Komik Skeçler Kısa

Sponsorlu Bağlantılar
ama anan annesi baba bunu burada burda daha erken eser faruk hani hatice herkes ilk komik miyim nerde onu zaman Komik Skeçler Kısa Komik Kısa Skeçler kısa komik skecler komik skeçler kısa komik kısa s..

Kısa Komik Skeçler – Hıyarlı Baba

Şahin:Baba

Büşra:Anne

Eser:Faruk

Faruk: Baba

Baba: Oğlum

Faruk: Baba

Baba: Ne var gerizekalı

Faruk(Bunu duymaz): Baba

(O sırada Faruk içeriden gelir)

Baba(ona bakarak): Hakketen gerizekalı.

Faruk: (ilk önce’hakikaten gerizekalı’ dediği için biraz duraksar,ama alışmıştır.o yüzden bişey demez) Baba(devam edecekken)

Baba: Deminden beri baba baba diye bağıracağına söyleyeceğini söylesene gerizekalı.

Faruk: Baba söyleyecektim sözümü kestin.

Baba : İyi tamam söyle.

Faruk: Annem nerde ?

Baba: Senin anan rahmetli Faruk’cum.

Faruk: Hani annem olduğunu söyleyen bi kadın vardı,işte o nerde ?

Baba: Sen onu ne yapıcaksın daha kadın diye bahsediyosun gerizekalı.

Faruk: O zaman burada ne işi var !?

Baba: O senin anan gerizekalı.Tabii burda olacak.

(O sırada annesi dışarıdan gelir,erken davrandığı için sondan 3.cü dediklerini
duymaz. aslında önceden girecekti faruğun sorusunu duyunca cevabı merak edip kapıyı dinledi)

Anne: Oğlum bak beni annesi olarak nasıl benimsemiş.Gördüğün gibi rahmetli değilim Kazım.

Baba: Kazım ne la ?

Anne: Senin olmayan adın.Bunu konuştuk ya Kazım.

Faruk(lafa girer): Baba,artık karar ver.Bu benim gerçek annem mi değil mi ?

Anne: Gerçek ananım.
Faruk: Ne dedin anlamadım ?

Anne: Ananım gerizekalı.

Baba: Farukla konuşmak için bi kelimeyi 4-5 defa tekrar ediceksin Haticecim.yoksa bu gerizekalı anlamaz.

Faruk: Beni herkese böyle mi anlatıyosun baba ?

Baba: Ne var oğlum gerçekler bunlar.

Faruk: Sağol baba.

Anne: Ben herkes miyim oğlum,ananım ben senin.

Faruk: Neyimsin ?

Anne: bu 4.söyleyişim gerizekalı.

Faruk(içeri gider)

Anne: Kazım

Baba: Ben Kazım değilim.

Anne: Kazım

Baba: Sende en az Faruk kadar gerizekalısın Hatice.

Anne: Sensin gerizekalı.

Baba: Sende gerizekalısın.

Anne: Ailecek gerizekalıyız.

SON

5 Kişi İçin Komik Kısa Skeçler, Hazır Skeçler, Komik Skeç

Skeç örnekleri isteyenler var. Bu konu da 5 kişilik komik bir skeç yazısı veriyorum. İlerleyen günlerde yenilerini verebilirim. Takip edin… :)

5 kişilik komik skeç örneği
5 kişilik kısa skeç komik
5 kişilik komik kısa skeç

Bir Garip Dava
MUHAFIZ :Padişahım üç adam geldi. Bir davaları varmış. Huzurunuza çıkmak istiyorlar.
PADİŞAH :Gelsinler bakalım.
MUHAFIZ : Geçin bakalım şöyle. Padişahımız sizi bekliyor.
PADİŞAH :Hoşgeldiniz ağalar. Anlatın bakalım derdinizi.
SAKALLI :Efendim biz üç arkadaştık. Üçümüz beraber bir iş yaptık. Ve iyice bir para kazandık. Birbirimize de hiç güvenmiyorduk.
PADİŞAH :Ee…
PALABIYIK: “Paramızı hepimizin güveneceği birine verelim” dedik ve bu arkadaşa teslim ettik.
PADİŞAH : Sonra ne oldu peki?
SAKALLI : Parayı bu arkadaşa emanet ederken « üçümüz birlikte gelmedikçe parayı hiçbirimize verme » diye sıkı sıkı tembih ettik.
PALABIYIK: Tembih etmemize rağmen emanete ihanet etti bu adam.
SAKALLI :Evet ihanet etti. Parayı tek başına gelen diğer arkadaşımıza verdiğini söylüyor.
PADİŞAH : Doğru mu söylüyor bunlar efendi?
KESE : Doğru efendim ama eksik anlattılar.
PADİŞAH :Nasıl yani?
KESE :Evet, bunlar bana bir kese para bıraktılar. „Üçümüz birlikte gelmedikçe parayı hiçbirimize verme.“ dediler.
PADİŞAH :E niye verdin o zaman paraları diğer adama?
KESE :Ama padişahım, henüz elli adım bile gitmemişlerdi ki içerden biri geri geldi ve paraları istedi. Bu ikisine uzaktan bağırdım. “Bakın bu arkadaşa veriyorum.” dedim.
PADİŞAH : Bunlar ne yaptı peki?
KESE :Vallahi ikiside kafa sallayıp “Tamam ver” dediler.
PADİŞAH :Siz söyleyin bakalım, bu beyefendi doğru mu söylüyor?
SAKALLI :Valla padişahım, keseyi emanet edip gidiyorduk ki şimdi burada olmayan arkadaşımız aniden durdu. “Akşam yiyeceğimiz yemeğin parasını alalım.” dedi. Biz de “yemek parası al gel, bekliyoruz dedik..” Meğer adam tüm parayı almış.
PADİŞAH : Demek arkadaşınız parayı alıp kaçmış ha?
PALABIYIK:Evet ama bu emanetçiye “Biz üçümüz birlikte gelmezsek, hiçbirimize parayı verme” demiştik. O da kabul etmişti.Vermeseydi. Versin bizim paramızı…
PADİŞAH :Ne diyorsun efendi? Adamlar paralarını istiyorlar.
KESE : Doğru, paralarını vermem gerekiyor ama anlaşmaya bağlı kalıyorum ben. Bu yüzden şu an paralarını vermem.
PADİŞAH :Ne demek o?
KESE :Şu demek padişahım. Anlaşmaya göre, bunlara parayı vermem için üçünün birlikte gelmesi gerekiyordu. Getirsinler diğer arkadaşlarını da vereyim paralarını!
PADİŞAH :Doğru. Hadi bakayım, getirin üçüncü arkadaşınızı, alın paranızı!Bir daha da güvenmediğiniz insanlarla iş yapmayın.

Kısa Komik

Acı kaybımız
3 ay önce ailemize katılan, Necmi ismini verdiğimiz kaplumbağamız dünvefat etmiş. Aile arasında sade bir törenle evin arka bahçesine gömdük.Hayvancağız durduk yerde can verdiği için gidip Necmi’yi aldığımızdükkanın sahibine sebebinin ne olabileceğini sorduğumuzda ‘Abi onlar kışuykusuna yatar’ cevabını almış bulunmaktayız, hepimizin başı sağolsun. Buvicdan azabıyla ben de çok yaşamam herhalde.

Annem!
‘Bu taraf bitti.’ diye CD’yi arkasına çeviren ve sonra da ‘CD çalarçalışmıyor!’ diye feryat eden anneme alkış az geliyor!

Modem
Yemek masamın üstünde duran modeme uzun uzun bakan anneanem ‘Bu ne?’ diyesordu. Ben de kolay anlasın diye ‘Hani benim bilgisayarım var ya onunlainternete giriyorum. İşte internete girmek için o kutu zorunlu.’ diye uzunuzun açıkladım. Anneannem dinledi beni; ‘Yani modem bu’ dedi ve konukapandı…

Yaz Okulu
Bir alkış da annesine yaz okulunu kazandığı müjdesini veren üniversiteöğrencisine gelsin. Bu yaratıcılığa şapka çıkartılır.

Beyin göçü
Tikky olduğu her halinden belli olan kızımız Beşiktaş-Taksim midibüsündeyanındaki arkadaşına dert yanmaktadır. ‘Şekerim dördüncü kez girdim ÖSS’ye, ama yine kazanamadım, gidicem sonunda Amerika’ya o olucak. Böyle böyle beyin göçü oluyor işteeee!’ Sen git, masrafları ben karşılıyorum.

Alman yazar
Bir alkış da lisede edebiyat dersinde okuduğu şiir bitince sınıfa dönüp’Bu şiiri ünlü Alman yazar Goethe yazmıştır’ diyen hocaya, ‘Niye, kağıtbulamamış mı?’ cevabını veren arkadaşa gönderelim.

Düz mantık
Eğer bir sokakta yürüyorsanız ve camında ‘Bu ev kiralıktır’ yazılı birevin yanından geçip birkaç adım sonra önüne geldiğiniz bir başka evincamında ‘Bu da’ yazısını görürseniz bilin ki Trabzon’dasınız.

Hügo’lar Beşledi
Bir alkış da lisede edebiyat kitabından bir metni tüm sınıfa sesli olarakokurken V. Hugo’ya ‘Beşinci Hugo’ diyen arkadaşımıza gelsin.

Lamba
Dün gece evime giderken yolun tenhalığından olsa gerek kırmızı ışıktageçtim. Ardından yurdum polisine alkışı hak ettiricek anons: ‘Bacım ogeçtiğin gece lambası değildi, çek sağa.’

Asabi Polis
Hareketli bir Bağdat Caddesi akşamında, polis abilerimiz rutin olduğuüzere devriye gezmektedir. Işıklarda müşteri bekleyen taksiye yaklaşılırve; ‘Ticari, bekleme yapma, devam et.’ anonsu yapılır. Camdan eliyle ’1saniye’ işareti yapan taksiciye, ikinci ve çok manidar anons gelirardından; ‘Ticari, benne pölümüye girme! Devam et dedik!’

Kısa Komik Skeçler

Acil Hasta

Hasta insan modeli sedye içinde iki hasta bakıcı tarafından nani nani dîye ses çıkararak doktor odasına getirilir.

Hasta sıra üzerine yatırılır. iki hemşire hastanın yanına gelerek.

1 HEMŞIRE Hastanın durumu kötü görünüyor

2. HEMŞIRE: Evet hemen doktor beye haber verelim.

(ikinci hemşire haşlanın yanından ayrılarak doktora seslenir)

2 HEMŞIRE: Doktor bey, doktor bey ‘ Acil hasta var!

(Doktor gelerek kısa bir inceleme yapar)

DOKTOR: Hastayı ameliyat edeceğiz hemen hazırlıkları yapın.

HEMŞÎRE:Peki doktor hey.

(iki hastabakıcı masa örtüsü î/e perdeleme yaparlar.doktor ameliyat için araç gereç isten

DOKTOR: Hemşire hanım çekiç

LHEMŞ1RE; Buyurun Doktor Bey

DOKTOR : Takoz ve testere

HEMŞIRE: Buyrun Doktor Bey

(Alın.an malzemelerle çeşitli sesler çıkarılarak hastanın kesildiği izlenimi

verilir. Doktor hastanın akciğerlerini alarak gösterir)

DOKTOR : Gençliğinde çok sigara içmiş vah zavallı akciğerler fabrika bacası

gibi olmuş, at çöpe gitsin. (Der, ciğerl eri çöpe atar.Bir hemşire kenarda çöp

DOKTOR : Maaşallah maaşallah, mide değil ambar sanki içinde bir ben

yokum ne bulduysa yemiş Bu mide iş yapmaz. Al çöpe gitsin. ( Der. mideyi çöpe atar. Karaciğeri a!ır , gösterir ) _

DOKTOR : Vah karaciğer vah, senden organ bağışı bile olmaz/ ( Der, çöpe atar, kalbi eline alır. )

DOKTOR : Bu kalp kan yerine alkol pompalamış, pompalamaktan yorulmuş iş yapmaz al çöpe gitsin. Der çöpe atar. bağırsakları gösterir )

DOKTOR : Şu bağır sak! arın haline bakın. Kördüğüm olmuşlar. Bu bağırsaklardan kokoreç bile olmaz. At çöpe gitsin (der çöpe atar,sonunda hastayı iki eliyle havaya kaldırarak )

DOKTOR . Bu adam fazla bite yaşamış .Af çöpe gitsin {der adamı çöp kovasına atarlar Kova sedyeye konulur hasta bakıcılar nani nani diye bağırarak oradan uzaklaşırlar.

OYUNCULAR

2 Hasta bakıcı : Önlük

2 Hemşire : Beyaz etek yada pantolon , beyaz gömlek .kep
Doktor : Beyaz gömlek . steteskop gözlük

Avcı

(Orman Haftası Piyesi)
3 perdelik oyun Oynayanlar:
Anne
Komşu kadın Avcı Oduncu
Geyik (Geyik maskeli çocuk}
Ormandaki koyunlar
(Maskeli çocuklar)
Sahne: Bir köy odasıBirinci Perde
Anne, komşu kadın, sonra avcı (Anne, kulübenin kapısından dışarıya bakar. Komşu kadın sedirde oturmuş, yün eğirmektedir.}

ANNE – Ortalık nerede ise kararacak!..
KOMŞU – Eh ne yapalım, vakit akıyor.. Gözümüzü açıp kapayıncaya kadar akşam ofuyor!..
ANNE – Aman ne söylüyorsun komşu! Bugün saatler geçmesini bilmiyor!..
KOMŞU – Herhalde işin yoktu da sana saatler uzun geldi. Yoksa ben, sabahtan beri o kadar çalıştım ki bana gün pek kısalmış gibi geldi…
ANNE – Bugün işim yoktu, ama bir iş tutacak gönlüm de yoktu!
KOMŞU – Ne vardı komşucuğum? Bir derdin mi vardı yoksa!..
ANNE – Bir derdim vardı ya!..
KOMŞU – Vah vah… Geçmiş olsun!.. Ne İdi derdin?..
ANNE – Annelerin derdi ne olur ki! Ben avcıyı düşünüyorum?..
KOMŞU -Avcıyı mı?.. Anlayamadım! Hangi avcıyı?..
ANNE – Bizim çocuğu düşünüyorum!.. Ona siz köyde avcı demiyor musunuz? Benim de dilim alıştı. Çocuğumun adını bile unuttum!.. Ben de onu “avcı” diye çağırıyorum…
KOMŞU – Peki! Senin avcıya ne olmuş ki? Bu kadar üzülüyorsun!..
ANNE – Bir şey olmadı!.. Ama… .
KOMŞU-Aması ne?..
ANNE – Aması şu: Bizim çocuğun zihnine koymuşlar!.. Güya ormanda bir yaban domuzu türemiş. Bütün çiftliklere, çubuklara, tarlalara, bağlara ziyan yapıyormuş. Köylülerin canı İçin de tehlike oluyormuş… Bu köyde ve yakın köylerde, oğlum gibi bir avcı yokmuş. Ona, “Bu yerleri olsa olsa sen kurtarırsın!.. Senden başka kimse onu alt edemez!” demişler… O da bu sözlere kapıldı, önceki sabah tüfeğini yüklendi, Çarıklarını giydi, canavarı avlamaya ormana gitti. “Yapma oğlum, etme oğlum…” dedim, dinletemedim. Dün sabah giderken: “Bu hayvanı vurmadan dönmeyeceğim.” dedi. Ama, ne kadar zaman dağda, ormanda kalabilir?.. Çantasındaki azık da pek azdı. Dün gece gelmeyince, çok üzüldüm, ama “Belki de ormanda domuzun çıkışını bekliyor!..” diye kendimi avuttum. “Gün ışırsa gelir!” dedim… Şimdi gün kavuşuyor, bizimki hâlâ görünürlerde yok!.. İşte anun için durmadan kapıdan bakıyor, yolunu gözlüyorum…
KOMŞU – Üzme kendini komşucuğum!.. Avcı oğlun arslan gibidir. Üç köy avcısının öldüremediği o koca domuzu senin uşak, Allah bağışlasın; tek başına öldürür!..
ANNE – Evet, Allah korusun! Şimdiye kadar başına böyle bir şey gelmemişti! Ama analık dedik ya!..
(Onlar böyle konuşurken sahne hafifçe kararmaya başlar.)
KOMŞU – Evet, akşam kavuşuyor. Ben de kalkıp gideyim!.. Ocağa bir çorba koyayım!..
ANNE – Ah sen de mi gidiyorsun? Yalnız kalınca daha da güç olacak beklemek!..
KOMŞU – Yemekten sonra sana yine uğrarım!..
ANNE – Haydi güle güle!..
(Anne, arkasını kapıya çevirmiştir, bu sırada ava içeriye girer.)
KOMŞU-İşte avcı geldi!..
(Anne sevinçle kapıya koşar)
ANNE – Sen mi geldin yavrum?.. Oh ne kadar merak ettim!
(Avcının suratı asıktır, omuzundaki torbayı yere bırakır; gelir, annesinin ve komşusunun ellerini öper.)
KOMŞU – Çok yaşa yavrum…
AVCI – Siz de çok yaşayın teyze!..
ANNE – Nerelerde kaldın dün gece?
AVCI-Merak mı ettin?
ANNE – Elbette!
AVCI – Ben sana canavarı yakalamadan dönmeyeceğim dememiş miydim?..
ANNE – Dedin, dedin ama, ben canavarla boğuşmaya gittiğini biliyordum, nasıl rahat ederim?..
AVCI – Ben sana canavarı vurmadan geri dönmeyeceğimi önceden söylemiştim. Canavarla da buluşmak için sözleşmiş değildik ya! Onu, bir günde yakalayamayacağımı düşünürsün ve kendini üzmezsin sanmıştım…
ANNE – Bari canavarı vurdun mu?
AVCI – Ne gezer?.. Dağda, ormanda dolandım durdum!..
KOMŞU – Ben torbayı görünce canavarı öldürdükten sonra kafasını kesip şu çuvala koydun sanmıştım.
AVCI-Hayır!..
KOMŞU – Sonra annen lâmbayı yakınca çuvalda: “Canavarın başı bu kadar küçük olamaz!” dedim.
AVCI – Doğru düşündün teyze, bunun içinde canavar değil, minik bir geyik yavrusu var!..
ANNE – Ne dedin, ne dedin?.. Bir geyik yavrusu mu?..
(Yere eğilir, çuvalı aralar, hemen kapatır.) Sahi ! imiş… Nasıl yaptın avcı bunu? Nasıl kıydın bu yavruya?..
(Komşu kadın gelir, çuvalı aralar, bakar.)
KOMŞU – Eyvah avcı! Şu yavrucağı nasıl vurdun? Hem kimseyi rahatsız etmeyen, ormanlarımızı süsleyen, bu minicik yavruya nasıl kıydın? Senin hiç de mi acıman yok?..
ANNE – Şimdi onun annesi nasıl yanıyordur? Bilsen, anlasan bunu yapmazdın!..
AVCI – Anne ben bunu öldürmek istemedim!..
ANNE – O kendi kendini mi öldürdü?
AVCI – Sana nasıl olduğunu hemen anlatayım… Bütün gün canavarı aradığım için başka hayvan vurmamıştım. Ertesi gün, yani bugün de böyle oldu… öğleden sonra, köye dönmek için yola düşmeden önce, karşıma bir geyik çıktı… Ben de köye boş dönmeyeyim diye ona nişan aldım. Fakat çalıların arasında yavrusu varmış, anasını tehlikede görünce birden çalılar arasından fırladı. Anasına koştu, silâh onu vurdu, ben de fena oldum, bir kaza oldu. Oldu ama!..
ANNE – Sen iyi bir avcı değilsin!.. İyi bir avcı olsaydın ne yavrulu bir hayvanı vurur, ne yavruyu öksüz bırakırdın! Ne de böyle suçsuz bir yavruyu öldürür, annesinin gönlünü dağlardın… Zaten, avcılık, ancak herkesin tarlasını harman, çorman eden muzur hayvanlar için, insanlara karşı tehlikeli olanları yok etmek İçin yapılmalıdır. Keyif cin hiç bir can öldürülemez… Ben senin böyle kalpsiz olmanı istemiyorum… Ben sana böyle yabanîler gibi davran diye avcı olmana İzen vermedim…
AVCI – Ben de çok üzgünüm anne! Ben bu yavruyu öldürmek istemedim…
ANNE – Ama öldürdün… Ben, sana verdiğim avlanma iznini geri alıyorum… Eğer benim iznim olmadan yine avlanırsan, işte komşumuz da şahit, ben sana analık hakkımı helâl etmem!..
AVCI-Anneciğim, ben küçükten beri avcılık yaparım, avı çok severim, Fakat mademki benim avcılık yapmama izin vermiyorsun, o hâlde sana söz veriyorum, artık avcılık yapmayacağım…
ANNE – Teşekkür ederim oğlum, ama söz vermek yetmez, bu köyümüzün avcılarının bir töresi vardır. Onlar avcılığa tövbe edecekleri zaman köyün etrafını çeviren Yedidağ’ın en tepesine tırmanırlar ve tüfeklerini yedi kere havaya boşaltırlar. Sonra evlerine gelirler ve tüfeği kapının arkasına asarlar… Eğer sen de avcılıktan vazgeçmeye karar verdinse, yarından tezi yok tüfeğini alırsın, Yedidağ’a tırmanır, tepeye gelince törenin emrettiği gibi havaya yedi el ateş edersin ve gelip kapının ardına tüfeğini asarsın, benim günlüm de rahat olur! Beni iyice anla, hiç sebepsiz yere seni öldürseler ben ne hâle gelirdim. Düşün ki hayvanların da onları da seven anneleri var…
AVCİ – Avcılıktan vazgeçmek bana güç gelecek ama mademki sen istiyorsun, yarın vazgeçiyorum avalıktan!..
ANNE – Haydi geç sini başına, benim sana pişirdiğim çorbayı İç… (Avcı sini başına geçerken perde kapanır.)
İkinci perde
Sahne: (Bir koru. Bir ağaç altında oduncu balta ile odun yarmaktadır. Ava omzunda tüfekle sağdan girer.)
ODUNCU -O… Merhaba avcı başı. Nasılsın?
AVCİ-Sağ ol!.. İyiyim! Ya sen?..
ODUNCU – Şükürler olsun, ben de iyiyim… Ama seni biraz keyifsiz görüyorum nen var?..
AVCI-Bir şeyim yok!..
ODUNCU – Yoksa önceki akşam canavarı vuramadın diye mi kederlisin?..
AVCI – Vuramadım değil, bulamadım diye canım sıkkın!..
ODUNCU – (Gülerek) Ben bu ormanda canavarın peşindeyiz diyen nice avcılar gördüm, hiçbiri onunla boy ölçüşemedi. Sen de yıldın işte!.. Ayıp değil!..
AVCI – Ben yılmadım ama bugün avcılığa tövbe edeceğim de canım ondan sıklıyor.
ODUNCU – Demek korkun benim sandığımdan daha kuvvetli imiş. (Güler)
AVCI – Ben yılgınlıktan değil, ana hatırı için bunu yapıyorum.
ODUNCU – Hep korkanlar böyle söyler, ben bugüne kadar korkup da korktuğunu söyleyeni hiç görmedim.
(Tam bu sırada ormanın içinden bir geyik çıkar. Avcının karşısına dikilir, ona dik dik bakar!)
ODUNCU – (Alayla) Bak hele şuna!.. Avcıbaşı, sana şu geyik kafa tutuyor yahu!.. Tövbe etmiş bir avcı olduğunu anladı galiba! Seni umursamıyor, alay ediyor.
AVCI – (Avcı birden parlar, tüfeğini çevirir, geyik kaçar.) Ben daha tövbe etmedim.
ODUNCU – Hey avcıbaşı, mademki tövbe etmedin, seninle alay eden geyiğin ardına düşsene… Ama ey avcı, nerde sende öyle koşacak bacaklar?..
(Ava, geyiğin arkasından fırlar.)
ODUNCU – (Bağırır) Koş bakalım koş, sende eski soluk kalmamış arkadaş!.. Sen o geyiğe yetişemezsin!..
(Perde kapanır.)
Üçüncü Perde
(Sahneye baştanbaşa eğik bir kalas konulmuştur.
Dağın tepesine çıkan bir patikadır bu. Kaçıp kovalamacanın, uzun olduğunu göstermek için. Geyik sağ, dan girer, sola tırmanır, soldan çıkar. Yine aynı biçimle, geyikle ava sahneye bir taraftan girer bir taraftan çıkarlar. En sonunda geyik yüksek noktaya gelince birdenbire durur, başını geriye çevirir, avcı İleri atılır.)
GEYİK – Dur! İlerleme, silâha da davranma ey merhametsiz, ey zalim avcı! ilerleme! Olduğun yerde dur!.. Bu çalıların bir karış ötesi derin bir uçurumdur. Ben seni buraya kadar evlâdımın intikamını almak için getirdim! Durmayıp da koşsaydım, sen de peşimden koşacaktın ve bilmediğin için, uçuruma yuvarlanıp ölecektin, ama ben seni değil, seni kaybedince her şeyini kaybedecek anacığını düşündüm,.. Seni ölümle cezalandırmak, onu cezalandırmak olacaktı!.. Kendi acım kadar bir acıyı başka bir anneye tattırmamak için, seni öldürmekten vazgeçtim.
AVCI – Ey bağrını yaktığım geyik, beni bağışla! Ben yavrunu değil, seni vurmak istemiştim. O, anacığını kurtarmak için kendisini silâhımın önüne attı… Onu öldürdüğümü gören annem, iyi ve zararsız hayvanları öldürmemek şartıyla vaktiyle benim avcı olmama izin verdiğini söyledi… Fakat iznini geri aldı ve kendi izni olmadan bir daha avlanırsam bana analık hakkını helal etmeyeceğini de bildirip beni Yedİdağ’ın tepesine yolladı ve her tepede yedi kere havaya ateş ettikten sonra avcılığa tövbe etmemi İstedi. Ben, onun İçin yollarda idim, yine şeytana uydum. Ama artık bir daha annemin sözünden çıkmayacağım… Beni affet, yaptığımı düşünemedim. İşte bak! Dağın tepesindeyiz, İlk tepeden havaya doğru tüfeğimi birinci kere boşaltarak tövbe törenine başlıyorum.
(A va silâhını çevirir. O bunu yaparken sağdan, soldan, tavşan, ayı, geyik, sincap ve kuş maskelen giyinmiş çeşitli hayvanlar çıkarak şarkı söyleyip vals yaparlar.)
1-Yaşa Ey Avcı
Yaşasın ey avcı, Değiliz yabancı. Ormanın hayvanı kuşuyuz biz!.. Tra la la la la la
2- Kimimiz tavşanız, Dağlarda koşarız, Kimimiz ormanın, perisiyiz!.. Tra la la la la la
3- Gitmeden sırttan post. Sen oldun bize dost, Yaşasın sevinen dostlar da çok, Tra la la la la la
4- Korkumuz kalmadı, Yüreğe dolmadı Ne tüfek kurşunun ne bıçak, ok! Tra la la la la la Perde iner.

Akıllı Eşşek

Kişiler
Çiftçi – öküz – Eşek – Köpek – İki işçi

1. Perde
(Arka plânda dağlar, tepeler ve ağaçların olduğu bir resim yer alır. Çiftçi bir köşede oturmuş, yere mendilini sermiş yemek yer. Bir yanında su testisi durur. Köpeği yanında yatar. Arkasında kürek ve tırmık vardır. Az ötede eşek ve öküz yan yana otlar. Ara sıra kafalarını kaldırıp birbirlerine bakarlar. Çiftçi gülerek onları dinler.)
(Çiftçi başına siperli bir şapka takmıştır. Süvari pantolon ve yelek giymiştir. Ayağında deri çizmeler vardır. öküz, eşek ve köpek basit bir maske ile belirtilir.)
öküz (şikâyet ederek)— Sen bütün gün durmadan çalışmanın ne demek olduğunu biliyor musun?
Tam o canım otları ağzıma alırım, hevesim kursağımda kalır.
Eşek (merakla)— Niyeee?
öküz (biraz kızarak)— Niye mi? Niye olacak? Tarla sürülecek derler, alır götürürler. Yük taşınacak derler, alır götürürler. Durmadan emir verirler. Sıkıysa yapma. Yoruluyor mu demezler, aç mı demezler. Biliyor musun? Şimdiye kadar şöyle doya doya bir yemek yediğimi hatırlamıyorum. Hep senden arta kalanları yiyorum.
(Köpek yerinden kalkar. Etrafa bakınır. Koşmaya başlar.)
Köpek— Hav… Hav… Hav…
öküz— Ya sen n’apıyorsun dostum? Bütün gün ahırda uyuyorsundur Allah bilir. Sahibimize nasıl yaranmamız gerektiğini de iyi bilirsin. Eee.. İş yapmadan yemek yiyebildiğine göre. Çok rahatsın çoook!…
Eşek (gülerek)— Vah Vah… Zavallı kardeşim benim! Sana acıdım doğrusu. Şimdi kulaklarını aç ve söyleyeceklerimi iyi dinle.
öküz— De bakalım ne söyleyeceksin?
Eşek— Bak şimdi! Seni götürmek için geldikleri zaman sakın yerinden kalkma. Her gönderilen yere gitmek zorunda değilsin ya…
öküz (merakla)— Pekii… Ya kızarlarsa n’apcam?
Eşek— Canım biraz sabredeceksin. Hiçbir şey kolay değildir ki. Gözlerini kapat, hiçbir şey yeme. Su bile içme.
öküz— Eee?
Eşek— Eeesi, böyle davranırsan iş yapmaktan kurtulursun. Bir güzel dinlenir, keyfine bakarsın.
Çiftçi (kendi kendine gülerek)— Sizi gidi yaramazlar sizi. Neler de düşünüyorlar… (Perde kapanır.)

2. Perde
(Sahneye loş bir ışık verilir. Ahır dekoru oluşturulur. San renkli kâğıtlar kırpılarak kurumuş otlar yapılabilir. Kürek ve süpürge durur bir köşede. öküz ve eşek yularla bağlanmış, otların üzerinde yatarlar. Gözleri kapalıdır. Dışarıdan bir horoz sesi gelir. Bu sırada işçiler ahıra girer.)
1. Sahne
(İşçiler yıpranmış giysiler giyerler. Ayaklarında lastik ayakkabılar vardır. Başlarında siperli şapkalar vardır.) 1.
İşçi— Kalk bakalım koca öküz! Bu kadar uyumak yeter. Şimdi çalışma zamanı. (Şöyle hayvana bir iki şaplak vurur.)
1. İşçi— Hadi kalksana, ne lâf anlamaz hayvansın sen!
2. İşçi (kızarak)— Hıı… Demek kalkmıyorsun ha… Ben sana yapacağımı bilirim.
(Ayağıyla öküze bir tekme atar. öküz inlemeye başlar.)
1. İşçi— Vurma, vurma! Hasta galiba baksana. İnim inim inliyor.
2. İşçi— E öyleyse ağaya söyleyelim de bir çaresine baksın.
1. İşçi— Sen bir koşu git haber ver. (2. İşçi koşar adım ahırdan çıkar. 1. İşçi süpürgeyi eline alır. Homurdana homurdana ahırı temizlemeye başlar.)
1. işçi— Şunlara bak, ne rahat yatıyorlar.
Eşek (Yavaşça)— Baksana derdi olan tek sen değilsin.
öküz— Yaa… O da bizi dertsiz sanır. Baksana ne diyor? Rahat rahat yatıyor muşuz? Gel sen onu bana sor. Sanki tarlayı bu sürüyor.
Eşek— Doğru söylüyorsun valla. İşleri güçleri bize sopa çekmek. Hınçlarını bizden alıyorlar.
öküz— N’aparsın dostum, yapacak bir şey yok.
(Tam o sırada 2. işçi koşar adım ahıra girer.)
2. İşçi (yorulmuş)— Uff… Canım çıktı valla!
1. İşçi— Ne yapacakmışız şimdi? Sordun mu?
2. İşçi— öküz hastaysa, eşeği çıkartın işe, dedi.
Eşek (ağlamsı)— Neee!
(Anırmaya başlar.)— AiLAii…
1. İşçi (gülerek)— Baksana duydu sanki. Nasıl da acızlanıyor?
(İşçiler gülüşürler. 7. İşçi eşeğin yularını çözer. Çekmeye başlar.)
1. İşçi— Gel bakalım koca kulak, bugün benden çekeceğin var.
2. İşçi— Hadisene hımbıl hayvan!
Eşek (Acı acı artırır.)— Aii.. Aii… (Eşek istemeye istemeye yürür.)
(Sahne kararır.)

2. Perde
(Sahne yavaş yavaş aydınlanır. öküz ahırda keyifli keyifli yatmaktadır.)
öküz— Ne kadar güzel oluyormuş yatmak. Yiyorum, içiyorum, yatıyorum. Bundan iyi beylik mi olur?
(Gür bir sesle)— Mööö…
(Bu sırada 7. İşçi eşeği getirir. Yularından bağlar. Eşek bitkin bir hâldedir. İşçi ahırdan çıkar. Eşek kendini yere atar.)
Eşek—Ahh.. Uff.. bacaklarım!… Her yanım kırılıyor.
öküz— Ne oldu dostum? Ne bu hâlin? Şıpır şıpır ter damlıyor her yerinden.
(Eşek şöyle bir başını kaldırır, kızgın kızgın bakar. Yine başını yere koyar.)
öküz— Ne o, çalışmak zor geldi galiba. Çok mu yoruldun?
(Eşek bu kez başını hızla kaldırır.)
Eşek— A benim canım kardeşim, yoruldum yorulmasına tabi. (ağlamsı) Ama beni asıl üzen başka bir şey var.
öküz— Neymiş o? De bakalım. Derdini söylemeyen derman bulamazmış.
Eşek— Sana bir sürü nasihat verdim. Esirlikten kurtuldun böylece.
öküz (hayretle)— Eee.. Bunun üzülecek nesi var.
Eşek (kurnazca)— öyle diyorsun da… Bugün sahibimizin işçilerle konuşmasına şöyle bir kulak kabarttım;
öküz (merakla)— Ne diyordu?
Eşek— “öküz eğer iyileşmezse, onu götürüp satın.” diyordu.
öküz ‘(Telâşlı, şaşkın)-….. Ne dedin, ne dedin?
Eşek— Valla dostum, senin işin kötü. Yakında satılacağın için çook üzülüyorum. Anladın mı şimdi niye perişan bir hâlde olduğumu!
öküz (Telâşlı, kendi kendine konuşur.)— Nasıl olur? Beni nasıl satarlar? Yok yook… Buna imkân yok!…
(Yerinden kalkar, hızlı adımlarla dolaşmaya başlar.)
öküz— Ya sahiden satmaya kalkarlarsa. N’aparım ben o zaman?
Eşek— Sana yardım edemeyeceğim için beni affet kardeş! N’apiim senin yerine satılmaya gidemem ya!
(öküz telâşla eşeğin yanma gelir.)
öküz (yalvararak)— Dostum n’olur beni kurtar?
Eşek (kurnazca)— Ne yapsak bilmem ki…
(Eşek birden aklına bir şey gelmiş gibi yapar, ayağa kalkar.)
Eşek— Dur bakalım, aklıma parlak bir fikir geldi.
öküz (merakla)— Neymiş o? Hadi söyle! .
Eşek— Şimdi yem getirecekler ya! .
öküz— Eee…
Eşek— Onun hepsini ye. Güzelce suyunu da iç. Sesini şöyle bir yükselt. Neşeli neşeli bağır. Hareketli görünmeye çalış. Böylece senin iyileştiğini görüp satmaktan vazgeçer sahibimiz. Sen de yine eskisi gibi işine dönersin, oldu mu?
öküz (heyecanlı)— Tamam… Tamam. Hepsini yaparım. (O arada kapı açılır. İçeri 1. İşçi girer. Elinde yem dolu bir kap ve bir kova su vardır. Bunları öküzün önüne koyar.)
1. İşçi— Bunu da yemezsen gerisini sen düşün. (gülerek) Kasapta bulursun kendini alimallah!
(1. İşçi dışarı çıkar. Sahne kararır, sonra yine açılır. Dışarıdan köpek havlaması ve horoz sesi gelir. Eşek uyur. öküz ayağa kalkar, silkinir, gür bir sesle möölemeye başlar. Eşeği de uyandırır.)
Eşek (sinirli)— Canım bağır dediysek bu kadar da demedik ya! Sabahın bu saatinde eşek uyandırılır mi hiç.
(Kapı açılır, içeri işçiler girer.)
2. işçi— Ooo… Bizim koca öküz ayaklanmış baksana.
1. İşçi— Dün dediklerimi anladı galiba. Anlaşılan kasaba gitmeye hiç niyeti yok.
(İkisi de gülüşürler.)
2. İşçi— Gel bakalım… Yatmak iyiydi değil mi? Oh, ekmek elden su gölden…
1. işçi— Çalışmayana ekmek var mı?
öküz— Mööö… Eskisinden çok daha fazla çalışacağım şimdi.
(Ahırdan çıkarlar. Eşek seyircilere döner.)
Eşek (öğüt verircesine)— Siz siz olun, sakın kimsenin işine burnunuzu sokmayın.
(Perde kapanır.)


Komik Kısa Bir Tiyatro Fıkrası :d

• Adamın arabası çalınır.

• 2 gün sonra araba geri gelir ve bir not vardır içinde ;

• “Özür Dilerim arabanızı çaldım ama karım doğum yapacaktı.

• Yarın tiyatroya eşiniz ve sizin için 2 bilet aldım.

• Hatamı telafi etmek için bende orda olacağım..

• Adam duygulanır,eşiyle tiyatroya giderler, adam yoktur ama memnun eve dönerler…

• Ev soyulmuştur ve duvarda bir not vardır…

• ” Abi Tiyatro Nasıldı ?..” :D:D

Etiketler:kısa komik skecler komik skeçler kısa komik kısa skeçler komik skeçler kısa ve komik skeçler komik ve kısa skeçler kısa skeçler komik en komik skeçler kısa en komik kısa skeçler kısa skeçler komedi skeçleri skeçler kısa komik çok kısa komik skeçler en komik skeçler çok komik skeçler kısa skeçler komik kısa kısa komik tiyatrolar skeçler kısa kısa komik skeç komik kisa skeçler
Komedi: Komedi veya güldürü'nün klasik (komedi tiyatrosu) ve popüler (güldürme amaçlı espri) olmak üzere izlediği yolları vardır.
Komik Balık (Balık Oltası): Komik Balık (İngilizce: Funny Fish), Balık Oltası'nın 5. bölümünün 2. yarısıdır. ABD'de 27 Kasım 2010'da, Türkiye'de ise 19 Mart'ta Başarısız Balık'tan önce yayınlandı.
Kısa film: Kısa Film yaklaşık 20 dakika veya daha kısa süren filmlere verilen terim.
Kısa çizgi: Tire (Fransızca tiret), ya da kısa çizgi bir noktalama işaretidir. (-) şeklinde sembolize edilir.
Hikâye: Öykü ya da hikâye, gerçek ya da gerçeğe yakın bir olayı aktaran kısa, düz yazı şeklindeki anlatıdır.
Kısa mesafe koşuları: Kısa mesafe koşuları veya sprintler, atletizm karşılaşmalarında 60, 100, 200 ve 400 metre mesafelerinde yapılan koşuların genel adı.
Kısa forvet: Kısa forvet veya Üç Numara, pota altı ve üç sayı çizgisi etrafında, uzun ve kısa oyunculara yardım eden, gerektiğinde şutör gard ve uzun forvetliğe de soyunabilen (örn:Hido, Bootsy Thornton, Lamar Odom, Ron Artest) şut ve ribaunt kabiliyeti olan, iyi savunma yapan çok yönlü basketbol oyuncularına verilen addır.

Yorumlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir