Kemal Atatürk

adatepe aile aylin berlin burada daha genel hansens harbi inan istanbul izmir matematik dersleri mustafa kemal nerede ordu sabiha sanat vs..

Mustafa Kemal Atatürk






Mustafa Kemal Atatürk’ü Özledin Mi?



.::mustafa Kemal Atatürk::.
























































Mustafa Kemal Atatürk’ün Çocukları

Mustafa Kemal yaptığı evlilikten ve herhangibir birliktelikten çocuğu olmasada bir çok çocuğu evlat edinerek nice nesillerin var olmasında büyük katkıları olmuştur. Abdurrahim Tuncak, Zühre, Afife, İhsan, Ömer, Afet İnan, Nebile Hanım, Rukiye Erkin, Zehra Aylin, Sığırtmaç Mustafa, Sabiha Gökçen, ülkü Adatepe adlarında 12 çocuğu manevi evladı olarak görmüş, onlardan maddi ve manevi desteğini esirgememiştir.

Abdurrahim Tuncak

Kafkas Cephesi’nde 2. Ordu komutanı olan Mustafa Kemal, oğlu Abdurrahim yerel kıyafetler ile poz vermiştir (1916).

Abdurrahim Tuncak, 1908 yılında dünyaya geldiği bilinmekte fakat nerede doğduğu konusunda net bir bilgi olmasada Diyarbakır’da doğduğu ağırlık kazanmaktadır. 8 yaşında iken tahminen Van ilinde Mustafa Kemal’in Kafkas cephesinde 2. Ordu komutanlığı, sırasında Osmanlı-Rus harbi sırasında (1916) annesi ve babasını kaybederek öksüz kaldığını öğrenmiş ve himayesi altına alarak sahip çıkmıştır. Çankaya’da ilköğretim tahsilini bitirdikten sonra Mustafa Kemal, 9. Ordu Müfettişi olarak Samsun’a gittiğinde Abdurrahim, İstanbul’da Beşiktaş Akaretler bulunan evde yaşayan annesi Zübeyde Hanım’ın yanına göndermiştir. Zübeyde Hanım’ın rahatsızlığı nedeniyle aile İzmir’e gitmiştir. Burada anne Zübeyde ve kardeş Makbule hanım tarafından yetiştirilmiştir. Lise eğitimi için İzmir Mithat Paşa Sanat okuluna gönderilmiştir. Daha sonra Mustafa Kemal’in isteği üzerine İETT genel müdürü Belçikalı Hansens tarafından özel olarak Fransızca ve Matematik dersleri aldı. Abdurrahim, 1929 yılında Berlin üniversitesinde öğrenim görmüş ve Mustafa Kemal tarafından 1934 yılında Tuncak soyadı verilmiştir. Mualla Hanım ile evlenmiştir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nda çalışmış ve oradan emekli olmuştur. Abudrrahim Tuncak İstanbul’da 1908 yılında vefat etmiştir.

Ülkü Adatepe

Mustafa Kemal Atatürk, ülkü’ye okuma yazma öğretirken.

Mustafa Kemal Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın küçük yaştan itibaren yetiştirdiği ve manevi evladı olan Selanikli Vasfiye Hanım ile Fransızca öğretmeni ve gar şefi Mehmet Tahsin Çukurluoğlu’nun 27 Kasım 1932 tarihinde dünyaya gelen kızıdır. ülkü’nün hem manevi babası hemde isim babası olan Mustafa Kemal, vefatına kadar 9 aylık iken yanına almış ve bakımını üstlenmiştir. Mustafa Kemal’in çocuk sevgisinin herzaman sembolü olmuştur. Yaşamı boyunca 3 kez evlenmiş ve ikinci evliliğinden 2 erkek evladı olmuştur.

Sabiha Gökçen

Mustafa Kemal Atatürk ve Manevi kızı Sabiha Gökçen

Bursa Vilayet Başkatibi olan Hafız Mustafa İzzet Bey ile Hayriye Hanım’ın kızları Sabiha, 22 Mart 1913′te Bursa’da dünyaya geldi. Anne ve babasını küçük yaşta kaybeden ve ağabeyi tarafından büyütülen Sabiha, 1925′te henüz 12 yaşındayken Bursa ziyareti sırasında evlerinin yakınındaki Hünkar Köşkü’nde konaklayan dönemin cumhurbaşkanı Atatürk’e ulamış ve okumak istediğini belirtmiş. Mustafa Kemal sadece abisi tarafından zor şartlarda bakıldığını öğrendiği Sabiha’nın evlatlığı olmasını sağladı ve Ankara’ya götürdü. Sabiha, Çankaya İlkokulu, Arnavutköy Amerikan Kız Koleji ve üsküdar Amerikan Kız Koleji’nde eğitim gördü. Rahatsızlığı nedeniyle öğrenimini yarıda kesip Heybeliada ve Viyana’da tedavi gördü. Eğitim ve öğrenim görmesi amacıyla Fransa’nın Paris şehrine gönderildi. Soyadı Kanunu’nun çıkarılmasıyla Mustafa Kemal, Sabiha’ya Gökçen soyadını uygun görmüştür. 1935′te Türk Hava Kurumu’nun Türk Kuşu Sivil Havacılık Okulu’na girdi, Ankara’da yüksek planörcülük brövelerini aldı. Gökçen, yedi erkek öğrenciyle birlikte Kırım’a gönderilerek altı aylık yüksek planörcülük eğitimini Koktebel Yüksek Planör Okulu’nda tamamladı. Rusya’ya motorlu uçak okuluna gitmeye hazırlandığı sıralarda manevi kızı Zehra’nın vefatı gerçekleşti ve eğitimi için Rusya’ya gitmekten vazgeçti. Bir dönem ara vermiş olsada Mustafa Kemal Atatürk’ün gayretleri neticesinde tekrar uçuş eğitimlerine devam etmiştir. Eskişehir Havacılık Okulu’nda Sami Uçan ve Muhittin Bey’den özel uçuş eğitimi aldı. 25 Şubat 1936′da ilk defa motorlu uçak ile uçmaya başladı. Mustafa Kemal Atatürk eğitimlerine devam etmesi ve elde ettiği başarılar nedeniyle kendisini savaş pilolu olmasu hususunda gayretlerde bulunmuş ve Eskişehir Uçuş Okulu’nda eğitim almasını sağlamıştır. 11 aylık eğitimin ardından Eskişehir’deki 1. Hava Alayı’nda 6 ay görev yaptı, bu sırada Trakya ve Ege manevralarına katıldı. 1937 yılında Tunceli Harekatı’na katılan Gökçen, bu harekattaki rolü ile dünyanın ilk kadın savaş pilotu oldu. Tunceli dönüşü, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı’nın da katıldığı bir törenle kendisine Türk Hava Kurumu Murassa (İftihar) Madalyası verildi. 30 Ağustos 1937′de askeri uçuş brövesi aldı. Manevi babası Mustafa Kemal’in vefat nedeniyle tekrar içine kapanan Sabiha Gökçen, kadınların orduda görev yapmasına ilişkin yasa çıkmadığı için ordudan ayrıldı ve Türkkuşu Uçuş Okulu’na başöğretmen tayin edildi. 1955′e kadar bu görevini başarıyla sürdürdü. Türk Hava Kurumu yönetim kurulu üyesi oldu. Hayatı boyunca toplam 22 değişik hafif bombardıman ve akrobatik uçakla uçmuştu. Gökçen, 1940 yılında Hava Okulu’nda askeri coğrafya ve topoğrafya öğretmeni üsteğmen Kemal Esiner ile evlenmiş ve eşine kendi soyadını vermiş; ancak üç yıl sonra, 12 Ocak 1943′de eşini kaybetmiştir. 1996′da havacılık kariyerinin en büyük ödülünü almıştır. Amerikan Hava Kurmay Koleji’nin mezuniyet töreni için düzenlenen Kartallar Toplantısının onur konuğu olarak katıldığı Maxwell Hava üssü’ndeki törende “dünya tarihine adını yazdıran 20 havacıdan biri” seçildi. Bu ödüle layık görülen ilk ve tek kadın havacı oldu. Sabiha Gökçen aynı zamanda doğum günüde olan 2001 yılının 22 Mart günü hayata gözlerini yummuştur.

Sığırtmaç Mustafa

Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk ve manevi evladı Sığırtmaç Mustafa

1918 yılında Varna civarında doğdu. Annesinin adı Efide, babasının adı Recep’tir. 3 çocuklu ailenin ortance evladı idi. Ailesi, bütün varlıklarını Bulgaristan’da bırakarak Türkiye’ye gelmiş bir göçmen aileydi. Çocukken Yalova’da sığırtmaçlık(çobanlık) yaparak ailesinin geçimine katkıda bulunmak zorundaydı. Bu sıralarda anne ve babasını kaybetmiş abisi ile yaşamını sürmekteydi. 1929 yılında gezinti yaparken yolunu kaybeden Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal ile karşılaşır. Yaşamını değiştirecek bu karşılaşma öncesinde Mustafa Kemal hakkında bilgiye sahip ancak kendisini ilk kez görecektir Mustafa. Karşılaşma esnasında gayet rahat ve saygılı tavırlar içerisinde Mustafa Kemal’in sorularını cevaplamıştır Ayrıca Sıtma hastası olduğundan dolayı yüzü ve karnı şiş olan Sığırtmaç Mustafa’nın hastalığı Mustafa Kemal’in gözünden kaçmamıştır. Daha sonra Mustafa’nın sadece ağabeyi ile birlikte yaşadığı başka kimsesinin olmadığını öğrenen Mustafa Kemal abisininde rızasını alarak tedavi olması için İstanbul’a gönderir. Okuma-yazma bilmeyen Sığırtmaç Mustafa, sağlığına kavuştuktan sonra okula gönderildi. Beşiktaş’taki 19. İlkokulu, Işık Lisesi’nin orta kısmını ve Kuleli Askeri Lisesi’ni bitirdi. 1941 yılında Kara Harp Okulu’ndan 1941/B’li Tankçı Teğmen olarak mezun oldu ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ne katıldı. Yüzbaşı rütbesindeyken Rıfkiye Hanım ile evlendi. 1954 yılında, Makbule Atadan tarafından manevi evlat olarak kabul edildi. Kızı Tacinur’a ismini Makbule Hanım verdi. Bir süre sonra sağlık sebebiyle orduda Personel sınıfına geçti. Çeşitli askerlik şubelerinde görev aldıktan sonra 1960 yılında kalp rahatsızlığı nedeniyle binbaşı rütbesindeyken emekliye ayrıldı ve ömrünün son yıllarını Yalova’da geçirdi. 15 Ocak 1987′de yaşamını yitirdi ve Yalova’da toprağa verildi.

Afet İnan

Prof. Dr. Afet İnan

Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk ve manevi kızı Afet İnan ile beraber Ertuğrul Yatı’nda (1935)

29 Kasım 1908 tarihinde Selanik’in Polyoroz (Kesendire) kasabasında doğan Afet’in Babası orman memuru İsmail Hakkı Bey (Uzmay), annesi Doyran Müderrisi Emrullah Efendi’nin torunu olan Şehdane Hanım’dır. Ailesi Balkan Savaşları sırasında Anadolu’ya geçti. Afet, ilköğrenimine Eskişehir’in Mihalıççık ilçesinde başladı. Annesini 1915 yılında veremden yitirdi. Öğrenimini Ankara ve Biga’da sürdürdü, 1920′de altı yıllık ilkokul diplomasını aldı. Aile 1921′de Alanya’ya taşındı. Afet Hanım, 1922′de Elmalı’da öğretmenlik ehliyeti aldı ve Elmalı Kızokulu’na başöğretmen olarak atandı. Babasının görevi nedeniyle sürekli yer değiştirdi; 1925 yılında Bursa Kız Muallim Mektebi’ni bitirerek İzmir’de Redd-i İlhak İlkokulu’nda göreve başladı. Atatürk ile tanışması sonucu ileriki yıllarda öğrenimine devam etme fırsatı buldu. Afet Hanım, 1925 yılında Redd-i İlhak İlkokulu’nda yeni göreve başladığı sırada bir çay ziyaretinde cumhurbaşkanı Atatürk ile tanışma fırsatı buldu. Annesinin ailesinin Selanik’in Doyran kasabasından olması nedeniyle cumhurbaşkanının ilgisini çekti ve Atatürk ertesi gün ailesiyle tanıştı. Gazi Paşa’ya öğrenimini sürdürmek ve yabancı dil öğrenmek istediğini açıklamış olan Afet Hanım, kısa bir süre sonra Ankara’ya atandı. Bakanlığın izniyle İsviçre’nin Lozan şehrine Fransızca öğrenmek için gönderildi. 1927′de yurda döndüğünde bir süre Fransız Kız Lisesi’nde öğrenim gördü. Bu arada ortaöğrenim tarih öğretmenliği sınavına girerek öğretmenlik belgesini aldı ve Ankara Musiki Muallim Mektebi’ne Tarih ve Yurt Bilgisi öğretmeni olarak atandı (1929-1930). 1933′ten sonra öğretmenliğe Ankara Kız Lisesi’nde devam etti. Kadın hakları üzerinde çalışmaya ilgi duyan Afet Hanım, Atatürk’ün isteği üzerine 3 Nisan 1930′da Türk Ocağı’nda Türk kadınlarının seçim haklarına ilişkin bir konferans verdi. Bu konferans için zamanın en ünlü hatibi Hamdullah Suphi Bey’den dersler alan Afet Hanım’ın giyeceği elbiseyi bizzat Atatürk çizmiş ve gömleği için kendi pırlanta kol düğmelerini hediye etmişti. Mart 1934 yılında gerçekleşen konferansta konuşma yaptığı gün Belediye Kanunu değişikliğiyle kadınlara belediye meclislerine seçme ve seçilme hakkı tanındı. 31 Mart 1930 tarihinde ise Halk Fırkası’na üy olmuş ve ilk kadın üye olmuştur. Türk Tarih Heyeti’nin 16 kişilik kurucu üyeleri arasında yer Afet hanım, Türk Ocakları Atatürk’ün emriyle 10 Nisan 1931′de kapatıldıktan sonra heyet, aynı kurucularla dernek olma kararı alarak ve Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti adını almış; 3 Ekim 1935′te ise adı Türk Tarih Kurumu olmuştur. Afet Hanım, 1935-1952 ve 1957- 1958 yılları boyunca kurumun as başkanlığını yapmıştır. Avrupa’daki pek çok şehirde üniversite öğretim üyeleriyle görüşmeler yaptıktan sonra yüksek öğrenimini Cenevre’de yapmaya karar verdi. Cenevre üniversitesi Sosyal ve Ekonomik Bilimler Fakültesi’nin Yakın Çağ ve Modern Tarih Bölümü’nde İsviçreli antropolog Eugene Pittard’ın öğrencisi oldu; “Türk Osmanlı devrinin ekonomik tarihi” adlı tezini sunarak Temmuz 1938′de lisans diplomasını aldı, Temmuz 1939′da ise doktorasını tamamladı ve sosyoloji doktoru ünvanını aldı. Yurda döndükten sonra Ankara Kız Lisesi’nde derslerine devam etmesinin yanı sıra Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’ne doçent vekili olarak atandı. 1940 yılında kadın hastalıkları ve doğum uzmanı olan Rıfat İnan ile evlenen Afet Hanım, 1942′de doçent, 1950′de profesör oldu. 1961-1962 yıllarında İngiltere’de incelemeler yaptı. 1955-1979 arasında da UNESCO Türkiye Milli Komisyonu’nda Türk Tarih Kurumu’nu temsil etti. Ankara üniversitesi Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Devrim Tarihi kürsüsü başkanlığını yaptı, 1977 yılında bu görevde iken kendi isteğiyle emekli oldu. Afet İnan 8 Haziran 1985 günü 76 yaşında Ankara`da yaşamını kaybetti. Arı adında bir kızı, Demir adında bir oğlu vardır.

Zehra Aylin

Zehra’nın babası Mehmet Bey Kurtuluş Savaşı’nda efsaneleşmiş bir yüzbaşıdır. Zehra, 1914 yılınd Amasya’da doğmuştur. Zehra, kendisini Kağıthane’deki bir yetiştirme yurdundan alan Mustafa Kemal tarafından Ankara’ya getirilmişti. İlköğrenimini Ankara’da, Çankaya Köşkü’nün bahçesindeki ilkokulda tamamladı. Ortaöğrenim için İstanbul’a, Arnavutköy Kız Koleji’ne gitti. Soyadı kanunu ile Aylin soyadını aldı. Kolejden mezun olduktan sonra yüksek öğrenim için Londra’da Saint Hilda College’e gönderildi. Ancak bir dönemlik eğitimden sonra yurda dönmek istedi. Eğitimini tamamlamayıp diplomasını aldıktan sonra yurda dönmesini isteyen manevi babası Atatürk, Zehra’nın hastalığı üzerine bir süre için Türkiye’ye gelmesin izin verince 1935 yılı sonunda Türkiye’ye doğru yola çıktı. Londra’dan gemi ile Fransa’ya geldikten sonra Paris eksperesine binen Zehra Amiens civarında trenden düşerek hayatını kaybetti. Amiens’te yapılan törenin ardından cenazesi İstanbul’a getirildi, Maçka Mezarlığı’na defnedildi. Ölümü gazetelerde büyük yer tutmuş, intihar ettiği söylentileri yayılmış; bu söylentileri Atatürk’ün bir diğer manevi kızı olan Sabiha Gökçen yalanlamıştır.

Nebile Hanım (Nebile Bayyurt)

Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, manevi kızı Nebile ile Viyana Türk Büyükelçiliği katibi Raşit’in düğününde kızı Nebile ile dans ederken (1929).

Nebile, 1901 yılında İstanbul’da doğmuştur. Mustafa Kemal Atatürk’ün manevi kızlarında bir tanesidir. Darülfünun Mektebini, Sağlık Mesleki İdadi’sini ve Paris Sorbone üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi’ni bitirdi. 1930 yılında İzmir Menkul Kıymetler Borsası’nda,1931 yılında Malatya İktisat Bankasında, 1932′de Ankara Döviz ve Bono Bankacılığı’ında en sonda TRT’deki Ekonomi Haberlerin’de Ekonomist olarak çalıştı. Hayatının sonuna kadar çalışmayı ihmal etmeyen Nebile Hanım, 1929′da Viyana Büyükelçiliği Baş Katibi Tahsin Bey’le görkemli bir törenle evlendirildi. Bu evlilik iki yıl sonra boşanmayla sonuçlandı. Nebile Hanım, ikinci evliliğini Sebahattin İrdelp adlı bir mühendisle yaptı. Atatürk’ün ölüm haberini aldığında sağlık durumu bozuldu. Rahatsızlığı sonucu kör olan Nebile Hanım, Heybeliada’da hayatını kaybetti

Rukiye Erkin

Ömer

İhsan

Afife

Zühre

Mustafa Kemal Atatürk’ün Askerlik Dönemi Ve Hayatı

Askerlikteki İlk Günleri ve Sürgünde Geçen Yıllar

Suriye(Şam) Sürgünü, Cemiyet Çalışmaları ve Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı)

Mustafa Kemal (Atatürk) sürgünde olduğu Suriye’nin Şam vilayetindeki görevi sırasında (1906).

Mustafa Kemal (Atatürk), Beşinci Ordu emrindeyken subay arkadaşları ile Beyrut’ta (15 Temmuz 1906), Fotoğrafın en solunda oturan kişi.

Mustafa Kemal (Atatürk), çocukluğundan beri yanlış bir yönetimin varlığından dem vurur ve yönetimin kökü olan Saltanat’ın aleyhine arkadaşlarıyla beraber toplantılar düzenlerdi. Makbule Hanım’ın aktardığı bilgilere göre Mustafa Kemal (Atatürk) Harbiye Akademisi mezuniyeti sonrası İstanbul’da 7 arkadaşıyla beraber bir bekar odası tumuşlar. Mustafa Kemal (Atatürk) ve arkadaşları artık Monarşi için tehdit oluşturabilecek tüm özelliklere sahip bir vaka haline gelmiş ve bu tehlikenin önüne geçilmesinin vaktide giderek yaklaşıyordu. Mezuniyet hemen ardından eve baskın düzenlenir ve Mustafa Kemal (Atatürk) göz altına alınır. Mustafa Kemal (Atatürk) göz altı sırasında “Tam okulu bitirdiğimde mükafat beklerken, ceza mı alacağım?” diye söylenir. Götürüldüğü yerde görecektirki sadece kendisi değil ev arkadaşları diğer bir başka değişle dava arkadaşlarıda göz altına alınmıştır. Göz altısının büyük bir bölümünü arkadaşlarından ayrı olarak Taşkışla’da geçirir ve Padişah tarafından affedilir. Yine Makbule Hanım’ın söylediklerine bakılırsa toplam gözaltı süresi 40 gün kadar sürmüştür.
Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) rütbesine layık görüldüğü sıralarda (20 Haziran 1907).

Affedilen ve serbest bırakılan Mustafa Kemal (Atatürk), 5 Şubat 1905 tarihinde Süriye’nin Şam şehrine 5. Ordu’nun emrinde göreve; sürgüne gönderilir. Burada devletin işleyişi ve aksaklıklarına içinden birisi olarak daha yakından gözleme fırsatını yakalamış oldu. 1906 yılının Ekim ayında Binbaşı Lütfi Bey, Dr. Mahmut Bey, Lüfti Müfit Bey ve askeri tabip Mustafa Bey (Cantekin) ile birlikte “Vatan ve Hürriyet” adını verdikleri cemiyeti kurarlar, tarihler 1906 yılının Ekim ayını gösterir. Cemiyet Beyrut, Yafa ve Kudüs gibi yerleşim yerlerinde de şubleri açıldı. Mustafa Kemal (Atatürk), daha sonra gizli olarak Mısır ve Yunanistan yoluyla Selanik’e geçecek Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’nin bir diğer şubesini orada açacaktır. Selanik’e izinsiz olarak giden Mustafa Kemal (Atatürk) arandığını öğrenince ağabeylik yapan Albay Hasan Bey, Yafa’ya dönüp oranın komutanı Ahmet Bey’e Mısır sınırında Birüssebi’ye gönderildiğini birdirmesini önerdi. Ahmet Bey de Mustafa Kemal (Atatürk) Bey’i Birüssebi’ye tayin etti ve bir süre sonra topçu staj için tekrar Şam’a gönderildi. 20 Haziran 1907 tarihinde Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu ve 13 Ekim 1907′de merkezi Manastır’da bulunan 3. Ordu Karargahına atandı. Bu Karargahın Selanik’teki şubesinde çalışmak üzere Selanik’e geldi. Ancak Selanik’e vardığında ‘Vatan ve Hürriyet’in şubesinin İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne ilhak edildiğini öğrendi. Bu yüzden kendisi de 1908 Şubat ayında İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne üye oldu (üye numarası: 322). 22 Haziran 1908 tarihinde 3. Ordu’da ki görevine ek olarak Rumeli Doğu Bölgesi Demiryolları Müfettişliği görevi verildi.
Tüm bunlar yaşanırken, Rumeli’de büyük faaliyet gösteren “İttihat ve Terakki Cemiyeti” Abdülhamit’i,1876 Anayasasını yeniden yürürlüğe koymaya ve kapatılan Meclis-i Mebusan’ı tekrar toplantıya çağırmaya zorlamaktadır. “Ittihat ve Terakki Cemiyeti nin bu girişimleri adım adım II. Meşrutiyetin ilanına uzandı.

1908; İkinci Meşrutiyet ilan ve Birinci Libya Görevi

1908 yılının 23 Temmuz gününde İkinci Meşrutiyet ilan edilir fakat Kolağası Mustafa Kemal (Atatürk), böylesi büyük bir inkılabın meydana gelmiş olmasından dahi pek haz duymayacaktır. O’na göre devletin beka ve hürriyeti için daha büyük ve köklü değişimlerin gerçekleşmesi gerekti. Ancak yinede bu değişimden cesaret alan Mustafa Kemal (Atatürk) çalışmalarına daha bir yürekten sarılarak devam edecektir. İttihat ve Terakki Cemiyeti çalışmalarına destek vermeye devam edecek fakat zaman zaman ileri gelenler ile fikir ayrılıklarına düşecek fakat onları uyarmaktan geri durmayacaktır. 1908 yılının sonbahar aylarında İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından, toplumsal ve siyasal sorunları ve güvenlik problemlerini incelemek üzere Trablusgarp (bugünkü Libya’nın bir parçası)’a gönderildi. Burada 1908 Devriminin fikirlerini Libyalılara yaymaya ve buradaki nüfusun farklı kesimlerinden gelenleri Jön Türk politikasına kazanmaya çalıştı.Bu siyasi görevin yanı sıra bölge halkının güvenliği ile de ilgilendi. Kentin dışında yapılan bir savaş tatbikatında Bingazi garnizonuna önderlik ederek askerlere modern taktikler öğretti. Bu tatbikat süresince isyancı bir şeyhin evini sararak bölgede sistem karşıtı başka güçlü kişilerede emsal oluşturması amacıyla onu kontrol altına aldı. Ayrıca hem kentli, hem de kırsal bölge insanlarını korumak için bir yedek asker ordusu planlamaya başladı.

Hareket Ordusu Kurmay Başkanı Kolağası(Kıdemli Yüzbaşı) Mustafa Kemal (Atatürk), arkadaşları ile İstanbul’da (Nisan 1909).

1909; 31 Mart Vakası ve Hareket Ordusu

II. Meşrutiyet ilan edilmiş ancak ülkedeki tansiyonu düşürmek yerine aksine yükseltmiştir. Aşırı dinci önderlerin “din elden” gidiyor olarak özetledikleri yenilikleri bahane etmişler, Meşrutiyet’in nedeni olan İttihat ve Terakki Cemiyeti üyeleri artık devlet düzeninde söz sahibi olması ve muhalif kesim olan aşırı dinci görüşe sahip bazı gazeticilerin o dönem öldürülmeleri fitili ateşlemiştir. 12 Nisan’ı 13 Nisan’a bağlayan gece, Osmanlı Devleti Başkenti İstanbul’da bulunan Taksim Kışlası’ndaki Avcı Taburu’na bağlı İttihat ve Terakki muhalifi askerler Heyet-i Mebusan’ın önünde toplanırlar ve isteklerini sert bir şekilde dile getirirler. 31 Mart Vakası olarak anılmasının nedeni ise isyanın başladığı tarihin yani 13 Nisan 1909 tarihinin Rumi Takvime göre 31 Mart 1325′i göstermisidir ve o dönem kullanılan takvim ise Rumi Takvimdir. Hüseyin Hilmi Paşa’nın başını çektiği hükümet üyelerinin tek tek istifa etmeside tepkiyi dindiremez. Halkın bir bölümünün de destek vermesi isyanı daha da şiddetlenir. Devlet görevlileri linç edilmeye, İttihatçı askerler ve mebuslar öldürülmeye başladı.
Mustafa Kemal ve Harekat Ordusu Kurmay ve Subayları ile beraber Selanik’ten İstanbul’a doğru gelmelerinden hemen önce (1909).

İstanbul’da denetimi elinden kaçıran İttihat ve Terakki’nin merkezi olan Selanik’te ki 3. Ordu’yu hazırlar. Bu sırada 3. Ordu’ya bağlı Selanik Redif Fırkası’nın Kurmay Başkanlığına Mustafa Kemal (Atatürk) getirilir. Ordu girmeden önce Heyet-i Mebusan ve Heyet-i Ayan üyeleri Yeşilköy’de toplanırlar ve bu girişimin meşruluğunu onaylarlar. Hareket Ordusu Selanik ve Edirne’den yola çıkarak Mirliva Mahmut Şevket Paşa komutasında 1909 yılı 19 Nisan günü Osmanlı Devleti başkenti, isyanın baş gösterdiği yer olan İstanbul’a girer. Orduğunun girdiği gün Mustafa Kemal (Atatürk)’in kaleme aldığı bir bildiri yayınlanır. İsyan kısa sürede bastırılır ve sıkıyönetim ilan edilerek isyanda başı çekenler Divan-ı Harp’te yargılanarak ölüm cezasına çaptırılırlar. Ancak tüm bunlar yetmez ve Osmanlı Devleti Padişahı II. Abdülhamid, Meclis-i Umumi Milli adı altında birlikte toplanan Heyet-i Mebusan ve Heyet-i Ayan tarafından tahttan indirilir ve sürgüne gönderilerek yerine V. Mehmet Reşat’ın tahta oturtulması kararlaştırılır.
Mustafa Kemal (Atatürk), isyanı başarılı bir şekilde bastırdıktan sonra 16 Mayıs 1909 tarihinde İstanbul’dan ayrılarak Selanik’e geri döner. Selanik’te geçirdiği süre içerisinde ise askeri eğitim konuları üzerinde telif ve tercüme eserler hazırlıyordu.
Mustafa Kemal (Atatürk) ordunun, İttihat ve Terakki Cemiyeti” ile sıkı alakasının ve siyasete karışmasının tehlikelerini sezinlemeye başlamış, buna karşı duruşunu sık sık dile getirmenin yanında 22 Eylül 1909 tarihinde Selanik’te toplanan İttihat ve Terakki Bûyük Kongresinde açıkça dile getirir ve aradaki anlaşmazlık artık su yüzüne çıkmış, sonradan devam edecek olan anlaşmazlığın ise başlangıcı olmuştur.
Picardie Manevralarına katlan davetli gözlemci subayları arasında (Sağdan dördüncü: Mustafa Kemal (Atatürk) Bey, Fransız Albay Hirschauer’un açıklamasını dinlerken)

Mustafa Kemal (Atatürk), Selanik’teki görevini başarı ile yürütürken 12 – 18 Eylül 1910 tarihleri arasında Fransa’da düzenlenen Picardie Manevraları’na gönderilir. Uçakların deneme uçuşların izlediğin anda uçaklardan birisine binmesi teklif edilir fakat yanında bulunan komutanın uyarması üzerine uçağa binmekten vazgeçer. Bu olayı kimi yazarlar yanındaki askeri yetkilinin değilde Mustafa Kemal (Atatürk)’in “şahsi reddi” olduğunu belirtirler. Binmesi teklif edilen uçak ise yere çakılır ve içinde bulunanlar ölür. Fransa’da geçirdiği süre boyunca Fransız Ordusunu ve komutanlarını yakından tanıdı.

1911 – 1912; Arnavutluk İsyanı ve Trablusgarp Savaşı

1910 yılında Arnavut kabilelerin küçük çapta ayaklanmalarıyla başlayan isyan, Mart 1911′de Kuzeyli Katolik Arnavutlarının arasında yayılmasıyla şiddetli bir hal aldı. Müdahele kaçınılmaz hale gelir ve öncelikle bölgeye bir tümen asker gönderilir ancak isyan bastırılamaz. Daha sonra Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa Selanik’e gelerek harekat ordusunu hazırlar. Bu sırada 15 Ocak 1911′de 3. Ordu’daki görevinden alınacak olan Mustafa Kemal (Atatürk) 5. Kolordu Karargahı’nda görevlendirilecektir. İsyana müdahelenin belirmesiyle Mahmut Şevket Paşa yanına Mustafa Kemal (Atatürk)’i göreve çağırır. Artık isyanı bastırmak üzere toplanan ordu hazırdır. Harbiye Nazırı Mahmut Şevket komutasındaki Osmanlı Ordusu Arnavutluk’a doğru harekata koyulur ve isyan bir ay içerisinde bastırılır. Kaynak
Mustafa Kemal (Atatürk) Derne bölgesinde Mücahitlerle (1912).

Harekattan dönen Mustafa Kemal (Atatürk) anlam veremesede Selanik’te bulunan 38. Piyade Alayı’na göreve gönderilir. Bu görevinde de muvaffak olmayı başaran Mustafa Kemal (Atatürk) çevresinde itibarını arttırmaya devam eder ancak 3. Ordu Müfettişliği bu durumdan pek memnun değildir. Selanik’ten uzaklaştırılarak 27 Eylül 1911 tarihinde İstanbul’da Genelkurmay Başkanlığı’nda bir göreve tayin edilir ve bir süre görevini sürdürdü. Tam bu sırada İtalyan kuvvetleri Osmanlı Devleti sınırları içerisinde yeralan Libya’nın, 3 büyük bölgesinden birisi olan Trablusgarp bölgesine işgaller gerçekleştirmeye başlamıştır. Mustafa Kemal (Atatürk) İstanbul Genel Kurmay’daki görevinden azlini isteyerek Trablusgarp bölgesinde görev almak üzere 15 Ekim 1911′de yola koyulur. Mustafa Kemal (Atatürk), gazete muhabiri Şerif Bey takma adıyla Mısır üzerinden Trablusgarp’a geçti ve 1911 27 Kasım günü Binbaşı oldu. Buradan 18 Aralık 1911 tarihinde arkadaşlarıyla Bingazi’ye hareket etti. Bingazi’de de yerel halkı İtalyanlara karşı örgütlemeye devam etti. Daha sonra Tobruk’a geçerek buradaki gönüllü mahalli kuvvetlerin başında bulundu ve 22 Aralık’ta buradaki İtalyan kuvvetlerini dize getirerek Tobruk Savaşı olarak bilinecek olan savaşı kazandı. Buradanda Derne bölgesine geçen Mustafa Kemal (Atatürk), 16/17 Ocak 1912 tarihinde İtalyan kuvvetlerine karşı düzenlenen taarruz sırasında gözünden yaralanacak ve bir ay tedavi ve müşahedenin ardından 11 Mart 1912 tarihinde Derne Komutanlığı’na getirilerek bölge topraklarını savunmak için elinden gelen tüm çabayı gösterdi. Gerek Mustafa Kemal (Atatürk), Enver Paşa, Ahmed Fuat Bulca, Nuri Conker ve Ali Fethi Okyar gibi gönüllü vatanseverler gerek oradaki yer silahsız ve talimsiz vatansever halk bu işgal karşısında fazlasıyla direnmiş, mücadele etmiş ve binlerce şehit’in yanında düşmana binlerce kayıp verdirmişsede toprak kaybını önleyememiştir.

1912-1913; Balkan Savaşları

1912 yılı Ekim ayında Osmanlı Devleti ve arkasına Rusya İmparatorluğunu alan; Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan ve Karadağ arasında Birinci Balkan Harbi meydana gelecektir. Bunun üzerine Mustafa Kemal (Atatürk), 24 Ekim 1912′de Trablusgarp’tan hareket ederek İstanbul’a geldi. 21 Kasım 1912′de Gelibolu’da bulunan Bahr-i Sefid (Akdeniz) Boğazı Kuvay-ı Mürettebesi Komutanlığı Harekat Şubesi Müdürlüğü’ne atandı. Bu atama üzerine Gelibolu’ya geldi. Olaylar süratle gelişmiş, baba memleketi Selanik düşmüş, Bulgar Ordusu ilerleyerek Çatalca’ya kadar gelmişti. Bu elim vaziyet kendisini çok üzdü. Daha sonra Haziran 1913 tarihinde Bulgaristan’ın yalnız kalacağı İkinci Balkan Harbi Meydana gelir. Mustafa Kemal (Atatürk) Gelibolu’ndaki görevinden Bolayır Kolordusu Kurmay Başkanlığı görevine getirilir. Bulgaristan’ın savaşta ağır kayıplar vererek Doğu Trakya’daki birliklerini batıya kaydırmasıyla kaybedilen Dimetoka ve Edirne Mustafa Kemal (Atatürk)’in göstermiş olduğu çabalarında katkısıyla geri alınmıştır.

1913-1915; Ataşemiliterliği(Askeri Ataşe) Dönemi

Atatürk; Sofya Ataşemiliteri iken, verilen kostümlü baloya yeniçeri kıyafeti ile katılmıştır (1913).

Balkan Savaşlarının ardından Mustafa Kemal (Atatürk), 27 Ekim 1913 tarihinde Sofya Askeri Ateşeliğine atanarak, yakın arkadaşı olan Ali Fethi Bey(Okyar)’in altında görev aldı ve bu görevi sırasında 1 Mart 1914 tarihinde yarbaylığa terfi etti. Sofya’daki görevi süresi içinde “Subay ve Komutan İle Konuşmalar” adlı eserini kaleme almış ve edindiği tecrübe ve bilgileri, ordudaki aksalıkları ve sorunları bilmeleri için üstlerine sunmuştur aynı zamanda. 11 Ocak 1914 tarihinden itibaren Belgrad ve Çetine Askeri Ateşeliğini yürütme görevi de Mustafa Kemal (Atatürk)’e verildi. Ateşelik görevi 1915 yılının ocak ayına kadar sürdü.

1914 – 1918 Birinci Dünya Savaşı

Ateşelik görevi sırasında; 28 Haziran 1914 tarihinde, Saraybosna’da Avusturya-Macaristan İmparatorluğu prensi Arşidük Franz Ferdinand’a suikast düzenlenir ve Birinci Dünya Savaşı için fitil ateşlenmiş olur. Bu olaydan sonra 1 Ağustos 1915 yılında Almanya, Rusya’ya savaş ilan eder ve böylece Birinci Dünya Savaşı Resmi anlamda başlamış olur. Savaşa dahil olan devletler, İtilaf ve İttifak kuvvetleri olmak üzere iki cepheye, iki kutupa ayrılmıştır. Mustafa Kemal (Atatürk) gelişen siyasi ve askeri olayları büyük bir dikkatle izlemekte; bir taraftan da görüş ve düşüncelerini Harbiye Nezaretine bildirmekte idi. Ona göre katılma zorunlu hale gelmedikçe Osmanlı Devleti bu büyük savaşın dışında kalmalıydı. Ancak olayların süratle gelişmesi 29 Ekim 1914′te Osmanlı Devletini de ister istemez İttifak Devletleri yanında harbe girmek mecburiyetinde bıraktı. Mustafa Kemal (Atatürk), bu gelişmeler üzerine Başkumandanlıktan kendisine faal bir hizmet istedi ise de uzun süre bu isteği yerine getirilmedi. Nihayet ısrarı üzerine, kendisini 20 Ocak 1915 tarihinde, 3. Kolordu emrinde Tekfurdağ (Tekirdağ)’da teşkil edilecek 19. Fırka komutanlığına yani Tümen Komutanlığına tayin edilir. Mustafa Kemal (Atatürk), bu tayin üzerine Sofya’daki ateşelik görevini bırakır ve Sofya’dan ayrılarak İstanbul a döner. Hemen görev yeri olan Tekirdağ’a gider ve komutası altında bir tümen oluşturur. Bu Tümen kısa süre sonra görülen lüzum üzerine 25 Şubat 1915′te Tekirdağ’dan Maydos (Eceabat)’a nakledilir. Mustafa Kemal (Atatürk) burada, 19. Tümene ilaveten 9. Tümenin 2 Piyade Alayı ve bazı topçu birlikleri de emrine verilerek Maydos Mıntıkası Kumandanı olarak görev yaptı.

1915 – 1916 Çanakkale Savaşı, Çanakkale Zaferi

Yarbay Mustafa Kemal (Atatürk) Çanakkale Savaşı sırasında kahraman Türk askerleriyle cephede.

23 Mart 1915 tarihinde Müstahkem Mevki Komutanlığı emri üzerine; Mustafa Kemal (Atatürk) komutasındaki 19. Tümen, Eceabat bölgesinde ihtiyaç görülmesi halinde bekletilmeye başlandı. Gelibolu Yanmadasında önemli olaylar oluyor, İngiliz donanması 18 Mart 1915 günü Çanakkale Boğazı’nı geçmeye teşebbüs ediyor ancak kıyıda bulunan topçu Osmanlı askerleri sahip oldukları mühimmatın miktarı ve etkisinin azlığına rağmen büyük bir özveriyle başarılı bir savunma gerçekleştirerek İngiliz Donanmasına büyük bir zayiat vererek geri dönmelerini sağlayacak ve Çanakkale Geçilmez destanının ilk bölümünü yazacaklardır.
3. Kolordy komutanı Esat Paşa, Yarbay Mustafa Kemal (Atatürk) ve Kahraman Türk subaylarıyla (1915).

Donanma ile Çanakkale Boğazını geçemeyeceğini anlayan düşman kuvvetler bu sefer Gelibolu Yarımadasına çıkarma yapma kararına varırlar. Bu sırada Genelkurmay Başkanlığı, 23 Mart 1915 tarihinde Gelibolu’da 5. Ordu kurulmasına karar verir ve Komutanlığına da Alman Generali Liman von Sanders’i atar. Liman von Sanders, muhtemel düşman taarruzuna karşı kuvvetlerini üç gruba ayırarak planını yapmış; Kaymakam(Yarbay) Mustafa Kemal (Atatürk)’in başında bulunduğu kuvvetleri ordu ihtiyatına almıştı. Mustafa Kemal (Atatürk) bu plan gereğince 18 Nisan 1915 günü Tümeniyle Bigalı’ya geçti. Düşman birlikleri 25 Nisan 1915 günü Seddülbahir ve Arıburnu bölgesinden ilk çıkarma hareketine başladı. Ancak çıkarma hareketi ilk gün karşısında 3.Kolordu komutanı Mehmet Esat Paşa’nın emrinde savaşan Yarbay Mustafa Kemal (Atatürk)’i buldu. Mustafa Kemal (Atatürk), çıkarmanın başladığını görür görmez, kuvvetlerini süratle Bigalı’dan Conkbayırı’na sevketmişti. Arıburnu’ndan Conkbayırı’na ilerleyen İngiliz kuvvetleri, o gün, Mustafa Kemal (Atatürk)’in komuta ettiği 19. Tümen kuvvetlerinin taarruzu ile geri çekilmeye mecbur edildi. Conkbayırı taarruzunda Türk askeri görülmemiş bir inanç ve cesaretle savaşıyor, tarihin en büyük kahramanlık sahneleri sergileniyordu. taarruz sırasında Mustafa Kemal (Atatürk) emri altındaki kahraman Türk askerlerine : “Ben, size taarruz emretmiyorum; ölmeyi emrediyorum! Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve kumandanlar geçebilir!” der ve büyük destanın ikinci bölümü yazılır. 25 Nisan 1915 günü başlayan çıkarma, kuvvetlerimiz tarafından kıyıya kadar itilmesine rağmen düşman, 26 ve 27 Nisan 1915 günleri de çıkarma harekatına devam etti. İlerlemek isteyen İngilizlerle yer yer şiddetli çarpışmalar oldu; ancak her taarruz Türk askerinin kahramanca savunması karşısında başarısız kaldı. Mustafa Kemal (Atatürk) gösterdiği başarı üzerine 5. Ordu kumandanı Otto Liman von Sanders’in takdirini kazanır ve 1 Haziran 1915′te Miralay (Albay)lığa terfi ettirilir.
Düşman, Çanakkale’de başarı sağlayamaması ve ilerleme gösterememesine rağmen, yeni bir çıkarma yapmada kararlıydı. Düşünülen çıkarmanın gerçekleşebilmesi için, her şeyden önce ilk direnç hatlarını oluşturan Arıburnu ve Seddülbahir’deki Türk kuvvetlerinin yerlerinden sökülmesi gerekiyordu. İngilizler bu amaçla 6 ve 7 Ağustos l915 günleri, takviyeli kuvvetlerle yeni bir taarruz daha denediler; düşman kuvvetleriyle, kuvvetlerimiz arasında şiddetli muharebeler oldu. Ancak, Mustafa Kemal (Atatürk)’in aldığı önlemler sayesinde düşmanın bu taarruzu da gelişme imkanı bulamadı.
Anafartalar Grup Komutanı Yarbay Mustafa Kemal (Atatürk) karagah önünde subay arkadaşları ile birlikte (1915).

Arıburnu ve Seddülbahir’deki taarruz devam ederken İngilizler 6 Ağustos 1919 akşamı Çanakkale’nin güney kıyılarına da asker çıkararak ilerlemeye başladı. Bu suretle Anafartalar Bölgesi de ansızın kritikleşti. Gelişen bu buhranlı durum üzerine Liman von Sanders’in emri ile komuta değişikliği yapılarak, “Anafartalar Grubu Komutanlığı’na 8 Ağustos 1915 tarihinde Albay Mustafa Kemal (Atatürk) qetirildi. 9 Ağustos 1915 günü komutayı ele alan Mustata Kemal, beklemeksizin aynı gün yaptığı taarruz ile ilerleyen İngiliz kuvvetlerini tekrar çıkarma yaptıkları kıyılara itti ve Tarihte 1. Anafartalar Zaferi olarak bilinecek olan zaferi elde etti. Aynı günün akşamı Conkbayırı bölgesine geçerek buradaki kuvvetleri de 10 Ağustos 1915 sabahı taarruza geçirdi. Böylece düşmanın ilerlemesine imkan verilmemiş; aksine tutunduğu mevzilerden tamamen çıkarılarak Anafartalar bölgesine tam anlamıyla hakim olunmuştu.
Ancak düşmanın vaz geçmeye niyeti yoktur. Yeni bir taarruz yapma peşine düşülmüş ve düşman yani İtilaf Kuvvetler, üst komutanı General Sır Ian Hamilton, 15 Ağustos’da, 9. Kolordu komutanı General F. Stopford’u görevden alarak yerine Seddülbahir Cephesi’ndeki 29. İngiliz Tümeni komutanı General B. De Lisle’i atamıştı. Gelibolu Yarımadası’nda Osmanlı 5. Ordusu’nun 13 tümeni vardır. Bu 13 tümenden ikisi Kuzey Grup Komutanı (Arıburnu) Esat Paşa’nın, dördü Güney Grup Komutanı (Seddülbahir) Vehip Paşa’nın, yedisi de Anafartalar Grup Komutanı Albay Mustafa Kemal (Atatürk) emrindedir. İtilaf Kuvvet, Sir lan Hamilton komutasında saldırılara başlarlar ancak işler planlandığı gibi yolunda gitmiyordur. Meydana gelen muharebe iki noktada yoğunlaşacaktır bunlar; İsmailoğlu Tepesi ve Bomba Tepe. Her iki noktada da gerek normalin dışında gelişen mevsimsel hareketler ve hepsinden önemlisi, Esat Paşa, Vehip Paşa, Mustafa Kemal (Atatürk) ve bu üç komutanın emirlerindeki askerler mükemmel bir kahramanlık göstererek düşmanı püskürtmüştür. Böylece destanın son bölümünede yazılarak son nokta koyulmuş ve tarihe altın harflerle yazılmıştır.
Kurmay Albay Mustafa Kemal (Atatürk) Çanakkale’de (1915).

Mustafa Kemal (Atatürk), 25 Nisan 1915 taarruzunda olduğu gibi 9 ve 10 Ağustos taarruzlarında ve 21 Ağustos 29 Ağustos günleri arasında meydana gelen İtilaf Kuvvetlerinin son taarruzunda da bizzat ateş hattında bulunmuş, ateş hattından emirler vermiş, bu davranışı yanındaki subay ve erler için ifadesi imkansız cesaret kaynağı olmuştu. Conkbayırı’nda kalbini hedef alan bir kurşun, cebindeki saate çarpıp geri döndüğünden mutlak bir ölümden kurtuldu. Bu muharebeler esnasında gösterdiği kahramanlık, azim ve yüksek kumanda kudreti, kendisine memleket içinde ve dışında büyük ün sağladı. Artık o, “Anafartalar Kahramanı” olarak anılıyordu. Aylarca süren çıkarma ve savaşlar sonucu ilerleme kaydedemeyen İngilizler; nihayet 1915 yılı Aralık sonunda müttefikleriyle beraber Çanakkale’den çekildiler. Düşmanların Çanakkale Boğazı’nı geçememesi, İstanbul’un işgalini önlemiş; İngilizlerin, Marmara ve Karadeniz üzerinden müttefikleri Rusya ile bağlantı kurma hayallerini söndürmüştür.
Mustafa Kemal (Atatürk), Çanakkale Muharebeleri’nin eski şiddetini kaybettiği 1915 yılının son aylarında, son bir taarruzla düşmanı tutunduğu kıyılardan da sökerek onu tam mağlûp duruma düşürmek görüşünde idi. Ancak bu teklifi, Ordu Komutanı Liman von Sanders tarafından, düşmanın da kıyıdan yapacağı topçu ateşinin ağır zayiat verdirebileceği endişesiyle benimsenmedi. Artık bu cephede yapacak bir şey kalmamıştı. Mustafa Kemal (Atatürk), 10 Aralık 1915′te “Anafartalar Grubu Komutanlığı”nı, Fevzi (Çakmak) Paşa’ya bırakarak izinli olarak Çanakkale’den ayrıldı; İstanbul a döndü.
Çanakkale Zaferi’nin birinci önemi ve nedeni İnanç ve azimdir. İkincisi başta Esat Paşa ve komutasındaki değerli üst rütbeli askerler olmak üzere verilen görevleri layıkıyla yerine getirmekle kalmayan, şehitliği kalplerine kazımış olan kahraman erler. Hersene kutlanan, şeref ve mutluluk duyduğumuz anma törenlerinde şehit olan erlerimiz ve Gazi Mustafa Kemal (Atatürk)’i anar ve geçiştiririz. Ancak Mehmet Esat Bülkat yani nam-ı diğer adıyla Esat Paşa gibi bir değeri hatırlamak hepsinden önemlisi Çanakkale zaferi dendiği zaman isminin ilk sırada yer alması gereken birisini hatırlatmak en tabi görevlerden birisi olmalı. Mükemmel bir komutan olmasının yanında iyi birer Matematik dehasıdır aynı zamanda Esat Paşa.

1916 – 1917; Kafkasya Cephesi; Güneydoğu ve Doğu Bölgeleri

Tuğgeneral Mustafa Kemal (Atatürk) Paşa at sırtında Bitlis’deki askeri birliği denetlemesi sırasında (1916)

Mustafa Kemal (Atatürk), 27 Ocak 1916′da karargahı Edirne’de bulunan Onaltıncı Kolordu Komutanlığı’na atandı. Kısa süre sonra bu Kolordu’nun aynı isimle Diyarbakır’da kurulması kararı üzerine yine Kolordu Komutanı olarak 11 Mart 1916′da Diyarbakır-Bitlis-Muş Cephesine tayin edildi. Mustafa Kemal (Atatürk), 26 Mart 1916′da Diyarbakır’a gelerek komutayı ele aldı. 1 Nisan 1916′da Mirlivalığa(Tuğgeneral) yükseldi ve Paşa unvanı almış oldu. Diyarbakır’a gelişini takiben kısa bir hazırlıktan sonra 3 Ağustos 1916 sabahı emrindeki kuvvetleri Bitlis ve Muş yönünde taarruza geçirdi; Ruslarla iki tümenimiz arasında taarruz ve karşı taarruz şeklinde şiddetli çarpışmalar oldu. Nihayet 8 Ağustos 1916 sabahı Muş, aynı günün akşamı Bitlis kuvvetlerimiz tarafından düşman işgalinden kurtarıldı. Muş; ne yazık ki 25 Ağustos 1916′da tekrar Rusların eline düşmüştü. Mustafa Kemal (Atatürk) Paşa, 2. Ordu Komutanlığı sırasında, 14 Mayıs 1917′de Muş’u ikinci defa Rus işgalinden kurtardı.

1916; Mustafa Kemal (Atatürk) ve İsmet İnönü İle tanışmaları

Mustafa Kemal (Atatürk) Paşa, Aralık 1916′da Ahmet İzzet Paşa’nın izinli olarak bir süre İstanbul’a gitmesi üzerine vekaleten 2. Ordu Kumandanlığına tayin edildi. Karargahı Diyarbakır’da olan bu ordunun Kurmay Başkanı Albay İsmet (İnönü) Bey’di. Büyük Kumandanın, İnönü ile yakından tanışması, emir-komuta zinciri içinde çalışması bu tarihlere rastladı.

1917 – 1918; Almanya Ziyareti

Mustafa Kemal (Atatürk) Paşa,14 Şubat 1917′de Hicaz Kuvve-i Seferiyesi Komutanlığı’na atanması üzerine Şam’a giderek Sina Cephesini teftiş etti ise de 7 Mart 1917′de karargahı Diyarbekir’de bulunan 2.Ordu Komutan Vekilliliğine atandıktan sonra Hicaz Kuuveyi Seferiyesi Komutanlığına getirilmek istendi. Ancak bunu kabul etmeyerek tekrar Diyarbakır’a dönen Mustafa Kemal (Atatürk) Paşa, 16 Mart 1917′de asaleten 2. Ordu Komutanlığına getirildi. Fakat bu görevde de çok kalmayarak 5 Temmuz 1917 tarihinde Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı’na bağlı olarak Halep’te kurulması kararlaştırılan 7. Ordu’nun başına getirildi. Bu cephenin umumi idaresi Falkenhein adlı bir Alman generaline verilmişti. Mustafa Kemal (Atatürk) Paşa, 15 Ağustos 1917 günü Halep’e gelerek göreve başladı. Fakat bir süre sonra General Falkenhein ile aralarında askeri görüşler ve uygulanacak harekat bakımından anlaşmazlık çıktı; bu anlaşmazlık sonucu Mustafa Kemal (Atatürk) Paşa, 1917 Ekim başlarında istifa mecburiyetinde kaldı. Kendisine tekrar Diyarbakır’daki eski görevi teklif edildi ise de kabul etmeyerek İstanbul’a geldi. 7 Kasım 1917′de Genel Karargah’ta görevlendirildi. Ancak kısa süre sonra Veliaht Vahdettin Efendi’nin maiyetinde Alman Umumi Karargahını ve Alman Cephelerini ziyaret etmek üzere Almanya seyahatine iştirak etti.
15 Aralık 1917 – 4 Ocak 1918 arasını kapsayan bu seyahat esnasında Mustafa Kemal (Atatürk), Alman askeri çevrelerinde incelemeler yaparak, Alman İmparatoru II. Wilhelm ve devrin tanınmış komutanlarıyla görüştü. Onlara -hoşlanmasalar da- I. Dünya Harbi’nin muhtemel sonuçları hakkındaki görüşlerini açıkça ve belirgin şekilde anlatıyordu.

1918; Sina ve Filistin Cephesi

Ahmet İzzet Paşa ve Subay arkadaşlarıyla beraber İkinci Ordu Komutanı Mustafa Kemal (Atatürk) Paşa (1917)

A7. Ordu komutanı ve Padişah’ın yaveri Mustafa Kemal (Atatürk), yaverleri ile beraber. Salih Bozok, Şükrü Tezer, Cevat Abbas Gürer (1918)

Mustafa Kemal (Atatürk) Paşa, 20 gün süren Almanya seyahatinden İstanbul’a döndükten bir süre sonra böbrek rahatsızlığı nedeniyle Viyana ve Karlsbad’a giderek tedavi gördü. 13 Mayıs 1918 – 4 Ağustos 1918 arasını kapsayan bu seyahat Sultan Reşat’ın vefatı ve Vahdettin’in cülûsu üzerine 2 Ağustos’ta sona erdi ve İstanbul’a döndü. Dönüşü General Falkenhein’in yerine Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığı’na getirilmiş olan General Liman von Sanders’in emrindeki 7. Ordu’ya Ağustos 1918′de tekrar komutan oldu. Ardından Mustafa Kemal (Atatürk)’e “Fahri Yaver Hazreti Şehriyari” (Padişahın Onursal Yaveri) unvanı verildi ve 15 Ağustos 1918 günü Halep’e geldi. 19 Eylül 1918′de Allenby komutasındaki İtilaf kuvvetleri genel taarruza geçerek üç ordudan oluşan Yıldırım Orduları Grubu’nu ağır bir hezimete uğrattılar. 1 Ekim’de Şam, 25 Ekim’de Halep düştü. Bu bölgedeki Türk Ordusu dağılmaktan kurtarılmış; büyük bir düzen içinde Halep’e kadar çekilme başarısını göstermişti. Fakat Birinci Dünya Savaşı Almanya ve müttefikleri aleyhine gelişiyordu. 29 Eylül 1918 tarihinde Bulgaristan savaştan çekilmiş, 4 Ekim 1918 tarihinde de Almanya mütareke istemişti. Artık yapacak birşey yoktu ve Padişah’ın Onursal Yaveri Mustafa Kemal (Atatürk) Paşa, VI. Mehmet (Vahdettin)’in başyaveri Naci Bey (Eldeniz)’e bir telgraf çekerek “Yıldırım Orduları Grubu’nun savaş gücünün kalmadığını” bildirerek mütareke istemesini önerir. Ayrıca yeni hükümette kendisinin Harbiye Nazırı ve Başkumandan Vekili olarak görevlendirilmesini ister.

1918; Mondros Mütarekesi(Antlaşması)

Tuğgeneral Yıldırım Orduları Komutanı Mustafa Kemal (Atatürk) Paşa (31 Ekim 1918).

İttifak Kuvvetleri’nin başı olan Almanya antlaşma istemiş ve savaştan çekilme kararı almıştır. Onunda öncesinde Bulgaristan savaştan çekilme kararı alır ve artık Osmanlı Devleti yalnız kalmış, Sina ve Filistin Cephelerinde yaşanan ağır kayıp devletin sırtındaki yükün üstüne yükler yükleyerek daha da kötü bir hal almış ve sonunda Osmanlı Devleti’de antlaşma istemek zorunda kalmıştır. O antlaşma, Mondroes Mütarekesi olarak bilinecek olan içinde ağır kararların bulunduğu teslimiyetçi ruhun acizliğinin aynaya yansımasından başka birşey değildir. Mondros Mütarekesi 1918′in 30 Ekim günü imzalanmış ve hemen ertesi günü yürürlüğe girmiştir. Mütareke(Antlaşma)’nın gereği olarak öncelikle; Yıldırım Orduları Grubu kumandanı olan Otto Liman von Sanders Paşa’nın görevden alınır ve yerine Tuğgeneral Mustafa Kemal (Atatürk) Paşa bu göreve getirilir.
Mustafa Kemal (Atatürk), Liman Von Sanders’in yerine Yıldırım Orduları Grup Komutanlığına atandığı gün (31 Ekim 1918)

Mondros Mütarekesi şartlarına dayanılarak memleketin birçok bölgesi galip devletlerce işgal edilmiş, ordumuz dağıtılmış, bütün silah ve cephane galip devletlerin emrine verilmişti. Osmanlı memleketleri tamamen parçalandığı gibi, Türk’ün ana yurdu, Anadolu da galip devletler arasında taksime uğruyordu. İtalyanlar Antalya’ya çıkmıştı. İskenderun, Adana, Mersin, Antep, Maraş, Urfa işgal altında idi. Kars’ta İngilizler idareyi ele almıştı. Trakya işgal altında idi. Düşman donanması İstanbul sularında demirlemişti. Çanakkale ve İstanbul Boğazları tutulmuştu. İstanbul ve İstanbul Hükûmeti İtilaf Devletlerinin baskı ve kontrolü altında idi. Padişah ve hükümet, düşmanlara alet olmuş, aciz ve şaşkın bir vaziyette sadece kendileri için emniyet ve kurtuluş yolu aramakta idiler. Anadolu’nun her şehrinde ecnebi subaylar dolaşıyor, İtilaf Devletleri temsilcisi sıfatıyla direktifler veriyorlardı. Yunanlılar da İzmir’i işgal hazırlıklarıyla meşguldu; bu yolda büyük çaba harcıyorlar, İtilaf Devletlerini iknaya çalışıyorlardı. Nihayet 15 Mayıs 1919′da bu gayelerine eriştiler.
Olayların bu şekilde gelişeceğini Mustafa Kemal (Atatürk), önceden sezinlemişti. Nitekim Mondros Mütarekesi’nden 5 gün sonra, 5 Kasım 1918′den itibaren Harbiye Nezaretinden Mondros Mütarekesi gereğince ordulara terhis emirleri gelmeğe başladı. Atatürk, aynı gün Adana’dan Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’ya ilk ikaz telgrafını çekti: “Ciddi olarak arzederim ki gereken tedbirleri almadıkça orduyu terhis etmeyiniz! Şayet orduları terhis edecek ve İngilizlerin her dediğine boyun eğecek olursak düşman ihtiraslarının önüne geçmeğe imkan kalmayacaktır”. Bu, Atatürk’te, her şey bitti zannedilen bir zamanda da kurtuluş ümidinin sönmediğini, pek çoklarının düştüğü yeis ve ümitsizliğe asla kendisini kaptırmadığını gösterir. Fakat, acıdır ki Mustafa Kemal (Atatürk) Paşa tarafından yapılan bütün bu haklı itirazlar etkisiz kalır ve ordunun terhisine sür’atle devam edilir. Çünkü genel kanaat, İtilaf Devletleri ile herhangi bir mücadeleye giremeyeceğimiz, böyle bir mücadelenin aleyhimize sonuçlanacağı idi. Olaylar bu istikamette gelişmeye devam eder ve 7 Kasım’da Yıldırım Orduları Grubu ile 7. Ordu lağvedilir. Mustafa Kemal (Atatürk) arından Adana’dan İstanbul’a hareket eder ve 13 Kasım’da İstanbul’a Haydarpaşa Garı’na ulaşır. Fethi Bey (Okyar) ile birlikte Ahmet İzzet Paşa (Furgaç) yanlısı ve Ahmet Tevfik Paşa (Okday) karşıtı bir tavrı koyan “Minber gazetesini” çıkararak siyasi girişimlerde bulunmaya başlarlar.

Sponsorlu Bağlantılar
Aramalar: atatürkün yenilikleri atatürk yenilikleri atatürk ün yenilikleri
Etiketler:mustafa kemal atatürk kemal atatürk mustafa kemal mustafa kemal atatürk karizma atatürk vikipedi vikipedi atatürk mustafa kemal atatürk resimleri m.kemal atatürk atatürk yunus nadi çiftlikte ayran içerken ataturk 82 kral mustafa kemal ataturk resimleri mustafa kemal ataturk atatürk resmi vikipedi k.atatürk mustafa kemal atatürk kral mustafa kemal atatürk karizma resimleri mustafa kemal atatürk 15 16 4 atatürkkarizma mustafa kemal ataturk karizmatik
Kemal Sunal: Ali Kemal Sunal (d. 11 Kasım 1944, İstanbul; ö. 3 Temmuz 2000, İstanbul), Türk tiyatrocu, komedyen ve sinema sanatçısı.
Kemaliye: Kemaliye ilçesi. Erzincan'a bağlı olan 9 ilçeden biridir. Eski ismi Eğin'dir.
Mustafa Kemal Atatürk: Mustafa Kemal Atatürk (Nüfus kâğıdında Kamâl Atatürk) (d. 1881, Selânik – ö. 10 Kasım 1938, İstanbul), Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı olan Türk siyasetçi ve devlet adamı.
Kemal Tahir: Kemal Tahir Demir (13 Mart 1910 - 21 Nisan 1973), Türk romancı.
Kemal Kılıçdaroğlu: Kemal Kılıçdaroğlu (d. 17 Aralık 1948; Ballıca, Nazımiye, Tunceli), Türk siyasetçi ve bürokrat. Cumhuriyet Halk Partisi'nin genel başkanlığını yapmaktadır.
Mustafa Kemal Atatürk: Mustafa Kemal Atatürk (Nüfus kâğıdında Kamâl Atatürk) (d. 1881, Selânik – ö. 10 Kasım 1938, İstanbul), Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı olan Türk siyasetçi ve devlet adamı.
Atatürk Olimpiyat Stadyumu: İstanbul Atatürk Olimpiyat Stadı, olimpiyatlara hazırlık projesi kapsamında Türk atletizmine ve futboluna hizmet etmesi amacıyla yaptırılmıştır.
Atatürk Üniversitesi: Atatürk Üniversitesi, 1957 yılında Erzurum'da kurulmuş, Türkiye'nin en eski 7. üniversitesidir.Resmi gazete ile bildirilmede 6.dır.
Atatürk Havalimanı: Atatürk Havalimanı (IATA: IST, ICAO: LTBA) veya eski adıyla Yeşilköy Havaalanı, İstanbul'un Avrupa Yakası'nda bulunan uluslararası havalimanı.
Atatürkçülük: Atatürkçülük veya Kemalizm, kelime anlamı olarak Mustafa Kemal Atatürk'ün düşüncelerinin ve görüşlerinin takipçisi olma anlamını içeren, ideolojik olarak emperyalist devletlerin fakir ve geri kalmış bir millete karşı giriştiği paylaşma hareketine tepki olarak doğan; Türk milliyetçisi ve antikomünist yapılı, belirli bir sınıf desteğine dayanmayan; geri kalmış safsata ve batıl itikatlardan güç alan kurumlar yerine akla ve bilime dayanan kurumları getirmeyi amaç edinen; Mustafa Kemal Atatürk'ün ideolojisi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir