Temel İlk Yardım Kuralları

ama arada bile bir ilk kaza pek protez sudan varsa ya Temel İlk Yardım Kuralları İlk Yardımın Temel Kuralları ilk yardım kuralları temel ilk yardım kuralları il..

İlk Yardım Kuralları

1–BOĞULMA

Böyle bir durumda sudan çıkarılan şahsın yapay solunumla oksijenasyonu sağlanmaya çalışılmalı ve zaman kaybedilmeden hasteneye kaldırılmalıdır.

Boğulma yüzme bilenlerin bile başına gelebilir. Suda boğulanların yalnızca yüzde 50sinin hiç yüzme bilmediği düşünülürse yüzme bilenlerin de bazı önlemlere uymaları gerektiği anlaşılır. Ozellikle sualtında yüzenlerde duyu kaybı görülebilir.Boğulmalarda ölüm nedeninin akciğerlere su dolması olduğu varsayıldığından yardım etmek için suyun boşaltılmasına çalışılarak zaman kaybedilir. Oysa boğulmanın ilk evresinde kazaya uğrayan kişi soluğunu tutacak durumda olmadığından istenci dışında bir miktar su yutar. Ama kısa bir süre sonra gırtlakta suyun solunum yollarına ve akciğerlere girmesini engelleyen bir kasılma gerçekleşir. Ancak kişi duyularını yitirdiğinde gırtlak gevşer mideye ve akciğerlere yeniden su gider. Boğulan pek çok kişinin (yaklaşık yüzde 10-15) akciğerlerde fazla su olmadan oksijensiz kalarak ölmesi boğulmanın ilk evresinde gerçekleşir. Dolayısıyla yardıma koşanların akciğerlerdeki az miktardaki suyu çıkarmaya çalışarak zaman kaybetmeden yapay solunuma başlaması gerekir. Boğulma sonucunda solunum yetmezliğine yol açan mekanizmalar kazanın tatlı ya da tuzlu suda olmasına göre değişir.

Yapılması Gerekenler;

Boğulmalarda ilkyardımın temel amacı akciğerlere hava girmesini sağlamaktır; ilkyardıma mümkün olduğunca zaman geçirmeden başlanmalıdır. Kazazede sudan çıkarılır çıkanlmaz ağzında protez varsa alınmalı ve boğazındaki salgı-lar temizlenmeli başı iyice arkaya yatırılarak altçenesi iki elle kavranıp aşağıya ve geriye çekilmeli bu arada başparmaklar ağzı açık tutmalı ağızdan ağza yapay solunum uygulanmalı ve göğüs kafesine düzenli aralıklarla bastırarak kapalı kalp masajı yapılmalıdır.

Yapay solunum uygulamak için kazazedenin başı arkaya eğilir ensesinin altına bir el ya da katlanmış giysiler sokulur. Oteki el ise kazazedenin alnına işaret ve baş parmaklar bumu kapatacak biçimde yerleştirilir. Yardım eden kişi derin bir soluk aldıktan sonra dudaklarını kazazedenin dudaklarının üstüne yerleştirir ve soluğunu güçle verir. Kazazede çocuksa soluk verme fazla güçlü olmamalıdır. Soluk verdikten sonra kazazedenin soluk vermesine izin vermek amacıyla ağzı açık tutulur.

Bu işlem iki kez daha yinelendikten sonra göğüs kafesine bastırarak kalp masajına başlanır. Bunun için kazazedenin yanı başına diz çökerek bir el göğüs kemiğinin alt bölümüne öteki el ise bu elin sırtına yerleştirilir. Göğüs kemiğine omzun ve vücudun ağırlığı gelecek ve 30-40 kg’lik bir güç oluşturacak biçimde güçle bastırıldıktan sonra hızla bırakılır. İki soluk verdikten sonra göğse 15 bası uygulanır.

Ağızdan ağza solunumun mümkün olmadığı durumlarda Halger-Nielsen ya da Silvester yöntemine başvurulabilir.

Halger-Nielsen yöntemi kazazedeyi sırtüstü yatırmanın mümkün olmadığı zamanlarda yararlıdır. Yardım eden kişi avuçlarını kazazedenin kürek kemiklerinin hemen altına koyar; kazazede bu arada olanaklıysa ayakları başından daha alçakta ve kolları yüzünün altında birbirine kavuşmuş olarak yatınlır. Yardım eden kişi kollanyla kazazedenin sırtına bastırarak havanın dışarı çıkmasını daha sonra kazazedenin dirseklerini tutarak kendisine ve yukanya doğru çekip göğsün genişlemesini ve akciğerlere hava girmesini sağlar. Daha sonra kollar özenle yere konur bası manevrası yinelenir. Bu manevra dakikada 12-15 kez yinelenmelidir.
Silvester yönteminde kazazede sırtüstü yatınlır; omuzlannın altına kalın bir şey konur. Yardım eden kazazedenin başucunda bacakları başın her iki yanında olacak biçimde oturur.

Kazazedenin kolları bileğin hemen üstünden sıkıca yakalandıktan sonra son kaburgaların düzeyinde göğsün üstüne doğru dirençle karşılaşana değin bükülür. Bu anda hava akciğerlerden çıkar. Daha sonra kollar başın üstünde dışa yukarıya ve geriye kaldınlarak göğsün genişlemesi ve havanın pasif yolla akciğerlere girmesi sağlanır kollar yavaşça göğse geri getirilir. Bu manevra dakikada 10-12 kez yinelenir.

2–KIRIKLAR

Kırık durumlarında en önemli kuralkırık bölgenin hareketsiz kalmasını sağlamaktır.
Kırık kemikdokusunun sürekliliğinin tümüyle bozulmasıdır. Kırıklar çoğu zaman şiddetli ve ani düşüşler araba kazaları gibi travmatik olaylar sonucu meydana gelir. Bir de travma olmaksızın ya da önemsiz bir olay sonucu ortaya çıkan kırıklar vardır. Bunlar kemiklerin gereği kadar dayanıklı olmamasından kaynaklanır. Raşitizm osteoporoz (kemik dokusunun yoğunluğunun azalması) osteomiyelit (kemik sert. dokusu ve iliği iltihabı) kemik veremi birincil ya da ikincil kemik tiimörleri gibi kemik yapısında zayıflamaya ya da erimeye yol açan hastalıklar bu tür kınklara yol açabilir.
Tek bir bölgeyle sınırlı kırık olguları bile tüm vücudu kapsayan bir tehlike yaratabilir. Bünyeye göre de değişebilen bu tehlikelerin en önemlileri yağ tıkaçları ya da aşırı kanamaya bağlı hipovolemik (dolaşımdaki kan hacminin azalmasına bağlı) şoktur.
Bu yüzden hastanın yalnızca kırık bölgesiyle değil genel durumuyla da ilgilenmek gerekir.

KIRIK TURLERI

Kapalı ve açık kırıklar arasında ayrım yapmak büyük önem taşır. Açık kırıkta deri ile derialtındaki yumuşak dokuların bütünlüğü bozulmuştur ve kırık hattı dış ortam ile ilişkidedir. Kemik dokusunun iltihaba karşı direnci daha düşük olduğundan açık kırıklarda kemik iltihabı tehlikesi çok yüksektir. Kapalı kırıkta ise kırığı kaplayan ve dış ortamdan ayıran dokuların bütünlüğü bozulmamıştır. Her iki kırık türünde de sinirlerde kan ve lenf damarlarında ve çevredeki yumuşak dokularda çeşitli derecelerde lezyonlar oluşabilir. Kırıklar her zaman kolay fark edilmez. Ama hastanın yanlış taşınması bazen çok ağır zararlar getirdiğinden tanıda hata payını en aza indirmek gerekir. Bir kınğı yok saymak ise yanlış tanımlamaktan daha tehlikelidir. Örneğin bir omur kırığı fark edilmez ya da kırık kuşkusu önemsenmezse hastanın dikkatsiz ve yanlış taşınması omurilikte hasara sonuçta da felce neden olabilir.
Tam kırıklarda belirtiler çoğu zaman dikkat çekicidir. Bunlar kırık bölgesinde ağrı ve acı şişlik anormal hareketlilik kemik gıcırtısı gibi ayırt edici sesler biçim bozukluğu ve işlev kaybı ya da zayıflığıdır.

Tanı:

Doğal olarak bir kırığın tanınmasındaki en temel unsur belirtilerin ortaya çıkmasına neden olan travmatik olay konusunda bilgidir.
Özellikle tam olmayan kırıklarda tanının kolay olmadığı durumlar vardır. Bunun nedeni belirtilerin zayıf ya da (ömeğin giysilerin altında) gizlenmiş olmasıdır. Bu kuşkulu durumlarda çok
dikkatli hareket etmek gerekir. Öncelikle zarar gördüğü sanılan bölgedeki giysiler dikkatle çıkarılmalıdır. İşlem hastaya zor geliyor ya da acı veriyorsa hemen durdurulmalı ve kınk varmış gibi hareket edilmelidir. Daha hafif olgularda ilkyardımı yapan kişi parmağını kınk olduğundan kuşkulandığı kemik üzerinde gezdirerek yerel bir acı olup olmadığına bakabilir. Parmak lezyon bölgesine ulaştığında acının artması kırık kuşkusunun doğrulanmasında önemli bir unsurdur.
Kırığın en sık rastlanan sonuçları şok iltihap (açık kırıklarda) ve yağ embolisidir. Kırık kemiğin iliğinden kana geçen yağ tıkaçları akciğere ulaşarak acı solunum zorluğu ateş kalp atışının artması ajitasyonla seyreden ve ölümcül olabilen bir tabloya yol açabilir.

Kırık Çeşitleri;

Kırığı tanımada genel ölçütler ve kırık karşısında davranışın temel kuralları önceki maddede açıklanmıştır. Bu maddede ise kırıklarda uygulanacak önlemler yer almaktadır.

KOL KIRIKLARI

Kol kırığı söz konusu olduğunda dirseğin altında kalan bölümü (önkol) göğüs üzerine kıvrıp bir eşarp ile bağlamak üst bölümü ise gövdeye doğru önden ve arkadan birer tahta parçası (ya da katlanarak sertleştirilmiş gazete dergi vb) arasına alarak sabitleştirip gövdeye bağlamak gerekir. Özellikle çocuklarda sık rastlanan dirsek kırıklarında koltukaltından parmaklara kadar kolun tümü tahta parçaları yardımıyla bulunduğu konumda sıkmadan sabitleştirilmelidir. Bilek ve önkol kırıklarını da kumaşa sarılmış sopalarla sıkmadan hemen sabitleştirmek elin ayasını aşağı doğru tutarak hastayı bir an önce hastaneye götürmek gerekir. Köprücük kemiği kırığında önkol gövdeye doğru kıvrılır ve boynun arkasından bağlanan üçgen biçimli bir bezle buraya tutturulur. Önkol ile göğsün arasına yumuşak bir madde konur. Kırık bulunan kol sağlıklı kolun koltukaltından bağlanan bir şeritle sabitleştirilir.

BACAK KIRIKLARI

Uyluk kemiği kırığı söz konusu olduğunda omuzdan ayaklara kadar uzanabilen ve yaklaşık 15 cm genişliğinde bir tahta parçası bulmak gerekir. Tahta parçası teması yumuşatmak amacıyla bir çarşaf örtti ya da benzeri bir kumaşla kaplanır. Daha sonra hastanın altına hasar görmüş tarafa yerleştirilip şeritlerle sıkmadan bağlanır; böylece tüm bacak kalça kemiği ve omurilik sabitleştirilir. Uygun bir tahta bulunamayan durumlarda hastanın bacakları arasına kıvrılmış bir çarşaf yerleştirilir. Kalçadan ayak bileklerine kadar iki bacak birbirine şeritlerle (kravat havlu vb) bağlanır. Dizkapağı kırığında bacağı kalçadan ayağa kadar olanak varsa kumaşa sanlmış bir tahta parçası ya da sert bir destekle sabitleştirmelidir. Dizden ayağa kadar olan bacak kırıklarında da bacağı kalçadan ayak ucuna uzanan iki tahta parçası arasında sabitleştirmek gerekir. Bu arada bir elle ayağın ucunu. öbürüyle de topuğu tutup yavaşça çekerek bacağı düzeltmek yararlı olur. Ayak kemiği ya da parmaklannda kınk olduğunda ayakkabı çıkarılmalı aşırı ağrı ya da başka bir nedenle çıkanlamıyorsa kesilmelidir. Daha sonra kalın kompresler uygulanır ve ayak sıkılmadan bağlanır.Böylece kırık görece hareketsiz hale getirildikten sonra hasta en yakın hastaneye götürülür.

YÜZ KEMİKLERINDEKİ KIRIKLAR

Yüzdeki kırıkların en yaygın nedeni trafik kazalarıdır. En çok çeşitli travmalar sonucu oluşabilen burun kırıklarına rastlanır. Çoğu kez burun kırığı fark edilmez. Özellikle çocuklarda travma sonrası uygun biçimde tedavi edilmeyen kırık bir burnun bozuk biçimde iyileşerek estetik sorunların yanı sıra hava geçişinde zorluklar yaratabileceği unutulmamalıdır. Böyle biçim bozukluklarının yetişkin yaşta cerrahi yolla onarılması güçtür.
Altçene kırığına özellikle trafik kazalarında ve sporcularda oldukça sık rastlanır. Bu kemikteki kırıklar oluşan biçim bozukluğundan ötürü kolay fark edilir. Ama bazen kemik uçlarındaki oynama çok hafif olduğundan kırık anlaşılamayabilir.Hastanın ağzını kapatamaması ve tükürüğün kanla kanşık olması altçene kınğının belirtilerindendir. Altçenenin tüm hareketleri acı verir. Çoğunlukla dişlerde de kınlma vardır.Bu durumda yapılacak ilkyardım çeneyi hafifçe kaldırarak ağzı üst ve alt dişler iç içe oturana değin kapatmaktır. Daha sonra çene iki şeritle başın üstünden ve enseden bağlanarak sabitleştirilir.Hastada kusma varsa bağı çözmek gerekecektir. Çene nazikçe desteklenerek kusma bitinceye değin baş bir yana çevrilir.

OMURGA KIRIKLARI

Omurga kırığı ilkyardımda en çok sorun oluşturan türdür. Yanlış bir hareket omurga içinden hareket sinirlerine ve duyulara giden sinir köklerini ya da omuriliği örseleyerek felce neden olabilir. Boyun omurlarındaki kırıklarla öteki omurga kırıklarını ayırt etmek gerekir. Boyun omurlarındaki kırıklarda hastayı hareketsiz tutmak çok önemlidir. Hastanın taşınması için en az 4 kişi gereklidir. Hastayı sedyeye ya da kumaş kaplı tahta bir levhaya (en az iki metre uzunluğunda olmalıdır) taşırken
bir kişi başı vücut doğrultusunda tutmalı biri omuzlan biri kalçaları öteki de bacakları tutarak kaldırmalıdır. Bu koşullar sağlanamıyorsa en iyisi cankurtaranı beklemektir. Olanak varsa hasta sedyeye koyulabilecek kadar kaldırılıp sık aralıklı şeritlerle bağlanır. Başın altına hiçbir şey koyulmamalı ama hastaneye gidene değin hareketsiz kalmasını sağlamak için kenarlarına sert ya da yarı sert nesneler (gazete katlanmış giysiler vb) yerleştirilmelidir. Sırt ve bel kınklarında da aynı önlemler alınmalıdır. Hasta bulunduğunda sırtüstü durumdaysa döndürmeden önce tahta levhayı uygulayarak omurgada oluşacak kıvnlmalar önlenmelidir. Bu dummda da doğm hareket etmek olanaksızsa en iyisi cankurtaranı beklemektir

3–ŞOK

Tıpta da akut dolaşım yetmezliğiyle ortaya çıkan çok ağır ve hayati ciddiyet belirten bir sendromu anlatır. Dolaşım yetmezliği kan basıncının düşmesine ve iç organlarla çevre dokulara giden kanın aniden azalmasına bağlı belirtilere yol açar.

BELİRTİLERİ

Şok durumunda tansiyon düşüldüğünün yanı sıra bilinç kaybına kadar varabilen bilinç bulanıklığı şiddetli solgunluk deride nemlilik nabızda hızlanma ve zayıflama solunum güçlüğü (hava açlığı) şiddetli susama idrarda azalma ve beyindeki dolaşım bozukluğuna bağlı olarak bunaltı huzursuzluk saldırganlık uyuklama gibi belirtiler görülebilir. Hastada bu belirtilerin hepsi bir arada bulunmayabilir; herhangi birinin tek başına bulunması da şok tablosuna işaret etmeyebilir. Sendromunun ortaya çıkma nedenlerine ve gelişme süreçlerine göre başlıca dört şok tipi ayırt edilebilir.
Kalp kökenli şok kalbin kasılması (sistol) sırasında pompalanan kan miktarının düşmesine bağlıdır. Kalp kasına zarar veren enfarktüs ya da iltihap (miyokardit) ve kalp karıncıklarının yetersiz dolmasına yol açan ritim bozuklukları ya da kalp dış zarında sıvı birikmesi gibi bir nedenle kalbin pompaladığı kan miktarının düşmesi sonucunda gelişir.
İkinci tip şok dolaşımdaki kan hacminin birden ve önemli ölçüde azalmasına bağlıdır. Bu tip şok kanamalarda yanık şiddetli ishal gibi durumlara bağlı organik sıvı kayıplarında ve travmalarda ortaya çıkar.Septik şok bakterilerin salgıladıkları endotoksinlerin etkisiyle dolaşım sisteminin zayıflamasına ve kan basıncının düşmesine bağlıdır.
Sinir sistemi kökenli (nörojen) şok ise gerek omurilik hastalıklarında görüldüğü gibi kan damarlarının çapını denetleyen sinirsel iletinin kesilmesi gerek şiddetli bir ağrı ya da güçlü bir duygu nedeniyle kalp atışlarının refleks olarak yavaşlaması sonucunda ortaya çıkabilir.

NEDENLERİ

Şok temelde dolaşımdaki kan miktarının azalmasıdır; dolayısıyla kan ya da plazma kaybına yol açan bütün durumlar şokla sonuçlanabilir. Bu tür durumların başında yaralardan kaynaklanan dış kanamalar ve tümör ya da ülser yakınındaki bir kan damanmn aşınmasıyla ortaya çıkan iç kanamalar gelir. İkinci sırada yanıklar önemlidir; yanık alanındaki küçük damarlardan bol miktarda plazma sızar. Bağırsak tıkanmalarıda yanıklara benzer; bu durumda plazma tıkanma noktasmda bağırsak duvarından sızar. Şiddetli ishalde ya da uzun süreli kusmanın yol açtığı aşırı su ve tuz kaybı en sık görülen öteki şok ne denlerindendir. Sıvı bölümü azalan kan koyulaşır böylece dolaşımdaki kan miktarı da azalır.
Kan besleyici maddelerin ve özellikle oksijenin dokulara ulaşmasını sağlar. Yaşamsal nitelikteki bu işlevin bozulması organizma açısmdan çok büyük sorunlar yaratır. İlk ve en önemli sorun atardamarlardaki kan basıncınm bazen çok şiddetle düşmesidir. Tansiyon düşmesiyle birlikte dokulara kan akışı da tehlikeli ölçüde azalır; hücrelere yeterli oksijen gitmediğinden hastalık belirtileri ortaya çıkar. Şok belirtileri zamanla bütün vücuda yayılır ve oksijen azlığına çok duyarlı olan sinir sistemi bu durumdan öncelikle etkilenir. Deri damarlarındaki kan miktarı çok azaldığından hasta çok solgun görünür. Ayrıca solunumu sıldaşır; bunun nedeni kana olabildiğince fazla miktarda oksijen sağlamaktır.
Hasta çevresiyle ilişkisinin kopmasına yol açan bir uyuşukluk içine girer. Bununla birlikte genellikle huzursuzdur ve bunaltı eğilimi gösterir.
Nabız çok hızlı ve zayıftır çünkü vücut şokla karşılaştığmda edilgen kalmaz. Çeşitli savunma mekanizmaları hemen harekete geçer. Bunların en önemlisi böbreküstü bezlerinden adrenaun ve noradrenalin adlı hormonların salgılanmasıdır. Noradrenalin dokularda sempatik sinir lifleriııin uçlanndan da
salgılanır. Adrenalin daha çok kalp üzerinde etkilidir; kalp atışlannı hızlandınr. Noradrenalin ise vücudun bütün küçük atardamarlarını daraltır. Bu düzenleyici süreçlerin yararı açıktır: Ritmi hızlanan kalp dolaşıma daha fazla kan verir. Kasılarak daralan atardamarlar dolaşımda bulunan az miktarda kana uyum sağlayacak duruma gelir. Bu uyumun sağlanamaması kanın çok geniş bir damar yatağmda dağılarak çevrede göllenmesine ve hastanıiı ölümüne yol açar. Söz konusu iki savunma süreci birlikte kamn damarlarda normalden daha hızlı dolaşmasmı sağlar. Böylece dokulara en azından yaşamı sürdürecek düzeyde oksijen ulaşır. Kan ya da plazma kaybı bu süreçlerle karşılanamayacak kadar şiddetliyse beyne giden oksijenin yetersiz kalması nedeniyle hasta bilincini yitirir. Oksijen eksikliğinden etkilenen çevrel küçük damarlar da gerginlilderini yitirerek genişler; kan çevrede özellikle karın organlarmda göllenir ve kalbe geri dönemez. Böylece hasta şokun geriye dönüşü olmayan evresine girer.

Yapılması Gerekenler;

Acil durumlarda olayın nedenleri bir yana bırakılarak öncelikle tablonun ağırlaşması önlenmeli ya da şok belirtileri henüz tam yerleşmemişse bunların ortaya çıkınası engellenmeye çalışılmalıdır.
İlk önlem hastayı yatırarak bacaklarının vücudundan yüksekte kalmasını sağlamaktır. Böylece kanınkalbe dönüşü kolaylaşır ve başta beyin dolaşımı olmak üzere kan dolaşım iyileşir. Dolaşıma yardımcı olmak için sıkı giysiler de gevşetilmelidir. Daha sonra hasta örtülerek sıcak tutulur. Anıa aşırı sıcak uygulanınamalıdır; aşırı sıcak derideki damarların daha da genişlemesine yol açarak dolaşım bozukluğunu ve tansiyon düşüklüğünü şiddetlendirir. Şok bir kanamaya bağlıysa kanama hemen denetim altına alınmalıdır. Ayrıca daha kapsamlı tedavi için beklerken hastanın olabildiğince fazla sıvı alması sağlanmalıdır. Hasta su içebiliyorsa. şekerli ya da tuzlu bir eriyik verilir. Tuzlu eriyik 1 litre suda bir kaşık sofra tuzu eritilerek hazırlanır.
__________________

4–YANIKLAR

Yanık vücudun bir bölgesindeki dokuların yüksek ısıdan zarar görmesidir. Hastanın yaşamını tehdit etmesinin yanı sıra oluşan nedbe dokusu estetik açıdan sorun yarattığından her zaman acil olarak tedavi edilmelidir.

NEDENLERİ

Yanık alev ya da sıvı katı ve buhar halindeki sıcak cisimlerin doğrudan etkisiyle oluşur. Bunların yanında elektrik çarpması ya da sülfürik asit gibi kimyasal maddelerle temas sonucunda da yanığa benzer lezyonlar oluşabilir. Dokunun gördüğü zarar ısının yüksekliği ve dokunun ısıya maruz kaldığı süre ile doğru orantılıdır. Dokunun 550C’lik ısı-ya 30 saniye süreyle maruz kalması sonucunda yalnız o bölgede kızarıklıkla (eritem) ortaya çıkan hafif düzeyde bir reaksiyon oluşur. Isının 650C’ye çıkması aynı sürede o bölgedeki derinin zedelenmesine yol açar. Yanık ne kadar derine inmişse ve ne kadar geniş bir yüzeye yayılmışsa o kadar ağırdır.

SINIFLANDIRMA
Yanıklar derecesine ve yaygınlığına göre sınıflandırılır. Yanık derecesinin artması o bölgedeki doku hasarının arttığını gösterir.
-Birinci derece yanıklar: Yanık bölgesinde deride kızanklık (eritem) dışında bulgu yoktur.
-İkinci derece yanıklar: Bölgesel kızarıklığa ek olarak derinin yüzeysel katmanlan ve küçük kan damarlarının zarar görmesi sonucu içi berrak sıvı dolu kesecekler (bül) oluşur.
-Üçüncü derece yanık>ar: Yanık bölgesindeki deride doku ölümü de (nekroz) vardır; derinin bütün katmanlarının yanı sıra bazen derinin altındaki dokular da zedelenmiştir.
-Yanık bölgesinde kömürleşme varsa ve yağ dokusu kas ya da kemik gibi derindeki yapılar da etkilenmişse dördüncü derece yanıktan söz edilir.
Yanıkların Değerlendirilmesi;
Yanıkların değerlendirilmesinde ele alınan bir ölçüt de vücudun yanıktan etkilenen yüzeyinin genişliğidir. Yaygınlık derecesi tüm vücut yüzeyine oranla yüzde olarak belirtilir. Bu amaçla vücuttaki çeşitli bölgeler kapladığı alanın büyüklüğüne göre derecelenmiştir. Örneğin kafa derisi tüm vücut yüzeyinin yaklaşık yüzde 9′luk bölümünü oluşturur. Kollann her birinin kapladığı alan tüm vücut yüzeyinin yüzde 9′u gövde-nin ön ve arka yüzeylerinin her biri yüzde 18 bacaklann her biri yüzde 18 ve cinsel organlann bulunduğu bölge yüzde 1 olarak kabul edilir.
Vücutta yanıktan etkilenen toplam alan erişkinde yüzde 20′nin çocukta yüzde 12-15′in altında kalırsa yamğın bölgesel olduğu kabul edilir. Bunun tersine yanıktan etkilenen yüzey bu olgulardan genişse geniş yanıktan söz edilir; bu yanıkiann bütün vücudu etkileyen değişikliklere neden olması beklenir. Çok geniş alana yayılan yanıklar aşın sıvı kaybına yol açar; bunun sonucunda akut böbrek yetmezliği gelişebilir ve hasta ölebilir.
Bölgesel yanıkların gidişi de yanığın dereeesiyle ilişkilidir: Birinci ve ikinci derece yanıklar genellikle çok kötü sonuçlanmaz ve herhangi bir nedbe dokusu oluşumuna yol açmadan birkaç gün içinde iyileşir.
Uçüncü derece yanıklarda ise ölü doku artıklarının uzaklaştınlması iki-üçhaftayı bulur; doku ölümü olan bölgede normal deriye benzer doku yerine nedbe dokusu oluşur. Derideki herhangi bir lezyonun iz bırakmadan iyileşmesi ya da zedelenen dokunun tıpatıp aynının oluşabilmesi için bu bölgedeki derinin en alt katmanının sağlam kalmış olması gerekir. Yoksa özgün dokunun yerine sadece açık kalan bölgeyi kapatmak için basit bağdoku yapısında bir örtücü katman oluşur. Nedbe dokusu adı verilen bu doku vücudun herhangi bir organında oluşabilir. Nedbe dokusu derininkilere benzemeyen özellikleri nedeniyle hem estetik bozukluk yaratır hem de esnekliği olmadığından çevresindeki deriyi çekerek bölgenin gerginleşmesine ve büzülmesine yol açar. Uçüncü derece yanıklarda görülen başka bir sorun da bu bölgedeki savunma öğelerinin yitirilmesine bağlı olarak bölgenin her türlü enfeksiyon etkenimne açık olmasıdır. Bu yüzden bu bölgenin enfeksiyonlardan iyi korunması gerekir. Yanık çok ileri derecede ve yaygınsa hastada ateş kilo kaybı iştahsızlık kansızlık hipoproteinemi (kan proteinlerinde düşüklük) böbrek işlevlerinin bozulmasına bağlı belirtiler bazen akciğer enfeksiyonlan ve septisemiden (mikrobun kana kanşması) şoka varabilen çeşitli belirtiler görülebilir.

İlk Alınacak Önlemler

Yanıkların mutlaka bu konuda uzmanlaşmış hastanelerde tedavi edilmesi gerekir. Bununla birlikte çoğu durumda yanıklı hastaya ilk girişim kazanın olduğu bölgede yapılmalıdır. Bu yüzden yanan hastaya yaklaşımda şu temel kurallara uyulmalıdır:
-Ilk iş olarak yanığa neden olan ısı kaynağı hemen uzaklaştınlmalı ve etkisiz hale getirilmelidir.
-Bu amaçla hastanın vücudunun üstündeki alev hemen bir battaniye ya da örtüyle söndürülmelidir.
-Hastanın üstündeki giysiler hemen soğutulmalı zararlı bir kimyasal maddeye bulaşmışsa çıkartılmalıdır. Hastanın giysileri dikkatle üstünden çıkanImalıdır. Bu işlem aceleyle ve dikkatsizce yapılırsa yanık bölgesine yapışmış olan giysilerin çıkanlması bölgenin daha fazla zarar görmesine yol açabilir. Özellikle vücuda değen ve alev olmadan da yanma özelliği olan plastik gibi maddelerin deriyi zedelemesini engellemek gerekir.

-Bulunduğu bölgeye zarar vermeyen giysileri çıkarmak gereksizdir; yanık bölgeleri sterll (mikroptan anndınlmış) gazlı bezlerle örtülmelidir.
-Bölgeyi dezenfekte etmemek ve bölgeye pomat sürmemek gerekir.
-Hasta bir an önce hastaneye götürülmelidir.
Ufak yanıklar evde de tedavi edilebilir. ‘ıbölgesine herhangi bir pomat sürülmemelidir. Aynca bölgede içi berrak sıvı dolu olan keseciklerin oluşumuna neden olan yanıklarda enfeksiyon gelişmesini engellemek için bu kesecikler patlatılmamalıdır. Yapılacak tek şey bu bölgenin mikroplardan arındırıcı maddelerle yıkanması ve sargı bezleriyle bölgenin gevşekçe sarılmasıdır. (Ağır yanıklarda bölge dezenfekte edilmez.)
Böyle bir önlem bakteri kökenli bir enfeksiyonun oluşmasını engellerse de bütün önlemlere karşın gene de enfeksiyon oluşabilir.
Yanıkların değerlendirilmesinde dikkatli davranmak gerekir; yalnızca kızanklık oluşumuna neden olsa da yaygın yanıklarda mutlaka bir hekime başvurulmalıdır

5–YARALANMALAR

Yaralanmalarda öncelikle:
-Dezenfektan (mikrop öldürücü) maddenin yaranın içine girmesi engellenmelidir.
-Toz ya da pomat gibi maddeler kullanılmamalıdır.
-Kullanılan sargı fazla sıkılmamalıdır.
Yaralanma terimi demin bazen derialtının hatta daha derindeki dokuların bütünlüğünün bozulması için kullanılır.

Yaralanmalar basitçe şöyle sınıflandırılabilir:

a)Basit yaralanmalar: Şiddetli kanamalara neden olmayan yaşamsal önemi olan organlrın zedelenmediği ve fazla yaygın olmayan yaralanmalardır.
b)Ağır yaralanmalar: Yara derindeki dokuları da içine alıyorsa ve bölgedeki yapıların bütünlüğü bozulmuşsa; genişçe bir alana yayılmışsa ve aynı bölgede birden çok yara varsa; şiddetli kanamalara neden oluyorsa; derindeki yapılar açığa çıkmışsa ya da yara bölgesinde yabancı cisimler kalmışsa ağır yaralanmadan söz edilir. Ağır yaralarımalara yaklaşım ve tedavi yöntemleri ile şiddetli kanamaların tedavisi farklıdır. Bu maddede yalnız küçük yaralanmalar ele alınacaktır.
Yapılması Gerekenler;
Dikkatsizlik acelecilik ve yorgunluk gibi nedenlerle yalnızca çocuklar değil erişkinler de evde ve evin dışında küçük kazalara uğrayabilmektedir. Bir bıçak ya da kırık bir cam parçasıyla yaralanma sonucunda oluşan ve çok kanamaya neden olan bir kesik duvar ya da demir. törpüsü gibi pürtüklü bir yüzeye sürtünme sonucunda ortaya çıkan bir sıyrık ya da çekiç ve çivi kullanırken ortaya çıkan yaralanmalar karşısında ne yapılmalıdır’? Böyle bir durumda her şeyden önce sakin olmak tartışmaya girmeden yaralanan kişiyi bir an önce aydınlık bir yere oturtmak gerekir.
Bundan sonra acil girişimde bulunacak kişinin aşağıdaki temel noktaları göz önüne alması gerekir:

1)Girişimi yapacak kişi ellerini su. ve sabunla iyice yıkamalı ve temiz bir havluyla kuruladıktan sonra alkolden geçirerek havada kurutmalıdır.
2)Yara kollardaysa yaralının parmaklanndaki yüzükler ve kollaıındaki bilezikler çıkarılmalıdır. Böylece yaralanma bölgesinde ödem oluşursa bölgedeki kan dolaşımı engellenmemiş olur.
3)Yaranın çevresindeki bölge saf suyla (gerekirse su ve sabunla) yıkan-malı yara bölgesine dokunulmamalıdır.
4)Yaranın çevresi dezenfektan (mikrop öldürücü) maddeye batınlmış bir parça pamukla silinmelidir.
5)Yaranın çevresi silinirken dezenfektan maddenin doğrudan yaraya değmemesine dikkat edilmelidir. Dezenfektan madde derinin bütünlüğünün bozulduğu yara bölgesindeki hücrelere zarar verebilir.
6)Yaranın üstüne pomat ya da toz ve pudra halindeki ilaçlar sürülmemelidir.
7)Yara bölgesini steril gazlı bezlerle koruyun.
8)Bölgeyi bir sargı bezi ile çok sıkmadan yaranın her yanını hafifçe ve aynı ölçüde saracak biçimde sann. (Sargı bezinin tek işlevi yara bölgesine sürülen ilacın yerinde kalmasını sağlamaktır.)
9)Yara bölgesinde yabancı cisim (örneğin cam parçaları) varsa sargı yapılmamalı bölgeyi korumak için üzerine bol miktarda birkaç kez katlanmış steril gazlı bez ya da temiz mendil konmalıdır. Bu sırada yaraya baskı uygulamanın yabancı cisimlerin daha da derine gitmesine yol açabileceği unutulmamalıdır.
10)Yara bölgesinde yabancı cisim varsa ya da yara paslı ya da kirli bir cisimle oluştııysa kazazede mutlaka bir ilkyardım merkezine ulaştınlmalıdır.

Küçük Yaraların Bakımı

Evde ya da işyerinde oluşan küçük yaralarda yara bölgesi uygun bir yöntemle temizlenu1kten sonra steril gazlı bezle kapatılıp sanlmalıdır.
Aşağıdaki iki temel kural unutulmamalıdır:
-Kullanılan steril gazlı bezler kuru olmalı; yara bölgesinin yumuşamasını önlemek için yaranın çevresi yıkanıp temizlendikten sonra iyice kurulanmalıdır.
-Bölgeye uygulanan sargı ya da flasterin kirlenmedikçe ya da ıslanmadıkça değiştirilmesine gerek yoktur. Gerektiği gibi yapılan sargı günlerce yara bölgesinde kalabilir.

Sargı Türleri;

Gazlı bez sargısı: Sargı için her boyda gazlı bez piyasada buluqmaktadır; bunlar yaranın tümüyle örtülerek sarılması-nı sağlar. Ne var ki gazlt bezlerin steril olmadığı ve doğrudan yaraya değmesinin sakıncalı olduğu unutulmamalıdır.
Steril sargılar: Piyasada mikroplardan anndırtldıktan sonra paketlenmiş sargılar bulunmaktadır.
Uçgen sargılar: Çeşitli boyutlardaki üçgen sargılar dayanıklı malzemeden yapılmıştır. Bir yandan yara bölgesinin hareketsiz tutulmasını öte yandan sargı bezlerinin yaranın üstünde kalmasını sağlar.
Esnek rulo sargılar: Genellikle bir özelliği olmayan basit sargılar da sıklıkla yaranın üstüne yerleştirilen steril gazlı bezleri yerinde tutmak için kullamlır. Farklı boyutlarda pek çok türü vardır.
Flasterler (yara bandı): Piyasada birçok farklı biçim ve boyutta flaster bulunur. Derin yaralarda birbirinden uzakla
şan yara kenarlarını bir araya getirmek için kullamlır. Plastik ve yapışkan içeren bölüm yaranın çevresindeki sağlam deriye yapıştınlır; flasterin ortasındaki steril gazlı bez içeren bölüm ise yaranın üstünü tümüyle örler.

Sargının Olmadığı Durumlarda;

Yara bakımı için gerekli malzemenin olmadığı durumlarda kanamayı saptayabilmek için açık renkli sargı malzemesi kullanılması önerilir. Steril gazlı bezleri yerinde tutmak için mendil kravat havlu ve hatta kadın çorabı bile kullanılır

6–ZEHİRLENMELER

Vücuda alındığında ya da temas ettiğinde dokulann işlevlerini bozan maddelere zehir ortaya çıkan bozulduğa zehirlenme denir. Zehirler basit örseleyici maddeler doğrudan değdikleri dokulara zarar veren yakıcı maddeler çırpınmalara yol açan maddeler sayıklama ya da komaya neden olan maddeler kalbIn işlevini bozan maddeler ve alyuvarları etkileyen maddeler olarak sınıflandırılabilir. Zehirler ağız yoluyla sindirim sistemine solunum yoluyla akciğerlere alıntr. Aynca birçok zehirli madde deriden emilerek vücuda girer. Bazı hayvanların ısırığı ve sokması da zehirlenmelere yol açar. Çamaşır sulanndan boyalara böcek öldürücülerden ilaçlara kadar zehirleyici özelliği olan birçok madde günlük yaşantıda yaygın biçimde kullanıldığından özellikle çocuklar için büyük tehlike oluşturur. Bu maddeleri çocuklardan uzak tutmaya yönelik etkili önlemler alınmalıdır.

Yapılması Gerekenler

Akut zehirlenmede ilkyardım için öncelikle yaşamsal işlevleri değerlendirmek gerekir. Karaciğer ve böbrek gibi bazı yaşamsal organlann işlevlerini düzeltme işi sonraya bırakılabilir. Ama koma ve havale gibi merkez sinir sistemini; tansiyon düşmesi şok kalp ntmindeki düzensizlikler ve kalp durması gibi dolaşım sistemini; solunum yetmezliği ve solunum durması gibi solunum sistemini ilgilendiren belirtilere öncelik verilmelidir. Zehirli maddenin bilinmesi hastaya uygulanacak ilkyardım ve tedavide büyük önem taşır. Bu nedenle zehirlenen kişinin yanında bulunanlann hastanın durumunu aynntılı biçimde öğrenmesi zehnin ne zaman ne miktarda ve hangi yolla alındığını belirlemesi bu bilgileri hekime iletmesi son derece yararlıdır.

Zehirli Maddenin Vücuttan Atılışı

Zehirli gazlann solunmasına bağlı zehirlenmelerde hastayı bulunduğu kapalı ortamdan uzaklaştırıp açık havaya çıkarmak gerekir. Bu yapılamıyorsa camlar açılarak içeriye temiz havanın girmesi sağlanmalıdır. Ortamda yanıcı gaz bulunması durumunda en küçük bir kıvılcım oluşumunu engellemek elektrik düğmelerini açmamak gerekir.
Ağız yoluyla zehirlenme durumunda kusturma ya da midenin yıkanmasıyla mide boşaltılır. Midenin boşaltılması genellikle zehirli maddenin alımından dört saat sonrasına kadar etkilidir. Bağırsak hareketlerini yavaşlatan
maddelerle ortaya çıkan zehirlenmelerde koma ve şok durumlarında 12 saat sonra bile midenin boşaltılması etkili olabilir. Kusturmanın tehlikeli olduğu durumlar da vardır. Tuzruhu (hidroklorlk asit) ve kezzap (nitrik asit) gibi asitler çamaşır suyu (sodyum hidroksit) ve amonyak gibi alkaliler yakıcı zehirlerdir. Kusmayla bu maddeler yemek borusuna boğaza ve ağza daha çok zarar verecektir. Bilinç bulanıklığı ve kaybı olduğunda ya da soluk boru suna kaçtığında boğulmaya yol açabilecek köpüren sıvılar alındığında hastayı kusturmamak gerekir.

Hastanın kusturulması olanaksızsa ya da tehlikeliyse mide yıkaması yapılır. Ama yakıcı zehirlerde bu yöntem gene uygulanmamalıdır. Emilimi yavaş olan zehirlerde ya da hastaya 10-12 saat sonra müdahale edilebildiğinde sodyum sülfat ya da magnezyum sülfat gibi güçlü bir müshil yararlı olabilir. Böcek ilacı naftalin fosfor ve yağda eriyen maddelerin alınması durumunda ise bağırsaklardan emilimi kolaylaştıracağı için müshil verilmez.

Ağız yoluyla zehirlenmede sorumlu maddenin niteliği bilinmese de aktif karbon gibi emici özelliği olan ilaçlar zehrin etkisini azaltabilir. Suda çözünen 50-100 mg aktif karbon midede önemli miktarda zehri emip bağırsağa geçmeden bağlayabilir. Sindirim kanalına giren maddelerin büyük bölümü bağırsaklarda emilir. Aktif karbon kusturucu bir maddeden önce ya da özgül bir panzehir ile birlikte verilmemelidir. Çünkü bu maddeleri de emebilir.

YAKICI MADDELERLE ZEHİRLENMELER

Evlerde en çok kullanılan yakıcı madde çamaşır süyu olarak bilinen yüzde 3-6lık hipoklorit çözeltisidir. Ayrıca tuzruhu (hidroklorik asit) gibi asitler ve çamaşır sodası gibi güçlü alkaliler de evlerde kullanılan yakıcı maddeler arasında yer alır. Çocuklarda hipokloritin öldürücü dozu 15-30 mldir.

Bu ürünlerin içilmesi ağız ve üst sindirim yollan mukozasında örselenmeye bağlı belirtilere yol açar. Ağrı kanlı olabilen kusma yutak ve gırtlak ödemi ortaya çıkar. Ağır olgularda yemek börusu ve mide delinebilir. Aynca aşırı tansiyon düşmesi bilinç bulanıklığı ve korna görülebilir. Güçlü asit ve baz buharlannın solunması örselenmeye bağlı boğulma öksürük ve akciğer ödemine yol açar. Deride örselenmeye bağlı bozukluklar ve değişik şiddette yanıklar oluşabilir.

Tedavi – Süt ya da mangnezyum sütü (rnagnezyum hidroksit) alüminyurn hidroksit ve nişastalı su gibi mukoza koruyucu maddeler verilerek örseleyici sıvının seyreltilmesi sağlanır. Mide yıkaması delinme olasılığı nedeniyle yapılmaz. Kusma yoksa ve yakıcı madde az miktarda alınmışsa çok dikkatli biçimde mide yıkanabilir. Kan plazma ve sıvı verilmesi ödemler için kortizon
darlık oluşmasını önlemek için yemek borusuna tüp sokulması gibi tedavi girişimleri uygulanır. Deri ve mukoza lezyonları bol su ve sodyum tiyosülfat çözeltisiyle yıkanır. Solunuma bağlı bronş kasılması aerosol biçiminde bronş genişleticilerle ve kortizonla tedavi edilir. Antibiyotik ve bikarbonat verilmemelidir.

DETERJANLAR

Evlerde en çok kullanılan anyonik iyonik olmayan ve katyonik tipleri vardır. Anyonik deterjanların yol açtığı belirtiler bulantı kusma ve ishalle birlikte hafif mide-bağırsak örselenmesidir. İyonik olmayan deterjanların hiçbir zehirli etkisi yoktur. Katyonik deterjanlar sindirim yolları için son derece örseleyicidir. Yutulmalarından sonraki dört saat içinde bile ölümcül olabilen ağır belirti-lere yol açabilirler. Bu tür zehirlenme bulantı kusma tansiyon düşmesi şokçırpınma nöbetleri ve komaya neden olabilir. Aynca deride örselenmeye bağlı alerjik tepkiler ortaya çıkabilir.

Tedavi – Sıvı ve bağlayıcı maddeler (magnezyum sütü alüminyum hidroksit nişastalı su) verilmelidir. İyonik olmayan deterjanların alınması durumunda ağızdan sıvı verilmesi yararlı olabilir ama herhangi bir tedavi gerekmez.

Katyonik deterjanlarla zehirlenınede acil önlemler solunum yollarının açık tutulması süt ya da aktif karbon verilmesi ağır olmayan durumlarda kusturma ve midenin yıkanmasıdır. Yemek borusu ve midede yara varsa kusma ve mide yıkaması zararlıdır.

Panzehir: Sabun emilmeyen katyonik deterjanlan etkisizleştirmeye yarayan önemli bir panzehirdir.

Genel önlemler: Solunum yolları açık tutulmalı yatıştıncı ilaçlarla havale önlenmeli tansiyon düşmesine karşı sıvı verilmelidir.

KOZMETİKLER

Kozmetiklerin ağızdan alınması özellikle çocuklarda sık rastlanan bir durumdur. Parfümlerin yutulması ağızda yanma titreme ve genel durum bozukluğuna yol açar. Alınan miktar 30 cc’yi aşmışsa kusturma ve midenin yıkanması gerekir. Daha düşük dozlarda ise alınan parfümü seyreltmek amacıyla ağız yoluyla sıvı verilir.
Oje ve aseton gibi eriticilerde de belirtiler aynıdır ve benzer bir tedavi uygulanır.

Tıraş losyonları deodoranlar saç tonikleri güneş yağı ve kremleri kolonyalar belirli miktarda etil alkol içerir. Bu maddelerin almması ağızda yanma kusma bazen de sarhoşluğa yol açar.

Tedavi – Parfümler için belirtilen tedavi uygulanır. Çocuklarda bu ürünlerin alınmasmdan sonra havale ve korna ile seyreden alkole bağlı kan şekeri düşmesi ortaya çıkabilir. Tedavi için damar yoluyla şekerli çözeltiler verilir.

Tütün
Akut tütün zehirlenmesi genellikle aşırı sigara içilrnesinden sonra ortaya çıkar ve sigaralarda yüzde S’e purolarda yüzde 2′ye kadar çıkan değişik yoğunluktaki nikotinden kaynaklanır.
Erişkin için öldürücü doz ağız yoluyla yaklaşık 15-20 gr tütündür. Bir çocuğun 1-2 gr tütün alması ölümcül olabilir. Tek bir izmarit yutmak genellikle zehirlenmeye yol açmaz.

Genellikle sigaraya bağlı olan akut tütün zehirlenmesi baş ağrısı çarpıntı soğuk terleme solgunluk tükuru k salgısının artması bulantı kusma ishal ve halsizlikle kendini belli eder. Doz yüksekse bitkinlik çırpınma nöbetleri solunum yavaşlaması kalp ritminde düzensizlik ve korna görülür. Beş dakika ile dört saat arasında değişen bir sürede
o yüksek nikotin dozlanna bağlı ölüm ortaya çıkabilir.
Tedavi – Zehirlenme solunum yoluyla gerçekleşmişse hasta açık havaya çıkanlır. Kalp ve dolaşımda nikotine bağlı etkiler izlenir. Ağız yoluyla zehirlenme durumunda:
1) Mide yıkanır.
2) Damar yoluyla sıvı verilir.
3) Kalp-dolaşım bozuklukları kontrol edilir.

GAZ VE BUHARLAR

Solunum yoluyla gerçekleşen zehirlenme durumunda hasta hemen açık havaya çıkarılmalı soğuktan korunmalı ve hareket edip yorulması önlenmelidir. Zehirlenmeyi ağırlaştıracak bir akciğer hasanna yol açmamak için hastanın yürütülmemesi gerekir. Solunum ileri derece güçleşmişse hemen yapay solunum uygulanmalıdır.
Zehirlenme deriden emilim yoluyla gerçekleşmişse hastanın zehirli madde bulaşmış giysileri çıkarılmalı vücudu hemen su ve sabunla yıkanmalıdır.

Gıda Zehirlenmeleri

Günümüzde gıda maddelerinin büyük bölümü az ya da çok işlemden geçirilerek satışa sunulmaktadır. Ambalajlı gıda maddelerinin sağlık kurallarına uygun biçimde üretilme ve üzerleri-ne son tüketim tarihlerinin yazılma zorunluluğu sayesinde insan sağlığı için sakınca yaratma olasılıklan en aza indirilmiştir. Ama besinlerin saklanmasında ve hazırlanmasında yapılan hatalar bazen zehirlenmeye neden olabilir. Aynca bazı besinler doğal hallerinde çeşitli zehirli maddeler içerir. Bunların yanlışlıkla ya da aşın miktarda yenmesi de zehirlenmelere yol açabilir.

BALIK ZEHİRLENMESİ

Türkiye tatlı sularında bulunan karabalık ya da otsazanı gibi adlar da verilen yeşilsazan ile turnabalığı gibi bazı balıklann yumurtalan kıısma ishal ve kann ağnsına yolo açar. Tropik bölge balıkları ise çok daha tehlikeli zehirlenmelere neden olabilir.

Sinir zehiri etkisi yapan zehirlenmeler özellikle tehlikelidir. Bu tür zehirleyici maddeler temel olarak sinir sistemini etkile5erek çeşitli bozukluklara yol açar. Örneğin Türkiye’nin güney kıyılarında da rastlanan balonbalığı Japonya’da fugu adıyla tanınır ve lezzetiyle olduğu kadar zehriyle de ünlü bir balıktır. Fugunun çok güçlü zehri özellikle karaciğer ve sindirim sisteminde yoğunlaşmıştır. Japonya’da bu balığı temizleyip pişirecek aşçılar özel olarak eğitilir. Fugu zehirlenmesinde balığı yedikten sonra yarım saat geçmeden dilde bir karıncalanma başlar. Birkaç saat sonra bunu solunum güçlüğü ve çırpınma nöbetleriyle birlikte genel durum bozukluğu izler.

İstiridye ve midye de bazen bu tip zehirlenmelere yol açabilir. İstiridyede mitilotoksin denen bir zehir bulunabilir.Bu zehir ısıyla parçalandığından istiridyenin pişirilmesiyle etkisini yitirir. Ama istiridye çiğ yendiğinde zehirlenme görülebilir.

BOTULİZM

Clostridium botulinum oksijensiz ortamlarda çoğalan bir bakteri türü dür. Urettiği zehir çok güçlüdür. Botulinus zehri (botulinus toksini) ya da botulin denen bu madde çok az miktarda bile sinirsel iletinin kas liflerine geçişini engelleyerek felçlere yol açar ve solunum kaslannın felci sonucunda ölüme neden olur. C. botulinum genellikle toprakta yaşar ve ısıya dayanıklı sporlar oluşturur. Konservelenecek taze yiyeceklere bulaşabilen bu sporlar özellikle evde hazırlanan uygun sıcaldık derecesinde ve yeterince uzun süre pişirilmeden kapatılmış konservelerde gelişmesini tamamlayarak bakteriye dönüşür. Kapalı kap içindeki oksijensiz ortamda çoğalan bakteriler botulinus zehrini salgılar. Sporlann tersine bu zehir ısı karşısında kolayca parçalanıp etkisini yitirir. Ama ısıtılmadan yenen bulaşmış konserveleri yiyen kişilerde botulizm denen zehirlenme ortaya çıkar. Zehirlenmenin ilk belirtileri olan mide bulantısı ve kusma genellikle zehirli yiyeceğin alınmasını izleyen altı saat içinde görülür. Zehirlenen kişi yorgunluktan baş ağrısı ve baş döıımesinden yakınır. Görüşü bulanıklaşır ve çift görme başlayabilir. Kaslardaki genel güçsüzlük solunum kaslannı da etkilediğinden hastanın yaşamı tehlikeye girer.

Solunum kaslan felcini atlatan hastalar genellilde iyileşir. Hemen tanı konabilirse zehri etkisiz duruma getiren panzehir verilerek hastamn yaşama şansı artınlır.

Mantar Zehirlenmeleri

Yanlışlıkla yenen zehirli mantarlar bazen ölümcül olabilen zehirlenmelere yol açar. Mantarların tür içinde bile ortaya çıkan büyük biçim çeşitliliği yüzünden zehirli-zehirsiz aynmı yapmak çok zordur. Zehirli mantarları ayırmak için kullanılan gümüş kaşığın kararması ekmek içinin ve yumurta akının değişikliğe uğraması gibi deneysel yöntemler ise bilimsel temellerden yoksundur.
Mantar zehirlenmeleri 4 ayn belirti grubu (sendrom) altında toplanabilir. Bunlar aşağıda sıralanmıştır.

Reçine sendromu – Kötü koşullarda saklanmış ya da iyice olgunlaşıp çürümeye yüz tutmuş Boletus satanas ve Boletus luridus türü mantarlardan kaynaklanır. Belirtiler 2-6 saat gibi kısa bir sürede ortaya çıkar. Mantardan açığa çıkan reçineli maddeler sindirim siste>1 minde zehirli etki yaratarak kusma ve ishale yol açar. Hastada su ve tuz kaybının ardından kanda azot artışı bacaklarda kramplar ve şok görülebilir.

Tedavi belirtilere yöneliktir ve sıvı-tuz dengesini düzeltmeye dayanır.

Muskarin sendromu – Clitocybe candicans ve benzeri mantarların yenmesiyle ortaya çıkar. Bu mantarlar parasempatik sinirlerim uyanlmasıyla ortaya çıkan maddeye benzer bir etki yapan muskarin adlı alkaloiti içerir. Zehrin alınmasından 1-2 saat sonra terleme sıcak basması kalp atım hızında yavaşlama (bradikardi) tükürük salgısında artma gözbebeklerinde küçtilme görme bozuklukları ve huzursuzluk görülür. Ağır olgularda bilinç bulanıklığı ve kaybı kalp durması ortaya çıkar. Bazen bulantı karın ağrısı ishal gibi mide-bağırsak belirtileri vardır. Belirtiler oldukça hızlı geriler. Tedavi için atropin ve adrenalin verilir.

Pantherin sendromu – Amanita pantherina ve Amanita muscaria gibi mantarlarda bulunan atropin benzeri bir alkaloitin etkisine bağlıdır. Bu zehir asetilkolini baskılayarak merkez ve çevrel sinir sistemlerini etkiler. Mantann yenmesinden kısa süre sonra (1-4 saat) ortaya çıkan başlıca belirtiler atropin zehirlenmesindeki gibi aşın uyanlabilme gözbebeği genişlemesi boğaz kuruması deri kuruluğudur. Varsanılar ve bilinç bulanıklığıyla birlikte şiddetli huzursuzluğun ardından hızla derin uyku ve depresyon ortaya çıkar. Kusma ve ishal görülebilir. Tedavi belirtilere yöneliktir. Hasta ender olarak 24 saat içinde komaya girer ve ölür.

Falloides sendromu – Amanita phalloidesin yenmesine bağlı olan bu zehirlenme çok ağırdır. Falloides sendromu üç zehrin etkisine bağlıdır: Falloidin falloin ve fallosidin. Zehirlerin öldürücü dozu vücut ağırlığının her kilogramı için 2 mgnin altındadır. Yavaş emilimleri nedeniyle belirtiler zehrin alınmasından 8-10 saat sonra ortaya çıkar. Ayrıca mantarda bulunan amanitin adlı maddenin de zehirleyici etkisi vardır. Bu madde ısıya ve sindirim enzimlerine dayanıklı bir peptittir. Karaciğer ve böbrek hücrelerinde protein yapımını engelleyerek etki gösterir. Kusma ve ishalin ardından belirtiler daha da ağırlaşır. Karaciğer büyümesi sarılık idrarda azalma merkez sinir sisteminde hasar alyuvar yıkımına bağlı kanamalar ve akciğer ödemi ortaya çıkar. Zehirlenme olgularının yansı ölümle sonuçlanır. Olüm genellikle 3-5 gün sonra dolaşım sisteminin yıkıma uğramasına ve böbrek yetmezliğine bağlıdır. İyileşme uzun sürer ve böbrek komplikasyonlan ortaya çıkabilir. Ozgül bir panzehiri bulunmadığından hemen mide yıkanır ve ardından belirtilere yönelik tedavi uygulanır. Psilocybe ve Stropharia cinsi mantarlar ise LSD’ye benzer varsanılara yol açan psilosin ve psilosibin adlı maddeler içerir.

7–Yabancı Cisim Kaçmasında İlkyardım

Bir yaranın içine saplanmış örneğin bıçak gibi yabancı cisimleri kesinlikle olduğu yerde bırakın. Cisim yarayı ve hasar gören damarları yalıtır. Cismi çıkarırken ağır kanamaya ve yeni yaralanmalara yol açabilirsiniz. Bu kural burun ya da kulağa sıkışmış yabancı cisimler için de geçerlidir.

Kesinlikle birtakım aletlerle yabancı cismi kendi başınıza çıkarmaya kalkışmayın: Aksi takdirde daha fazla yaralanmaya yol açabilirsiniz. Doktora gidin. Ancak çocuğunuz burnuna örneğin bakliyat soktuysa bunu hemen çıkarmanız gerekir çünkü parçalar şişip genişleyebilir. Ciddi öksürük ve yutkunma sorununa yol açan yanlışlıkla yutulmuş yabancı cisimleri ve göze kaçan yabancı cisimleri kendi başınıza çıkarmaya çalışabilirsiniz. Aşağıda sıralanan acil müdahale önlemleri işe yaramazsa çocuğunuzu olabildiğince ivedi bir şekilde doktora ulaştırmahsınız. işitme kanalına kaçmış yabancı cisimleri sadece doktor çıkarabilir.

Sık görülen belirtileri:

1- Çocuk yabancı cisim yuttuysa:
– Aniden başlayan şiddetli öksürük ve ıslığa benzeyen solunum sesi
–Yutkunurken zorlanma
–Yüzün morarması

2- Çocuğun gözüne yabancı cisim kaçtıysa:
–Gözlerden yaş akması
–Gözün kızarması
–Gözkapağının sürekli ve hızla açılıp kapanması

3- Çocuğun burnuna yabancı cisim kaçtıysa:
–Sadece ağızdan nefes alma
–Genizden konuşma

4- Çocuğun kulağına yabancı cisim kaçtıysa:
İşitme sorunları

İlkyardım Önlemleri:
Çocuk yuttuğu bir yabancı cisimden dolayı nefes nefese hava almaya uğraşıyor ve morarma belirtileri gösteriyorsa çocuğu üst bedeni aşağı gelecek şekilde dizinizin üstüne yatırın (aşağı sallandırmak). Şimdi elinizin iç kısmıyla kürek kemiklerinin arasına vurursanız arka arkaya öksürmeye başlayacaktır. Şiddetli öksürük kesildikten sonra çocuğun ağzındaki ya da gırtlağındaki yabancı cismi çıkarın. Bunun için çocuğu düz bir şekilde yere yatırın ve iki başparmağınızla çenesini aşağı doğru bastırarak ağzını açın. Daha sonra başparmaklarınızdan biriyle diş sıralarının arasındaki yanağa bastırın. Diğer elinizin parmaklarıyla olabildiğince derine giderek ağız ve gırtlak bölgesini araştırın ve yabancı cismi çıkarın. Bebeklerde bunun için bir iki parmağınızı kullanmanız yeter.

Alt taraftaki gözkapağının içine kaçtıysa gözdeki yabancı cisimleri kendi başınıza çıkarmayı deneyebilirsiniz. Bunu yaparken çocuktan yukarı bakmasını isteyin alt gözkapağım aşağı doğru çekin ve alt gözkapağının iç çeperini temiz nemli bir bezle dışarıdan içeriye yani burna doğru silin. Çocuğun gözünün içini suyla yıkamayın o zaman çocuk refleks olarak gözünü kapatacaktır. Tahta ya da plastik bir yerlere saplanmış ya da gözkapağının üst kısmına kaçmış yabancı cisimleri doktorun çıkarması gerekir.

Bazen çocuk kafasını kuvvetle sallayınca kulağa kaçan yabancı cisimler çıkabilir. Burundaki yabancı cisimleri çıkarmak için burun deliklerinden birini kapayıp çocuğun kuvvetlice sümkürmesini sağlamak bazen işe yarar.

Bu ilkyardım önlemleri işe yaramadıysa en kısa zamanda doktorla temasa geçmelisiniz!

8–Sıcak ve Soğuk Çarpmalarında İlk Yardım

Normal vücut ısısı 36 – 37 °C dir. Bu ısı karmaşık mekanizmalarla sabit tutulmaya çalışılır. Normalde vücudun ısı düzenleyici mekanizmaları iyi çalışır ve organizma (vücut) belirli ısı değişikliklerini oldukça iyi tolere edebilir.

Ancak organizma başa çıkabileceğinden fazla sıcağa maruz kalırsa hastalıklar oluşabilir : sıcak krampları sıcak bitkinliği ve sıcak çarpması gibi. Ya da tam tersi başa çıkabileceğinden düşük ısıya maruz kalırsa yine sorunlar ortaya çıkacaktır : kısmi veya tam donma gibi.

SICAK KRAMPLARI :

Aşırı egzersizden sonra genellikle bacak kaslarında görülen ağrılı kas spazmlarıdır.

İlkyardım:

* Kişi gölgelik ve/veya serin bir yere alınır

* Hasta yatırılarak (veya oturtulabilir de) kramp geçene kadar kasları dinlendirilir. Özellikle sporcuların tekrar antremana

başlayabilmeleri için en az 12 saat dinlenmeleri gerekir.

* Su (veya dengeli elektrolit solüsyonu; limonata ayran vb) içirilebilir. Sıcak krampında vücutta yeterli elektrolit vardır ancak kramp

nedeniyle dengeli dağılımı engellenmiştir o nedenle bol sıvı içmenin yanı sıra dinlenme çok önemlidir.

* Tedavi edilmezse sıcak bitkinliğine dönüşebilir.

SICAK BİTKİNLİĞİ (yorgunluğu; baygınlığı) :

En sık görülen sıcak acillerindendir. Aşırı terleme nedeniyle aşırı sıvı-elektrolit (su – tuz) kaybı ortaya çıkar. Bunun sonucunda ise aşağıdaki belirtiler görülür :

- Aşırı terleme sonucu cilt soğuk ve nemlidir

- Baş dönmesi bayılma hissi olabilir

- Nabız hızlı ve zayıftır

- Vücut ısısı artmıştır ancak 39°C üstüne çıkmaz.

İlkyardım:

* Kişi serin ve/veya gölgelik bir yere alınır fazla giysileri çıkartılır

* Bilinci yerindeyse (kendi içebilecek durumdaysa); su ayran gibi içecekler içirilir (1 litre kadar). ASLA ALKOLLÜ İÇKİ İÇİRİLMEZ !

* Durumu düzelmiyorsa veya daha kötüleşiyorsa hemen hastaneye götürülür.

* Tedavi edilmezse sıcak çarpması gelişir.

SICAK ÇARPMASI :

Vücut başa çıkabileceğinden çok fazla ısıya maruz kalmışsa vücut ısısı hızla doku hasarına yol açan düzeye yükselir ve ölümle sonuçlanabilir.

Sıcak çarpmasına yol açabilecek sebepler : kapalı-kötü havalanan-nemli ortamlarda aşırı fiziksel aktivite yapmak sıcak hava dalgaları esnasında havalandırma sistemleri bulunmayan veya havalandırılmayan binalarda yaşamak (özellikle yaşlılar bebekler kalp veya kronik hastalığı olan kişiler risk altındadır) sıcak yaz gününde çocukları kilitli arabada bırakmak aşırı sıcak ve nem ortamı yükselmiş havalarda dışarıda spor veya ağır iş yapmak.

Havadaki nem oranı % 70 in üzerine çıktığında ortam neme doyduğundan terleme olmayacağı için vücuttan ısı kaybı gerçekleşemez dolayısıyla vücut ısısı artar cilt ısıyı atamadığı için sıcak kuru ve kızarıktır.

Belirtileri :

- Vücut ısısı hızla yükselir 39° C üzerindedir

- Cilt kuru sıcak ve kızarıktır

- Kişinin çevreye olan ilgisi hızla azalır bilinç kaybı gelişir

- Nabız yavaşlar ve zayıftır( kan basıncı düşer )

İlkyardım:

* Vücut 39°C? ye kadar hızla soğutulur 39°C? den sonra yavaş soğutulur.

Hızlı soğutmada iki soğutma yöntemi bir arada kullanılır :

1- Vücut ıslak çarşafla sarılır veya normal musluk suyu ile ıslatılır

2- Varsa vantilatör açılır ya da kapı pencere açılarak cereyan sağlanır.

Yavaş soğutmada bu iki uygulamadan sadece biri kullanılır.

* Bilinci yerindeyse içecek bir şeyler verilir ( kesinlikle alkolsüz içecek olmalıdır) .

* Kişi hemen soğutma işlemine başlanarak hastaneye götürülmelidir aksi halde ölümle sonuçlanabilir.

ÖNEMLİ:

* Vücut ısısını düşürmek üzere vücuda doğrudan BUZ UYGULANMAZ !

Ya musluk suyuyla duş aldırılır ya da vücut musluk suyu ile silinir.

* Yarı yarıya sulandırılmış sirkeli su ile vücudun silinmesi özellikle çocuklarda ve yetişkinlerdeki ateş yükselmelerinde rahatlıkla kullanılabilecek soğutma yöntemidir.

SOĞUĞA MARUZ KALMA :

Vücudun bir kısmı veya tümü soğuğa maruz kalabilir. 0°C veya altındaki soğuk nem ve rüzgardan vücut etkilenir. Birkaç saat içinde soğuk yarası denilen yaralar oluşabilir. Soğuğun derecesi ve maruz kalınan süre yaranın şiddetini belirler.

Belirtiler:

- Organda hareket azalması uyuşukluk

- Şişme morarma ağrı

- Büller (yanıklarda görülen su toplanması) ve yaralar.

İlkyardım:

* Ilık uygulama yapılır organ ılık -soğuk arası su olan kaba daldırılır ve alıştıkça biraz daha sıcak su ilave edilerek yavaş yavaş ısıtılır. Ya da giysilerle örtülerle sarılarak ısınması sağlanır. ORGAN DOĞRUDAN SICAĞA TUTULMAZ !!! (Sıcak sobaya tutmak gibi)

* Büller patlatılmaz yaralar steril kuru pansumanla kapatılır.

DONMA :

Genel olarak vücudun tümüyle soğuğa maruz kalması sonucu oluşur. Dokular soğuğun etkisiyle yeterince kanlanamadığı dolayısıyla da beslenemediği için sorunlar ortaya çıkar. Soğuğun şiddeti maruz kalınan süre giysi ve beden direncine bağlı olarak değişik belirtiler görülebilir.

Belirtiler:

- Başlangıçta deride pürüzlenme kılların dikleşmesi karıncalanma ve sızlamalar

- Deride solukluk ve soğukluk

- His kaybı

- Aşırı bitkinlik uyuşukluk uyku hali uykunun derinleşmesi ve katılaşma olabilir

İlkyardım :

* Donmayı önlemek üzere şeker içeriği fazla sıcak şeyler yedirilir veya içirilir (çikolata pekmez çay çorba vs).

* Giysiler giydirilir veya üstü kalın örtülerle örtülür; ıslak giysileri kuru giysilerle değiştirilir.

* Kişi uyutulmaz mümkün olduğunca aktif ya da pasif hareket yaptırılır.

* Kişi ılık bir ortama alınarak ortam ısısı yavaş yavaş yükseltilir.

ASLA YAPILMAYACAKLAR :

* Donmuş kişi doğrudan sıcak ortama soba yanına alınmaz

* Karla ovulmaz istenirse hafif yüzeysel dairesel masaj yapılabilirse de önerilmez

* Uyutulmaz

* Alkollü içecek verilmez

İlk Yardımın Temel Kuralları

İlk Yardımın Temel Kuralları

Aniden ileri derecede hastalanan ya da yaralanan bir kişinin hastaneye ulaştırılıncaya ya da sağlık görevlileri hastaya ulaşıncaya kadar, hastanın hayatta kalmasını sağlamak ya da sorununun daha da ciddileşmesini önlemek amacıyla alınan önlemlerdir.

Kaş yaparken göz çıkartmayın ! Hastayı tedavi etmeye çalışmayın. Sizin yardımınız sorunun büyümesini önlemeye yönelik olmalıdır. Sorunu tam olarak anlamamış ve ne yapılacağını çok iyi bilmiyorsanız, bazen hiç bir şey yapmayıp sadece ambulans çağırmak daha doğru olabilir. Örneğin bacağı kırık bir yaralıyı taksi koltuğuna tıkıştırıp hastaneye götürmeye kalkışmak, kırık kemik uçlarının büyük atardamarı yırtıp yaralının iç kanamadan ölümüne neden olabilir. Böyle bir durumda, yaralıyı düştüğü yerden kaldırmadan, ambulans gelmesini beklemek daha doğru olacaktır.

Öğrenmeye zamanınız olmayabilir:
Düşünün! Tanrı korusun, canınızdan çok sevdiğiniz bir kişi yaralı, ambulans da trafiğe takılmış, gelmek bilmiyor. Birşeyler yapmazsanız, hayatı tehlikeye girecek. Ne yapacağınızı, nasıl yapacağınızı bilmiyorsunuz, kitap karıştırmaya, ne yapacağınızı öğrenmeye zamanınız olmayabilir. İlk yardım bilgilerini, gerekli olmadan önce, adınız gibi öğrenin. Örneğin kanamalarda ilk yardım kurallarını iyi biliyorsanız, atardamarı kesilmiş bir yaralıda sadece parmağınızı bastırarak – eğer doğru yere bastırıyorsanız- hayat kurtarıcı olabilirsiniz.

Sakin olun:
Panik, doğru kararı vermenizi engeller. Önce bir iki derin nefes alıp durumu kavramaya çalışın, sonra da ne yapacağınızı kararlaştırın.

Hastayı da sakinleştirin:
Hastanın paniği şikayetlerini arttırabilir. Ayrıca hareket etmeye çabalaması da sorunun artmasına neden olabilir. Omuzuna koyacağınız bir el, sakin bir sesle size güvenmesini ve ona yardımcı olacağını söylemeniz, rahatlamasına yol açar. Böylece size daha çok yardımcı olabilir.


Yaşam belirtilerini kontrol edin:
Hastaya yaklaştığınızda öncelikle solunum ve dolaşım gibi yaşam belirtilerini kontrol edin. Kalbi atmıyorsa kalp masajı, solunumu yoksa yapay solunum gereklidir. Kalp atışının kontrolu ve atmıyorsa yapılacaklar için Kalp Durursa, solunumun kontrolu ve durması halinde yapılacaklar için Solunum Durursa’yı tıklayın.

Hareket ettirmeyin:
Hastayı sakinleştirdikten sonra herhangi bir ağrısı olup olmadığını öğrenin. Yoğun ağrısı olan yeri hareket ettirmeden dikkatlice gözleyin, kanama ve şekil bozukluğu olup olmadığına bakın. Şekil bozukluğu varsa düzeltmeye çalışmayın, olduğu gibi sabitleyerek hareketsiz hale getirme yolları arayın..Boynunda şiddetli ağrı varsa başını hareketsiz hale getirmeye çalışın. Boyun omurlarındaki kırık tüm vücudun yaşam boyu felçli kalmasına neden olabilir. Ambulans gelinceye kadar yattığı yerde kalması daha doğru olabilir.

Yardım çağırın:
Siz hastayla ilgilenirken başkalarının profesyonel sağlık yardımı çağırmalarını sağlayın. Eğer yalnızsanız, hastayı güvenceye aldıktan sonra yardım çağırmaya gidin. Acil yardım ekiplerine Türkiye’nin her yerinde 112 numaralı telefondan ulaşılabilir. Aradığınızda, sakin bir şekilde, hastanın durumu ve bulunduğu yer hakkında ayrıntılı bilgi verin. Ambulans gelinceye kadar hastanın yanından ayrılmayın.

Bayılmalarda Uygulanacak İlkyardım Kuralları

1.Elbiseleri boyundan,göğüsten ve karından gevşetilir.

2.Hastanın beynine kan gitmesini sağlamak için düz bir yerde sırtüstü yatırılarak,ayakları yukarı kaldırılır ve sonrada şok pozisyonunda bekletilir. Kesinlikle başının altına yastık konmaz.

3.Hastaya uyarıcı kokular koklatılır. (Amonyak vb.)

4.Hastanın zorlanmaksızın kendine gelmesi beklenir.

5.Kendine geldiğinde su, çay gibi içecekler azar azar verilmelidir.

Etiketler:ilk yardım kuralları temel ilk yardım kuralları ilk yardımın temel kuralları ilk yardımın kuralları ilk yardım ve kuralları ilkyardımın 15 kuralı temel ilkyardım kuralları ilk yardım genel kuralları ilkyardımda on başarı kuralı ilk yardım temel kuralları ve ilk yardımın 10 başarı anahtarı temel ilk yardım kurallarıi ağza çamaşır suyu kaçması boğulmalarda kaç sunı solunum ilk yardımda beş p kuralı nedir çocuklarda akciğere cisim kaçtıysa kaç gün içinde belirtisi belli olur genize su kacması bogulma nefee tükürükten boğulan ilk yardım ilkyardım kuralları ilk yardım kurallar ı
Temel parçacık: Temel parçacıklar bilinen hiçbir alt yapısı olmayan parçacıklardır. Bu parçacıklar evreni oluşturan maddelerin temel yapıtaşıdır.
Temel Reis: Popeye veya Türkçe dublajda bilinen adıyla Temel Reis Elzie Crisler Segar'ın oluşturduğu dünyaca ünlü, ıspanak yiyerek güçlenen çizgi roman karakteridir.
Temel İçgüdü: Temel İçgüdü; (İngilizce orijinal adı: Basic Instinct) 1992 yılı ABD yapımı filmdir. Yönetmenliğini Paul Verhoeven yapmıştır.
Temel kuvvet: Fizikte Temel kuvvet, Temel güç veya Temel etkileşim parçacıkların birbirleri ile etkileşimlerinin işleyiş biçimidir.
Yardımcı Doçent: Yardımcı Doçent, üniversitelerde görev yapan, doktorasını tamamlamış araştırmacıların, bulundukları üniversitenin kendileri için YÖK'ten kadro isteyip bu kadronun açılması halinde atanacakları akademik derece.
Yardımcı Harry Potter karakterleri listesi: Aşağıdaki liste J. K. Rowling tarafından yazılan Harry Potter serisinin yardımcı karakterleri listesidir.
Yardımcı T hücresi: Yardımcı T hücresi, T hücreleri arasında en büyük gruptur. C4 yüzey molekülü taşırlar. Lenfokin salgılarlar IL-2, IL-3, IL-4, IL-5, IL-6, GM-CSF, IF-γ).
Yardımcı hakem (futbol): Futbolda yardımcı hakem, orta hakeme maçı kontrol etmede yardımcı olan hakemlerden biridir. Yan hakem olarak bilinen iki hakem taç çizgisi üzerinde, dördüncü hakem ise kenardan yardımda bulunmaktadır.
Yardımlı: Yardımlı (Azerice: Yardımlı ), Azerbaycan'da şehir. Yardımlı Rayonunun idarî merkezidir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir