Makale Örneği

Sponsorlu Bağlantılar
buna dh lawrence ilk makale makaleler yok zaman Makale Örneği Kısa Makale Örneği kısa makale örnekleri makale örneği kısa makale ör..

Kısa Makale Örnekleri

Kısa Makale Örnekleri
makale örnekleri – kısa makalaler – örnek makaleler – örnek makale – örnek kısa makale

Ayakkabını Çıkar

Bir başka insana, bir başka kültüre, bir başka topluma, bir başka cinse yaklaşırken ilk yapmamız gereken ayakkabılarımızı çıkarmaktır. Çünkü yaklaştığımız yer kutsal bir mekandır.

Tıpkı Musa aleyhisselâmın Tuva Vadisinde yürürken yaptığı gibi, kendi ayakkabılarımızı çıkarıp, yalın ayak olmaya, kendi elimizi göğsümüze götürüp karşıdakini anlamaya hazırlanmalıyız. Orada bir süreliğine de olsa başkası gibi yürümeye, başkası gibi davranmaya hazır olmalıyız.

Onlara katılmak için değil bu; onları anlamak için. Çünkü başkalarının dünyası, tıpkı Tuva Vadisi gibi mukaddes olmalıdır. Çünkü biz o dünyaya yaklaşmadan çok daha önce, Rabbimiz orada oldu.

Biz başkalarını anlamaya çalışmadan önce, Rabbimiz onları yoktan yarattı, varlığa getirdi, rızık verdi, ihtiyaçlarını gördü, dualarını işitti. Hiç olmazsa, bizden önce onları anlayanı anlamak için ayakkabımızı çıkarmalı, elimizi böğrümüze götürmeliyiz.

Şimdilik!

Ünlü romancı DH Lawrence, “hiçbir şey için ‘bu benimdir’ deme!” diye uyarmıştı yıllar öncesinden. Sadece, “bu benim yanımdadır” dememize izin vermişti. Gerçekten de, varlığımızı zenginleştiren, yaşayışımızı derinleştiren ne varsa, hepsi hepsi zamanın akıcılığı içinde çürümeye, eskimeye, yitmeye mahkûmdur.

Şu andaki hâli ne olursa olsun, üzerinde her zaman bir fanilik, geçicilik damgası taşır eşya ve insan. Buna göre, aslında hiçkimsenin “ben gencim” deme hakkı da yok gibidir; doğrusu, bulunduğu gün içinde “ihtiyar” diye tarif ettiklerinden biraz geç doğmuş olmasına borçludur gençliğini.

Ne kadar genç olursa olsun, bir başka zamanın ihtiyarıdır her genç. Öyleyse ne gençliğinizle övünün, ne de yaşlıyım diye üzülün.. Sadece zamanın size ayrılan köşesinde şimdiki ünvanınız bu! Şimdilik! Sadece şimdilik! Gençlikse zaten geçecek, yaşlılık ise o da geçecek!

Anne Heykeli

Amerika’nın ünlü doğa parkı Yellowstone National Park’da çıkan bir yangın sonrası görevliler hasar tesbit çalışmaları için ormanda geziyorlardı. Görevlilerden biri bir ağacın dibinde küller içinde neredeyse kömürden bir heykele dönüşmüş bir kuş gördü.

Görevli elindeki çubukla hafifçe dokundu kömürleşmiş kuşa. Dokunur dokunmaz kuşun kanatları altından üç küçük kuş yavrusunun cıvıldayarak çıktığını gördü. Anne kuş gelen tehlikeyi farkederek, yavrularını bir ağacın arkasına getirmiş, kendisinin yanacağını bile bile onları kanatlarının altında saklamıştı.

Yangın yayılmadan, çok rahatlıkla uçup oradan uzaklaşması mümkün iken, yavrularının yanında kalmayı tercih etmişti. Alevler bulunduğu yere varıp küçücük bedenini kavurmaya başladığında, hiç kıpırdamadan kalmıştı. Bedeni yanıp kavrulmuştu ama geriye hiç ölmeyecek bir “anne” heykeli bırakmıştı.

alıntı

Makale Örnekleri – Kisa Makale Örnekleri

Makale örnekleri – Kisa Makale Örnekleri
Makale Örnekleri Hakkinda – Kisa Makale Örnekleri – Örnek Makaleler

Gerçeklerden uzak yaşam zamanları, fikir adamı olacak genç beyinler için başlamak üzere olduğunu biliyor muyuz? Çocuk filmleri

Eğlenceleri her evde boy göstermiş. Beslenme alışkanlığı benzemiş hızlı hayat biçimi günlerine. Hamilelik sonrası ayrı bir sorun, uzak kaderine terk edilmiş gibisine. İlk göz ağrısı kıymetliyken, sonradan gelen bir kişi kim olmuş gözbebeği. Çocuk eşitlik ilkesine ne olmuş bilinmez, adalet dedikleri geride kalmış aile birliği, kimileri eşit bazılarıysa vurdumduymaz olmak üzere. Çocuklarımız birliği eşit diye söyler dururuz, ayırım lafla yapılmazsa kalplerdeki değişimi fark etmek kime ne?

Çocuk Kitapları yaşamları arasında duygu yüklü öyküleri gerçekten aradığım günleri hatırladım her nedense. Şiirlerin kitapları satırlarında buldum yarınların karamsar düşlerini, geçmişte güzel günlerin hayallerin birliğiyle yaşadığım güzel günleri hatırlamaya çalışıyorum. İmkânsız diye düşündüğüm iyi kötü anıların yarattığı gölgelerin ayak izlerinde haber olmak ta niye? Yarınlarda olmayan filmlerin içinde genç beyinlerin geçmiş bayramlarının mutluluğunu hatırlamak gerekmez mi? Bir zamanlar göz göze mutluyduk türküsüyle, hayatın acı gerçeklerine alışmaya başladığımı bilmek olabilir mi eğitim birliği iç güdüsüyle?
Şairler gibi şiir yazmak mecburiyetten oluşmuş bir günü, hayat mektebi merdiveninde jimnastik yapmak yerine bile olsa; gerçekleri unutmak neden isterim ki? Bir zamanlar hobi niyetine kalem sallardı göz ağrısı çeken fikir adamına ait kişilikli ellerim. Duygu şerbeti niyetine acılı turşu içince yaşaran gözlerim, şiir şarkı derken ağlayan oldu yine yaşayan genç yüreğim. Bir gün genç olsam edasıyla uzaklardan anımsayınca geçmişleri, yine söylerim o acıklı yanık yeni mazilerin ilk izlerini. Yazmak için olmasa bile, hayat mektebinden bayram haberiyle mutlu olmak isterdim kara bahtlı kaderimdeki kitapların satırlarında. Bir an öğretmenler günü geldi diye, kutsal olan duygulu günleri yazmak istedim her nedense.

Bayram geldi neyime anam, anneler her şey gidiyor garibime. Kalemin türküsünde şarkı sözleri için şiir yazmaya çalışırdım, çocuk bayramlarını hatırlayıp hüznümü unutmaktı maksadım. Duygularla paylaşılan kutsal günler diye sayıklarken içimde, gerçek sevgiyle birbirimize bağladığı zamanları nasıl özlemem? Dünya kadınlar günü için yeni şiir yazmak, hayat kitapları okumak istedim. İyi kötü anıların izlerindeki anaların kutsallığını dile getireyim dedim gözlerimde. Et tırnaktan ayrılmaz misali, eğitim birliği seferberliğindeki ebeveynlerin, hatırlanması gereken günleri nasıl unutabilirim ki? Benimki gerçek dışı yaşamların yolcusu zamanlarında olsa bile, çocuk filmlerinde hatırlanan bilim adamı gibi görünen iyilerin hasretini çeken bir ben miyim sanki? Babalar günü geldi anıları unutulmamalı dediler, iyi kötü anıları gerçeklerden uzak ilk defa dile getirdiler. Anneler günü de önemli bir bayram, genç düşünceliler unutmamalı elbette. Her gün yaşamların anımsanması yerine, senede bir anımsanmasının gözlerdeki yaşların sebebi niye? Aile bağları coşkuyla yaşandığı kutlamaları haber yapmak gerekir elbette. Özel günler, yaşanmamış duyguların anılarını coşturan duyguları hatırlatan günler olsun elbette.

Bir şiir yazmalı mıyım duyguları yaşatan çocuk kitaplarının haber satırlarında? Oluşmamış kötü bağlarıma yeni modeller uydurmak istiyordum kalp ağrısı düşlerimde. Yaşanmamış duyguların kitaplarında yaşayanların gözleriyle. Otomobil içinden doğayı seyretmek yeterli gelmesi gerek, yağmurda yürürken hayallerde bir şiir yazmak; var olanların hatırına mutlu olmaya çaba sarf etmek gerek. Ağaçlar yapraklarını dökerken manevi duyguların eşliğinde, teknik bilgiler uzak duracağım karmaşıklar günü maddesel düşler, benim ilgilendiğimse; içimdeki genç görünümlü çocuksu buruk hisler. Bir bayram zamanı daha geldi geliyor, bak sokakta bekleyenler el öpmek istiyor. Öpemediğin ellerin hatırına, öpülen ellerin gökyüzüne doğru uzanışını geciktirmeden kimler şükür ediyor? Bayram gelmiş neyime ki çocukların sevincinde, ilk defa şiir yazmak da olsa niyetim; deme sakın bu kötü sözleri gerçek dışı anıları olduğunu bilesin. Yaşanmamış duygulardaki zamanları, yaşatmalısın gerçekleri.

Dünya Kadınlar Günü – Yeni Modeller – Çocuklarımız – Aile Bağları – Haber – Hızlı Hayat

Gerçeklerden uzak yaşam başlamak üzere, geldi geliyor derken; maddesel dünyanın çarkı feleği yedi bitirdi bizleri. Çocuk filmleri eğlenceleri her evde, getirmiş yalnızlığın izlerini. Beslenme alışkanlığı benzemiş, hadi ye de bitsin diye. Hızlı hayat biçimi etkilemiş her şeyi. Hamilelik sonrası bile ayrı bir sorun, çocuk kaderine terk edilmiş yarınların içinde. İlk göz ağrısı dediğimiz kıymetliyken başlangıçta, sonradan gelen kişi olmuş mu gözbebeği. Eşitlik ilkesine ne olmuş bilinmez bir yanlış anlama, adalet dedikleri geride kalmış aile ocağında. Kimileri eşit davranırken, bazıları da vurdumduymaz oluyorum olacağım olu bitti demek üzere.
Harika beyinlere sahip olan fikir adamı nitelikli çocuklarımız eşit diye söyler dururuz ya hani, hızlıca ayırım lafla yapıldığını hissetmek; kim fark edecek ki o kadınlar gününün kalplerdeki değişimini? Dünyadaki çocuklarımızın Kitapları arasında olacak duygu yüklü yeni öyküleri aradığım günleri hatırladım birden bire her nedense. Şiirlerin satırlarında buldum yarınların uzak karamsar düşlerini, çocuk kitaplarının satırlarında gördüm hayatın gerçek karelerini. Her geçen zaman dilimi o yozlaşan gözyaşları ağsını hissettiren sevgileri. Geçmişte güzel günlerin hayallerinde yaşadığım o güzel günleri. Zor da olsa hatırlamaya çalışıyorum imkânsız gölgelerin ayak izlerinde. Yarınlarda olmayan modellerde geçmiş mutluluğu, tabi varsa hatırlamak gerekmez mi? Bir zamanlar dünyada mutluyduk dedikleri yanık kalplerin hızlı türküsüyle, hayatın acı kitaplarındaki gerçeklerinde kalplerin türküsüyle alışmaya başladığımı bilmek içgüdüsüyle.
Şairler gibi şiir yazmak mecburiyetten oluşmuş gözyaşlarıyla, çocuklarımız gibi hayat mektebi merdiveninde jimnastik yapmak yerinde bir tabirse, yeni gerçekleri unutmak neden isterim ki bilinmez mi? Hızlı hayat yaşayanların yalnızlığında, kaderin fikir değişimini gördüm zamanın yol ayrımında.

Duygu şerbeti günü niyetine acılı turşu içince kızaran gözlerim, şiir şarkı derken ağlayan oldu yine o bahtsız yüreğim. Bir gün genç olsaydım edasıyla anımsayınca geçmişleri, yine söylerim o acıklı yanık türkülerin mazilerde kalan izlerini.

Hayat mektebinin duvarına yazmak için olmasa bile, haber olmak isterdim kara bahtlı kaderimden bahtım ne zaman açılacak diye. Bir an öğretmenler günü için kutsal olan duygulu günleri yazmak istedim her nedense. Bayram gelmiş neyime dedim analar, anneler artık her şey gidiyor garibime diyeceğim bu anlar. Kalemin türküsünde şarkı sözleri yazmaya çalışırdım sessizce, bayramları hatırlayıp hüznümü unutmaktı maksadım gizlice. Çocuklarımızın yeni duygularında paylaşılan kutsal günler bayramı diye sayıklarken içimde, gerçek sevgiyle birbirimize bağladığımız yaşamların zamanlarını nasıl özlemem her gece? Dünya kadınlar günü geldi diye bayram şiiri yazmak istedim de, anaların kutsallığını dile getireyim hayat modellerinde. Dedim hani ezikliğim gitsin diye. Et tırnaktan ayrılmaz misali gibi, ebeveynlerin hatırlanması gereken o uzaktaki hayat günlerini nasıl unutabilirim ki? Benimki gerçek dışı fikirlerde yaşanan yaşamların yolcusu olsa bile, iyilerin hasretini çeken sadece ben miyim sanki?

Babalar günü unutulmamalı dediler demesine, iyi kötü anıları dile getirdiler fikirlerinde bile olsa gizlice. Anneler günü de önemli bir gün elbette bilirim ben o eksikliği. Her gün anımsanması yerine, senede bir defa hatırlanmasının sebebi niye? Aile bağları coşkuyla yaşandığı doğruysa, sevginin kutlamalarını yeni haber yapmak gerekir elbette. Dünyada özel günler dedikleri, yaşanmamış duyguların anılarını coşturan hatıraları hatırlatan günler olsun elbette. Bir şiir yazmalı mıyım çocuklarımızın duygularını yaşatan haber satırları köşelerinde. Oluşmamış bağlarıma yeni modeller uydurmak istediğim belli düşlerimde.

Güzelliklerin izlerini takip etmek, aile birliği ümidiyle beklentilerim oldu. Yaşanmamış duyguları yaşayanların gözleriyle, hayata evet demek; kimlerin hakkı olacak gerçek sevgide. Otomobil içinden doğayı seyretmek bana yeterli gelmesi gerek, yağmurda yürürken hayallerde bir şiir yazmak ise; var olan yeni bayramların hatırına mutlu olmaya çaba sarf etmekle kim yetinecek? Ağaçlar yapraklarını dökerken manevi duygularımın birliği eşliğinde, teknik bilgiler uzak duracağım karmaşık maddesel düşlerin fikirleri gibi nedir bunlar, benim ilgilendiğimse; içimdeki yaşanmamış buruk hisler. Bir bayram daha geliyor dediler, bak sokakta bekleyenler el öpmek istiyor. Çocuklarımız gibi öpemediğim ellerin günü hatırına, öpülen ellerim; gökyüzüne doğru uzanışı geciktirmeden kimler şükür ediyor? Bayram gelmiş neyime dediler gerçek sevgi olmayınca, deme sakın bu sözleri yanlış izlenimler. Yaşanmamış duygularda, yaşatmalısın doğru olan gerçekleri. Eller açılmış bekler yeni bayramlarda komşunun hediyesini, bayram mübarek günü; vereceğin bir lokma olsun. Yeter ki, paylaştığın rızkın içtenlikle kabul buyursun. Gökyüzüne doğru açılan eller hak ettiği mertebeyi bulsun, gerçek sevgiye laik görünenlerin bahtı açık olsun diye.

Ahmet Nuray

Makale Örnekleri

Makale Örnekleri
Makale Örnekleri – Kısa Makale Örnekleri

Dil Ve Anlatım

Elbette abartıldığı sürece utanma duygusu zarar verebilir. Ancak bilimadamlarının son dönemde yaptığı çalışmalar utanma duygusunun hayvanlarda olmadığı gerçeğini ortaya çıkardı. Peki bu durumda sadece insanlar utanma duygusuna sahipse ve hayvanlar değilse aklımıza iki soru hemen geliyor. Acaba utanma ve ar duygusundan yoksun insanlar hangi kategoriye girecek. Daha da enterasanı utanma duygusu olan bir hayvan olursa onun da yeri konusunda tartışmalar olacaktır. Heralde tüm halkının toplam utanma duygusu bir milletin medeniyet seviyesi ile doğru orantılıdır diye bir hipotez ortaya atılsa ispat edilmeye değerdir. Elbette tüm Dünya medeniyetlerinde sürekli renkli cam ekranında yahut aynı doyumsuzlukla ve arsızlıkla DÜnya nın tüm güzelliklerini zedelemeye çalışan , tabir yerinde ise midesi dilate yani normalden bir kaç kat daha büyük mideli kimseler var. Tabi oldukçada çok gibi görünüyorlar. Ama ucuz bir malın milyonlarca satılması gerçeği, kaliteli ve pahalı bir ürünün kalitesine zerre kadar etki etmez. Bunların göz önünde olması iyi ve medeni olduklarını göstermez. Ayrıca herkesin sınırsız mal mülk edinme hakkının olduğunu ve bunda kimsenin gözü oladığını söylemeye gerek olmasa gerek. Sorun bu çokluğun nasıl edinildiği. İçinde diğerlerinin mutsuzluğu üzerine kurulu arsızlık var mı? Kimseyi demoralize etmeden söylemek gerekirse adım adım süprizlere açık bir hayatta hiç süpriz olmayacak gibi yaşamak sanırım enterasan bir aldanma. Hele bu hayatta hızlı arsız ihtiraslı yaşama duygusu ne denli doğru bilinmez. Elbette bu tür kimseler için eleştiri bir anlam ifade etmez. Toplumun tembelliği ve değer yargılarının zayıflaması yüzsüz yaşayan ve geçinen doyumsuzların sayısını artırır demek yalan olmaz. Elbette onları eleştirmek bize düşmez. Onlara sorarsanız mutlu olduklarını söyleyecektirler. Mutlu olmasalar yüzsüzlüğe ve doyumsuzluğa nasıl katlanabilirlerdi. Ama onlar içinde kanser edici sorun bu mutluluğu ne kadar devam ettirecekleri kaygısı. Yani ne kadar daha aynı oranda arsız ve doyumsuz bir hayat yaşayarak mutlu olmaya devam edecekleridir. Herşeyin bir başı birde sonu var. Mutluluğunda. Elbette tüm insanlar mutlu olmalı. Ancak mutlu olma egosu yüzünden diğer insanların mutlu olmadığı bir dünya ya bizler ne kadar katkı sağlıyoruz. Tüm bunlardan sonra kendimize durup sormamız gereken soru belkide benim mutluluğum diğer insanların mutsuzluğuna sebep oluyor mu ? Aslında güzel ahlaklı ve vicdanlı yahut utanan yahut doyumlu yada ne derseniz deyiniz bir insan olma diğerlerini mutsuz edermi. İçinde bulunduğu en kötü durumu bile nakit akışına çevirme yeteneği ile övünme ve mutlu olma duygusu ise ne kadar yersiz ve kibirli. Bunun tam tersini yapma ise simyacılık bu günlerde. Elbette hayatın bu kadar kısıtlı irdelenmesi doğru değil. Ama bize yol gösterecek ışıklar yakacak gerçek aydın ve aristokratlar çok olsaydı bunları yazmaya bile gerek kalmayacaktı. Herşeyin geriye çevrilemeyeceği bir ana gelmektense zamanında tedbir almakta fayda var sanırım. Vicdanı rahat vicdanların bu yazıyı okurken yüzlerindeki tebessümü hissedebilmek önemlidir. Bu yazıda bu güzel tebessümlere bir ön yanıttır. Utanma duygusundan yoksun olanlar bakalım bu hayat denilen azgın boğanın sırtında daha ne kadar mutlu olmaya devam edeceksiniz ?

Engelliler Hakkında Makale

Ortaokuldaydım o zaman… Aynı okulda resim öğretmeni olan babam, ek branşı olan sanat tarihi konusunda ehil bir insan olduğu için gezi kolu sorumluluğu ona verilmişti. Spastik engelli olduğum için yürüyemiyor ve sağ elimi kullanamıyorum. İstanbul;a tedavi amacıyla defalarca gitmemize rağmen o güne kadar detaylı bir şekilde gezme fırsatımız olamadığı için geziye ben de katıldım.
Hiç unutmuyorum; on beş yaşımdaydım. Eyüp Sultan camiinde gezerken yanıma yaklaşan yaşlı bir amca, istemsiz olarak açılıp kapanan sağ elimi tuttu; ardından da hızla uzaklaştı. O an elimde bir şey hissettim. Tepkisel olarak kapanan elimi açtıktan sonra avucumda bozuk bir parayla karşılaştım. Şoke olmuştum, kısa bir süre olayı tam kavrayamadım ama sonra parayı hırsla alıp kimse görmeden bahçeye fırlattım. O günden sonra da uzun süre kutsal yerleri ziyaret etmekten çekindim.
Hayatımda ilk defa, toplumun ;sakat(!) eşittir dilenci ön yargısı ile yüz yüze gelmek beni çok üzmüştü. Üzerindeki kıyafet, yanındaki insanlar önemsiz detaylardı. Tekerlekli sandalyedeyseniz siz mutlaka dilenci yani daima yardım edilesi bir varlık olmalıydınız.
O anda o parada her karnesi takdir belgeli, sürekli ürettikleri ile öne çıkmış, ailesinin kimseden farklı görmeden yetiştirdiği ben değil, bir zavallıdan başka bir şey yoktu. Cahil bir vatandaşın densiz bir hareketi olarak görebilirdim bu hareketi ama ya öyle değilse? diye düşündüm. Lise yıllarımda, yazacağım hikâyelerle toplumu aydınlatmak gibi bir ideale sahiptim; sonraları bu konuda ne kadar başarılı oldum; tartışılır.
Çünkü zaman geçtikçe o amcanınkinden çok daha sert ve anlamsız ön yargılarla karşılaştım. Hadi o, cahil, bir ayağı çukurda bir ihtiyardı o an benim gözümde; ya sonra karşılaştıklarım?
Lisedeyken, okul çıkışında karşılaştığımız ve babama benim için zaman zaman zekâsı nasıl? diye soran insanların, okurken, işe girerken, çalışırken zorluk çıkartan insanların bu amcadan tek farklarının diplomaları ise bu daha da acı…
Her şeye rağmen son yirmi yılda önemli mesafeler kat edildiğini düşünmekteyim. Artık, engelli çocuğunuzu toplumdan kaçırmayın, onu sosyal hayatın içine katın; mesajlarının daha az verilmesi kadar, sokaktaki problemlerin, sosyal hayatın devamını sağlayacak unsurlarının en azından tartışılıyor olması bir adım… İnsanlar, engellilerin de yaşadıkları ortamı paylaşmalarından daha tabi bir şey olmadığını yavaş yavaş görüyor ve ölümle hayat arasında hep söylene geldiği gibi bir çizgi varsa hayatla engelli olmak arasında hiçbir şey olmadığı hakikatinin de farkına varıyorlar.
Bütün bunlarla beraber, engelliye bir takım fazladan imkânlar vererek yaşadığı toplumdan soyutlama anlayışına da temelde karşıyım. Engelliler tatil köyü, engelliler otobüsü, engelliler parkı derken bu iş engelliler şehrine kadar gidecek sanırım. Şakası bile itici gelen bu olguyu, iyi niyetli fakat pansumanniteliğinde girişimler olarak görüyorum. Prensip olarak herkes gibi, herkesle beraber bir hayatı tercih ediyorum. Yaşadığım bir olay aklıma geldi:
Yıllar önce yaşadığım ilçenin (Bursa/Yıldırım) o zamanki belediye başkanını evime çok yakın olan parktaki bir faaliyette yakalamış, o parktaki birçok bölüme rampa olmadığı için giremediğimi söylemiş, en azından belli yerlere rampa yapılmasını istemiştim. Başkanın bana söylediği gerçekten ibret vericiydi:
Meskende engelliler parkı yaptık, oraya gidin.
Dediği yer de oturduğum yerden en az 5 km. uzaktaydı… Kaldı ki, ona keyfimin kâhyası mısın kardeşim, ben bu parka gitmek istiyorum.demek vardı ama acı acı gülümseyip ayrıldım yanından… Sonraki dönemdeyse gerekli düzenlemeler yapıldı
Bu olay, iyi niyetli tavırların dışında meseleye bakışı özetliyor aslında… Ben şahsen, herkesle beraber okumak, seyahat etmek, dinlenmek ve sonuç itibari ileyaşamak; istiyorum. Yoksa iyi niyetli topluma entegrasyon çabası, dezentegrasyonu doğurur ki, bu hiç hoş değil…
Yerel seçimlere çok az bir sürenin kaldığı şu günlerde, şehirlerimizi yönetmeye talip olanların ağzından yapmaları kanunen zorunlu hale getirilmiş şeyleri hatırlatmak zorunda mıyız? Yedi yıl süre konmuştu hatırlarsanız Yoksa yine birçok konuda olduğu gibi bu konuda da yumurtanın kapıya dayanması; mı beklenecek?
Yazar Alper Şirvan
Pazartesi, 13 Nisan 2009 12:46
Not: Doğuştan cerabral palsy (CP) rahatsızlığı olan Alper Şirvan, yürüyemiyor ve sağ elini kullanamıyor.
Herşeye rağmen o bir şair o bir yazar.Yaşamak için varım diyor…

Utanma Ve Mutluluk

Elbette abartıldığı sürece utanma duygusu zarar verebilir. Ancak bilimadamlarının son dönemde yaptığı çalışmalar utanma duygusunun hayvanlarda olmadığı gerçeğini ortaya çıkardı. Peki bu durumda sadece insanlar utanma duygusuna sahipse ve hayvanlar değilse aklımıza iki soru hemen geliyor. Acaba utanma ve ar duygusundan yoksun insanlar hangi kategoriye girecek. Daha da enterasanı utanma duygusu olan bir hayvan olursa onun da yeri konusunda tartışmalar olacaktır. Heralde tüm halkının toplam utanma duygusu bir milletin medeniyet seviyesi ile doğru orantılıdır diye bir hipotez ortaya atılsa ispat edilmeye değerdir. Elbette tüm Dünya medeniyetlerinde sürekli renkli cam ekranında yahut aynı doyumsuzlukla ve arsızlıkla DÜnya nın tüm güzelliklerini zedelemeye çalışan , tabir yerinde ise midesi dilate yani normalden bir kaç kat daha büyük mideli kimseler var. Tabi oldukçada çok gibi görünüyorlar. Ama ucuz bir malın milyonlarca satılması gerçeği, kaliteli ve pahalı bir ürünün kalitesine zerre kadar etki etmez. Bunların göz önünde olması iyi ve medeni olduklarını göstermez. Ayrıca herkesin sınırsız mal mülk edinme hakkının olduğunu ve bunda kimsenin gözü oladığını söylemeye gerek olmasa gerek. Sorun bu çokluğun nasıl edinildiği. İçinde diğerlerinin mutsuzluğu üzerine kurulu arsızlık var mı? Kimseyi demoralize etmeden söylemek gerekirse adım adım süprizlere açık bir hayatta hiç süpriz olmayacak gibi yaşamak sanırım enterasan bir aldanma. Hele bu hayatta hızlı arsız ihtiraslı yaşama duygusu ne denli doğru bilinmez. Elbette bu tür kimseler için eleştiri bir anlam ifade etmez. Toplumun tembelliği ve değer yargılarının zayıflaması yüzsüz yaşayan ve geçinen doyumsuzların sayısını artırır demek yalan olmaz. Elbette onları eleştirmek bize düşmez. Onlara sorarsanız mutlu olduklarını söyleyecektirler. Mutlu olmasalar yüzsüzlüğe ve doyumsuzluğa nasıl katlanabilirlerdi. Ama onlar içinde kanser edici sorun bu mutluluğu ne kadar devam ettirecekleri kaygısı. Yani ne kadar daha aynı oranda arsız ve doyumsuz bir hayat yaşayarak mutlu olmaya devam edecekleridir. Herşeyin bir başı birde sonu var. Mutluluğunda. Elbette tüm insanlar mutlu olmalı. Ancak mutlu olma egosu yüzünden diğer insanların mutlu olmadığı bir dünya ya bizler ne kadar katkı sağlıyoruz. Tüm bunlardan sonra kendimize durup sormamız gereken soru belkide benim mutluluğum diğer insanların mutsuzluğuna sebep oluyor mu ? Aslında güzel ahlaklı ve vicdanlı yahut utanan yahut doyumlu yada ne derseniz deyiniz bir insan olma diğerlerini mutsuz edermi. İçinde bulunduğu en kötü durumu bile nakit akışına çevirme yeteneği ile övünme ve mutlu olma duygusu ise ne kadar yersiz ve kibirli. Bunun tam tersini yapma ise simyacılık bu günlerde. Elbette hayatın bu kadar kısıtlı irdelenmesi doğru değil. Ama bize yol gösterecek ışıklar yakacak gerçek aydın ve aristokratlar çok olsaydı bunları yazmaya bile gerek kalmayacaktı. Herşeyin geriye çevrilemeyeceği bir ana gelmektense zamanında tedbir almakta fayda var sanırım. Vicdanı rahat vicdanların bu yazıyı okurken yüzlerindeki tebessümü hissedebilmek önemlidir. Bu yazıda bu güzel tebessümlere bir ön yanıttır. Utanma duygusundan yoksun olanlar bakalım bu hayat denilen azgın boğanın sırtında daha ne kadar mutlu olmaya devam edeceksiniz ?

Eğitim Hakkında

Eğitim Köleleştiriyor mu…

Yıllar önce, o zamanlar çok popüler bir haftalık dergi olan Nokta, İstanbul’da ilginç bir deney yapmıştı. Bir tiyatro sanatçısı olan Ezel Akay eline bir megafon alarak koyu renk elbiseler ve siyah pardesüler giyen ekibiyle birlikte önce güvercinleriyle ünlü Yenicamii’nin arkasındaki parka giderler. Parkta oturan, gezen, etrafı seyreden bir sürü insan vardı. Akay, elindeki megafonla kalabalığa doğru sert bir emir verir: “Herkes ayağa kalksın!” Emri duyan, Akay’ı ve ekibini gören istisnasız herkes derhal ayağa kalkar.

Sonra Eminönü İskelesi’ne geçerler. Akay, yine sert bir emirle: “Herkes yere çöksün!” diye bağırır. Gemiden inenler, bilet kuyruğunda bekleyenler, simitçiler, işportacılar, emri duyan herkes yere çöker.
Sonra Mecidiyeköy’deki stadyumun önüne giderler. Megafondan: “Herkes ellirini kaldırıp duvara yaslansın!” emri duyuldu. Stadyuma girmek için kuyrukta bekleyen futbol seyircileri, kokoreççiler, bayrakçılar derhal emre uyarlar.

Daha sonra da ekip bir fabrikanın önüne giderler. Mesai saati başlamak üzeredir. Fabrikanın girişine bir masa koyarlar ve masanın üzerinde düzmece bir evrak yerleştirerek işçilere emiri verirler: “Herkes içeriye girerken bu kâğıtlara parmak basacak!” Giren basar, giren basar. Kimsenin aklına “siz kimsiniz hemşehrim? Neden bu kâğıtlara parmak basıyoruz?” diye sormak gelmez.

Son olarak da, Beyoğlu’na gelirler. İstiklal Caddesinde gezinen, vitrinleri seyreden kalabalığa yine sert bir emir verilir: “Herkes sıraya girsin, arama var!” Emri duyan herkes koyun sürüsü gibi sessizce sıraya girer. Ancak caddede dolaşan bir çift bu emre uymaz.

Ekiptekilerden biri onlara doğru bağırır: “Hey siz ikiniz! Emri duymadınız mı?” Kendilerine seslenildiğini anlayan ve herkesin sıraya girdiğini gören adam cevap verir: “Who are you? What is happening here?” Sıraya girenler içerisindeki kravatlı takım elbiseli bir bey ekibe yardımcı olmanın verdiği gurur ve heyecanla lafa karışır: “Adam turist, İngilizce konuşuyor.” Ekip elemanı gülmemek için kendisini zor tutar:

“Ne diyor peki?”
“Siz kimsiniz, burada neler oluyor?”

Ve o iki turistin haricinde hiç kimse neler olup bittiğini, kendilerine böyle gün ortasında emirler yağdırıp sıraya sokanların kim olduğunu sormaz ya da soramaz.

Kısa Makale Örnekleri

Kısa Makale Örnekleri
Okuma Zorlukları

Bazı insanlar okumakta zorluk çeker. Bu durum yaşa bağlı değildir. Nedenleri arasında sağlık sorunları, işitme, özellikle de görme bozuklukları sayılabilir. Bazen de çocuklar okulda iyi öğretilmediği için okuma öğrenemez. Küçüklüklerinde durmadan evden eve taşınan ailelerin çocukları değişik okullara uyum sağlamakta güçlük çekebilir, bu yüzden iyi okuyamayabilirler. Ayrıca bazı çocuklar okumaktan hoşlanmayabilir, başka şeylerle uğraşmak onları daha mutlu edebilir.
Okuma öğrenmekte güçlük çeken çocuklara yardımcı olmak için eğitilmiş özel öğretmenler vardır. Bunlar çocuğun neden yaşıtları gibi öğrenemediğini testler uygulayarak araştırır. Sorunun ne olduğu bir kez saptanınca, çocuğun özel eğitimle okuma öğrenmesi kolaylaşır.

Basit bir bedensel bozukluktan kaynaklandığı sanılan disleksi okumayı öğrenme güçlüğü olarak tanımlanabilir. Normal yaşta okula başlamış, zeka geriliği ya da davranış bozukluğu olmayan bazı çocuklar akıcı bir biçimde okumayı başaramaz ya da söylenişi ve yazılışı yakın harfleri birbirine karıştırır. Örneğin, disleksililer “ya” yı “ay” ya da “d” yi “b” olarak okur. Disleksinin çeşitli dereceleri vardır.çabuk farkına varılması durumunda bazen özel eğitimle okuma öğretilse de, disleksinin nedenlerine ilişkin kesin bir bulgu yoktur. Disleksililer okuma eksikliklerini görsel ve işitsel gereçlerle bir ölçüde giderebilmektedir.

Annelerin, babaların, öğretmenlerin ilk amacı, çocuğu sadece okul sıralarında değil, ömrü boyunca okumaktan zevk alacak bir kişi olarak yetiştirmek olmalıdır. Yalnızca güzel okumanın yeterli olmayacağı, okumanın yaşamın vazgeçilmez, verimli bir uğraşı olduğu bilinci çocuklara aşılanmalıdır. Böylesi bir özendirmeyle çocuklara koskoca bir kitap ve bilgi dünyasının kapıları açılmış olur.

Sınav Stresi

Sınav stresiyle boğuşan birçok insandan biri misiniz? O gizemli sorularla dolu masanın önünde oturma düşüncesi kalbinizi çok kötü çarptırıyor ve vücudunuzu terletmeye mi başlıyor? Gevşeyin! O korkuları ve sınav stresini basit stres azaltma stratejileri kullanarak alt edebilirsiniz.

Nefes almanın basit sanatını hatırlayın. Birkaç ağır nefes alın ve zihninizin verdiğiniz nefesle birlikte gevşemesine izin verin. Basit bir meseledir fakat sınav paniği ortaya çıktığında kolaylıkla unutulabilir.

Olumlu şeyler düşünün. Sınavdan iyi sonuç almanızı engelleyecek en iyi şey, olumsuz konuşarak kendinizi panik etmenizdir. Olumlu şeylere odaklanın. Bunu yapabileceğinize kendinizi ikna edin. Ayrıca sınavdan 100 üzerinden 100 alamazsanız bunun dünyanın sonu olmayacağını kendinize hatırlatın.

Egzersiz için zaman ayırın. Beyin fonksiyonlarının geliştirmenin çok iyi bir yolu, vücudunuzun o kısmındaki kan akışını geliştirmenizdir. Egzersiz bunun için harika bir yoldur. Egzersiz ayrıca vücudunuzdaki endorfin seviyesini de arttırarak duygusal stresi azaltmanıza da yardımcı olur.

Aşırı çalışmayın. Sınav stresi yaşarken bir de bulduğunuz her boş dakikada derse gömülmeyin. Bütün temelleri aldığınıza ve konuyu candan öğrendiğinize emin olmak istiyorsunuzdur. Bunla ilgili sorun şu ki, eğer beyninize bir mola verdirmezseniz, o zaman bilgiyi kısa zamanlı hafızadan uzun zamanlı hafızaya taşıma süreci etkilenecektir. Eğer beyniniz yorulursa, fonksiyonları zayıflayacaktır. Çalışma süresini daha kısa seanslara programlayarak kendinize beyin gücü bahşedebilirsiniz. Zamanınız varken plan yapın ki çalışmanız için gerekli süreniz olsun.

Sınav stresiyle baş edebilmeniz akademik kariyerinizde daha başarılı olmanıza yardımcı olur. Zihin sağlığınızı olumlu bir yerde tutmak için kendinize ihtiyacınız olan molaları vermeyi ihmal etmeyin. Patlarcasına çalışmak size sınavda istediğiniz başarıyı sunmayacaktır.

Makale Örnekleri – Küresel Çevre Kirlenmesi

Makale Örnekleri – Küresel Çevre Kirlenmesi
makale örnekleri – makale örneği – makale örnekleri kısa – kısa makale örnekleri – kısa makaleler – makale örneği kısa – örnek makale – makale örnegi – örnek makaleler

Makale Örnekleri
Küresel Çevre Kirlenmesi

Günümüzün dünyasında çevre kirliliği, tüm gezegeni kaplayan boyutlara ulaşmış durumda. Dünyanın birçok bölgesinde insanlar, çevre felaketine karşı korumasız, nükleer tehdit ve radyasyondan habersiz bir yaşam sürmektedir. Bilim adamları ise bu olumsuzlukların devamı halinde dünyadaki tüm canlıların ciddi biçimde tehdit altında olduğunu vurguluyorlar.

Halbuki insanoğlunun gelişimi başlarda yaşam ve doğal çevre ile uyum içinde sürmüştür. Ancak dünyadaki toplumsal ve teknolojik gelişmelerin hızla artışı karşısında ekolojik sistemin bu hassas dengesi giderek bozulmuştur. Bu tehlikeli gelişmenin seyircisi durumunda olan insanlık ise dünyada dengeli bir çevrenin korunamaması halinde tüm canlıların varlığının sürmesinin olanaksızlığını acaba ne zaman anlayacak?

Bu yılın yaz başlarında başlayan yağmur dönemi dünyayı etkisi altına aldı. Barajları, setleri ve köprüleri yıkan seller ölümcül sonuçlara yol açtı. Bir süre önce Trabzon’da yaklaşık üç saat süren yağmur, Sürmene ilçesi ve haritadan silinen Beşköy beldesinde büyük mal ve can kaybına neden oldu, ocakları söndürdü…

Yağışların etkili olduğu bir başka ülke olan Çin’in birçok bölgesinde barajlar yıkıldı. Harekete geçirilen askeri birlikler setleri yıkarak sel sularının kırsal kesime yayılmasını sağlamaya çalıştılar. Sel, eylülün ortasında da Meksika’nın Chiapas eyaletinin Valdivia köyünü yok etti.

Dünyadaki benzer sel baskınlarının verdiği zararlar ürkütücü boyutlara ulaştı. 240 milyon kişiyi etkilediği söylenen bu yazın selleri, resmi açıklamalara göre şimdiye kadar 2 binin üzerinde insanın ve sayısı bilinmeyen diğer canlıların yaşamlarına mal oldu. Yaklaşık 14 milyon kişi evini terk etmek zornuda kaldı. Bu durum, insana, Çinlilerin “Su ile şaka olmaz” özdeyişini hatırlatıyor.

Gün geçmiyor ki çevre felaketi haberlerde yer almasın. Büyük Okyanus’ta 30 metreye kadar yükselen dalgalar sahilleri yerle bir etti. Deniz dibindeki deprem ya da yanardağların patlamasından meydana geldiği söylenen bu dev dalgalara karşı uyarı ağları da para etmiyor. Hatırlanacağı gibu bu dev dalgalar, 1993′te Endonezya’da bir adanın tamamını kapladı ve 2 bin kişinin yaşamını yitirmesine yol açtı. Yine Gine’de yaşamını yitirenlerin sayısı ise 3 bini aştı.

Dev dalgalara yol açan depremin merkezi Büyük Okyonus’ta idi. Ama yer kabuğu, dünyanın başka bölgelerinde harekete geçecek şekilde etki alanını genişletti. Örneğin haziran başında başlayan depremlerin, dünyanın dört bir yanını salladığı ortaya çıktı. Ülkemiz de bundan nasibini aldı. Bu ve buna benzer felaketler bize, geleceğimizi bu günden tahmin etmenin olanaksızlığını gösteriyor. Ozondaki delinme ve hava kirliliğinin yaşamda olumsuzluklara neden olabileceği ve doğal yaşamın temellerini dinamitleyeceğini küresel gözlükle niçin göremiyoruz?

Küresel çevre sorunlarının çözümü konusunda her ülkenin, çağdaş yöntemlerle halkını bilgilendirmesi bir görev olmalıdır. Sanayinin kent içinden uzaklaştırılmasına ve milli parkların gereği gibi korunup doğal hali ile tutularak toplumun yararlandırılmasına öncelik verilmelidir.

Üçbinlinli yılların insanları için, doğayla çok daha büyük uyum içinde yaşanacak rüzgârgüneş enerjisinden yararlanacak doğal konut yapımına geçilemez mi? Bu sahada yeni arayışlar içinde olmalıyız. Doğanın intikamının daha büyük olmaması ve acının yoksul ülkelere çektirilmemesi için insanların bir an önce kendilerine çeki düzen vermeleri gerekiyor.

Ölümcül etkileri yıllardır sürmekte olan ‘Çernobil’ olayından kim sorumlu? Bugün ‘Çernobil’den on misli daha tehlikeli olacak, radyoaktif artıkların bulunduğu söylenen Sibirya’nın batısındaki Karaçay Gölü, bir saatli bombadan farksızdır. Gölün altında, yaklaşık yüz metre derinlikte beş milyon metreküp radyoaktif tozlardan oluşan kütlenin varlığı bilinmektedir.

İnsanların yazgıları ile ilgili dehşet dolu olası tehlikelere karşı evrensel yurttaş girişimlerinin etkinliği attırılmalıdır.

Hepimizin paylaştığı bu dünyayı, bu gezegeni gelecek kuşaklara kirli ve çirkin bırakmaya hakkımız var mı? Geleceğe bir borcumuz yok mu? Hatalarımızın bedelini henüz doğmamışlara ödetmemeliyiz.

Doğa ananın yasalarına yeterince duyarlılık göstermeli ve doğal afetlerini ciddiye almalıyız. Doğal zenginliklerle dolu olması gereken bir dünyadan daha fazla yoksun olmamalıyız.

(Şaban Ali Yaşaroğlu, Cumhuriyet, 3 Ekim 1998)

Etiketler:kısa makale örnekleri makale örneği kısa makale örneği makale örneği kısa makale örnekleri kısa kısa makaleler kısa makale örnekleri çok kısa makale örnekleri makale kısa örnekleri makale örnek bilimsel makale örnekleri kısa makale kısa örnekler kısa deneme örneği kısa bilimsel makale örnekleri kisa makale ornegi kisa makale örnekleri makaleörneği kısa kısa makale orneklerı kisa makaleler MAKALE ÖRNEĞİ
Makale pazarlama: Makale pazarlama, kişi veya kurumların uzman oldukları konularda bilgilendirici makaleler yazarak hedefledikleri kitlelerin dikkatini çekebildikleri etkili ve ücretsiz bir pazarlama yöntemidir.
Vikipedi:Vikipediler: *Güncel liste:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir