Sivil Toplum Kuruluşlarının Önemi

Bu yazıda Sivil Toplum Kuruluşlarının Önemi hakkında kısa özet bilgiler bulabilirsiniz. Not denizinden…

Sivil Toplum Kuruluşlarının Önemi

Yönetişim kavramı, Birleşmiş Milletler (UNDP) siyasi belgelerinde "bir ülkenin her düzeydeki işlerinin yönetiminde iktisadi, siyasi ve idari otoritenin kullanımı" şeklinde tanımlanmıştır.

Yönetim, yönetmek , giderek yerini yeni bir kavrama, " yönetişime " bırakmaktadır. Bu tek taraflı, yöneticiler ve yönetilenlerin kesin bir şekilde birbirinden ayrıldığı bir süreçten, karşılıklı etkileşimi ve katılımcılığı içeren bir sürece geçişi ifade ediyor. Kaynağını da bireylerin ve grupların kendi gelecekleri üzerinde daha fazla söz sahibi olma arzusundan alıyor.

Yönetişim; vatandaşların ve grupların, çıkarlarını iletebilecekleri, hukuki haklarını kullanabilecekleri, yükümlülüklerini yerine getirebilecekleri ve farklılıklarının arasını bulabilecekleri mekanizmaları, süreçleri ve kurumları kapsamaktadır. Yönetişimin üç boyutundan söz edilmektedir: iktisadi yönetişim bir ülkenin iktisadi faaliyetlerini ve diğer ekonomilerle olan ilişkilerini etkileyen karar süreçlerini; siyasi yönetişim siyasa oluşturmadaki karar süreçlerini; idari yönetişim ise siyasa uygulama sistemini içerir. Sonuçta "iyi" yönetişim, siyasi ve sosyo-ekonomik ilişkileri katılımcı, şeffaf ve sorumlu (accountable) biçimde yönlendiren süreç ve yapılar anlamına gelmektedir.

Yönetişimin aktörler bazındaki üç boyutu ise: devlet, özel sektör, ve sivil toplumdur ve her birinin kendine özgü rolleri vardır. İyi yönetişimin özellikleri şöyle sıralanabilir: katılım, hukuk devleti (the rule of law), şeffaflık, duyarlılık (responsiveness), oydaşmacı (consensus oriented), hakçalık, etkinlik ve verimlilik, sorumluluk (accountability), ve stratejik vizyon.

Sivil toplum üyeleri devletle olan ilişkilerinde kamu görevlileri ve bürokrasi ile yüz yüze gelmektedir. Kamu sektörünün işleyiş biçimi bu karşılaşmanın niteliğini belirlemektedir. Pek çok ülkede kamu sektörünün etkin işleyişi, aşırı merkeziyetçilik, kamu hizmetlerinin etkin/verimli sunulamaması ve merkezi hükümetin katı karar ve uygulamaları gibi yapısal sorunlar yüzünden kısıtlanmaktadır.Desantralize hükümet, halkın karar verme mekanizmalarına dolaysız katılımına olanak vermeli ve sivil toplumu güçlendirmelidir. Bu bağlamda, katılım, karar süreçlerine doğrudan katılım veya halkın çıkarlarını temsil eden meşru ara kurumlar aracılığıyla vatandaşların seslerini duyurabilmeleri demektir.

Türkiye’de son 10 – 15 yılda kalite anlayışının ürün boyutundan, yönetim boyutuna doğru hızla yaygınlaştığı ve derinleştiği görülmektedir. İş dünyasında kalite kavramının sadece ürün boyutuyla sınırlı kalmayarak , sistemin ve yönetimin kalitesine doğru yayıldığı görülmektedir.
Uluslararası kuruluşlar ve sivil toplum örgütleri toplumsal kararların alınmasında seçilmişlerle birlikte rol alıyor.Bu gelişmenin ardında yatan nedenlerden belki de en önemlisi, artık insanların geleceklerini belirleyecek konuları, seçtikleri temsilcilere de bırakmak istememeleri, doğrudan söz sahibi olmak istemeleri. Bu da sivil toplum kuruluşları aracılığıyla gelişen katılımcılığı beraberinde getiriyor.

Öte yandan insanlar, birer ürün ve hizmet tüketicisi olarak özel sektörde, yalnızca kendisine sunulanı değil, gerçek bir seçim hakkını istiyorlar. Markaların egemenliği, kitlesel davranış biçimlerini belirliyor. Bu genel bir eğilim. Ama artık insanlar giderek kitle içinde erimeyi değil, birey olmayı öne çıkarıyorlar. Bu da, kitleyle birlikte güdülemeyi değil, kendine özgü tercihler oluşturmayı beraberinde getiriyor.

Dünya ölçeğinde gözlemlenen devletin daha fazla demokrasiye yönelmesi eğilimine paralel olarak, sivil toplum kuruluşları toplumu ilgilendiren konularda daha fazla söz sahibi bir konuma geldiler. Bunun bir sonucu olarak da sorunlara yönelik bir çalışma tarzını benimsemiş durumdalar. Bu, gerek ulusal, gerek evrensel ölçekte, insanların yaşamını etkileyen, çevre, iletişim, sağlık gibi ana günden maddelerine odaklanmış sivil toplum kuruluşları anlamına geliyor. Bu eğilim doğrultusunda sivil toplum kuruluşlarının örgütlenmeleri de konu odaklı bir temel üzerinde gerçekleşiyor.

2.TÜRKİYE’DE SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI

İsim:  sivil-toplum-kuruluslari-1.png<br />
Görüntüleme: 116<br />
Büyüklük:  8,1 KB (Kilobyte)
-ŞEKİL 1-

İsim:  sivil-toplum-kuruluslari-2.png<br />
Görüntüleme: 82<br />
Büyüklük:  6,5 KB (Kilobyte)
-ŞEKİL 2-
Türkiye’de bulunan 1793 sivil toplum kuruluşu,merkezlerinin bulunduğu yere göre gruplandırıldığında,bunlardan 708′inin İstanbul’da,444′ünün Ankara’da,189′unun İzmir’de,453′ünün diğer illerde olduğu görülür.Bu oranlar STK’larının ülke geneline yayılmadığını daha çok büyük şehirlerde olduğunu göstermektedir.Bu da STK’larının yurt çapında henüz tam olarak gelişmediğini göstermektedir.

DEVAMI EKTE BULUNAN DOSYADADIR.

İndirmek İçin Tıklayın

Etiketler:sivil toplum kuruluslari
Sivil toplum kuruluşu: Sivil Toplum Kuruluşu, resmi kurumlar dışında ve bunlardan bağımsız olarak çalışan, politik, sosyal, kültürel, hukuki ve çevresel amaçları doğrultusunda lobi çalışmaları, ikna ve eylemlerle çalışan, üyelerini ve çalışanlarını gönüllülük usulüyle alan, kâr amacı gütmeyen ve gelirlerini bağışlar ve/veya üyelik ödemeleri ile sağlayan kuruluşlardır.
Sivil toplum: Kavram ilk kez Platon ve Aristo'da ortaya çıktı. Devlet kavramıyla birlikte düşünüldü. Polis (şehir devleti) ortaya çıktı.
Sivil haklar: Sivil haklar, her ülkede yaşayan insanların yasalara dayanarak sahip olduğu haklar. Genellikle vatandaş olanlara tanınan siyasi haklardan daha kapsamlı olan sivil haklar, doğal hakların aksine hem felsefik, hem de yasal temellere dayanır.
Sivil savunma: Sivil savunma, savaş silahlarının cephe gerisine uzanan etkileri gözönüne alınarak, I. Dünya Savaşı'ndan sonra sivil halkın bu silahların etkisinden korunması bakımından bir örgütlenmeye gidilmesi fikri ortaya çıkmıştır.
Sosyoloji: Toplumsal bilim ya da sosyoloji (Fransızca: sociologie) toplum ve insanın etkileşimi üzerinde çalışan bir bilimdir.
Sosyalizm: Sosyalizm veya eski adıyla iştirâkiyye (katılımcılık) ya da diğer bir anlamıyla toplumculuk, iktidar ve üretim araçlarının halk tarafından kontrol edildiği bir toplum fikrine dayanan düşünce sistemidir.
Toplumcu gerçekçilik: Toplumcu gerçeklik, Marksist ideolojinin sanatçıya ve doğal olarak da onun yaratısına yansımasıdır. Toplumcu gerçeklik, sanatçıyı toplumsal bir varlık olarak görür.
Toplumsal sınıf: Toplumsal sınıf toplumlar veya kültürler içindeki bireyler veya gruplar arasında hiyerarşik farklılığı (veya katmanlaşmayı) ifade etmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir