrumsu.Ama zamanlama söz değildir , yaşanandır.
Neden şimdi bu itiraf ?
Çoğu zaman bu sorunun cevabını işaret ettiği ihanet, itiraf edilen ihannetden çok daha ağırdır.
İnsan yalanını itiraf ederken bile düzinelerce yalan söyler.Detaylar yumuşatılır, sahneler değiştirilir, figüranlar gizlenir.Bazı dostlar aklanır.İtirafçılar akıllıdır.Ayrıntıların toplamından ortaya çıkacak manzara , itiraf edilen o alelade gerçekten çok daha katlanılmazdır çünkü.
Büyük ve asıl yalan hep ayrıntılarda gizlidir, ve hiç bir zaman en içten itiraflarda dahi ortaya çıkmasına izin verilmez.Kimse ama hiç kimse gerçeğin tamamına katlanamaz.İçimizdeki en mert en cesur olanlarımız dahil.

İtiraf, yepyeni ufak yalanlar söylenerek anlatılan eski bir yalandır.
Kadının yalanı , Yattım ama hiç zevk almadım.
Erkeğin yalanı, Yattım ama hiç zevk almadım.
Doğrusu , yatarken hiç olmasa bile muhakkak biraz iyidir.Ne kadın ne erkek başka türlü sürdüremezler bu işi.Sonraki suçluluk ve pişmanlık duyguları “iyiyi” unutturur sadece.

Ne doğrunun nede yalanın yüzde yüzü yoktur.
Ama ben yüzde seksen ve üstüne müteşekkir olmayı ; yüzde elli ve üstüne rıza göstermeyi ; yüzde otuz ile yüzde elli arasına katlanmayı öğrendim.Yoksa bir tek dostum yada sevgilim kalmazdı.
Yalan ise yüzde otuz ve altında başlar.
Gerçekleri hep çok iyi saklarız.Kimse merak etmesin.Sırlarımızı ise ele vermeyi işte bu yüzden göze alabiliriz.
Yinede itiraf etmek için seçilen sırlar , büyük bir aşkın küçük afrodizyaklarıdır.
Midede tutulan küçük yalanlar ise zehirleri.
Üstelik her kendini suçlu hissedenin aynı zamanda pişman olması gerekmez.Çünkü iyi işlenmiş bir günah sadece suçluluk getirir, pişmanlık asla.

Kadınlar için baştan çıkarıldıktan sonra ya iffetsiz bir o… diyecekler yada kullanılmış bir enayi.Genelde o… denmesi daha az yaralar çünkü sözde o… bir kadın gerçekten pişman bir kadından her zaman daha mutludur.

Kötü kız olmak ara sıra farkına varılan küçük bir günahtır , iyi bir kız olmak ise her zaman büyük bir pişmanlık.

Erkekler için ise ya edepsiz diyecekler ya da beceriksiz.Umarım edepsiz derler.Çünkü edepsizlik gizlice kıskanılan bir ayıptır ; beceriksizlik ise açıkca lanetlenen bir yüz karası.
Günahkarlıkla enayilik arasında bir seçim yapıldığında kadınların günahkarlığı seçmeleri akıllılıktır.Edepsizlikle beceriksizlik arasında bir seçim yapıldığında ise erkeklerin edepsizliği seçmemeleri enayiliktir.

Erkekler ve kadınlar affetmek ve unutmak konusunda da biraz farklıdır.Erkek çabuk unutur ama asla affetmez.Kadın derhal affeder ama asla unutmaz.
Aslında erkeklerde unutmazlar sadece hatırlarına getirmezler.
Kısacası ihaneti kimse unutmaz.Kimi hatırına getirir kimi getirmez.Getirenler mutsuz olurlar o kadar.
Hatırlamamaya çalışmak , işte bu hayatta erken kazanılması gereken iyi bir meziyettir.

İtiraf ederiz.Neden mi ?
Çünkü bizde aynı suçu işlemişizdir.
Affederiz.Neden mi ?
Çünkü bizde aynı suçu işleyebilirdik.
Unuturuz.Neden mi ?
Çünkü bizde aynı suçu işleyeceğiz.

İtiraflar.. Okumalısınız

*İnsan yalanını itiraf ederken bile düzinelerle yalan söylerler. Detaylar yumuşatılır, sahneler değiştirilir, figüranlar gizlenir. Bazı dostlar aklanır. İtirafçılar akıllıdır. Ayrıntıların toplamından ortaya çıkacak manzara, itiraf edilen o alelade gerçekten çok daha katlanılmazdır çünkü. Büyük ve asıl yalan hep ayrıntılarda gizlidir. Ve hiçbir zaman, en içten itiraflarda dahi ortaya çıkmasına izin verilmez. Kimse ama hiç kimse gerçeğin tamamına katlanamaz – içimizdeki en mert ve en cesur olanlarımız dahil

*Erkekler ve kadınlar affetmek ve unutmak konusunda da biraz farklıdırlar. Erkek çabuk unutur ama asla affetmez. Kadın derhal affeder ama asla unutmaz.
Aslında erkeklerde unutmazlar; sadece hatırlarına getirmezler.
Kısaca: İhanetleri kimse unutmaz. Kimi hatırına getirir. Kimi getirmez. Getirenler mutuz olurlar o kadar

*İtiraf ederiz. Neden mi?
Çünkü bizde aynı suçu işlemişizdir.
Affederiz. Neden mi?
Çünkü bizde aynı suçu işleyebilirdik.
Unuturuz. Neden mi?
Çünkü bizde aynı suçu işleyeceğiz

*Hiç düşünmeden yaşamak kolaydır.
Hiç yaşamadan düşünmek de.
Hem düşünmek hem de yaşamak mı?
İşte bu imkansızdır.

*Kıskanç bir kadın huzurumuzu bozar ama gururumuzu okşar. Ve bencil bir aşık için gururu huzurundan her zaman daha önemlidir.

*Erkeklerin kıskançlığı biraz daha farklıdır. Erkek ihanet eden kadınını kıskanmaz; öbür herifin talihini, cazibesini, neşesini ve keyfini kıskanır. Erkeklerin kıskançlığı kadınlarına duyduğu güvensizlikle ilgili değil, kendi erkekliklerine duydukları güvensizlikle ilgilidir.

İhanet…

Dayanabilir miyim bilmiyorum…O kadar güçlü müyüm bilmiyorum…Oysa ben kendimi hep güçlü sanırdım senin o küçücük gövdendeki kocaman kalbi kucaklayıp,ayaklarını yerden kestiğimde…
Güçlü sanırdım kendimi o gece ve onu takip eden geceler boyunca dipte kalana kadar…
Ben dün gece ağladım, sevgilime sarılıp ağladım hem de.Hatta o da ağladı,o bize ağladı ben sana!Ben dün gece onun bedenini kullandım,gözlerimi kapattım sen diye sarıldım saatlerce ağladım…Ben dün ve önceki bütün gecelerde seni düşündüm başka bir bedende…Arada bir durdurdum kendimi,sordum sonra kendi kendime,’acaba o da beni düşünüyor mu başkasına sarılırken’ diye…Sonra uyudum,uyandım,hatta fırladım yataktan ,seni gördüm,gidiyordun.Korktum çok sonra yanımda yatan sevgilime sarıldım.Sana bir şey olacak diye çok korktum.Uyuyamadım sonra o geceden beri,sorular top oynadı kafamda,uyutmadılar,duvara vurdum kafamı sessiz olsunlar diye,susmadılar.Acaba gitti mi,iyi mi, ne zaman gelecek,beni düşünüyor mu o da diye bir sürü kazık soru.Bulamadım cevaplarını.Telefonla joker hakkımı kullanmak istedim,arayamadım seni.Ya o varsa yanında dedim. Sonra tekrar sevgilime sarıldım daha doğrusu onun arkasına saklandım, korkusundan bir koltuğun arkasına saklanan çocuk gibiydim aynen. Korkak birisiyim sanırım hatta sanmıyorum eminim artık, sevgilime başkasına aşık olduğumu söyleyemeyecek kadar korkak! Onu ümitlendirip kendimi sevdirecek kadar da bencil. Evet evet bencilim ben, gerçi bunu en iyi sen biliyorsun zaten. Bencilim herkesi aldatıyorum, bedenim seni ruhum sevgilimi aldatıyor her gece. Dün gece çok ağlattım beni seven kadını, ağlatmakta üstüme yoktur zaten. Ama dün bende çok ağladım. Dedim ya o bize ağladı ben sana… Sonra gözlerime baktı, kaçmak istedim. Kapıyı bile kapatmadan kaçmak,koşmak uzaklara.Gitmek…
Gitmeyi çok sevmem ben ama en çokta giderken düşünürüm.Metroda,dolmuşta,otobüste bir yere giderken,hatta yürürken bile düşünürüm,hayaller kurarım,onları gezdiririm gittiğim yerlerde.Sonuçta hep gördüğüm yerler…Ben aynı yeri iki kere görmeyi sevmem,o yüzden her ikinci gidişimde yeni bir hayal alırım yanıma, o ilk kez görsün derim.Şarkılar dinlerim sonra, hatta söylerim içimden,içimden söylerim çünkü korkarım insanlar beğenmezler sesimi diye.İnsanlar….Ne çok düşünüyoruz değil mi onları,yürürken ,konuşurken, sarılırken, öpüşürken, hatta baksana hayal kurarken bile rahat bırakmıyorlar yakamızı…Dediğin gibi toplum hazır değil henüz bazı şeylereJ Bu aralar hep seni düşünüyorum bir yerden bir yere giderken, senli hayaller götürüyorum,her seferinde yeni ve daha güzel hayaller. İzin almadım senden ama şairin de dediği gibi hayal kurmak bedava…
Ne diyordum? Gitmek… Hatta kaçmak, öldürdüğüm kadınların cesetlerini arkada bırakıp kaçmak. Hani dedin ya beni öldürdün diye, ben o gün söz verdim kendime başkasını öldürmeyeceğime. Söz verme eylemi beyinde gerçekleşir, şimdi de kalbim beynime ihanette. Dün gece ağır yaralı bir kadın vardı yanımda uzanan. Kalbinde bir bıçak, sapı benim elimde. Bastırıyorum, seviyorum dedikçe çeviriyorum bıçağı sağa sola, :-):-):-):-)linin kanlar içinde kaybolduğunu görebiliyorum her sevişte. Kanların aktığını görüyorum,her yerde kan var. Sonra gözlerime bakıyor yine, neden diye soruyor? Neden yapıyorsun bunu,gözleri ıslak bedeni kan içinde, saçmalamaya başlıyorum. Kendimi bile inandırmaya çalıştığım yalanları söylüyorum, inanmıyor, güvenmiyor bana, haklıda… Ben erkeklere güvenmeyen kadınları severim, ama bana hep güvensinler isterim. Ne kadar bencilce değil mi… Bu ne böyle her yer kan oldu! Ama bir şey daha var kana karışan, ondan gelmiyor bu sıvı, simsiyah bir şey. Bedenimi yokluyorum ellerimle, elimi kalbime koyuyorum yanıyor elim, bir bakıyorum kalbimden akıyor o siyah şey! Aman tanrım, bu ne böyle! Niye bu kadar acıtıyor kalbimi ve tenimi!
Sonra üstüm başım kan içinde fırlıyorum evden, pişmanlık yok! Çok garip! Issız sokaklara gidiyorum, hatta uzak bir şehre, gidiyorum. En unutulmuş mahallelerin birinde çıkarıyorum kalbimi yerinden. Senle dolu olan kısmını sıyırıyorum aynı kanlı bıçakla. Ve dipsiz bir kuyuya atıyorum. Bu da ne geriye bir şey kalmamış kalbimden. Küçücük bir parça. Onu da atıyorum peşinden. Artık ihtiyacım yok kalbe , hem katil dediğin kalpsiz olmalı. Koşmaya başlıyorum tekrar. Aman tanrım,ne kadar güzel bir şey acı çekmemek, kalpsiz olmak. Düşünüyorum yine koşarken sen gelmiyorsun aklıma bu sefer. Kimse gelmiyor, huzur mu yoksa bu? Sonra eve geliyorum. Kapıyı açıyorum çekinerek, bakıyorum o kanlı kadın bedeni yok artık. Hatta kan izi bile yok ortalıkta. Derin bir nefes alıyorum, boğazımı acıtıyor çektiğim hava, susamışım. Mutfağa giriyorum hemen,elimi rafa uzatıyorum.Bir bardak alıyorum,o da ne!Senin bardağın! Atıyorum hemen elimden korkuyorum, dolaba koşuyorum, saklanmak için,kapatıyorum kapaklarını, şu anda her yer karanlık,kimse yok kimseyi düşünmüyorum. Ama bu koku da ne,çok tanıdık! Kapağı aralıyorum,dolap ışıkla doluyor, o da ne! Senin tsirtün… Ama hala sen kokuyor olamaz ki, çok zaman geçti aradan. Ama lanet olsun ki sen kokuyor! Dolaptanda fırlıyorum,hatta düşüyorum panikle.O da ne yerde yine o siyah sıvı. Gözlerimle takip ediyorum izleri, kuyuya attığım kalbimle göz göze geliyorum yine! Anladım kaçış yok, alıyorum tekrar yerine koyuyorum. Ama garip, bu kez çok huzurluyum. Öyle huzurluyum ki uykusuz kaldığım günlere inat bu huzuru kullanmak istiyorum. Uyuyorum saatlerce huzurla…
Off yine sabah olmuş, neyse ki sevgilim yok bu sabah! Yalan söylemek zorunda değilim, yaratıcılığımı yalanlar üreterek harcamak ne kadar doğru acaba,işim bu sonuçta yaratmak… Yalanlar…Para ederler mi acaba satsam? Mesela her aldatan neden zamanını yalan bulmaya harcasın, benimkileri satayım onlara.Hayali ihracat diye buna diyorlar sanırım…Birazdan evden çıkacağım, aslında çıkmam hazır böyle yalnızken. Yalnız acı çekiyorken çıkmam aslında. Ben yalnızken acı çekmeyi severim arada, hatta bazen sırf yalnızım diye canımı acıtırım. Şimdi evden çıkarsam seni görebilirim aslında, ama korkuyorum seni görmekten, daha doğrusu sizi görmekten. Aslına bakarsan seni görmeyi o kadar çok istiyorum ki şu anda size bile katlanabilirim sanırım. Çıksam mı acaba?Ne giysem? Siyah gömleğimi giyip,kravatımı taksam bi titreşim gönderir mi acaba kalbine?
İhanet! Ne kadar şerefsizce,onursuzca bir kelime,ne kadar korkutucu!Bu ihanetin acısımı acaba bedenlerimizin çektiği?Bu yaptığımız onları daha mı az acıtacak söylesene ay ışığı?Bu şekilde nereye kadar gidebilecek?Sonunda daha mı az acı çekecekler?Dedim ya bedenim sana,ruhum sevgilime ihanette her gece, ama bu sefer BEDENLER DEĞİL,RUHLAR FAHİŞE!!!

Kadınlar Kocalarını Neden Aldatır?

Boşanma davalarına bakan Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’ne her gün daha fazla ‘kadın aldatması’ geliyor. Kadınlar eşlerini genellikle işyerindeki arkadaşlarıyla aldatıyor. İhanet nedeni ‘kocaların bakımsızlığı’. Bu aşkları yine işyerindeki arkadaşlar kocaya ihbar ediyor.

Türk evliliklerinde yaşanan değişim, Yargıtay üyelerinin önüne giden dosyalardan okunuyor. ‘Aldatma’da kadınlar, erkeklere yetişiyor. Kadının aldatması nedeniyle açılan boşanma davalarındaki artış üyeleri de şaşırtırken ‘işyeri’ aşklarına dikkat çekiliyor.
Boşanma davalarının karara bağlandığı Yargıtay 2. Hukuk Dairesi üyeleri, kocalarını aldatan kadınların sayısında artış olduğunu söylüyor. Önceki yıllarda eşlerini aldatan erkeklerin sayısının çok fazla olduğuna dikkat çeken Yargıtay üyeleri, “Son yıllarda karısı tarafından aldatıldığı için boşanma davası açan erkeklerin sayısında büyük bir artış var. Kadınlar da artık erkekler kadar aldatıyor” yorumunu yaptı.
Her yıl binlerce boşanma davasının temyiz incelemesini yaptıklarını belirten Yargıtay üyeleri, ‘ihanet’ gerekçesiyle açılan davalarda kocalarını aldatan kadın sayısındaki artışın dikkat çekici boyutlara ulaştığını vurguladı.
Yargıtay üyelerinin, önlerine gelen dosyalara ilişkin gözlemleri şöyle:

Evli kadınlar kocalarını genellikle işyeri arkadaşıyla aldatıyor.
Bakımlı erkekler şanslı!

İşyerindeki arkadaşıyla kocasını aldatan kadınların yine işyerindeki arkadaşları tarafından kocasına ihbar ediliyor.
Kocalarını aldattıklarını itiraf eden kadınların büyük bir bölümü kocalarının bakımsız olmasından yakınıyor ve bu gerekçelerle bakımlı olan erkeklerle birlikte olmaya başlıyor.
Hâkimleri çocuklar zorluyor
Yargıtay üyeleri, kocalarını aldatan çocuklu kadınların boşanma davasında en çok çocukların durumunun kendilerini çok zorladığını belirtiyor. Adının açıklanmasını istemeyen bir üye, “Aldatanın kadın veya erkek olması önemli değil. Ancak, çocuklu ailelerde çocuklar bu durumdan olumsuz yönde etkileniyor. Bu nedenle kocasını aldatan kadına çocukların velayetinin verilmemesi yönünde kararlara da imza atıyoruz” dedi.
Yargıtay üyelerinin diğer bir belirlemesi de, geliri olan kadınların, aldatma veya diğer gerekçelerle daha sık boşanma davası açmaya başladıkları yönünde:
“Eskiden erkekler boşanma davası açardı. Şimdi kadınlar da en az erkekler kadar boşanma davası açıyorlar. Ekonomik bağımsızlığı olan kadınlar eşlerini boşamaktan çekinmiyor. Özellikle büyük kentlerde, metropollerde yaşayan kadınlar daha evliliklerinin ilk üç ayında boşanma davası açarak eşlerinden boşanıyor.”

Etiketler:ihanet eden kadınlar itirafları itiraf eden erkekler tecaviz itiraf tecavüs itirafları ihanet eden kadınların itirafları ihanet eden kadın itirafları kadınların ihaneti itirafı itiraf eden kadınlar ihanet eden erkeklerin itirafları ıhanet ıtıraflar kadınların kıskançlık itirafları hpg 3.2.08 bingol ihanetler itiraflar İHANET EDEN KADINLARIN İTİRAFLARI ihanetini itiraf eden erkek itira yalan kıskançlık ile kadınların ihanet itirafları erkeklerın itiraf kadın itirafları
İtiraf (film, 2001): Harun ve Nilgün`ün sorunları, iç çatışmaları ve kavgaları etrafında ilerleyen film aynı zamanda Karanlık Üstüne Öyküler üçlemesinin ikinci filmi.
İtiraf Ediyorum (film, 1953): İtiraf Ediyorum, ( I Confess ) 1953 yapımı bir Alfred Hitchcock filmidir. Başrollerde Montgomery Clift ve Anne Baxter'ın oynadığı film, Paul Anthelme'in oyunundan George Tabori tarafından senaryolaştırılarak sinemaya aktarılmıştır.
İtiraflarım (roman): Tolstoy'un 1880'de yazdığı bir kitabı. İnanç biçimininde sorgulandığı bir kitap olması nedeniyle öne çıkmaktadır.
İtiraf gizemi: İtiraf gizemi (Sakramenti) halk arasında "Günah çıkarma" olarak bilinen Katolik ve Ortodoks Kiliselerinde kabul edilen 7 Temel Sakramentlerden biridir.
İtiraflarım: *İtiraflarım (1782) J. J. Roussea'nun kitabı
Erkekler Ağlamaz (film, 1999): Erkekler Ağlamaz 1999 ABD yapımı dramatik filmdir. Özgün adı Boys Don't Cry dır.
Erkekler Ağlamaz: * Erkekler Ağlamaz (film, 1964), Yılmaz Duru'nun yönettiği 1964 yapımı Türk filmi.
Erkekler 100 metre dünya rekorunun gelişimi: Atletizmde ilk 100 metre rekoru 1912 yılında, şimdiki adı Uluslararası Atletizm Federasyonları Birliği olan Uluslararası Amatör Atletizm Federasyonu kabul etmiştir.
Erkekler Ağlamaz (dizi): Atv de yayınlanan dizi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir