Rüzgardan Elektrik Üretimi Nasıl Yapılır

Sponsorlu Bağlantılar
bile bilgi bilgisayar bunun daha elde elektrik ev olsun tam tamir Rüzgardan Elektrik Üretimi Nasıl Yapılır Elektrik Üretimi Nasıl Yapılır su ile elektrik üretimi nasıl yapılır rüzgardan el..

Ucuz Elektrik Üretimi Nasıl Yapılır?

ucuz elektrik üretimi nasıldır

> Alternatif Ucuz Enerji Kaynakları…

BİLGİ!!!

Artık çağımız tam bir “enerji çağı” haline gelmiştir. Yaşamımızda öylesine değişik makineler, araçlar, taşıtlar kullanıyoruz ki bunlar için de çok ve değişik enerjilere ihtiyaç vardır.
Evlerimizde ısınmak için odun, kömür, doğalgaz, petrol ve elektrikten yararlanıyoruz. Yolculuk yapmak için kullandığımız taşıtlar petrolle çalışır. Artık her evde bulunan buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, televizyon, ütü, mutfak robotu, fırın gibi birçok ev eşyası ancak elektrik enerjisiyle çalışabilir.
Enerji, günümüz insaninin yaşamına öylesine girmiştir ki, sadece elektrik enerjisinin tükendiğini düşünmek bile insanlık için ne kadar korkunçtur! Dünyadaki tüm bilgisayar sistemleri, haberleşme ağları, evlerde kullanılan elektrikli eşyalar işlemez hale gelmiştir! Gerçekten düşünmek bile bir kabus gibi!..
Demek ki, yaşamımızın ayrılmaz birer parçası olan bu araç, makine ve eşyaların çalışabilmesi için yeterli miktarda enerji üretmek gerekir. Enerji elde etmek için daha çok doğal kaynaklardan yararlanılır. Ancak bu doğal kaynaklar sınırsız değildir. Gün geçtikçe azalmaktadır. Her insan bunun bilincine varmalıdır.
Okulda, evde, iş yerlerinde hangi enerji ne olursa olsun boşa harcanmamalıdır. Isınırken dikkatli olmalı, sobaları, kaloriferleri gereğinden fazla yakmamalıyız. Kullanılmayan odalardaki lambaları söndürmeliyiz. Ev eşyalarım ihtiyaç dışı, gereksiz yere kullanmamalıyız. Eşyalarımızın fazla enerji tüketimine neden olabilecek arızalarım hemen tamir ettirmeliyiz.
Unutmamalıyız ki enerji ve enerji kaynakları sınırsız değildir. Kendimiz daima tasarruflu olmalıyız. Bununla da yetinmeyip çevremizdeki tüm insanları bu konuda uyarmalı, bilinçlenmeleri için çalışmalıyız.
ENERJİ NEDİR?
Bir cisimde bulunan, bir iş meydana getirmeye yarayan güce “enerji” denir. Akan suda, hareket eden bir cisimde, bir makinede ya da insanda her an bir iş meydana getirme gücü olduğuna göre, bunlarda enerji var demektir.
Hareket gibi enerji de Fizik biliminin en önemli unsurlarından biridir. Enerji, kimya enerjisi ya da fizik enerjisi şeklinde olabilir. Bir maddenin yanması, bir kimya enerjisi sağlar. Yanma sonucunda meydana gelen ısı, ışık birer enerji çeşididir. Ayrıca, fiziksel değişmelerle de enerji elde edilir.
Bütün enerji şekilleri ikiye bölünür:
1) Potansiyel enerji;
2) Kinetik enerji;
Bunlara,”durum enerjisi” “hareket enerjisi” de denebilir.
Ok atmak için bir yayı iyice gerdiğinizi düşünün. Bu yayda bir potansiyel enerji vardır. Kurulmuş bir saat zembereğin de, doldurulmuş bir tüfekte de potansiyel enerji bulunur.
Kinetik enerji ise, cisimlerin hareket halinde bulunmaları yüzünden doğan enerjidir. Gerilmiş yay, oku fırlatınca, dolu tüfek patlayınca, saat zembereği boşalınca bunlardaki potansiyel enerji, hareket enerjisine dönüşür.
Enerji şekilleri bir halden öbür hale dönebilir. Mesela, kırda bir taş attığımızı düşünelim. Havada uçmakta olan taşın kinetik bir enerjisi vardır. Taş düşünce bu enerji potansiyel enerjiye dönüşür. Onu alıp yeniden atmaya hazırlanınca taştan yeniden kinetik enerji doğar. Kömürdeki kimyasal enerji, kömür yanınca ısı enerjisi haline gelir. İstim denen kızgın su buharındaki enerji bir buhar makinesinin kolunu iterek mekanik enerji olur.
ENERJİ KAYNAKLARI .

. Bilim ve teknik ilerledikçe çok değişik kaynaklardan enerji elde etmeye başarmışlardır
.İnsanlar başlangıçta sadece doğal ve basit yollarla enerji elde etmişlerdir

Günümüzde enerji elde edilen başlıca kaynaklar şunlardır:

1. İnsan gücü,
2. Hayvan gücü,
3. Rüzgar gücü,
4. Odun,kömür gibi katı yakıtlar,
5. Petrol,
6.Gaz,
7. Su (baraj),
8. Sıcak su kaynakları,
9. Su buharı,
10. Uranyum madeni,
11. Güneş.
ENERJİ TASARRUFU NASIL YAPILIR?
Günümüzde enerji çok çeşitli alanlarda, çok değişik amaçlarla kullanılmaktadır. Enerjinin her çeşidi,en yaygın olarak evlerimizde tüketilmektedir. Bu nedenle enerji tasarrufuna evlerden başlamak gerekir. Ev hanımları, kaloriferciler, çocuklar kısacası herkes bu konuda duyarlı olmalı, böylece hem tasarruf edilmeli hem de kullanılan enerjiden yüksek verim alınmalıdır.
Evlerimizde aşağıdaki önlemler alınırsa çok büyük oranda enerji tasarrufu yapılmış olur:
1. Buzdolabı, fırın, ütü, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi gibi elektrikli ev araçları, üretici firmaların kullanma talimatlarına uygun olarak verimli bir biçimde kullanılmalıdır.
2. Az elektrikle yüksek ışık verebilen, örneğin flüoresan lambalar tercih edilmeli;
gereksiz olan lambalar söndürülmelidir.
3. Pencerelere mümkünse çift cam takılmalı, gerekiyorsa kısa girmeden macun ve öteki tamir işleri tamamlanmalıdır.
4. Zorunlu havalandırmalar dışında kapılar, pencereler iyice kapatılmalı, gereksiz yere açılıp kapatılmamalıdır.
5. Sobalar üstten yakılmalı, yanan sobanın üzerine odun, kömür atılmamalıdır.
6. Kalorifer radyatörlerinin ön kısmı daima açık tutulmalı, önüne ısının yayılmasın) engelleyecek şeyler konmamalıdır.
7. Odanın ısısı yükseldiği zaman üstümüzdeki giysileri çıkarmalı, pencereleri, kapıları açmak yerine radyatörler kısılmalı ya da kapatılmalıdır. Soba kullanılıyorsa sobalar kapatılmalıdır.
8. Gereksiz yere sıcak su harcanmamalıdır.
9. Yemekler düdüklü tencerelerde ya da termik tabanlı, enerji tasarrufu sağlayan tencerelerde pişirilmelidir.
10. Apartmanlarda özellikle çocuklar, asansörleri bir oyun aracı olarak değil, inmek çıkmak ihtiyacı için kullanmalıdır.

İLK NÜKLEER GÜCÜ KİM KEŞFETTİ?

1905 yılında Einstein meşhur E=mc2 formülü ile fisyon sonucu açığa çıkabilecek enerji konusunda öngörüde bulunmuştu. Daha sonra 1930 yılında bu öngörü deneysel olarak Otto Hahn, Lise Meitner ve diğerleri tarafından doğrulandı. Dünyanın ilk insan yapısı nükleer reaktörü 1942 yılında Enrico Fermi’nin yürüttüğü bir proje sonucunda Amerika Birleşik Devletleri’nin Chicago, Illinois kentinde kuruldu.

Ancak, dünyadaki ilk nükleer reaktörün ortaya çıkışı milyonlarca yıl öncesine dayanmaktadır. Afrika’da Oklo, Gabon’daki bir uranyum madeninde, yeraltı sularının da maden içinde bulunması nedeniyle doğal bir nükleer reaktör oluştuğu ve binlerce yıl ısı ürettiği son yıllarda ortaya çıkarılmıştır.

Her iki reaktör de fisyonu kullanarak ısı üretmiş fakat hiçbiri elektrik üretmemiştir.
Elektrik üreten ilk ticari nükleer güç santralı Shippingport, Pennsylvania’da (ABD) kurulmuş ve 1957’de işletmeye girmiştir. Fisyon kullanılarak üretilen ilk elektrik ise, Aralık 1951’de Arco, Idaho’daki Deneysel Üretken Reaktöründe elde edilmiştir.
Çoğu güç santralı, jeneratörü döndürmek için ısı üretiminde bulunurlar. Fosil yakıtlı santraller ısı üretimi için doğal gaz, kömür ve petrol yakarlar. Nükleer santraller da uranyum yakıtını parçalayarak ısı üretirler. Ancak bütün bu değişik tip santraller ürettikleri ısıyı, suyu buhar haline dönüştürmek için kullanırlar.

Oluşan buhar ise elektrik jeneratörüne bağlı olan türbine verilir. Su buharı, türbin şaftı üzerinde bulunan binlerce kanatçık üzerinden geçerken daha önce üretilen ısıdan almış olduğu enerjiyi kullanarak, türbin şaftını döndürür. İşte bu dönme, jeneratörün elektrik üretmek için gereksinim duyduğu mekanik harekettir. Jeneratörde oluşan elektrik ise iletim hatları denilen iletken teller ile kullanılacağı yere gönderilir.
Türbinden çıkan, enerjisi diğer bir deyişle basınç ve sıcaklığı azalmış buhar ise yoğunlaştırıcı (kondensör) denilen bölümde soğutulup su haline dönüştürüldükten sonra, tekrar kullanılmak üzere santralın ısı üretilen bölümüne geri gönderilir. Yoğunlaştırıcıda soğutma işini sağlayabilmek için deniz, göl veya ırmaklarda bulunan su kullanılır. Su kaynaklarından uzak bölgelerde ise santralın hemen yanında bulunan ve uzaktan bakıldığı zaman geniş dev bacalara benzeyen soğutma kuleleri kullanılır. Bu kulelerin üzerinde görülen beyaz duman ise su buharıdır.
Elektrik üretmek için kullanılan diğer bir yöntem ise hidrolik santrallerdir. Bu yöntem ile barajlarda biriktirilen su, bir su türbinini üzerinden geçirilir ve türbine bağlı elektrik jeneratörü döndürülerek elektrik üretilir.
Yukarda bahsedilen bu yöntemler büyük miktarlarda elektrik enerjisini üretmek için kullanılırlar. Bunların yanı sıra rüzgar, güneş ve jeotermal enerji kullanarak da elektrik üretilmektedir. Ancak bu tür kaynaklardan üretilen enerji miktarı asıl ihtiyacımızı kendi başına karşılamaktan uzaktır.
Su, güneş, rüzgar ve jeotermal kaynaklara, yenilenebilir enerji kaynakları denilir. Bu kaynaklar diğerleri gibi tükenmezler. Petrol, doğal gaz, kömür, uranyum gibi maddeler önümüzdeki birkaç yüzyıl içinde tükeneceklerdir.
JEOTERMAL ENERJİ NEDİR ?
Belli elemanların radyoaktif ayrışmasından oluşan, yeryüzünün iç ısısı; bu ısı, potansiyel olarak büyük ve aslında ulaşılmamış bir enerji kaynağıdır.

RÜZGAR ENERJİSİ NEDİR ?

Yel değirmenlerinde ve rüzgar jeneratörlerinde olduğu gibi, rüzgar gücü kullanılarak enerji üretimi.
Geçmişte kullanımı su pompajı ile sınırlı olan rüzgar enerjisinin, günümüzde elektrik üretim amacı ile kullanımı ön plana çıkmıştır. Rüzgar enerjisinden elektrik üretimi, konvansiyonel enerji kaynaklarıyla ekonomik olarak yarışabilir duruma gelmiştir. Türkiye’de son iki yıl içinde 26 rüzgar santralı kurma başvurusu yapılmıştır. Bu da konunun Türkiye gündeminde yer aldığının bir göstergesidir. Ülkemizde var olan rüzgar potansiyelinden yararlanarak elektrik enerjisi üretilmesi için “Ulusal Rüzgar Enerjisi Programı” hazırlanarak uygulamaya konulmalıdır. Bu programda 10 yıllık bir dönem için politikalar, hedefler, yatırımlar, teşvikler ve Ar-Ge konuları yer almalıdır.
Öncelikli olarak, elektrik üretimine uygun rüzgar kaynakları potansiyelinin tam olarak belirlenmesi için sürdürülen rüzgar ölçüm çalışmaları hızlandırılıp sonuçlar bir veri tabanında toplanmalı ve Türkiye rüzgar atlası oluşturulmalıdır. Ancak, bunların yanı sıra, yeterli teknolojik seviyeye kısa sürede ulaşabilmemiz için gerekli yasal mevzuat da hızla tamamlanmalıdır.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın hazırladığı “Yap-İşlet (BO) Modeli ile Kurulacak ve Yenilenebilir Enerji Kaynakları ile Çalışacak Elektrik Enerjisi Üretim Tesislerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışının Düzenlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı”nın gerekli düzenlemeler yapılarak, en kısa zamanda çıkarılması yararlı olacaktır.
Ülkemizde rüzgar enerjisi konusunda yeterli bilgi birikimi ve teknolojik alt yapı henüz oluşmadığı için, en azından kısa vadede teknoloji ve ürün ithali gerekecektir. Ancak, teknolojideki hızlı değişim sonucu eskimiş olan teknolojilerin alınmaması için çok dikkatli olunmalı, ithal olunacak makinelerin en son teknoloji ürünü olmalarına özen gösterilmeli, ilk kurulacak santrallarda bile paket ithal projelerden kaçınılmalı ve ilk uygulamalardan itibaren Türkiye’de yapılabilecek kısımların yerli teknoloji ile üretilmesi imkanları üzerinde durulmalıdır. Kazanılacak teknolojik gelişim sonunda, bütünü ile yerli üretime dayalı, Orta Doğu ve Orta Asya pazarına ürün satabilecek rüzgar türbin sanayi oluşturulması hedeflenmelidir. Danimarka rüzgar sanayiinde 12000 kişinin çalıştığı göz önüne alınırsa, rüzgar türbini sanayiinin Türkiye’nin enerji sektörüne katkısı dışında yeni istihdam olanakları da sağlayacağı açıktır.
Milli Park alanları ile yerleşim yerleri içinde ve 2 km’den daha yakında rüzgar santralı kurulmasına izin verilmemelidir. Alanlar seçilirken, aynı alanlarda olabilecek diğer kullanım imkanları da belirlenerek bir ekonomik fayda karşılaştırması ve çevre etki değerlendirmesi yapılmalıdır.

GÜNEŞ ENERJİSİ

Türkiye coğrafi konumu itibarıyla güneş kuşağı içerisinde yer almakta olup, güneş enerjisinden yararlanma potansiyeli, Doğu Karadeniz Bölgesi dışında tüm bölgelerimiz için önemle ele alınması gereken bir büyüklüktedir. Güneş enerjisinden su ısıtma, konut ısıtma, pişirme, kurutma, soğutma gibi ısıl amaçlarla yararlanılabileceği gibi, güneş enerjisini elektrik enerjisine dönüştürmek de olanaklıdır. Ülkemiz sahip olduğu yüksek güneş enerjisi potansiyelini, beyin gücü ve teknoloji geliştirmeye gereken önemi vererek değerlendirmeli ve yalnızca gelişmiş ülkelerin bir pazarı olmamalıdır. Bunun için de güneş enerjisi uygulamalarının yaygınlaşıp gelişmesini sağlayacak kurumsal altyapı oluşturulmalı ve gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Uygulamaya yönelik verimli ve maliyet etkin çözümler geliştirilmesi için, araştırmalara kaynak ayrılmalı, ilgili firma ve kullanıcılar teşviklerle desteklenmelidir.

BİYOKÜTLE ENERJİSİ

Ülkemizde klasik biyokütle kaynaklarından olan odun ile bitki ve hayvan artıkları, uzun yıllardan beri, özellikle ısınma ve pişirme alanlarında kullanılagelmektedir. Ancak bu kullanımın ilkel ve ekonomik olmayan biçimde gerçekleştiği söylenebilir.
Modern biyokütle kaynakları ise, enerji ormancılığı ürünleri ile orman ve ağaç endüstrisi atıkları, enerji (bitkileri) tarımı (bir yetiştirme sezonunda ürün alınan enerji bitkileri), tarım kesimindeki bitkisel ve hayvansal atıklar, kentsel atıklar, tarıma dayalı endüstri atıkları olarak sıralanır.
Türkiye’de atıklara dayalı biyokütle enerjisi (biyogaz ve çöp santralları) için bazı çalışmalar yapılmıştır. Dünyada giderek yaygınlaşan bu çalışmalara önem verilmeli ve hayvan çiftliği gübrelerinin ve şehir çöplerinin değerlendirilmesi için araştırma ve demonstrasyon projeleri yürütülmelidir. Ormancılık potansiyeli ile ilgili bilgiler bulunmakla birlikte, ormanlarımız biyokütle enerjisi üretim potansiyeli açısından değerlendirilmiş değildir. Enerji plantasyonları biçimindeki tarımsal üretim olanakları üzerinde durulmamış ve konu tarımsal üretim planlarında ele alınmamıştır. Kısacası, Türkiye’nin biyokütle enerji potansiyeli tam olarak bilinmemektedir.
Ülkemizin biyokütle enerji potansiyelinin saptanması konusu birinci öncelikte ele alınmalı ve bu proje ile enerji ormancılığından, enerji tarımından, çeşitli yan ürün, atık ve artıklardan elde edilebilecek biyokütle materyallerinin çeşitleri ve coğrafi bölgelere göre yıllık miktarları belirlenmelidir. Ardından, çeşitli biyokütle enerjisi üretim stratejileri, uygulama olanakları ve ekonomik rekabet edebilirlikleri araştırılarak, ülkemiz için uzun dönemli Biyokütle Enerjisi Anaplanı yapılmalıdır. Bu plan çerçevesinde, biyokütle üretimine yönelik orman dışı ağaç plantasyonları ve enerji bitkileri için ülke genelinde bir tarımsal üretim planlaması başlatılmalı ve konunun ekonomik boyutları ortaya konulmalıdır.
Biyokütle enerji uygulamaları ile ilgili bir araştırma merkezi oluşturulmalı, modern biyokütle üretim yöntemleri ve çevrim teknolojileri üzerinde Ar-Ge çalışmaları desteklenmeli, pilot uygulamalara ve gerekli teknoloji transferlerine başlanmalıdır.

DENİZ KÖKENLİ YENİLENEBİLİR ENERJİ

Deniz kökenli yenilenebilir enerjilerden Türkiye için söz konusu olabilecek olan, geliştirilmiş bir teknolojisi de bulunan deniz dalga enerjisidir. Ayrıca denizlerimizde biyokütle yetiştiriciliği üzerinde de durulmalıdır. Türkiye’de enerji alanındaki Ar-Ge çalışmalarında ve enerji planlamalarında henüz yer almayan bu konu ilgili ön çalışmalar başlatılmalıdır.

HİDROJEN ENERJİSİ

Çevre kirliliğine yol açmadan çeşitli alanlarda kullanılabilecek esnek bir yakıt olan hidrojen, 21. yüzyılın yakıtı olarak düşünülmekte; üretimi, taşınma ve depolanması ve kullanılmasına ilişkin teknolojilerin geliştirilmesi için kapsamlı programlar yürütülmektedir. Dünyadaki bu gelişmeler dikkate alınarak, hidrojen enerjisi ile ilgili çalışmalar ülkemizde de öncelikli Ar-Ge alanları arasında yer almalıdır. Hidrojen programları esas itibarıyla uzun döneme yönelik olmakla birlikte, mevcut enerji altyapısıyla çalışılabilecek kısa dönemli uygulamalar üzerinde de durulmalıdır. Ülkemizde hidrojen yakıtı üretiminde kullanılabilecek olası kaynaklar arasında hidrolik enerji, güneş enerjisi, rüzgar enerjisi, deniz-dalga enerjisi, jeotermal enerji ve nükleer enerji yer almaktadır. Türkiye gibi gelişmekte ve teknolojik geçiş aşamasında olan ülkeler için fotovoltaik güneş-hidrojen sistemleri önerilmektedir. Karadeniz’in tabanında kimyasal olarak depolanmış hidrojenden yararlanılması konusunda da araştırmalar başlatılmalıdır.
Ayrıca, Türkiye’de Birleşmiş Milletler UNIDO destekli Uluslararası Hidrojen Enerjisi Teknolojileri Merkezi (ICHET) kurulması için başlatılmış olan çalışmaların hızla olumlu sonuca götürülmesi gereklidir.
SONUÇ OLARAK
Türkiye enerjisini etkin kullanmak zorundadır. Enerji teknolojileri politikamızın birinci hedefi enerjinin etkin kullanılması teknolojilerine egemen olmak olarak belirlenmelidir. Bunun için;
“Enerji Verimliliği Yasası”nın bir an önce çıkarılması gereklidir.
Enerji etkin kullanım teknolojilerinin ve tasarruf önlemlerinin ülke düzeyinde tanıtılması, bu yöndeki çalışmaların koordine edilmesi ve kuruluşların enerji tüketimlerinin izlenmesi ve denetlenmesi için ulusal bir merkeze ihtiyaç vardır. Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü bünyesindeki Ulusal Enerji Tasarruf Merkezi, bu amaca uygun biçimde gerekli yetkilerle donatılarak yeniden yapılandırılmalıdır.

* Sektörler bazında enerji verimliliği yüksek ve çevreye duyarlı teknolojilerin belirlenmesi ve bunların tanıtımı ve yaygınlaştırılması için, TÜBİTAK’ın koordinasyonunda, Ulusal Enerji Tasarruf Merkezi’nin sekreterliğinde ve konu ile ilgili tüm kamu ve özel sektör temsilcilerinin katılımıyla Enerji Verimliliği ve Tasarrufu Teknolojileri Üst Kurulu oluşturulmalıdır.

Türkiye enerji üretim ve kullanımında çevre-dostu teknolojilere yönelmelidir. Bunun için enerji çevrim verimlerini yükselten, çevre kirliliğini ve iklim değişikliğine neden olan sera gazı emisyonlarını azaltan çevre-dostu teknolojilerde yetkinlik kazanmalıdır

Yenilenebilir enerji kaynaklarından yararlanma konusu, Türkiye için de yaşamsal önemdedir. Bu kaynaklardan yararlanmaya yönelik teknolojiler gelişme halindedir. Bizim de hiç zaman kaybetmeden bu alanlarda teknoloji yeteneği kazanmamız gerekir. Bunların yeni çalışılmakta olan alanlar olması, Türkiye gibi ülkelere bu teknoloji alanlarına baştan girme ve iddia sahibi olabilme imkanını vermektedir. Bu olanak iyi değerlendirilerek;

yeni ve yenilenebilir enerji alanlarında ulusal teknoloji oluşturmaya yönelik Ar-Ge çalışmaları desteklenmeli,

* Genel Enerji Planlamasına bağlı olarak Yenilenebilir Enerji Kaynakları Master Planı yapılmalı ve
* planda ortaya konulacak özendirmelerle yenilenebilir enerji kaynaklarından yararlanmada saptanacak hedeflere ulaşılmaya çalışılmalıdır.

Bu çerçevede, Türkiye’nin enerji alanında Ar-Ge çalışmaları yapmak, özellikle de yaptırmak, araştırmalar arasında eşgüdüm sağlamak, istenildiği takdirde enerji planlamalarına yönelik modelleme çalışmaları yapmak, enerji teknoloji alternatifleri seçimi ile ilgili fizibilite ve proje çalışmaları gerçekleştirmek, teknoloji transferlerine ilişkin değerlendirmeler yapmak, enerji Ar-Ge’sine yönelik bilgi bankası oluşturmak, enerji-çevre-toplum ilişkilerini iyileştirici önlemlere ilişkin araştırmalar yapmak, enerji teknolojileri ile ilgili danışmanlık hizmetleri vermek gibi konularda görev yapmak üzere, kamu tüzel kişiliğine sahip özerk bir Enstitü ya da Merkez’e mutlaka ihtiyacı vardır. Elektrik İşleri Etüd İdaresi’nin tanımlanan bu işlevleri yerine getirebilecek bir merkez haline dönüştürülmesi imkanları araştırılmalıdır.

Böylesi bir merkez yanında; çok geniş bir alanı kapsayan enerji teknolojilerinde farklı dallarda araştırma ve geliştirme faaliyetinde bulunacak yeni kurumların kurulması ve mevcutlarının geliştirilmesi de zorunludur.

Enerji teknolojileri ile ilgili Ar-Ge alanlarının belirlenmesinde, en azından bu Enstitü kuruluncaya – Elektrik İşleri Etüd İdaresi tanımlanan işlevleri yerine getirebilecek bir merkez haline dönüştürülünceye kadar da, Elektrik İşleri Etüd İdaresi ve TÜBİTAK’a düşen görevler vardır. Bu görevler şöyle tanımla-nabilir:

Mevcut teknoloji alternatiflerinin ülkemizde uygulanabilirliği açısından sınıflandırılmasında (kısa/orta dönemde uygulanabilir teknolojiler, uzun dönemde uygulanabilir maliyeti yüksek teknolojiler gibi) yol gösterici araştırmalar yapılmalıdır.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, üniversiteler ve diğer araştırma kurumları ile işbirliği içerisinde, bu alternatifler arasından Ar-Ge faaliyetlerinin yoğunlaştırılacağı teknolojiler seçilmelidir.

Ar-Ge faaliyetlerinin üniversiteler ve diğer araştırma kurumları arasında dağılımında yinelenmeleri önlemek ve boşlukların giderilmesini sağlamak için gerekli mekanizmalar gerçekleştirilmelidir.

Enerji teknolojileri alanında, dünyada büyük bir atılım ve gelişme söz konusudur. Bu gelişimlerin ülkemize transferi ve uygun teknolojilerin adaptasyonu son derece önemlidir. Uluslararası Enerji Ajansı, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı vb. uluslararası kuruluşların enerji teknolojileri alanında yürüttükleri araştırma projelerinin TÜBİTAK liderliğinde ve böyle bir koordinasyonda takibi, izlenmesi ve bu projelere katılım, büyük yararlar sağlayacaktır.

* Araştırma projelerinin yanı sıra, ticarileştirilmiş teknoloji uygulamalarının da takibi ve izlenmesi gerekmektedir. Bu teknolojilerin ülkemizde uygulanabilirliği araştırılarak, transfer konusunda, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, üniversiteler ve araştırma kuruluşlarının katılımıyla bir “aksiyon planı”nın hazırlanması uygun olacaktır.

Yeni teknolojilerin geliştirilmesi ve adaptasyonu çalışmalarında ülke ihtiyaçlarının karşılanması esas alınmalı; bu arada, bu çalışmaların araştırmacı, talep sahipleri ve finans potansiyelini buluşturacak bir yapıda olmasına ve enerji sektöründe üniversite-sanayi işbirliğinin geliştirilmesine özen gösterilmelidir.
Belirlenen teknoloji alternatiflerinin uygulanmasına olanak sağlayacak (veya uygulanmasındaki engelleri ortadan kaldıracak) yasal ve kurumsal düzenlemelerin ivedilikle belirlenerek hayata geçirilmesi, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından gerçekleştirilmelidir.
Enerji alanında çalışan yetişmiş insan gücünü ve özellikle araştırmacıları sektörde tutabilmek için gerekli istihdam önlemleri alınmalıdır.
Enerji konusu ve Türkiye’nin konuya ilişkin teknoloji alanlarında yetkinleşmesi, 21.yüzyılda iddia sahibi olabilmemizin başlıca dönemeç noktalarından biridir

ALTERNATİF ENERJİ KAYNAKLARININ

GEREKLİLİĞİ VE KULLANIMI

Nükleer enerjinin mali, ekolojik, teknik ve toplumsal sonuçlarını gözümüzde serdikten sonra “peki yerine ne konmalı da açılımını yapmak gerekiyor. Bu noktada ilk fosil yakıtların daha rasyonel kullanımı akla gelir. Ancak her ne kadar nükleer dayatmacılarının öne sürdüğü gibi on beş yıl değilse de, fosil yakıt kaynaklarının da bir ömrü vardır. Bir gün tükenecektir de… Fakat bu süre bize yenilenebilir, temiz enerji kaynakları kullanımını geliştirme yolunda önemli mesafeler aldıracak kadar uzundur. Bu bağlamda nükleer enerjinin de kaynağının sınırsız olmadığının, kısıtlı doğal kaynaklara dayalı bir enerji türü olduğunun da altını çizmek gerekiyor. Zira nükleer enerjinin hammaddesi olan toryum ve uranyum da dünyada sınırlı miktarda bulunuyor.

Yenilenebilir enerji kaynaklarının açılımına geçmeden önce bir noktayı ısrarla vurgulamak lazımdır: Gelişmiş ülkelerin nükleer enerji propogandası yapması alternatif enerji kaynaklarını görmezden gelmesi anlamına gelmiyor. Özellikle Avrupa ve uzak doğu ülkeleri tüm bilimsel olanaklarıyla bunun için çalışıyorlar. Ancak bu devletlerin “küreselleşme” şarkısı eşliğinde “dünyanın geri kalanının kendilerine bağımlı kılabilmek için nükleer enerjiyi üçüncü dünya ya transfer etme çabasında olduklarını gözden kaçırmamak gerekiyor (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı 1958-90 yılları arasında 3. Dünya da nükleer santral promosyonu için 479 milyon dolar harcamıştır). Türkiye’nin de bu sürecin edilgen bir parçası olduğunu göz önünde tutarak alternatif enerji konusuna motive olmak gerekli gibi görünüyor.

En yalın anlatımla “doğal çevrede sürekli ve tekrarlanan enerji akımlarının nicelik ve nitelik özelliklerini bozmayacak şekilde kullanımı” olarak tanımlanabilen yenilenebilir enerji kaynakları, gerek konvansiyonel enerji kaynaklarının daha düşük maliyetlerle yerini tutabilmeleri, gerekse üretim ve kullanım sırasında çevreyi daha az kirletmeleri (ya da hiç kirletmemeleri) gibi iki önemli sebeple hemen her ülkenin önem verdiği konular haline gelmiştir.

Güneş enerjisi, rüzgar enerjisi, jeotermal enerji, biyo kütle enerjisi bu alternatif kaynakların başlıcaları dır. Sualtı akıntılarından enerji elde etme fikri ise özellikle son yıllarda kaydedilen teknik mesafelerle daha da ciddiye alınan önemli bir seçenek durumuna gelmiştir.

Güneşle kol saati çalışır, peki ya fabrika?

Bugün üzerinde çalışılmakta olan yeni ve temiz enerji kaynakları arasında güneş enerjisi sınırsız bir potansiyele sahip olması, tükenmez niteliği, çevre kirliliğine yol açmaması, iletim ve dağıtım sorununun bulunmaması gibi sebeplerle büyük önem kazanmış bulunmaktadır.

Gezegenimizin güneş enerjisi potansiyelini anlamak için birkaç rakam: Dünyamıza her yıl 5.4 milyon exajüllük güneş enerjisi temas eder. Bunun atmosferde kalan 2.5 milyon exajüllük miktarı 1990 yılında tüm dünya üzerinde tüketilen enerjinin 6000 katıdır. Bir başka deyişle, tarihin başından beri insan kullanımına açık petrol, kömür, doğal gaz gibi fosil yakıtların toplamı, dünyaya ulaşan güneş ısısının 30 günlük bölümüne eşdeğerdir.

70′lerden itibaren ısıl enerjisini kullandığımız güneş, son yıllarda gelişen teknolojiyle bize elektrik enerjisi kaynağı olarak da hizmet verebilmektedir. Tatil beldelerimizdeki çatılardan aşina olduğumuz güneş toplayıcıları, ısıtma misyonlarını dünyada çoktan aşmışlardır. Güneş panelleri ve fotovoltaik pillerle giderek düşen maliyetlerle elektrik enerjisine sahip olmak olasıdır (70′li yıllarda kws başına 30$ olan maliyet 90′lı yılların başında 13 cent’e kadar düşmüştür).

Bu alandaki en başarılı örneklerden birini Dominik Cumhuriyetinde görmekteyiz. Son dokuz yıl içinde burada 2000 den fazla ev güneş enerjisiyle elektriklendirilmektedir. Bu başarı, Richard Hansen tarafından kurulmuş ve kar amacı gütmeyen Enersol Associates adlı ABD grubu ile Asociasion Para El Desarrollo de Energia Solar adlı bir Dominik organizasyonunun ortaklaşa çabası sonucu ortaya çıkmıştır.

Akdeniz’ i çevreleyen ülkeler de nükleer seçeneğe yönelmektense rüzgar ve güneş potansiyellerini değerlendirmekteler. İsrail’de güneş enerjisi her yıl 300 000 ton petrole eşdeğer enerji sağlamaktadır ve bu, ülkenin birincil enerji gereksinmesinin %3′üne eşittir.

Oysa ülkemiz coğrafyası bize güneş enerjisi hususunda daha geniş avantajlar sunmaktadır. Tarım ya da otlak alanı olarak kullanılamayacak geniş yüzeylere güneş panelleri konumlandırılabilir. Güneş ışığı açısından ne denli zengin olduğumuzu da yaşayarak görmekteyiz. Ülkemizin elektrik enerjisi amaçlı teorik güneş enerjisi potansiyeli 8.8 milyon TEP’ dır. Bu potansiyelin yararlanılan kısmı ne yazık ki henüz ar-ge niteliğindedir. Oysa ar-ge kuruluşlarımızda yapılan araştırmalar, özellikle güneş pilleri konusunda seri üretime geçilebileceğini göstermiştir.

Sonuçta, başlıkta sorulan sorunun yanıtı “henüz hayır”dır. Ancak bu yolda şimdiye dek alınan mesafe önemlidir ve önümüz açıktır. Tek gereksinmemiz biraz ilgi ve iyi niyet…

Enerjide yeni rüzgarlar

Dünyada kullanılan en eski enerji kaynaklarından biri de rüzgardır. Çıta ve bezden yapılma geniş kanatlı yel değirmenleri, artan enerji talebi ve onu ivedilikle karşılamaya çalışan konvansiyonel enerji modellerinin yaygınlaşmasıyla bir kenara itilmiş, bulunduğu yörenin bir kültür dokusu olarak kalmaya mahkum bırakılmıştı. Oysa bugün alternatif enerji kaynaklarındaki atılım rüzgarları yine yel değirmenlerinden yana esmektedir. Özellikle ABD ve Danimarka bu gelişmelerin lokomotifi olmuşlardır: Dünyanın ilk rüzgar türbini Danimarkalı mühendisler tarafından 1890 yılında keşfedilmişti, ancak 20.yy’ın ortalarında çok daha ucuz olan petrole geçilmesiyle geçici bir süre unutulmuştu. Bugün enerji politikasına halkının insiyatifiyle yön veren Danimarka’da toplam kapasitesi 500 mwt’ı aşan 4000′e yakın rüzgar türbini çalışmaktadır. Kaliforniya’daki “rüzgar çiftlikleri” ise 1993 yılında 3 miyar kws elektrik üretiyordu, ki bu da bütün San Fransisco’nun tüm meskenlerinin ihtiyacının türbinlerle karşılanması anlamına geliyordu.

Bu rakamlar dünyanın mevcut rüzgar enerjisi potansiyeline nispeten yine de devede kulak kalıyor: Yapılan ölçümlere göre dünya üzerinde bir yılda elde edilebilecek rüzgar enerjisinin 2 milyar 100 milyon ton petrole eşdeğer olduğu tahmin edilmektedir. Bu potansiyelin farkına varan Avrupa Birliği’nin 2000 yılına kadar rüzgar gücü ile üretilen 4000 mwt’lık bir kapasite geliştirmeyi ve 2005 yılına kadar bu kapasiteyi iki kat artırarak 8000 mwt’a ulaşmayı planladığı görülmektedir.

Teknoloji geliştikçe sistemin maliyeti de düşmektedir: 80′li yılların başında bu cihazların 3000$ yatırım maliyetleri ve kw/s başına 20 cent’lik üretim maliyetleri vardı. 80′li yılların sonlarında daha gelişmiş cihazların yatırım maliyetleri 1000$’a, üretim maliyetleri ise 7 cent’e kadar düşmüştür. Bu da termik ya da doğalgazlı santrallerin 4-6 cent’lik maliyetleri ile karşılaştırılabilecek düzeye gelindiğini gösterir.

Türkiye’nin üç tarafı denizlerle çevrili ve engebeli olan coğrafi konumu özellikle kıyılarda, tepelerde ve denize açılan vadi ağızlarında çok kanatlı türbin ya da aerojeneratörlerin kullanımına olanak sağlamaktadır. Avrupa’nın iyi sayılan bölgelerinin rüzgar potansiyelinin ülkemizin kıyı bölgelerinin potansiyeline yakın olduğu ve Avrupa Birliği’nin gelecekte elektrik üretiminin %10′unu bu kaynaktan karşılamayı amaçladığı düşünülerek, ülkemizin de bu hedefe yakın hedef ve politikalar belirlemesi gerekmektedir. Nitekim Türkiye Mühendisler Odası İzmir şubesinin hazırladığı raporda “Bozcaada, Çeşme, Bodrum, Datça, Sinop, Akhisar ve Çanakkale’nin kesintisiz rüzgarlarına karşı rüzgar çiftlikleri kurulabilir” deniyor.

E, daha ne bekleniyor?..

En “Yeşil” enerji

Yeşil enerji kaynakları arasında bu nitelemeyi en çok hak eden enerji kaynağı biyo kütledir. Biyo kütle, yeşil bitkilerin güneş enerjisini fotosentezle kimyasal enerjiye dönüştürerek depolaması sonucu meydana gelen biyolojik kütle ve buna bağlı organik madde kaynakları olarak tanımlanır. Bu sistem, organik madde içeren atıkların mikrobiyolojik yönden değerlendirilmesi, çevre kirliliğine yol açmaması, hem de temiz enerji üretimi sağlaması yönünden önem taşımaktadır.

Biyo kütle, genel olarak kolay elde edilen bir enerji kaynağıdır. Özellikle enerji kaynakları sınırlı ve tarımın ağırlık taşıdığı gelişmekte olan ülkelerce tercih edilmektedir. Ne var ki, en azından günümüz teknolojisiyle gelişkin bir sanayi ülkesini güç yönünden beslemekten uzaktır. Yine de üzerinde durulmaya değer bir enerji kaynağı olduğunu ispatlayan bazı rakamlar vardır: Ülkemizde, hayvansal dışkı kaynaklı biyo kütleden 2.8-3.9 milyar metreküp biyo gaz üretilebileceği anlaşılmıştır. Bu potansiyelin yıllık enerji cinsinden değeri 24.5 kvs’ dır. Bununla da toplam ülke enerji tüketiminin yaklaşık %5′i karşılanabilecektir.

Dünya enerji konseyinin 1990 yılı verilerine göre dünya enerjisinin %15′i biyo kütleden sağlanmaktadır. Ancak bazı teorik çalışmalara göre biyo kütle 2050 yılına kadar dünyanın katı ve sıvı yakıt gereksinmesinin %38′ini ve elektriğin %18′ini sağlayabilecektir. Zira bu alanda özellikle ülkelerin özgün koşullarına göre geliştirilen yeni modeller hem üretimde çeşitliliği sağlamakta hem de dışa bağımlılık yerine yerel kaynakların kullanılmasını sağlamaktadır.

Yeraltına kulak verin

Yenilenebilir enerji kaynakları arasında titizlikle incelenmesi gerekenlerden biri de jeotermal enerjidir. Jeotermal enerji, yerkabuğunun işletilebilir derinliklerinde olağandışı birikmiş olan ısının yarattığı enerjidir. Bu ısı yeryüzüne çatlaklardan doğrudan doğruya sıcak su ya da buhar olarak ulaştığı gibi sondajla da çıkartılabilir.

Dünya üzerindeki jeotermal enerji kapasitesi bugün 7000 m w t dır. Yüzyılın sonunda dünya toplamının 15000 mw a ulaşacağı ve yaklaşık 40 ülkenin bundan yararlanacağı düşünülmektedir, zira dünya jeotermal enerji kullanımı 1970-90 yılları arasında 10 kat artmıştır.

Yine de bu kaynağın çok az bir bölümünden yararlanılabildiği açıktır. Örneğin bugün 270 mw’lık kapasiteye sahip olan Japonya’nın 69000 mw’lık bir potansiyele sahip olduğu tahmin edilmektedir. Bu da ülkenin halen sahip olduğu nükleer kapasitenin iki katıdır.

Türkiye’nin görülebilir mevcut kapasitesi 2000mwt civarındadır. Bu kapasitenin 1400mwt’lık bölümü açılan sondajlarla sağlanmıştır. Bu potansiyelden ısıtmacılıkta yararlanıldığında 280000 kadar konutun ısıtılabilmesi gündeme gelmektedir. Halbuki ülkemizde işletilmekte olan merkezi ısıtma sistemlerinin kapasitesi henüz 202mw kadar olup bu değer 3000 konuta karşılık gelmektedir.

Etiketler:su ile elektrik üretimi nasıl yapılır rüzgardan elektrik üretimi nasıl yapılır elektrik üretimi nasıl yapılır elektrik üretimi nasıl olur ucuz elektrik üretimi en ucuz elektrik üretimi en ucuz elektrik nasıl üretilir ucuz elektirik üretimi su türbini nasıl yapılır elektirik üretimi nasıl yapılır elektırk uretımı nasıl yapılır ucuz elektrık üretmek en ucuz elektrik üretimi nasil en uçuz elektiriği nasıl üretilir kendi evime elektirik nasıl üretilir elektrik üretimi vikipedi elektrık üretmek ucuz elektirik üretimi için neler yapılıyo e n ucuz elektrik neden ucuz elektrik üretme
Elektrik-elektronik mühendisliği: Dünyada elektrik mühendisliği; elektrik, elektronikle ilgili tüm mühendislik dallarının genel adıdır. Yurtdışında elektrik mühendisliği olarak geçen bölüm, Türkiye'de isim karışıklığı yüzünden elektrik elektronik mühendisliği olarak geçer.
Elektrik enerjisi: Elektrik enerjisi, elektrik sistemlerine veya elektronik sistemlere elektrik akımı şeklinde verilen enerjidir.
Elektrik akımı: Elektrik akımı veya elektriksel akım, en kısa tanımıyla elektriksel yük taşıyan parçacıkların hareketidir.
Elektriksel alan: Elektriksel alan, kıvıl alan, elektrik alan veya elektrik alanı, elektriksel yükü veya manyetik alanı çevreleyen uzayın bir özelliği olup, içerisinde bulunan yüklü nesnelere elektriksel güç aracılığı ile etki eder.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir