Peygamberimizin Kutsal Emanetleri

Sponsorlu Bağlantılar
allah amin daha dua erkekler gece gibi herkes kadir kendi peygamber sakal yeni yola Peygamberimizin Kutsal Emanetleri Peygamber Efendimizin Kutsal Emanetleri peygamberimizin ayak izi peygamberimizin kutsal em..

Sevgiliden Hatıralar

SEVGİLİDEN HATIRALAR:

SAKAL-I ŞERİF

Memleketimizde birçok camide Hz. Peygamber s.a.v.’e ait sakal-ı şerifler bulunuyor.
Mübarek günlerde bunlar ziyaret ediliyor. Müminler, o mübarek Peygamber’den bir
hatırayı gözleriyle görmenin vecd ve huşusu ile doluyorlar. Diğer tarafta ise bir tartışma:
Bu sakal-ı şerifler ve diğer kutsal emanetler gerçekten Peygamberimiz’e mi ait?

Geçen Ramazan ayı. Kadir gecesindeyiz. Gecenin heyecanı çoktan sarmış içimizi.
Camide yer bulmanın, çoşkuyla atacak binlerce kalbin arasına katılmanın telaşıyla
acele ediyoruz.İftarı her zamankinden daha çabuk yaptık, akşam namazını kıldık ve
aceleyle şehrin büyük camiine doğru yola çıktık. Sokaklar hızlı adımlarla yürüyen
insanlarla dolu. Yüzlerinde sevinç ve ümit. Denizle buluşacak nehirler gibi tek bir
merkeze doğru akıyorlar. Biz de kendimizi bu çoşkulu sele bıraktık.

Nihayet camideyiz. Caminin dışı ve içi cıvıl cıvıl. Diğer zamanlarda yakılmayan
ampuller bu gece ışıldıyor, mahyalar ise bir başka parlıyor, adeta her yerden nur
fışkırıyor. Çocuklar neşeyle koşuşuyorlar. Başlarında minnacık namaz takkeleri,
çiçekli başörtüleri. Kadınlar caminin yeni açılan bölümüne yönlendiriliyor, erkekler
merdiven basamaklarını ikişer üçer tırmanıyor.

Yer bulmakta zorlandık. Program çoktan başlamıştı. Genç hafızlar tecrübeli hocalarının
denetiminde aşr-ı şerifler, ilâhiler, kasideler, gazeller, Mevlid’den bahirler okudular.
Vaktin nasıl geçtiğini anlamadan, okunanlara doyamadan, minarelerde Allahu Ekber
nidaları çınladı. Kısa bir vaaz ve dua…

Derken derin bir sükût… Allah’ın huzuruna durmuştuk. Bu büyük manevi ziyafetten
herkes nasibince istifade ediyordu. Namazı tamamladık, tesbihatımızı yaptık. Dua
başladı. Yüzlerce gönülden ve ağızdan “amin” nidaları boşandı. Herkes kendi manevi
dünyasında yalvardı, yalvardı…

Mihrapta Saklı Emanet
Tam manevi ziyafet bitti derken, imam yüksekçe bir rahle getirtti mihraba. Rahlenin
üstüne konulan bohçayı açmaya başlamadan uyarılarını yaptı. Vakit müsaitti. Acele
etmeye gerek yoktu. İtiş-kakış müslümanlara yakışmazdı. Muazzez Peygamberimiz
s.a.v., ümmetinin kendisi uğruna birbirini incitmesinden asla hoşlanmazdı. Öpmeye
teşebbüs edilmemesini özellikle rica ve istirham etti. Sakal-ı Şerif ziyareti yapılacaktı.
Mihraba yaklaştım. Kırk bohçanın birbiri ardı sıra özenle açılışını seyrettim. Cemaat,
Sakal-ı Şerif’in önünden geçmeye başladı. Onları izlemek, Sakal-ı Şerif’i izlemek kadar
güzeldi. Aydınlık yüzler, yaşlı gözler… Peygamber Efendimiz s.a.v. sanki karşıların
daymışçasına uzaktan el sallamalar, selamlamalar… O sırada mesai arkadaşlarımdan
biriyle göz göze geldim. İkimiz de o anı doya doya yaşamak için birbirimizi tanımazlıktan
gelip, salat u selamlarla kutsal emaneti ziyaret ettik. İçimizde yeni bir şevk ve heyecan,
ama bitmesinin verdiği bir buruklukla geceyi tamamladık. Evlerimize döndük.
Ertesi gün işyerine gittiğimizde ise, insanın ne garip bir varlık olduğu bir kez daha ortaya
çıkıyordu. Sanki o manevi atmosferi yaşayan ve hiç bitmemesini isteyen bizler değildik.
Bir tartışma başladı.

Tereddütler, Şüpheler
Peygamber Efendimiz s.a.v.’in sakalları nasıl ele geçirilmişti? Türkiye’de belli başlı bütün
camilerde bulunan Sakal-ı Şerif’ler hakikaten Peygamberimiz’e mi aitti? Ve daha nice,
yaşanan o güzel gecenin safiyetini bozan, zihin karıştıran sorular… Sanki bugüne kadar
cevapları verilmemiş, açıklaması yapılmamış gibi.Nedense her ziyaret sonrası bu tür
tartışmalar yaşıyorduk. Bu nedenle tekrar konuyu kaynaklardan araştırıp, tartışmalara
nokta koyacak bilgilere ulaşmaya karar verdim ve ortaya özetle şu sonuçlar çıktı:

Tarihçiler Ne Diyor?
İbn Hişâm, Vâkıdî, İbn Sa‘d ve Ebü’l-Fida gibi siyercilere; Buhârî, Müslim ve Ahmed b.
Hanbel gibi muhaddislere; İbn Haldun, Heysemi, İbn Kayyim, İbn Hacer, Beğavî, İbn Esir
ve Aynî gibi müdekkik alimlere göre, Peygamberimiz s.a.v. mübarek saçlarını, biri
Umretü’l-Kaza’da, diğeri Veda Haccı’nda tıraş ettirip, isimleri kayıtlı bazı sahabilere ve
orada bulunan herkese bizzat hediye edip bölüştürmüşlerdir. Hatta kaynaklar, Peygamber
s.a.v. Efendimiz’in mübarek eşleri olan annelerimizin payına da ancak herkesinki kadar
bir miktarın düştüğünü vurgulamaktadır.
Başka zamanlar tekrarlanıp tekrarlanmadığına dair bilgimiz olmamakla birlikte iki kez
uygulanması, bu işlemin caiz görüldüğüne ve tekrarının mümkün olabileceğine işaret
sayılabilir.Bu mübarek hatıranın uzun zaman -mesela h.190/m.805 yılına kadar-
muhafaza edildiğine ve ıslatılan saçın suyunun hastaların şifa bulması amacıyla banyo
sularına karıştırıldığına dair rivayetler göz önüne alınırsa, Peygamberimiz’in saçlarının
günümüze kadar titizlikle korunup saklanmış olması gerektiğini söyleyebiliriz. Aslında
müminler açısından bundan daha tabii bir şey de olamaz. Hangi müslüman -tıpkı bizlerin
yapacağı gibi- böyle bir hatırayı gelecek nesillere aktarmak istemez ki?
“Niye bir başka İslâm ülkesinde değil de Türkiye’de?” denilebilir. Fakat Peygamber s.a.v.
Efendimiz’in hırkalarının, sancağının, kılıçlarının, yayının; dört büyük halifenin kılıçlarının;
Hz. Musa a.s.’ın asasının, Hz. İbrahim a.s.’ın tenceresinin, Topkapı Sarayı Mukaddes
Emanetler Dairesi’nde muhafaza ediliyor olması, mübarek saç tellerinin de Türkiye’de
bulunmasını makul ve mantıklı kılmaz mı? Bildiğimiz kadarıyla dünyanın hiçbir yerinde
Peygamberimiz’e ait olduğu iddia edilen başkaca bir mukaddes emanet yok.

Kim Peygamber Adına Sahtekarlık Yapabilir?
Hiçbir müslüman, Peygamber s.a.v.’e ait olmayan bir şeyi O’nunmuş gibi göstermeye
cesaret edemez. İmanı buna engeldir. Yine hiçbir müslüman, herhangi bir gayr-i
müslimin böylesi bir aldatmaca ve oyununa gelecek tutum ve davranışlar içinde bulunmaz.
Feraseti buna manidir. Dolayısıyla eldeki mukaddes emanetlerden, herhangi bir müslümanın
uydurmasıdır veya herhangi bir gayr-i müslimin aldatmacasıdır diye şüphelenilmesi sağlıklı
bir düşünce değildir.
Din görevlilerinin birbirlerinden ödünç alarak zaman zaman değişik camilere taşımalarının,
adeta her camide bu mukaddes emanetten bir parça varmış gibi bir izlenim oluşturduğunu
ve bu uygulamanın sayıyı kabarık gösterdiğini de ayrıca belirtmeliyiz.
Kaynaklar, Peygamber s.a.v. Efendimiz’in sakal ve bıyık telleri ile tırnaklarını toprağa
gömdürdüğünü özellikle belirtirler. Dolayısıyla aslında Sakal-ı Şerif diye ziyaret olunan
bu emanetlerin, aslında Efendimiz’in saç telleri olması daha muhtemeldir.

O’na Hürmetin Nişanesi
Şüphesiz bu mukaddes emanetlere duyulan sevgi, Peygamber Efendimiz s.a.v.’e duyulan
sevginin bir ifadesi olup, müslümanların duygularının çoşmasına katkıda bulunmakta ve
in******r için bir değer ifade etmektedir.Herşeye rağmen şunu belirtmek gerekir ki,
bunların hepsinden daha önemli olan, Peygamberimiz s.a.v.’in Sünnet’ine sarılmak,
O’nun açtığı yoldan gitmektir. Bizi O’na yaklaştıracak olan asıl budur.

Sakal-I Şerif ve Ya Lihye-İ Şerif
Lihye-i Şerif, Hz. Muhammed s.a.v.’in saç ve sakal tellerinden biriktirilip ziyaret edilmek
üzere saklanan emanetler hakkında kullanılan bir tabirdir. Halk dilinde bunun yerine
Sakal-ı Şerif denilmiştir. Lihye, Arapça sakal demektir.
Osman Nuri Ergin, “Türkiye Maarif Tarihi” adlı eserinde şu tafsilatı verir:
“İlk Müslümanlar, Hz. Muhammed s.a.v.’in tıraş olurken kesilen saçlarını alırlar ve
teberrüken saklarlardı. Sonra bu saçlar elden ele geçerek İslâm diyarının hemen her
camisinde, saraylarında ve hatta büyük ve zengin konaklarında bulundurulur, bayram
ve kandil günlerinde halka ziyaret ettirilirdi.Camilerde lihye-i şerifeler minberlerin son
basamağından sonraki sahanlıkta yüksek bir iskemle üzerine, bir kutuya konulmuş şişe i
çinde ve üstü yeşil örtülü olarak bulundurulur. Halen yerlerinde durmaktadırlar.

Lihye-i şerifelerin bulunduğu şişe, kırk bohçaya sarıldıktan sonra kutuya konulur ve
Sakal-ı Şerif’in bulunduğu kutu camilerde minberin üst sahanlığında, konaklarda da
konağın en hürmetli bir yerinde bulundurulur. Ziyaret sırasında salât ü selam ile
yerinden alınarak, mihrabın önüne adam boyunca bir sehpa üzerine konularak caminin
imamı tarafından cemaata ziyaret ettirilir. Ziyaret bittikten sonra tekrar bohçalara sarılıp
kutuya, kutu da eski yerine konulur.”Günümüzde bu mukaddes emanetler tamamen
camilere intikal etmiştir. Zengin aileler nezdindekilerin de camilere bağışlandığı tahmin
ediliyor. Çünkü konaklardaki ziyaretler artık yapılmamaktadır. Kırk bohçaya sarılma,
minberin üst sahanlığında korunma, mihrabın önüne adam boyu bir sehpa üzerine
konularak cami imamı tarafından cemaate ziyaret ettirilme geleneği ise halen devam
etmektedir.

Veda Haccı’nda Kapışılan Hatıralar
Sahabe’den Ma‘mer b. Abdullah r.a. anlatıyor: “Allah Rasulü s.a.v., Veda Haccı’nda
Mina’da kurbanı kestiği zaman bana kendisini tıraş etmemi emir buyurdu. Ustura’yı
alıp başucuna dikildim. Yüzüme baktı ve bana: “Ey Ma‘mer, Allah Rasulü, kulağının
yumuşağından itibaren başını, elinde usturan, sana teslim etti.” buyurdu. “Vallahi ya
Rasulallah, hiç şüphesiz bu vazife bana Allah tarafından ihsan buyurulan bir nimettir.
” dedim. Allah Rasulü s.a.v.: “Evet, öyledir.” buyurdu. Sonra Rasulullah’ın başını tıraş
ettim. Müslümanlar Peygamberimiz’in kesilen saçlarından almak için hazırlanmışlardı.”
Peygamberimiz eliyle sağ tarafına işaret ederek, “Şuradan al!” buyurdu. Berber
orayı kesti. Peygamberimiz, Ebû Talha el-Ensari r.a.’ı çağırdı, kesilen saçları ona verdi.
Sonra berbere sol tarafını uzattı, “Tıraş et!” buyurdu. Berber orayı da tıraş edince,
Peygamberimiz Ebû Talha’ya sol tarafının saçını da verip “Halk arasında bölüştür.”
buyurdu.Peygamberimiz s.a.v. başını tıraş ettirdiği zaman saçından ilk alan Ebû Talha
olmuştu. Sahabiler, Peygamberimiz’in kesilen saçlarını ziyan etmemek için çevresini
sarmışlar, saçının bir tek telini bile yere düşürmeksizin hepsini bir bir ele geçirmişlerdi.

Hudeybiye Umresinde
Peygamber s.a.v. Efendimiz, 627 yılındaki Hudeybiye umresinde saçını Hıraş b. Ümeyye
b. Fadl el-Huzai r.a.’a tıraş ettirdi.
Hıraş, Peygamberimiz’in saçlarını oradaki bir Semüre ağacının üzerine bırakıyordu.
Ümmü Ümare’nin bildirdiğine göre, halk saçları ağaçtan alarak bölüştü. Ümmü Ümare
de bir tutam saç alıp onları vefatına kadar yanından ayırmamış ve hastalar şifa umarak
o mübarek saçın ıslatıldığı su ile banyo yapmıştır.

Saçının Bir Teline Cihan Feda
Tarihçi İbn Sirin’in şu sözleri, bu mübarek emanetlerin nasıl titizlikle korunup nesilden
nesile intikal ettirildiğinin belgesi niteliğindedir: “Âbide’ye (ö. 190/805), ‘bizde
Peygamber’in saçı var. Enes b. Malik -veya Enes b. Malik’in ev halkı- vasıtasıyla elde
ettik.’ dedim. Âbide de ‘Peygamber’in saçından bir tek telin benim yanımda bulunması,
bana dünyadan ve dünyadakilerden daha sevimlidir.’ dedi.”

Yenilgisiz Halid B. Velid R.A.’In Sırrı
Peygamber Efendimiz s.a.v.’in alın saçı tıraş edildiği zaman Halid b. Velid r.a.: “Ya
Rasulallah, alnının saçını bana ver. Hiç kimseyi bu hususta bana tercih etme. Anam
babam sana feda olsun.” diyerek yalvardı. Saçlar kendisine verilince, Halid b. Velid
onu gözlerine sürdü ve sarığının ön kısmına yerleştirdi.
Bu olayı gören Hz. Ebu Bekir r.a., Halid b. Velid’in yalvarışına ve Allah Rasulü’nün alın
saçını alınca onları gözlerine sürüşüne hayret ettiğini anlatır.
Halid b. Velid r.a.’ın bu mübarek saçın sayesinde yenilgiye uğratmadığı düşman topluluğu
yoktu. Nitekim Halid b. Velid, “Ben onu hangi tarafa yönelttimse, orası fetholundu.” demiştir.
Halid b. Velid r.a., Yemame Savaşı’nda kılıcı elinden atıp, başından düşen sarığın peşinden
koşuşturmasını ve canını tehlikeye atmasını hoş görmeyen ashaba şöyle demiştir: “Sarığın
kıymetinden dolayı değil, onun müşriklerin eline düşmesini istemediğim için böyle yaptım.
Zira onun kıvrımları arasında Peygamber’in saçı bulunuyor.”
Sakal-ı şerîf.. Şerefli, mübarek sakal anlamında Hz. Peygamberin sakalı için kullanılan bir tabir.

“Sakal” türkçe, “şerîf” ise arapça bir kelime olup; “Sakal-ı Şerîf” kurallara tam uymasa da, Osmanlıca bir tamlama olarak “mübarek, şerefli sakal” anlamına gelmektedir. İslâmî literatüre “Lihye-i Saâdet veya Lihye-i Şerîf” şeklinde geçmiştir.

Bu tabir Hz. Peygamber’in sakalından günümüze kadar ulaşmış olanların belirli gün ve gecelerde ziyaret edilmesi mânasına geldiği de söylenebilir.

Bilindiği gibi, Hz. peygamber saçını ve bilhassa sakalını traş ettiğinde Ashab-ı kiram saç ve sakal tellerini teberrüken saklarlardı. Hz. Peygamber’e ait sakalların günümüze kadar üç yolla ulaştığı düşünülebilir: Birincisi Ashab-ı kiramdan, Hz. Peygamber’in sakalından bir parçaya sahip olanlar bunu ne pahasına olursa olsun korumak azmini göstermiş; vefat ederken de aynı duygularla evlâdına intikal ettirmiştir. Böylece bu sakal telleri asırlar boyunca kutsal bir miras olarak babadan oğula, dededen toruna intikal etmiştir. İkinci yol zaman içinde sonraki asırlarda yaşayan müslümanların da bu mübarek sakaldan bir tek tele bile sahib olmak arzusunu göstermeleridir. Böylece evlerinde, ellerinde sakal-ı şerîf bulunan aileler, komşularına ve diğer din kardeşlerine, gösterdikleri aşırı sevgi ve ilgiden ötürü -ellerindeki miktar elverdiği ölçüde- armağan etmişlerdir. Böylece ikinci elden sahip olan aileler de bunu kutsal bir emanet bilmiş ve muntazam bir şekilde korumuşlardır. Üçüncü yola gelince; zaman içinde halifeler bu tip sakal-ı şerîf parçalarını gerek kaybolabileceği endişesiyle, gerekse halkın rağbet gösterdiği kutsal emanetleri elleri altında bulundurmak gayesiyle Hz. Peygamber’den intikal eden kılıç ve bürde (hırka) gibi şeylerle beraber özel korumaya almışlardır. Tarih boyunca Hicaz bölgesine hizmet götüren müslümanlar tarafından bu emanetler sağlam bir şekilde korunmuştur. Böylece bu emanetler Hulefâ-i Râşidîn’den Emevî’lere, onlardan da Abbasîlere geçmiştir. 1258′de Bağdat’ın Moğollar tarafından tahribini müteakip Abbasî halifeleri Memluk sultanlarına sığınmışlar ve emânât-ı mukaddese (kutsal emanetleri) yi oraya taşımışlardı. Böylece Mısır, Yavuz Selim tarafından 24 Ağustos 1516 tarihinde ele geçirilince -sakal-ı şerîf de dahil- kutsal emanetlerin tümü İstanbul’a getirilmiştir. Tetkiklere göre dînî ve tarihî bakımdan büyük önem taşıyan bu mübarek emanetler başlangıçta devlet hazinesinde korunmuşsa da, sonra Topkapı Sarayının Hırka-i Saâdet dairesinde koruma altına alınmış ve bu itina neticesinde günümüze kadar gelmiştir. Şu anda Topkapı Sarayı Müzesinde bulunan bu kutsal emanetler arasında yer alan sakal-ı şerîfler değerli sandık ve kutular içinde korunmaktadır.

Yukarıda nakledildiği şekilde hem halk tabakası, hem de siyasî otoriteler tarafından titizlikle korunan sakal-ı şerif telleri büyük camilerde, saraylarda, köşklerde ve konaklarda kandil ve bayramlarda ziyarete açılırdı.

Camilerde sakal-ı şerîf’ler minberlerin son basamağından sonraki sahanlıkta bir kutuya konulmuş şişe içinde ve üstü yeşil örtülü olarak bulundurulurdu. Sakal-ı şerîfin bulunduğu şişe kırk bohçaya sarıldıktan sonra kutuya yerleştirilirdi. Ziyaret sırasında salât-ü selâm ile yerinden indirilir, açılarak mihrabın önünde yüksekçe bir sehpa üzerine konulur ve imam tarafından cemaate ziyaret yaptırılırdı.

Son zamanlarda bu ziyaretin, daha ziyade Ramazan’ın 27. gecesinde yani Kadir gecesinde yapıldığı gözlenmektedir. Şunu da ifade etmek gerekir ki, tarihte sakal-ı şerîf ziyaretleri, müslümanların, Hz. Peygamber’e besledikleri derin sevginin belirtisi olarak bir gelenek tarzında ortaya çıkmıştır
Hz.Peygamberin Roma Kralına yazdığı mektup

Hz.Peygamberin Hayberin fethi sonrası Hz.Ali’ye hediye ettiği şilt

Hz.Peygamberin Ayak izi

Hz.Peygamberin Ayakkabısı

Hz.Peygamberin Kılıcı

Hz. Fatmanın Elbisesi

Hz.Peygamberin Sarıkları


Hafta Sonu Tatili:ayvalık Ve Kazdağı Rehberi

Ege Denizinde Edremit Körfezinin hemen altında yer alır. Önünde bulunan irili ufaklı adaların meydana getirmiş olduğu ilginç ve ilginç olduğu kadar da güzel sahil şeridi görülmeğe değer. Ayvalık, Türkiye’nin zeytin ve zeytinyağı üretiminde oldukça önemli bir yer tutar. Aynı oranda meşhur olan başka bir özellikte burada esen İmbat rüzgarıdır. Şehrin genel yapısında, daha önce burada oturan Rumların etkisi büyüktür. Bölgede bol miktarda bulunan volkanik tüf kayasından (sarımsak taşı) yapılan taş binalar, Neo Klasik stilinin ilginç örneklerini verirler. Birinci Dünya savaşından sonra politik nedenlerle burada oturan halk, Girit, Makedonya ve Ege adalarında oturmakta olan Türklerle yer değiştirmiştir. Aslında ne gidenler ne de gelenler yerlerinden memnundur ama kader böyle istemiştir.

Şeytan SofrasıAslında eski bir lav birikintisi olan kayalık bir tepe üzerinde , ayak izine benzer bir şekil bulunmaktadır. Halkımızın benzetme ve mizah yeteneğine bağlı olarak buraya nedense Şeytanın ayak izi denmiş ve tepeye de Şeytan Sofrası adı verilmiştir. Ayvalık sahilinin en güzel izlendiği bu tepede manzara gerçekten muhteşemdir.

Cunda AdasıAna karaya ince bir yol şeridiyle bağlanmış olan bu ada üzerindeki yerleşim oldukça meşhur ve şirindir. Taştan yapılmış binaları, sahil boyunca sıra sıra balıkçı lokantaları ve meşhur Taş Kahvesi ile görülmeye değer bir yerdir

AdatepeKöyde bilinen eski çağlardan beri süregelen yerleşim, 1950’li yıllarda yaşanan parti kavgalarıyla azalmış ve değişik etkenlerle birlikte 60’lı yıllarda çok az yerleşik nüfus kalmıştır. Yüzyılların birikiminin oluşturduğu taş işçiliğinin örnekleri köyde mevcut binalarda görülmektedir. Bu nedenle köy 1989 yılında SIT alanı ilan edilmiştir. Bugün,daha önceden mevcut evlerden başka yeni ev yapılamamakta,mevcut ayakta olan evler aslına uygun restore edilmekte,yıkık durumda olan evler ise köydeki mimariye uygun yeniden inşa edilmektedir. 19. yüzyılda buraya getirilen Rumlarla Türkler uzun yıllar bir arada yaşamışlardır. Köyün güneyindeki bir tepe üzerinde bulunan Zeus Altarı, Edremit Körfezi’ni ayaklar altına seren manzarasıyla dikkat çekicidir.

Zeytinyağı MüzesiMüzede eski zeytinyağı presleri, zeytin toplama aletleri, taşıma ve saklama kapları, çeşitli folklorik objeler görülebilir. Aynı zamanda geleneksel usulde zeytinyağı sabun yapım tekniği de açıklamalı olarak sergilenmektedir.Zeytinyağının üretim aşamaları, saklanması, aktarılması, filtre edilmesi vb. gibi zeytinin dalından soframıza geliş öyküsünü görüp dinlemek, tabii ki taze köy ekmeği ile tadımını yapmak yerli ve yabancı ziyaretçiler için hem eğitici hem de keyifli olacaktır.
yapmak yerli ve yabancı ziyaretçiler için hem eğitici hem de keyifli olacaktır.
Tahtakuşlar etnografya müzesiKaz Dağları’nın eteklerinde bulunan 130 haneli 600 nüfuslu şirin Tahtakuşlar Köyü, 1991 yılında açılan Türkiye’nin ilk özel Etnografya Müzesi (Galerisi) ile 1992 yılında açılan ve Türkiye’de ilk kez bir köyde kurulan sanat galerisini barındırıyor. Alibey Kudar ve ailesinin çabalarıyla kurulan Galeri, yasal nedenlerden dolayı Müze olarak adlandırılmasa da Birleşmiş Milletler’in 1994 UNESCO Ödülü’ne layık bulunmuş. Etnografya galerisinde Orta Asya’dan Türkiye’ye göç eden Konar – Göçer Türk Boylarinin ilginç ve özgün kültür varliklari, giyim, ev esyalari, aletleri, halilari ve çadirlari, sanat galerisinde her tür sanaf yapitlari yil boyunca sergilenmektedir

Kaz (İda) DağlarıKaz Dağları, Biga yarımadasının tamamı üzerine yayılmış durumdadır. Edremit Körfezinin kuzey kısmını takiben doğu-batı yönünde 60-70 km. boyunca bir duvar gibi uzanırlar. Batıda ise Ege Denizi boyunca ve Kuzey Marmara denizine doğru devam ederler. Bu dağların binlerce yıl önceki adı İda Dağıdır. Türklerin Anadolu’ya gelmesiyle isim değişikliği olmuştur. Hem Klasik Yunan mitolojisinde, hem de Türkmen söyleşilerinde dağ önemli bir yer tutar. Dağ bölgedeki konumu ve florası nedeniyle çevresini, bilhassa Akçay bölgesini bir oksijen çadırına dönüştürmüştür. Aynı zamanda dağın termal potansiyeli de turizm açısından önemlidir. Yeraltı zenginlikleri açısından Antik dönemden bu yana, altın, gümüş ve demir madenleri işletile gelmiştir. En yüksek noktası 1774 m. olarak Karataş tepesidir. Dağın eteklerinde zeytin ağaçları ve daha yüksek kısımlarda ise, çam, meşe, köknar ve gürgen ağaçları yer alır.

Balıkesir’e Gitmişken

Zeytin
ZeytinMitolojide ve kutsal kitaplarda adına sıkça rastlanan zeytin, ilkçağlardan bu yana kutsal bir bitki olarak kabul edilmiştir. Çağlar boyunca yemeklerde, kurban törenlerinde, aydınlatma araçlarında, saçın parlatılmasında ve vücudun ovulmasında kullanılan zeytin, denizi ve kalkerli toprağı sevdiğinden dolayı özellikle Ege kıyılarında sıkça göze çarpar. Kışın yapraklarını dökmeyen zeytin ağacı; çok uzun ömürlü olması, yok edilmesi olanaksız yaşam gücü ve güzel bir parlaklığa sahip sert odunu sayesinde günlük yaşamdaki kullanımının yanında epik destanlara da konu olmuştur.ZeytinyağıÖzellikle Akdeniz mutfağının vazgeçilmezleri arasında bulunan zeytinyağı, üretim şekline göre üç kategoriye ayrılır:

•Sızma (Naturel): En kaliteli zeytinlerden tamamen fiziksel yöntemlerle elde edilen, natürel olarak doğrudan tüketilebilen, kesinlikle mükemmel tat ve aroması bulunan zeytinyağıdır. Daha çok salata ve soslarda çiğ olarak tüketilmesi önerilir. İçindeki yağ asitlerine göre sınıflara ayrılır.
•Rafine: Ham rafinajlık zeytinyağının, fiziksel yöntemlerle rafinasyonu sonucu elde edilen zeytinyağıdır.
•Riviera: Ham zeytinyağının, fiziksel yöntemlerle rafinasyonu sonucu elde edilen rafine zeytinyağı ile belirli oranda natürel yemeklik zeytinyağının karışımı olan zeytinyağıdır.
Şifalı Otlar
Bitki çeşitliliği ve zenginliği açısından önemli bir yer tutan Kaz Dağları’nda bir çok şifalı bitki yetişmektedir. Yabani naneden oğul otuna, rezeneden sığır kuyruğuna pek çok şifalı bitkiyi doğadan toplayabilir ya da işin kolayına kaçarak Tahtakuşlar Etnografya Galerisi’nden temin edebilirsiniz Üstelik galeride bu bitkileri nasıl kullanacağınız konusunda bilgi de alabilirsiniz.


Etiketler:peygamberimizin ayak izi peygamberimizin kutsal emanetleri peygamber efendimizin kutsal emanetleri sakallı şerif peygamberimizin emanetleri sarık nasıl sarılır peygamber efendimizin sarığı hz. muhammed den kalan hatıralar Efendimizin sarığı osmanlıca mektup peygamber efendimizin emanetleri peygamber kılıcı semüre ağacı Peygamberimizden kalan hatıralar peygamberimizin sakal ı şerifi peygamber efendimizin bıyığı hz muhammedin sarığı peygamberin kutsal emanetler peygamber efendimizin mektubu yeşil sarık
Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu: Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu ya da Alman Halkının Kutsal İmparatorluğu olarak da bilinir. Orta Çağ'dan ve 19. yüzyılın başına kadar Orta Avrupa'da hüküm sürmüş bir monarşidir.
Kutsal Roma imparatorları listesi: Kutsal Roman İmparatorları, (Almanca: Römischer Kaiser veya Römisch-Deutscher Kaiser, Latince: Romanorum Imperator) Orta Avrupa'da Orta Çağ ve Yeni Çağ'da hüküm sürmüş olan Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun seçimle işbaşına geçen hükümdarıydı.
Kutsal Hazine Avcıları: Kutsal Hazine Avcıları (ayrıca Indiana Jones ve Kutsal Hazine Avcıları olarak da bilinir) George Lucas'ın yapımcılığında Steven Spielberg tarafından yönetilen 1981 yapımı macera ve aksiyon filmidir.
Kutsal Topraklar: Kutsal Topraklar, İbrahimi dinler Musevilik, Hıristiyanlık ve İslam için önem arz eden, günümüzde üzerinde İsrail ve Filistin'in bulunduğu topraklara verilen özel isim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir