Muhyiddin Arabi Kehanetleri

adina belli bilgi bu cumhuriyet eden gelecek gibi hareket ilk insani kurtulus savasi lu nda palas sempatik sene sirri uzun boylu zaman Muhyiddin Arabi Kehanetleri Muhiddin Arabi Atatürk muhiddin arabi kehanetleri muhyiddin arabi kehanet..

İşte Atatürk’ün Kehanetleri!!

İşte Atatürk’ün Kehanetleri!! Bazi bilim adamlarina göre gelecegi görme yeteneginin merkezi,diansefal dedigimiz ve sempatik sinir sisteminin birlestigi beyin merkezidir.Bu sinir sistemi,Merkezi Sinir Sistemi denilen ve vücut hareketleri yani bilinçli hareketleri kontrol eden sinir sisteminden büsbütün baskadir.Bilginlere göre ,Diansefal,beynin en eski ,yani atalarimizda ilk olarak gelisen beyin kismidir.Belki de tarihten önemli insanin içgüdüleri ile hareket etmesini temin eden altinci his,beynin bu merkezindeydi.Bugünkü hayatimizda merkezi sinir sistemimizin faaliyeti o kadar fazlaydi ki,”diansefal” altinci his ortaya çikarmiyor.Ancak belli sayidaki kisilerde kendisini gösterebiliyor.Gelecekten haber alabilmek için yetenekler ise daha ender ortaya çikiyor.Bu görüs dogruya,Atatürk ,Cayce,Messin gibi duyarli kisilerde beynin bu bölümünü daha faal oldugu düsünülebilir. Beynin bu bölümünün altinci his ile irtibati tama olarak nedir? Atatürk’ün yasaminda “gelecegi görme” gücünün kanitlari bulunmaktadir.En basit örnek Kurtulus Savasi’nda görülmüstür zaten. Örnegin Muhiddin Arabi’nin gelecekle ilgili yazdigi kitabinda,büyük ihtimalle Atatürk’ü kastettigi anlasilmaktadir:
“Devleti Aliyye yikilacak.Batidan uzun boylu,mavi gözlü bir adam gelecek.
Baktigi zaman karsisindaki insani eritecek.Serbest Firka kuracak.
Adina da Serbest Cumhuriyet denilecek.
Dünyaya milletini tanitacak ve 15 sene hükümdarlik sürecek”

ESRARENGiZ HiNTLi MiHRACE ‘NiN SIRRI HALA ÇÖZÜLEMEDi…
Bilindigi gibi Hint halki,Kurtulus Savasi’nda,Atatürk’ü ve Türk halkini yalniz birakmamis ve maddi-manevi olarak ,Türk halkinin yaninda yer almislardi. Kurtulus Savasi’ndan yillar sonra ,1929 yilinda,Bir Hintli Mihrace,Atatürk’ü Pera Palas’taki(ayrintili bilgi için medya yorumlarina bakabilirsiniz) 101 no’lu odasinda ziyaret etmeye gelmisti…
Ne amaçla ziyaret ettigi bilinmemesiyle birlikte bir baska nokta da,Mihrace’nin kim oldugudur.Mihrace’nin ,Atatürk’e sundugu hediyenin kendisinde de bir sir gizliydi… Bu hediye altin sirmali Hint isi bir ipek seccadeydi.
Seccadenin üzerindeki desende,bir samdanin asili oldugu bir düz kemeri;her iki yaninda birer güvercini bulunan,bes kubbeli bir diger kemerin çevrildigi görülüyordu.Bordür motifi,fillerden olusuyordu. Desenin en ilginç unsuru ise,her iki kemerin arasindaki,dal kivrimi ve gül motifleriyle süslü boslukta yer alan romen rakamli bir saat kadraniydi: Bu saat 09.08′i gösteriyordu. Seccade halen Perapalas’da bulunmaktadir.

BULGAR iVAN MANELOF’A SÖYLEDiGi KEHANETLER…
Mustafa Kemal basindan beri Türk Milleti’nin yasadigi zor kosullardan siyirip çikaracagini biliyordu.1906′da Bulgar ivan Manelof ile Selanik’de yaptigi konusmalardir:
“Bir gün gelecek,ben,hayal olarak kabul ettiginiz bu inkilaplari basaracagim.Mensup oldugum Türk Milleti bana inanacaktir. Düsündüklerim demogoji mahsülü degildir.Bu millet gerçegi görünce arkasindan yürür.Saltanat ortadan kalkacaktir.Devlet mütecanis(tek çesit) bir unsura dayanamayacaktir.Din ve devlet isleri birbirinden ayrilacaktir.Bati medeniyetine dönecegiz.Bati medeniyetine girmemize engel olan yaziyi atarak,Latin kökünden alfabe seçilecektir.Kadin ve erkek arasindaki farklar kalkacaktir.Emin olunuz ki hepsi bir bir olacaktir…”
Atatürk bu konusmayi yaptigi sirada Abdülhamit ülkenin tek hakimiydi.Ve padisahlik kuvvetli ve kutsal bir kurumdu.

ONCEDEN YAPiLAN BiR UYARi AMA….
Çanakkale Savas sirasinda Mustafa Kemal Nablus Karargahi ‘nda ikinci defa 7 nci Kolordu Kumandani oldugu yillarda yasanan bu olayi kendisi daha sonra söyle anlatmistir:
-”Bir gün Erkani Harbiye Reisi bana o günkü raporlarini okudu.Basit raporlardi,her zamanki gibi…Yalniz bu raporlarlar içinde bir nokta dikkatimi çekti…”
Evet görünürde hiç bir sonuç çikartilamayacak bu rapordan Mustafa Kemal inanilmaz bir sonuç çikartmis ve çok degil bir veya iki gün sonra ingilizler’in büyük taaruzu baslamistir.Bundan sonrasi Mustafa Kemal’in kendi agzindan:
“Yataktan kalktim,giyindim.is odasina girerek bir muharebe emri yazdim.”
Emirde sunlar yaziyodu:
“Düsmam 19 Eylül aksami taaruz edecektir.” “Sonra bu emre alinmasi gereken tedbirleri ilave ettim.Bu emri Grup kumandani olan Liman Fon Sanders Pasa’ya da gönderdimÇok hürmet ettigim bu zat,benim raporuma gülmüs ve ‘ihtiyattan zarar gelmez” diye bana da bir sey söylemeye lüzum görmemis”
19 Eylül gecesi kolordu kumandanlari telefon basinda çagirarak verdigi emirlerin ve alinmasi gereken tedbirlerin yerine getirilip getirilmedigini sordu.Kendisine tüm tedbirlerin alindigi bildirildi.Ancak ne yazik ki,kolordu kumandanlari da böyle bir emri ciddiye almamislar ve gerekli hiç bir önlemi almamislardi. Mustafa Kemal gerekli tedbirlerin alinip alinmadigini ögrenmek için bir müddet sonra telefon açti… Olayin sonucunu yine Mustafa Kemal’den dinleyelim:
“Ben daha telefon konusmami bitirmeden,düsman topçusu muharebe hattimiz üzerine ates etmeye basladi.Gece muharebe ile geçti.Benim ordumun sag cenahindaki ordu yarildi,esir oldu ve bos kalan cepheden geçen düsman süvarileri Leyman Fon Sanders’in karargahina basti.Hakikat anlasilmisti.Fakat neye yarar…”

DÜSMAN DONANMASi iLE iLGiLi KEHANETi…
Almanya ile birlikte,Birinci Dünya Savasi’na giren Osmanli imparatorlugu her seyini kaybetmis durumda idi. 30 Ekim 1918′de imzaladigi Mondros mütarekesi ile Türk topraklarini kaybettigi gibi yavas yavas tarih sahnesinden de silinmeye baslamisti… istanbul’un isgal edildigi günlerde,istanbul’a dönen Mustafa Kemal düsman zirhlilarini Dolmabahçe önünde gördügü zaman üzüntüyle:
“Geldikleri gibi gidecekler..”
Daha sonrasini zaten biliyoruz.Sonuç olarak geldikleri gibi gittiler. isin ilginç tarafi Nostradamus’un da bu konuyla ilgili bir kehanetinin bulumasidir.”Centurien” adli kitabdaki kehanet su sekildedir:
Kongre baskanini tutan devlet adamlari
isgal kuvvetlerince sürülecek Malta’ya
Girilmis istanbul’a alinmis Rodos Adasi
Ama geldikleri gibi gidecekler
4 Eylül 1919′da hatirlanacagi gibi Sivas Kongresi toplanmisti.Kongre Baskanligi’na, isgal kuvvetlerine karsi açikça tavir alan Mustafa Kemal seçilmisti.Kurtulus Savasi’ni ve Atatürk’ü destekleyen istanbul’daki mecliste olan milletvekilleri de isgal kuvvetlerince Malta Adasi’na sürgüne gönderilmisti.Bu hatirlatmanin isiginda dörtlük bir kere daha okunursa ,durum daha iyi anlasilacaktir.

MUSTAFA SAGiR’iN CASUS OLDUGUNU iLK KONUSMADA BiLMESi…
16 MART 1920′de istanbul’un isgal edilmesi üzerine ,Kemalettin Sami Pasa Anadolu’ya Geçerken gemide bir Hintli ile tanisir.Bu adam Mustafa Sagir’dir. Milli Harekete yardim için Hint müslümanlarini’nin kendisini gönderdiklerini söyler.Böylelikle pasayi etkilemistir.Ankara’ya telgraf çeken Sami Pasa,Mustafa Sagir’e ilgi gösterilmesini ister.Bir süre sonra Sami Pasa Atatürk’e Hintliyi anlatir ve görüsmesini rica eder.Ertesi gün Atatürk ,Mustafa Sagir’i kabul eder. Bu görüsme uzun sürer.Hintli gönderilir.iki pasa yalniz kalinca Atatürk:
“Bana bak Kemal bu adam casus!…” der Sami pasa:”Aman pasam siz de çok süphecisiniz” diyerek Atatürk’e inanmaz. Atatürk konusmayi keserek yaveri Hayati Bey’i çagirir ve su emri verir:
-”Bu Hintli ingiliz Casusu olacak..Kendisini takip etsinler.Mektuplarini da sansürde çok dikkatli okusunlar…”
Bundan sonra mektuplar o zamanlar kimya hocasi olan Avni Refik Bey’e verilir.Bir iki tecrübeden sonra gizli yazilar bulunur.Mustafa Sagir yakalanarak suçu itiraf ettirilir ve idam edilir.

GÖZLE GÖRÜLMEYEN YERi BiLMESi….
Sakarya Savasi’ndan sonra bir subay cepheden alinan bilgileri Baskomutan Maresal Gazi Mustafa Kemal’e okuyordu.Kagittaki notta cephe komutanlarindan biri ,Seyit Gazi’nin kuzey-dogu tarafinda bir düsman firkasinin göründügünden bahsediyordu… Bunun üzerinde Mustafa Kemal kaslarini çatarak:
” Hayir!..Orada düsman yoktur..iyi baksinlar..”
Subay ögle yemeginde geri geldi.Biraz da sikilarak: –
“Haber aldim komutanim.Bahsedilen yerde düsman yoktur.”

BU KEHANETiNE DÜSMAN GÜÇLERi DE iNANMAMiSTi…
Düsman Ordusu’nu tamamiyla yoketmek amaciyla baslatilan Büyük Taaruz amacina ulasmisti.Ordularini korkunç sondan kurtarmak isteyecek olan itilaf devletlerinden durumu gizleme amaci güden fakat bu basarilari haber alan itilaf devletleri kendisinden görüsmek üzere randevu istedikleri zaman.ATATÜRK elçilere:
“Sizinle 9 Eylül 1922 Nif(Kemalpasa) kasabasinda görüsebilirim.”
isin ilginç tarafi,bu sirada Türk Ordulari Nif’den çok uzakta bulunuyordu.Ve 9 Eylül’e kadar oraya çarpisarak varmak çok zor,hatta imkansiz gibi görülmekteydi.Çünkü bu bir savasti.Yani kesin tarih verilmesi norma sartlarda hiç bir sekilde mümkün degildi.Savas sirasinda neler olabilecegini kim önceden kestirebilirdi ki? Aradan 10 gün geçti.Bu olayi daha sonra ünlü Nutku’nda kaleme alarak söyle demistir:
“Dedigim gün Nif’te idim.Fakat benden randevu isteyenler orada yoktu…”

BASKENT ANKARA
Atatürk’ün Ankara’yi Baskent yapmasinin ardindaki sebep hayli ilginçti:
“Ben Türk’ün imkansizi imkan haline getiren kudretini bütün dünyaya göstermek için Ankara’yi istedimBir gün gelecek su çorak tarlalar yesil agaçlarin çevirdigi villalar arasindan uzanan yesil sahalar,asfaltlar ve binalarla bezenecek.Hem bunu hepimiz görecegiz,yakinda olacak…”
Ankara 13 Ekim’de baskent oldu.Bazi Batili devletler Ankara’nin nüfusu ve kirsalligi yüzünden büyükelçi göndermeyeceklerini açiklamalarina ragmen karar degismedi.

RADYO VE SiNEMA HAKKiNDAKi GÖRÜSÜ
Atatürk’ün radyo ve sinema hakkindaki sözleri onun “ileri görüslü”lügünü bir kez daha kanitliyor. –
“Sinema,gelecekteki dünyanin bir dönüm noktasidir.Simdi bize basit bir eglence gibi gelen eglence olan radyo ve sinema bir çeyrek asra kalmadan yeryüzünün çehresini degistirecektir.Japonya’daki kadin,Amerika’daki zenci,Eskimo’nun ne dedigini anlayacaktir.Tek ve birlesik bir dünyayi hazirlamak bakimindan sinema ve radyonun kesfi yaninda tarihte devirler açan matbaa,barut,Amerika’nin kesfi gibi olaylar oyuncak nispetinde kalacaktir.”
Bu sözler radyonun emekleme,sinemada ise yeni yeni çalismalar yapildigi bir dönemde ifade edilmistir. Bir diger önemli nokta ise “Tek ve Birlesik Dünya ” düzeninden bahsetmesidir.Bana kalirsa herkesin internet’i tanimasi bu olayi kavramasi için bile yeterlidir.

iTALYANLARiN HABESiSTANA SALDiRMASi.KiM BiLEBiLiRDi Ki?
Bu olayi aktaran Atatürk’ün yakin arkadasi Münir Hayri Egeli’dir.Egeli’nin agzindan naklediliyorum: Habesistan Savasi baslamadan önce italya’nin Rodos’a askeri harekatta bulundugu günlerdi…Bir aksam Atatürk’ün sofrasina davet edilenler onu balkonda gezinirken buldular.Atatürk:”Tevfik Rüstü” nerde?” Diye sordu.Ankara Palas’da bazi sefirlere ziyaret veriyorlar,dediler. Daha sonra hep birlikte davetin verildigi Ankara Palas’a gidildi. Atatürk Arnavutluk Elçisi Asaf Bey’in yakininda giris ve çikis kapisini iyi görebilecegi bir yere oturdu. Atatürk:
“Asaf Bey,gazetelerde bir takim resimler görüyorum.Arnavutluk’da operet mi oynaniyor?”.
Bu sözleri ile Kral Zogo’nun sorguçlu resimlerini kastettigini anlayan elçi sasiriyor…Atatürk devam ediyor: –
“Cumhuriyet’de ne zarar görüldü ki,krallik ilan edildi.Hem takip edilen politika tehlikelidir.italya’nin Arnavutluk’u Balkanlar’da bir basamak yapmasi muhtemeldir.”
Müdahaleye kalkan italyan sefirine Ata:
“Haber aldigimiza göre Roma’da bazi ögrenciler elçilik önünde gösteri yaparak Antalya’ti istemisler.Antalya sigara paketi midir ki sefir cebinden çikarip versin.Antalya buradadir.Buyurun alin.Hem benim bir teklifim var.Hakikaten böyle bir sey düsünüyorsa,Musolini’ye müdahale edelim.Antalya’ya asker çikarsin.Bütün ihracaat tamam olunca harp ederiz.Maglup eden hakkina razi olur.”
Bu sözleri duyan italyan elçisi atiliyor:”Bu bir harp ilani midir?”
Atatürk:
“Hayir ben burada bir fert olarak konusuyorum.Türkiye de harp ancak Türkiye Büyük Millet Meclis’nin yetkileri içindedir.”
Bu durum üzerine Basbakan ismet Pasa’ya haber verilir telefonla.Ve Ankara Palas’a çagrilir. Atatürk bunu haber alinca:
“Hükümet geliyor,biz gidelim” der. Çankaya’ya döndügü zaman sunlari söyler:
“italya ile harp tehlikesi yoktur.Rodos’a yapilan hareket Habesistan’a yönelecektir.”
O yillarda italya’daki fasist yönetim kendine yeni sömürgeler ariyordu.Avrupa gazetelerinde zaman zaman italya’nin Rodos Adasi’na yakin Anadolu topraklarini isgale hazirlandigina iliskin haberler yayinlaniyordu.Türk hükümeti de her ihtimale karsi bütün tedbiri almisti.Ancak Atatürk’ün söyledigi yine gerçeklesti ve italya Türkiye yerine Habesistan’a saldirdi.

RUSYA’NiN GELECEGi
Kurtulus Savasi sirasinda en büyük destegi Rusya’dan alan Mustafa Kemal,savas sonrasinda ise iliskileri belli bir düzeyde sürdürüyordu.Çünkü Lenin’den sonra iktidari ele geçiren Stalin Rusya’yi keyfi bir sekilde yönetiyordu… 1936 yilinda Atatürk her zamanki gibi Çankaya’daki aksam yemeklerinde ülkenin sorunlarini konusurken,masadakiler sik sik Pasam,Ruslar söyle ileri adimlar atiyor,ekonomide,sanayide,askeri alanda söyle basarili oluyorlar diye anlatiyordu. Atatürk’ün bunun üzerine yemegi birakip masanin üzerindeki içinde meyvelerin bulundugu tabagi aliyor ve yere atacakmis gibi yapiyor.Masadakilere :
“Eger bunu yere biraksam kaç parça olur?” diye soruyor. “40 parça olurdu Pasam”diyorlar. “Hayir..” diyor Atatürk,soruyu yine tekrar ediyorlar,ayni cevabi aliyor.Bunun üzerine “Bilemediniz…” diyor. Ve devam ediyor:
“Biraz sabredin…Yurtta Sulh,Cihan’da Sulha sarilin.Çünkü 60 yil sonra Rusya 60 parça olucak.Bu nesil Bolsevik ihtilali yapti.Kan kussa,kizilcik yedim der.Ogullari da babalarinin istikametinde gider.Ama ondan sonraki nesil Rusya’yi 60 parçadan böler…”
Bu sözler 1936 yillarini söyle bir hatirlayalim..Henüz daha ii.Dünya Savasi çikmamis ve Rusya büyük bir güç olmamisken,bu söz söylenmistir.Anlattigi seyler 64 yil sonra gerçeklesmistir.Atatürk devam etmistir: –
“Bu gün Sovyetler Birligi dostumuzdur,komsumuzdur,müttefikimizdir.Bu dostluga ihtiyacimiz vardir.Fakat,yarin ne olacagini kimse bugünden kestiremez.Tipki Osmanli gibi,tipki Avusturya Macaristan imparatorlugu gibi parçalanabilir,ufalanabilir.Bu gün Rusya’nin elinde simsiki tuttugu milletler avuçlarindan kaçabilirler.Dünya yeni dengeye ulasabilir.iste o zaman Türkiye ne yapacagini bilmelidir.Bizim,bu dostumuzun idaresinde dili bir,inanci bir,özü bir kardeslerimiz vardir.Onlara sahip çikmaya hazir olmaliyiz.Hazir olmak yalniz o günü susup beklemek degildir.Hazirlanmak lazimdir.Milletler buna nasil hazirlanir?Manevi köprüleri saglam tutarak..Dil bir köprüdür.inanç bir köprüdür.Tarih bir köprüdür.Köklerimize inmeli ve olaylarin böldügü tarihimiz içinde bütünlesmeliyiz.Onlarin bize yaklasmasini beklemeliyiz,bizim onlara yaklasmamiz gerekliligidir.Rusya bir gün dagilacaktir.O zaman Türkiye onlar için örnek bir ülke olacaktir.”diyen Atatürk :
“Türkiye 21 nci Yüzyili sekillendiren Avrasya için bir kilit ülke konumundadir.Onlar bizi örnek alacaklardir.” diye görüsünü bildiriyor. Atatürk’ün ileri görüsünü 1999 yilindan 2000 yilina girerken gözlem yapan ve gazeteleri televizyonlari yani kisacasi dünyayi takip eden herkes su an bile anlayabilir.

AVRUPA BiRLiGiNiN KURULUCAGiNi BiLiYORDU…
Atatürk dis politikaya da önem verilmesini çok iyi biliyordu.Türkiye’nin komsularinda meydana gelebilecek olaylardan etkilenebilecegini savunan Atatürk bir aksam Çankaya Köskü’nde çocukluk ve mahalle arkadasi Asaf ilbay’in da aralarinda bulundugu dostlarina dis siyaset hakkinda dis siyaset hakkinda sunlari anlatir: –
“Bir Balkan Birligi’ne lüzum vardir.Beni birakiniz ki firkamin lideri olarak Balkanlar’da bir seyahat yapayim.Balkan devlet adamlariyla konusayim ve efkari umumiyeyi hazirlayayim.Dünyanin ufuklarinda kara bulutlar görüyorum.Balkan Birligi kurulabilirse,bir Avrupa Birligi’ne yol açilabilir.Bati devletleri de er geç birlesmis olacaklardir.”
Avrupa Birligi düsüncesi ilk olarak ancak ii.Dünya savasi sonrasinda ortaya çikabilmistir.1960′larin basinda Bati ülkeleri tarafindan üzerinde konusulmaya baslanmis olan bu düsünce,1980′lere gelindiginde ancak genislemeye baslayabilmistir. Oysa ki,Atatürk bakislarini bir noktada yogunlastirarak dalgin bir halde israrla sunlari sunlari söylüyordu:
“..Evet,bir Balkan Birligi ve sonra da Bati Devletleri Birligi beseriyeti ve uluslari,görünür görünmez felaketlerden koruyabilir.Yoksa insanligin basina gelecek sefalet ve istiraplara ölçü yoktur.Dünya bir uçurama dogru gidiyor…”

UÇAKLARLA iLGiLi KEHANETi
Atatürk uçaklarin henüz daha birakin savaslarda kullanilmasini normal günlerde bile kullanilmadigini ve birçok kimse için ölüm kutusundan baska bir sey olmayan günlerde ,Fransa’da Abidin Daver’e söyledigi uçaklarla ilgili söyle demistir:
“Teyyareler gün gelecek savaslarda önemli roller oynayacaktir.”
1908 yilinda söylenen bu söz ,Abidin Daver’in hiç aklina yatmadigini itiraf etmistir.Çünkü o yillarda uçagi savasta kullanilmasi akillarda dahi yok gibi bir seydi.

ANNESiNiN ÖLÜMÜYLE iLGiLi GÖRDÜGÜ RÜYA…
Zübeyde Hanim rahatsizligi artigindan Ussakizadeler ‘in evinde ogluna hasret vefat eder.Ancak bu haber Pasa’ya nasil haber vereceklerini düsünüyorlardi. Annesinin ölümünden habersiz olan Mustafa Kemal ,ayni saatlerde trenle çiktigi Yurt gezisinde uyumaktaydi. Gecenin ilerleyen saatlerinde gördügü kabus gibi rüya yüzünden kan ter içinde uyanir..Bir sigara yakar ve zile basarak kompartimanindaki hizmetine bakan Ali Çavus’u çagirip: -”Gördügüm rüya canimi sikti…”der. Ali Çavus :
“Hayirdir Pasam” deyince Atatürk de rüyasini anlatir: -”Pek hayir olacaga benzemiyor.Kirlik bir yerdeymisiz.Her taraf yesillik.Birden bire sel geliyor,annemi alip götürüyor.Endise ediyorum.Yaverlere söyle,Izmir’e telgraf çekip annemin saglik durumunu sorsunlar…”
Aci haber tez gelir derler…Kisa bir süre sonra Yaver Salih’in yolladigi sifreli telgraf le gelir.Atatürk telgrafin sifreli oldugunu derhal anlayarak: -”Annem öldü mü?” Ali Çavus üzgün bir sekilde telgrafi uzatir: –
“Basiniz sag olsun Pasam.” Gözleri yasla dolan Atatürk :
“Bana malum oldu..Bana malum oldu…Bunun kabusunu gördüm ben..Anam..Zavalli çilekes anam..Benim anam öldü baska analar sag olsun..”
diyerek koltuguna çöker. Vatan hizmetinin zorunlulugu yüzünden annesinin cenaze törenine katilamaz.

Bunlar ve bundan daha fazlasi kehanet Atatürk’ün düsüncelerinde belirmistir.Daha sonra bunlari çesitli olaylardan sonra dile getirerek parapsikolojik yetenegini görmemize neden oluyor.Daha fazla bilgilenmek için Gazeteci Ali Bektan’in 18 yillik alin teriyle çikardigi “ATATÜRK’ÜN KEHANETLERI” adli kitabini alabilirsiniz.Gerçekten bizim için bir “Kader” diyebilecegimiz Atatürk sözleri,fikirleri ve düsüncerini TÜRK HALKINA her zaman önüne sunmustur.Bize düsen böyle bir kisilige sahip oldugumuzla övünmek yerine,bize kalan miraslari olan ülkemiz ve düsüncelerini gelistirip yeni neslin çocuklarina “net bir ” TÜRKIYE birakmak için çalismamiz gerekecektir. Durumumuzu özetlersek :

“Bilginin efendisi olmak için Çalismanin kölesi olmak lazimdir.”

tatürk’ün dogum haritasi
Atatürk’ün dogum tarihi ve saati bilinmemektedir. Dogum Haritasinin olusmasi için bu bilgiler önemlidir.

Atatürk’ün dogum tarihi ve saati bilinmemektedir. Dogum Haritasinin olusmasi için en önemli bilgiler bunlardir. Bu nedenle Bati Astroloji Sistemi (Tropik Zodyak) ile tarih ve saati bilinmeyen kisiye ait horoskop hazirlanmasi olanaksizdir. Ancak, dünyanin en eski ve etkili astroloji sistemlerinden olan Hint (Vedic) Astrolojisi ile dogum bilgilerinin bulunmasi mümkündür. Bu yöntemi açiklayan bilgiler ünlü Vedic astrologu B.V. Raman’in “Hindu Predictive Astrology” adli eserinin 210. Sayfasinda “Unknown Birth Times” (Bilinmeyen Dogum Zamanlari) bölümünde bulunmaktadir. Ayrica, hesaplarin nasil yapildigi “Mistik Hint Astrolojisi” adli eserimde açiklanmaktadir.
Vedic kurallarina göre yapilan arastirma sonucunda Atatürk’ün 17 Mayis 1881, Sali günü, Saat 11.45 de Selanik’te dünyaya geldigi saptanmistir.

Horoskopun Özellikleri

Atatürk’ün Bati haritasinda yedi önemli gezegen ; Günes, Merkür, Plüto, Neptün, Jüpiter, Venüs ve Satürn Basucunda (Mc) toplanmistir. Boga gibi degismez grup burçta toplanan gezegenler kozmosta çok ender rastlanan olaylara neden olurlar. 5 Mayis 2000 tarihinde Boga burcunda toplanacak gezegenler için çesitli senaryolar üretilirken, 1881 yilindaki kozmos olayinda dünyaya nasil büyük bir adam armagan ettigi gözden kaçirilmamalidir. Böyle bir mistik olayi binlerce yil içinde çok ender zamanlarda görebiliriz. Atatürk’ün dogum haritasi yeryüzüne gelmis dünya çapindaki insanlar ile astrolojik kistaslar altinda karsilastirildiginda, benzersiz oldugunu ispatlamaktadir.

Hint sistemine göre Atatürk’ün horoskopu çok güçlü, olaganüstü ve özel bir haritadir. Her seyden önce Rasi ve Navamsa’da Yükselen burç Aslan’a rastlamistir. Iki haritada Yükselen ayni evde olmasi büyük basari ve yükselis isaretidir. Bunun yaninda dogum haritasinin en ugurlu ve bereketli evleri olan 5 ve 9.cu evlere önemli gezegenler yerlesmistir.
Hint sisteminde en önemli gezegen olan Ay, “Parlak Ay” evresindedir ve 5.ci eve yerlesmistir. Haritada çok etkin ve gizemli Yogalar bulunmaktadir. Bunlar içinde gözümüzü kamastiran Yoga, Jüpiter ile Ay arasindaki olusan “Gajakesari yoga” olmaktadir.
Atatürk’ün Dogum haritasinin önemli bir özelligi de karmasinin olaganüstü güzelligi ve yapisindaki gelecegi görme (kahinlik) yetenegidir.Atatürk’ün Dogum Haritasinda Söhret, Anne ve Babanin Hayatlari, Karakter ve Kisilik, Meslek ve kariyer, Evlilik, Çocuk, Yasam Periyotlari (Nakshatra) , Yasam sonu hakkinda yapilan analizleri ve yorumlari incelemek isteyenler ; Yücel Sügen’in “Mistik Hint Astrolojisi” adli kitabina basvurabilirler.

Gökyüzünde hala felaket haçi var
Astrolog Metin Kiraz’la konustuk. Kisa sorulara, kisa cevaplar aldik.
Astrolog Metin Kiraz
Iste son dönemlerde merak edilen bazi sorulara yanitlar…

Dünya’nin “Kova Çagi”na girmesi ne ifade ediyor?

Bu Çaglar Astrolojisinden ortaya çikan bir durumdur. Aslinda bu konu spekülasyonlara da açiktir. Bazi astrologlar hala BalikÇagi’nda oldugumuzu söyleseler de, kabul edilen görüs 2000 yilindan itibaren Kova Çagi’na girmis oldugumuzdur. Dünya’nin Kova Çagi’na girmesi, insanlarda gizli bilimlere ve astrolojiye merakin artmasina neden olacaktir.

Uranüs gezegeninin, Dünya’ya etkisi nedir?

Kova Burcu’nun sembolü “Uranüs”tür. Uranüs en kaba anlatimiyla; sarsintilari sembolize eder. Uranüs’ün etkisiyle, bu dönemde Dünya insanlari ruhlarindaki sarsintilari hissedecekler. Bazi degerlerin degistigini farkedecekler. Ayrica Kova burcu entellektüelligi de sembolize eder. Insanlarda bilgiye ve ögrenmeye merak en üst düzeye ulasacak.

1999 yilinda gökyüzünde olusan ” Felaket Haçi” nedir?

Ben 1995 ve 1997 yilinda bazi dergilere yazdigim yazilarda, 1999 yilinin ruhlarin depremi olacagini yazmistim. Çünkü daha o tarihlerde 1999 yilinda planetler arasinda bir felaketler haçi olustugunu görmüstüm. Satürn ve Uranüs arasinda gerçeklesen bu haç, tarot kartlarinda da Yikilan Kule’yle sembolize edilir. Yikilacak kadar betonlasmis tüm yapilari, düsünce yapilarini kokusmus deger yargilarini evlilik, sirket gibi müdahaleleri temsil eder. Gökyüzünde felaket haçinin olusmasi çok büyük, dramatik felaketlerin habercisidir.

Bu haç önümüzdeki günler için de beliriyor mu?

Ben astrolojik tahminlerime göre 10 Mayis 2000′i biraz riskli buluyorum. Çünkü o gün de Uranüs ve Satürn yine daha önceki 17 Agustos ve 12 Kasim depremlerinde oldugu gibi ayni açiyi olusturuyorlar. Bir de o gün Jüpiter ve Merkür’ de onlara yakin bir yerde. Sabit burçlardaki bu planet birikimi felaket tehlikesi isareti. Gökyüzünde sfenks burçlar olan boga, aslan, kova, akrepde yine o felaket haçi var. Ve bu haç üzerinde günes ile ay ayni derecelerde bulusuyorlar.

Bu açilarin olusmasi tüm Dünya için geçerli , peki bu durumdan neden en fazla Türkiye etkilendi?

Bu politik astrolojiyi ilgilendiren bir konu. Benim bu konuda ihtisasim yok. Ama saniyorum Türkiye’nin akrep burcu olmasiyla bu konunun bir ilgisi olabilir.

Bu depremlerin günes tutulmasiyla da ilgisi oldugu söylendi. Bu sizce dogru olabilir mi?

Depremlerin, günes tutulmasiyla çok ilgisi oldugunu düsünmüyorum. Burada önemli olan günes tutulmasinin gökyüzünde bir felaket haçi varken, haçin üzerinde meydana gelmis olmasi.

Bu felaket haçi 2000 yilinda dogacak bebekleri de etkileyecek mi?

Tabii ki etkileyecek. Çünkü bu felaket haçi onlarin horoskoplarina da yansiyacak. Ve yasamlarinin bir bölümünde adeta deprem yaratacak felaketlerle karsilasmalarina neden olabilir..

Bunu önlemenin bir yolu yok mu?

Aslinda en iyi yolu, 2000 yili içerisinde çocuk sahibi olmamak. Ama illaki isteniyorsa bir astrologtan yardim alinarak, hiç olmazsa sezaryenle dogacak bebeklerin dogum saatleri ayarlanabilir. Bebegi astrologun belirledigi saatte dünyaya getirmek etkili olabilir. Bu yöntemle çocugun, bu açinin etkisinin azalmis oldugu bir zamanda Dünya’ya gelmesi ve horoskobunda beliren yasaminin en optimum düzeye ulasmasi saglanabilir.

Bu “felaket haçi” ne zamana kadar etkisini sürdürecek?

2000 yilinin Temmuz ayina kadar devam ediyor. Daha sonra 2001 yilinda yeniden basliyor.

Sizce bu dönemde dünyaya gelecek bebekler arasinda bir Dünya lideri ve avatar olabilir mi?

Sabit burçlarin; boga, aslan, akrep ve kova’nin onbesinci derecesi gizli bilimlerde, avatar; ruhsal kurtarici kapisi olarak da bilinir. Yani burada bir kozmik enerji desarji gerçeklesir. Her ne kadar beliren açilar nedeniyle, ruhsal ve fiziksel anlamda depremler yasansa da bir anlamda ruhsal bir kurtaraci kapisinin olusmasi da çok muhtemel. Yenilikçi liderler ve bir avatar bu dönemde Dünya’ya gelebilir.

Boga,aslan, akrep ve kova burçlarina canavar burçlar veya sfenks burçlari da deniliyor degil mi?

Evet. Sfenks insan suratlidir. Bu surat entellektüelligi temsil etmesi açisinda kova burcunu sembolize eder. Ayaklari aslan ayagidir.. Arka bölümü bogadir. Kanatlari da akrebi temsil eder.

Atatürk ile ilgili bilinmeyenler
Atatürk’ün olaganüstü yasami boyunca basindan son derece ilginç ve gizemli olaylarin geçtigi biliniyor.

Türkiye Cumhuriyeti kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün Atatürk’ün üstün sahsiyetinin yanisira bir de olaganüstü ve bilinmeyen bir yaninin da oldugu gözler önüne seriliyor…
ILK BAS KALDIRISI :

Atatürk, oldu olasi Arapça derslerinden, yere bagdas kurarak oturmaktan ve dizleri üstünde durarak yazi yazmaktan hiç memnun degildi.Yine dizlerinin üstünde durmaktan dizlerinin agridigi bir gün ayaga kalkarak dersi ayakta dinlemeye basladi.Fakat bu seferde hocasi bundan memnun olmamisti ve Atatürk’e yerine oturmasini söyledi.Atatürk ise dizlerinin agridigini ve oturamayacagini söyledi.
Bunun üzerine hocasi sinirlenip, deliler gibi haykirarak ; “Neee bana karsimi geliyorsun ” dedi. Atatürk bunun üzerine ; “Evet karsi geliyorum” dedi. Tam bu anda diger bütün çocuklarda ayaga kalkip, “Evet karsi geliyoruz” diyerek ayni sözleri tekrarlayinca,hoca ne yapacagini sasirarak onlarla uzlasmak zorunda kalmisti. Bu onun ilk bas kaldirisiydi.Liderlik vasfinin ve kitleleri pesinden
sürükleyen karizmasinin ilk ortaya çikisiydi.

15 YIL HÜKÜM SÜRECEKSIN…

Atatürk hakkinda yapilmis birçok kehanet vardir. Bunlarin en ilginci onun el falina bakan bedevinin söyledikleridir. Mustafa Kemal arkadaslari ile Bingazi’ye, Trablusgarp savasina katilmaya gidiyordu. Yolda bir Bedevi’ye rastladilar. Bedevi el falina çok iyi baktigini ve genç subaylara da isterlerse bakabilecegini söyledi. Hepsi ellerini açarak bedevinin söylediklerini dinlemeye basladi. Sira Mustafa Kemal’e gelince, o önce baktirmak istemedi ama arkadaslarinin israri karsisinda, sonunda o da elini bedevi’ye açti. Bedevi ele bakar bakmaz yerinden siçradi ve heyecan içinde ; “Sen padisah olacaksin,” dedi ve ilave etti “15 yil hüküm süreceksin.”
Genç subaylar gülüstüler ve yollarina devam ettiler. Aradan yillar geçti, Mustafa Kemal Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaskani oldu. Cumhuriyetin 14. yilinda hastalandi. Karacigeri kötüye gittiginde çevresindekiler ona “Artik içme, Pasam” dediler. Atatürk onlara bir zamanlar yolda rastladiklari falci bedevi’yi hatirlatti ve gülerek, “Arap vaktiyle söylemisti. Bizim padisahlik nasil olsa 15 yil
sürecek…Hesapça bu son senemizdir…” Yil 1938 ‘di…

SECCADE ÜZERINDEKI KEHANET

Bilindigi gibi Hint halki Atatürk’ü ve Türk halkini yanliz birakmamisti.Kurtulus savasindan yillar sonra ,1929 yilinda Bir hintli Mihrace Atatürk’ü Pera Palas’taki 101 No’lu odasinda ziyarete gelmisti. Mihrace’nin Atatürk’ü hangi nedenle ziyaret ettigi ve adi ve ziyaret sebebi hala bilinmiyor. Mihrace’nin ziyaretindeki bir sir da getirdigi hediyede yatmaktadir. Bu hediye altin sirmali, hint isi ipek bir seccadedir. Seccadenin üzerinde bir samdanin asili oldugu düz bir kemeri,her iki yaninda birer güvercin bulunan bes kubbeli bir diger kemerin çevreledigi görülmektedir. Bordür de fillerden olusmaktadir. En ilginç yer ise her iki kemerin arasinda orta kisimda dal kivrimlari ve güllerin çevrimi ile olusan boslukta romen rakkamli bir saatin bulunmasidir ve saat. 09.08′ i göstermektedir.Atatürk Mihracenin ziyaretinden 9 sene sonra saat 09.05 ‘te vefat etmisti. Seccade halen Pera Palas’ ta bulunmaktadir.

Atatürk birçok defa gelecege ait olaylari büyük bir kesinlikle haber vermisti.

Atatürk 1931 yilinda, 2.Dünya savasi’nin patlamasinin yakin oldugunu söylemis ve bu konudaki düsüncelerini General McArthur’a söyle anlatmisti. “Versay antlasmasi, 1.Dünya Savasi’na yol açan nedenlerden hiçbirini ortadan kaldirmadi. Tersine rakipler arasindaki uçurumu büsbütün derinlestirdi. Simdi içinde yasadigimiz baris dönemi, sadece bir ateskesten ibarettir. Avrupa’nin gelecegi
Almanya’nin alacagi tavra baglidir.” General McArthur’a göre,savasin 1940-1945 yillari arasinda çikacagini söyleyen Atatürk, Almanya’nin ancak Amerika’nin savasa katilmasi ile yenilecegini ifade etmistir. Atatürk hayatinin sonlarina dogruda söyle diyordu ; “Bir dünya savasi yakindir.Bu savas sonucunda, dünyanin durumu ve dengesi bastanbasa degisecektir.”
Atatürk, Mussolini hakkinda da su görüslerini açiklamisti:
Mussolini bir maceraperesttir. Milletini bir uçuruma sürüklemektedir. Her tarafa saldiriyor. Bu adam yüzünden, çok simarmis olan bu millete dersini vermeyi çok isterdim, lakin yakinda bir küçük millet onlara layik oldugu dersi verecektir. Ve sunuda hatirlatirim ki, bir gün gelecek, Mussolini’yi kendi milleti linç edecektir.” Bu görüsleri aynen gerçeklesmistir.

ATATÜRK’ÜN RÜYASI :

Atatürk’ün bir rüyasini da Dr.Resit Galip Bey’den ögrenmekteyiz, “Mustafa Kemal ,Ankara’ya geldikten bir süre sonra ilginç bir rüya görmüstü. Ertesi gün bana söyle anlatti. ; “Resit Bey, rüyamda bana ‘Pasam ,Inönü’den ne haber?’diye sordunuz. Bende vaziyet kritiktir’ cevabi verdim. ‘Kritik nedir? Anlamadim ki!’dediniz. Bende ‘Bunun cevabini 15 dakikaya kadar veririm’ diyerek odama çekildim.”
Mustafa Kemal bana bu rüyasini anlattiginda düsman henüz Izmir’e çikmamisti, Inönü mevkii de henüz bir önem tasimiyordu. Aradan yillar geçti 2.Inönü savasi’nin kritik günlerinden biriydi. Mustafa Kemal’in arabasi Millet Meclisinin önünde durdu. Hemen yanina kosarak, telas ve endise içinde, “Pasam, Inönü’den ne haber?” diye sordum.
Aynen su cevabi verdi ;
“vaziyet kritiktir”
O zaman ben ;
“Kritik nedir? Anlamadim ki!” dedim.
O da ;
“Sana bunun cevabini 15 dakikaya kadar veririm” dedikten sonra
gülümsedi ve ;
“Hani Ankara’ya geldikten sonra bir rüya görmüsdüm,hatirladin
mi?”
Hafizami yoklayarak, rüyasini anlattim. Gülerek;
“iste, rüya ayniyle vakidir. Ben Ismet’i tanirim, göreceksin 15 dakikaya kadar kendisinden muzafferiyet haberi alacagiz.” Gerçekten de 5 dakika geçmeden bir telgraf gelmis ve 2.Inönü savasi’nin da zaferle sonuçlandigini ögrenmislerdi…

Atatürk, Kurtulus savasindan çok önce, bir Türkiye haritasi çizmisti.

ATATÜRK’ÜN 1907′DE ÇIZDIGI T.C. HARITASI :

Atatürk, Kurtulus savasindan çok önce, ittihatçilarin Trakya’da 1907′de yaptiklari bir toplanti sirasinda, bir Türkiye haritasi çizmisti. Orada bulunanlarin anlattiklarina göre, o günkü Osmanli devleti sinirlariyla hiçbir ilgisi olmayan ve o zaman hiçbir anlam veremedikleri bu harita, gelecekte, yine Atatürk’ün kuracagi Türkiye Cumhuriyeti’nin haritasi olacakti. Haritada bugünkü sinirlarimiza uymayan tek bir fark vardi ;Atatürk, bizden ayrilmasina gönlünün bir türlü razi olmadigi Kerkük’ü de Türkiye topraklarina katmisti.

DENEME UÇUSU :

Uçaklarin ilk deneme ve gelisme dönemleriydi. Fransa’da yapilan bir uçak gösterisine katilan, birçok ulusun temsilcileri arasinda, Osmanli atesesi olarak Mustafa Kemal’de katilmisti. Gösteriyi izleyenler, sirasiyla uçaga bindirilerek gezdiriliyorlardi. Sira Mustafa Kemal’e geldiginde, gösteride bulunan ve genç atesenin komutani olan sahis, birden bir rahatsizlik duyarak Mustafa Kemal’in uçaga binmesine engel oldu. Öteki temsilcilerle havalanan uçak kisa bir süre sonra düstü ve içindekilerden sag kurtulan olmadi.

ATATÜRK VE “9″ VE “19″ Rakkamlari :

Atatürk’ün hayatinda “9″ rakkaminin kendine özgü önemli bir yeri
olmustur.Örnegin Atatürk’ün dogum yili olan 1881 rakkami, “9″
rakkami ile birçok ilskiler göstermektedir.
1+8=9
8+1=9
18=2×9
81=9×9
18+81=99
19×99=1881
Atatürk’ün harb okuluna girdigi tarih : 1899
Vatani kurtarmak için Samsun’a ayak basti : 19/05/1919
Bandirma vapurunda yolcu sayisi 19 ‘dur.
Ittihat ve Terakki’nin yillik toplantisina Trablusgarp delegesi olarak katildi : 22/09/1909
Sivas kongresinde Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti Heyeti Temsiliyesini kurdu : 04/09/1919
Erzurum Mebus adayligini kabul etti : 19/10/1919
TBMM tarafindan kendisine gazi ünvani verildi ve Maresallige terfi ettirildi : 19/09/1921
Atatürk 19.yüzyilda 19 yil yasamistir.
Atatürk 19.yüzyilin bitmesine 19 yil kala dogmustur.
Atatürk’ün ilk askeri görevi, 19.Kolordu Komutanligidir.
Mustafa Kemal Atatürk : 19 harften olusmaktadir.
Mustafa Kemal Atatürk’ün nüfus cüzdaninin numarasi da 993814-B idi.
Bu sayi dizisindeki 938 rakkami öldügü yili hatirlatmakta geriye kalan 9 ve 14 rakkami da ölüm saatinin yakin bir benzeridir.
“Ne mutlu Türküm diyene” =19
“Istikbal göklerdedir” =19

Ismini farkli farkli adlarla andigimiz Sonsuzlugun Sonsuz Gücü, Bütünün Gücü….

ATATÜRK’ÜN ÖNSEZILERI :

Bunlar bir gün olacaktir… Görürsünüz, isitirsiniz…
Prof. Dr. Afet Inan “Atatürk hakkinda hatira ve belgeler” adli kitabinda ilginç bir hatirasini naklediyor.
Atatürk 09 ocak 1936 Persembe günü, dil ve tarih cografya fakültesi’nin açilis dersinde okumasi için Afet Inan’a :
“Tarih belgelerinin ilerideki kesifleri buna dayanacaktir. Her tarihi kisinin söyledigi sözler toplanabilecek ve böylece biz onlari kendi seslerinden ve sözlerinden dinleyebilecegiz.” diyerek yaziyi verir.
Buna karsilik Afet Inan :
“Bu çok uzak bir gelecekte belki olabilecek kesfin benim ifadem olarak verilmesine cesaret edemiyecegimi” kendisine söyledigim zaman cani sikildi ve söyle dedi :
“Bunlar bir gün olacaktir…Görürsünüz, isitirsiniz…”

30 yil sonra :

Atatürk tarafindan bu yazinin verilmesinden 30 yil sonra yine ayni ay ve günlere tesadüf eden, 01 Ocak 1966′ da söyle bir haber yayimlandi :
“Venedik’in Saint Georges Adasi’ndaki Benedictis Manastiri Labratuvarlari’nda, manastir rahiplerinden Pellegrio’ nun yönetiminde, seslerin ayirimi esasina dayanan çok dikkate deger arastirmalar yapilmaktadir. Italya Içisleri Bakanligi, 1962 ‘de baslayan bu çalismalari kontrol etmektedir. Fakat elde edilen sonuçlar halen açiklanmamistir. Saint Georges Adasi’ndaki bilim kurulunun geçmise ait sesleri toplayacak, elektronik araçlar üretmeye çalismaktadirlar. Bilim adamlari özellikle Demosten, Pitagor ve Jul Sezar’in söylevlerinden kendi sesleri ile parçalar elde etmeye ugrasmaktadirlar.”
Haberin sonunda ise daha açiklayici bilgilerin su anda verilemeyeceginden bahsediliyordu.

ATATÜRK’ÜN GÖRDÜGÜ SON RÜYA :

26 Eylül 1938 tarihinde Atatürk, rahatsizligi ile ilgili olarak ilk defa hafif bir koma atlatmisti.Prof.Dr.Afet Inan,olayi söyle anlatiyor :
“O geceyi rahatsiz geçirdi,ilk hafif komayi o zaman atlatmisti.Ertesi sabahki açiklamasinda” :
“Demek ölüm böyle olacak” diyerek “uzun bir rüya gördügünü” söyledi ve “Salih’e söyle ,ikimizde bir kuyuya düstük, fakat o kurtuldu” dedi.
Atatürk’ün, burada “kuyuya düsme” sembolü ile gördügü rüya vizyonu,kendisininde söyledigi gibi ölümün habercisiydi.
Salih Bozol’un kuyudan kurtulmasi ise bilindigi gibi, Atatürk’ün vefat ettigi gün, buna çok üzülen Salih Bozok’un da intihar etmesi ve sonunda onun kurtarilmasini simgeliyordu.
Iste bu ATATÜRK’ün son rüyasi idi…

Bunu Kesinlikle Okumalısınız.! Mayalar Hakkında Bilinmeyenler 2012 Kehaneti.

NEDEN 2012?

Dünya belirgin bir değişim yaşıyor. Belki Maya’ların 21 Aralık 2012 fenomeni ile de ilişkilendirilebilecek bu oluşumlar şuan bilmediğimiz veya farkında olmadığımız bir olay için zemin hazırlıyor olabilir. Artık biz insanlarda sık sık değişen, alışık olmadığımız hava koşullarına, sellere, ani bastıran şiddetli soğuklara karşı, neler oluyor? Hiç böyle olmamıştı gibi söylemlerle tepkiler vermeye başladık.

Gerçektende neler oluyor dünya’mıza?

Neler olabileceğine bakmadan önce gelin degişimi düşündüren olaylara bakalım.

1- MAYA KEHANETİ

Bu konuyu yazarken amacımız insanları korkutmak ve karamsarlığa sürüklemek değil, şuan pekçok bilim adamının kafasını meşgul eden bir konuyla ilgili sizlerinde haberdar olmanızı sağlamaktır. Felaket tellallığından öte, eğer bir felaket gerçekleşecekse, buna hazırlıklı olmak amaçtır. Çünkü, medeniyetimizi devam ettirmek her türlü amacın üzerindedir. Bireysel düşünmeyi bir kenara bırakıp, toplum olarak ortak değerlerimizi ön plana taşımalıyız. Bu illa bir felaket olacak diye değil, yaşam kalitemizi arttırmak ve gerçekten “torunlarımıza” yaşanabilir bir medeniyet bırakmak içinde gerekli.

Bu noktadan hareketle neden 2012 sorusunun cevabını ele alalım.Aslında tam olarak 21 Aralık 2012 (veya bazılarına göre 22 Aralık) tarihi ve sonrası olarak ifade edilen fenomenin çıkış noktası eski bir Güney Amerika medeniyeti olan Maya’ların kullandığı takvim sistemidir. Özellikle 1990′lardan sonra gelişim gösteren bu konu hakkında en ciddi araştırmalardan birini Amerikalı araştırmacı John Major Jenkins yapmış ve bunu 1997 yılında yayınladığı “Maya Cosmogenesis 2012″ isimli kitapta ortaya koymuştu. Şimdi ayrıntılarıyla inceleyelim.

1- Maya Takvimi

Mayalar şaşırtıcı bir astronomi bilgisine sahip bir medeniyetti. Sadece Güneş, Ay ve Mars gibi bugün amatör gözlemcilerin dahi gözlemleyebildiği yakın cisimlerle değil, neredeyse bütün uzak yıldızları, yıldız gruplarını ve bunların hareketlerini gözlemlemişlerdi. Hatta bu gözlemleri sayesinde bir yılı bizim bugün süper bilgisayarlarla hesapladığımız süreden milyonda bir hata payı ile hesaplamışlardı. Zamanı ölçmede hassas hesaplara ulaşmak için döngülerden ve iki ayrı takvimden yararlanmışlardı. Bunların ilki, “kutsal takvim” olarak bilinen ve 20’şer günlük 13 aydan oluşan “Tzolkin” (Gün Sayımı) denen döngüdür. Bu döngü, 13 rakam ve 20 ismin oluşturduğu kombinasyonları içerir ve 260 günlük sürecin bitiş günü “13 Ahau”dur. “Haab” adını taşıyan bir ikinci takvim, bugün bizim kullandığımız güneş takviminin çok benzeridir ve yine 20’şer günlük 18 aydan oluşur. “Uinal” olarak adlandırılan bu 20 günlük ayların toplamı 360 gün yapar ve Maya zaman ölçümünde buna “tun” adı verilir. Normal güneş yılı için gerekli olan 5 artık gün, 5 tanrının adıyla “tun”a eklenir (aynı Mısır ve Sümer’de olduğu gibi!) Her iki döngünün gün sayıları ancak 52 güneş yılı sonra eşitlenir. Tzolkin ile Haab’ın bitişleri aynı güne denk gelir yani, Tzolkin’e göre 13 Ahau gününde, Haab da sona ermiştir. Ve diğer döngüleri şu şekildedir:

GÜN SAYISI İSMİ

1 Kin

20 Uinal

360 Tun

7200 Katun

144000 Baktun

İşte Mayaların efsanevi “Long Count” yani “Uzun Sayım” dedikleri süreç, 13 Baktun’a eşittir (1.872.000 gün = 5125,36 güneş yılı) Maya tarihinde “başlangıcı” olarak belirlenmiş noktayı bilmezsek, yukarıdaki hesabı yapamayız. Bizim takvim sistemimize göre bu an, İsa’nın doğduğu varsayılan yıldır. Gregoryen takvimimizde biz bu yılı “0” olarak kabul eder ve öncesini, sonrasını buna göre hesaplarız. Mayalarda da bu tarihin başlangıcı 0.0.0.0.0 günü olmalıdır; yani herşeyin başlangıç noktası Arkeolojik bulgular ve Karbon-14 yöntemi yardımıyla yapım tarihi bizim takvimimize göre büyük bir kesinlikle belirlenen birkaç tapınakta (İzapa, Chichen Itza ve Monte Alban’da) Maya rahiplerinin, yapılış tarihini belgeleyen Uzun Sayım tarihleri de bulunmuş ve yanılma payıyla birlikte Milattan Önce 11 Ağustos 3114 tarihi 0.0.0.0.0 noktası olarak tespit eidlmiştir. Ve buna göre 13.0.0.0.0 tarihi 21 Aralık 2012 gününe denk gelmektedir.

ÖRNEK

“11 . 2 . 5 . 1 . 4 ”

“11 baktun, 2 katun, 5 tun, 1 uinal ve 4 kin”

——————————————————————————–

11 x 144.000 + 2 x 7200 + 5 x 360 + 1 x 20 + 4 = 1600224

——————————————————————————–

1 Güneş yılı = 365,242

1600224 / 365,242 = 4381,27

——————————————————————————–

“11 . 2 . 5 . 1 . 4 ”

4381,27 YIL EDİYOR.

——————————————————————————–

2- O günün özelliği nedir?

Maya takviminin 21 Aralık 2012′de bitmesinde ne var diye soruyor olabilirsiniz. Aslında bu tarih tespit edildikten sonra araştırmacılarında kafasına takılan soru buydu. Ve ilk akla gelende, astronomide bu kadar ileri bir toplumun bu tarihide bir astronomik oluşumla ilişkilendirmiş olma olasılığıydı. Bu yönde yapılan araştırmalar bu fikrin doğru olduğunu ortaya koydu.

Bilindiği gibi 21 Aralık tarihi yılın en kısa günüdür. John Major Jenkins, 21 Aralık 2012’de gökyüzünde oluşan astronomik konumların, oldukça sıradışı birleşmelere işaret ediyor. Bunların en önemlisi, gezegenlerin ve Ay’ın üzerinde hareket ettiği, “Ekliptik” olarak adlandırdığımız “tutulum çemberi”nin, tam 21 Aralık günü Samanyolu’nun dünyadan görülen ekvatoral çizgisiyle kesişmesi. Bu kesişmenin, modern astronomik ölçümlere göre “galaksimizin merkezi” olduğu belirlenen noktada (süper karadeliklerden biri olduğu düşünülüyor.) gerçekleşmesi, bu tarihi daha da ilginç kılıyor. Ama daha ilginci, 21 Aralık günü Güneş’in de tam “gündönümü” sırasında bu noktayla aynı hizaya gelmesi. Astronomik deyişle “Gündönümü Güneşi”, Ekliptik ile Samanyolu kuşağının “galaksi merkezi” olduğu belirlenen noktayla aynı hizada kesiştiği koordinata yerleşiyor. Bu birleşim, Mayalara göre, “Güneşler” olarak adlandırdıkları devrelerin beşincisinin noktalandığı anı belirlemekte.Maya kozmogonisine göre, dünyanın geçmişi, 13 Baktun’luk (aşağı yukarı 5125 yıl) devrelerden oluşur ve bunların her birinin bitimi, dünya için radikal değişimler ve büyük yenilikler içerir. İçinde bulunduğumuz devre, Mayalara göre beşinci ve son devredir ve 13.0.0.0.0 tarihinde son bulacaktır. Bizim takvimimize göre sözü edilen bu tarih, 21 Aralık 2012’ye denk gelmektedir.

Mayaların bugüne ilişkin öngörüleri,efsaneleri veya kehanetleri ise gerçekten çarpıcı. Buna geçmeden önce bir bilgiyi daha vermek gerekli. İçinde bulunduğumuz galaksi milyonlarca yıldıza sahip olmasına rağmen, galaksimizin merkezi olarak gösterilen nokta yıldız miktarının gayet seyrek olduğu bir nokta. Yaklaşık 25,800 yılda toplam 4 kere (dünyanın presession süresi) galaksi merkezimizle,

1- ” A door into the heart of space and time will open” , Zamanın ve uzayın kalbindeki kapı açılacak

2- ” The cosmos will be reborn or recreated ” , Evren yeniden doğacak, yeniden yaratılacak

3- ” We will reach the Zero Point of the process – a moment of collective spiritual birth ” , Döngünün sıfır noktasına erişeceğiz, toplu ruhsal doğuş anı

4- “…our basic orientations will be inverted. On the level of human civilization, our basic assumptions and foundation values will be exposed, and we will have the opportunity to embrace values long since driven under the surface of our collective consciousness”

Bizim basit doğamız ters yüz olacak.

Aslında tek önemli tarih 21 Aralık değil 2012 yılı için. Mayaların astronomi birikimlerinde , Boğa takımyıldızındaki Pleiades grubunun ayrı bir önemi var. G Bu yıldız grubunun gökyüzünün tepe noktasından (“Zenith” noktası) geçişi, Mayalar için önemli bir olaydı ve genellikle Tzolkin ile Haab’ın son günlerinin çakıştığı 52 yıllık dönemin sonunda yaşandığı için de fazlasıyla önemsenirdi. Monte Alban’dan İzapa’ya dek birçok kentte, gökyüzünün tepe noktasını gözlemlemek için hizalanmış şaftlara sahip yapılar bulunmuştur. Bu gözlem noktalarında başını yukarı kaldırıp belli bir anda daracık şafttan gökyüzüne bakan gözlemci, yalnızca Zenith noktasını görürdü. Meksika’nın güneyinde, İzapa’nın bulunduğu paralel üzerinde Güneş – Pleiades buluşması, presesyon etkisinden bağımsız olarak her yıl, ilkbahar ekinoksundan 61 gün sonra gerçekleşir. Günümüzde bu tarih, Güneş’in Boğa Burcu’na girdiği 20 Mayıs tarihine denk gelmektedir. Bu buluşma Zenith’te gerçekleşirse? Mayıs 2000′deki gezegen dizilimini hatırlayacaksınız. Ama ondan çok daha önemli birşeyi çoğunluğumuz bilmiyoruz Mayalarca önemli olduğu yeterince vurgulanan gün, Güneş – Pleiades – Zenith buluşmasıdır ve bu astronomik olayın gerçekleşme tarihi de 20 Mayıs 2000’dir. Mayalar, 13 Baktun’un hemen öncesine denk gelen bu astronomik buluşmayı, bir sürecin başlangıcını işaretlemek için kullanmışlardı Ünlü Kukulkan piramidinin tepesinde, doğrudan Zenith’e yöneltilmiş, çıngıraklı yılan kuyruğu biçiminde bir sütun yer alır. Çıngıraklı yılanın kuyruğundaki “çıngırak” işaretleri, Maya kültüründe Pleiades’in simgesidir. Çıngırağın biraz aşağısında, “Ahau yüzü” olarak adlandırılan bir kabartma vardır ve bu da, Güneş’i simgelemektedir. Bir bütün olarak Kukulkan piramidinin tepesindeki şekil, Güneş – Pleiades – Zenith buluşmasına işaret etmektedir yani.

YHIZLANIŞI HİSSEDİYOR MUSUNUZ?

Çağların değişimi başladı…

Kadim kehanetler bunu daha önceden bildirmişti. Yerli gelenekler onurlandırdılar. Dünya içinde gerçekleşen değişimler, uyuma düzenlerinizi, ilişkilerinizi, bağışıklık sisteminizi düzenleme yetinizi ve zamanı algılayışınızı etkilemekte. 2000 sene önce belirtilmiş, bizi bedenimizde olağanüstü değişimleri kabullenmeye hazırlayan bir inisiyasyon yaşıyoruz. Bu değişim şu anda gerçekleşmekte.

Dünyanın rezonansı (Schumann Resonance) binlerce yıldır 7.4 Hz.’di. 1980li yıllardan beri 12Hz’e ulaştı. Bu, bugün yaşadığımız 24 saatin eski zamanda 16 saate eşit olduğunu göstermektedir. Zaman hızlanıyor.

Kutup Değişimi

Bir grup astrofizik ve jeofizik uzmanının, bilgisayar uzmanlarıyla
beraber yürüttükleri araştırma sonucu sıradışı bir olayın 2012′de
başımıza gelme olasılığı olduğunu ortaya koymuş.

Bahsi geçen konu hakkında bilgisi olmayanlar için izah edersem…

Bildiğiniz gibi Güneş’in ortalama 11 yıllık periyodlarda (ve son
zamanlarda yapılan araştırmalarda 180 yıl civarında ikinci bir döngü
daha var) aktivitesi zirveye çıkıyor. Kuvvetli patlamalar ve güneş
lekeleri bu dönemde en yoğun zamanında oluyor. Son zirve dönemi 2000-
2001 yıllarındaydı. Ancak bu dönemden bu yana düşüşe geçmesi gereken
aktivite tam aksine az miktarda bir düşüşten sonra yatay bir düzey
tutturmuş durumda. Yani bir sonraki zirve döneminin çok daha şiddetli
olabileceğine dair bir işaret olabilir.

Bir sonraki zirve noktası ise 2012 yılına denk düşüyor. Yukarıda
bahsettiğim araştırmanın da kilit noktası burası. Eğer bilgisayar
ortamında yapılan teorik modellerin sonuçları doğruysa 2012 yılı
civarında bizi bir Manyetik Kutup kayması bekliyor.

Bu olay ortalama 200,000 yılda bir gerçekleşen, ancak bir önceki
kaymanın 780,000 yıl önce olduğu bilinen bir olay. Mıknatıslardaki
güney ile kuzey’in yer değişmesi olayı kısaca. Ancak bu bir anda
başlasa da, bir günde biten bir olay değil. Manyetik yapının tekrar
dengeye gelmesi ortalama 3000 yıl kadar sürüyor(muş).

Bu olayın nasıl olacağına dair bulgularda, + ve – kutbun, bu olay
başlamadan önce diğer yarı kürede adacıklar mantığıyla bölgeler
oluşturması ve genel manyetik güç kaybı oluşturması, olduğu tespit
edilmiş durumda. Dünya’da ise son 300 yılda genel manyetik kutup %20
oranında zayıflamış durumda. Bu Antartika ve Güney Amerika’da, yani
ozon tabakasının delik olduğu yerde %40 lara kadar çıkıyor. (yani
ozon tabakasının asıl delinme nedeni olabilir)

Fazla uzatmadan sonuçlandırırsam, bahsi geçen araştırma bu olayın
2012 yılında gerçekleşeceğini ortaya koyuyor.

Yani güneş’in aktivitesinin en güçlü olacağı zamanda bir kutup
kayması. Aynı araştırma sonucuna göre bu olay milyonlarca yıl önce
olduğu ortaya çıkıyor.

Güneş aktivitesi zirvesinde ve Manyetik kutup yer değiştirirse ne
olur?

Manyetik kayma demek, dünyanın manyetosferinin, yani manyetik
kalkanının bir süreliğine kapalı olması demek. Güneş’ten veya uzaydan
gelecek her türlü etkiye açık olacağız demek.

Güneş’ten gelen zararlı ışınlar ve kozmik ışınlar direkt dünya
yüzeyine ulaşacak. En basit sonucu milyonlarda kanser vakası.

Diğer olası sonuçlarından biri, dünyanın manyetik alanı etkin
olmayacağından meteor gibi cisimlerinde yönlerinin dünya tarafından
değiştirilemeyeceği, zam tersi çekileceği olasılığı…

Dünyanın yer çekimine etkisi tahmin edilememekle beraber, volkanlar,
depremler vs.. gibi olayların zirve yapacağı tahminlerden biri.

EĞER GERÇEKLEŞİRSE, küresel bir felaket bizi bekliyor demektir… En
kötü senaryoda Tek kurtuluş olasılığı, yüzeyin altında yaşamak veya
başka gezegene gitmek var. 3000 yıl süreyle…

DÜNYANIN DEĞİŞİMİ

Dünyanın kalp atışı kabul edilen bir elektromanyetik rezonans vardır. 1954 ten beri bilinip, ölçülen bu değer, bulucusu Alman fizikçi Schumannın adıyla anılan, Schumann Rezonansı olarak, SR simgesiyle anılır ve Dünya yüzeyi ile 55km. lik atmosfer sonrasındaki iyonosfer arasındaki bölgede ölçülmektedir.
Dünyanın bu kalp atışı, Güneşin düzenli 11 yıllık aktivasyon periyotlarına göre periyodik değişimler göstermesine rağmen, zannedilen o ki güneşin düzen dışı büyük patlamalarından doğan bir değişim geçirmektedir (Mayaların dediği gibi 2012 de kıyamet Güneşten gelecek). Bilim tarafından farkedildi ki bu rezonans, bu kalp atışı dramatik bir biçimde artmakta. Yıllar yılı 7.8 değerini koruyan ve yıllar içerisinde yükselen bu değer, bugün 12 devir/sn ye ulaşmıştır. 13 devir/sn lik değer zero point olarak anılır ve Dünyanın dönmesi bu değere ulaştığında duracak ve Dünya tersine dönmeye başlayacak. Ayrıca Dünyanın manyetik alanı da buna ters orantılı olarak azalmakta ! Son 4000 yıldaki değerler neredeyse son 4 yılda yarıya inmiş durumda !…
Ve bir magnetik tersliğin gelmekte olduğu bildiriliyor. Hatta seller, fırtınalar ve acayip hava şartları bu sebebe bağlanıyor. Ayrıca bu artıştaki hızlanma bizde, 24 saatlik bir günü, 16 saat olarak yaşanıyormuş gibi bir hissediş yaratıyor. Manyetik rezonansın 13 devir/sn. değerine varmasıyla, dönüş yönünü değiştirecek olan Dünyanın, çok uzun yıllar önce de dönüş yönünü değiştirip bugünkü yönünde dönmeye başladığı bildiriliyor. Bu değişim ile Dünya tersine dönmeye başlayıp, Güneşin batıdan doğacağı söyleniyor.
Burada bir saplama yapalım 1959 yılına dönelim ve Bedri Ruhselmana gösterilen vizyonda da söylendiği gibiDünya ekseninin yönünün değişmesi Ayrıca,
Büyük Mutasavvıf Muhiddin-i Arabî ile İnsan-ı Kamîl kitabının yazarı Abdülkerim Ceylî kıyamet anlatımlarında benzer ifadelerle; Kıyametin bir başka alâmeti dahi; Güneşin battığı yerden doğmasıdır Bundan sonra tövbe kapısı kapanır ! Daha önce iman etmemişse, artık bundan sonraki imanı nefse fayda vermez!.. demişlerdir.
Ve bir başka spiritüel mesajda şu ifadeler bulunmaktadır;

Yaşanması mutlak olan bu devreye ermenize az bir zaman kaldığı ve ufkun batıdan gelişini mutlulukla karşılamaya hazırlandığınız bu günlerde; yani yakın olan bu ışık günlerinin arifesinde, insan milletinin hazır olmaya ihtiyacı vardır.

Aslında herşey bir vibrasyon yayma olayı olduğundan, en ince ve yüksek frekanslara doğru gelişen yeniçağ yapısı, kaba, düşük frekanslardan rahatsız eden etkiler almaktadır artık. Ancak, yüksek anlamlı değerlere, frekanslara daha fazla açılındığı için, çevreden gelen ses, renk, koku, manyetik alan frekanslarını daha fark edici, gönül frekanslarına, insan duygularına daha duyarlı, daha yüksek tatminleri arzulayan ve eski kaba tatminlerden artık zevk almayan yeni şuur insanı ortaya çıkmaktadır.
İnsanın titreşimsel olarak farklılaşırken, devamlı bir etkileşim içinde olduğu yeryüzü de titreşimsel olarak değişmekte ve manyetik alanı yeni insana, yeni yüksek frekans yaşamına uyumlanmaktadır. Ve yüksek insanın yeni dünyası ortaya çıkmaktadır. Yeni dünyada artık yer almayacak olan ve bunun insandaki karşılığı endişe, korku olan düşük, alçak frekans tır. İşte bu oluş döneminde üzerinde en çok çalışılması gereken de, korku ve endişeye odaklı yaşanmamasıdır

konuyla ilgili çalışan

Yıllardır bu konuyla ilgili çalışan

MOTHER SHIPTON (15. YY.DA YAŞAMIŞ ÜNLÜ İNGİLİZ KADIN KAHİN)

Mother Shipton (Şipton Ana)diyorki:

“Uçaklardan, denizaltılardan, uydu haberleşmesinden, AIDS ten ve 20. Yüzyıldaki kadın-erkek davranışlarına kadar herşeyden bahsettikten sonra,
..Ve insanlığa düşünme zamanı verilecek (20. yüzyıla kadar)

*Sonraki yüzyıl (21.yy.) yaklaşmadan işaretler görülmeyecek;(2007-2010 arası dönem yaklaşmadan alametler görülmeyecek deniliyor 2007-2010 arası volkanik patlamalar ve Büyük depremler) dünyanın alt üst olduğu zamanın geleceği hakkında

(ABD_İNGİLTERE_İSRAİL’in depremle yere batacakları hususu ) İnsan korkuyla titreyecek, o yüzyılda (21.yy.) yaşadığı için.

Yedi gün, yedi gece için, insan korkunç bir görüntü seyrediyor!

İnişler, çıkışlar aklın ötesinde, dağlar kükremeye başlayacak, depremler kentleri yutuyor, karalarda tufan, sel suları karalara saldırıyor. İnsanoğlu, çamur ve batağa gömülüyor. Okyanuslar, kıyıdan yükselecek, eski kıtalar gidecek, yenileri dirilecek, (Atlantis ve Mu kıtaları Atlas okyanusunda ve Büyük okyanusda 2011 den itibaren yer yüzüne çıkacak Avrupa,Afrika ve Asya kıyıları tsunamı dalgaları ile yok olacak.)kızgın canavar göklerden geçecek
Ve uzak bir yerde;
Bazı insanlar, Oh ne kadar az bir grup Dünyada, çok az sayıda insan kurtuluyor. İnsan ırkı yeniden başlıyor. Ve dünyada kısa bir süre geçiyor. İnsan unutuyor ve gülüyor, kendisine dönüyor. İnsan hak ettiği kaderi elde ediyor.

Yazilanlarin bir cogunu simdiler de yasiyor olmak ne kotu ve yarinlarda umut ararken umutsuzlugun ortasinda olmak..

Etiketler:muhiddin arabi kehanetleri muhyiddin arabi kehanetleri muhiddin arabi atatürk muhittin arabi kehanetleri muhiddin arabinin türkiye kehanetleri muhiddin arabinin kehanetleri muhiddini arabinin kehanetleri muhyiddin arabinin kehanetleri muhiddin arabi türkiye kehanetleri muhiddin arabi ve atatürk muhyiddin i arabinin kehanetleri muhittin arabinin kehanetleri atatürke hediye edilen seccade muhyiddin arabi ve atatürk muhyiddini arabinin kehanetleri muhiddin arabi kehanetleri 2012 .muhiddin arabi kehanetleri muhittin arabi muhyiddin arabi ile notradamusun kehanetleri muhiddin arabi türk kehanet
Muhyiddin İbn Arabi: Abū `Abd Allah Muhammad b. `Ali b. Muhammad b. al-`Arabi al-Hātimī al-Tā’ī (Arapça: أبو عبد الله محمد بن علي بن محمد بن العربي الحاتمي الطائي) Kısaca Muhyiddin ibn Arabi de denir (1165-1239).
Muhyiddîn Mehmed-i İskilibî: Muhyiddîn Mehmed-i İskilibî (?-1516) Türk din alimi; Bayrami tarikatı şeyhi, şeyhülislam Ebussuud'un babası ve II.
Muhyiddin Çelebi Camii: Çukurcuma camii de denir. Tophane'de Firuzağa mahellesinde, Çukurcuma caddesindedir. Mimar Sinan camilerinden biridir.
Arap Yarımadası: Arap Yarımadası (eskimiş Ceziretü'l-arap) (Arapça:شبه الجزيرة العربية Şibhe'l-ceziretü'l-Arabiyye) ya da Arabistan, Asya'nın güneybatısı ve Afrika'nın kuzeydoğusunda yer alan yarımada.
Arapça: Arapça (اللغة العربية, el-luġatu l-‘arabiyye ya da sadece عربي, ‘arabī), Hami-Sami Dilleri Ailesi'nin Sami koluna mensup bir dildir. Standart Arapça olarak kabul edilen bu dil (العربية الفصحى) Arabiyyet-ül fushâ (Fasih, Düzgün Arapça) olarak ifade edilir ve tüm Arap devletlerinin resmi dilidir. Arap Yarımadası ve Kuzey Afrika'da halkın çoğunluğunca, İran ve Türkiye'de ise Arap azınlıklarca kullanılan diller Arapça'nın lehçeleridir. Standart Arapça herhangi bir ülkede halk dili olarak konuşulmamakla beraber resmi dil olduğu için eğitim görmüş her Arap standart Arapçayı anlar ve konuşabilir. Standart Arapça olarak kabul edilen dil Kur'an'ın dilidir. Kur'an Arapça olması nedeniyle Arap dili İslâm dininde özel bir yere sahiptir.
Arabistanlı Lawrence (film): Lawrence of Arabia 1962 yapımı Oscarlı film. T. E. Lawrence'ın hayatını konu almaktadır. Filmin yönetmenliğini David Lean, yapımcılığını Sam Spiegel yapmıştır.
Arabistanlı Lawrence: * Thomas Edward Lawrence: İngiliz asker, casus.
Arabi Paşa: Arabi Paşa ya da Urabi Paşa olarak da bilinir, tam adı Ahmed Arabi Paşa el-Mısri (1841 - 21 Eylül 1911), Mısırlı milliyetçi önder.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir