Ozon Tabakası Delinmesi

Sponsorlu Bağlantılar
antarktika arktik atomu ekim ilk kimyasal lerin ndan ozon yani yok Ozon Tabakası Delinmesi Ozon Tabakası Neden Delinir ozon tabakasının delinmesi ozon tabakası delinmesi..

Ozon Tabakasının Delinmesi Ne Demektir? Ozon Tabaksının Delinmesi Ne Gibi Etkileri

OZON NEDİR?

Renksiz, keskin kokulu bir gaz olan Ozon aynı zamanda oksijenin kimyasal bir kuzenidir. Oksijen atmosferde; oksijen atomu (O), oksijen molekülü (O2) ve ozon (O3) olarak üç değişik biçimde bulunur ve ozon normal oksijenden daha az kararlıdır.
Yüksek enerjiye sahip güneş ışınlarının normal oksijen moleküllerine (O2) çarpmasıyla ortaya çıkan oksijen atomlarının (O) diğer oksijen molekülleriyle (O2) birleşmesi sonucunda ozon (O3) meydana gelir.

OZON TABAKASININ DELİNMESİ

Ozon tabakasındaki delikten bahsedildiğini şu veya bu şekilde duymuşsunuzdur. Aslına bakarsanız ozon “deliği” terimi, ozon moleküllerinin tamamen yok olmasını değil onların büyük ölçüde ve hızla azalmasını ifade etmektedir. Sonuçta ozon tabakasında ciddi boyutlarda bir incelme söz konusudur. Bu yüzden dünyanın neresinde olursanız olun gerçek bir delik göremeyeceksinizdir.
1985 yılında İngiliz bilim adamları Antarktik Kıtası üzerindeki ozon tabakasındaki aşırı incelmeyi veya “deliği” keşfettiklerini açıklayarak herkesi şaşırttılar. Aynı grup Eylül ve Kasım ayı ortalarına kadar uzanan bir periyot için Halley Bay (Antarktika) üzerindeki ozon konsantrasyonunun 1980′lerdeki seviyesinden %40 daha az olduğunu buldular. Yine bilim adamlarının yoğun çalışmaları ve dikkatli ölçümleri neticesinde, incelmenin 1970′lerin sonlarında şekillenmeye başladığı sonucuna varıldı. Ozon tabakasındaki incelme giderek daha geniş bir alan üzerine yayılmaktadır, yani Antarktik Kıtası’ndan daha öteye Güney Amerika’nın ucuna dek erişmektedir. İlk keşfedildiğinde Eylül-Ekim olmak üzere iki aylık bir periyotta görülürken günümüzde deliğin (incelmenin) varlığının Eylül-Aralık ayları arasında daha uzun bir periyotta devam ettiği görülmektedir.
Antarktik ozon deliğinin keşfinden sonra bilim adamları Arktik’teki ozon seviyesinde, Güney Kutbu üzerindekinden çok daha az miktarda olmakla beraber, yine de önemli sayılabilecek azalmalara dair ip uçları buldular. Her yıl düzenli olarak beliren ve gittikçe büyüyen Antarktik ozon deliğine benzemeyen Kuzey Kutbu üzerindeki ozon kaybı çok daha değişkendir.

Bölgesel olarak ozon tükenmesi enlem ve yılın mevsimlerine göre değişir. Kuzey yarımkürede ozon incelmesi kışın sonlarında ve baharın başlarında en büyüktür. Bu zamanlarda ozon kaybı uzun süreli ortalamaları hatırı sayılır oranda aşabilmektedir.
• Ozondaki ciddi tükenme Güney Kutbu üzerinde görülürken, ılımlı alanlarda daha az miktarlarda ve çok daha az miktarlarda da tropiklerde tükenme gözlemlenmektedir. Bu, ozon tabakasının doğal olarak kutuplarda daha kalın ve tropiklerde daha ince olmasından dolayı bir anlamda şanstır.
OZONUN TABAKASININ DELİNMESİNİN YERYÜZÜNE ETKİLERİ

Ozon tükenmesinin bir sonucu olarak dünyaya erişen ek UV-B radyasyon, en basit tek hücreli bitkilerden böceklere, balıklara, kuşlara ve memeli hayvanlara kadar insanlar da dahil bütün canlılar üzerinde zararlı etkilere sahip olabilir.

İnsanlar Üzerindeki Etkileri : Ultraviyole (UV) radyasyonun cilt kanseri de dahil pekçok insan sağlığı problemleriyle bağıntılı olduğu bilinmektedir. Cilt kanserinin ana sebebi çok fazla güneş ışığıdır. Güneş yanığı bir sağlık belirtisi olmadığı gibi 18 yaşından önceki birkaç ciddi güneş yanığı daha sonraki yaşam sürecinde cilt kanserinin gelişme şanşını önemli ölçüde arttırır. Açık tenli, açık renk saçlı kişiler cilt kanserine yakalanmakta en yüksek riske sahip olmalarına rağmen; tüm cilt tipleri için risk, daha çok UV-B radyasyona maruz kalmakla artar.
Güneşin yakıcı ışınları gözlere de zarar verebilir. Deliller uzun süreli güneş ışınlarına maruz kalmanın görmeyi azaltan ve sürekli körlüğün başlıca nedeni olan, gözbebeklerini örten kataraktı başlattığını göstermektedir. Ozon tabakasındaki %10′luk sürekli azalma sonucunda küresel olarak her yıl yaklaşık iki milyon yeni katarakt vakasının ortaya çıkacağı tahmin edilmektedir. Izdırap veren, fakat genellikle tedrici görüş kaybı olan kar körlüğüne de UV ışınları neden olmaktadır.
Artan UV-B’ye maruz kalmak insanların bağışıklık sistemini zayıflatır ve bu da vücutlarımızı enfeksiyon hastalıklarına karşı çok daha hassas hale getirmektedir.
Bitkiler Üzerindeki Etkileri: Aşırı UV-B, hemen hemen bütün yeşil bitkilerin büyüme süreçlerine mani olur. Küresel ozon kayıplarının bitki türlerindeki zayiatları başlatabileceği endişesi vardır ve bunun sonucu küresel yiyecek stoklarının azalması olacaktır.
Buğday, pirinç, mısır ve soya fasulyesi gibi dünyadaki temel gıda ürünlerinden çoğu da dahil olmak üzere pekçok tarımsal ürün güneşin yakıcı ışınlarına karşı duyarlıdırlar. Deneyler yiyecek üretiminin, dünyaya ulaşan UV-B radyasyondaki her %1′lik artışla %1 oranında azalabileceğini göstermektedir.
Nitrojen kullanan bitkilerin gelişimleri, artan UV-B radyasyon tarafından bozulur. Çok pahalı aşılama yöntemleri bazı kayıpları telafi etmeye yardım ederken, toprağın verimliliği ciddi olarak azalır.
Bitki türlerindeki herhangi önemli bir kayıp, diğer türler ve ekosistemler üzerinde bir etkiye sahip olacaktır. Bitkiler başlıca oksijen üreticisidirler ve karbondioksid için başlıca depo yeridirler. Onlar hem toprak erozyonunu ve hem de su kaybını önlerler.
Ormancılık alanında da artan UV-B radyasyonun özellikle fidelerden bitki yetiştirmeyi olumsuz yönde etkilediğini yapılan araştırmaların sonuçları göstermiştir.
Hayvanlar Üzerindeki Etkileri : Çoğu hayvan türleri UV-B’ye karşı kalın derileri ve deri pigmentasyonu nedeniyle insanlara nazaran çok daha fazla korunmaya sahip olmalarına rağmen bazıları artan UV-B’den etkilenebilirler. UV-B evcil hayvanlarda insanlarda görülenlere benzer kanserlere neden olur. Gözler ve vücudun UV’ye maruz kalan pigmentsiz kısımları çok daha fazla risk altındadırlar. Cilt tümörleri; inekler, keçiler, koyunlar, kediler ve köpeklerde ve göz tümörleri; atlarda, koyunlarda, domuzlarda ve sığırlarda gözlenmektedir.

Endüstriyel Materyaller Üzerindeki Etkileri : UV ışınlara maruz kalmak başta plastik olmak üzere belirli endüstriyel materyallere zarar verebilir. UV’deki en ufak bir artma bu materyallerin dayanıklılığını azaltır ve kullanım ömürlerini kısaltır. Plastik; stadyum koltukları, halatlar, evlerin cepheleri ve seraların üzerindeki şeffaf örtü de dahil pekçok değişik amaç için dış dünyada kullanılmaktadır. Bunlar üzerindeki UV zararları kolaylıkla görülebilir. Örneğin; dış yüzeylerdeki plastik kolaylıkla kırılabilir, sararır ve zamanla çatlaklar oluşur.
Hava Kirliliğinin Artması: Uv ışınların yüksek miktarları; havada bulunan kirleticiler arasındaki kimyasal reaksiyonları hızlandırarak kentsel hava kirliliğinde bir artışa neden olabilir. Birçok kırsal alan, aşağı seviye rüzgarlarıyla şehirler ve endüstriyel alanlardan taşınan kirleticilerden en az kentler kadar etkilenebilmektedirler. Kentsel duman ve yer seviyesindeki ozon, kaynaktan uzak mesafelerdeki ormanlara ve tarlalara da zarar verebilir. Artan hava kirliliği özellikle astım hastaları ve yaşlılara ciddi zararlar verebilir.

Ozon Tabakasının Görevleri Nelerdir?

OZON TABAKASININ GÖREVİ

Ozon tabakası, atmosferde yeryüzüne ulaşan güneşin zararlı ışınlarına karşı koruyan kalın bir tabakadır. Son 50 yıl içerisinde bu tabakanın tahrip edilmesi sebebiyle güneşin zararlı ışınları bizlere ulaşabilmekte ve deri kanseri, katarakt gibi sağlık problemlerine sebep olmakta ve bağışıklık sistemini etkilemektedir.
Özellikle hayatın ilk 20 yılında güneşin zararlı etkilerine karşı korunma büyük önem taşımaktadır. Güneşte kalmak zorunda iseniz deri kanseri gibi sağlık problemlerine yakalanma riskini, kendinizi koruma deneyimi kazanarak azaltabilirsiniz.

Ozon tabakasındaki incelme ve deri üzerindeki etkileri;
•Ozon tabakası ve UV radyasyon artışının sebepleri,
•Deri ve UV radyasyonun deri üzerindeki olumsuz sağlık etkileri,
•Güneşin zararlı ışınlarından kaynaklanan diğer olumsuz sağlık etkileri,
•Kendimizi korumak için alınacak tedbirler, başlıkları altında ele alınacaktır.

Ozon Tabakasının Oluşumu

Ozon Tabakasının Oluşumu

Yaşam ortaya çıkmadan önce, karbon dioksit, nitrojen ve diğer ağır gazlar, Dünya’nın manto tabakası ve yer kabuğu tarafından ortama bırakılıyordu. Bu gazlar dünyanın yerçekimi kuvveti sayesinde tutuldu ve zaman içinde bir atmosfer meydana geldi.Yerçekimi, metan (CH4), karbon dioksit (CO2), amonyak (NH3), hidrojen (H2), azot (N2), ve su buharının (H2O) bu şekilde atmosferde birikmesine neden oldu. Zaman içinde Dünya, su buharının yoğunlaşıp sıvı hale gelmesine olanak sağlayacak kadar soğudu. Bu durum beraberinde yağmurları ve kuvvetli kasırgaları getirdi. Sürekli yağan yağmur denizlerin oluşmasını sağladı. Şiddetli kasırgalar sırasında oluşan elektrik dünyanın yüzeyini etkiledi.

Bu sırada atmosferde serbest halde hiç oksijen yoktu çünkü oksijen hidrojenle birleşip suyu, yer kabuğundaki başka elementlerle de birleşip demir oksitleri, silikatları, karbon dioksiti ve karbon monoksiti oluşturuyordu. Yaklaşık 2 milyar yıldan fazla bir süre boyunca oksijenin tamamı başka elementlere bağlanmış halde bulunuyordu.

İlk canlılar, atmosferde serbest oksijen bulunmadığı için anaerobik yani oksijensiz solunum yapan canlılardı. (Canlıların ortaya çıkışlarıyla ilgili daha ayrıntılı bilgi edinmek isterseniz “Dünya üzerinde yaşam nasıl başladı?” sorusunun cevabına göz atabilirsiniz.) Anaerobik solunumda sonra fotosentez evrimi gerçekleşti, yani fotosentez yapabilen canlılar ortaya çıktı. Bu canlılar su ve karbon dioksiti kullanarak glikoz ve oksijen üretmeye başladılar. Serbest oksijen böylece atmosferin stratosfer adı verilen tabakasında birikmeye başladı. Morötesi ışınlar, bu tabakadaki oksijen moleküllerine (O2) çarparak bu moleküllerin iki oksijen atomuna (O + O) bölünmesi sebep oldu. Bu oksijen atomları da oksijen molekülleriyle birleşerek ozonu oluşturdular. (O + O2 › O3). Ozon tabakası bu şekilde oluştu. Ayrıca bu tepkimeler günümüzde de aynı şekilde oluşmakta. Ozon tabakasının üstünde yeterince oksijen bulunmadığı için tabakanın kalınlığı sınırlı. Daha alt tabakalara da morötesi ışınlar ulaşamıyor.

Alarm! Atmosferde Ozon Deliği Rekor Boyuta Ulaştı

Ozon tabakasındaki delik 27,2 milyon kilometre kareyi aşarak yıllık en geniş boyutuna ulaştı.

NASA’nın Aura üzerinde bulunan Ozon Gözleme Aygıtı (OMI)’nin 21-30 Eylül tarihleri arasında yaptığı ölçümlere göre, ozon deliğinin 27 milyon kilometreyi geçtiği saptandı. NASA’nın atmosferik bilimcisi Paul Newman, bu genişliğin orta derecede olduğunun dikkate alınmasını istedi. Bu yılın ozon deliği kayıtlarda 5. büyük delik olurken, tüketilen ozon maddesinin miktarı ise 2000 yılındaki en yüksek seviyeden yüzde 3,8 oranında azaldı.

Bugüne kadar görülen en büyük ozon deliği 2006 yılındaki kayıtlara göre, 27,4 milyon kilometre kareydi. Antarktika üzerindeki ozon tabakasında her yıl beliren boşluk, normalde yaklaşık Kuzey Amerika boyutlarına kadar genişliyor. Ozon deliği, eylül sonu ya da ekim başında en büyük haline ulaşıyor. Bu tarihten sonra deliğin alanı azalarak Güney Afrika, Güney Amerika, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın da içinde yer aldığı güney orta enlemlere doğru yayılıyor. UV radyasyonundaki artış sonucunda bu bölgeler bitki ve hayvan türlerini etkilediği gibi insan sağlığını da potansiyel olarak etkiliyor.

Çevre Kirliliği

Çevre Kirliliği Buraya kadar anlatmaya çalıştığımız maddesel döngüler, mikroorganizmalardan devasal ağaçlara, bulutlardan okyanus tabanlarına kadar doğanın her noktasında bir dengenin hakim olduğunu göstermektedir.Fakat bu maddesel döngü halkaları, çevre kiriliği ile tabir ettiğimiz felaketler zincirileri ile ne yazık ki kopma noktasına kadar gelmiştir.
Çevre kirliliği, özellikle 1800 ‘ lü yılların başlarında, petrol ve petrol türevlerinin yaygın olarak kullanılmaya başlanmasıyla büyük bir ivme kazanmıştır.Petrol ürünleri gerek enerji için yakıt olarak kullanımı gerekse birçok temel malzeme üretimi için hammadde özelliğinde olması ve bu malzemelerin (plastik, katran, ağır yağlar, kauçuk vs.) büyük bir süratle üretilip çevreye saçılması nedeniyle çevre kirliliğine büyük ölçüde çanak tutmuştur.
Çevre kirliliği denince ekosistemin akla ilk gelen parçası şüphesiz atmosferdir.Özellikle petrol ile çalışan makinelerin çok süratli bir biçimde üretilip hayata geçirilmesi, hava kirliliğini doruk noktasına ulaştırmıştır.
Gerek insanlar üzerinde gerekse bitkiler üzerinde oldukça olumsuz yönde etkileri olan hava kirliliği, özellikle gelişmekte olan sanayii ülkelerinde, toplumda baş gösteren kanser ve kalp krizi gibi rahatsızlıklarda büyük patlamalara neden olmuştur.
Hava kirliliğinin artışına neden olan etmenlerin en önemlileri, otomobillerden çıkan egsoz gazları, ozon delici gazlar ve yeşil alanların büyük bir hızla tahrip edilmesidir.

Belki sizde hayatınızda bir kez olsun görmüşsünüzdür, bacasından oldukça yüksek yoğunlukta dumanlar çıkaran fabrikaların yakınlarında hiçbir canlıdan iz bulamazsınız.
Örneğin fabrikaya yakın bahçelerdeki ağaçların dalları kurumuş ve yaprakarı dökülmüş bir vaziyettedir.Aynı şekilde fabrika atıklarının depolandığı arazi ve topraklarda yine tek bir canlıdan eser bulunmaz.Bunun nedeni ise yukarıda bahsettiğimiz maddesel döngülerin, lokal ekosistem içerisinde alt üst olmasından dolayıdır.
Yandaki resimde 1999 yılı sonlarına doğru dünyanın kutup bölgesi üzerinden uydular aracılığıyla tespit edilmiş atmosfer haritasını görmektesiniz.
Mavi olarak görülen bölge atmosferin koruyucu katmanlarından birisi olan ozon tabakasındaki deliğin ne kadar genişlediğini açık bir şekilde göstermektedir.Ozon tabakasının delinmesine neden olan en önemli faktör, uçakların jet motorlarından çıkan egsoz gazları ve yaygın olarak soğutma cihazlarında ve deodorantlarda kullanılan itici gazlardır.
Bu gazlar kısaca Kloro-Floro-Karbon adını alırlar ve içerik bakımından Klor (Cl), Flor (F) ve Karbon (C) elementlerini ihtiva ederler.Bu gazların türevleri özellikle soğutma cihazlarında ekseri olarak kullanılır.

Kısa ismi CFC olan bu gazlar, normal şartlarda oldukça kararlı bir yapıya sahiptirler.Bu kararlı yapıları sayesinde hayvan ve bitkiler tarafından solunsa bile metabolizma içerisinde kolay kolay tepkimeye girmezler.Biyolojik olarak tehlike arz etmeyen bu gazlar, düşük yoğunlukta olmaları nedeniyle çevre kirliliğinden daha büyük bir problem yaratırlar.Yoğunlukları düşük olduğu için havadan daha hafif gelen bu gazlar, atmosferin en üst katmanlarına kadar çıkabilirler (yaklaşık 11.000 metre).
Ozon tabakasına kadar ulaşan CFC gazları, yüksek enerjili güneş ışınları ile karşılaştıklarında kararlı yapılarını kaybederler.Çünki güneşten gelen yüksek enerjili ışınlar CFC gazlarının aralarındaki bağlarını koparmaya başlar.Birbirinden ayrılan ve oldukça reaktif olan klor, flor ve karbon gazları, ozon tabakasını oluşturan ve en az bu gazlar kadar reaktif olan oksijen ile bileşik kurarmaya başlarlar.Bildiğiniz gibi ozonun yapısını O3 gazı meydana getirir.3 tane oksijen gazının birbirleriyle bağ yapmasıyla oluşan ozon gazı, yeni oluşan bileşikler kadar reaksiyona yatkın olmadığı için tekrar ozon gazını oluşurması çok uzun zaman alır.
Karbonun CFC gazlarından serbest kalıp oksijenle tepkimeye girmesiyle oluşan CO2 gazı, yüksek seviyede ısı tutma özelliğine sahiptir.Güneşten gelen ısıyı bünyesine alan CO2 gazı bu özelliği sayesinde, içinde bulunduğu ortamı ısıtmaya başlar.Bilim adamlarının ” Global ısınma ” dedikleri olayda budur.CO2 gazının ısı tutma özelliği sayesinde, atmosferin ısısı, her yıl biraz daha artmaktadır.Yapılan tahminlere göre atmosfer bu hızla ısınmaya devam ederse, gelecek 30 yıl içerisinde, yanlızca 4 C lik bir artış nedeniyle buzulların büyük bir bölümünün eriyeceği hesaplanmaktadır.Ve tahmin edilen büyük miktarlardaki buzulun erimesi halinde, su seviyesinin sahil şeritlerinde yaklaşık olarak 10 metre kadar yükselebileceği tahmin edilmektedir.
Fakat tüm bu olumsuzluklara rağmen ozon tabakasının kendini yenileme özelliği vardır.Fakat bu yenileme işlemi, ancak CFC gazlarının atmosfere serbest bırakılmasının durdurulmasıyla hız kazanabilir.Eğer şu zamandan sonra CFC gazlarının atmosfere serbest bırakılması durdurulsa bile, ozon deliğinin kendini yenileyip kapanması enaz 10 yılı bulacaktır.
Ne yazıkki çevre kirliliği kendini ekosistemin her noktasında hissettirmektedir. Bugüne meydana gelen deniz kazaları yüzünden milyonlarca ton ham petrol bir o kadar canlının ölümüne sebep olmuştur.
Çevre kirliliğinin neden olduğu en zararlardan en çok etkilenen canlılar ise ekosistemdeki maddesel döngülerin devamını sağlayan mikroorganizmalar ve av – avcı dengesini sağlayan yırtıcı canlılardır.Döngülerin alt üst olması aynı zamanda deniz bitkilerinin fotosentez yapmasınıda engeller.
Gerek deniz ekosistemi olsun gerekse kara ekosistemi olsun, doğanın her noktasında kendini yenileme özelliği hüküm sürer.

Örneğin bir atık denizlere veya nehirlere döküldüğü takdirde, bir kaç yıl veya daha uzun bir süre zarfı içerisinde ekosistem kendini temizleyebilir.Fakat bu temizleme özelliğide ancak bir noktaya kadar tolerans gösterebilirki, çevreye dökülen atıklar ve çöpler bu toleransın çok üzerindedir.Bu yüzden çevre kirliliğini bu toleransın altında tutmak için ekologlar araştırma yapmaktadırlar.Bu araştırmaların sonuçlarına göre her yıl doğaya ne kadar sanayi atığı dökülmesi gerektiğine karar verilir.
Mesela fabrika bacalarından atmosfere serbest bırakılan gazların metreküpündeki kükürt miktarı ölçülür.Eğer metreküpteki kükürt mikarı, atmosfere bırakılması gereken miktarın üstünde ise, sınırın altına çekilmesi için ya bacalara filtre taktırılır yada ağır para cezaları uygulanır.
Fabrika ve sanayii kuruluşlarının herhangi bir arazi üzerine konumlanırken ekolojik bir araştırma yapmaması, çevre kirliliğine çanak tutan diğer başka bir etmendir.
Ne yazıkki zamanında yapılmayan çevre testleri yüzünden yanlış yerlere konumlandırılan sanayii kuruluşları yüzünden hem bir lokal ekosistem tamamen çökmesiyle civardaki canlı organizmalar yok olmuş, hemde bu felaketler yüzünden insanlarda zarar görmüştür.
Buna en iyi örnek olarak nehir veya dere kenarlarına kurulan ve yüksek ısı yayan fabrikaları verebiliriz.
Fabrika atık sularını beliri bir sıcaklıkta dere veya nehirlere boşaltır (bu sular genelde ya asit tabiatlıdır yada toksik madde içerir).
Fakat boşaltılan yüksek sıcaklıktaki su, dere veya nehirlerdeki tüm canlıların ölümüne neden olur.Çünki tatlı su canlıları sıcak sularda yaşayamazlar.Veyahut sıcaklığa belli bir dereceye kadar tolerans gösterebilirler.
Bu noktada ise ekloogların araştırmaları büyük önem taşır çünki tatlı sulara bırakılacak suyun sıcaklığı ve kimyasal içeriğinin hangi sınırlar dahilinde olması gerektiğini ancak ekologlar ve çevre araştırması yapan bilim adamları belirleyebilir.Bu yüzden özellikle Avrupa ülkeleri, ağır sanayii kuruluşlarına çok sıkı bir denetim altına almış ve hatta bazı kuruluşları kapatma kararları almışlardır.
Gerçek şu ki, özellikle petrol türevlerine alternatif olarak enerji kaynakları bulunmaz ise çevre kirliliğinin aynı hızla devam etmesi kaçınılmazdır.Çevre bilinicinin her bireyde uyandırılası gerekmektedir ki buda ancak eğitimle mümkün olur.Teknoloji ilerledikçe çevreyi koruma ve temizleme yöntemleride geliştirilmekte fakat bu gelişmeler çevre kirliliğinin yayılma hızına yetişememektedir.
Yani özetleyecek olursak çevre için alınan tedbirler çevre kirliliğini önleyecek mahiyette yeterli olmamaktadır.Biz insanlar bireysel olarak çevre korunmasına yardımcı olmak için herhangi bir faaliyette bulunmuyorsak, çevre kirlenmesinde bizimde payımız var demektir.
” İçerisinde yaşadığımız doğanın korunmasına bireysel olarak nasıl yardımcı olabilirim ? ” diye sorarsanız.
En basitinden çöpe attığınız ambalajların hacmini küçültebilirsiniz.Çöplerin ve diğer atıkların hacimsel olarak ne kadar büyük problem yarattığını ise çöp dağları bizlere göstermektedir.
Demek oluyorki birey olarak çevreyi koruma gibi bir sorumluluk duygusu hissedersek ve içerisinde yaşadığımız ekosistemin dengelerini korumak için azda olsa duyarlılık gösterebilirsek ve gelecek kuşaklara çevre koruma eğitimini yeteri kadar empoze edebilirsek, hem biz insanların hemde diğer tüm canlıların tertemiz bir dünya içerisinde yaşamaması için hiçbir neden kalmayacaktır.

Etiketler:ozon tabakasının delinmesi ozon tabakası delinmesi ozon tabakası neden delinir ozon tabakasındaki delinme ozon tabakasının delinmesinin nedenleri ozon tabakası nedir ozon tabakasının delinmesinin zararları ozon tabakası nasıl delinir ozon tabakasındaki delinme ve yarattığı tehlike ozon tabakasındaki delinme ve yarattığı tehlikeler ozon tabakası neden delindi ozon tabakasının delinmesi ve yarattığı tehlikeler ozon tabakası delinirse ne olur ozon tabakası delinmesi sonuçları ozon tabakasının delinmesi ve zararları ozon tabakasının delinmesinin sonuçları ozon tabakasının delinmesi sonuçları ozon tabakasının delinmesinin sebepleri ozon tabakasına neler zarar verir ozant abaka sındası delinme tehlike

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir