Tek Doz Tetanoz Aşısı Kaç Yıl Korur

bebeklerde beslenme bu dbt eden engel hafif kas nin tetanoz Tek Doz Tetanoz Aşısı Kaç Yıl Korur Opa Aşısının Yan Etkileri tetanoz aşısı sonrası banyo yapılırmı tek doz teta..

Difteri, Boğmaca Ve Tetanoz Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Difteri
Boğazda ve solunum yollarında kalın bir iltihap tabakası oluşmasına neden olur.
Solunum ve yutma güçlüğü, felç, kalp yetmezliği, şok, hatta ölüme neden olabilir.

Boğmaca
Bebeklerde beslenme ve solunumu zorlaştıran ve haftalarca devam eden şiddetli öksürük nöbetlerine yol açan solunum sistemi enfeksiyonudur.
Zatürre, havale nöbetleri, beyin hasarı ve ölüme neden olabilir.
En ağır seyir aşısız çocuklarda ve 1 yaşın altındaki bebeklerde görülür, ölümlerin yarısı bu yaştadır.
Erken aşılama bebekleri bu ağır hastalıktan korur.

Tetanoz
Toprakta sıklıkla bulunan bir bakterinin açık yaraya bulaşmasından sonra sinir ve kasları tutar.
Tüm vücutta ağrılı kas kasılmalarına neden olur.
Çenenin kilitlenmesine yol açar, ağzın açılmasını ve yutmayı engelleyebilir.
Her 10 tetanoz hastasından biri kaybedilir.
Yenidoğan tetanozu, sağlıksız koşullarda yapılan doğum sırasında bebek göbek kordonunun kirlenmesi sonucu oluşan ölümcül bir hastalıktır.
Gebelerin aşılanması ile bebeklere anne karnındayken geçen antikorlar, yenidoğan bebekleri tetanozdan korur.

Difteri, boğmaca ve tetanoz aşısı (DBT) bu hastalıklara karşı korur.

Aşılanan çocukların çoğu çocukluk çağı boyunca bu hastalıklardan korunur.
Aşılama durdurulursa bu hastalıklar salgınlara yol açar.

DBT aşısı kimlere, ne zaman yapılır?

Çocuklara:
2 aylık
4 aylık
6 aylık
18 aylık
4-6 yaş arasında

Diğer aşılarla aynı anda uygulanabilir.
7 yaş ve üzerindeki çocuklara boğmaca aşısı yapılmaz.

Büyük çocuk ve erişkinlere:
11-12 yaşlarında
Her 10 senede bir
Tetanoz ve azaltılmış difteri aşısı (Td) yapılır.

DBT aşısının yapılmasına engel olmayan durumlar

Hafif hastalık
* Hafif ateş (koltuk altı 38°C’nin altında)
* Üst solunum yolu enfeksiyonu
* Akut orta kulak iltihabı
* Hafif ishal
Antibiyotik tedavisi
Hasta ile temas veya nekahat dönemi
Süt emzirme
Prematüre doğum
Aşı içinde olmayan maddelere karşı alerji
Birden fazla aşı yapılması gerekliliği

DBT aşısı kimlere yapılmaz ya da ertelenir?

Orta ve ağır dereceli hastalıklar iyileşene dek aşılama ertelenir.
DBT aşısı yapıldıktan sonra ağır alerjik reaksiyon geliştiren çocuklara DBT aşısının sonraki dozları yapılamaz.
Aşağıdaki durumlarda boğmaca aşısının sonraki dozları yapılamaz, aşılamaya difteri-tetanoz (DT) aşısı ile devam edilir:
* DBT aşısı yapıldıktan sonraki 7 gün içinde beyin veya sinir sistemi hastalığı oluşması.
* Aşı sonrası ilk 48 saat içinde başka nedene bağlanamayan 40,5°C üzerinde ateş veya şok benzeri durum.
* 3 saatten daha uzun süren aralıksız, yatıştırılamayan ağlama.
* Aşılamadan sonraki 3 gün içinde ateşli veya ateşsiz havale nöbeti geçirme.

DBT aşısının riskleri nelerdir?
Difteri, boğmaca veya tetanoz hastalığı geçirmek, DBT aşısının yan etkilerinden çok daha fazla risklidir.
Bununla birlikte, her ilaç gibi aşı da nadiren ağır alerjik reaksiyon gibi ciddi problemlere yol açabilir.
DBT aşısının ağır hastalık veya ölüme yol açma riski oldukça düşüktür.

Hafif yan etkiler
Ateş
Enjeksiyon yerinde kızarıklık, şişlik, ağrı
Bu yan etkiler aşının ilk dozlarına oranla 4. Ve 5. dozundan sonra daha sık görülür.
Tüm bacak veya kolda 1-7 gün süren şişlik olabilir.
Huzursuzluk
İştahsızlık, halsizlik
Kusma

Orta dereceli yan etkiler (nadir görülür):
Havale nöbeti
3 saatten uzun süren aralıksız ağlama
40,5°C üzerinde ateş

Ağır yan etkiler (çok nadir görülür):
Alerjik reaksiyonlar (1 milyon dozda bir)
Sara, koma, kalıcı beyin hasarı gibi yan etkiler o kadar nadiren bildirilmiştir ki bunların aşıya bağlı olduğunu söylemek bile zordur.

Aşılama sonrası ateş reaksiyonu olan çocuklarda aşılama sonrasındaki 24 saat için aspirin içermeyen ateş düşürücü-ağrı kesici ilaçlar kullanılmalıdır.

Gebelikte Td (tetanoz ve azaltılmış difteri) aşısı nasıl yapılmalıdır?

Daha önce aşılanmamış gebe kadınlar, tercihan gebeliğin 3. ayından sonra 4-8 hafta arayla 2 doz Td ile aşılanmalıdır.
Aşı serisini tamamlamamış olan gebeler ise 3 doz serisini tamamlamalıdır.
Son aşısı 10 yıldan önce uygulanmış gebelere tek doz Td aşısı uygulanmalıdır.
Gebelikte uygulanan difteri ve tetanoz aşısının bebekte zararlı etkisi olduğuna dair hiçbir kanıt yoktur.

Yaralanmalardan sonra tetanoz aşısı nasıl uygulanmalıdır?

Son tetanoz dozu 10 yıl öncesine kadar yapılmış ve aşı serisi tamamlanmış bir kişide tetanoz gelişme olasılığı oldukça düşüktür.
Son tetanoz aşısı üzerinden 5 yıldan uzun süre geçmiş olan bireylere, kirli ve önemli yaralanmalarda doz tekrarı önerilir.
Td aşısı 7 yaş ve üzerinde kullanılmalıdır.
Tetanoz hastalığı geçirenlerde bağışıklık gelişmez, bu nedenle tetanozdan iyileşen kişiye Td aşısı uygulanmalıdır.

Aşılar Hakkında Herşey

Tarihte aşı konusunda ilk uygulamanın M.Ö. 590 yılında Çin’de Sung Hanedanı döneminde çiçek hastalığından korunmak için ciltteki iltihaplı maddenin sağlıklı kişilerin burnunun içine verilmesi olduğu bilinmektedir. Sistemli aşılama ise ilk kez yine çiçek hastalığına karşı olmak üzere 1796 yılında Edward Jenner tarafından başlatılmıştır. Bağışıklık biliminde o günden bu güne çok büyük ilerlemeler olmuştur. Aşılama ile ilgili ayrıntılı bilgiler Jenner’den 100 yıl kadar sonra, Pasteur tarafìndan elde edilmiştir. Bu büyük bilim adamı, infeksiyon hastalıklarının kaynağının mikroplar olduğunu keşfetmiştir. Ayrıca mikropların zayıflatılmış, hastalık yapamayacak hale getirilmiş biçimde insanlara verilmesiyle, bireyin bulaşıcı hastalıklardan korunabileceğini kanıtlamıştır.

Pasteur, 1885 yılında daha önce köpeklerde etkinliğini kanıtladığı kuduz aşısını, bir köpek tarafìndan ısırılmış olan Joseph Meister adlı kişiye uygulamıştır. Bu uygulama insan bağışıklamasındaki en önemli atılımdır.

1892 yılında Laffnike adlı araştırıcı kolera aşısını, 1896 yılında Wright tifo aşısını geliştirmiştir. Bu gün BCG adıyla bildiğimiz tüberküloz (verem) aşısı Calmette ve Guerin tarafìndan 1921 yılında geliştirilmiştir. Ramon ve Glenny 1923′te difteri aşısını, aynı yıl Madsen boğmaca aşısını ve 1927 yılında Ramon ve Zoeller tetanoz aşısını üretmişlerdir. Bundan sonra kullanıma sunulan çeşitli aşılar birbirini izlemiştir.

1932 yılında Sellard ve Laigret sarı humma aşısını, 1937 senesinde Salk ilk influenza aşısını ve 1949 yılında Smorodintsev canlı kabakulak aşısını geliştirmiştir. Salk 1954 yılında ölü çocuk felci aşısını, Sabin 1957′de canlı zayıflatılmış ağızdan uygulanan çocuk felci aşısını geliştirmiştir. Kızamık aşısı 1960 yılında önce Edmonston ve daha sonra Schwartz tarafından oluşturulmuştur. 1962′de kızamıkçık aşısı Weller, Neva ve Parkmann adlı araştırıcılar tarafından geliştirilmiştir.

Ölü kabakulak aşısını 1966 yılında Weibel, Buynach, Hillemann ve daha sonra Takashashi üretmeyi başarmışlardır. İnsan hücrelerinde üretilen ilk kuduz aşısı 1967 yılında Victor tarafından gerçekleştirilmiştir. Takashashi 1973 senesinde su çiçeği, Maupas ve Hillemann 1976′da ilk kez hepatit B (sarılık) aşısını uygulamışlardır.

1968 yılında meningokok C menenjiti aşısı, 1971 senesinde meningokok A menejiti aşısı geliştirilmiştir. 1978 yılında pnömokok infeksiyonlarına karşı kullanılmak üzere pnömokok aşısı üretilmiştir. Bu gün genel olarak menenjit aşısı olarak bilinen Hemofilus influenza tip B aşısı 1980 yılında geliştirilmiştir.

Sonraki senelerde bir arada kullanılan çeşitli aşılar geliştirilerek kullanıma sunulmuştur. Aşı geliştirme çalışmaları halen aktif olarak devam etmektedir.

Aşılama çalışmalarında güdülen başlıca amaç, insanların aşı ile önlenebilir hastalıklardan ölümlerini engellemek, yarınımızı emanet edeceğimiz kuşakların daha sağlıklı yetişmesini sağlamaktır.

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ VE AŞILAR

Vücuda giren yabancı maddelerin etkisizleştirilmesi, dışarıya atılması ya da yok edilmesi için vücudun geliştirdiği bütün doğal düzenleri bağışıklık olarak tanımlamak olasıdır. Doğumla birlikte anne karnındaki steril çevreden ayrılan bebek, dış ortamda çok sayıda mikroorganizma ve yabancı madde ile karşı karşıya kalır. Bağışıklık sisteminin görevi, öncelikle bu maddeleri vücuda girdikleri yerde tutmak, yayılmalarını engellemek ya da geciktirmektir.

İnsan vücudunda bağışıklık sistemi (immun sistem), çeşitli organlar ve değişik hücrelerin rol aldığı düzenlerle yabancı maddeleri ve mikropları yok edebilmektedir. Sistemi oluşturan organlar şunlardır:

*

Timus
*

Kemik İliği
*

Dalak
*

Lenf Düğümleri

Bağışıklık sisteminin askerleri olarak düşünebileceğimiz çeşitli hücreler, olgunlaşma süreçlerinin değişik aşamalarında bu organlarda bulunur ve kan yoluyla vücuda dağılarak nerede ihtiyaç varsa orada görevlerini yerine getirirler. T ve B lenfositleri, makrofajlar, polimorflar ve trombositler gibi farklı gruplar halindeki bu hücreler, insan bedeninde yabancı maddelere ve mikroplara karşı durmaksızın sürdürülen savunmanın en önemli unsurlarıdırlar.

Timus göğüs boşluğu içinde yeralan iki parçadan oluşan bir organdır. Küçük çocuklarda akciğer filmlerinde rahatlıkla farkedilecek kadar büyük olan bu organ zamanla küçülür. Kemik iliği ise kemiklerin ortasında bulunan yağlı ve gözeli bir dokudur. Kırmızı kan hücreleri de dahil olmak üzere bütün kan hücreleri burada yapılır. Daha önce sözünü ettiğimiz T lenfositleri buradan timusa giderek olgunlaşır ve bağışıklık sisteminde üstlendikleri görevleri yerine getirmek üzere yeniden kana karışırlar.

Dalak, sol böğrümüzün arka bölümünde yeralır. Kırmızı kan hücreleri ve immun sistemin beyaz kan hücreleri için depo olarak görev yapar, aynı zamanda kandaki yabancı maddelerin büyük bir kısmını süzer.

Lenf düğümleri vücudun bir çok bölgesinde gruplar halinde bulunur. Boyun, koltuk altı, kasıklarda olduğu gibi yüzeyde bulunan bezeler kolaylıklla farkedilebilir. Ancak göğüs ve karın boşluğunda da çok sayıda lenf düğümü mevcuttur. Bunların başlıca görevi vücuda giren yabancı maddelere karşı bir süzgeç oluşturarak, mikropların vücuda yayılımlarını engellemek ya da geciktirmektir. Düğümler içinde bağışıklık sistemine ait sayısız hücre bulunmakta, bu hücreler insana zarar verebilecek maddelerin geçişine engel olmaya çalışmaktadırlar. Bu mücadele sırasında lenf bezeleri şişerek elle ya da gözle farkedilebilecek boyutlara ulaşabilmektedir.

Bağışıklık sisteminde yer alan hücreler, mikrorganizmalarla olan savaşlarını farklı silahlarla yaparlar. Bir grup hücre (makrofajlar, polimorflar ve bazı T lenfositleri) doğrudan mikropları yok edebilecek donanımlara sahiptirler. Bir başka grup hücre ise (B lenfositleri) kan dolaşımına antikor denilen sıvısal maddeler salgılayarak kendilerinin bulunmadığı ortamlarda dahi tanıdıkları mikropların ölmelerini sağlarlar. İşte bu hücresel ve sıvısal bağışıklık tepkileri birarada görev yaparak, yabancı madde ve mikrop bombardımanı altında yaşayan insanoğlunun, dünyadaki varlığını sürdürmesini sağlamaktadırlar.

Bir mikrop türü çeşitli bariyerleri aşarak vücuda yayıldığı zaman hastalık meydana gelir. Belli bir süre içinde destek tedavileriyle ya da kendiliğinden hastalık atlatılır, o mikroba karşı bir bağışıklık sağlanır. Bir kez daha aynı mikroorganizma ile karşılaştığında vücut ve immun sistem bu mikrobu tanıdığı için artık hazırlıklıdır, hastalık oluşmadan onu yok eder. Biz bu durumu fark etmeyiz. Bağışıklık ömür boyu kalıcı olabilir, bazan da bir süre içinde etkinliğini kaybeder. Sistem aynı mikropla karşılaştığında ne yapması gerektiğini hatırlayamaz, yeniden hastalık oluşabilir.

Bağışıklık sistemi her zaman başarılı değildir. Kimi zaman hastalığa yenilir, en etkili antibiyotikler dahi etkisiz kalabilir ve nihayet ölüm meydana gelebilir. Bu nedenle bağışıklık sistemleri erişkinlere göre daha zayıf olan çocukların öldürücü ve sakat bırakıcı hastalılara karşı bağışıklıklarının daha bu tip hastalılarla hiç karşılaşmadan sağlanmış olması gerekir. Bu amaçla mikropların zayıflatılmış, hastalık yapamayacak hale getirilmiş şekillerinin vücuda verilmesiyle, bağışıklık sisteminin uyarılmasını sağlamak üzere aşı dediğimiz sıvılar geliştirilmiştir.

Aşılar, içerdikleri zayıf ya da ölü mikroorganizmalarla immun sistemi uyararak, hücresel ve veya sıvısal bağışıklık yanıtını oluşturmaktadırlar. Böylece hastalık oluşmadan o hastalığa karşı direnç meydana gelmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki hiçbir aşı temsil ettiği mikrooganizmanın kendisi kadar etkili bir cevap oluşturamaz. Bu nedenle kalıcı ya da uzun süreli bir immun direnç için aşıların belli aralıklarla tekrarı gerekmektedir.

İdeal bir aşı, hastalık belirtisine yol açmadan, en az hastalığı geçirmekle edinilecek kadar bağışıklık sağlayan aşıdır. Her aşı en iyi bağışıklık yanıtı sağlacak sıvılarla ve kendisi için en uygun olan vücut bölgesine uygulanır. Kimi aşılar ağızdan (çocuk felci), kimileri adale içine (karma vb..) verilir. Bazı aşılarla tek sefer uygulama yeterliyken, bazılarının uygun aralıklarla yinelenmesi gerekmektedir. Ancak usulüne uygun şemalar dahilinde ve tam olarak yapılan aşılama programlarıyla başarılı bir korunma sağlanabilir.

Aşılarla sağlanan “aktif edinsel” bağışıklığın yanısıra, antikor denilen sıvısal maddelerin çocuklara hazır olarak dışardan sunulması, kısa süren bir koruma sağlamasına karşın hastalıklardan korunmada önemli bir yer tutar. Bu antikorlar, anneden çocuğuna rahim içindeyken kan yoluyla geçebildiği gibi anne sütüyle de aktarılabilmektedir. Buna “pasif doğal” bağışıklık adı verilir. Süt verme süresince ve doğum sonrasında 4-6 ay süreyle süt çocuğunu bir çok hastalığa karşı korur. Bir de “pasif edinsel” bağışıklık mevcuttur. Yine bir süre için etkili olan bu immun yanıt, piyasada satılan çeşitli “gamma globulinler” ile sağlanır. Gamma globulin preparatları insanlardan, hayvanlardan ya da genetik teknolojilerle elde edilen tekli veya çoklu antikor karışımlarıdır. Yeri geldikçe her bir öge ayrıntılarıyla ele alınacaktır.

AŞILAMADA ANA HEDEFLER

*

1 yaşındaki çocukların en azından %90′ının aşılanması.
*

Yenidoğan tetanozunun ortadan kaldırılması.
*

KIZAMIK vakalarının %90 oranında ve bu hastalığa bağlı ölümlerin %95 oranında azaltılması.
*

Çocuk Felcinin yeryüzünden silinmesi.
*

Çocukların 6 hastalığa karşı aşılarının 1 yaşlarını doldurmadan tamamlanması.
*

Her anne babanın çocuklarını hangi hastalıklara karşı NEREDE, NE ZAMAN, KAÇ KEZ aşılatması gerektiğini bilmesidir.

AŞILAMA (BAĞIŞIKLAMA) çalışmaları, halk sağlığı alanında gerçekleştirilen en büyük atılımdır. Söz konusu çalışmaların toplumda başarılı olabilmesi için bağışıklamanın çocuk ve toplum sağlığı yönünden taşıdığı önem geniş kitlelere anlatılmalı ve ailelerde çocuklarını AŞILATMA İSTEĞİ uyandırılmalıdır. Toplumda AŞI BİLİNCİ’nin yaygınlık kazanmasıyla aileler çocuklarının aşılarını ZAMANINDA ve TAM OLARAK yaptırmalıdırlar.

AŞILAMADA TEMEL İLKELER

*

Anne sütünün, bebeğinizin ilk aşısı olduğunu unutmayınız.
*

Sağlık kuruluşuna herhangi bir nedenle getirilen her çocuğun aşı kartı incelenmeli, önemli bir rahatsızlığı olmayan her çocuğa mutlaka aşı yapılmalıdır.
*

Hafif ateş, soğuk algınlığı, nezle gibi rahatsızlıklarda çocukların aşılanması tehlikeli değildir. Hafif gripal infeksiyon belirtileri olduğu için anne babalar çocuklarını aşıya götürmemekte, bazan da böylesi bir durumda hekimler gereksiz yere aşıyı ertelemektedirler. BU YANLIŞ BİR UYGULAMADIR!
*

Bazı aşılar tek bir seferde, bazıları ise aralıklarla uygulandığında bağışıklık sağlar. Bu nedenle aşılamaya zamanında başlanmalı, takvime uygun olarak aşılama sürdürülmelidir.
*

Birden fazla aşı bir arada yapılabilir. Ancak aksi belirtilmedikçe aynı iğnede karıştırılmaz ve herbirinin farklı bacak ya da kola yapılması önerilir.
*

Anne ve babaların bilmesi gereken en önemli nokta şudur: Bir çocuğun tam aşılı olması için İLK YAŞ İÇİNDE EN AZ BEŞ KEZ AŞIYA GÖTÜRÜLMELİDİR.
*

Aşı yapıldıktan sonra çocuk ağlayabilir, huzursuz olabilir, ateş ya da döküntüsü olabilir. Ateş varsa düşürmek için çocuğu soyunuz, ılık su banyosu yaptırınız veya eklem yerlerine ıslak bezler koyunuz. Ateş düşürücü şurup, bol içecek ve sıvı gıdalar veriniz. Belirtiler üç günden uzun sürerse ya da başka yakınmalar varsa doktorunuza danışınız.
*

Gebelik süresince veya aşıdan sonraki üç ay içinde gebe kalma olasılığı olanlara kızamıkçık gibi canlı aşılar YAPILMAMALIDIR.
*

Ağır ilerleyici sinir sistemi hastalığı olanlara, havale geçirenlere, kan ve lenf kanseri gibi kötü huylu hastalığı olanlara aşı yapılması gerektiğinde mutlaka doktorunuza danışınız.

AŞILAMA PROGRAMLARI

Aşılama yoluyla hastalıklara karşı kalıcı ya da uzun süreli bir korunma sağlayabilmek için aşıların bir program dahilinde belli aralıklarla tekrarlanması gerekir. Aşı programları oluşturulurken çocukların bağışıklık sistemlerinin infeksiyonlara karşı yanıt verebilme yetenekleri, mevsimler, hastalıkların yayılma yolları ve toplumların sosyoekonomik koşulları gibi bir çok faktör göz önünde bulundurulur. Bu nedenle rutin olarak uygulanan aşılama programları ülkeler arasında bazı farklılıklar gösterir.

Gelişmiş ülkelerde yenidoğan tetanozu tümüyle, verem ise büyük oranda kaybolmuş hastalıklar olduğundan gebelere tetanoz, yenidoğanlara BCG aşısı uygulanması, bu ülkelerin aşı programlarında yer almaz. İsveç ve Avusturya gibi bazı ülkelerde canlı çocuk felci aşısı yerine rutin olarak ölü çocuk felci aşısı kullanılmaktadır. Amerika Birleşik Devletlerinde çocukların hemen hemen tamamı kızamığa karşı aşılıdır ve bu ülkede kızamık hastalığı, toplumdan neredeyse tamamen silinmiş durumdadır.

Gelişmekte olan ülkelerde ise dünyaya gelen çocukların binde beşi çocuk felci sonucu sakat kalmakta; yüzde biri yenidoğan tetanozu, yüzde ikisi boğmaca ve yüzde üçü kızamık nedeniyle ölmektedir. Verem hastalığı da dahil edildiğinde sayılan hastalıklar nedeniyle tüm dünyada her yıl 5 milyon çocuk hayatını kaybetmekte, bir o kadarı da sakat kalmaktadır.

Çocukluk çağı hastalıklarını aşılamayla önlemek için “aşıyla önlenebilir hastalıklar”ın herbirinin çeşitli özellikleri ve ölüme yolaçma sıklığının çok iyi bilinmesi gereklidir. Bunun yanında toplumsal ve ekonomik gelişmeler, eğitim durumu, göçler ve bölgesel yapı göz önünde bulundurulmalıdır. Eğer çocuklar gereken biçimde korunabilecekse, aşıların sırası, zamanı ve birlikte yapılacak aşılar belirlenmelidir. Çocukların olabildiğince erken yaştan itibaren, eldeki en etkili ve en basit olanaklarla nasıl korunabileceğinin saptanması başlıca amacımız olmalıdır.

Etkili bir bağışıklık için, temel aşıların doğru ve eksiksiz yapılması esastır. Verilecek aşı miktarları, enjeksiyon sayıları ve aralarındaki süreler, ilk ve daha sonraki tekrarlar gerektiği şekilde uygulanmalıdır. Enjeksiyonlar arasındaki ideal süre 1 ay olmakla birlikte çeşitli nedenlerle daha erken ya da geç yapılan uygulamalarda programa yeniden başlanmasına ya da enjeksiyonun tekrarlanmasına gerek yoktur.

Etiketler:tetanoz aşısı sonrası banyo yapılırmı tek doz tetanoz aşısı kaç yıl korur opa aşısının yan etkileri td aşısı yan etkileri tetanoz aşısının koruyuculuğu kaç yıl tetanoz aşısından sonra banyo yapılırmı opa opa aşisi yan etkileri tetanoz aşısından kaç gün sonra banyo yapılmalı gebelikte difteri tetanoz aşısı gebelikte tetanoz aşısı yapılırmı gebelikte yapılan tetanoz aşısının yan etkileri gebelikte tetanoz aşısının yan etkileri tetanoz aşısı kaç yıl korur tetanoz difteri aşısı yan etkileri 1 doz tetanoz aşısı kaç yıl korur difteri ve tetanoz aşısının yan etkileri boğmaca-difteri-tetanoz aşısından sonra banyo tetanoz ve difteri aşısından sonra banyo yapılır mı tek doz tetanoz tetanoz ve difteri aşısı sonrası banyo yapılması zararlımı

Yorumlar

  1. ayse der ki

    15 ocakta bebegime opaasısı yapılacaktı kanda enfeksiyon gribe baglı imis öksürük doktor erteledi bebegim tam iyilesmedi asıyı yaptırmalımıyım

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir