Metin Oktay Kaç Yılında Öldü

ama bu galatasaray gelen golle hadi ilk istanbul italya izleme izmir kral ligi metin oktay milli palermo rekor vs..

Taçsız Kral Metin Oktay

benim hiç izleme şansım olmadı.ama adı artık galatasarayla özdeşleşti.mod.arkadaşlardan ricam bu konunun sabirlenmesi.hadi cimbom gönül dostları elimizdeki metin oktay resimlerini paylaşalım..
……………..
METİN OKTAY

Sarı Kırmızılı takımın ve Türk futbolu'nun gelmiş geçmiş en büyük golcülerinden biridir. 1969 yılında takımı şampiyon ve kendisi de gol kralı olarak futbolu bırakan Metin Oktay'a başka hiçbir futbolcuya nasip olmayan jübile yapılmış, bu unutulmaz futbolcunun uğurlanması İstanbul ve İzmir'deki karşılaşmalarla, şanına yakışır bir şekilde olmuştur.
İstanbul'da yapılan jübile maçında Galatasaray- Fenerbahçe 1-1
berabere kalmış, İzmir'de ise Göztepe, Galatasaray'ı 1-0 yenmiştir.
İstanbul'daki jübilenin en ilginç yanını ise Metin Oktay'ın kısa bir süre Fenerbahçe, Can Bartu'nun da Galatasaray formalarını giymesi
oluşturmuştur.

Böylece, iki takımın taraftarlarının belki de en büyük özlemlerinden
biri, simgesel olarak yerine gelmiştir. 1936 yılında İzmir'de doğan Metin Oktay, Damlacık kulübünde futbola başlamış, Yün Mensucat takımından sonra geçtiği İzmirspor'da kendini göstererek genç milli takıma yükselmiştir.

1956 yılında Galatasaray'a gelen Metin Oktay, İtalya'nın Palermo takımına transfer olduğu 1961-62 sezonu dışında sürekli Sarı Kırmızılı formayı giymiştir.

Daha İzmirspor'da oynarken, attığı 17 golle İzmir Profesyonel Ligi gol kralı olan Metin Oktay, ondan sonraki yıllarda da bu ünvanı nadiren başkalarına kaptırmıştır.

Metin Oktay kral olamadığı yıllarda da çok sayıda golle listenin hep ilk sıralarında yer almış, toplam 614 golle bir rekorun sahibi olmuştur. (Bazı kaynaklarda bu sayının 632 olduğu belirtilmektedir.) Bir sezonda attığı 38 golle oluşan rekor ise, tam 25 yıl sonra yine Çolak tarafından kırılabilmiştir. Metin Oktay, 36'sı A, 4'ü de genç olmak üzere Milli Takım formasını 40 kez giymiş, 7 kez kaptanlık yaparken, 19 gol atmıştır.

10 Haziran 1959'da Fenerbahçe kalesinin ağları yırtan golü, Türk futbol tarihine geçen büyük olaylarından biridir.

Metin Oktay, Türkiye'deki Galatasaray sevgisinin büyümesinde ve taraftar sayısının artmasında çok önemli bir rol oynamış olan futbolcudur.
1965 yılında ''Taçsız Kral'' adlı bir filmde de rol alan Oktay, futbol yaşamı boyunca sadece 1 kez oyundan atılmıştı. Ona da Fenerbahçeli Yılmaz Şen'in tahriki neden olmuştu. Büyük bir golcü oluşunun yanı sıra, efendi ve sportmen kişiliğiyle de Türk futbolseverlerinin sevgilisi olan Metin Oktay, futbolu bıraktıktan sonra yine futbolla ilgili çeşitli işler yaptı. Sarı Kırmızılı kulüpte yönetici ve menajer olarak görev yapan Metin Oktay'ın son görevi spor yazarlığı idi. Oktay, Galatasaray ve Bursaspor'da teknik adam olarak da görev yapmıştı. Türk futbolunun efsane golcüsü Metin Oktay, 13 Eylül 1991'de bir trafik kazası sonucunda yaşamını yitirmişti.

Metin Oktay'ın gol krallığı listesi şöyledir:
1956-57 İstanbul Profesyonel ligi, 17 gol
1957-58 İstanbul Profesyonel ligi, 19 gol
1958-59 İstanbul Profesyonel ligi, 22 gol
1959 Türkiye ligi,11 gol
1959-60 Türkiye ligi, 33 gol
1960-61 Türkiye ligi, 36 gol
1962-63 Türkiye ligi, 38 gol
1964-65 Türkiye ligi, 17 gol
1968-69 Türkiye ligi, 17 gol
—————————————————-
METİN OKTAY'IN KENDİ KALEMİNDEN ANILAR…

“Sarı-Kırmızılı renklere küçüktenberi hayrandım.Galatasaray İzmir'e geldiğinde okuldan kaçar, maça giderdim. Bence Galatasaraylılık din gibi, mezhep gibi yerleşmiş, köklü bir inançtır. Galatasaray'ı işte bunun için tercih eder ve Galatasaraylılığımla her zaman gurur duyarım.”

“Fenerbahçe 20 bin, Adalet bir yıl için 10 bin lira transfer ücreti teklif ederken, ben Galatasaray ile yıllığına 8 bin liraya anlaşma yağptığım gün mutluluktan uçuyordum…”

“Sahaya çıkmadan önce Allah'a dua eder, sahaya en son çıkmayı uğur sayardım. Aut çizgisini geçerken daima sağ ayağımı atardım. Maça başlamadan önce arkadaşlarım kaleye şut atarken, ben dolanıp durur, oyun başlayıncaya kadar topa vurmazdım… Sakatlandığım zaman, secde ederek iki elim önde 'Allah'ım sen bacaklarımı koru' diye dua ederdim.”

“Galatasaray'ın alt yapısında 18 tane Metin vardı… Galatasaray'daki bu Metin'lerin sayısı bana söylendiğinde önce inanmamıştım. Futbol okulunun çeşitli kademelerinde bu Metin ismi dikkat çekmiş ve onları biraraya getirmişler. Sonra da bana haber verdiler, gittim hepsini kucakladım.”

“Fenerbahçe'ye attığım ağları yırtan golüm çok konuşulmuştu. Hikayesi ise şöyledir ; Fenerbahçe ile oynayacağımız her maçın havası ayrı olurdu. 1959 yılının 10 Haziran günü oynayacağımız Milli Lig'in ilk Final maçının önemi çok büyüktü. Futbol Federasyonu bu kritik maça Yugoslavya'dan hakem getirmişti. Tansiyon yüksekti. Maçtanbir gece önce Çınar otelde Yugoslav hakemin üç Fenerbahçeli yöneticiyle birlikte yemek yediği görülünce, İstanbul'da kıyamet koptu. Galatasaray Kulübünün telefonları ihbarlarla inliyordu: ' Maç Çınar Otel'de masa başında satıldı…Yugoslav hakem Fenerbahçe'yi galip getirmek için ne lazım gelirse yapacak!..'
Bunun üzerine Galatasaray Kulübü hakemin değiştirilmesi için Federasyona başvurdu. Hakem şaşırmıştı. Ve ağlayıp sızlamaya başlamıştı. 'Ne olur Galatasaraylılar'a söyleyin böyle bir sebepten dolayı memleketime dönemem maçı namuslu bir şekilde yöneteceğim.'

Yöneticilerimiz bir toplantı yaptı, hakemi kabul etti ve o Yugoslav hakemle iki takım maça çıktı. 10 Haziran 1959… Dolmabahçe Stadı yükünü almış, ezeli mücadeleyi bekliyor. Sıcağa rağmen tribünler herzamanki gibi rengarenk… Oyun hızlı başlamıştı. Maçı mutlaka kazanmak istiyorduk. Çok hırslıydık… Turgay uzun bir degaj yaptı. Boş top, ceza sahasının üstüne süzülmüştü. Topa kaleci Özcan Arkoç ile birlikte yükseldik.
Özcan topa uzanabilmek için adeta benim sırtıma tırmanmıştı.. Çok yükselmiş, bu sebepten de dengesini kaybetmişti. İkimiz birden yere düştük. Özcan anlayamadığım bir şekilde kıvranmaya başladı.
O anda Fenerbahçe tribünleri benim Özcan'a vurduğumu zannederek küfretmeye başlamıştı. O çirkin tezahüratın ilk defa muhatabı oluyordum. Şaşırmıştım ve utanmıştım. Suçlu olmamama rağmen utanmıştım. O sırada yanıma Fenerbahçeli Nazi Erdem ve Basri Dirimlili geldiler. İkisi de çok sevdiğim arkadaşlarımdı.

Benim kasıtlı bir hareket yapmayacağımı benden iyi bilirlerdi. Ben onlarla konuşurken birden diz kapağıma bir tekme yedim. Acıyla tekmeyi vurana baktım. Bbana vuran, kendine Fenerbahçe'de yer edinmeye çalışan Avni idi. O acıyla ben de Avniye bir yumruk attım. Yumruğu Avni'nin suratına indirince saha karıştı. Antrenörümüz George Dick, Eşfak Aykaç, Muzaffer Bozok ve menajerimiz Osman İncili beni olaylardan sıyırıp saha dışına götürmeye çalışıyorlardı. O kargaşa arasında yöneticimiz Muzaffer Bozok ile Osman İncili Yugoslav Hakeme kızıyorlardı. Aradan iki üç dakika geçmiş, saha boşaltılmıştı. Yugoslav hakem hışımla yanıma yalaştı ve saha dışını gösterdi. O güne kadar hiçbir hakemden bu kararı duymadığım için neye uğradığımı şaşırmıştım. Hırsımdan ağlıyordum. Sahadan çıkmadan önce gidip Ffenerbahçe tribünü önünde çakıldım. Ben gidince onlar da şaşırdı. Biraz önce o çirkin kelimeleri bana layık gören insanlardı onlar. Durdum. Bir baştan bir başa o triibünleri süzdüm. Sonra eğildim ve bana küfedenleri selamladım.

Ortalık sakinleşmişti. Ben soyunma odasına gitmeye kara verirken Suat, Turgay ve diğer arkadaşlarım kolumdantutup 'Dur,hakem kararını değiştiridi galiba” dediler.

Oyun duralı 7 dakika olmuştu ve 7 dakikadan sonra Yugoslav hakem beni sahadan atmaktan vazgeçmişti. Karar değişince Fenerbahçeli futbolcular kahroldular.

Bundan sonra yüzbinleri ağlatan tek golü ben atacaktım. 37.dakikada ağları parçalayan bazukayı Fenerbahçe kalesine ben yolluyordum. Allahım rüya gibiydi sanki o an…

Nuri bir pas atmıştı, sola doğru kaçtım. Osman hızla üzerime geldi, onu atlatmak benim için zor olmadı. Aut çizgisine kadar gittim sol ayağımı çizgiye dayayıp topu kepçeledim. En büyük korkum Naci idi. Naci Erdem ekseri bu toplara çift dalardı. Fakat ondan da sıyrıldım. Evet, önümdeki topa çok dar açıdan vurmak zorundaydım. Bu bir an meselesiydi. Bu kısa zaman içinde başımı kaldırdım ve kale içinde bir noktaya tüm kuvvetimle vurdum. Kaleci Özcan, köşeyi kapatmıştı. Buna rağmen top hızla kaleye girdi. İnanın topun baktığım noktadan dışarı çıktığını ve ağları parçaladığını sonradan öğrendim. Golden sonra arkadaşlarımın sırtındaydım. Tribünlerden 'Cim Bom Bom…” sesleri yükseliyordu. Halbuki hakem de dahil, golü Dolmabahçe satdındaki kimse farketmemişti. Hakem önce aut vermiş, sonra parçalanmış ağları görünce gole hükmetmişti. Maçtan sonra Fenerbahçe'nin eski kaptanlarında Fikret Arıcan 'Vallahi azizim bizim zamanımızda topa en iyi vuran adam Bekir'di…Ama itiraf edeyim ki Metin daha iyi vuruyor…' diyordu . “

“Eşim ve ailesinin sürekli baskısındaydım. Evliliğimin ilk günlerinde topu bırak diye diretmişlerdi. Gülüp geçmiştim bu komik sözlere. Ben nasıl aç susuz yaşardım ki? Futbol benim dünyamdı. Topu bırak emri yerine gelmeyince bu defa daha komedi bir teklifle karşılaştım ' Galatasaray'ı bırak İzmir'e dön…' diye diretiyorlardı. Galatasaray'ı bırakacağım ha? Allah korusun! Allah yazdıysa bozsun! Galatasaray benim
dünyam, Galatasaray benim yuvam. Nasıl bırakırım Galatasaray'ı? Evet İzmir'i eşim kadar severim. Ama benim bir de sevdiğim Galatasaray'ım var.
O aralar bizim Rusya seyahatimiz vardı. Eşim Oya, kafasındaki acı planı İzmir' de uygulamaya koymuş. Benim adımı ve imzamı kullanarak, Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğüne bir mektup götürmüş…Gazetecilere de 'Metin Galatasaray'da satışa çıkarılmasını istedi ' demiş… Aman Yarabbim… Böylesi görülmüş şey değildi. İzmir Bölge Müdürü mektubu almış ve 'Peki efendim' demiş. 'Mektubu hemen Ankara'ya yolluyorum…'
Bu mektubu ciddi zanneden Galatasaraylıları bir telaş almış. Ben Rusya'da iken bir yardım kampanyası açılmış. Amaç para toplayıp benim Galatasaray'da kalmamı sağlamak. Bunu duyunca Oya İzmir'den feryadı basmış ' Metin 500 bin liraya bile Galatasaray'da kalmayacak '
Haber bana ulaştırılınca, gazetecilere bir açıklama yapmak zorunda kaldım. Ve şu mesajı ilettim :

'Galatasaray'da kalmaya ailece karar vereceğiz.İzmir'i, eşim Oya kadar severim ama benim bir de yürekten bağlandığım Galatasaray'ım var.'
Ama Oya, Topağacı'ndaki evi boşaltıp, eşyaları İzmir'e götürmüş. Olacak iş mi? O eşyaların bir çoğunu evlenirken Galatasaraylı taraftarlar hediye etmişlerdi. Ne derdim Galatasaraylı taraftarlara ben ? Rusya'da artık daralmaya başlamıştım. Nihayet Yeşilköy'e inmiştik. Ama gözlerime inanamıyordum, İzmirsporlu yöneticiler beni kaçırmaya gelmişlerdi hem de bavul dolusu para ile. Ama Galatasaraylılar da korumaya.

Meğer biz Rusya'dayken komuoyu ikiye bölünmüş, Oya mı kazanacak , ben mi? Ben Galatasaray'ı seviyordum elbette benim dediğim olacaktı. Ve Rüçhan Atlı'nın otomobiline biniyordum. Önce bizim eve gittik. Kayınvaldem 'Buraya Galatasaraylılar giremez ' deyip kapıyı Rüçhan ağabeyin yüzüne kapamıştı. Hava elektriklenmmiş eşimle tartışmıştık, yüzüklerimizi atmıştık. Bir basın toplantısı düzenleyerek 'Ben parayı Galatasaray'a tercih etmem ' diyor ve Galatasaray'da kalıyordum.
Avukatım Süha Özgermi Karşıyaka Adliyesindeki üçüncü celsede boşanma işini bitirmişti bile…”

HERKES O GÜN ORADA OLDUĞUNU SÖYLER…

“1929 yılıydı. Arjantin takımı Paraguay'a karşı oynuyordu. Nolo Ferreira topu uzaklardan getiriyordu. Rakiplerini bir kenara istifleyerek, kendine yol açarak geliyordu ki,defans oyuncuları duvar gibi karşısında beliriverdiler. Nolo bir an durdu. Durduğu yerde topu iki ayağının arasında yere değdirmeden sektirmeye başladı. Rakip oyuncuların tümü sağdan soldan soldan sağa bakışları hareket halindeki topa çivilenmiş ipnotize olmuş bir şekilde topu izlemeye başladılar. Nolo bir delik bulup atışını yapana kadar bu bakış adeta yüzyıllarca sürdü. Ve sonunda top duvarı aştı ve fileleri salladı.

Atlı polisler onu kutlamak için atlarından indiler.Sahada yalnızca 20.000 kişi vardı, ama hangi Arjantinliyle konuşsanız O GÜN ORADA OLDUĞUNU SÖYLER…”

Gölgede ve güneşte futbol isimli kitabında Eduardo Galeano keyifli hikayelerden birini böyle anlatıyordu… (Yahu ben de bu adamın kitabından meğer nekadar da çok etkilenmişim…) Yukardaki hikayeye benzer bir olayın bizde de gerçekleştiğini futbolla ilgili olan herkes bilir…
“10 Haziran 1959'da Türkiye Ligi'nin finalinde Galatasaray ile Fenerbahçe karşı kartşıya gelirler…Sarı-kırmızılı takımda Metin, Turgay, Suat, Kadri, İsfendiyar Fenerbahçe'de ise Lefter, Can, Basri, Naci, Özcan gibi efsaneler yer almaktadır…

Karşılaşmanın 39.dakikasında ceza alanının sol dışında topla buluşan Metin Oktay güzel bir çalımla Naci'yi geçtikten sonra Özcan Arkoç'un kalesine bir füze yollar. Top ağları bulur ama orda kalmaz kale arkasında gezintiye çıkar.. Hakem biraz tereddüt eder neden sonra golü verir.Top ağları parçalamış ve dışsarı çıkmıştır.

Adeta bu gole duyulan saygıdan futbolcular kalan 61 dakikayı uykuda gibi oynarlar. Başka gol olmaz ve Metin Oktay'ın ağları yırtan ünlü golüyle Galatasaray maçı 1-0 kazanır.

Bu maçı izlemek için yaşı uygun olan hemen her Galatasaraylı da size “Evet ben de o gün ordaydım. Maçı duhuliyeden! izliyordum…” diyecektir.
Bu golün hala güncelliğini yitirmemiş olmasının nedeni rahmetli Metin Oktay'ın da dediği gibi Fenerbahçe'ye atılmış olmasındandır. Bu gol o kadar çok konuşulmuştur ki 4 gün sonra Fenerbahçe'nin Galatasaray'ı 4-0 yenerek şampiyonluğu kazanması bile gölgede kalmıştır…

Alpaslan DİKMEN

METİN OKTAY

Maalesef vatanımızda spor kültürü açıcısından ortaya konulmuş eserlerden bahsetmek çok zor, hatta olanaksız.

Yazılarına ve ortaya koyduğu fikirlerine çok değer verdiğim ağabeylerimden biri bu durumu şöyle özetliyor ” boş konuşmaya akıl almaz derecede düşkün olduğumuzdan,kültürle ilgili her alana biraz yaban durmuşuz…”

1999 sensinde Galatasaray'ın Florya'da bulunan ve Metin Oktay' ın adını taşıyan tesislerine bir Metin Oktay büstü dikildi.Bu tesislere hem isminin verilmesi hem de bir büstünün dikilmesi 'vefa adına ' harikulade bir olay, ancak bu büyük futbol adamının adına ne doğru dürüst bir belgesel yazıldı
ne de onun adına bir ödül konuldu.Hatta onu anlatan kayda değer bir kitap bile yazılmadı. Elbette ki bu sadece Metin Oktay'a yapılan bir haksızlık değil, bir Arslan Nihat (Bekdik), bir Boduri ve daha niceleri …
Yurtdışında birçok maça gittim, futbol daha doğrusu spor kültürünün tavana vurmuş olduğunu gözlerimle gördüm. Çünkü spor müzelerini gezdim, sporla ilgili yayınevlerini dolaştım, spor malzemeleri satan mağazaların altını üstüne getirdim. Sadece bir tek futbolcu için bile onlarca kitap yazılmış oluduğunu görünce, neredeyse kafayı yiyordum. İnanın içimden isyan etmek geldi. Ve şu soruyu sordumkendi kendime..; Bizim yıldızlarımız hakkında hiç mi birşeyler yazılamaz yani? Amaan canım ben de neler söylüyorum asırlık camiaların bile elle tutulur nitelikte çok az eserleri varken, sporcuyla kim uğraşacak ? Korkarım üstadımın yukarda yazdığım tespiti daha bir kaç asır ! geçerli olacak.

Alpaslan DİKMEN
BİR FORUMDAN ALINTIDIR..

Sponsorlu Bağlantılar
Aramalar: metin milli ne zaman öldü meti oktay öldü mü metin oktay ne zaman öldü metin oktay öldü metin oktay ölüm tarihi
Etiketler:metin oktay ağları delen gol metin oktay kaç yılında öldü metin oktay kaç yaşında öldü metin oktay kaç gol attı metin oktay metin oktay fenerbahçe kalesinin ağlarını yırtan muhteşem golünü izle metin oktay jübile metin oktay kaç gol atmıştır metin oktay kac gol atmis metin oktay kaç yıllarında gelmiştir metin oktay kac yılında dogdu metin oktay kaç kere gol kralı oldu galatasaray fener krallı filim taçsız kral filmi izle metin oktay filmi izle metin oktay kac yilinda oldu meti taçsız kral metin oktay filmi izle metin oktay fenerbahçe kalesinin ağlarını yırtan muhteşem golünü hangi tarihte atmıştır metin oktay in fenere attiği gol
Metin Oktay: Metin Oktay (2 Şubat 1936; Karşıyaka, İzmir - 13 Eylül 1991, İstanbul), Türk futbolcu ve teknik direktör.
Metin Erksan: Metin Erksan (d. 1 Ocak 1929, Çanakkale), Türk yönetmen ve sinemacı.
Metin Tekin: Metin Tekin (d. 8 Mayıs 1964, İzmit), Sağ Kanat ve Santrafor mevkiinde görev yapmış Sarı Fırtına lakaplı efsane olmuş Türk ünlü eski futbolcu ve teknik direktör.
Metin Özülkü: Metin Özülkü, (d. 1962, Mersin) Türk müzisyen. Erol Büyükburç ve Edip Akbayram orkestralarında müzisyenlik yaptı.
Metin Akpınar: Metin Akpınar (2 Kasım 1941; Aksaray, İstanbul), Türk, oyuncu.
Oktay Rifat Horozcu: Oktay Rifat (d. 10 Haziran 1914, Trabzon – ö. 18 Nisan 1988, İstanbul), Türk şair, oyun yazarı ve romancı.
Oktay Arayıcı: Oktay Arayıcı (d. 12 Şubat 1936, Rize, Türkiye) - (ö.21 Ocak 1985, İstanbul, Türkiye) Türk oyun ve senaryo yazarı.
Oktay Kaynarca: Oktay Kaynarca (d. 27 Ocak 1965, Malatya), Türk sinema, tiyatro ve dizi oyuncusu.
Oktay Derelioğlu: Oktay Derelioğlu, (d. 17 Aralık 1975, Fatih, İstanbul) Karagümrük, Beşiktaş, Gaziantepspor, Fenerbahçe, Trabzonspor ve Samsunspor gibi takımlarda forma giymiş Türk milli forvet oyuncusu.
Oktay Akbal: Oktay Akbal (d. 20 Nisan 1923, İstanbul) Türk gazeteci, yazar. Cumhuriyet gazetesinde Evet/Hayır adlı köşenin yazarıdır.
Öldürme Yetkisi (film): Öldürme Yetkisi (Licence To Kill) John Glen'in 1989 yapımlı casus/James Bond aksiyon filmidir. Filmde MI6 casusu James Bond karakterini ikinci defa Timothy Dalton oynuyor.
Öldürme Zamanı: Öldürme Zamanı, başrollerinde Sandra Bullock (Ellen Roark), Samuel L. Jackson (Carl Lee Hailey), Matthew McConaughey (Jake Brigance), Kevin Spacey (D.A.
Öldürme Emri: Öldürme Emri 1966 İngiltere yapımı dramatik savaş filmdir. Özgün adı The Blue Max olan film Türkiye'de Aralık 1968'de sinemalarda gösterime girmiştir.
Öldüren Hatıralar (film): Öldüren Hatıralar, 1945 ABD yapımı psikolojik gerilim filmidir. Özgün adı Spellbound olan film 1950 yılında Türkiye'de sinemalarda gösterilmiştir.
Oldu Olacak: Oldu Olacak, Nil Burak'ın yedinci albümüdür. Nil Burak'ın kendisinin bestelediği, sözlerini ise Cem Karaca'nın yazdığı Sen de Başını Alıp Gitme ilk kez bu albümde yer almıştır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir