Komedi Tiyatro Metinleri

Sponsorlu Bağlantılar
ama bence bir bunu ev gerek imf kaynak kiram okul ranza tiyatro metinleri yok Komedi Tiyatro Metinleri Kısa Komik Tiyatro Metinleri komik tiyatro metinleri komedi tiyatro metinleri k..

Para Para Para – Komik Tiyatro Metni

Para Para Para – Komik Tiyatro Metni
kısa tiyatro oyunları – komik tiyatro metinleri

Bu kültür hizmetine katkıda bulunarak oyunlarını sizlere iletmemize izin veren tüm oyun yazarlarımıza teşekkür ediyoruz. Sahnelemeyi düşündüğünüz oyunlardan yazarlarını haberdar etmeniz saygı davranışı olarak önerilir
Yılmaz AKSU

PARA PARA PARA

Müdür masanın başında oturmuş.Masanın üstünde “Okul Müdürü Hasip Hesapbilir” yazısı net bir şekilde görünür.Müdürün sağında üç, solunda da üç öğretmen bulunmakta.Okulun ihtiyaçlarıyla ilgili toplantı yapılmaktadır.
Müdür—Değerli öğretmen arkadaşlarım bilindiği üzere okulumuzun ihtiyaçları gittikçe artmakta fakat gelirimiz bunu karşılayamamakta. Dolayısıyla bu ihtiyaçların karşılanması için bize acilen kaynak bulmanız gerekir.
1.Öğretmen,–Müdürüm İMF’den yardım talebinde bulunsak bize yardım etmez mi?
2.Öğretmen—Kesinlikle eder .Hiç şüpheniz olmasın fakat küçük bir sorun olacak.Bir yıl sonra İMF’nin yardım borcunu ödemek için okulu satmamız gerekecek.
Müdür—Arkadaşlar şakanın sırası değil.Lütfen ciddi olalım.
3.Öğretmen—Sayın müdürüm benim güzel bir fikrim var.
2.Öğretmen—Derslerden sonra okulun ihtiyaçları için seyyar satıcılık yapalım dersen hiç konuşma. Ben ev kiram için bu işi yapıyorum.
Müdür—Buyurun Hocam fikrinizi alalım.
3.Öğretmen—Okulumuzun çatı katı şu an boş değil mi?
Müdür—Boooş.
3.Öğretmen—Çatı katına 20 ranza düşmez mi?
Müdür—30 ranza da düşer ;ama ne yapacaksın ranzayı.
3.Öğretmen—30 ranzayı, üstüne de kaliteli birkaç yatak koyduk mu küçücük bir otelimiz olur.Otel fiyatlarının yarısı kadar bir ücret talep ettik mi gör o zaman para nasıl kazanılıyormuş.
4.Öğretmen—Bence çatı katına da gerek yok otel sadece akşamları kullanıldığına göre bütün sınıfları oda niyetine kullanabiliriz.
3.Öğretmen—Süper bir fikir .O halde 30 değil 300 yataklık bir otelimiz olur.
1.Öğretmen—Müşterilerimizi de sabah erkenden giriş zili çalmadan bir saat önce postalarız.
Müdür—(alay edercesine)Artık Hilton Oteli bile bizimle rekabet edemez.
3.Öğretmen—(Ciddi ciddi)Etmez vallahi.
Müdür—(sinirlenir)Ya saçmalamayın Allah aşkına .Devletin okulunu ticarethaneye mi dönüştüreceğiz.
3.Öğretmen—Müdürüm ne yapalım öğrencilerden para isteyecek yüzümüz kalmadı .Biz de böyle saçmalıyoruz.
Müdür—Hiç boşuna kendinizi yormayın.Öğrencilerden parayı toplamaktan başka hiçbir çaremiz yok.
2.ÖĞRETMEN—Müdürüm emin misiniz?Şöyle küçücük bir ihtimal bile yok mu?
Müdür—Maalesef yok.
4.Öğretmen—Yani yine öğrencilerden para mı koparacağız.
Müdür—Mecburen.
3.Öğretmen—Açık açık okul için para lazım diyeceğiz.
Müdür—Başka çaremiz yok.
1.Öğretmen—(ellerini havaya kaldırarak)Allah yardımcımız olsun.
Hepsi—Amin
1.Öğretmen—Allah gazamızı mübarek etsin.
Hepsi—Amin ya rabbim!
Müdür—Arkadaşlar savaşa gitmeyeceksiniz. Altı üstü öğrencilerden 50 milyon para isteyeceksiniz.
Hepsi—Ne…50 milyon mu?
2.Öğretmen—Müdürüm herhalde elli yeni kuruş demek istediniz.
3.Öğretmen—Tabi canım.elli yeni kuruş demek istedi; ama dili sürçtü.
4.Öğretmen—Evet evet dili sürçtü .(1. öğretmeni dürtükler)
1.Öğretmen—Kesinlikle ,tabi tabi, elli yeni kuruş demek istedi.
Müdür—(sinirli) Yeter! Dilim sürçmedi.50 milyon yani 50 YTL top lana cak.
2. Öğretmen—Ama müdürüm bu kadarı fazla.
3.Öğretmen—Hiç olmazsa 5 taksit imkanı verelim.
Müdür—(alayımsı bir şekilde)İsterseniz Kredi kartına artı üç taksit imkanı da verelim
im.
4.Öğretmen—Süper olur vallahi.
Müdür—Ya arkadaşlar lütfen ya.Biraz ciddi olalım.Bu para bizim ihtiyacımızı ancak karşılar ama mademki fazla diyorsunuz. O zaman şöyle yapabiliriz.Yarısını bu dönem yarısını da ikinci dönem toplayalım.Söyleyeceğiniz başka bir şey yoksa toplantımız burada sona ermiştir. Hepinize iyi dersler.

Matematik öğretmeni sınıfa girer .Öğrenciler ayağa kalkar.

Matematik Öğret.—İyi dersler!
Öğrenciler—Sağ ol!(otururlar)
Matematik Öğret.—(Kafasını öne eğip düşünür.Sınıfın içinde gidip gelir.Aklına parlak bir fikir gelir)Gençler bu gün dört işlemlerle ilgili problem çözeceğiz.
1.Öğrenci—Hocam biz bu konuyu çoktan bitirdik .
Matematik Öğret.—olsun bu konu çok önemli .şimdi söyleyeceğim problemi çözmeye çalışın .Bir okulun fotokopi makinesi, telefon faturası ; kırtasiye, temizlik malzemesi, dolap,kırılan camlar için 25 milyara ihtiyacı vardır.Bu parayı 500 hayırsever vatandaş karşılamayı düşünmektedir.Bu 500 vatandaş parayı iki taksit halinde ödeyecekse her birine ne kadar para düşer.
1.Öğrenci—Hocam ben hayırsever bir vatandaş olmak istemiyorum.
2.Öğrenci—Hocam ben hayatımda hiç hayır işlemedim.Bundan sonra da işlemezsem olmaz mı?
3.Öğrenci—Hocam bu hayırsever vatandaşlar biz miyiz.
Matematik Öğret.—Aklınla bin yaşa .Nasıl anladın.
1.Öğrenci—Hocam biz bu parayı vermek istemiyoruz.
Matematik Öğret.—O zaman sizinle bir anlaşma yapalım.
Öğrenciler—Yapalım .
Matematik Öğret.—Bir dakika içerisinde bu sorunun doğru cevabını verenler parayı vermesin.Kabul mu?
Öğrenciler—Tamam Hocam kabul ediyoruz.
Matematik Öğret.—Süreniz başladı.(Bir dakika geçer )süreniz bitti.Evet sırayla cevapları alayım.
1.Öğrenci—Hocam kişi başına 1 milyar düşüyor.
Öğrenciler—Ne 1 milyar mı? O Ha ha ha
2.Öğrenci—50 bin
3.Öğrenci—5 milyon
4.Öğrenci—100 milyon
5.Öğrenci—250 milyon
6.Öğrenci—10 milyon
Matematik Öğret—Maalesef doğru cevabı veremediniz. Doğru cevap 25 milyondu. Şimdi en geç yarına kadar yardımlarınızı bekliyorum.Allah zorunlu hayrınızı kabul etsin.
1.Öğrenci—Hocam ya bu parayla ben on paket sigara alırım.
Matematik Öğret.—Sus konuşma itiraz istemiyorum siz kendiniz iddiaya girdiniz. Herkes bu parayı verecek.
1.Öğrenci—Hocam biz matematikten ne anlarız siz maçlardan bahsedin iddiadan size milyarlar kazandıralım.
Matematik Öğret—Yook canım .Alın eteriyle kazanılmayan paradan hayır gelmez.
Edebiyat öğretmeni derse girer. Öğrenciler ayağa kalkar.

Edebiyat Öğret.—İyi dersler!
Öğrenciler—Sağ ol!(otururlar)

Edebiyat Öğret.—Sevgili gençler bugün edebiyatımızda önemli bir yeri olan tasavvuf konusunu işleyeceğiz.
1.Öğrenci—Hocam ama biz bugün yazılı olacaktık.
Edebiyat Öğret.—Vazgeçtim yazılıyı haftaya yapacağım.
2.Öğrenci—Hocam biz bu konuyu geçen sene işlemiştik.
Edebiyat Öğret.—Bu konu çok önemli onun için bu sene de işleyeceğiz.Peki madem geçen sene bu konuyu gördünüz kim tasavvufu açıklayacak.(bir öğrenci elini kaldırır)
1.Öğrenci—Hocam tasavvuf insanın nefsinden vazgeçip Allah’a yakınlaşması değil mi?
Edebiyat Öğret.—Evet kesinlikle odur.Peki ama insan Allah’a nasıl yakınlaşır.
2.Öğrenci—Hocam camiye giderek.
Edebiyat Öğret.—Camiye mi?
2.Öğrenci—evet camiye.Cami Allah’ın evi değil mi .Camiye gittikçe Ona yakınlaşırız.
Edebiyat Öğret.—O mecazi anlamda söylenmiştir.Yoksa insan Allah’a gerçekten yakınlaşmak istiyorsa dünya nimetlerini elinin tersiyle şöyle arka tarafa itmeli , bir daha da arkasına bakmamalı.Allah’ı gönülden sevmeli. Allah’tan mal mülk değil sevgisini istemeli.Dünya dediğin üç günlük seyahat değil mi?Mevlana “şeb-i aruz” yani “kavuşma gecesi” derdi.Neden? Çünkü ölümü Allah’a kavuşmak dünyayı misafirhane olarak görürdü.Arkadaşlar Tasavvuf ehli üç günlük dünya hayatı için mala mülke değe vermezdi.Onlar zamanımız insanı gibi dolarla ,dövizle uğraşmazlardı.
1.ÖĞRENCİ—Çünkü o zaman en değerli yatırım borsaydı onun için Hocam.
Edebiyat Öğret. –Hayır canım yanlış söyledin en değerli yatırım cennet için Allah sevgisi için yapılan yatırım idi.Tasavvuf ehli çoğu zaman oruç tutar az yemek yerdi. Günümüzdeki insanlar gibi no-frost buzdolaplarına ,çamaşır ve bulaşık makinelerine,yatak odalarına milyarlarca para harcamazdı. Çoğu tarlasında çalışır, elde ettiği ürününün fazlasını fakirlere dağıtırdı.Kuru ekmekle karınlarını doyurur gibi yaparlardı; çünkü hiçbir zaman karınları tam olarak doymazdı.Elindekine bakıp da yarın ne yiyeceğim diye düşünmezdi.Yarın yaşayacağını kimse bilemezdi ki.Siz de bilmiyorsunuz. Ama ne yapıyorsunuz. Cebinizdeki parayla bir ay sonrasının internet ücretini düşünüyorsunuz. Onlar elindeki son kuruşu yardıma muhtaç insanlara verirdi.Çünkü onlar o paradan hesaba çekileceğini biliyordu.Kendisi tokken komşusunun inim inim inleyen açlık feryatlarına kulaklarını tıkmıyorlardı, elindeki boya sandığıyla hasta annesine ve beş küçük kardeşine bakmak zorunda olan küçük çocuklara ayakkabıların boyatıp ücretin on mislini veriyorlardı.(Öğrenciler mendillerini çıkarıp sessizce ağlamaya başlar.) Onlar medreselerinde okurken hocalarına her zaman hocam “Okulumuzun bir ihtiyacı var mı?” diye sorardı. Okulları onlar için her şeyden daha önemliydi. Sigaradan bile daha önemliydi.(Öğrenciler sesli bir şekilde ağlamaya başlar)
1.Öğrenci—(ağlayarak,ayağa kalkar)Hocam ne olursun artık anlatmayın.Bütün paramı okuluma bağışlıyorum.(masanın üstüne paraları bırakır.)
2.Öğrenci—(ağlayarak)Hocam bugüne kadar eşeklik ettik .(Elini kaldırır.)Allah’ım ne olur bizi affet.Bütün paramı okuluma feda ediyorum.
Edebiyat Öğret.—(şaşırmış) Şey gençler yirmi beş milyon bırakmanız yeterdi.
1.Öğrenci—Haaayıııır. bana engel olma!Bütün param feda olsun.
(tüm öğrenciler cebini ağlaya ağlaya boşaltır.)

Fizik öğretmeni elinde büyükçe bir sopayla sert bakışlarla ve ciddi bir suratla içeri girer. Öğrenciler ayağa kalkar.

Fizik Öğret.—İyi dersler!
Öğrenciler—Sağ ol!
Fizik Öğret.—olmadı bir daha. İyi dersler!
Öğrenciler—Sağ ol!(otururlar)

Fizik Öğretmeni—(elindeki sopayı avuçlarına vurdurarak sınıfta bir tur atar)Evet bugünkü konumuz şiddet.Maddelerin şiddetini ölçme.Şimdi
1.Öğrenci—(elini korka korka kaldırır.)Hocam biz bu konuyu işlemiştik.
Fizik Öğretmeni—Ne olmuş işlemişsek .Tekrar anlatmama bir itirazın mı var?
1.Öğrenci—Yok hocam haşa bir hatırlatayım dedim.
Fizik Öğretmeni—Benim sizin hatırlatmanıza ihtiyacım yok, ben her şeyi hatırlarım.Evet nerde kalmıştık?(ses çıkmaz, sopayı masaya vurarak) Nerde kalmıştık dedim.

Öğrenciler–( irkilirler)Maddelerin şiddeti.
Fizik Öğretmeni—Ha tamam hatırladım.Şimdi ben şu elimdeki sopayı masaya sertçe vurduğumda masaya belli bir basınç uygulanmış olur. Bu basıncın değeri sopanın şiddetine bağlı olarak azalıp artar.Sopayla ne kadar şiddetli vurursam tahrip gücü o kadar artar. Şimdi bunu bir insanın kafasına vurduğumu düşününün. Ne kadar şiddetli vurursam o derece fazla kan kaybettiririm. (sesli bir şekilde) Anlaşıldı mı?
Öğrenciler—Anlaşıldı.
Fizik Öğretmeni—Duyamadım.
Öğrenciler—(Daha sesli)Anlaşıldı.
Fizik Öğretmeni—O halde ister cebinizden boşaltın ister gidip arkadaşınızdan borç alın 5 dakika içinde herkes 25 milyonu bu masaya okulun ihtiyaçları münasebetiyle bırakacak.Yoksa şu sopanın kafaya vurulduğunda ne kadar kan kaybına neden olacağını öğrenmemiz için laboratuar ortamında, uygun bir deneyle şiddeti bizzat kendim ölçeceğim.Deneyimin aracı olmak istemiyorsanız beş dakikada bu parayı temin edin.(saate bakar) Süreniz başlamıştır.

Öğrenciler sağa sola koşuşturur. Işıklar söner.

Sindirella


Kısa Komik Skeçler

Acil Hasta

Hasta insan modeli sedye içinde iki hasta bakıcı tarafından nani nani dîye ses çıkararak doktor odasına getirilir.

Hasta sıra üzerine yatırılır. iki hemşire hastanın yanına gelerek.

1 HEMŞIRE Hastanın durumu kötü görünüyor

2. HEMŞIRE: Evet hemen doktor beye haber verelim.

(ikinci hemşire haşlanın yanından ayrılarak doktora seslenir)

2 HEMŞIRE: Doktor bey, doktor bey ‘ Acil hasta var!

(Doktor gelerek kısa bir inceleme yapar)

DOKTOR: Hastayı ameliyat edeceğiz hemen hazırlıkları yapın.

HEMŞÎRE:Peki doktor hey.

(iki hastabakıcı masa örtüsü î/e perdeleme yaparlar.doktor ameliyat için araç gereç isten

DOKTOR: Hemşire hanım çekiç

LHEMŞ1RE; Buyurun Doktor Bey

DOKTOR : Takoz ve testere

HEMŞIRE: Buyrun Doktor Bey

(Alın.an malzemelerle çeşitli sesler çıkarılarak hastanın kesildiği izlenimi

verilir. Doktor hastanın akciğerlerini alarak gösterir)

DOKTOR : Gençliğinde çok sigara içmiş vah zavallı akciğerler fabrika bacası

gibi olmuş, at çöpe gitsin. (Der, ciğerl eri çöpe atar.Bir hemşire kenarda çöp

DOKTOR : Maaşallah maaşallah, mide değil ambar sanki içinde bir ben

yokum ne bulduysa yemiş Bu mide iş yapmaz. Al çöpe gitsin. ( Der. mideyi çöpe atar. Karaciğeri a!ır , gösterir ) _

DOKTOR : Vah karaciğer vah, senden organ bağışı bile olmaz/ ( Der, çöpe atar, kalbi eline alır. )

DOKTOR : Bu kalp kan yerine alkol pompalamış, pompalamaktan yorulmuş iş yapmaz al çöpe gitsin. Der çöpe atar. bağırsakları gösterir )

DOKTOR : Şu bağır sak! arın haline bakın. Kördüğüm olmuşlar. Bu bağırsaklardan kokoreç bile olmaz. At çöpe gitsin (der çöpe atar,sonunda hastayı iki eliyle havaya kaldırarak )

DOKTOR . Bu adam fazla bite yaşamış .Af çöpe gitsin {der adamı çöp kovasına atarlar Kova sedyeye konulur hasta bakıcılar nani nani diye bağırarak oradan uzaklaşırlar.

OYUNCULAR

2 Hasta bakıcı : Önlük

2 Hemşire : Beyaz etek yada pantolon , beyaz gömlek .kep
Doktor : Beyaz gömlek . steteskop gözlük

Avcı

(Orman Haftası Piyesi)
3 perdelik oyun Oynayanlar:
Anne
Komşu kadın Avcı Oduncu
Geyik (Geyik maskeli çocuk}
Ormandaki koyunlar
(Maskeli çocuklar)
Sahne: Bir köy odasıBirinci Perde
Anne, komşu kadın, sonra avcı (Anne, kulübenin kapısından dışarıya bakar. Komşu kadın sedirde oturmuş, yün eğirmektedir.}

ANNE – Ortalık nerede ise kararacak!..
KOMŞU – Eh ne yapalım, vakit akıyor.. Gözümüzü açıp kapayıncaya kadar akşam ofuyor!..
ANNE – Aman ne söylüyorsun komşu! Bugün saatler geçmesini bilmiyor!..
KOMŞU – Herhalde işin yoktu da sana saatler uzun geldi. Yoksa ben, sabahtan beri o kadar çalıştım ki bana gün pek kısalmış gibi geldi…
ANNE – Bugün işim yoktu, ama bir iş tutacak gönlüm de yoktu!
KOMŞU – Ne vardı komşucuğum? Bir derdin mi vardı yoksa!..
ANNE – Bir derdim vardı ya!..
KOMŞU – Vah vah… Geçmiş olsun!.. Ne İdi derdin?..
ANNE – Annelerin derdi ne olur ki! Ben avcıyı düşünüyorum?..
KOMŞU -Avcıyı mı?.. Anlayamadım! Hangi avcıyı?..
ANNE – Bizim çocuğu düşünüyorum!.. Ona siz köyde avcı demiyor musunuz? Benim de dilim alıştı. Çocuğumun adını bile unuttum!.. Ben de onu “avcı” diye çağırıyorum…
KOMŞU – Peki! Senin avcıya ne olmuş ki? Bu kadar üzülüyorsun!..
ANNE – Bir şey olmadı!.. Ama… .
KOMŞU-Aması ne?..
ANNE – Aması şu: Bizim çocuğun zihnine koymuşlar!.. Güya ormanda bir yaban domuzu türemiş. Bütün çiftliklere, çubuklara, tarlalara, bağlara ziyan yapıyormuş. Köylülerin canı İçin de tehlike oluyormuş… Bu köyde ve yakın köylerde, oğlum gibi bir avcı yokmuş. Ona, “Bu yerleri olsa olsa sen kurtarırsın!.. Senden başka kimse onu alt edemez!” demişler… O da bu sözlere kapıldı, önceki sabah tüfeğini yüklendi, Çarıklarını giydi, canavarı avlamaya ormana gitti. “Yapma oğlum, etme oğlum…” dedim, dinletemedim. Dün sabah giderken: “Bu hayvanı vurmadan dönmeyeceğim.” dedi. Ama, ne kadar zaman dağda, ormanda kalabilir?.. Çantasındaki azık da pek azdı. Dün gece gelmeyince, çok üzüldüm, ama “Belki de ormanda domuzun çıkışını bekliyor!..” diye kendimi avuttum. “Gün ışırsa gelir!” dedim… Şimdi gün kavuşuyor, bizimki hâlâ görünürlerde yok!.. İşte anun için durmadan kapıdan bakıyor, yolunu gözlüyorum…
KOMŞU – Üzme kendini komşucuğum!.. Avcı oğlun arslan gibidir. Üç köy avcısının öldüremediği o koca domuzu senin uşak, Allah bağışlasın; tek başına öldürür!..
ANNE – Evet, Allah korusun! Şimdiye kadar başına böyle bir şey gelmemişti! Ama analık dedik ya!..
(Onlar böyle konuşurken sahne hafifçe kararmaya başlar.)
KOMŞU – Evet, akşam kavuşuyor. Ben de kalkıp gideyim!.. Ocağa bir çorba koyayım!..
ANNE – Ah sen de mi gidiyorsun? Yalnız kalınca daha da güç olacak beklemek!..
KOMŞU – Yemekten sonra sana yine uğrarım!..
ANNE – Haydi güle güle!..
(Anne, arkasını kapıya çevirmiştir, bu sırada ava içeriye girer.)
KOMŞU-İşte avcı geldi!..
(Anne sevinçle kapıya koşar)
ANNE – Sen mi geldin yavrum?.. Oh ne kadar merak ettim!
(Avcının suratı asıktır, omuzundaki torbayı yere bırakır; gelir, annesinin ve komşusunun ellerini öper.)
KOMŞU – Çok yaşa yavrum…
AVCI – Siz de çok yaşayın teyze!..
ANNE – Nerelerde kaldın dün gece?
AVCI-Merak mı ettin?
ANNE – Elbette!
AVCI – Ben sana canavarı yakalamadan dönmeyeceğim dememiş miydim?..
ANNE – Dedin, dedin ama, ben canavarla boğuşmaya gittiğini biliyordum, nasıl rahat ederim?..
AVCI – Ben sana canavarı vurmadan geri dönmeyeceğimi önceden söylemiştim. Canavarla da buluşmak için sözleşmiş değildik ya! Onu, bir günde yakalayamayacağımı düşünürsün ve kendini üzmezsin sanmıştım…
ANNE – Bari canavarı vurdun mu?
AVCI – Ne gezer?.. Dağda, ormanda dolandım durdum!..
KOMŞU – Ben torbayı görünce canavarı öldürdükten sonra kafasını kesip şu çuvala koydun sanmıştım.
AVCI-Hayır!..
KOMŞU – Sonra annen lâmbayı yakınca çuvalda: “Canavarın başı bu kadar küçük olamaz!” dedim.
AVCI – Doğru düşündün teyze, bunun içinde canavar değil, minik bir geyik yavrusu var!..
ANNE – Ne dedin, ne dedin?.. Bir geyik yavrusu mu?..
(Yere eğilir, çuvalı aralar, hemen kapatır.) Sahi ! imiş… Nasıl yaptın avcı bunu? Nasıl kıydın bu yavruya?..
(Komşu kadın gelir, çuvalı aralar, bakar.)
KOMŞU – Eyvah avcı! Şu yavrucağı nasıl vurdun? Hem kimseyi rahatsız etmeyen, ormanlarımızı süsleyen, bu minicik yavruya nasıl kıydın? Senin hiç de mi acıman yok?..
ANNE – Şimdi onun annesi nasıl yanıyordur? Bilsen, anlasan bunu yapmazdın!..
AVCI – Anne ben bunu öldürmek istemedim!..
ANNE – O kendi kendini mi öldürdü?
AVCI – Sana nasıl olduğunu hemen anlatayım… Bütün gün canavarı aradığım için başka hayvan vurmamıştım. Ertesi gün, yani bugün de böyle oldu… öğleden sonra, köye dönmek için yola düşmeden önce, karşıma bir geyik çıktı… Ben de köye boş dönmeyeyim diye ona nişan aldım. Fakat çalıların arasında yavrusu varmış, anasını tehlikede görünce birden çalılar arasından fırladı. Anasına koştu, silâh onu vurdu, ben de fena oldum, bir kaza oldu. Oldu ama!..
ANNE – Sen iyi bir avcı değilsin!.. İyi bir avcı olsaydın ne yavrulu bir hayvanı vurur, ne yavruyu öksüz bırakırdın! Ne de böyle suçsuz bir yavruyu öldürür, annesinin gönlünü dağlardın… Zaten, avcılık, ancak herkesin tarlasını harman, çorman eden muzur hayvanlar için, insanlara karşı tehlikeli olanları yok etmek İçin yapılmalıdır. Keyif cin hiç bir can öldürülemez… Ben senin böyle kalpsiz olmanı istemiyorum… Ben sana böyle yabanîler gibi davran diye avcı olmana İzen vermedim…
AVCI – Ben de çok üzgünüm anne! Ben bu yavruyu öldürmek istemedim…
ANNE – Ama öldürdün… Ben, sana verdiğim avlanma iznini geri alıyorum… Eğer benim iznim olmadan yine avlanırsan, işte komşumuz da şahit, ben sana analık hakkımı helâl etmem!..
AVCI-Anneciğim, ben küçükten beri avcılık yaparım, avı çok severim, Fakat mademki benim avcılık yapmama izin vermiyorsun, o hâlde sana söz veriyorum, artık avcılık yapmayacağım…
ANNE – Teşekkür ederim oğlum, ama söz vermek yetmez, bu köyümüzün avcılarının bir töresi vardır. Onlar avcılığa tövbe edecekleri zaman köyün etrafını çeviren Yedidağ’ın en tepesine tırmanırlar ve tüfeklerini yedi kere havaya boşaltırlar. Sonra evlerine gelirler ve tüfeği kapının arkasına asarlar… Eğer sen de avcılıktan vazgeçmeye karar verdinse, yarından tezi yok tüfeğini alırsın, Yedidağ’a tırmanır, tepeye gelince törenin emrettiği gibi havaya yedi el ateş edersin ve gelip kapının ardına tüfeğini asarsın, benim günlüm de rahat olur! Beni iyice anla, hiç sebepsiz yere seni öldürseler ben ne hâle gelirdim. Düşün ki hayvanların da onları da seven anneleri var…
AVCİ – Avcılıktan vazgeçmek bana güç gelecek ama mademki sen istiyorsun, yarın vazgeçiyorum avalıktan!..
ANNE – Haydi geç sini başına, benim sana pişirdiğim çorbayı İç… (Avcı sini başına geçerken perde kapanır.)
İkinci perde
Sahne: (Bir koru. Bir ağaç altında oduncu balta ile odun yarmaktadır. Ava omzunda tüfekle sağdan girer.)
ODUNCU -O… Merhaba avcı başı. Nasılsın?
AVCİ-Sağ ol!.. İyiyim! Ya sen?..
ODUNCU – Şükürler olsun, ben de iyiyim… Ama seni biraz keyifsiz görüyorum nen var?..
AVCI-Bir şeyim yok!..
ODUNCU – Yoksa önceki akşam canavarı vuramadın diye mi kederlisin?..
AVCI – Vuramadım değil, bulamadım diye canım sıkkın!..
ODUNCU – (Gülerek) Ben bu ormanda canavarın peşindeyiz diyen nice avcılar gördüm, hiçbiri onunla boy ölçüşemedi. Sen de yıldın işte!.. Ayıp değil!..
AVCI – Ben yılmadım ama bugün avcılığa tövbe edeceğim de canım ondan sıklıyor.
ODUNCU – Demek korkun benim sandığımdan daha kuvvetli imiş. (Güler)
AVCI – Ben yılgınlıktan değil, ana hatırı için bunu yapıyorum.
ODUNCU – Hep korkanlar böyle söyler, ben bugüne kadar korkup da korktuğunu söyleyeni hiç görmedim.
(Tam bu sırada ormanın içinden bir geyik çıkar. Avcının karşısına dikilir, ona dik dik bakar!)
ODUNCU – (Alayla) Bak hele şuna!.. Avcıbaşı, sana şu geyik kafa tutuyor yahu!.. Tövbe etmiş bir avcı olduğunu anladı galiba! Seni umursamıyor, alay ediyor.
AVCI – (Avcı birden parlar, tüfeğini çevirir, geyik kaçar.) Ben daha tövbe etmedim.
ODUNCU – Hey avcıbaşı, mademki tövbe etmedin, seninle alay eden geyiğin ardına düşsene… Ama ey avcı, nerde sende öyle koşacak bacaklar?..
(Ava, geyiğin arkasından fırlar.)
ODUNCU – (Bağırır) Koş bakalım koş, sende eski soluk kalmamış arkadaş!.. Sen o geyiğe yetişemezsin!..
(Perde kapanır.)
Üçüncü Perde
(Sahneye baştanbaşa eğik bir kalas konulmuştur.
Dağın tepesine çıkan bir patikadır bu. Kaçıp kovalamacanın, uzun olduğunu göstermek için. Geyik sağ, dan girer, sola tırmanır, soldan çıkar. Yine aynı biçimle, geyikle ava sahneye bir taraftan girer bir taraftan çıkarlar. En sonunda geyik yüksek noktaya gelince birdenbire durur, başını geriye çevirir, avcı İleri atılır.)
GEYİK – Dur! İlerleme, silâha da davranma ey merhametsiz, ey zalim avcı! ilerleme! Olduğun yerde dur!.. Bu çalıların bir karış ötesi derin bir uçurumdur. Ben seni buraya kadar evlâdımın intikamını almak için getirdim! Durmayıp da koşsaydım, sen de peşimden koşacaktın ve bilmediğin için, uçuruma yuvarlanıp ölecektin, ama ben seni değil, seni kaybedince her şeyini kaybedecek anacığını düşündüm,.. Seni ölümle cezalandırmak, onu cezalandırmak olacaktı!.. Kendi acım kadar bir acıyı başka bir anneye tattırmamak için, seni öldürmekten vazgeçtim.
AVCI – Ey bağrını yaktığım geyik, beni bağışla! Ben yavrunu değil, seni vurmak istemiştim. O, anacığını kurtarmak için kendisini silâhımın önüne attı… Onu öldürdüğümü gören annem, iyi ve zararsız hayvanları öldürmemek şartıyla vaktiyle benim avcı olmama izin verdiğini söyledi… Fakat iznini geri aldı ve kendi izni olmadan bir daha avlanırsam bana analık hakkını helal etmeyeceğini de bildirip beni Yedİdağ’ın tepesine yolladı ve her tepede yedi kere havaya ateş ettikten sonra avcılığa tövbe etmemi İstedi. Ben, onun İçin yollarda idim, yine şeytana uydum. Ama artık bir daha annemin sözünden çıkmayacağım… Beni affet, yaptığımı düşünemedim. İşte bak! Dağın tepesindeyiz, İlk tepeden havaya doğru tüfeğimi birinci kere boşaltarak tövbe törenine başlıyorum.
(A va silâhını çevirir. O bunu yaparken sağdan, soldan, tavşan, ayı, geyik, sincap ve kuş maskelen giyinmiş çeşitli hayvanlar çıkarak şarkı söyleyip vals yaparlar.)
1-Yaşa Ey Avcı
Yaşasın ey avcı, Değiliz yabancı. Ormanın hayvanı kuşuyuz biz!.. Tra la la la la la
2- Kimimiz tavşanız, Dağlarda koşarız, Kimimiz ormanın, perisiyiz!.. Tra la la la la la
3- Gitmeden sırttan post. Sen oldun bize dost, Yaşasın sevinen dostlar da çok, Tra la la la la la
4- Korkumuz kalmadı, Yüreğe dolmadı Ne tüfek kurşunun ne bıçak, ok! Tra la la la la la Perde iner.

Akıllı Eşşek

Kişiler
Çiftçi – öküz – Eşek – Köpek – İki işçi

1. Perde
(Arka plânda dağlar, tepeler ve ağaçların olduğu bir resim yer alır. Çiftçi bir köşede oturmuş, yere mendilini sermiş yemek yer. Bir yanında su testisi durur. Köpeği yanında yatar. Arkasında kürek ve tırmık vardır. Az ötede eşek ve öküz yan yana otlar. Ara sıra kafalarını kaldırıp birbirlerine bakarlar. Çiftçi gülerek onları dinler.)
(Çiftçi başına siperli bir şapka takmıştır. Süvari pantolon ve yelek giymiştir. Ayağında deri çizmeler vardır. öküz, eşek ve köpek basit bir maske ile belirtilir.)
öküz (şikâyet ederek)— Sen bütün gün durmadan çalışmanın ne demek olduğunu biliyor musun?
Tam o canım otları ağzıma alırım, hevesim kursağımda kalır.
Eşek (merakla)— Niyeee?
öküz (biraz kızarak)— Niye mi? Niye olacak? Tarla sürülecek derler, alır götürürler. Yük taşınacak derler, alır götürürler. Durmadan emir verirler. Sıkıysa yapma. Yoruluyor mu demezler, aç mı demezler. Biliyor musun? Şimdiye kadar şöyle doya doya bir yemek yediğimi hatırlamıyorum. Hep senden arta kalanları yiyorum.
(Köpek yerinden kalkar. Etrafa bakınır. Koşmaya başlar.)
Köpek— Hav… Hav… Hav…
öküz— Ya sen n’apıyorsun dostum? Bütün gün ahırda uyuyorsundur Allah bilir. Sahibimize nasıl yaranmamız gerektiğini de iyi bilirsin. Eee.. İş yapmadan yemek yiyebildiğine göre. Çok rahatsın çoook!…
Eşek (gülerek)— Vah Vah… Zavallı kardeşim benim! Sana acıdım doğrusu. Şimdi kulaklarını aç ve söyleyeceklerimi iyi dinle.
öküz— De bakalım ne söyleyeceksin?
Eşek— Bak şimdi! Seni götürmek için geldikleri zaman sakın yerinden kalkma. Her gönderilen yere gitmek zorunda değilsin ya…
öküz (merakla)— Pekii… Ya kızarlarsa n’apcam?
Eşek— Canım biraz sabredeceksin. Hiçbir şey kolay değildir ki. Gözlerini kapat, hiçbir şey yeme. Su bile içme.
öküz— Eee?
Eşek— Eeesi, böyle davranırsan iş yapmaktan kurtulursun. Bir güzel dinlenir, keyfine bakarsın.
Çiftçi (kendi kendine gülerek)— Sizi gidi yaramazlar sizi. Neler de düşünüyorlar… (Perde kapanır.)

2. Perde
(Sahneye loş bir ışık verilir. Ahır dekoru oluşturulur. San renkli kâğıtlar kırpılarak kurumuş otlar yapılabilir. Kürek ve süpürge durur bir köşede. öküz ve eşek yularla bağlanmış, otların üzerinde yatarlar. Gözleri kapalıdır. Dışarıdan bir horoz sesi gelir. Bu sırada işçiler ahıra girer.)
1. Sahne
(İşçiler yıpranmış giysiler giyerler. Ayaklarında lastik ayakkabılar vardır. Başlarında siperli şapkalar vardır.) 1.
İşçi— Kalk bakalım koca öküz! Bu kadar uyumak yeter. Şimdi çalışma zamanı. (Şöyle hayvana bir iki şaplak vurur.)
1. İşçi— Hadi kalksana, ne lâf anlamaz hayvansın sen!
2. İşçi (kızarak)— Hıı… Demek kalkmıyorsun ha… Ben sana yapacağımı bilirim.
(Ayağıyla öküze bir tekme atar. öküz inlemeye başlar.)
1. İşçi— Vurma, vurma! Hasta galiba baksana. İnim inim inliyor.
2. İşçi— E öyleyse ağaya söyleyelim de bir çaresine baksın.
1. İşçi— Sen bir koşu git haber ver. (2. İşçi koşar adım ahırdan çıkar. 1. İşçi süpürgeyi eline alır. Homurdana homurdana ahırı temizlemeye başlar.)
1. işçi— Şunlara bak, ne rahat yatıyorlar.
Eşek (Yavaşça)— Baksana derdi olan tek sen değilsin.
öküz— Yaa… O da bizi dertsiz sanır. Baksana ne diyor? Rahat rahat yatıyor muşuz? Gel sen onu bana sor. Sanki tarlayı bu sürüyor.
Eşek— Doğru söylüyorsun valla. İşleri güçleri bize sopa çekmek. Hınçlarını bizden alıyorlar.
öküz— N’aparsın dostum, yapacak bir şey yok.
(Tam o sırada 2. işçi koşar adım ahıra girer.)
2. İşçi (yorulmuş)— Uff… Canım çıktı valla!
1. İşçi— Ne yapacakmışız şimdi? Sordun mu?
2. İşçi— öküz hastaysa, eşeği çıkartın işe, dedi.
Eşek (ağlamsı)— Neee!
(Anırmaya başlar.)— AiLAii…
1. İşçi (gülerek)— Baksana duydu sanki. Nasıl da acızlanıyor?
(İşçiler gülüşürler. 7. İşçi eşeğin yularını çözer. Çekmeye başlar.)
1. İşçi— Gel bakalım koca kulak, bugün benden çekeceğin var.
2. İşçi— Hadisene hımbıl hayvan!
Eşek (Acı acı artırır.)— Aii.. Aii… (Eşek istemeye istemeye yürür.)
(Sahne kararır.)

2. Perde
(Sahne yavaş yavaş aydınlanır. öküz ahırda keyifli keyifli yatmaktadır.)
öküz— Ne kadar güzel oluyormuş yatmak. Yiyorum, içiyorum, yatıyorum. Bundan iyi beylik mi olur?
(Gür bir sesle)— Mööö…
(Bu sırada 7. İşçi eşeği getirir. Yularından bağlar. Eşek bitkin bir hâldedir. İşçi ahırdan çıkar. Eşek kendini yere atar.)
Eşek—Ahh.. Uff.. bacaklarım!… Her yanım kırılıyor.
öküz— Ne oldu dostum? Ne bu hâlin? Şıpır şıpır ter damlıyor her yerinden.
(Eşek şöyle bir başını kaldırır, kızgın kızgın bakar. Yine başını yere koyar.)
öküz— Ne o, çalışmak zor geldi galiba. Çok mu yoruldun?
(Eşek bu kez başını hızla kaldırır.)
Eşek— A benim canım kardeşim, yoruldum yorulmasına tabi. (ağlamsı) Ama beni asıl üzen başka bir şey var.
öküz— Neymiş o? De bakalım. Derdini söylemeyen derman bulamazmış.
Eşek— Sana bir sürü nasihat verdim. Esirlikten kurtuldun böylece.
öküz (hayretle)— Eee.. Bunun üzülecek nesi var.
Eşek (kurnazca)— öyle diyorsun da… Bugün sahibimizin işçilerle konuşmasına şöyle bir kulak kabarttım;
öküz (merakla)— Ne diyordu?
Eşek— “öküz eğer iyileşmezse, onu götürüp satın.” diyordu.
öküz ‘(Telâşlı, şaşkın)-….. Ne dedin, ne dedin?
Eşek— Valla dostum, senin işin kötü. Yakında satılacağın için çook üzülüyorum. Anladın mı şimdi niye perişan bir hâlde olduğumu!
öküz (Telâşlı, kendi kendine konuşur.)— Nasıl olur? Beni nasıl satarlar? Yok yook… Buna imkân yok!…
(Yerinden kalkar, hızlı adımlarla dolaşmaya başlar.)
öküz— Ya sahiden satmaya kalkarlarsa. N’aparım ben o zaman?
Eşek— Sana yardım edemeyeceğim için beni affet kardeş! N’apiim senin yerine satılmaya gidemem ya!
(öküz telâşla eşeğin yanma gelir.)
öküz (yalvararak)— Dostum n’olur beni kurtar?
Eşek (kurnazca)— Ne yapsak bilmem ki…
(Eşek birden aklına bir şey gelmiş gibi yapar, ayağa kalkar.)
Eşek— Dur bakalım, aklıma parlak bir fikir geldi.
öküz (merakla)— Neymiş o? Hadi söyle! .
Eşek— Şimdi yem getirecekler ya! .
öküz— Eee…
Eşek— Onun hepsini ye. Güzelce suyunu da iç. Sesini şöyle bir yükselt. Neşeli neşeli bağır. Hareketli görünmeye çalış. Böylece senin iyileştiğini görüp satmaktan vazgeçer sahibimiz. Sen de yine eskisi gibi işine dönersin, oldu mu?
öküz (heyecanlı)— Tamam… Tamam. Hepsini yaparım. (O arada kapı açılır. İçeri 1. İşçi girer. Elinde yem dolu bir kap ve bir kova su vardır. Bunları öküzün önüne koyar.)
1. İşçi— Bunu da yemezsen gerisini sen düşün. (gülerek) Kasapta bulursun kendini alimallah!
(1. İşçi dışarı çıkar. Sahne kararır, sonra yine açılır. Dışarıdan köpek havlaması ve horoz sesi gelir. Eşek uyur. öküz ayağa kalkar, silkinir, gür bir sesle möölemeye başlar. Eşeği de uyandırır.)
Eşek (sinirli)— Canım bağır dediysek bu kadar da demedik ya! Sabahın bu saatinde eşek uyandırılır mi hiç.
(Kapı açılır, içeri işçiler girer.)
2. işçi— Ooo… Bizim koca öküz ayaklanmış baksana.
1. İşçi— Dün dediklerimi anladı galiba. Anlaşılan kasaba gitmeye hiç niyeti yok.
(İkisi de gülüşürler.)
2. İşçi— Gel bakalım… Yatmak iyiydi değil mi? Oh, ekmek elden su gölden…
1. işçi— Çalışmayana ekmek var mı?
öküz— Mööö… Eskisinden çok daha fazla çalışacağım şimdi.
(Ahırdan çıkarlar. Eşek seyircilere döner.)
Eşek (öğüt verircesine)— Siz siz olun, sakın kimsenin işine burnunuzu sokmayın.
(Perde kapanır.)


Bu Para Başka Para – Tiyatro Oyunu


Sıradan bir adam, bir muhasebeci olan Henry PERKİNS’in serüvenine konuk oluyoruz. İçi para dolu bir çanta, başka bir çantayla karışırsa ne olur? Ortalık karışır…

Tarih:14 Ocak 2011Saat:20:00Yer:Küçükçekmece Halkalı Kültür ve Sanat MerkeziŞehir:İstanbul Avrupa

Sıradan bir adam, bir muhasebeci olan Henry PERKİNS’in serüvenine konuk oluyoruz. İçi para dolu bir çanta, başka bir çantayla karışırsa ne olur? Ortalık karışır…

İşin içine birde meraklı komşular, polis ve saçma bir taksici de karışırsa ne olur? Ortalık daha da karışır… Olaya, paranın gerçek sahibi bir mafya adamı da karışırsa ne olur? Artık durum içinden çıkılmaz bir hal alır… Küçük bir memurun hayatı boyunca çalışarak biriktiremeyeceği bir parayla karşı karşıya kaldığını düşünün… Henry PERKİNS’in para için verdiği bu mücadele ve dolambaçlar seyirciyi 2 saatlik bir kahkaha tufanının içine çekiyor…

Yazan: Ray COONEY Yönetmen: Cengiz Küçükayvaz Oyuncular: Cengiz Küçükayvaz, Züleyha Karyağdı, Hakan Akın, Esin Karakaya, Hüseyin Erkanlı, Cevher Güzey, Uğur İzgi, Tarık Karyağdı

Mekan: Küçükçekmece Halkalı Kültür ve Sanat Merkezi
Adres: Atakent Mah. Halkalı Toplu Konutları 2. Etap Girişi Küçükçekmece
Tel: 212 – 693 08 16
Bilet Fiyatları: Tam 5,00 TL, Öğrenci 3,00 TL

Össyus – Tiyatro Metni

ANLATICI- Bir tür olarak ÖSSYUS lar, öğrencilerin başkalaşmış halleridir. ( öğrenci ve arkadaşı, pc başında msn ve facebookla uğraşır) Bu başkalaşım lise sonun başlamasıyla başlar, öss yle sona erer. Ekibimiz sizler için ÖSSYUS ların zorlu 8 ayını araştırdı.
Birinci evre BİLDİRİM: lise hayatını laylay ve loy loyla geçiren ÖSSYUS lar, yazın bitişiyle birlikte her şeyden bihaber lisedeki son senelerine girdiklerini düşünürler. Fakat anne ve baba durumun farkındadır.

(anne baba sahneye girer. Babanın eller arkada, kafa yukarda; anne telaşlı onlara doğru ilerlerler. Oğuzhan ve Hamdi, anne-babanın geldiğinden habersiz laptopa iyice dalmışlardır. Baba, Oğuzhanın kafaya vurur)

BABA- Napıyosun orda olum?
OĞUZHAN- Hamdiyle muhabbet ediyorum baba.
BABA- O bilgisayar niye açık.
OĞUZHAN- Baba işte kız arkadaşlar falan var, sohbet amaçlı yani.
ANNE- Bu sene ne var farkında mısın oğlum?
OĞUZHAN- ne var, ya da dur söyleme sürpriz olsun..
BABA- ne süprizi öküz Öss var lan
OĞUZHAN- e bütün süprizi kaçtı. Öss dedin bitti gitti işte..
ANNE- bi de dalga geçiyo ya.. bu sene bu bilgisayar kalkacak oğuzhan
OĞUZHAN- anne niye, kızlar nolcak o zaman
BABA- kızlar da kalkacak oğuzhan
OĞUZHAN- kızlar da mı kalkacak, baba saçmalamayın nolur ya
ANNE- bu cep telefonu dakalkacak(masadan alır)
OĞUZHAN- ya yapma Allah aşkına
BABA- (oğuzhanın kollarını tutar arkasına dolar) nesi yapma la.
OĞUZHAN- çabuk ver telefonu
BABA- çabuk merveye mesaj at, ayrıldılarını söyle.
OĞUZHAN-anne yapma nolur, altı ayda tavladım kızı nolur yapma..
BABA- (kollarını bırakır. Masadan hıyar alır atar.) bu ne bu da kalkacak.
OĞUZHAN- anne- baba saçmalamayın nolur ya
BABA- (masadan başka bir şey atar) bu ne la bu da kalksın.
ANNE- (gözünden gözlükleri alır) bu gözlükler de kalkacak.
OĞUZHAN- anne göremem o zaman
ANNE- kalkacak dediyse kalkacak oğuzhan. Hazirana kadar hiçbir şeyle uğraşırken görmiycem seni.
HAMDİ- Oğuzhan olum noluyo lan.
BABA- ( hamdiyi sandalyeyle beraber dışarı atar) Hamdi de kalkacak, hazirana kadar Hamdi de yok.
OĞUZHAN- haziranda görüşürüz kanka.
ANNE- şahin çok mu üstüne gittik çocuğun.
BABA- (anneyi kucağına alır birden) hazirana kadar annen de kalkacak. Bundan sonra hem ananım hem babanım. (anneyi dışarı götürür)
ANNE- şahin bırak beni şahin
(oğuzhan pc yi kapatır üzgündür)

ANLATICI- 2. evre YARDIRMA
Bu dönemde ÖSSYUS umuz ne kadar önemli bir sınav olduğunun farkına varıp dersane, okul ve özel ders şeytan üçgeni arasında koşturmaya başlar. (konuşma sırasında oğuz Hamdi ve bir öğrenci sağdaki öğrenci sıralarına geçerler. Öğretmen tahtasını getirir. Beşiktaşın kadrosunu yazar. Öğrenciler harıl harıl test çözer.oğuzhan bir eli çenesinde düşüncelidir)

HAMDİ- oğuzhan
OĞUZHAN- haa.
HAMDİ- olum napıyosun sen
OĞUZHAN- napim kanka resim yapıyorum
HAMDİ- deli misin olum sen ya. Ders başladığından beridir 50 tane Türkçe 70 tane tarih 80 tane de matematik çözdüm olum ben
OĞUZHAN- harbi mi lan
HAMDİ- 50 tane de beden çözdüm kanka
OĞUZHAN- 50 beden mi çözdün?
HAMDİ- evet öss de çıkmıyor ama olsun, sağlam kafa sağlam vücutta bulunur
(öğretmen tebeşiri hamdiye fırlatır)
ÖĞRETMEN- ne konuşuyonuz orda siz bakim, ne konuşuyonuz
HAMDİ- hocam bir şey konuşmuyoz dersi dinliyoruz işte, en son polinom diyordunuz
ÖĞRETMEN- ne pollinomu evladım,deminden beri beşiktaşın kadrosunu yazıyorum tahtaya. Briniz de demiyorsunuz ki hocam napıyosunuz
OĞUZHAN- hocam sanki o delgadonun yerine Yusuf olsa daha iyi olurdu.
ÖĞRETMEN- yusufu 2. yarıda oyuna alacam. Sen benden iyi mi biliyorsunhaylaaaazzzzz, tembeeeeelll.
OĞUZHAN- est hocam.
ÖĞRETMEN- hem siz neye gülüyorsunuz bakim, söyleyin de hep beraber gülelim.

OĞUZHAN- hocam biz hiç bişeye gülmüyoruz ki
ÖĞRETMEN- e söyleyin bişey de gülelim. Sabahtan beri canım sıkılyıro yaz yaz Allah Allah bişey söyle gülelim. Bundan daha hayattan şeyler anlatcam mesela benim kayınvalidem var ya
OĞUZHAN-eeeeeeeee
ÖĞRETMEN-Allah onun cezasını versin (zil çalar)
Çocukar ders bitmiştir. Yazın yazılı var hadi çalışın gelin.
Arkadaki öğrenci- hocam sınava kayınvalideniz dahil mi
ÖĞRETMEN- dahil değil yavrum dahil değil. Allah herkesi kayınvalidelerden korusun (sahneyi kızarak terk eder öğrenciler ayağa kalkıp ktapları toplar.

ANLATICI- OKULUN BİTMESİYLE ÖSSYUS lar soluğu dersanede alırlar. Öğrenciler sahnenin bir yanından diğer yanına geçerler. Dizlerinin üzerine çökerler. Öğretmen sahneye girer.)

Öğretmen: Evet, arkadaşlar sınava çok az bir zaman kaldı o yüzden hızlandırılmış derslere geçiyoruz.
Öğrenci: tamam, tamam
Öğretmen: Şimdi söyleyin bakalım geçen hafta nerde kalmıştık.
Öğrenci: ıııııı
Öğretmen: Fonksiyonlarda. Fonksiyon formülümüz neydi fx=y +z fakat konumuz bu değil. Konumuz ne? Selçuklularla memluklar. Şimdi sen bunları savaşa bir tutuş. Bunlar birbirine gir ee tabi dağlarda kötü hava koşulları falan bunlar yeniliyor peki dağlarda neden hava kötü çünkü rakım yüksek. Rakım yüksek olunca iklim ne olur karasal. Karasal iklimin bitki örtüsü nedir yazları yağış almadığından bozkır. Peki, yağış neden yok. Çünkü dağlar kıyıya paralel . Paralel demişken karşılıklı iki açısı birbirine eşit olan dörtgene ne diyoruz paralel kenar diyoruz. Şimdi bütün bu anlattıklarımın içinde içlerinden bir tanesinde anlatım bozukluğu vardı nerdeydi?

Öğrenci:ıııııııı
Öğretmen:Selçuklularda değil mi.Şimdi hocam ben şurayı anlamadım diyen var mı?
Öğrenci:ııı ,var
Öğretmen:Yok.Çünkü ders böyle anlatılır çocuklar. size soruyorum anlamayan var mı diyorum bana çakmak çakmak bakıyorsunuz. Allah için söyleyin bu dersi nasıl anlattım
Öğrenci :ıııı
Öğretmen:çok güzel anlattım iyi dersler.
(öğrenciler birbirine şaşkın şaşkın bakarlar)

ANLATICI- dersanedeki müthiş verimli derslerin ardından ÖSSYUS lar öğrendiklerini iyice pekiştirmek için akşam 9-10 gibi emekli öğretmenlerden özel ders almaya giderler.

(diğer arkadaşları sahneyi terk eder oğuzhan sahnenin ortasına gelir oturur. Öğretmen yürüyen sandalyeyle sahneye girer.

ÖĞRETMEN- tamam di mi anladık. Şimdi A şehrinden hareket eden bir araç( sandalyeyle yavaş yavaş oğuzhanın etrafında dönmeye başlar) saatte 80 km hızla giderken B şehrinden yola çıkan başka bir araç saatte 100 km hızla A şehrinden harekete geçen aracı takip ediyorsa hızları arasındaki farkı bulrak kaç saatte farkın ne kadar kapanacağını bulabiliriz. Di mi yavrum.
OĞUZHAN- (bitmiş bir halde) evet hocam doğrudur.
ÖĞRETMEN- demek ki hız çarpı zamandan sonucu bulabiliriz. Di mi anladık. Gerçi bunlara hiç gerek yok. Böyle tip soruların cevabı genelde B dir. Oğuzhan, karım beni öldürmeye çalışıyor.
OĞUZHAN- hocam ne alaka, karınız niye öldürsün sizi
ÖĞRETMEN- siz onu bilmiyorsunuz. CIA le ortak çalışıyorlar. Beni öldürmeye çalışıyorlar
OĞUZHAN- hocam sizi kim niye öldürmeye çalışsın
ÖĞRETMEN- hayır beni öldürmeye çalışıyorlar. Herkes beni öldürmeye çalışıyor. Beni buradan bi tek sen kurtarabilirsin.
OĞUZHAN-hocam neler anlatıyorsunuz saçma sapan yapmayın.
ÖĞRETMEN- özel ders değil mi özelimi anlatıyorum işte sana. bak yavrum beni ele geçirmeye çalışıyorlar
OĞUZHAN- kim ya..
ÖĞRETMEN- (kolu dirsekten yukaru kaldırır) Al işte bunu ben kaldırmadım.
OĞUZHAN- kim kaldırdı ya
ÖĞRETMEN-onlar kaldırıyor
OĞUZHAN-onlar kim ya
ÖĞRETMEN-bak bak kendiliğinden beni kukla gibi kullanıyorlar. (kolu yukarda ayağa kalkar)
OĞUZHAN- hocam deli misiniz, ben gidiyorum saçma sapan konuşmayın ya
(oğuzhannve öğretmen ayağa kalkar, öğretmen iki kounu yukarı kaldırır. Eliyle kendine tokat atar boğmaya çalışır)
OĞUZHAN-hocam
ÖĞRETMEN-hocam h,çbir yere gidemezsin. Bu işe sen de karıştın artık(oğuzhanın elini tutar bırakmaz.) gece yarısı bekleyelim karım uyuyunca havalandırmadan kaçarız.
OĞUZHAN- şan hangi havalandırmdan kaçıyoz, sobalı evde oturuyon hasta deli manyak(adamın elinden kurtulup kaçar öğretmen de peşinden onu kovalar, sahneden çıkasrlasr)

ANLATICI- 3. EVRE REHAVET
Össyusumuz 6 aydır koşturmacanın verdiği bıkkınlık ve bahar versiği çoşkuyla nisan mayıs aylarında çalışmakta daha da zorlanır. Güneşli havadan cıvıl cıvıl öten kuşlara organize edilen toplu pikniklerden toplu cenaze törenlerine mevlitlere kadasr her şey konsantrasyonunu bozmaktadır.

GEÇEN KİŞİ 1- ne haber hacı napıyosun
OĞUZHAN- iyi hacı dersaneye gidecemm otobüs bekliyorum ordan da özel ders.
GEÇEN KİŞİ 1-boşver be hacı takıl bize (cenazeye mi mevlide mi , maç)gidelim
OĞUZHAN- yok hacı gemliyim ya dersaneye gidiyim ben ya
GEÇEN KİŞİ 1- sen bilirsin hacı( sırtına vurur gider)
GEÇEN KİŞİ 2- hacı Naber ya
OĞUZHAN- eyvallah hacı işte dersaneye
GEÇEN KİŞİ 2- ne dersanesi olum mevlide gidiyom bütün açlasr orda
OĞUZHAN- hepsi mi lan
GEÇEN KİŞİ 2- hepsi
OĞUZHAN-(içini çker) yok be ya ben gemliyim ya
GEÇEN KİŞİ 1- sen bilirsin(omuz silker ve çıkar)
OĞUZHAN- Dersaneye gidicem hacı ben
GEÇEN KİŞİ 3- kanka mevlide gelmiyon mu ya
OĞUZHAN- hacı yok ben dersaneye gidiyom
GEÇEN KİŞİ 1- hadi ya olum çok şey kaçırıyorsun cantık var lahmacun var İnegöl köfte var
OĞUZHAN- İnegöl köfte diyosun (içini çekerek) yok be hacı. Hoca köklü sayıları anlatacak gitmem lazım ya
GEÇEN KİŞİ 1- iyi hacı sana iyi köklü sayılar
OĞUZHAN-teşekkür ederim sağol
GEÇEN KİŞİ 4- vay hacı napıkyosun ya.
OĞUZHAN-iyi hacı dersaneye yetişmeye çalışıyorum
GEÇEN KİŞİ 1-mevlide gelmiyon mu ya
OĞUZHAN- yok hacı ben dersaneye gidicem
GEÇEN KİŞİ 1-olum ibo aradı cenazenin hatrına pastırmalı kuru fasulye yapmışlar. Herkes parmağını yiyomuş
OĞUZHAN- harbi mi lan
GEÇEN KİŞİ 1- valla lan geliyo musun
OĞUZHAN-baya bi pastırma yani
GEÇEN KİŞİ 1- olum slak mısın pastırma diyorum geliyor musun
OĞUZHAN- gelmiyom lan dersaneye gitmem lazım olum
GEÇEN KİŞİ 1- iyi madem dersaneye git hadi görüşürüz

( Naciye teyze sahneye girer)

NACİYE TEYZE- iyi günler uşağum
OĞUZHAN- nereye böyle
NACİYE TEYZE-cenazeye gidiyom lahmacun pide köfte falan vasrmış. Kola turca aldım iççez.
OĞUZHAN-sen de mi gidiyon oraya
NACİYE TEYZE-ben de. Geliyon mu
OĞUZHAN-beb dersaneye gidecem ya
NACİYE TEYZE-e gelmeyecen neye oyalayon benimidem açlıktan gurul gurulduyo. Çok lafa tutma(der ve çıkar)
GERİ GELEN KİŞİ- hacııı..
OĞUZHAN-ne var hacı anladım cenazedesiniz, pide vasr cantık var pastırma Naciye teyze de orda
GERİ GELEN KİŞİ-doğru ama tam öyle değil. Bütün millet orda yemekler gırla ama sen gelmeden yemiyorlar
OĞUZHAN-yok ya hadi ya
GERİ GELEN KİŞİ-ha bu arada bizimkiler sana bunu gönderdi
OĞUZHAN-kokoreç lan bu
GERİ GELEN KİŞİ-ya hacı rahmetli kokoreçi çok seviyormuş. Bunu da sana vasiyet etmiş
OĞUZHAN-Allahınız yok mu lan sizin. Allahınız yok mu. Nerde bu cenaze evi, nerde..
GERİ GELEN KİŞİ-burda( peşinden gider)
OĞUZHAN-savulun lan açlar savulun

Etiketler:komik tiyatro metinleri komedi tiyatro metinleri kısa komik tiyatro metinleri tiyatro metinleri komedi komik tiyatrolar en komik tiyatro metinleri kısa tiyatro metinleri tiyatro metinleri komik komik tiyatro metinleri kısa kısa tiyatro metinleri komik komik kısa tiyatro metinleri en komik tiyatrolar komik tiyatro metni çok komik tiyatro metinleri komik tiyatro kısa ve komik tiyatrolar komik tiyatrolar metinleri kısa tiyatrolar komik para para para tiyatro metni komik tiyatro metinleri
Komedi-drama: Komedi-drama, tiyatro, film ya da televizyon programlarında mizah ile ciddi konuları birleştiren bir türdür.
Komedi Dizilerinde En İyi Kadın Oyuncu Emmy Ödülü: Komedi Dizilerinde En İyi Aktris Emmy Ödülü kazananların listesi;
Komedi Dizilerinde En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Emmy Ödülü: Komedi Dizilerinde En İyi Yardımcı Aktris Emmy Ödülü (Primetime Emmy Award for Outstanding Supporting Actress - Comedy Series) kazananların ve adayların listesi;
Komedi Dükkanı: Komedi Dükkanı, Tolga Çevik'in, Fırat Doğu Parlak'ın yönergeleri doğrultusunda doğaçlama skeç yaptığı bir eğlence programı.
Oyuncu: Oyuncu (aktör veya aktris), dramatik bir yapımda rol alan ve sinema, televizyon, tiyatro veya radyoda mesleğini yapan sanatçı.
Tiyatro Stüdyosu: Tiyatro Stüdyosu İstanbul'da kurulu olan bir özel tiyatrodur.
Tiyatro İstanbul: Tiyatro İstanbul adından da anlaşılacağı gibi, İstanbul'da yerleşik özel bir tiyatro topluluğudur.
Tiyatrokare: Tiyatrokare, İstanbul'da yerleşik olan bir özel tiyatrodur.

Yorumlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir