Recaizade Şeb-i Mehtabda

ahmet bilim bunu daha daima devlet edebiyat ekrem gibi laik mahmut merhamet sanat siyaset temalar vatan vet ya yasak Recaizade Şeb-i Mehtabda Servet-i Fünun Kim Tarafından Çıkarılmıştır serveti fünun dergisi ne zaman ve kim tarafından ç..

> Edebiyat-i Cedide (servet-i Fünun Edebiyati)

Edebiyat-ı Cedide, II.Abdülhamit (hük. 1878-1909) devrinde, Servet-i Fünun dergisi çevresinde toplanan sanatçıların Batı edebiyatı yolunda meydana getirdikleri bir edebiyat hareketidir.
Bu edebiyat, 1896’dan 1901’e kadar sürmüştür. Recai-zâde Mahmut Ekrem, 1895 sonunda, Malûmat adlı bir dergide yazan Muallim Naci izleyicileriyle kafiyenin göz için mi, kulak için mi olduğu tartışmasına girişmiş ve bu gazeteye karşı cevaplarının bir kısmım Ser*vet-i Fünun dergisinde yayınlamıştır. Servet-i Fünun, Recai-zâde’nin Mekteb-i Mülkiye’den öğrencisi olan Ahmet İhsan Tokgöz tarafından 1891 yılından beri çıkarılmakta idi. Recai-zâde, bunu bir edebiyat dergisi hâline getirmek için Ahmet İhsan‘la anlaşmış ve kendisinin Mekteb-i Sultanî (Galatasaray Lisesi) den öğrencisi olan Tevfik Fikret’i derginin “kısm-ı.edebî ser-muharrirliği” ne getirmiştir. O sırada Mektep ve başka dergilerde yazan ve Recai-zâde tarafını tutan başka gençlerin de 1896’da bu dergi çevresinde toplanmasıyla “Edebiyat-ı Cedide” topluluğu meydana gelmiştir.
Edebiyat-ı Cedide’nin başlıca özellikleri şu noktalar üzerinde toplanabilir:
a. Edebiyat-i Cedide sanatçıları Batı uygarlığına, özellikle Fransa’ya hayranlık göstermişler, Türkiye’nin Avrupalaşma yoluyla yükseleceğine inanmışlar, orada sanat, bilim, ne buldularsa Türkiye’ye aktarmaya çalışmışlar; laik bir zihniyeti benimsemişler ve daima dindışı şiirler yazmışlardır.
b. Devlet ve siyaset konularına dokunmak, vatan, hürriyet, istikIâl, inkılap v.b. gibi, sözcük ve kavramları kullanmak yasak olduğu için, açıkça toplumsal yazılar yazmak olanağı bulunamamış, ancak aşk, merhamet v.b. gibi suya, sabuna dokunmayan temalar üzerinde dolaşılmıştır. (Edebiyat-ı Cedide sanatçıları bu yüzden, daha sonraki devirlerde, memleketi yansıtmamak ve ulusal olmamakla suçlandırılmışlardır).
e. Çağdaş Fransız edebiyatı örnek tutulmuş, hikâye ve romanda Realizm ve Naturalizm, şiirde Parnasizm ve Sembolizm akımlarının etkisi altında kalmıştır; Parnasyenlerin etkisiyle, “sanat sanat içindir” görüşü benimsenmiştir. (Fikret, “toplum için sanat” anlayışıyla de eserler vermiştir).
ç. Tanzimat sanatçılarının tersine olarak, halka seslenmek düşünülmemiş, havasa mahsus bir edebiyat meydana getirilmiştir ; kendilerinin de söylediği gibi ; “Servet-i Fünun edebiyatı umuma avâma mahsus değildir”.
d. Bu düşünüşün bir sonucu olarak, dil konusunda da Tanzimat sanatçılarından daha geri bir anlayışla, konuşma dilinden büsbütün uzaklaşılmış yazı dilinde o zamana kadar kullanılanlardan başka, Arap ve Farsça sözcükleri karıştırarak Türkçe’de kullanılmayan birtakım yeni sözcükler (nahcir , şegaf , tirâje v,b.) bulunup çıkarılmış; Batı ede*biyatından alınan yeni kavramlar Fars dilinin kurallarıyla kurulmuş birtakım yeni isim ve sıfat tamlamaları (sâât-ı semen-fâm , lerziş-i bârid , v.b…) ve yeni bileşik sıfatlar (tehi-baht , şikeste-reng , v.b…) ile karşılanmış: aynen Fransızca’da görü*len birtakım yeni deyim ve söyleyişler de (el sıkmak, dest-i izdivacını talep etmek v.b.) Türkçe’ye aktarılmış, nesirde Fransızca’nın sözdizimi Türk diline uydurulmaya çalışılmıştır.
e. Benzetmelerle yüklü olan süslü bir dille yazmak, yerli yersiz ah!, oh! gibi ünlemlere fazla yer vermek., ve bağlacını sık sık kullanmak, bir düşünceyi kuvvet*lendirmek veya ondan dönmek maksadıyla söz arasına evet evt!, hayır hayır! gibi sözcükler sıkıştırmak, ikide bir güzelim!, meleğim! gibi hitaplarda bulunmak Edebiyat-ı Cedide üslubunun başlıca zayıf, yapmacıklı yanıdır.
t. Edebiyat-ı Cedide sanatçıları çoklukla şiir. mensur şiir, hikâye, roman, fıkra ve makale türlerinde yazmışlar, tiyatro türünde eser vermemişler, ancak Meşrutiyetten sonra birkaç piyes denemesine girişmişlerdir.
g. Edebiyat-ı Cedide nazmında, şiirin konusu genişletilmiş, en basit günlü olay, gözlem ve duygular dahi şiir malzemesi olarak kullanılmıştır; yalnız aruz veznine değer verilmiş, Tanzimat sanatçılarının tersine olarak, hece yazan hiçbir zaman ciddiye alınmamıştır (hece vezni ile yalnız çocuk şiirleri yazılmıştır) ; kafiyenin göz için değil, kulak için olduğu kabul edilmiştir;
Divan edebiyatı nazım biçimleri büsbütün bırakılıp Fransız şiirinde görülen nazım biçimleri benimsenmiş, ya sona, terza-rima ( Fikret: Şehrâyin) gibi Batı edebiyatının klasik biçimleriyle, ya da büsbütün serbest biçimlerle ve serbest müstezatlarla yazılmıştır; vezin zoruyla, sözcüklerin tabiî söylenişlerinin bozulmamasına gayret edilmiştir; nazım nesre yaklaştırılmıştır (Fikret, v.b.) konu ile vezin arasında bir ahenk ilgisi aranmıştır.
h. Hikâye ve roman türünde teknik kuvvetlenmiş (mesela, süs için yazılan gereksiz tasvirler ve konu dışı bilgi vermeleri vak’anın yürüyüşü durdurulmamış, serde yazarın kişiliği gizlenmiştir) ; Fransız realist ve natüralist yazarlarının eserleri örnek tutulmuş; bunun sonucu olarak, hep hayatta görülen ya da görülmesi olanağı bulunan olay ve kişiler anlatılmıştır; vak’alar çok defa İstanbul’da geçirilmiştir. (Abdülhamit devrinde memlekette gezi özgürlüğü olmadığı için, yazarlar memleketin İstanbul dışındaki yerlerini tanımıyorlardı).
Edebiyat-ı Cedide’nin başlıca sanatçıları şunlardır:
Şairler: Tevfik Fikret, Cenap Şahabettin, Hüseyin Siret Özsever, Hüseyin Suat Yalçın, A. Nadir (Ali Ekrem Bolayir), Süleyman Nesip (Süleyman Paşa-zâ*de Sami), İbrahim Cehdi (Süleyman Nazif), H..Nâzım (Ahmet Reşit Rey), Faik Ali Ozansoy, Celâl Sahir Erozan, v.b…
Nesirciler: Halit Ziya Uşaklıgil, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit Yalçın, Müftüoğlu Ahmet Hikmet, Safve*t Ziya. v.b…
Bu devirde, ayrı bir sanat anlayışı yüzünden Edebiyat-ı Cedide topluluğuna katılmayan sanatçıların en önemlileri şunlardır:
Şairler: Eşref, v.b…
Nesirciler: Vecihi, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Ahmet Rasim, Safvet Nehizî, v.b…
“Sanat için sanat” anlayışıyla hareket ederek yalnız aydın kimselere seslenen Edebiyat-ı Cedide sanatçılarına karşılık, bunlar Ahmet Mithat geleneğini sürdürerek “halk için sanat” görüşünü benimsemişler, geniş halk topluluğuna seslenmişlerdir.
RECAİZADE MAHMUT EKREM
1847 yılnda İstanbul’da doğdu. Özel öğrenim gördü. Mekteb-i İrfan’ı bitirdi. Çeşitli devlet memurluklarında bulundu. Öğretmenlik yaptı. Şûrâ-yı Devlet ve Meclis-i Âyân üyeliği, Evkaf ve Maarif Nazırlığı yaptı. Tasvir-i Efkâr gazetesinin yönetiminde bulundu. Hayattayken üç oğlunun ve özellikle de Nijad’ın ölümü, onu yıktı, hayata küstürdü. Sanat için sanat anlayışını savundu. Eski-yeni edebiyat tartışmalarının merkezinde yer aldı. 1914 yılında öldü.

ESERLERİ
Nağme-i Seher, Yadigâr-ı Şebâb, Zemzeme, Pejmürde, Nijad Ekrem ve Nefrin adlı şiir kitapları bulunmaktadır. Yâr her sudan hüveydâdır şeb-i meh-tâbda
Can ü dil mest-i temaşadır şeb-i meh-tâbda

GAZEL
1.Feyz-i lutfundan kılar kesb-i taravet can u dil
Seyr-i bağ endûh-fersâdır şeb-i meh-tâbda
2.Mâh-rûyun yâd edip hasretle eyler âh ü zar
Cân-u şeydâ nâ-şekibâdır şeb-i meh-tâbda
3.Cûş eder her revzeninden nûr-ı mihr-i Ahmedî
Meskenim gâr-ı tevellâdır şeb-i meh-tâbda
4.Eyle teşrifinle reşk-endâz-ı burc-ı mâh-tâb
Meclis-i işret müheyyadır şeb-i meh-tâbda
5.Azm-i bağ et kıl temaşa sûret-i endamını
Havz mir’at-ı mücellâdır şeb-i meh-tâbda
6.Ahterân hâl ebr gîsû vü şafak reng-i hizâb
Asuman rû-yı dil-ârâdır şeb-i meh-tâbda
7.Her habâb-ı eşk-i bülbül in’ikâs-ı nurdan
Sû-be-sû Tûr-ı Tecellâ’dır şeb-i meh-tâbda
8.Sâye-i ebr eyledikçe gülleri rû-der-hicâb
Bülbül-i aşüfte Musa’dır şeb-i meh-tâbda
10.Ukde-bahş-i rişte-i can olmada hattın gibi
Fikr-i zülfân başka sevdadır şeb-i meh-tâbda
11.Çerh-i mînâdan nümâyân aks-i cism-i nâzikin
Arş-ı tecrid üzre isa’dır şeb-i meh-tâbda
12.Bir letafet asumanıdır ki gül-şen jaleler
Anda yer yer necm-i garrâdır şeb-i meh-tâbda

ŞİİR İNCELEME PLANI
Dış Özellikleri:
Biçimi: Nazım
Nazım biçimi: Gazel
Nazım birimi: Beyit
Ölçüsü: 8+5 = 13 aruz ölçüsü
Türü: Lirik
İç Özellikleri:
Konusu: Mehtaplığı gecede sevgilinin güzelliğini anlatmak.
Teması: Mehtabın güzelliğinin aydınlatıcı süsünü anlatmaktır.
Anafikir:
Uyak şeması: İkinci dizeler kendi aralarında ilk beyitler a,b,c, şeklinde
Dil ve anlatım: Anlaşılması zor bir dil kullanılmıştır.

DİVAN EDEBİYATI

Divan edebiyatının tanımını yaparken özellikle iki noktayı göz önünde tutmak gerek.
a)Tarihsel Kesit:Osmanlı elitesinin sanatı olarak ortaya çıkan bu edebiyat,13.yüzyıldan 19.yüzyıla değin varlığını sürdürür.
Dikkat edilirse bu,Osmanlı devletinin kuruluşundan yıkılışına uzanan zaman kesitidir.Ancak, Divan Edebiyatı,nitelik yönünden Anadolu dışında 11.yüzyıldan itibaren gelişen İslami edebiyatın da bir uzantısı sayılmalıdır.
b)Kültürel Yapı:Bu edebiyat,eski Türk kültürüne değil,Ortadoğu İslam kültürüne bağlıdır.Getirdiği dünya görüşü,zevk anlayışı,konular,dil ve biçim bakımından İslam kültürünün yarattığı ortaklaşa anlayışı yansıtır.Burada söz konusu olan,Osmanlı,
Arap ve Fars kültürlerindeki ortaklaşa niteliklerdir.
Bu duruma göre Divan Edebiyatı’nı,”Ortadoğu İslam kültüründen kaynaklanan bir sanat anlayışına bağlı olarak 13-19.
yüzyıllar arasında var olan bir “zümre edebiyatı ” diye tanımlayabiliriz.Ozanların şiirlerini “divan” denilen kitaplarda toplamaları nedeniyle bu adla da anılan Divan Edebiyatı’na ayrıca”Eski Edebiyat”,”Enderun Edebiyatı” gibi adlar da verilmektedir.
Divan Edebiyatı’nın çöküşü,ümmet anlayışına bağlı Osmanlı Kültürünün karşısında yeni bir seçenek olan Batı kültürünün çıkarıldığı döneme rastlar.Feodal topluma özgü bir edebiyatın,yeni ekonomik ve tıplumsal ilişkilerin gelişmeye başladığı bir
süreçte yaşamını sürdürmesi olanaksız olduğu için,Tanzimat sonrasında bu edebiyat da Osmanlı İmparatorluğu ile birlikte
önce gerilemiş,sonra da çökmüştür.
Divan Edebiyatı’nın ilk temsilcisi 13. yüzyılda yaşayan Hoca Dehhani’dir.Öteki ozanlarının başlıcalarını yetiştikleri
yüzyıllara göre şöyle sıralayabiliriz.
13.yy.Şeyyad Hamza, Ahmet Fakih
14.yy.Ahmedi, Kadı Burhaneddin, Nesimi
15.yy.Süleyman Çelebi, Şeyhi, Ahmet Paşa, Necati, Muradi(2.Murat), Avni(Fatih Sultan Mehmet), Adli(2.Beyazıt)
16.yy.Fuzuli, Hayali, Baki, Bağdatlı Ruhi, Zati,Taşlıcalı Yahya, Nev’i
17.yy.Nev’izade Atayi, Şeyhülislam Yahya, Nef’i, Neşati, Nabi
18.yy.Nedim, Koca Ragıp Paşa, Şeyh Galip, Süruri, Fitnat Hanım
19.yy.Enderunlu Vasıf, İzzet Molla, Leyla Hanım, Leskofçalı Galip, Hersekli Arif Hikmet, Yenişehirli Avni vb..

DİVAN ŞİİRİNDE KONULAR
Divan şiirinde işlenen konuların başlıcaları aşk ,doğa,İslam mitolojisi,içki,eğlence,ölüm. hikemi (felsefe) düşünce ve övgüdür. Ayrıca özellikle 17.yüzyıldan başlayarak gündelik yaşam da bir ölçüde şiire yansımıştır.Bütün bu konular,Divan Edebiyatı’nın temel dünya görüşüne bağlı olarak dinsel idealizm ve bireyi yaşamdan soyutlama çerçevesinde ele alınır.
AŞK:Divan edebiyatında aşkın maddi ve tasavvufi olmak üzere iki biçimde yansıdığı görülür.
Ozanlar,maddi aşktan söz ederlerken,”mazmun” denilen kalıplaşmış sözlere başvurarak bir “sevgili tipi” çizerler.
Bu,boyu “servi”,saçları “gece ya da yılan”,kaşları”yay”,kirpikleri “ok”,ağzı “nokta” gibi bir varlıktır.Görüldüğü gibi,
Divan ozanının tasarladığı sevgili,dış görünüşüyle yaşamdaki kadınlara benzememektedir.Zaten bu varlığın hangi cinsten
(kadın mı,erkek mi?)olduğunu belirten betimleme öğeleri de yoktur.
Divan ozanları,aşk konusunu ele alırken,feodal toplumdaki insan ilişkilerini aşk ilişkilerine yansıtmışlardır.Bilindiği gibi feodal toplumda”yöneten-yönetşlen”,”sultan-kul” ilişkisi vardır.Divan ozanı,seven ile sevilen arasında buna uygun bir ilşki
tasarlar.Seveni kul,sevileni sultan diye niteler.
Aşkın,dinsel-tasavvufi açıdan dile getirildiği Divan şiirleri de az değildir.Ancak bunların birçoğunda tasavvuf düşüncesi içtenlikle anlatılmaz.Daha çok şeriatın yasakladığı içki,cinsellik gibi konuları dinsel bir görüntü altında gizlemek için tasavvuftan yararlanır.
Tüm Divan ozanlarının tasavvuf konusunda bu eğilimi gösterdiği söylenemez.Ancak genellikle şeriata ve mdreseye bağlıolan Divan Edebiyatı’nda tasavvuf felsefesi çoğu kez bir örtü,kimi zaman da betimsel bir araç olarak kullanılır.
DOĞA (TABİAT).Divan şiirinde ne insan doğası,ne de dış dünya gerçekçi biçimde anlatılmıştır.Doğanın betimlenmesinde çoğu kez”süslü anlatım” kaygısı ön plana çıkar.Bu da,anlatılan doğayı cansız bir nesns,bir resim haline
getirir.
17.yy.dan başlayarak ozanların daha gerçekçi bir anlayışa yöneldikleri görülmektedir.Önceleri ağaç,kuş,çimen,bahçe,
gül gibi doğa öğeleriyle hangi yerin,çevrenin (kısacası coğrafyanın) anlatıldığı kestirilemezken,bu tarihten sonra somut
doğadan,bilinen bir coğrafyadan söz edilmeye;İstanbulun kimi mesire yerleri,hamamları,köşkler,şadırvanları,vb.betimlenmeye başlanmıştır.
Ancak,mahallileşme akımında da ozanlar yakın çevrelerinin dışına çıkamamışlardır.Bu bakımdan insan ile doğa arasındaki üretim sürecine dayalı ilişkiler bu edebiyat için hiçbir zaman söz konusu olmamıştır.
Kısacası,Divan şiirinde gerçek anlamıyla bir doğa yoktur.
İSLAM MİTOLOJİSİ:Geleneksel sözlü ve yazılı Türk Edebiyatı’nda Şamanizim,Budizim,Maniheizm gibi dinlerin
“evrendoğum”a ilişkin inançları yansımaktaydı.
Divan Edebiyatı’nda bunun yerini İslami evrendoğum inancının aldığı görülür.”Evren ve insan nasıl yaratılmıştır?”
sorusuna İslamiyet!in verdiği yanıt,sanat yapıtlarında anlatılmıştır.
Evrendoğum inancının yanısıra İslam mitolojisine ilişkin kimi efsaneler de Divan şiirinde sık sık yer alır.Bunların bir
bölümü Kuran’da anlatılan “kıssa”lardır:Yusuf ile Züleyha,İskender’in yaşamı gibi.
İslam kültürü çerçevesinde edebiyatlar yaratan Arap ve Acemlere ilşkin efsaneler de Divan şiirine yansımıştır. İrenm bağı, Hz.Muhammed’in yaşamı, Cem, Ferhat ve Şirin,vb.bunlardandır.
İÇKİ VE EĞLENCE:Divan şiirinde çok kullanılan konulardır.Özellikle gazellerde ve 18.yy.dan sonra şarkılarda yansır.Bu konular,”gülelim eğlenelim kam alalım dünyadan”anlayışı çerçevesinde işlenmiştir.Özünde yaşamın geçici olduğu anlayışına dayanır.
Divan ozanları yaşamın geçiciliği karşısında rintçe bir tavır takınmaya çalışırlar.(Rint:1.dinin yasaklarına pek uyma-
yan kimse,2. dünyaya karşı kayıtsız davranan kişi)Ozanlar rintçe yaşamaktan yana bir tavır takınarak,katı dinsel kurallara göre düşünen ve yaşayan “zahit”leri kınarlar.Ne var ki,Divan ozanlarının yaşayış biçimleri,bu anlayışlarının
da pek içtenlikli olmadığını gösterir.Çünkü saraydan ve yüksek devlet görevlilerinden destek gören birçok Divan ozanı,yaşam karşısında kayıtsız kalamamış,yüksek mevkiler elde etmiştir.Bunlar içkiyi de zevk ve eğlence aracı olarak kullanırlar.Bunun rintlikle alakası yoktur.
ÖLÜM:Divan Edebiyatı’nda ölüm bir tür “göç” olarak algılanır.Yaşamdan göçen kişinin hüznü Divan şiirine yansır.
Bir de başkalarının,özellikle padişah ya da öteki devlet yöneticilerin ölümü karşısında duyulan acı ve üzüntü vardır.
“Mersiye” denilen şiirler hep bu konuyu işler.
ÖVGÜ:Divan Edebiyatı’nın en yapmacıklı konusu övgüdür.”Kasideler” bu konuda yazılır.Padişah ya da yüksek rütbeli yetkilileri överek maddi çıkar sağlayan Divan ozanları,bunu adeta alışkanlık haline getirmişlerdir.

DİVAN NAZMININ ÖZELLİKLERİ:
Biçim yönünden:
a)Dil;Arapça,Farsça sözcük ve tamlamalarla yüklüdür.
b)Nazım birimi beyittir.Her beyitte anlam bütünlüğü vardır.Beyitler ayrı duygu ve düşünceleri dile getirdiğinden
şiirin tamamında konu birliği görülmemektedir.
c)Ölçü aruzdur.Aruz ölçüsü Türk dilinin yapısına uygun olmadığından,şairler Arapça,Farsça söz ve tamlamaları fazla
oranda kullanmak zorunda kalmışlardır.Bu durum Türkçe’nin gelişmesini geniş ölçüde engellemiştir.
d)Divan şiirinde “göz kafiyesi” anlayışına bağlı kalınmıştır.
e)Şiirler,Arap ve Fars edebiyatından alınan kaside,gazel,mesnevi,rubai…gibi değişmez nazım biçimleriyle yazılmıştır.
f)Tevhit,Münacaat,na’t,mersiye,hicviye…gibi nazım türlerinde eserler verilmiştir.
DİVAN NESRİNİN ÖZELLİKLERİ:
Divan nesri,edebi nesir,tarih nesri ve didaktik nesir diye üç bölüme ayrılır.Bunların ortak özellikleri şöyle sıralanabilir:
a)Divan nesri,tarih,tezkire(biyoğrafi), münşeat(resmi yazı ve mektuplar), seyahatname(gezi yazısı) ,ahlaki ve felsefi yazılar,hikayeler gibi belirli birkaç türde yazılmıştır.Batı’da olduğu gibi her türde (roman,tiyatro,eleştiri,deneme…)
eser yazılmamıştır.
b)Divan nesri,”sade nesir” ve “süslü nesir” olmak üzere iki biçimde oluşmuştur.Halk için yazılanlar ile bazı tarih kitapları sade nesirle,aydınlar için yazılan eserlerin çoğu ise süslü nesirle yazılmıştır.
c)Anlatımda amaç,düşünceyi yansıtmaktan çok sanatlı anlatım ustalığı göstermektir.
d)Kullanılan söz ve tamlamaların tamamına yakını Arapça ve Farsça’dır.
e)Bağ-eylemlerle gereksiz yere birbirine bağlanan cümleler çok uzundur.Bu nedenle anlatılanları kavramak zordur.
f)Cümlelerde seci (düzyazıda uyak),”ki” ,”ve” bağlaçlarına çok yer verilmiştir.
g)Noktalamaya yer verilmemiştir.
h)Cümleler söz sanatlarıyla yüklüdür.
ı)Eserlerde hikaye etme ve betim bölümlerinde duygu ön plandadır.
i)Tarih kitaplarının betim bölümleri süslü,konuşma ve anlatım bölümleri sadedir.
j)Didaktik nesirler,din,tasavvuf,eğitim,ahlak,hukuk konularında yazılmıştır.Bilgiler genellikle Doğu kaynaklarından
alınmış,skolastik çağın metafizik ve bilimsel görüşlerine bağlı kalınmıştır.
k)Edebi nesire “inşa”,yazarlarına da “münşi” adı verilmiştir.

Edebi nesre örnek yazarlar:Sinan Paşa,Lamii Çelebi,Fuzuli, Nergisi,Veysi,Kani vb.
Tarih nesrine örnek yazarlar:Neşri,Aşık Paşa-zade,Selanikli Mustafa,Peçevi İbrahim,Koçi Bey,Katip Çelebi
Evliya Çelebi,Naima,Silahdar Mehmet Ağa,vb.
Didaktik nesre örnek yazarlar:Mercimek Ahmet,Birgivi,Yirmiskiz Çelebi Mehmet,Ahmet Resmi Efendi,vb.

NEDİM
İstanbul’da doğdu. Asıl adı Ahmed’dir. iyi bir öğrenim gördü. Çeşitli medreselerde Müderrislik yaptı. Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından korundu. Şiirleriyle devlet büyüklerinin ve özellikle de III. Ahmed’in takdirini kazandı. Patrona Halil isyanı sırasında öldü. Nedim, Lale Devri denilen zevk ve eğlence döneminin şairi olarak yaşadı ve yaşadıklarını şiirleştirdi. Dilde ve nazım biçimlerinde yenilikler denedi. İstanbul’un eğlence dünyasını yansıttı. Hece ölçüsüyle bir türkü yazdı. Birçok şairi etkiledi. Edebiyatımızın büyük şairlerinden biri sayılmaktadır. 1730 yılında öldü.
ESERİ
Dîvân’ı birkaç kez basıldı.

KASİDE
Bak Sitanbul’un şu Sa’d-âbâd-ı nev-bünyânına
Âdemin canlar katar âb-ı havası canına.

Ey sabâ gördün mü mislin, bunca demdir âlemin
Puşt U pâ urmaktasm iran’ına, Turan-ına.

Ey felek insaf, ey nıihr-i cihân-ârâ aman
Bir nazîri var ise söylen konulsun yanına.

Sizde böyle müşk olur mu deyü hâkinden biraz
Ah göndersem, sabâ ile Huten hakanına

Cedvel-i sim içre âdem binse bir zevrakçeye
İstese münıkin varılmak cennetin tâ yanına.

Olsa Kisrîler zamanında ya Firdevsî anı
Eylemez miydi şeref Şehâme’nin unvanına.

Gûş kıl ey rûh-ı Kavuş, ey revân-ı Cem. i-işit:
Ben kapılmanı eh!-i târihin sühan-sencânına

İkiniz de olmamış mâlik ana, aldım haber
Çerh-i pîrin and verdim dînine îmânına

Dersiniz kim: «Çerh-i pîre yok yere verdin kasem,
Kim o bî-imândır anın kim bakar îmânına?»

Vaktinizde çerh âmenna ki bî îman idi,
Ehl-i dil makrûn idi endûb-ı bî pâyânına

Sindi amma ehl-perverdir. Müselmendır tamâm
Olalı mahkûm Sultân Ahmed’in fermanına

ŞİİR İNCELEME PLANI
Dış Özellikleri:
Biçimi: Nazım
Nazım biçimi: Kaside
Nazım birimi: Beyit
Ölçüsü: 15 aruz ölçüsü
Türü: Lirik
İç Özellikleri:
Konusu: Sevgiliye duyulan aşk
Teması: Sevgiliye daha yakın olabilmek, eğlenceye dalmak.
Anafikir:
Uyak şeması: ilk dizeler a,b,c şeklinde, ikinci dizeler kendi halinde
Dil ve anlatım: Anlaşılması zor bir dil kullanılmıştır.

Etiketler:serveti fünun dergisi ne zaman ve kim tarafından çıkarılmıştır recaizade şeb-i mehtabda servet-i fünun kim tarafından çıkarılmıştır serveti fünun dönemi nasıl oluşmuştur serveti fünun kim tarafından çıkarıldı Serveti fünun dergisi çevresinde oluşan edebiyata neden Edebiyatı cedide denmiştir serveti fünunun niçin oluşmuştur kin şiiri serveti fünün edb servet-i fünun kımler tarafından kurulmustur serveti fünun edebiyatı neden oluşmuştur serveti fünun dergisi kim tarafından çıkarıldı serveti fünun kim tarafından çıkartıldı serveti fünun dergisi ne zaman kim tarafından çıkarıldı yararları nelerdir servet-i fünun ne anlama gelir kim tarafından ve ne zaman çıkarıldı servet i fünun ne zaman kim tarafından çıkarıldı serveti fünun kim tarafından çıkarılmıştır servet-i fünun şiirini inceleme servet-i fünun neden oluşmuştur servet i fünun niçin edebiyatı cedide denmiştir
Şeb-i Arûs: Şeb-i Arus lügat manası düğün gecesi demektir. Mevlânâ Celaleddin-i Rumi kendi ölümüne rabbine duyduğu aşktan dolayı sevgiliye kavuşma yani düğün gecesi demiştir.
21 Aralık: 21 Aralık, Gregoryen Takvimi'ne göre yılın 355. (Artık yıllarda 356.) günüdür. Coğrafi olarak Kuzey Yarım Küre için kış solstisi (gün dönümü), Güney Yarım Küre için ise yaz solstisi (gün dönümü)dir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir