Malazgirt Savaşı Sonuçları

alp arslan andronikos belli bizans diyojen dukas ele en iyi ermenistan eski etti kabul ki kuvvet malazgirt roussel sefer tahmin ya Malazgirt Savaşı Sonuçları Malazgirt Savaşı Ve Sonuçları malazgirt savaşının sonuçları malazgirt savaşı son..

Malazgirt Savaşı-sonuçları….

Malazgirt Savaşı 26 Ağustos 1071 tarihinde Alp Arslan tarafından yönetilen Selçuklular ile Bizans İmparatorluğu arasında gerçekleşmiş, Bizans İmparatorluğu’nun yenilgisi ve İmparator 4. Romen Diyojen’in esir düşmesiyle sona ermiştir.

1060′lar süresince Selçuklu Sultanı Alp Arslan Türk müttefiklerinin Ermenistan ve Anadolu’ya doğru göç etmesine izin verdi ve Türkler buralarda şehirlere ve tarım alanlarına yerleştiler. 1068 yılında Romen Diyojen Türklere karşı bir sefer düzenledi, fakat Koçhisar şehrini geri almasına rağmen yavaş ilerleyen askerleri hızlı Türk atlılarına yetişemedi. 1070 yılında Romen Diyojen, günümüzde Muş’un bir ilçesi olan Malazgirt’te Türklerce ele geçirilmiş olan bir Bizans kalesine doğru ikinci bir sefer düzenledi ve Alp Arslan’a bir anlaşma önerdi. Antlaşmaya göre Alp Arslan Urfa kuşatmasını sona erdirirse Romen Diyojen Koçhisar’ı geri verecekti. Romen Diyojen Alp Arslan’ı, bu antlaşmayı kabul etmediği durumda savaşmakla tehdit etti ve Alp Arslan’ın antlaşmayı kabul etmeyeceğini düşünerek ordusunu hazır hale getirdi, ki Alp Arslan da bu antlaşmayı reddetti.

İlginç bir seçim olarak Romen Diyojen yanında eşlik etmesi için eski düşmanı olan Andronikos Dukas’ı getirmişti. Romen Diyojen en iyi generali olan Niceforos Botaniates’i, sadakatinden şüphe ettiği için (ki aslında Dukas’tan kesinlikle daha sadıktı) geride bırakmıştı. Bizans ordusu 5000 batıdan gelen ve yaklaşık bir o kadar da doğudan gelen Bizans askerinden; Roussel de Bailleul’e bağlı 500 Fransız paralı askerinden; biraz Türk, Bulgar ve Peçenek paralı askerlerinden, Antakya düküne bağlı askerlerden; yedek kuvvet olarak Ermeni askerlerinden; ve belli sayıda da imparatorluk muhafızlarından oluşuyordu. Türk kaynakları Bizans ordusunun boyutunu 1.000.000′a yakın gösterir. Diğer kaynaklarsa bu rakamı yaklaşık 700.000 olarak tahmin eder.

Anadolu üzerindeki yolculuk uzun ve zorlu geçmişti, ve Romen Diyojen’in ordusu İmparator’un lüks bir araba ile yolculuk etmesinden rahatsız olmuştu. Ayrıca Bizans halkı Diyojen’in Alman paralı askerlerinin gerçekleştirdikleri yağmalamalardan dolayı zarar görmüştü. Bundan dolayı da Romen Diyojen Almanlar’ın birliğinin dağıtılmasını emretmek zorunda kalmıştı. Ordu ilk olarak Sivas’ta dinlendi ve Haziran 1071′de Erzurum’a vardı. Orada, Diyojen’in generallerinden bazıları Selçuklu bölgesine ilerlemeyi sürdürmeyi ve Alp Arslan’ı hazırlıksız yakalamayı teklif etti. Nikeforos Bryennius da dahil diğer generallerin bazıları da bulundukları yerde bekleyip pozisyonlarını güçlendirmeyi önerdi. Sonuç olarak ilerlemeye devam etme kararı verildi.

Diyojen, Alp Arslan’ın çok uzakta olduğunu veya hiç gelmeyeceğini düşünerek, ve Malazgirt’i ve hatta Malazgirt yakınındaki Ahlat kalesini hızlıca geri ele geçirebileceğini ümit ederek Van Gölü’ne doğru ilerledi. Ancak, Alp Arslan aslında Halep, Musul ve diğer bölgelerden gelen 30.000 atlı ile Ermenistan’daydı. Alp Arslan’ın casusları Diyojen’in nerede bulunduğunu tamı tamına biliyordu ama Diyojen bundan haberdar değildi. O Alp Arslan’ın hareketlerini hiç bilmiyordu.

Diyojen, generali John Tarchaneiotes’e bazı Bizans askerlerini ve İmparatorluk muhafızlarını alıp Peçenekler’e ve Fransızlar’a Ahlat kalesine doğru eşlik etmesini emretti. Kendisi de ordunun geri kalanıyla Malazgirt’e doğru ilerledi. Bu karar muhtemelen güçleri iki tarafta da 20.000 asker olacak şekilde ikiye böldü. Tarchaneiotes’e ve ordunun yarısına ne olduğu tam olarak bilinmese de, görünüşe göre Tarchaneiotes Selçuklular’la karşılaştı ve kaçtı. Daha sonra Malatya’da ortaya çıktı ve Malazgirt savaşında yer almadı.

—– Savaş —–

Diyojen, Tarchaneiotes’in kaybından haberdar değildi ve Malazgirt’e ilerlemeye devam etti, ve 23 Ağustos’ta orayı kolayca ele geçirdi. Ertesi gün Bryennius altındaki keşif birlikleri Selçuklu ordusunu tespit etti ve Malazgirt’e geri çekilmek zorunda kaldılar. Diyojen saldıranların Alp Arslan’ın tüm ordusu olduğuna inanmayarak Ermeni generali Basilaces’i birkaç atlı birliğiyle dışarı gönderdi; bunun üzerine gönderilen atlı birlikleri yok edildi ve Basilaces esir alındı. Ardından Diyojen ordusunu formasyona soktu ve sol kanadı Bryennius altına aktardı, ki o da hızlıca gelen Türkler tarafından neredeyse kuşatılıyordu ve bir kez daha geri çekilmek zorunda kaldı. Geceleyin ise Türkler yakınlardaki tepelerde saklandı ve Diyojen’in karşı saldırı yapma ihtimalini neredeyse yok ettiler.

25 Ağustos’ta, Diyojen’in bazı Türk paralı askerleri Selçuklular’la karşılaştılar ve Bizans ordusundan ayrıldılar. Aynı gün, Diyojen de bir Selçuklu elçisini reddetti ve Tarchaneiotes’i geri çağırmaya çalıştı, ancak tabii ki çevrede ondan herhangi bir ize rastlayamadı. O gün boyunca hiçbir çatışma yaşanmadı, fakat 26 Ağustos’ta Bizans ordusu düzgün bir savaş formasyonuna geçti ve sol kanatta Bryennius’un, sağ kanatta Theodore Alyates’in ve merkezde imparatorun birlikleri olmak üzere Türk mevzilerine doğru ilerlemeye başladı. Andronicus Ducas da yedek birlikleri artçı olarak yerleştirdi. Selçuklular ise yaklaşık dört kilometre ötede hilal formasyonunda duruyordu ve Alp Arslan güvenli bir mesafeden olayları izliyordu. Bizanslılar yaklaştıkça Selçuklu okçuları saldırmaya başladı, ve hilalin merkezi devamlı geriye doğru giderken kanatlar da Bizans ordusunu çevreleyecek şekilde ilerledi.

Bizanslılar okçu saldırılarına aldırmadan ilerledi ve Alp Arslan’ın kampını akşama doğru ele geçirdi. Ancak, okçu saldırısına en çok mağruz kalmış olan sağ ve sol kanatlar, Selçuklular’ı yakın dövüşe zorlamaya çalışırken neredeyse dağılıyordu. Buna karşın Selçuklu atlıları ise sadece geri çekiliyorlardı. Selçuklular’ın yakın dövüşten kaçındığını gören Diyojen, gece çökerken geri çekilme emri vermeye mecbur kaldı. Ancak, sağ kanatın generali Theodore emri yanlış anladı; ve Diyojen’in eski düşmanı Ducas, imparatorun geri çekilişini korumaktansa, kasıtlı bir şekilde imparatoru dinlemedi ve Malazgirt dışındaki kamplarına kadar geri çekildi. Selçuklular da Bizanslılar’ın bu karışıklığını fırsat bilerek saldırıya geçti. Bizanslılar’ın sağ kanadı bozguna uğradı ve kısa bir süre ardından sol kanat da bozguna uğradı. Bizanslılar’ın geri çekilmesinin ardından Selçuklular Diyojen’i bulup esir aldıklarında Diyojen yaralanmıştı. Alp Arslan, birkaç gün sonra Romen Diyojen’i kasıtlı olarak serbest bıraktı. İmparator başkentine döndüğünde bir isyanla karşılaştı ve isyanın sonucunda gözlerine mil çekildi.

—– Sonuç —–

Yenilgiye rağmen, Bizanslılar’ın kayıpları göreceli olarak düşüktü. Ducas hiç kayıp vermeden kaçmıştı ve Diyojen’e karşı bir darbe girişiminde bulunmak için İstanbul’a hızla geri dönmüştü. Bryennius da kanadının bozguna uğramasına rağmen az adam kaybetmişti. Gece karanlığına kadar savaş olmadığı için, Alp Arslan kaçan Bizans ordusunun arkasından gitmedi, ki Bizans ordusunun çoğunu bu karar kurtardı. Öyle ki, Türkler Malazgirt’i bu noktada ele geçirmedi bile. Bizans ordusu yeniden gruplaştı ve Diyojen bir hafta sonrasında serbest bırakıldığında imparatorla Tosya’da birleştiler. Görünüşe bakılırsa en önemli kayıp imparatorun lüks arabası olmuştu.

Yıllar ve asırlar sonra, Malazgirt’in Bizans İmparatorluğu için bir felaket olduğu düşünülmeye başlandı ve sonraki kaynaklar savaştaki asker sayılarını ve kayıpları abartılı bir şekilde göstermeye başladılar. Bizans tarihçileri sık sık geriye bakıp o günkü ‘felaket’ için yas tutar, imparatorluğun çöküşünün başlangıcı olarak Malazgirt Savaşı’nı gösterirlerdi. Halbuki, savaş, askeri açıdan, hemen gerçekleşen bir felaket değildi; çoğu birlik sağ kalmıştı ve birkaç ay içinde Balkanlar’da veya Anadolu’da savaşlara gönderilmişlerdi. Öte yandan, Bizanslılar’ın yenilgisi Selçuklular’a Bizanslılar’ın yenilemez ve ele geçirilemez olmadıklarını göstermişti. Andronicus Dukas’ın darbesi de imparatorluğu politik dengesizliğe sürüklemişti ve savaş sonrasında başlayan Türk göçlerine karşı direnişi organize etmek zorlaşmıştı.

Birkaç yıl içinde neredeyse tüm Anadolu, Selçuklular tarafından ele geçirildi. 1075′de Selçuklu hanedanından Kutalmışoğlu Süleyman Şah İznik’i alarak başkent yapmış, 1081′de Çaka Bey’in müstakil kuvvetleri İzmir’i alarak ve hemen bir donanma inşa ederek, Ege Denizi’nde ve Çanakkale Boğazı’nda Bizans İmparatorluğu’nu tehdit etmeye başlamışlardı. Bu ilk Türk ilerleyişi 1095′teki Haçlı Seferi’ne kadar sürdü. Haçlı orduları karşısında Türkler Orta Anadolu’ya çekilerek Anadolu Selçuklu Devleti’ni kurdular ve Batı Anadolu Anadolu Beylikleri dönemine kadar sürecek şekilde yeniden Bizans denetimine geçti.

Tarihçiler Bizanslılar’ın çöküşünün bu savaş sonrasında başladığı konusunda hemfikirdirler. Türkler için ise Malazgirt Savaşı ‘Türkler’e Anadolu kapılarını açan savaş’ olarak tarihe geçmiştir. Ayrıca Malazgirt Savaşı Haçlı Seferleri’nin temel nedenlerinden biri olarak görülür. Batı, Bizanslılar’ın doğudaki hristiyanlığı artık koruyamadığını bu savaş sonrasında anlamıştır.

Bu savaş Türkler’in Anadolu’da yaşayış sürecini başlatmıştır

Malazgirt Savaşının Olumsuz Sonuçları Nelerdir?

malazgirtin olumsuz sonuçları nelerdir

> Malazgirt Savaşı (malazgirt Zaferi)

Malazgirt Savaşı (Malazgirt Zaferi)
Türklere Anadoluyu kazandıran, Selçuklu-Bizans Savaşı. Büyük Selçuklu Devleti Sultanı Alparslan ile Bizans İmparatoru Romen Diyojen kuvvetleri arasında, 26 Ağustos 1071 tarihinde, Doğu Anadoluda Malazgirt Ovasında meydana geldi. Bu muharebe, dinî, millî, siyasî, askerî neticeleri ve Türk-İslâm tarihinin en büyük zaferlerinden biri olması bakımından önemlidir.
Selçuklu Türkleri, Malazgirt Meydan Muharebesinden yıllar önce, Anadolu içlerine gazâ akınları tertip ettiler. Bu akınlarda, Anadolunun, Türklerin yerleşmesine müsait coğrafî hususiyet ve zenginliklere sahip olduğu tespit edildi. Selçuklu Türklerinin Anadoluya akınları, Bizans Devletini telaşlandırdı. Akıncıların bu gazâlarında, Anadolu ahalisine terör ve tahribattan ziyade adaletle muamelesi, zalimleri ortadan kaldırmaları, can, mal, ırz emniyetini sağlamaları, bölge halkının Selçuklu idaresini gönülden tercih etmelerine yol açtı. Doğu hududundaki hadiseleri dikkatle takip eden Bizanslı idareciler; ülkelerinin bütünlüğü ve devletin bekası için tedbir almaya başladılar. Bizansın ancak meşhur tarihi entrikalarla yüzyıllardan beri Anadoluda hakimiyetini koruyabilmesi, zulme varan sıkı tedbirleri, halka kötü muamelesi, yerli ahalinin Türklerin idaresini tercih etmelerini daha da kolaylaştırdı.
Bizans İmparatoru Romanos Diogenes (Romen Diyojen) iyi bir cengâverdi. Fakat hanedan mensubu değildi. Askerlik bilgisi, tecrübe ve cesareti, dul Bizans İmparatoriçesi Eudoxienin dikkatini çektiğinden, diğer aday ve teklifleri reddederek, 1068de Diyojeni tercih etmesine sebep oldu. Hanedan dışından bir şahsın Bizans İmparatorluğuna getirilmesi üzerine asiller, iktidara karşı cephe aldılar. Ülke içindeki muhalefeti tasfiye etmekle meşgul olan Diyojen, zekâ ve tecrübesine inandığı şahısları devlet kadrolarında vazifelendirip, Bizansın doğu hududundaki hadiseleri de dikkatle takip ettirdi. Ani ve Karsı zaptederek Aninin askerî mevkilerini tahrip eden Selçuklulara karşı, tahta çıkışından, 1071 yılına kadar her yıl sefere çıktı. 1068de Pozantıya, 1069da Paluya kadar geldi. 1070te de Kayseriye ordu gönderdi. Bu seferlerle, Bizans ordusunun muharebe kabiliyeti ve tecrübesi arttırılıp, disiplinli olması sağlandı.
Selçuklu akınlarının Ege Denizine, Marmaraya kadar uzanması ve 1071de Şiî-Fâtımî Devletinin, İslâm ülkeleri ve Abbasî Halifeliği için tehlike arz etmesi üzerine, Mısır Seferine çıkan Selçuklu Sultanı, Suriyede bulunuyordu. Türklerin Suriye topraklarındaki harekâtını haber alan Bizans İmparatoru Diyojen, doğuya hareket etti. Hareketinden önce verdiği nutukta azmini şöyle belirtiyordu: Doğu hudutlarımızda büyük bir İslâm tehlikesi belirmiştir. Bu tehlikeyi büyümeden ortadan kaldırmalıyız. Ordunun başında; bu tehlikeyi kesin olarak kaldırmaya gidiyorum.
Romen Diyojen, 13 Mart 1071de İstanbuldan 200 000den ziyade Frank, Norman, Slav, Gürcü, Abaza, Ermeni ve Rumelide yaşayan İslâm dînini kabul etmemiş Peçenek ve Uz Türklerinden de ücretli asker alarak Anadoluya geçti.
Bütün kaynaklarını seferber ederek hazırladığı ordusuna güvenen Diyojen, Bizanslılara büyük zaferle dönmeyi vaad ediyordu. Sivasa gelen Diyojen, bu bölgedeki Ermeni Prensleri ile ahalisini, toptan öldürttü. Ermenilerin mallarını askerlerine yağma ettirdi. Sivastan hareket etmeden önce, generalleri ile harp meclisi kurdu. Bu harp meclisinde, muharebenin, alınacak karar, plan ve hedefi tayin edilecekti. Gerçi Diyojenin plan ve hedefi kafasında çizilmişti. Bu, Türklerin Anadoluya bir daha akın yapmamalarını sağlayacak bir plandı. İrann içlerine ilerleyecek, Türkleri daha da doğuya sürecek, başşehirlerini zaptedecekti. İmparator, yalnız Anadoluyu elinde bulundurmak ve Türkleri yok etmek değil, bütün İslâm ülkelerini de almaya karar vermişti. Horasan, Rey, Irak-ı Acem ve Arap, Suriye valiliklerini komutanlarına vermeyi tasarlamış ve hattâ vaad etmişti. İstilâ edeceği İslâm ülkelerindeki camilerin yerine kiliseler açmayı ve bu suretle İslâm dinini ortadan kaldırmayı da aklına koymuştu. Harp meclisinde, generallerden, takip edilmesini lüzumlu gördükleri tekliflerin, ortaya konmasını istedi.
Sivastaki harp meclisinde, yapılacak harekâtın plan ve hedefi hakkında, iki ana teklif ortaya çıktı. Birincisi; Bizans ordusunun en bilgili ve tecrübeli komutanlarından Rumeli ordusu kumandanı General Nikefor Bryennes ile iyi bir stratejist ve tecrübeli bir komutan olan Türk asıllı general Magistors Tarkhal’dan (Jozeph Tarhchaniotes) geldi. Bu iki general, hudut boylarındaki tecrübelerine dayanarak, Türklere karşı çok ihtiyatlı harekâta girişmeyi tavsiye edip, ordunun Erzuruma kadar ilerleyerek, burada Türk ordusunu muharebeye zorlayacak ve kışkırtacak bir tertibin alınmasını, bu suretle muharebenin kendi toprakları içinde yapılarak lojistik desteğin kolaylaştırılmasını ve Türklerin istifadesine yarayacak her türlü maddî imkânların tahrip edilmesini teklif ettiler. Bu teklife karşılık, İmparatora hoş görünmek isteyen ikinci teklif sahibi muhalif generaller ise, hedefin daha derin olmasını ve ordunun vakit kaybetmeden Erzuruma varıp, İrana yönelmesini ve Türk ordusu ile nerede rastlanırsa orada, daha ziyade Türk ülkeleri içinde harp edilerek yok edilmesini teklif edip, birincileri korkaklıkla itham ettiler. Bu son teklif, esasen Bizans İmparatorunun planına uygun düştüğünden, ordunun doğuya hareketini emretti.
Bizans ordusunun doğuya hareketini haber alan Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan, Mısır Seferinden vazgeçti. Suriyeden geri dönüşte, önce doğuya yönelerek, gerekli savaş hazırlıklarını yaptı. Bu arada karakulakları (casus) vasıtalarıyla da Bizanslılara, Türklerin Reye çekildiği haberlerini yaymakta idi. Nihayet Diyarbekirden kuzeye yöneldi ve Bizansın beklemediği bir anda, Malazgirtin doğusunda ordugâhını kurup savaş hazırlığına başladı. Alparslan, muharebe azmiyle ordugâh kurarken, önceden, düşmanla dövüşeceğini Bağdattaki Abbasî Halifesine bildirdi. Büyük Sultan, savaş başlamadan evvel, Halife El-Kâim’in (1031-1075) gönderdiği İbnül-Mahlebanı (İbn-i Mühelban), değerli komutanlarından Sav Tiginle birlikte Diyojene elçi gönderdi.
Sultan Alparslanın heyeti, 25 Ağustos 1071 sabahı, Bizans ordugâhında hafife alınıp, hakarete uğradı. Diyojen, heyet başkanına; Kışlamak için İsfahanın mı, yoksa Hemedanın mı daha iyi olduğunu sordu. Sulh teklifini şiddetle reddedip; Sultânınıza söyleyiniz; kendileriyle sulh müzakerelerini Reyde yapacağım, ordumu İsfahanda kışlatıp, Hemedanda sulayacağım dedi. Heyet başkanı da, Diyojene; Atlarınızın Hemedanda kışlayacaklarından ben de eminim, fakat sizin nerede kışlayacağınızı bilemiyorum diyerek, gereken karşılığı verdi.
Sultan Alparslan, muharebe öncesi Halifeden dua talep etti. Abbasî Halifesi, camilerde cuma hutbesinde Alparslan ve ordusunun muzaffer olması için okunacak hutbe metni gönderdi. Muharebe gecesi, Alparslan, ayırdığı bir kuvvetle Bizanslıları, atılan ok ve naralar ile bütün gece tâciz ederek yorgun bir hâle düşürdü. Selçuklular, Bizanslı safında bulunan Türk asıllı birliklerle temas kurdu. Onların, Bizans ordugâhından ayrılarak Selçuklu ordusuna katılmalarını temin etti.
Malazgirt Muharebesinde Bizans ordusunun kumanda kademesi şu şekilde idi: Merkezde Bizans İmparatoru Romen Diyojen olup, yanında hassa ve seçkin birlikler vardı. Sağ kanatta, Anadolu ordusu kumandanı Mikhail Attalicpiates; sol kanatta Rumeli ordusu kumandanı Nikefor Bryennes; ihtiyatta da Andronikos Doucas vazifeliydi. Bizans ordusunun taktiği, Türkleri imha etmekti. Sultan Alparslan kumandasındaki kırk bin kişilik Selçuklu ordusu, yarım hilâl şeklinde tertibat aldı. Hafif süvâri kıtaları, kanatlara yerleştirildi. Ordu merkezi, düşman karşısında birleşmeden yavaş yavaş geri çekilecek ve onu hırpalayacak, at üstünde ok atan süvariler, düşmanın yan ve gerilerine taarruz ederek, Bizans ordusunu dağıtmaya çalışacaklardı. Taarruza katılan düşman süvarisi ezilerek geri atılacaktı. Bu şekilde ilerleyen düşman ordusu, karargâhından kâfi derecede uzaklaştıktan sonra, baskın kıtaları, düşmanın gerilerine taarruz edecek, asıl ordu da, bir ağırlık teşkil ederek, düşmanın kanatlarından birine taarruzla, onu yıktıktan sonra saldırıyı diğer kanada çevirmek suretiyle sonuca gidilecekti.
Selçuklu Sultanı Alparslan, âlim ve devlet adamlarının tavsiyesiyle, muharebeyi Cuma günü yapmayı tercih etti. 26 Ağustos Cuma günü askerlerini toplayan Alparslan, atından inip secdeye vardı; Yâ Rabbî sana tevekkül ediyor, azametin karşısında yüzümü yere sürüyor ve senin uğrunda cihad ediyorum. Yâ Rabbî niyetim hâlistir. Bana yardım et; sözlerimde hilaf varsa beni kahret!diye dua etti. Sonra askerlerine dönerek; Burada Allahü teâlâdan başka bir sultan yoktur, emir ve kader Onun elindedir. Bu sebeple benimle birlikte cihad etmekte veya benden ayrılmakta serbestsiniz dedi. Askerler coşarak hep bir ağızdan; Asla emrinden ayrılmayacağız karşılığını verdiler. Sonra hepsi ağlayarak helâlleştiler. Sultan, beyazlar giydi. Atının kuyruğunu bağlayıp, eline er silâhı olan gürzü alıp, şöyle hitap etti: Askerlerim! Şehit olursam, bu beyaz elbise, kefenim olsun. O zaman rûhum göklere çıkacaktır. Benden sonra oğlum Melikşahı tahta çıkarınız ve ona bağlı kalınız. Zaferi kazanırsak, istikbal bizimdir. Bu nutku, hitabet sanatının ve muharebe öncesi psikolojik şartların, bütün inceliklerine sâhipti. Askerler coşup, şevke geldi.
Cuma namazından sonra başlayan muharebede Sultan Alparslan, fevkalade bir muharebe taktiği uyguladı. Bozkır çevirme hareketiyle, Türk ordusu hilâl şeklinde yayıldı. Muharebenin başlamasından iki saat sonra, Peçenek ve Uz Türkleri, Bizanslılardan ayrılıp, millî bir his ile, Müslüman Selçuklu Sultanına tâbi oldular.
Mezhep baskısı sebebiyle Bizanslılara kırgın ve kızgın bulunan Ermeni kuvvetleri de, muharebe meydanını terk etti. Bu hadiseler, Bizanslılarda manevî bozguna yol açtı. Bizans ordusunda Türklerin ok, gürz ve kılıcından kurtulanların, akşam teslim olmaya can attıkları görüldü. Cengâverliğine rağmen hiçbir şey yapamayan mağrur Bizans İmparatoru Diyojen, yaralı halde bütün mâiyeti ile birlikte esir edildi.
Malazgirt meydanındaki mücadeleden yenik çıkan İmparator, Sultanın huzuruna getirildiğinde, utancından başını kaldıramıyordu. Sultan Alparslan, onu nezaketle kabul edip oturttu, gönlünü aldı. Diyojen, muharebe öncesi, muazzam ordusunun Türkleri muhakkak yeneceğine inandığını itiraf etti. Sultan Alparslan; Eğer zafer sizin olsaydı, bana ne yapardın? diye sordu. Diyojen, öldürteceğini açıklayamadı. Kamçılardım cevabını verdi. Alparslan; Benim size ne yapacağımı düşünüyorsunuz? diye sordu. Ya öldürtürsünüz, yahut İslâm memleketlerinde bir esir gibi dolaştırır, süründürürsünüz. Belki de… Fakat onu düşünmek bile istemiyorum; mümkün görmüyorum, ama… Belki de, affedersiniz! dedi. Alparslan, yenilgiye uğramış bir insanı daha da küçük düşürmek istemedi. Bizans İmparatorunu affetti. Ağır şartlarla antlaşma imzaladı. Fakat Romen Diyojen, dönüşünde Bizanslılar tarafından, Türklerden görmediği hakaretlere uğrayıp öldürüldü. Yeni Bizans İmparatoru Yedinci Mihail, Diyojenn Türklerle yaptığı anlaşmayı kabul etmedi.
Kazanılan büyük zaferden dolayı Abbasî Halifesi, Sultana tebrik ve teşekkür mektupları gönderdi. Birçok İslâm şairi, Alparslanı öven kasideler yazdılar.
Türklerin yeni yurt edinmesini sağlayan Malazgirt Zaferinden sonra, on beş yıl içinde, Anadolu ele geçirildi. Bu zaferle, Anadolunun tapusu, Türklerin eline geçti. Bu bakımdan, Malazgirt Zaferi, Türk ve dünya tarihinde bir dönüm noktası oldu.
Anadoluya, burayı vatan edinen Selçuklu Türkleri ile diğer Türk boyları yerleştirildi. Bozkır kültüründen, İslâm medeniyeti dairesine bütünüyle giren Türklerin dünya görüşü daha da gelişti. Doğudan gelen göçebe Türkler, Anadoluda yerleşik medeniyete geçirildi. Şehirler kurup geliştirerek kültür, sanat, sosyal müesseseler tesis edildi. Kıymetli mîmarî eserlerle, bu yerleşim merkezleri süslendi.

Malazgirt Meydan Savaşi

MALAZGİRT MEYDAN SAVAŞI
(26 AĞUSTOS 1071)
M

alazgirt şu anda Doğu Anadolu Bölgesi’nde bulunan Muş iline bağlıdır. Muş- Karaköse yolunun 167. km.’si üzerinde; yüksekliği 1565 m. olan adını aldığı ovanın kenarındadır. Malazgirt Ovası, Doğu Anadolu’da bir yüksek ovadır. Kuzeybatısından Murat Irmağı geçer. Güneyde Süphan Dağı ve uzantılarıyla Van Gölü’nden ayrılan ova, bu dağlardan inen akarsularla yarılarak yer yer yayla görünüşünü almaktadır. Bozkır görünüşündeki ovada, aşağıda belirteceğimiz gibi Selçuklularla Bizanslılar arasında Malazgirt Meydan Savaşı yapılmıştır. (26 Ağustos 1071)

Anadolu’nun Geleceği için Selçuklu Sultanı Alparslan ile Bizans İmparatoru
Romanos Diogenes arasında yapılmıştır. Dandanakan Savaşı’ndan sonra Horasan ve
İran’da kurulan Selçuklu Devleti, batıya dönük bir fetih siyaseti takip etti. Daha Tuğrul
Bey zamanında Anadolu’ya akınlar yaptı. Selçuklu Beylerinden İbrahim Yınal ile Kutalmış, Bizans topraklarına girerek birçok şehir ve kasabayı yağmaladılar. Erciş’i ele geçiren Tuğrul Bey, buradan Çoruh Havza’sına kuvvetler gönderdi (1054). 1057’de Yakuti, yanında Sanduk adlı emir olduğu halde Doğu Anadolu’da göründü. İki yıl sonra daha kalabalık bir kuvvetle Anadolu’nun kuzey bölgelerinde ilerledi. Sivas’ı aldı; 1062’de Diyarbakır bölgesi hakimi Mervanoğulları ile anlaşarak Dicle ve Fırat Havzaları’na kadar geldi. Tuğrul Bey’in ölümünden sonra (1063) yerine geçen Alparslan amcasının izinden gitti. Kutalmış’ın isyanını bastırdıktan sonra Gürcistan ve Anadolu’ya seferler düzenleyerek Ani şehrini aldı (1064). Bu sırada kuvvetli bir Uz (Oğuz) kitlesi Tuna Nehri’ni geçerek Selanik’e kadar Makedonya’yı yağmaladı (1065). Bir yıl sonra da Gümüştigin, Afşin ve Ahmed Şah, Elcezire’ye inerek Nusaybin’i kuşattılar. Şehri alamayacaklarını anlayarak Fırat’ı geçtiler ve Hısn Mansur (Adıyaman) bölgesini yağmaladılar. 1067’de bir Bizans Ordusu’nu Malatya’da yenen Afşin, Marmara’ya kadar akınlar yaptı ve Kilikya üzerinden geri döndü. Bu arada Alparslan, Aras Irmağı’nı geçerek Gürcü Kralı’nı vergiye bağladı; içlerinde eniştesi Kurçu’nun da olduğu emir ve hanları Doğu Anadolu’ya gönderdi. Öte yandan Kostantinos X’un yerine geçen İmparatoriçe Eudoksia’nın kötü yönetimi, eyalet valilerini birbirine düşürmüştü. Duruma hakim olmak isteyen Eudoksia, Romanos Diagones ile evlendi (1068). Böylece imparator Romanos Diogenes ilan edildi; fakat Romanos Diogenes’in Makedonyalılardan oluşturduğu ordu, Eskişehir önlerine kadar gelen Türkleri durduramadı; yeniden düzenlediği orduyu Manuel Kommenos yönetiminde Anadolu’ya gönderdi. Manuel, Sivas’a kadar ilerledi; fakat burada Alparslan’ın eniştesi Er-Sogun tarafından yenilerek esir düştü. Türklerin bu son başarısı ve Anadolu’yu taciz eden Türk meselesini kökünden halletmek üzere 1071 yılı Martında İstanbul’dan ayrıldı. Ordunun mevcudu 200000 kişiyi buluyor, ağırlıklarını 3000 araba ve on binlerce hayvan taşıyordu. Bizans İmparatoru’nun asıl maksadı Selçukluların İran’daki asıl merkezine gitmekti. Bu haberi, Fatimi Devleti’ni ele geçirmek üzere Şam’a doğru ilerlediği sırada bu haberi alan Alparslan, Musul yoluyla geri döndü. (ŞEKİL-1) Birliklerini Bizans Ordusu’nun geliş yönünde topladı. Romanos Diogenes, Alparslan’ın yer değiştirmesini korkaklıkla niteledi. Bu yüzden Sivas’ta topladığı savaş meclisinde, yaşlı Bizans Generallerinin Erzurum’dan öteye gitmeme teklifini, ordusunun büyüklüğüne güvenerek reddetti; hatta kuvvetlerinden bir kısmını Türkler tarafından daha önce alınan yerleri geri almaya gönderdi. Bu kuvvetler az sayıda Türk askerinin koruduğu Malazgirt’i aldı. El Cezire ve Ermeni kuvvetleri kumandanı Basileios ile Alparslan ‘ın öncüleri arasındaki ilk çarpışma Ahlat önlerinde oldu. ( 24 Ağustos 1071). Türkler savaşı kazanarak Bizanslıların elinde bulunan som altından büyük haçı ele geçirdiler. Bu çarpışmayı kazanan Emir Sanduk, Alparslan’ın ilerlemesini sağladı. Yanındaki kuvvetlerle ilerleyen Alparslan, hazinesini ve karısını, veziri Nizamülmülk ile birlikte Hemedan’a gönderdi. Alparslan’ın ordusunda iyi silahlanmış 4000 hassa askeri, 40000 Türk atlısı ve 1000 kadar da gönüllü asker vardı. Savtekin, Sanduk, Afşin, Süleyman Şah, Altuntas, Atsız, Aksungur, Danişmend, Artuk, Saltuk, Çavlı, Çavuldur, Mengücek, Gevherayin, Porsuk, Bozan gibi zamanın en büyük kumandan ve emirleri Alparslan’ın ordusunda yer alıyordu. Bizans ordusunda, hassa ordusundan başka Frank, Norman, İslav, Peçenek, Uz, Gürcü, Abhaz ve Ermeni kuvvetleri vardı. Bunların sayıları, bazı kaynaklara göre 200000’in üstündeydi. Alparslan’ın hızlı bir ilerleyişiyle Malazgirt önlerinde görünmesi imparatoru şaşırttı. Bununla birlikte dini bir vecibeyi yerine getirmek isteyen Alparslan, halifenin elçisi kadı İbnül Muhalban başkanlığında Savtekin’i Romanos Diagones’e göndererek barış teklifinde bulundu. Gelen heyeti huzurunda kabul eden imparator, öne sürülen barış şartlarını kabul etmediğini ve İbnül Muhelban’a:
____Kendisi ve atları için Isfahan şehrini mi, yoksa Hemedan’ın mı iyi olduğunu, sordu. Hazır cevap bir kişi olan İbnül Muhelban ise:
____Atlarınız için Hemedan iyidir;size gelince onu bilmiyorum , diye cevap verdi.
İbnül Muhelban’ın verdiği cevaptan hoşlanmayan Romanos:
____Rum ülkelerine yapılanları İslam ülkelerine yapmadan geri dönmem, diyerek barış konusunda son sözünü söyledi. Bunun anlamı savaştı. Selçuklu Sultanı, imparatorun cevabına çok üzüldü.
Kendisini, imamı olan Buharalı büyük alim Abdülmelikoğlu Ebu Nasr Muhammet:
____Bütün İslam aleminin kalbi ve duası seninle ve askerlerinledir; dini koruyanın yardımcısı Allah’tır; zafer bizimdir, diye teselli etti.
İmparatorun ordusu Ahlat’tan 12 km. uzaklıktaki Rahva (Zahva) ovasına geldiği zaman bütün hakim tepelerin Selçuklulular tarafından tutulduğunu gördü. Türk okçularının tepeden attığı oklar bütün gece Bizans Askerlerini uyutmadı. Alparslan, ordusunun bir kısmını emir ve beylerin kumandasında pusulara yerleştirdi. Kendisi de merkez hattında yer aldı. Öte yandan Bizans Ordusu’nun sol kanadında Rumeli kuvvetleriyle Nikephoros Bryennios, sağ kanadında uz askerleriyle Kappadokiali general Aliates,merkez hattında Romanos Diagones, geride yedek kuvvetlerin başında da imparatorun üvey oğlu Andronikos bulunuyordu. 25 Ağustos 1071 Perşembe gününü her iki taraf bir savaş düzeni içinde geçirdi. Fakat Selçukluların 50000 kişilik orduları vardı. Ama Selçukluların başlarında Artuk Bey, Kutalmışoğlu Süleyman Şah gibi kudretli komutanlar bulunuyordu. Bu arada Selçuklu Atlı Birlikleri sürekli olarak tekbir sesleriyle, boru, davul çaldılar; haykırarak ve oklar atarak Bizans askerlerini moral bakımından çökertmeye çalıştılar. Buna karşılık Bizanslılar da geceyi çan çalarak geçirdiler.

26 Ağustos Cuma sabahı günün erken saatlerinde Peçenek, Uz kıtalarından bir kısmı imparatorun saflarını terk ederek Selçuklular safına geçti. Bunun üzerine Alparslan bütün kumandalarını toplayarak onlarla görüştü; Cuma namazını kıldı ve askerlerine son olarak şunları söyledi:
____Ey askerlerim ve kumandalarım! Daha ne zamana kadar bir azınlıkta düşman çoğunlukta olmak üzere, böyle bekleyeceğiz, Ben kendim, Müslümanların mimberde bizim için dua etmekte oldukları bu saatte düşmanın üstüne atılmak istiyorum. Bugün burada ne emreden bir sultan, ne de emri alan bir asker vardır, bugün ben sizlerden biriyim ve sizlerle birlikte savaşacağım, dedi.

Bu konuşmadan sonra Alparslan bir nefer gibi atının kolanını sıktı, kuyruğunu bağladı, yayını atarak eline bir topuz aldı, ordusunu dört kısma ayırdı; ikisini savaş alanının iki yanındaki tepelere, diğerlerini geriye yerleştirdi; dördüncü kısmın da başına kendisi geçti. Saldırıya ilk geçen taraf Selçuklular oldu. Saldıran kuvvetlerin azınlığına kanan imparator da karşı saldırıya geçti. Türkler savaş planı uyarınca yavaş yavaş geri çekilmeye başladılar. Romanos Diogenes, bu sahte çekilişin anlamını kavrayacak bir asker olmadığından, ordusunu daha ileri saflara sürdü; bu hareket Bizans Ordusu’nun sonu oldu. Nitekim çekilen ve pusuda bulunan Türk kuvvetleri, Bizans Ordusu üzerine yürüdü; imparatorun ordusu bir çember içine alındı.

Yardımcı Bizans kuvvetlerini kumanda eden imparatorun üvey oğlu Andronikos, bozulan Bizans Ordusu’na yardım edeceği yerde kaçtı, Ermeniler de Bizans saflarını bırakarak dağıldılar. Savaşın aleyhine döndüğünü anlayan Romanos Diogenes, akşam karanlık basıncaya kadar savaşa devam etti; Bizans Ordusu’nun çoğu kılıçtan geçirildi; birçok Bizans generali esir edildi. Ortalık kararırken 200000 kişilik Bizans Ordusu perişan olmuştu. Esirler arasında imparator da vardı. Ermeni ve Süryani kaynaklarına göre, Alparslan esirine çok iyi davrandı. Ona, daha çok, misafir muamelesi yaptı. Ertesi gün huzuruna kabul etti. Sonra da:
____Barış teklifini neden kabul etmedin? Ben istemediğim halde savaşa sen talip oldun; bu kötülüğün sonuçlarını nasıl mazur görebilirim? Eğer zaferi sen kazansaydın bana ne yapardın?, diye sordu.
Bunun üzerine imparator:
____Fena şeyler, diye karşılık verdi. Alparslan:
____Gerçekten doğru söyledin; eğer bunu aksini söyleseydin, o zaman yalan söylemiş olurdun. Şimdi sana ne yapacağımı sanıyorsun?, diye sordu. İmparator şöyle karşılık verdi:
____ Bana üç şeyden birini yapabilirsin; birincisi, öldürmek, ikincisi, ülkelerinde beni halka ibret için göstermek, üçüncüsü ise affetmek. Bunun üstüne Alparslan:
____ Seni affetmek kararındayım; seni serbest bırakacak para miktarını söyle, dedi. İmparator:
____ Sultan istediği miktarı söylemelidir, dedikten sonra Alparslan:
____10 milyon altın karşılığını verdi. İmparator istenilen paranın çok olduğunu, bu parayı verecek güçte olmadığını bildirdi.
Alparslan ile Romanos Diogenes arasında yapılan görüşmeler sonunda bir de barış antlaşması yapıldı.

Bu antlaşmaya göre;

 İmparator, kurtuluş akçesi olarak bir buçuk milyon altın Selçuklulara verdi.
 Bizans Devleti her yıl Selçuklu Devleti’ne 360000 altın ödedi
 Bizans’ın elinde bulunan İslam esirleri salıverildi
 Bizanslılar gerektiğinde Selçuklulara asker yardımında bulunuldu
 İmparator kızlarından birini sultana verildi.
 Antakya, Urfa, Membiç, Malazgirt şehir ve kasabaları Selçuklulara bırakıldı.
 Malazgirt Savaşı sonunda Anadolu, devamlı göçlerle beslenerek bir Türk yurdu durumuna geldi.
 İslam Kültürü böylece Anadolu’ya da yayılmış oldu. İslam Dünyası muhtemel bir Hristiyan istilasından kurtuldu.
 Bu suretle Malazgirt Savaşı Türkler için bir dönüm noktası oldu.
 Anadolu Türkleştirildi.
 Zafer, Anadolu’nun Türkler’e açılmasına başlıca etken sayıldı.
 Bu olaydan sonra Anadolu Türklerin yurdu olmaya başlamıştı.
 Türk Komutanları, Bizanslılardan aldıkları topraklarda beylikler kurdular.

Selçuklu Türkleri zamanında 1071’e kadar Anadolu’ya yapılan akınlar bir keşif hareketi niteliğindeydi. Bu akınlar hem Bizans’ın direncini yıpratmış hem de Türklerin Anadolu’yu daha yakından tanımalarını sağladı. Fakat 1071 yılında yapılmış olan Malazgirt Meydan Savaşı Türklerin tamamen Anadolu’ya yerleşmelerini sağlamıştır. Bu nedenle Malazgirt Meydan Savaşı’na tarihte
“ Yurt Açan Savaşı ”
olarak geçmektedir

Kaynaklar: Meydan Larousse Ansiklopedisi
Küçük Ansiklopedi
Dünya Tarihi Ansiklopedisi

Malazgirt Savaşı

Merhaba. Ben Malazgirt Savaşı öncesi Selçuklunun ve Bizansın durumunu arıyorum.Yardımcı olursanız sevinirim.

Etiketler:malazgirt savaşının sonuçları malazgirt savaşı sonuçları malazgirt savaşı ve sonuçları malazgirt savaşının önemi malazgirt meydan savaşının sonuçları malazgirt savaşı malazgirt meydan savaşı ve sonuçları malazgirt savaşının sebepleri malazgirt savaşının nedenleri ve sonuçları malazgirt savaşının sonucu malazgirt meydan savaşı sonuçları malazgirt savaşını sonuçları malazgirt savaşının neden ve sonuçları malazgirt savaşı nedenleri ve sonuçları malazgirt meydan muharebesi sonuçları malazgirt savaşı sonucu malazgi savaşlarının sonuçları malazgirt savaşının sonuçları nelerdir malazgirt meydan savaşının nedenleri malagirt savaşı ve sonuçları
Malazgirt Meydan Muharebesi: Malazgirt Meydan Muharebesi, 26 Ağustos 1071 tarihinde, Büyük Selçuklu Hükümdarı Alparslan ile Bizans İmparatoru IV.
Malazgirt Muharebesi (1915): Malazgirt Muharebesi (10-26 Temmuz, 1915), I. Dünya Savaşı' nın Kafkasya cephesi savaşıdır. 26 Temmuz tarihinde Rus güçleri Malazgirti terk ederek Van iline doğru çekilmişlerdir.
Malazgirt (anlam ayrımı): * Malazgirt - Muş iline bağlı bir ilçe
Savaşır, Posof: Savaşır, Ardahan ilinin Posof ilçesine bağlı bir köydür.
Savaşın Felaketleri: Savaşın Felaketleri (İspanyolca Los desastres de la guerra), İspanyol ressam Francisco de Goya'nın 1810 ile 1815 yılları arasında çizdiği 82 gravürden oluşan bir dizi resimdir.
Savaşım: Savaşım online bir stratejik savaş oyunudur. Oyun 3 farklı kutuptan oluşuyor. Bunlar;
Savaşır Kalesi: Savaşır Kalesi. Ardahan'ın Posof ilçesi Savaşır (Cancak) Köyü’nün güneydoğusunda üç yanı vadi ile çevrili oldukça yüksek bir tepe üzerinde kurulmuştur.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir