Nabız Nedir

Sponsorlu Bağlantılar
ama ayak bir bu buna daha dk gibi ya yani zaman Nabız Nedir Nabız nabız yüksekliği nabız nedir nabız nabız neden yük..

Nabız Yüksekliği – Nabız Neden Yükselir

Normalde nabız (kalp atım hızı/sayısı) erişkinde 60-90 kez/dk, çocukta 80-100 kez/dk, bebekte 100-120 kez/dakika civarındadır.

Nabız, kalbin 1 dakika içinde kaç kere kasıldığını yani kalbin hızını yansıtır. Kalp her kasılmasıyla bir miktar kanı atardamarlar içine fırlatır ve damarların esneme özelliğinden dolayı atardamarlarda buna bağlı bir genişleme olur ve ardından eski durumuna dönmek ister. İşte bu genişleme, damarların yüzeyel seyrettiği yerlerde (el bileği, dirsek içi, kasık, şakak, ayak bileği gibi) nabız dalgası olarak hissedilir.

Nabzımıza nasıl bakalım?

Yukarıda söz ettiğim nabzın hissedilebileceği bölgelerde nabıza bakılabilir. Ama en sık olarak el bileğinin baş parmak tarafındaki radial artere bağlı radial nabız kullanılır.Nabız bölgelerinde birinci ve ikinci el parmak uçlarımızı yavaşça bastırarak nabız dalgasını aramalıyız. Nabızı hissettiğimiz zaman önce düzenli olup olmadığına bakalım. Normalde nabız dalgası eşit aralıklarla gelmelidir. Daha sonra da 1 dakika içindeki sayısını bulmalıyız. Bunun için de saatimizin saniye göstergesine bakarak 1 dakika içindeki sayısını sayabiliriz veya 15 saniye süreyle sayıp, bulduğumuz rakamı 4 ile çarpabiliriz.

Bebeklerde nabız, dirsek çukurunun hemen yukarısından, kolun iç kısmından ( brakiyal arterden ) alınabilir .

Şah damarından canlı kişilerin nabzı alınmaz; 5 saniyeden uzun süre ve çift taraflı kesinlikle bastırılmaz aksi halde kalp zarar görür (bradikardi gelişir).Önceleri, solunumu durmuş ve nabzının da olmadığı varsayılan kişilerde nabız kontrolü için şah damarından bakılıyordu, ancak 2005 yönergelerine göre bu kaldırıldı..

Nabız alınırken, damarın üzerine çok hafif ya da fazla bastırılırsa, nabız hissedilmeyebilir.

Nabız neden yükselir

Çeşitli hastalıklar nabız vuruşları üzerinde etki yapar. Tifo dışındaki bütün ateşli hastalıklarda ateşle birlikte nabız da yükselir. Genellikle ateşin bir derece yükselmesine karşılık nabız dakikada 20 vuruş hızlanır. Bu bakımdan ateşli hastalıklarda, nabız vuruşları ile ateşin yüksekliği hakkında bir fikir edinilebilir.

Tifoda ateşin yükselmesine karşılık nabız normale yakın atar.Bağırsak delinmesi olaylarında ise nabız hızlı atar ama buna karşılık ateş düşer. Bu durum hastalığın tehlikeli bir devreye girdiğini gösterir.Kanama halinde, vücuttan dışarı çıkan kanın eksikliğini duyurmamak için kalp atışları hızlanır. Dokuları normal şeklinde besleyebilmek için kalbin bu süratli çalışması sonucu nabız atışları hızlanır. Ancak, nabız vuruşlarındaki dolgunluk hissi kaybolur ve atış zayıf bir şekilde hissedilir. Kanamanın devam etmesi ve vücuda kaybolan kan yerine yenisinin verilmemesi halinde nabız atışlarında giderek bir zayıflama olduğu ve bir devre sonra da nabzın el altından kaybolduğu görülür. Ayrıca nabız, guatr denilen, boyundaki kalkan bezi hastalığının artması ile de hızlanır. Bu hastalıktaki başlıca belirtilerden biri olan gözlerin yuvalarından dışarı çıkar gibi olması kalbin hızlı atışları ile meydana gelir.Nabız, kalp yetmezliklerinde de hızlı bir vuruş gösterir. Böyle durumlarda nabızdaki atış sayısı dakikada 200′e yükselebilir.


Şiddetli Bağ Ağrısı Ve Nabız Yükselmesinin Nedenleri?

sıklıkla başım ağrıyor.Baş ağrısı başladığı andan itibaren ağrı kesici kullanmama rağman aralıksız en az 2 gün çoğu kez 3.güne de yansıyan şiddetli bağ ağrısı yaşıyorum.
Günlük yaşantımı etkilemeye başladı ciddi oranda, rahatsız edici boyutlara ulaştı.Başımı taşıyamıyormuşum hissi var,başımın arka kısmında bir ağırlık hissediyorum,içine sığmıyormuş gibi hissediyorum ve sağ şakağımda gözle görülür bir damar çıkıyor.
Mitral kapak yetmezliğim ve ritm bozukluğum var bunun için dr umun tanısı sonucu beloc kullanıyorum her gün.Başım ağrıdığı zamanlarda aralıklı olarak kalbimin atımı hızlanıyor,nabzım yükseliyor çoğu kez.Bir nöroloğa mı danışmalıyım?
teşekkürler

Nabız Değeri Kaç Olmalıdır? Normal Nabız Değerleri

Nabız değeri kaç olmalıdır? Normal nabız değerleri

bypass olmuş kişide 90-100 nabız değeri normal midir? hastalık öyküsü beyin kanaması ve akciğer embolisi, yaklaşık 10 yıl oldu bunlar üzerine. geçen hafta bypass geçirdi hasta, şu an evde tansiyon ortalama 10a 7 biçiminde yani genelde düşük, ara sıra ateş yükseliyor ve nabız da 90-100 arası. ateş normalmiş de nabız ve tansiyon biraz endişelendiriyor açıkçası, bilgi paylaşabilir misiniz? teşekkür ederim..

Hipertansiyon

Hipertansiyon
Gelişmiş ülkelerin en önemli halk sağlığı problemlerinden biri olan “hipertansiyon” 1920′li yıllarda sertleşen damar cidarlarına göre doku perfüzyonu için vücudun bir destekleme değişikliği veya zararsız bir yaşlılık belirtisi olarak düşünülmekteydi. O tarihlerde başlayıp günümüzde de devamını sürdüren kalp-damar sistemi hastalıklarının tanı ve tedavileriyle ilgili yoğun araştırmalar bu konudaki önemli yeniliklere neden olmuşlardır. Hipertansiyon tek başına bir hastalık olmaktan çok,bir risk faktörü olarak kabul edilen arteryel kan basıncı yüksekliğinin devamlılık halidir. Arteryel hipertansiyon, arter kan basıncının yükselmesidir. Kan basıncının normal sınırları sempatik aktivite, pozisyon farkı, vücut sıvı volümü, iskelet kas tonusu gibi fizyolojik şartlarda çok değişkendir.
Klinikte ya da muayenehanede yapılan, devamlı kan basıncı ölçümlerinin standard kontrollü çalışmalarının sonuçlarına göre pratik bir hipertansiyon sınıflandırması aşağıda gösterilmiştir: En az 18 yaşında olan erişkinlerde kan basıncı sınıflandırması
Kan basıncı mmHg

Kategori
Sistolik

Diastolik
Optimal
< 120
ve
< 80
Normal
< 130
ve
< 85
Normal-Yüksek
130-139
veya
85-89
Hipertansiyon

Evre 1
140-159
veya
90-99
Evre 2
160-179
veya
100-109
Evre 3
>= 180
veya
>= 110
JNC VI. Raporuna göre hipertansiyon sınıflandırılması
Hipertansiyon aynı zamanda hedef organ hasarının varlığı ve derecesi ile de sınıflandırılabilir:
EVRE I: Organ değişikliklerinin objektif belirtilerinin olmaması EVRE II: Organ tutulumunu gösteren aşağıdaki belirtilerin en azından bir tanesinin varlığı: LVH (grafi, elektrokardiyografi, ekokardiyografi)
Retinal arterlerin fokal ya da genel olarak daralması
Proteinüri ve/veya plazma kreatinin konsantrasyonunun hafif yükselmesi (1.2′den 2.0
mg/dl’ye)
Aterosklerotik plakların ultrasonografik ya da radyolojik olarak ortaya konması
(karotis arterleri, aorta, ilyak ve femoral arterler)
EVRE III: Organ hasarına bağlı olarak belirti ve semptomlar ortaya çıkmıştır. Bu durum şunları içerir:
Kalp: angina pectoris, MI, kalp yetmezliği
Beyin: geçici iskemik atak, inme, hipertansif ensefalopati
Optik fundus: papilla ödemi ile beraber olan ya da olmayan retinal kanamalar ve eksüdalar
Böbrek: 2.0 mg/dl üzerinde plazma kreatinin konsantrasyonu, böbrek yetmezliği
Damarlar: dissekan anevrizma, semptomatik tıkayıcı arter hastalığı
Nedenler ve Belirtiler

Hipertansiyon ve soy çekimi arasında önemli bir ilişki vardır. Uzun süreli stres veya çok tuzlu diyet kan basıncını yükselten
nedenlerdir. Obezitenin de önemli rolü vardır. Tropikal iklimlerde yüksek kan basıncına daha az rastlanmaktadır. Bu da
muhtemelen iklim şartlarından çok, daha rahat yaşam biçimlerinin olmasıyla ilgili görülmüştür. Stres, hareketsizlik, alkol ve sigara kullanımının ve bazı ilaçların yüksek tansiyonu hazırladığı bildirilmektedir.

Hipertansiyonda belirtiler genelde yoktur veya birçok normal tansiyonlunun yüksek tansiyona ait belirtileri farklı nedenlerle
hissedebilmeleri nedeniyle hipertansiyondaki belirtiler gözden kaçabilmektedir.Bunların en sık görülenleri burun kanaması,
kulaklarda çınlama, baş dönmesi, bayılma hissi, sabah baş ağrıları, depresyon, görme bozuklukları, gece idrarı, gerginlik,
yüzün kızarması ve sıcaklık hissidir. Bu yakınmalar sıklıkla yüksek tansiyonun erken dönemlerinde vardır; geç dönemlerde
hipertansiyonun komplikasyonlarına göre daha ağır belirtiler görülür
Risk faktörleri
Artmış kan basıncı çoğunlukla semptom vermez. Kan basıncı artışı kademeli ya da hızlı olabilir. Ancak, hipertansiyon ilk
olarak ağır bir komplikasyonla da ortaya çıkabilir. Hipertansiyona predispozan başlıca faktörler aşağıdaki tabloda özetlenmiştir:

Ailede hipertansiyon/inme hikayesi
Olası ırksal duyarlılık
Bazı ilaçların kullanılması
Önceden mevcut renal hastalık
Yüksek vücut kitle indeksi
Yüksek alkol tüketimi
Sigara alışkanlığı
Yüksek sodyum alımı
Egzersiz yapılmaması
Komplikasyonlar Hipertansiyon, tüm yaşlarda beyin,kalp, periferik damarlar ve böbrekleri etkileyen predispozan bir risk faktörüdür. Her iki cinsiyet benzer etkilenir, ancak genel olarak kardiyovasküler riskleri daha fazla olduğundan, aynı derecedeki kan basıncı yüksekliği erkeklerde daha fazla komplikasyona neden olur. Hipertansiyon erişkin popülasyonun % 15-25 kadarında görülür. Ancak bunlardan sadece % 50′si hipertansiyonlu olarak tanımlanabilir ve hipertansif olduğu bilinen bu populasyonun sadece % 50′si antihipertansif tedavi görürler ve bunlarında ancak % 50′sinin kan basıncı kontrol edilebilir.

Kardiyovasküler ve renal komplikasyonlar, kan basıncı artışı ile katlanarak yükselirler, bu artış “normal” sınırlar içinde iken bile başlayabilir. Klinik çalışmalar, yüksek kan basıncının kontrol edilmesinin buna bağlı komplikasyonları ileri derecede azalttığını göstermiştir. A. Metabolik parametreler Glikoz intoleransı: Antihipertansif tedavi güçlü antihipertansif etki oluşturmalı ve glikoz/ insülin metabolizması üzerinde nötral etkiye sahip olmalıdır.

Tedavi edilmemiş hipertansiyonu olan hastalar sıklıkla glikoz intoleransı (insülin direnci) ve kompansatuar hiperinsülinemi gösterirler. Hipertansiyon, insülin direnci ve hiperinsülinemi sıklıkla birlikte bulunarak hastayı ateroskleroza bağlı koroner
kalp hastalığı, periferik arter hastalığı ve inme gibi kardiyovasküler hastalıklara yatkın hale getirirler. Tanı yaşı koyma ne olursa olsun, diabetik hastaların yaşam sürelerinin üçte birinin azalmış olduğu akılda tutulmalıdır.

Hipertansif hastalarda glikoz intoleransı oluşmasının başlıca nedeni, insüline cevap olarak başta iskelet kası olmak üzere dokuların yeteri kadar glikoz alamamasıdır. Glikoz intoleransı insülin sekresyonuna neden olarak hipertansif hastalarda sık olarak görülen hiperinsülinemiye yol açar.

Hipertansiyonun glikoz intoleransına sebep olması ya da glikoz intoleransının hipertansiyona sebep olması bu faktörlerin arasında bir neden sonuç ilişkisi olduğunu göstermektedir.
Tedavi prensipleri Tedavi prensipleri aşağıdakileri içerir:
Hipertansiyon varlığı açısından tarama : Tüm erişkinler en azından üç yılda bir kez olmak üzere kan basıncı ölçümü yaptırmalıdırlar.

Hipertansiyon seviyelerinin ve buna bağlı risk faktörlerinin dikkatlice değerlendirilmesi

Gerekli hayat tarzı değişiklikleri için hastaların cesaretlendirilmesi

Yüksek kan basıncı seviyelerinin ısrarla devam ettiği hastalarda ilaç tedavisine başlanmalı

Sınırda ya da tanısı konmuş hipertansiyonu olan hastaların uzun süreli takibi yaşamsal öneme sahiptir.

Antihipertansif tedavi günümüzde büyük değişikliklere uğramaktadır. Kan basıncının kontrol altına alınması sadece hemodinamik bir kontrol olarak düşünülmemelidir, hipertansiyon artık kardiyovasküler risk profilinin önemli bir parçası olarak görülmektedir. Hipertansif hastaların % 80-90 kadarı birden fazla risk profiline sahiptir, bu nedenle antihipertansif tedaviyi başlatmadan önce hastanın risk profilinin ayrıntılı olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.

Antihipertansiflerin beş önemli sınıfı mevcuttur;

· Diüretikler
· Alfa blokerler
· Beta blokerler
· ACE inhibitörleri
· Kalsiyum antagonistleri Son zamanlarda yeni bir antihipertansif sınıfı olan anjiyotensin II inhibitörleri ortaya çıkarılmıştır. Genel olarak, bu beş ayrı antihipertansif sınıfının benzer antihipertansif etkileri mevcuttur, ancak primer koroner risk faktörleri üzerine değişik etkileri olanlar mevcuttur. Böylesine bir sınıf içi fark, koroner risk faktörleri üzerine değişik etkileri belirgin olan kalsiyum antagonistleri için söz konusudur ve bu nedenle homojen bir grup oluşturmak zordur. Kalsiyum antagonistleri, dihidropiridin ya da non-dihidropiridin olmalarına göre birbirlerinden ayrılırlar.

Genellikle şikayete neden olmaması dolayısı ile hem gizli kalır, hem de önem verilmez.
Pek çoğumuz raslantı sonu tansiyonumuzu ölçtürür ve yüksek olduğunu öğrenip şaşırırız.

�Sırt ağrılarım dolayısı ile doktora başvurduğum zaman, romatizmamın olduğu söylendi ve bazı ilaçlar önerildi. Bu arada hiç beklemediğim bir şeyi öğrendim, tansiyonumun çok yükseldiğini�
(Hasta, E.A., 55 yaşında, kadın).

Sonunda hasta uygun bir tedavi ile sırt ağrılarından tamamen kurtuldu, fakat bununla hiç ilgili olmayan tansiyon
yüksekliği için ömür boyu tedavi olması gerektiğini de öğrendi.

Daha şanslı olan hastalarda, tansiyon yüksekliği bir takım önemsiz belirtilerle ortaya çıkarak vakit geçmeden doktora müracaatı gerektirir.

�Eşimin uzun zamandır başı ağrıyordu. Muayenede tansiyonu yüksek bulundu. Uygun bir tedavi ile hem tansiyonu normale döndü, hem de bunun yaptığı baş ağrılarından kurtuldu. Bir kaç yıl sonra benim de başım ağrımaya başladı.Eşimin önerisi ve ısrarı ile gittiğim doktor bende de orta derecede yüksek tansiyon tespit etti; başka hiç bir bozukluk bulunmadığı için, erken geldiğimi, tansiyonumun yeni başladığını bildirdi.�
(Hasta, K.V.61 yaşında, erkek).

Çoğumuzun tansiyon yüksekliği yukardaki hastalar gibi tesadüfen, normal bir kontrol sırasında, hatta merak dolayısı ile yapılan ölçümlerde ortaya çıkar. Kan basıncı yüksekliği karşılığı olarak kullanılan �Tansiyon yüksekliği� ya da �Hipertansiyon� pek az sıkıntı verir, çoğu zaman da kalp, beyin ve böbrekleri bozmadıysa hiç bir sıkıntıya neden olmaz.

Ağrısı, ateşi olmayan, kendisini tamamen sağlıklı hisseden, sağlık ve enerjisinden gurur duyan bir kimsenin, hasta gibi her gün devamlı ve belki de ömür boyu ilaç kullanması kolay değildir. Hele bu ilaçların bir kısmının yan etkilerini duyan kişilerin ilaçtan kaçmaları çok doğaldır. Yine de tansiyon yüksekliğinin tanı, tedavi ve devamlı kontrolu için gerekli bilgiler verildiği zaman, hastaları devamlı ilaç almaya inandırmak mümkündür.

Unutulmamalıdır ki, tansiyon yüksekliği için alınan önlemler yaşam boyu devam edecektir.
Normal Kan Basıncı ve Yüksek Kan Basıncı

Gerçekten nedir bunlar? Ne zaman çok yüksek denir?
Kan basıncı yüksekliği denen tansiyon yüksekliğinin sonunda ne olmaktadır?
Akibeti ne olabilir?

Vücudumuzdaki organları oluşturan dokular kalp ve damar sistemi yolu ile düzenli bir şekilde oksijen ve besin maddeleri alarak görevlerini yerine getirir. Bu işlemin sürekliliği için kalp düzenli bir ritmde çalışır. Kendisine kulakçıklardan gelen kanı karıncıklar yolu ile büyük ve küçük dolaşıma pompalar. Bu pompalama boyun ve el bilek damarlarında nabız atması şeklinde hissedilir ve elimize vurur. Sol karıncıktan atılan temiz kan yüksek basınçla bütün vücuda dağılır, işte bizim �tansiyon� diye ölçtüğümüz damar içindeki bu kanın basıncıdır. Büyük dolaşım sistemi ile dokuların gereksinimini karşılamak için dağıtılan bu kan kullandıktan sonra tekrar temizlenmek üzere, küçük dolaşım yardımı ile akciğerden geçirilir.

Kan basıncı ölçümünde iki sayı vardır. Yüksek olan sayı �sistolik� basınç ya da büyük tansiyon adı ile anılır. Bu
basınç kalbin içindeki kanın damarlara pompalandığı anda oluşur. Bu pompalama nabız sayısı gibi dakikada 70-100 civarındadır.İki pompalama arasında kalp adalesi içine kanı doldurmak için gevşer ve bu sırada damardaki basınç düşer, buna �diyastolik basınç� ya da küçük tansiyon denir.

Kan basıncını ölçmek için içine hava pompalanan bir lastik kolluk dirseğin üst tarafından kola sarılır. Bu kolluk hava pompalanınca, temiz kan damarlarını (arter) o kadar sıkıştırır ki içindeki kan akımı durur, ayrıca bilekteki nabız kaybolur. Sonra lastik kolluk içindeki hava yavaş yavaş bırakılır. Kolluk içindeki hava basıncı kalbin kanı pompalarken oluşturduğu basınca inip eşitlenince, kanın çarpması ile bu damarda bir ses meydana gelir.

Her kalp atımında oluşan bu ses sistolik kan basınç değerini verir. Tansiyon ölçülen kolun bilek damarını kontrol edersek kulaklıkla dinlenen bu sesin oluştuğu basınç seviyesinde, nabız atımının başladığını hissederiz. Kolluk içindeki hava boşaltılmaya devam edilince, basınç azalarak, kulaklıkla duyulan sesin bir noktada artık duyulmadığı görülür. Burada basınç damardan kanın serbestçe akabildiği seviyededir. Buna diyastolik basınç denir.

Diyastolik basınç bilek damarlarından bulunmaz. Tansiyon seviyeleri, ortasında ibresi bulunan göstergelerle, civa sütununun yüksekliği ile ya da elektronik aletlerin sayısal göstergeleri ile okunur. Okunan değerler milimetre civa sütunu olarak açıklanmakla birlikte, 13-15 gibi sayılarla da ifade edilir (Örneğin 170 mmHg yerine 17 denebilir).

Bunları hiçbir zaman unutmamak gerekir:

  • Tansiyon seviyeleri duvara çakılan bir çivi gibi sabit değildir. Günün saatlerine ve kişilerin durumuna göre, devamlı olarak az-çok değişiklikler gösterir. İş dönüşü en yüksek, gece sabaha karşı en düşük seviyede bulunur.
  • Polikliniklerde heyecan ve sıkıntı dolayısı ile ölçülen yüksek seviyeler, aynı kişinin evinde ölçülse daha düşük bulunabilir. Bu yüzden birkaç saat içinde görülen önemli derecedeki tansiyon farklarını hemen ölçenin dikkatsizliğine ya da cihazın bozukluğuna bağlamak yanlıştır.
  • Normal tansiyon seviyeleri yaş ilerledikçe artar. Yaşlı insanlarda kan basıncı yükselme eğilimi gösterir. Buna karşılık kan basıncı ne kadar yüksekse ömür o kadar kısadır. Sağlığı bozan kan basıncı sınırı belirlenmiştir. Bu sınır normal tansiyonla yüksek tansiyonu birbirinden ayırır. Sistolik basınç 140, diyastolik basınç 90�ın altında ise normal kan basıncından bahsedilir.
  • Eğer bir haftada üç defa ölçülen tansiyonun en az ikisi 160/95�in üzerinde bulunursa tansiyon yüksekliği (hipertansiyon) teşhisi konulabilir. Bu ölçümlerde sık sık sistolik 130-139 arası ve diyastolik de 85-89 arası bulunuyorsa buna �sınır tansiyon yüksekliği� denir. Bu kişilerin tansiyonlarını kontrol ettirmeleri gerekir. 5 milimetre cıva (mmHg) lık yükselmeler bile hayatın akışına ve ömrün uzunluğuna etkisi olduğu için ihmal edilmemelidir.
  • Tansiyon yüksekliği ile sinirlilik birbirine paralel olmadığı gibi pek çok sakin ve rahat görünüşlü insanda yüksek tansiyona rastlanabilir. Tansiyon yüksekliğinin yaşlılara has bir hastalık olduğunu düşünmek yanlıştır. 3-5 yaşındaki çocuklarda bile bazı nedenler tansiyon yüksekliği yapar. Tansiyonun kendisi genellikle bir şikayet oluşturmadığı için hastalık tanısı olamaz. Bununla birlikte, bir süre sonra çeşitli organlarımızda meydana getirdiği bozukluklar ciddi hastalıklara neden olur.�Dikiş dikerken birden bire sol gözüm bulandı ve görmez oldu. Doktoruma gittiğim zaman çok yüksek tansiyona bağlı göz içi kanaması olduğunu öğrendim. Halbuki o güne kadar kendimi çok sıhhatli zannediyordum,�
    (Hasta N.L. 56yaşında, kadın).

    Tansiyon yüksekliğinin hedef seçtiği belli başlı üç organ vardır: Kalp, Beyin ve Böbrekler. Hastalarda er geç bu organların damarlarında hasar meydana gelir.

    �Babam hipertansiyonu dolayısı ile 30 yıldır tedavi altında, halen 81 yaşında, benim tansiyonum da şimdi kontrol altına alındığı için, artık korkmuyorum,�
    (Hasta A.R. 55 yaşında, erkek).

    Hastalar tedaviye devam ettikleri sürece sağlıklı yaşarlar. Yüksek tansiyon damar sistemindeki direnci arttırarak kalbin pompalamasını engeller. Kalp daha çok ve güç çalışır. Sonunda büyüme başlar ve adelesi kalınlaşır. Tansiyon yüksekliği tedavi edilmez ise neticede kalp kanı boşaltamaz ve kalp yetmezliği ortaya çıkar.

    Vücutta bulunan tüm damarlarla birlikte kalp damarları, koronerler de sertleşerek, daralır, tıkanır ve kalp krizleri meydana gelir. Beyin damarlarındaki sertlik felçlere neden olurken, böbrek yetmezliği üremi ile sonuçlanır.

    Bunlar tansiyon yüksekliğinin en önemli sonuçlarıdır. Gelişmiş ülkelerde hastalık ve ölümlerde birinci sırada bulunurlar.

    Kan basıncının neden yükseldiği genellikle bilinmez. Bununla birlikte tansiyonlu hastanın nasıl davranması gerektiği ve tansiyon yüksekliğinin nasıl tedavi edileceği bilinmektedir.

    Kan basıncı yüksekliği çok yaygındır. Almanya�da 40 yaşın üzerinde olanların % 20�sinde hafif ya da ağır tansiyon yüksekliği vardır.Amerikalıların en az yarısında hayatlarının bir döneminde mutlaka tansiyon yüksekliği gelişir.

    Bu kadar yaygın bir hastalık olduğu için sorunun aydınlatılmasına yönelik geniş kapsamlı çalışmalar devam etmektedir. Vücudumuzda kan basıncı ve dağılımını düzenleyen mekanizmalar çok karmaşık ve içiçe girmiş durumdadır. Bu denge bir ya da birkaç yerinden bozulduğu zaman tansiyon yükselir.

    Yüksek kan basınçlı hastaların çoğunda bu bozukluğu açıklayabilecek bir hastalık yoktur. Bu duruma esansiyel (primer) hipertansiyon denir. Bazı ailelerin fertlerinde diğerlerine göre daha fazla saptanabilir. Tansiyon oluşmasındaki diğer önemli etkenler ise basınç yüksekliğini kolaylaştıran ya da devam ettiren dış faktörlerdir.

    Bu faktörlerin çoğunun bizim hayat tarzımızla ilgisi vardır. Hareketsizlik, şişmanlık ve stres tansiyon yüksekliğinin oluşmasını kolaylaştırır ve ayrıca damar sertliğini doğrudan arttırır. Hergün farkına varmadan kalp-damar sistemini uyaran pek çok olay yaşarız. Boşu boşuna sinirleniriz. İşlerimizde karşılaştığımız öfke ve üzüntüleri düşünürsek, bunların çoğunluğunun dış etkenlerle olduğunu hatırlarız. Bu durumlarda masaya bir yumruk atmak ya da bağırıp-çağırmak daha sıhhatli bir tepki olabilir, fakat herkes böyle tepki gösteremez.

    Yine de normal işlerimizi yürütmemiz için dış uyaranlar ve iç etkenler gereklidir.

    Buna karşılık çoğunluğumuz, gerektiğinden ya da katlanabileceğimizden fazla uyarı alırız, işte buna �stres� denir. Bunların içinde en kötüsü insanı devamlı dürten, içini kemiren etkenlerdir. Bu insanın dayanabileceğinden çok fazlasını götürür. Zaman baskısı, huzursuzluk ve umutsuzluk sonuç olarak ortaya çıkar. Muhtemelen her iki hastadan biri yukarıda tarif edilen psikolojik tablodadır.

    Tansiyon yüksekliğini kolaylaştıran başka faktörler de vardır. Tuz kullanımı bunların başında gelmektedir. Acı, ekşi, limon ve baharatın tansiyona hiçbir etkisi yoktur. Bunları izleyen diğer bir önemli etken şişmanlıktır. Şişman kişilerde kalp daha çok çalışmak zorundadır.

    Yukarıdaki etkenlerin hepsi hem tansiyon yükselmesine neden olur, hem de kan basıncını yükselten uyaranlara daha fazla cevap verilir.

    Ekseri vakalarda yaşam şeklinin değiştirilmesi kan basıncının normale dönmesi için yeterlidir.Özellikle tansiyonu hafif yüksek vakalarda çok başarılı olunabilir.

    İlaç ihtiyacının azaltılması ve hipertansiyonun istenmeyen sonuçlarından korunmak için önlemlere dikkat etmelidir. Bu konuda düzenli bir spor yapmak önerilir. Antrenman ile birkaç ayda pek çok tansiyonlu hasta düzelebilir.

    • Koşu, ip atlama, bisiklete binme, bahçe çalışmaları tavsiye edilebilir. Haftanın en az üç günü 15 dakikadan az olmamak kaydı ile yapılan egzersizler çok faydalıdır. Bu süre içinde nabız sayısı 150 civarında kalacak şiddette egzersiz uygulanmalıdır.
    • Yürüme bir spor değildir. Ancak 70 yaşı aşan kimselere, hızlı olmak koşulu ile önerilebilir.
    • Sigara tansiyon yüksekliğinin doğrudan damar sertliği üzerine olan etkisini hızlandırır. Mutlaka terk edilmelidir. Bugüne kadar azaltarak sigarayı bırakana pek rastlanmadığı için, uygun bir zamanda bir daha içmemek üzere terk etmelidir. Sigara bıraktığı için hasta olan hiç kimse görülmemiştir.
    • İçkiyi mümkün olduğu kadar az için.
    • Tuzlu gıdalardan ve sofrada tuzluk kullanmaktan kaçının.
    • Baharatlı ve ekşilerden hoşlanıyorsanız, çekinmeyin, birçok gıda da tuz ihtiyacınızı giderir.
    • Kilonuz fazla ise ayda 2-4 kilo zayıflayın.

    Az iş planlayın, yerine getirebileceğiniz günlük bir plan yapın. Bütün istekleriniz aynı derecede önemli değildir

    Eğer kan basıncı tüm tedbirlere rağmen hala yüksekse, ilaç almak gerekir

    Önceden kesinlikle karar verilmesi gereken bir konu vardır: �Tansiyon ilaçları genellikle ömür boyu kullanılır�. Doktor önermeden miktarı değiştirilmez, terk edilemez ve başka ilaca geçilmez. Hiçbir tansiyonlu diğerine benzemeyeceği için �Ayşe hanıma� çok iyi gelen �Fatma hanımı� daha da hasta edebilir. En iyisi tansiyonla iyi geçinmeli ve ilaç ile arkadaş olmalıdır.

    Hergün ilaç almak gerçekten zor bir iştir.Özellikle unutkanlık, sonraları da bıkkınlık, düzenli ilaç alınmasını önlemektedir. Bazı hastalar ise tansiyonlarının yükseldiğini hissedebildiklerini zannederek yalnızca o zaman ilaç alırlar. Bu son derece hatalı bir tutumdur.

    Tedavide başarılı olmak için en önemli etken ilacın önerilen dozda ve zamanında alınmasıdır. şayet ilaca bağlı yan etkiler ortaya çıkarsa ya da ilaç sizi rahatsız ediyorsa, doktorunuza bunları hemen bildirin. Tansiyon tedavisinde uygun ilacın uygun miktarının bulunması için, birkaç defa ilaç değişikliği yapılabilir. Bu da en az iki aylık bir zaman alır.

    Tedavinin başarılı olduğunu nasıl anlayacaksınız ?

    • �İlaca başladıktan bir müddet sonra çabuk yorulmaya başladım. Daha sonra verilen ilaç ise ağız kuruması ve garip rüyalar meydana getirdi. Bir ay sonra doktorum başka bir ilaç önerdi. Şimdi tansiyonum normal ve bir şikayetim yok,� (Hasta N.R., 42 yaşında, erkek).
    • Hızla normale getirilen yüksek tansiyonlar bazen şikayete neden olabilir. Bu yüzden tansiyonun yavaş normal seviyelere indirilmesi daha doğrudur. Aradan birkaç gün geçmeden ilaç miktarını arttırmak doğru değildir.
    • Tansiyon ilacını aldığı sürece yüksek tansiyonlunun kendisini hasta hissetmesi için bir neden yoktur. Eğer önerilen tedbirlere uyup,verilen ilacı alıyorsanız ve tansiyonunuz normale geldi ise, normal hayat akışınız devam edecek demektir.
    • Tansiyon yüksekliği genellikle rahatsızlık vermediği için ilaçlarınızdan şikayetleriniz olmasa bile, tedavinizin durumunu doktorunuza düzenli aralıklarla danışın. Doktorunuz, evde kendi tansiyonunuzu nasıl ölçeceğinizi öğretebilir. Yardımcı sağlık personeli size ölçme konusunda yardımcı olabilir. Tüm ölçüm sonuçlarını bu kitabın arkasındaki kısma yazın.Mümkünse aynı saatte ölçüm yapın.
    • Kan basıncının gün boyu oynamalar gösterdiğini unutmayın. Kan basıncı tedavi sırasında da beklenmeyen oynamalar gösterir, bunu izleyip doktorunuza bildirin. Ölçümlerinizi doktorunuzunki ile karşılaştırın. Sizin evdeki ölçmeniz, daha sakin olacağı için 5 mm daha düşük çıkacaktır.

    Kendi kan basıncınızı ve ilacınızı diğer hastalarla karşılaştırmayın. Doktorunuz tansiyonunuzu ölçtükten sonra mutlaka aldığınız ilaç ve miktarlarını gerçek olarak söyleyin. Mümkünse doktorunuza kullanmakta olduğunuz tüm ilaç ve son tahlil raporları ile birlikte başvurun.

Nabız Bozuklukları

Normalde dakikada 80 civarında olan nabız sayısının 100′ün üzerinde olması taşikardi, 50′den yaşa olması bradikardi adını alır. Nabız atımındaki düzensizlikler ise kalp atımındaki düzensizlikleri (aritmi) gösterir. Nabzı 50′nin altına düşen kişi bilincini kaybederse hasta düz bir şekilde yatırılarak bacakları 45 derece yukarı kaldırılmalıdır.

Egzersiz, korku, heyecan, ateş, kansızlık, şok, bazı ilaçlar, tiroid hormonu fazlalığı ve bazı kalp hastalıklarında nabız sayısını dakikada 100”ün üzerine çıkabilir Bu durumda nedene ait bulgular değerlendirilerek ona göre bir tedavi uygulanır. Her iki durumda ve nabız düzensizliklerinde doktora başvurulmalıdır.

Nabız sayısı çoğunlukla bilekten, bazen de boyundan ölçülür. Boyundan nabzı ölçmek için elin ortadaki üç parmağı yatay olarak boyundaki şahdamarına bastırılır. Atımlar duyumsanarak dakikadaki nabız sayısı belirlenir. Bilekten nabız ölçmek için elin ortada üç parmağı nabzı ölçülecek kişinin bileğinde başparmağı hizasıdaki oluk şeklindeki çukura bastırılır. Burada nabız atışları kolaylıkla sayılabilir.

Etiketler:nabız yüksekliği nabız nedir nabız nabız neden yükselir nabız sayısı nabız yüksekliğinin nedenleri nabiz nabız neden hızlı atar nabız yüksekliği nedenleri nabiz yuksekligi nabız neden hızlanır nabız yükselmesi nabız yüksekligi nabız yüksekliğinin nedeni nabız 100ün üzerinde nabız yuksekligi nabiz yüksekligi nabız 100 anbız nabız atışı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir