Laik Devlet Düzeni İle Din Ve Vicdan Özgürlüğü Arasındaki İlişki

Sponsorlu Bağlantılar
bunu hukuk ibadet laiklik laos mali rejim toplum ya yani Laik Devlet Düzeni İle Din Ve Vicdan Özgürlüğü Arasındaki İlişki Laiklik Din Ve Vicdan Özgürlüğünün Garantisidir Kısa laiklik din ve vicdan özgürlüğünün garantisidir la..

Laiklik Ve Din

LAİKLİK VE DİN

Laik devlet kavramına girmezden önce, laikliğin ne olduğunu tanımlamak yerinde olacaktır.
Laiklik; Grekçede laos ve laikos kelimelerinden türetilmiş olup, halktan olan manasına ya da avam manasına gelmektedir. Anlam itibariyle, dinsel olmayan, dine ait olmayan, din-dışı unsurlara ait olandır.
En kısa tanımıyla laiklik, dini kurumların devlet işleyişinin dışına çıkartılmasıdır. Bir başka deyişle, dini kurumlar ile devlet kurumları arasındaki ilişkinin yeniden düzenlenmesi ve dini kurumların devlet düzeninin dışında faaliyet göstermesi laiklik fikrinin temelidir. Dini kurumlar ile devletin birbirinden ayrılması olarak laiklik, aynı zamanda, bütün dinsel toplulukların, istisnasız olarak devlet tarafından özel topluluklar olarak nitelendirilmesi demektir. Bu bağlamda, dini kurumların devlet hazinesinden aldıkları her türlü mali desteğin kaldırılması laikliğin bir gereğidir.
Laiklik, devlet ve toplum yaşamını ilgilendiren hukuk kurallarının akla,bilime ve toplumun ihtiyaçlarına dayalı olmasıdır.yani devletin işine din kurallarının karışmamasıdır.Kişilere inanç ve ibadet özgürlüğünün verilmesi ve bu inanç ve ibadet özgürlüğünün devlet tarafından güvenceye alınmasıdır.
Türkiye’de Laikliği düzenleyen Anayasamızın 24 üncü maddesidir.24 üncü maddeye göre; Türkiye’de herkes istediği dine inanmakta istediği ibadeti yapmakta serbesttir. Hiç kimse inanç ve ibadetlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz, inanç ve ibadete yönelik olumsuz müdahaleler kanunen yasaktır. Bunu yapanlar kanun önünde suç işler ve yargılanarak cezalandırılır. Hiç kimse demokratik sistemin bir gereği olarak kendisine tanınmış olan özgürlükleri kullanarak laik sistemi yıkmak ve yerine dinsel esaslara dayanan bir rejim kurmak için çalışamaz. Yani özgürlükler başkalarının özgürlüklerini ortadan kaldırmak amacıyla kullanılamaz.
Laiklik Fransa’da 1870 li yıllardan sonra kullanılmaya başlanmıştır. Hiristiyanlığın ilk asrının sonundan itibaren, kilise adamlarına klerekoi, buna mukabil mü’minler topluluğuna ( yani ruhban sınıfının dışında kalanlara) laiko denilirdi.
Daha çok batı uygarlığının kendine has fikri ve siyasi gelişimi çerçevesinde ortaya çıkan laiklik, dünyada son bir buçuk asırlık felsefi tutumların kavranabilmesi açısından önemli bir yere sahiptir.
Laiklik kavramını ve çok kısaca tarihsel gelişimine değindikten sonra asıl konumuz olan laik devlet kavramı ve özellikleri üzerinde durmak istiyoruz.
Devlet denilen kurum toplumun dünya işlerini düzenlemek böylece toplum içinde “düzen”i sağlamak görevini üzerine almış, olan bir kurumdur. Bu tanımla birlikte laik devletin tanımı kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Nitekim tanımda devletin “dünyevi işlerin idaresiyle” alakalı bir kurum olduğu zikredilmektedir. Dolayısıyla devletin hiçbir surette bir din veya mezhebin görüş ve düşünceleri üzerine bina edilmesi laik devlet düşüncesine ters bir durumdur. Devletin düzeni yerine getirmek için yapacağı kanunlar, dünyevi işleri düzenlemek olacağına göre bunların dinle hiçbir alakası da haliyle olmayacaktır. Bunun doğal bir sonucu olarak ta devlet bütün işlerini din yargılarına göre değilde dünyevi kanunlara göre yürütecektir.
Laik Devletlerde devlet tamamen aklın ve bilimin rehberliği çerçevesinde yönetilir. Bilimsel gerçekler dışında devlet yönetiminde hiçbir esas kabul edilmez.
Laik devlet anlayışında dinin hiçbir rolü yoktur. Ne devlet dine ne de din devlete karışır. Her ikisi de kendi içerisinde özerktir. Devletin hiçbir yasası veya düzeni sağlamak için oluşturulan kanunu, ilahi olanla ilişkili değildir. Bu bir nevi devletin dinsiz olmasıdır. Ama buradaki dinsizlikten maksat; devletin hiçbir dinin veya mezhebin tekeli altında olmayacağı, bütün dini inanç, değer ve kanaatlere aynı mesafede olacağı anlaşılmalıdır. Başka bir deyişle devletin mutlak tarafsızlığı anlamına gelmektedir.
Laik devlet anlayışının zıddı teokratik devlet anlayışıdır. Laik devlet anlayışında dinin hiçbir şekilde devlet işlerine müdahale etmesi söz konusu olmaz iken, aksine teokratik devlet anlayışında da din devlet eliyle veya devlet din eliyle yürümektedir.
Üzerinde durulması gereken en önemli hususlardan birisi de laikliğin din açısından değil, devlet açısından ortaya konan bir tutum olduğudur. Buna göre herhangi bir dinin değil yalnızca devletin laikliğinden bahsedilebilir ve laikliğin kurumsallaşmasını sağlayacak olan ancak devlettir.
Laik devlet anlayışının nihai sonucu olarak, toplumdaki tüm -dini- kesimlere karşı din ve vicdan hürriyetinin verilmesi karşımıza çıkar. Biraz önce de işaret ettiğimiz üzere laiklik sadece devleti ilgilendiren bir husustur. İnsanların veya toplumun ahlaki, dini ve vicdani hiçbir şeyine karışmaz ve karışamaz. Laik devlette tüm dinler eşittir. Hiçbir din veya mezhebin üstünlüğünden söz edilemez.
Laiklik devlet ile din işlerinin ayrılığı, dinsel ve siyasal iktidarların karşılıklı bağımsızlığı olarak tanımlanır. Bu tanım açısından, devlet bir dine inanmak ya da inanmamak konusunu tamamen kişisel bir sorun olarak görmektedir. Dinsel inançlar ve bu inançlara uygun davranıp davranmamak sorunu, kişiyle Tanrısı arasındaki bir ilişkiden ibarettir ve devletin bu ilişkilere karışma hakkı ve salahiyeti yoktur. Dolayısıyla dini vecibelerini yerine getirmeyen bireyleri, devlet eliyle cezalandırmak laik devlet anlayışıyla bağdaşmayacak bir tutumdur. Laikliğin asıl amacı ise, kişi-kişi, kişi-toplum, kişi-devlet ve toplum-devlet ilişkileri içerisinde kendine bir yer bulur yoksa kişi-Tanrı arasındaki bağa hiçbir şekilde müdahil olmaz.
Devlet kişinin siyasal ve toplumsal yaşantısı ile ilgilidir ancak bu alanla ilgili yasal düzenlemeler yapılabilir. Dinsel yapıya ve bu yapının işleyişine devletin karışma hakkı söz konusu olamaz
Şimdi de laik devletin özelliklerine başlıklar halinde değinmek istiyoruz. Bunlar;
I. Laik devletlerde “devlet dini” söz konusu olamaz. Devletin genel olarak bir dini devlet dini olarak tanıması ve ona göre düzenlemeler yapması, tarafsız olmaması anlamına gelir. Devletin dinler karşısında tarafsız olmayıp, bir dine üstünlük tanıması ve ona göre düzenlemeler yapması, değişik dinlere bağlı kişiler arasında da dinsel inançları yönünden ayrım yapılması sonucunu doğurur. Bu ise kişilerin din açısından eşitliği kuralına aykırı bir husus olarak karşımıza çıkar.
II. Laik bir siyasal sistemde, devletin yasal, toplumsal ve siyasal yapısını dinsel kurallara uygun olması zorunluluğu söz konusu olamaz. Bazı kurallar, dinsel inanç, sistem ve teorisine uygun düşebilir.ama bu dinsel kurallara uygun hareket etme gereksiniminin bir sonucu olmayıp, iyi idarenin akılcı gerçeklerine de uygun düştüğü içindir. Dinlerin görüş ve kuralları bir inanç kuralı olarak ve soyut ilke olarak laik devlet içerisinde yerini alamamaktadır.
III. Laik devlet sistemlerinde din kamu hizmeti olarak kabul edilmez. Laik devlet kişilerin dinsel inançlarına uygun davranabilmek haklarını güvence altına almakla yükümlüdür. Fakat devlet doğrudan doğruya bir cemaatin dinsel gereksinimlerine yönelik hizmeti yüklenemez.
IV. Kişilere dini inanç özgürlüğünün tanınması, laik sistemin zorunlu bir sonucudur. Şuna da değinmek gerekir ki sadece din özgürlüğünün tanınması da laik bir sistemin varlığı için yeterli değildir. Devletin dinler karşısında tarafsız kalma zorunluluğu din özgürlüğünün tanınması açısından da geçerlidir. Dinlerden hiç birinin din özgürlüğünden dolayı haklardan yararlanabilmek amacıyla ötekinden üstün tutulmaması zorunluluğu söz konusudur. Bu nedenle laik bir devlet kişilere dinsel inançları ne olursa olsun inançlarını açıklayıp yaymak, eğitim yapmak, dini inançlarının gereği olan ibadeti uygulamak, örgütlenmek haklarını tanımak ve ilgili düzenlemeler yaparken de dini inancın türüne göre her hangi bir ayrım yapmamak zorundadır.
V. Laik bir siyasal yapının varlığı, devletin din özgürlüğünü tanıması il de gerçekleşmez. Din özgürlüğü soyut bir kavram olduğu sürece o toplumdaki yaygın dinler, öteki dinsel görüşlere karşı çıkmak, onlar üzerinde baskıcı uygulamalara girişebilmek olanağına sahiptirler. Bu nedenledir ki devlet, soyut olarak tanımlanmış din özgürlünün somut gerçekliğini de sağlamak zorundadır. Bu sadece dini özgürlük için değil tüm özgürlükler için geçerlidir.
Devletin tarafsız olması, inansın inanmasın herkese her dine her cemaate eşit mesafede bulunması ve dolayısıyla hiç kimse hiçbir din ve hiçbir cemaat arasında bir ayırım ve tercih yapmaması demektir. Devlet bu tür inanç ve görüşlere eşit mesafede olduğu aralarında ayırım yapmadığı için bütün inançlara ve görüşlere saygı duyar ve onları koruması altına alır. Laiklik her şeyden önce bir siyasi yönetim biçimi olduğu için laik devletin dini yoktur. Aksi halde devlet diğer dinler karşısında tarafsızlığını yitirir. Bu ise toplumda infial yaratabilir. Devlete düşen din ve düşünme özgürlüğünü koruma altına almaktır .
Devletin din karşısında yansız olması zorunlu olarak din ve düşünce özgürlüğünü ortaya koyar. Çünkü tarafsız olduğu için üstün tutacağı, kayıracağı bir din ve düşünce sistemi olmaz.
Laik devlette din ve düşünce hürriyeti, devletin bir lütfu değil, fakat bireyin doğuştan gelen en doğal hakkıdır . Bu yüzden inancını devlet değil, birey belirler. Devletin inancından dolayı onu sorgulaması, dinsel kimliğini belirlemesi asla söz konusu olamaz. Devlete düşen bu bireysel hak ve özgürlükleri koruma altına almaktır.
Laiklik ferdin hususi ve manevi hayatı ve ailesi içerisindeki vaziyeti ile harimine girmez ve dindarlığı nefyetmez. Laikliği dinsizlik addetmek onu tamamıyla yanlış anlamak ve yorumlamak olur .
Bu konuda Prof. Dr. Ali Fuad Başgil haklı olarak şunları söylemektedir. “……. laiklik diyorum, ne münkirliktir ne de din düşmanlığıdır. Laiklik din ile devleti bir birinden ayırmış, dinin ruh ve mana aleminde ve ferdin hususi hayatıyla ailesi hariminde, devletin de maddede ve cisim aleminde ve cemiyetin umumi hayatında hükümran olması demektir. Laik devlette din vatandaşın ruhunda ve ahlakiyatında, hususi ve manevi hayatında, devlet ise cisminde ve umumi münasebetlerinde hüküm süreceğine göre ferdin ruhu ile cismi birbirinden ayrılmış ve iki ayrı kumanda merkezine bağlanmış olacaktır .
Laik devletin temel haklar içerisinde yer verdiği din hürriyeti ise iki unsurdan müteşekkildir. Bunlar vicdan hürriyeti ve bunu tamamlayan ibadet hürriyetidir .
Vicdan hürriyeti, her ferdin bir dine inanmak veya inanmamak hususunda sahip olduğu hürriyettir.
İbadet hürriyeti ise, vicdan hürriyetinin tabii bir neticesi olup, dinini ve kanaatini bir takım merasimlerle açıklamak veya açıklamamak hususunda ferdin sahip olduğu hakkı gösterir.
Din hürriyeti insanlığın uğrunda asırlar boyunca mücadele ettiği tarifsiz zulüm ve kıyamlardan sonra nihayet laik devletle birlikte gerçekleştirdiği temel bir hak olmuştur .
Din hürriyeti insanlık için vazgeçilemeyecek tabii hakların başında gelmektedir. Ancak bu hakkı yerine getirirken başka din ve inanç mensuplarının üzerinde bir baskı aracı olarak kullanılamaz.
Bu nedenle bir çok düşünür laikliğin farklı farklı boyutlarına temas etmişlerdir. Ali Fuad Başgil’e göre laiklik din hürriyetini ve bundan doğan vatandaş hakkını korumaktır. Yavuz Abadan ise laikliği dinin siyaset ve devlet işlerine karıştırılmaması ve her vatandaş için vicdan hürriyetinin sağlanmasını gerektirir demektedir .
Buradan ortak bir sonuç çıkartacak olursak laiklik insanların din güvenliğine zarar verici bir sistem olmayıp, aksine onların din özgürlüğü ve hürriyetine önem veren bir sistem olduğu karşımıza çıkmaktadır.
Buraya kadar verilen bilgiler ışığında laik devletin yapısını maddeler şöylece sıralamak mümkündür .
 Laik devlette kişiler, din ve vicdan hürriyetine ve ibadet hürriyetine sahiptirler. Laik devlet fertlerin bu hürriyetlerini sağlar ve koruma altına alır. Bir din veya mezhep mensuplarının başka din veya mezhep mensuplarına karşı baskı ve tahakkümünü önlemek laik devletin görevidir.
Hiç kuşkusuz dini inanç ve kanaat özgürlüğüne devletin herhangi bir şekilde karışması düşünülemez. İnanç insanın iç alemindedir. Devletin eli oraya ulaşamaz.
Laik devlette kimse ibadete, dini ayin ve merasimlere katılmaya dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Kimse dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz.
 Laik devlette devletin siyasi yapısını hükümet ve idarenin işleyişini, toplumun yaşayışını düzenleyen kanun ve kuralları, dini prensipler değil, akıl, mantık, ihtiyaç ve hayatın gerçekleri tayin eder. Bu yönüyle laiklik din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması, dinin devlet işlerine karışmamasıdır. “Siyasi ve şahsi çıkar, nufuz sağlamak” amacıyla yahut “devletin sosyal, iktisadi, idari, siyasi ve hukuki temel düzenini din kurallarına dayandırmak” amacıyla dinin veya din duygularının yahut dince kutsal sayılan şeylerin istismarı veya kötüye kullanılması laikliğe aykırıdır.
 Laik devlette eğitim kurumları ve eğitim muhtevası din kurallarına göre düzenlenemez.
Buraya kadar verilen bilgiler ışığında, konumuzu toparlayacak olursak, her şeyden önce laiklik bir dinsizlik veya dine yönelik bir tehdit olarak anlaşılmamalıdır. Laiklik insanların din ve inanç hürriyetini sağlayan bir garantör durumundadır. Ancak ülkemizde laikliğin dinsizlik olarak algılandığı bir ortam vardır. Bunun sebebi ise Ahmet Gürtaş’ın belirttiği gibi “ gerek laik kelimesinin Türkçeye tercümesinde seçilen ladini (dini olmayan, dinsiz) karşılığı, gerek laikliğin ülkemizdeki (zaman zaman sert) tatbik şekli bizde laiklikle dinin münasebetinin, başka bir deyişle laiklikle dinsizlik arasındaki çizgiyi açık ve seçik olarak ortaya koyamamış ve bunlar arasındaki fark tam olarak anlaşılamamıştır . Halbuki devletin laik olmasıyla vatandaşın dindar olması birbirinden farklıdır. Hatta laikliği, inançlar göz önünde bulundurulursa devletin laik olması vatandaşın dindar olabilmesinin bir imkanı ve garantisidir. Vatandaşın dindar olması ile devletin laiklik ilkesinin zedeleneceğini düşünmek te çok yanlış bir tutum olacaktır.
Laikliğin böyle din aleyhtarlığını bir zihniyetle uygulama ihtimalini gören Atatürk “laik hükümet tabirinden, dinsizlik manasını çıkarmaya yeltenen fesatçılara fırsat vermemek lazımdır” diyerek uyarıda bulunma gereği duymuştur.
Aynı şekilde Nurettin Topçu da bu gerçeği şöyle dile getirmektedir. Laiklik dinsizlik demek değildir. Bir insan içtimai münasebetleri sahasında laik olur, yani bu münasebetleri sırf aklın icaplarına göre düzenlerde manevi yaşayışında ileri derecede dindar olabilir. Aynı şekilde bir devlet, siyaset işlerini dinin emirlerinden büsbütün ayırmak suretiyle laikliği tatbik ettiği halde halkının en koyu dindarlığına ve din sahasındaki her türlü fikir mücadelelerine karşı gelmez, onlar hakkında tam manasıyla müsamaha kullanır .
Aynı şekilde Nurettin Topçu laikliğin düşmanlarını şöyle sıralar
 Teokrasi, yani dini devlet, laikliği çiğner. Dinin emirleriyle memleketi idare eder. Fertlerin her türlü hukuki münasebetlerini dinin kaide ve prensiplerine bağlamak ve onlarla düzenlemek ister. Hukuk, ekonomi, eğitim ve aile hayatını, hatta sanat çalışmalarını ve ilimleri bile dinin emirleriyle düzenler ve dini mecburiyetlere bağlar. Böylelikle din, devletin otoritesini kendi emrinde bulur.
Bundan cahillerin iktidarı ellerinde bulundurdukları yerlerde taasup meydana gelir. İktidarı elinde bulunduran zümrenin inançları, kendi dışında hiçbir mezhep ve inanca müsaade etmez, kendi çerçevesinin dışındaki hakikatlere, ilmin olsun,hukukun olsun, ahlakın olsun, saldırmayı gaye edinir.
 Laikliğin diğer düşmanları ise, devlet nizamıyle dini idareye kalkışanlardır. Bunlar kendi politika emellerine göredin hayatında yenilikler yaparlar, mezhep icat eder ve yahut dine direktifler verirler. Velhasıl dini hayatı devlet menfaatine uygun olarak bir devlet bürosu halinde idare etmek isterler. Dini siyaset hayatına oyuncak yaparlar.
Her iki anlayıştan, ruhlarda ve toplum düzeninde doğuracağı felaketlerden kurtaracak olan, müsamahacı, geniş görüşlü ve hakikate hürmetkar olan laikliktir. Ancak laiklikte din ve devletin birbirine rakip iki kuvvet oldukları zannedilmesin. Bilakis bunlar şuurlu bir şekilde birbirlerinin tamamlayıcısıdır. Şöyle ki, laik bir rejim de devletin, ferdin maddi hayatını ve hukuki münasebetlerini düzenler. Din ise manevi yaşayışını ve ahlaki duygularını yükseltmeye çalışır .
Nurettin Topçu’nun burada üzerinde durduğu iki nokta vardır. Laikliğin düşmanlarından ilkini dinin devlete karışması olarak nitelendirirken, ikincisini ise devletin dine karışması olarak vurgulamıştır.
Laiklikle ilgili yanlış anlaşılmaya vurgu yapanlardan birisi de Walter Hamer dir. Walter Hamer bu konuda şunları söylemektedir. Din ve vicdan hürriyeti memleketimizde üzerinde en çok konuşulan bir mevzudur. Buna sebep bir taraftan memleketimizde laiklik prensibinin yanlış yorumu ve tatbiki neticesi vatandaşların ızdırap çekmiş olmalarıdır. Zaman zaman görülen ve dini taassup ismi verilen davranışlar ise menşeinde bu sert tatbikata karşı bir reaksiyon olarak değerlendirilebilir. Bir de yeniliğe karşı çıkanların yerli ve yersiz davranışları da bunda etkendir .
Laiklik hakkında sonuç olarak şunları söyleyebiliriz. Laiklik ve laik devlet yapısına sahip bir sistemin insanların dini inanç, ibadet, ahlak ve değerlerini kısıtlaması veya tamamen ortadan kaldırması laiklik anlayışıyla taban tabana zıd bir durum olmuş olurdu. Eğer böyle bir şey olursa bu laiklik anlayışının bir sonucu değil, onun yanlış anlaşılmasının, yani başka bir ifadeyle yanlış uygulanmasının bir sonucu olarak görmek gerekmektedir. Suç laiklikte değil onu yanlış uygulayanlardadır. Bu itibarla laikliğin dinle herhangi bir mücadelesi düşünülemez.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 18. maddesinde herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğü vardır. Bu hak din yada inancını değiştirme özgürlüğünü ve din yada inancını tek başına yada topluca ve açık yada özel olarak öğretme, uygulama, tören ve ibadet yoluyla açıklama özgürlüğünü içerir.
Bu maddenin gerçekleştirilebileceği yegane ortam laik bir sistem içerisidir. Laik devletin ve laikliğin insanların din ve vicdan hürriyetini koruyan ve korumak zorunda olan bir işlevi vardır. İnsanların dinlerini istedikleri gibi yapma ve yaşama serbestisi ancak laik devletlerde olabilmektedir

Atatürkün Din İle İlgili Sözleri

Türkiye Cumhuriyetinde, her yetişkin dinini seçmekte hür olduğu gibi, belirli bir dinin merasimi de serbesttir. Yani, ibadet hürriyeti vardır. Tabiatiyle ibadetler, güvenlik ve genel adaba aykırı olamaz; siyasi gösteri şeklinde de yapılamaz. Geçmişte çok görülmüş olan bu gibi durumlara artık Türkiye Cumhuriyeti asla katlanamaz.

Bir de, Türkiye Cumhuriyeti dahilinde, tüm tekkeler ve zaviyeler ve türbeler kanunla kapatılmıştır. Tarikatlar kaldırılmıştır. Şeyhlik, dervişlik, çelebilik, halifelik, falcılık, büyücülük, türbedarlık vesaire yasaktır. Çünkü bunlar gericiliğin kaynakları ve cehaletin damgalarıdır. Türk milleti, böyle müesseselere ve onların mensuplarına katlanamazdı ve katlanmadı. 1930

Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sade din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve fiile dayanan tutucu hareketlerden sakınıyoruz. Gericilere asla fırsat vermeyeceğiz.

Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Tüm yurttaşların vicdan, ibadet ve din özgürlüğü de demektir. 1930

Din ve mezhep herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiç kimse hiçbir kimseyi, ne bir din, ne de bir mezhebi kabul etmeye zorlayabilir. Din ve mezhep hiçbir zaman politika aleti olarak kullanılamaz. 1930

Laiklik asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için, gerçek dindarlığın gelişmesi imkanını temin etmiştir. Laikliği dinsizlikle karıştırmak isteyenler, İlerleme ve canlığın düşmanları ile gözlerinden perde kalkmamış doğu kavimlerinin fanatiklerinden başka kimse olamaz.

Softa sınıfının din simsarlığına izin verilmemelidir. Dinden maddi menfaat temin edenler. İğrenç kimselerdir. İşte bu duruma karsıyız ve buna müsaade etmiyoruz. 1930

Bunun gibi bağlı bulunmakla inanmış ve mutlu olduğumuz İslam dinini, yüzyıllardan beri alışılmış olduğu üzere, bir politika aracı durumundan kurtarmak ve yükseltmek gerektiği gerçeğini görüyoruz. Kutsal ve tanrısal olan inanç ve vicdanlarımızı karışık ve türlü renkte bulunan ve her türlü çıkarlar ve tutkuların alanı olan siyasetten ve siyasetin bütün öğelerinden bir an önce kesinlikle kurtarmak, milletin dünya ve ahiret mutluluğunun emrettiği bir zorunluluktur. Ancak böylece İslam dininin yüceliği gerçekleşir. 1924

Vatandaşları içinde çeşitli dinlere mensup unsurlar bulunan ve her din mensubu hakkında adil ve tarafsız tutum ve davranışta bulunmaya ve mahkemelerinde vatandaşları ve yabancılar hakkında eşit adalet uygulamakla vazifeli olan bir hükümet, fikir ve vicdan hürriyetlerine uymaya mecburdur. 1927

Bizi yanlış yola sevkeden soysuzlar bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, sâf ve temiz halkımızı hep din kuralları sözleriyle aldata gelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz… Görürsünüz ki milleti mahveden, esir eden, harabeden fenalıklar hep din örtüsü altındaki küfür ve kötülükten gelmiştir.
1923

Artık Türkiye, din ve şeriat oyunlarına sahne olmaktan çok yüksektir. Bu gibi oyuncular varsa, kendilerine başka taraflarda sahne arasınlar. 1924

Etiketler:laiklik din ve vicdan özgürlüğünün garantisidir laik devlet düzeni ile din ve vicdan özgürlüğü arasındaki ilişki laiklik din ve vicdan özgürlüğünün garantisidir kısa laiklik ve din özgürlüğü nurettin topçunun laiklik anlayışı laiklik din ve vicdan özgürlüğünün garantisidir şiir laiklik din ve vicdan özgürlüğünün garantisidir ile ilgili şiirler din le laiklik arasındakı ilişki LAİKLİK DİN İLE BAĞDAŞIRMI laik din fark
Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü: Devlet Tiyatrosu, Devlet Konservatuvarı Tatbikat Sahnesi’nin bir aşaması olarak, 1949 yılında, "Devlet Tiyatro ve Operası" adıyla kurulmuştur.
Devlet üniversitesi: Devlet üniversitesi, özel üniversitelerden farklı olarak kamuya ait olan üniversite. Bu nedenle bazı ülkelerde kamu üniversitesi olarak adlandırılırlar.
Devlet Sanatçısı: Devlet Sanatçısı, sanata olan katkıları ve yaptıkları hizmetler sonucunda bazı sanatçılara Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından verilen unvandır.
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü: Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ) 1954 yılında, Türkiye'deki tüm su kaynaklarının planlanması, yönetimi, geliştirilmesi ve işletilmesinden sorumlu, katma bütçeli ve tüzel kişiliğe haiz en yetkili kuruluş olarak kurulmuştur.
Vicdanî ret: Vicdanî ret (VR), bir bireyin politik görüşleri, ahlaki değerleri veya dinsel inançları doğrultusunda zorunlu askerliği reddetmesidir.
Vicdan (film): Vicdan, Erden Kıral'ın yönettiği ve Nurgül Yeşilçay Murat Han ile Tülin Özen’in oynadığı 10 Ekim 2008'de vizyona giren Türk drama filmi.
Vicdan azabı: Vicdan azabı başkasına zarar verdiğine inanan bir kişinin duyduğu pişmanlık duygusunun bir ifadesidir.
Vicdan (anlam ayrımı): Vicdan şu anlamlara gelebilir:
Özgürlüğün Bedeli: Özgürlüğün Bedeli (Orjinal adı: Michael Collins), yönetmenliğini Neil Jordan'ın yaptığı ve başrol oyuncusu Liam Neeson'ın İrlandalı vatansever ve devrimci Michael Collins'i canlandırdığı 1996 yapımı film.
Özgürlüğün Yolları: Özgürlüğün Yolları, ünlü Fransız yazar ve filozofu Jean Paul Sartre'ın 1940'lı yıllarda yazmış olduğu roman üçlemesinin genel adıdır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir