- Sırrı Çözülemeyen Gizemli Olaylar..

alet antik antikythera astronomik balbek bir bize bronz bu bunun daha filippo lippi girit ilk insan irlanda olay parmak takvim yani - Sırrı Çözülemeyen Gizemli Olaylar.. Esrarı Çözülemeyen Olaylar sırrı çözülemeyen olaylar - sırrı çözülemeyen gize..

Sırrı Çözülemeyen 36 Olay


Kolombiya , Bogota yakınlarında bulunmuş bir insan eli fosili. Fosilleştiği kayanın yaşı 100 – 130 milyon yıldır. Yani, fosil de o kadar sene önce meydana gelmiş demek. Oysa iki ayağı üzerine kalkan ilk varlık bundan 1.8 milyon yıl önceye ait homo erectuslardır…

Bu cisim Kanada’nın Kuzey kutup bölgesindeki Axel Heiberg adası eski fosiller koleksiyonunda bulunmuştur. İncelemeler bunun bir insan parmağı fosili olduğunu gösteriyor. Bu fosil 100 ile 110 milyon yıl öncesine aittir (Creataceous jeolojik dönemi). Röngen ışınlarıyla yapılan inceleme sonucunda yukarıdaki resimdeki siyah kısımların parmak kemiklerine ait olduğu ortaya çıkmıştır. Bu kadar eski zamanlarda insan yaşamış olabilir mi ?

Filippo Lippi tarafından 15. yüzyılda yapılan “La Madonna e san Giovannino” tablosu. Tablonun arka planında havada görülen yuvarlak, ışık saçan cisim bir kişi tarafından izleniyor. Yani Roma dönenimde de UFO fenomenleri konuşulmaktaymış…

Bu resimde Antikythera makanizmasını görmektesiniz. Sağ tarafta ise teknik şeması yer alıyor. Alet 1900 yılında Girit adasında bulundu. M.Ö. 1.yüzyıla ait olduğu düşünülüyor. Bu antik bronz mekanizma bize eski uygarlıkların düşündüğümüzün aksine daha ileri bir teknik bilgiye sahip olduğunu kanıtlıyor. Astronomik takvim olduğu düşünülen bu makanizmanın içinde başka dişliler de bulunmakta…

1895 yılında İrlanda’da Dyer tarafından mineral araştırmaları sırasında bulunan bir dev fosili… Boyunun karşılaştırılması amacıyla bir tren vagonunun önüne koyulmuştur. Yüksekliği 3 metre 70 santimetre ve ağırlığı 2050 kilogramdır.(Taşlaşmış olduğu için daha ağır geliyor) Sağ ayağı 6 parmaklıdır. Ancak daha sonra bu dev fosiline ve sahibine ne olduğunu kimse bilmiyor.

Kafaları karıştıran bir şehir daha; Lübnan’daki Balbek şehri… 20 metreden daha büyük taşların kullanıldığı bu antik şehir Roma İmparatorluğu’ndan da eski. Hatta Sümerliler zamanında bile burası antik bir şehirdi o zamanlar. Taşların büyüklüğünü göstermek amacyla 2 kişi yapıların arasında dikiliyor. Bugün kimse burasını kimlerin yaptığını, nasıl yaptığını, ne amaçla ve ne zaman yaptığını bilemiyor.

Yapımı bitirilmemiş bir Obelisk (dikilitaş). Şu anda dikili bulunan en büyük obeliskten 2 kat daha büyüktür. Yapımında birçok Mısır tapınağının inşasında olduğu gibi kırmızı granit kullanılmıştır. Yaklaşık 40 metre yüksekliğinde ve 1150 ton ağırlığındadır.

1945 yılında Waldemar Julsrud adlı deneyimli bir arkeolog tarafından Meksika’nın El Toro Dağı’nda buluna kilden yapılmış bu heykeller M.Ö 800′den 200′e kadarki dönemde yaşamış Chupicuaro’lara ait… Oysa bulunan heykelcikler , 65 milyon yıl önce yok oldukları düşünülen çeşitli türlerdeki dinozorları kusursuzca tasvir ediyordu. Modern bilim döneminde, neye benzedikleri ancak çözümlenen tarih öncesi bu yaratıkları nasıl oldu da böyle eski bir uygarlık kusursuzca sanat eserlerine yansıtabilmişti? İnsan görmeden tasvir edemez değil mi?

1877 yılında Kaliforniya’da Montezuma tünel şirketinin bir tünel çalışması sırasında 50 milyon yıl eski olan bir lav akıntısının içinde bir tokmak ile bir kap bulundu. Tokmak yaklaşık 30 cm. uzunluğunda ve kap ise 10 cm çapındadır. Bu buluntudan şu sonuç çıkıyor: 50 milyon yıl önce yanardağdan fışkıran lavlar sel olup akarken bu tokmak ile kap oradaydı ve ikisi de lavın içinde gömülü kaldılar. 50 milyon yıl önce, yani daha insan yokken!

Tarih öncesine ait küçük japon heykelcikleri… Yakalarında civata taşıyan bu heykelcikler bir tür uzay başlığı ve elbisesi giymektedirler. Hatta bunlardan biri çok büyük gözlük takmaktadır. Sanki güneş ışığından korunmak ister gibi…

Ünlü ” Kiev Astronotu “… Bu heykelcik Avrupa’da bulunan “uzay adamı” özelliklerini gösteren tek buluntudur. Yaşı çok eskidir.


Puru ‘daki bronz dişliler. Modern dişlilerden farkı yok gibi. Tek farkı çok uzun zaman önce yapılmış olmaları.

Lübnan ın Balbek şehri yakınlarındaki işlenmiş dev kaya blokları. Bu taşlar binlerce yıl öncesinde buraya getirilmişti. Resimde gördüğünüz parça 1050 ton ağırlıkta ve 25 metre uzunluğundadır. Bu ” momolit” takma adlı yekpare blok dünya üzerindeki işlenmiş en büyük taş bloktur. Soru şu: Bu taşları kimler ve nasıl buraya getirebilmişti?

1932 yılında ABD’de Pedro Dağları’nda bulunmuş bir mumya. Mumya koyu bronz renginde ve oldukça buruşmuş vaziyettedir. Hayattayken boyu 35 cm’yi geçmiyordu! Röntgen ışınlarıyla yapılan incelemede bu canlının ağırlığının 5,5 kg. olduğu ortaya çıkarıldı. Cinsiyeti erkek ve bütün dişleri yerinde. Öldüğünde aşağı yukarı 65 yaşında idi. Mumya 350 gr. ağırığındadır. Alnı çok aşağıdadır. Ezik bir burnu ile büyük ve geniş burun delikleri vardır. Çok geniş ağzı ile incecik dudakları bulunmaktadır. Bu yaratık bilinen insan türlerinden çok daha küçüktü. Bazı araştırmacılara göre bu çok küçük boyutlarda olan bir ırkın üyesiydi.

Arjantin’de tarih öncesi devirlerde yaşamış olan Toxodon’nun bir kalça kemiği bulundu. Resimde ok ile gösterilen şey ise bir ok veya mızrak ucudur. İnsanın yaşamadığını sandığımız devirde , biri onu avlamış anlaşılan.

Alışıldık olmayan bu spiral cisimler 1991 – 1993 yılları arasında Rusya’daki Ural dağlarının doğusundaki Narada Deresi’nde bulunmuşlardır. Boyları en fazla 3 cm. olan bu cisimlerden 0,003 mm. olanları da vardır. Büyük olanları bakırdan , küçük ve çok küçük olanları ise çok ender rastlanan “tungsten” ve “molybdenum” maddelerinden yapılmıştır. Mikroskopla yapılan incelemeler sonucunda spiraller kusursuz bir biçimde “altın oran” tekniğiyle yapılmıştı. Daha da şaşırıcı olan şey ise; Bütün bilimsel incelemelerin gösterdiği gibi bu cisimlerin yaşlarının 20.000 ile 318.000 yıl arasında değiştiğidir. Bu yaş farkı cisimlerin bulundukları derinliğe göre değişmektedir.

Peru’daki Ica çölünde bulunan ve binlerce yıl öncesine ait olan Ica taşları akılları karıştırıyor. Dr. Javier Cabrera büyük bir sabırla bu taşları koleksiyonunda toplamış ve binlerce taştan oluşan bir müze açmıştır. Bu taşlara kazınmış olarak, kalp naklini gösteren ameliyatlardan dinozorları avlayan insanlara kadar bir çok olay gösterilmektedir. Hatta evcilleştirilmiş dinozorların üzerinde oturan insanlar bile tasvir edilmiştir.

Buache Haritası 1737′de eski Yunan haritalarından kopyalanarak çizilmiştir. Harita Antartika’nın buzla örtülü olmadan önceki halini de göstermektedir. Şaşırtıcı olan ise şu: Eğer bugün Antartika buz ile örtülü olmasaydı Ross ve Weddell denizleri bu kara parçasının ortasından geçerek kıtayı 2 büyük parçaya ayırmış olacaktı. Ancak modern jeoloji araştırmaları sonucunda 1968 yılında bu gerçeğin farkına varılmıştı.

Bu altın maket Kolomb öncesi döneme ait bir mezarda bulunmuştur. Yaklaşık 1800 yıllıktır. Görünüşe göre bir uçağın doğru ölçekli maketi gibi duruyor. (Delta kanatlı, motor yerine sahip, pilot kabini var, kuyruk kanatları bile doğru şekilde tasvir edilmiş) Güney Amerika ‘da buna benzer bir çok eser bulunmuştur.

Yukarıda Alban Dağına kazınmış pervaneli bir uçağı hatırlatan eski devirlere ait bir resim görüyorsunuz. Olmek topluluğunun inanılmaz ve çözümlenemeyen örneklerinden birisidir.

Kafatası Peru’da (Ica) bulunmuştur. İlk bakışta günümüz insanının kafatasına benzemektedir, ancak soru işaretlerine yol açan bir kaç etken öne çıkmaktadır. Göz boşlukları günümüz insanının göz boşluklarından %15 daha büyüktür. Beynin yer aldığı boşluk ise 2600 ccm ile 3200 ccm arasında değişmektedir. Şu andaki insanın kafatasındaki beyin beyin boşluğu kapasitesi 1450 ccm ‘dir !

Lochness canavarını gösteren bu fotoğraf 70′li yıllarda çekildi. Gerçek mi değil mi bilinmiyor.

Mısır, Dendera’daki Hathor tapınağında göze çarpan ampuller. Bu ampuller kıvrımlı kablolar ile bir jeneratöre veya açma kapama düğmesine bağlıdırlar. Ampul şeklindeki cismin içine bir yılan tasviri konulmuş. Bu da ampulün içindeki ince teli gösteriyor olabilir.

Bazı Nazka (Nazca) çizgileri, yukarıdaki resmin orta kısmında görüldüğü gibi, birbirine paralel kilometrelerce ve hatta dağları, vadileri aşarak uzanmaktadırlar. Bu çizgileri kim takip ediyordu ve ne amaçla?

Üzerinde oyularak yapılmış, tam gelişmemiş olsa da rahatlıkla farkedilen bir insan yüzü bulunan bir deniz kabuğu… Bu buluntu 1881 yılıında jeolog H. Stopes tarafından rapor edilmiştir. Yapılan testler sonucunda, oyma işleminin kabuklu henüz yaşarken yani fosilleşmeden önce yapıldığı ortaya çıkmıştır. Bu deniz kabuğu Pliocene devrine ait ve 2 milyon yıllıktır.

Yukarıdaki resimde gördüğünüz çekiç bir kum taşı içinde bulunmuştur. Yani prensibe göre, bu kum taşı oluşurken çekiç oradaydı. Keşif 1844 yılında Fizikçi David Brewster tarafından yapılmıştır. İngiliz jeoloji arştırma merkezinden dr. A. W. Med tarafından yapılan analizlerde bu kum taşının yaşının 360 ile 460 milyon yıl olduğu saptanmıştr. Yani çekicin de o kadar eski olması gerekiyor. Ama o zaman insan diye bir varlık yoktu ki!

“Geode of Coso” antik bir parçadır. Bu kaya parçasının üzeri doğal kristallerle kaplanmıştır. İçinde bir boşluk ve boşlukta, malzemesini metal ve porselenin oluşturduğu garip bir cisim bulunmuştur.

Resim A : Kaya parçasının iki parçaya bölünmüş hali.
Resim B : Taşın her iki yarısının iç kısmını görüyoruz.
Resim C : Radiography tekniğiyle içindeki cismin resmi çekiliyor. Cisim o kadar eski olmasına rağmen metal bir yapıdadır. Bu cismin üzerinde meydana gelen ve onu kaplayan kristal oluşumlu kabuğun oluşabilmesi için 500.000 yıl (beş yüz bin yıl) geçmesi gerekiyor !
Resim D : Yan taraftan çekilen radiography resminde metal cismi daha ayrıntılı bir şekilde görüyoruz.

Sonuç olarak bu garip cisim 500.000 yıl yaşındadır. Günümüzde bir şeye ait bir parça olsaydı,çoktan ne olduğu tespit edilirdi.

Bu metal kürecikler Güney Afrika, Klerksdorp’tan. Birinin üzerinde kürenin çevresini dolaşacak şekilde birbirine paralel 3 çizgi oyulmuştur. Bu küreler Cambrian devri öncesine ait pek çok mineral arasında bulunmuştur (2,8 milyar yıl öncesi). Bu kürelerden bazıları 6 milimetre kalınlığında, ince bir kabuğa sahiptirler. Bu ince kabuk kırıldığı zaman kürenin içinden süngerimsi garip bir şey çıkıyor. Bu süngerimsi şey havayla temas edince parçalanıp toz haline geliyor. Bu kürelerin ne oldukları ,ne amaçla yapıldıkları bilinmiyor.

Japonya’nın Yonaguni adasının yakınında, denizin 23 metre altında insan yapısı olduğu apaçık belli olan piramitler bulunmaktadır. 183 metre genişliğinde ve 27 metre yüksekliğindeki bu piramitler yaklaşık, 8000 – 10.000 yıllıktırlar.

Peru Sacsahuaman’daki bu duvarlar, Bimini Adası’ndaki esrarengiz su altı yapıları ile kesin bir benzerlik göstermektedir. Bu arkeolojik duvarlar bir gizem taşımaktadırlar çünkü antik çağlarda yapılmalarına rağmen bu kadar kusursuz bir şekilde işlenip yerlerine koyulana kadarki aşamalar için yüksek bir teknoloji ve bilgi gerektirmektedirler. İnsanın açıklayamadığı, garip iç ve dış açılara sahip bu duvar taşları hakkında cevabını bilmediği sorular ise şunlar: Nasıl taşındılar? Nasıl ölçülüp nasıl kesildiler? Nasıl bu kadar doğrulukla yerleştirildiler? Hem de ilkel insanlar tarafından

Mısır’daki Abydos tapınağındaki hiyerogliflerde, helikopteri, tankı, kargo uçağını ve planörü çağrıştıran şekiller vardır. Bu hiyeroglifler başka hiyerogliflerin altına gizlenmişlerdi. İlk tabaka hiyerogliflerin yerinden kopup düşmesiyle bu esrarengiz şekiller gün yüzüne çıkmıştır.

1900′lü yılların başlarında 250 civarında hiyeroglif Sydney’in 100 km. kuzeyindeki Hunter Valley ulusal parkında keşfedilmiştir. Bunlar antik Mısır hiyeroglifleridir. Kuşkuya yer bırakmayacak olan Eski Mısır Tanrısı “Anubis” çizimi ile birlikte hiyeroglifler şu soruyu akla getiriyor: Acaba Eski Mısırlılar Avustralya’ya mı gitmişlerdi ?

Bu 120 milyon yıllık taş parçasının yüzeyi,Ural Bölgesini gösteren bir haritayla kaplıdır. Görünüşe göre bu kadar eski bir haritanın olması imkansızdır. Bashkir State Üniversitesindeki bilim adamları, çok eski zamanlarda, gelişmiş uygarlıkların olduğuna dair kanıtlardan biri olarak yorumluyorlar eseri. Bu gerçekten de insan eliyle yapılmış bir rölyeftir. Günümüz askeri haritaları ile neredeyse aynı karakterik özellikleri sergilemektedir. Harita sivil çalışmaları göstermekte yani uzunluğu 12.000 Km ‘yi bulan kanallar, nehirlere çekilen çitler, güçlü barajlar… Kanallardan çok da uzakta olmayan yerde elmas biçimindeki yerler gösterilmiştir. Ayrıca harita bazı yazıları da içermektedir. Hatta sayılar bile vardır. Bilim adamları önce bunun eski çince olduğunu düşündüler. Daha sonra bu düşünce bilinmeyen bir kaynağa ait hiyeroglif – syllabic türü yazıya dönmüştür. Bilim adamları bu yazıları şimdiye kadar çözemedilier.

Rudolf Gantenbrink tarafından Büyük Piramitte keşfedilen bakır kulplu kapı. Hangi amaca hizmet ettiği bilinmeyen gizemli kapı, kraliçe odasından başlayan güney kanallarında yer almaktadır. Bu kapının arkasında başka bir kapı daha bulunmuştur. Yapılan bazı araştrmalar sonucunda içinde ne olduğunu bilmediğimiz bir oda veya odalar bu ikinci kapının arkasında bulunmaktadır.. Aynı kapıdan kral odasından başlayan kuzey kanallarında da bulunmuştur. Burada sorulan en önemli soru şu : Görünüşte hiçbir amaca hizmet etmeyen bu kapılar neden buralara kondu?

Bu daire şeklindeki taş oluşumları 30 metre çapındadır ve Loch Ness gölünün dibinde görüntülenmiştir.

Yeni Zellanda ‘da bulunan çok eski bir uygarlığa ait kusursuzca yerleştirilmiş taşlardanoluşan duvarlar bulundu. Bu duvarları yapan uygarlık hakkında en ufak bir bilgi yoktur.

Işte Sırrı Çözülemeyen Esrarengiz Kayıp Dünya!..

Amazon Ormanlarından gökyüsüne doğru fırlayan ve sanki bir el tarafından yapıldığı izlenimi veren kuvars dağı, gizemiyle kayıp dünya olarak adlandırılıyor.
04 Haziran 2009

Brezilya ve Venezuela arasında bulunan Roraima Dağı, dünyanın en gizemli yerlerinden birisi olarak kabul edilmektedir.Amazon ormanlarının ortasından fırlayan ve bulutların üzerine çıkan 2770 metre yüksekliğindeki Roraima Dağı, bilimadamlarının tanımıyla kayıp dünyadır.

Son derece sert kuvars taşından oluşan bu ilginç dağ, bir mimarın elinden çıkmış görüntüsü vermektedir. Çünkü 4 bir yanından yontulmuş el yapımı bir binayı andırıyor.Bu görüntüsü yüzünden uzun süre bu dağı burada yaşayan insanların yapmış olabileceği düşünüldü.Bu yönde çok sayıda araştırma yapılmasına rağmen bu tezi doğrulayacak bir bulguya rastlanmadı.

Bu sarp ve çıkılması çok zor olan dağın sadece görünümü değil, zirvedeki esrarengiz coğrafi farklılıkları da bir türlü çözülemedi. Dağın en tepesinde çok sayıda şelale bulunuyor. Bu kadar sert bir dağ’da çok sayıda şelale bulunmasının sırrı çözülemedi. Dağın zirvesinde sayısız mağara ve tüneller bulunuyor. Bu tüneller içerisinde uzunluğu yaklaşık 500 metre olan mağaralar var.44 metre yüksekliğinde ve tamamen kuvars tüneller, burada inceleme yapan yer bilimcileri bile şaşkına çevirdi.

Bazı alanları saf granitten olan Roraima Dağı, sadece kendi görüntüsüyle değil üzerinde yaşayan canılarla da şaşırtıyor. Dünyanın en küçük kurbağası bu dağın sirvesinde yaşıyor. Ayrıca dağda yaşayan bitki ve hayvanları buradan başka yerde görmek mümkün değil.

İŞTE SIRRI ÇÖZÜLEMEYEN O KAYIP DÜNYA!..


Gizemi Çözülemeyen Yerler

Dünyada öyle kentler tapınaklar var ki 10 binlerce yıl önce kurulmasına ya da inşa edilmesine rağmen bugün hala gizemleri çözülemiyor. İşte gizemi çözülemeyen yerler.
GİZEMİ ÇÖZÜLEMEYEN YERLER

PASKALYA ADASI
Paskalya Adası Büyük Okyanus’un güney doğusunda Şili’ye bağlı bir ada. Şili sahillerinden 3.700 km uzaklıktaki Paskalya adasında yer alan heykeller bugün bile gizemini koruyor. Dünyaca ünlü her turistik kitapta anlatılan taş heykeller Moai diye adlandırılırlar. Çok sayıda araştırmaya rağmen heykellerin ne amaçla yapıldığı bilinmemektedir. Tam ne zaman yapıldığı da bilinmeyen heykellerin M.S. 1000 ile 1600 yılları arasında inşa edildiği tahmin edilmektedir. Yine tahminlere göre bu taş heykeller yerlilerin ruhlarla iletişim kuran atalarıdır. Boyları 1 ile 20 m arasında değişen Moailerin en büyüğünün ağırlığı 50 tondur.

RANO RARAKU
Paskalya Adası’nın doğusundaki Rano Raraku yanardağının tüf ve taşlarından bu heykeller yontulmuştur. Ahu adı verilen platformlar üzerinde yerleşmiş heykeller bakışları yerleşim bölgesini görecek şekilde yerleştirilmişlerdir. Ahular o kadar güzel işlenmişlerdir ki yontma taş plakalarının arasına bıçak sırtı bile sığmaz.

PORTO RİKO
Karayip adalarından biri olan Porto Riko’da UFO gibi gizemli gök cisimlerine sık sık rastlanıyor. Ada sakinleri sahilde gizemli gök cisimlerine rastladıklarını sıklıkla belirtiyorlar.

PETRA ANTİK KENTİ
Ürdün’ün Lut Gölü ile Akabe Körfezi arasındaki toprakları üzerinde yer alan Petra Antik kenti M.Ö. 400 ile M.S. 106 yılları arasında Nebatiler’e başkentlik yapmıştır. Roma İmparatorluğu tarafından işgal edilene kadar başkent olarak varlığını sürdüren antik kentte evler kiliseler taşların içi oyularak inşa edilmiştir. M.S. 400 yıllarından sonra deprem ve ekonomik sıkıntılardan dolayı kent gözden düşmüş ve zaman içinde unutulmuştur. 1812 yılında İsviçreli gezgin Johann Burckhardt tarafından kent tekrar bulunmuştur.

ANGKOR WAT TAPINAĞI
Kamboçya’daki Angkor Wat Tapınağı Güney Asya’daki en geniş ve en meşhur tapınak olarak bilinir. 12.yüzyılın ilk yarısında İkinci Suryavarman tarafından inşa ettirilmiştir. Dünyanın en geniş dini anıtı olan Angkor Wat tapınağı Tanrı Visnu’ya adanmıştır. Tepeler ve kuleler Hint efsanesindeki Tanrıların dağı “Mount Meru”yu tapınağı çevreleyen hendek de dünyayı kuşatan mistik okyanusları simgeler. Bu tapınağın duvarlarına meşhur Hint destanları Ramayana ve Mahabharata yazılmıştır. Tapınak günümüzde Kamboçya bayrağı üzerinde de yer almaktadır.

BRETAGNE
Fransa’nın Bretagne bölgesinde yer alan bu taşlar bugün hala gizemini koruyor. Taşların millattan önce 6000-1800 yılları arasında buraya yerleştirildiği tahmin ediliyor. Taşlar güneş sistemi örnek alınarak yerleştirilmiş ancak o çağlarda insanlık hala güneş sisteminden haberdar değildi. Taşların buraya nasıl yerleştirildiği gizemini korumaya devam ediyor.

ÇİN DUVARI
Çin duvarı 6 bin 350 kilometre uzunluğuyla dünyanın en uzun yapısı unvanını taşıyor. 1800 yıl önce inşa edilen duvarın niçin inşa edildiği tam olarak bilinmiyor. Çinlilerin kuzey komşuları olan Türklerden korunmak için bu duvarı yaptığı varsayılıyor.

EXTERNSTEİNE
Almanya’nın Kuzey Ren Vestfalya eyaletinde Teutoburger Ormanı’nda bulunan yan yana dizilmiş 13 kayanın sırrı hala çözülemedi. Externsteine olarak bilinen kayaların 120 milyon yıl önce oluştuğu tahmin ediliyor. Bu mistik yerin bir zamanlar Germanların kültür şehri olduğu varsayılıyor.

KUDÜS
Kudüs üç kutsal dinin buluştuğu tek yer olarak bilinir. Tarih boyunca Kudüs’e hakim olmak için üç dinin taraftarları birbirleriyle sürekli çatışma içine girmiştir. Mescid-i Aksa İslam dinine in******rca kutsal sayılan mekanlardan biridir. Mescid-i Aksa Kudüs şehrinde bulunan Müslümanların ilk kıblesidir. Altın kubbeli olan ve Mescidüs Sahra olarak da anılan Kubbetüs Sahra ile Mescid-i Aksa karıştırılmamalıdır.

MACHU PİCCHU
Machu Picchu bugüne kadar çok iyi korunarak gelmiş olan bir İnka antik şehridir. Peru’da And Dağları’nda 2 bin 360 m yükseklikte kurulan antik kent Machu Picchu İspanyol istilacılar 1532 yılında buraları işgal ederken sık dağlar arasında kaldığı için istilacılar tarafından fark edilmemiş ve bu sayede zarar görmemiştir. Machu Picchu 200 den fazla merdiven sistemiyle birbirine bağlı olan taş yapıdan oluşur. Şehrin 3000 basamağı bugün hala gayet iyi durumdadır.

MALTA
Akdeniz’in ortasında bulunan Malta adası günümüzde turistlerin uğrak noktası. Akdeniz Osmanlı İmparatorluğu’nun bir iç denizi olduğu dönemde bile Malta’yı feth edemedi. Ada bugün de araştırmacılar için gizemini koruyor. Çünkü Ada’da prehistorik döneme ait buluntuların sırrını arkeologlar günümüzde de çözemiyor.

TAULAS
İspanya’nın İbiza Adaları’ndaki T-Cetveli şeklindeki bu taşın sırrı çözülemiyor. Millattan önce 1500 yıllarında konulduğu tahmin edilen taşın ne işe yaradığı bugün hala bir sır.

STONEHENGE
Dünyada sırrı hala tam olarak çözülemeyen yerlerden biri de İngiltere’nin Salisbury Düzlüğü’nde yer alan Stonehenge’dir. Antik çağın bilgeliğinin en önemli sembolü olarak varsayılır. Bu yapı astronomi astroloji geometri meteoroloji ve paganizmle ilişkilendirilmektedir.

TİAHUANACO
Bolivya’da Ant dağlarında 4 bin metre yükseklikte kurulan Tiahuanaco antik kenti bugün hala gizemini koruyor. Arkeologlar bu kenti Aymara kızılderililerinin inşa ettiğini tahmin ediyor.

GÜNEŞ KAPISI
Tarihçiler 4 bin metre yüksekliğe kurulan Tiahuanaco kentinin tanrılar tarafından inşa edildiktan sonra Aymara kızılderililerine bıraktığını belirtiyor. Tarihçilerin şakayla karışık bu iddiayı ortaya atmalarının nedeni kentin nasıl oluştuğu yönünde bilgiye sahip olamamaları. Güneş kapısında yer alan 48 heykelin takvim olarak kullanıldığına inanılıyor.

Sırrı Çözülemeyen Voynich El Yazması….

Yale Üniversitesindeki el yazmaları kütüphanesinde bulunan geniş bilgi deposunun ortasında garip bitkiler ve astronomik semboller ile çıplak kadın resimleriyle resimlendirilmiş bir orta çağ el yazması bulunmaktadır. Tek sorun bu kitabın 200 sayfalık gösterişli metninin bilinmeyen bir dilde olması ve tüm çabalara rağmen bu metnin deşifre edilememesidir…


Bu şaşırtıcı kitaba, onu 1912de İtalya Frascati’deki Jesuit kolejinin kütüphanesinden alan New York’lu kitapçı Wilfred M. Voynich’in adı verilmiştir. El yazmasının içinde, Jesuit’in ünlü öğretim görevlisi Athanasius Kircher’a eski öğretmeni Marcus Marci tarafından yazılmış bir mektup bulunmuştur. Mektupta Marci, el yazmasının eski sahiplerinden biri olan Roma imparatoru II. Rudolph’un kitabın yazarının, 13. yy’da yaşamış İngiliz bilim adamı/simyacı Roger Bacon olduğunu iddia ettiğini yazmıştır.

Voynich el yazmasını aldıktan sonra aralarında savaş zamanında şifre çözümü için işe alınanlar ve eski dil araştırmacıları da olmak üzere dünyanın önde gelen şifre çözücüleri için kopyalar hazırladı ancak hiçbirinin elinden birşey gelmedi. Sadece dil anlaşılmaz olmakla kalmıyor aynı zamanda kitapta çizimleri yer alan bitkiler dünyada bulunmuyordu!!


Kitabın sırlarını biraz olsun aydınlığa kavuşturmuş tek kişi Yale Üniversitesi profesörlerinden Robert S. Brumbaugh’tur. O bunun simyaya dair bir çalışma olduğunu ileri sürmüştür. Bu tür çalışmalar ayrıntılı sembolizmi ve gizli metinleriyle dikkat çekmektedir. El yazmasının kenar boşluğunda karalanmış hesaplamalar sayesinde Brumbaugh bir kod oluşturmuş ve gerçekte de var olan bazı çiçeklerin ve yıldızların isimlerini deşifre etmeyi başarmıştır. Bunun dışında metnin içeriği hala bir gizem olarak kalmaktadır…

Sırrı Çözülemeyen Gizemli Bina

İngiltere’nin en ünlü tarihi yapılarından biri; Stonehenge… Gizemi bir türlü çözülemiyor. Yapının ne amaçla ve nasıl inşaa edildiği hala bir sır…

Bilinenler buranın MÖ 2300 yıllarında inşa edilmeye başladığı yönünde. Bu yapının esrarı çevresinde bulunan mezarlarda gizli…

Buranın ne amaçla inşaa edildiği henüz bilinmiyor. İlk tahminler bir tapınak olduğu şeklindeydi. Daha sonra buna gündönümünü işaret eden takvim tahmini eklendi. Son tez ise bu esrarlı yapının bir şifa merkezi olabileceğine yönelik.

Wiltshire yakınlarındaki bu tarihi yapının “mavi” taşları 240 kilometre ötedeki Güney Galler’in Preseli bölgesinden getirilmiş.

Son teze göre insanlar bu mavi taşların tılsımlı olduğuna inanıyorlardı. Binlerce kilometre öteden buraya akın akın geliyor ve taşlardan şifa bulmaya çalışıyorlardı.

Esrarengiz binanın etrafındaki mezarlarda bulunan cesetler bunu kanıtlar nitelikte. Zira mezarlarda, “anormal sayıda” fiziki yara ve hastalıkları bulunan ceset kalıntıları teşhis edildi.

Mezarlardaki dişlerin analizi sonucu, cenazelerin “yarıya yakınının” Stonehenge bölgesinde doğmuş insanlardan olmadığının anlaşıldı. Stonehenge’in sadece hasta insanları değil, şifa dağıtma özelliği bulunanları da çeken bir merkez olduğu sanılıyor.

Son kazılarda, halen tarihi anıtın altında gömülü bulunan orijinal mavi taş oyuklarında 100 kadar organik materyal de gün yüzüne çıktı.

“ALPLER’DEN ŞİFA BULMAYA GELEN OKÇU”: İngiliz bilim adamları, tarihi yapıya 5-6 kilometre uzaklıkta ortaya çıkarılan ve “Amesbury Okçusu’nun Mezarı” adı verilen yapıda ortaya çıkarılan bulguların ilginçliğine işaret ederek, mezardaki ölü ve buraya bırakılan eşya üzerinde yapılan incelemeler sonucu, bu kişinin Avrupa Alpleri’nden gelen, varlıklı ve güçlü, aynı zamanda metal işlemeyi bilen biri olduğunun anlaşıldığını belirttiler.

Bu ölü üzerinde yapılan analizlerde, Amesbury Okçusu’nun her iki dizinden de sakat olduğu ve önemli bir diş sorunu olduğu anlaşıldı. Bu okçunun da gizemli binaya şifa bulmaya geldiği sanılıyor.

Etiketler:sırrı çözülemeyen olaylar - sırrı çözülemeyen gizemli olaylar.. esrarı çözülemeyen olaylar sırrı çözülememiş esrarengiz olaylar ingilterede tarihi yerler çözülemeyen gizemli olaylar gizemi çözülemeyen olaylar ankara yolu 35. km gizemli bina çözülemeyen olaylar gizemli tarihi yapılar eski tarihi kalıntılar çözülemeyenler doğadaki esrarengiz sırrı çözülemeyen olaylar bu olayların sırrı çözülemiyor sırrı çözülemeyen 10 olay dogadaki gizli olaylar esrarı çözülemeyen Çözülmeyen olaylar gizemli resimler donuk kayanın çözülemeyen sırrı çözülmemiş gizemli olaylar
Sırrı Süreyya Önder: Sırrı Süreyya Önder (d. 7 Temmuz 1962, Adıyaman), Türkmen asıllı Türk sinemacı, yazar ve siyasetçi.
Sırrı Elitaş: Sırrı Elitaş (d. 1944, Erzurum)) Türk sinema oyuncusu, senaryo yazarı ve yönetmen.
Sırrı Sakık: Sırrı Sakık (d. 1 Ağustos 1957, Yörecik, Muş - ) XIX., XXIII.ve XXIV. Dönem Muş Milletvekili olan Kürt asıllı Türk siyasetçi.
Sırrı Atalay: Sırrı Atalay (d. 1919, Pasinler, Erzurum, Türkiye - ö. 9 Eylül 1986) Türk siyasetçi, hukukçu. Eski Cumhurbaşkanı Vekili.
Sırrı Gültekin: Sırrı Gültekin (27 Temmuz 1924; Bakırköy, İstanbul - 7 Şubat 2008, İstanbul), Türk oyuncu, film yönetmeni, senarist, film yapımcısı.
Gizemli Nehir: Gizemli Nehir (Özgün ad: Mystic River), 2003 yılı ABD yapımı drama filmi.
Gizemli Ada: Gizemli Ada (İngilizce: The Wicker Man); gerilim, korku ve müzikal türlerini bünyesinde barındıran, 1973 tarihli, Birleşik Krallık yapımı bir sinema filmidir.
Gizemli Güzellik: Gizemli Güzellik (), 1922 tarihli Çekoslovakya yapımı bir komedi filmi. Přemysl Pražský tarafından yönetilen film, siyah-beyaz bir sessiz filmdir.
"Olaylar, Sağbekin Lahana Dolmasını Yemesiyle Başladı": "Olaylar, Sağbekin Lahana Dolmasını Yemesiyle Başladı", İletişim Yayınları tarafından İslam Çupi'nin yazılarından derlenerek oluşturulan serinin ikinci kitabı.
Olayların dili (spiritüalizmde): Birçok kimsenin farklı anlamlarda kullandığı “olayların dili” ifadesi, neo-spiritüalist terminolojideki temel terimlerden biridir.
Uluslararası İlişkilerde Olaylar ve Yorumlar: Uluslararası İlişkilerde Olaylar ve Yorumlar Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencilerinin çıkardığı süreli yerel bir uluslararası ilişkiler dergisidir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir